elif69ankara

elif69ankara

Üye
06.04.2011
Uzman Onbaşı
2.663
Hakkında

#08.01.2014 13:07 0 0 0
#08.01.2014 12:28 0 0 0
  • [h=2]Akşam yemeğine kadar dayanamıyorsanız bunları deneyin.noimage

    Öğle yemeğinde akşam yemeğine kadar karnınız çok acıkıyorsa bu besinlerle açlığınızı bastırabilirsiniz. İşte ikindi kaçaklarını tatlıya bağlayacak seçenekler...

    Muz: İçerdiği triptofan isimli protein yapıtaşı ile iştahı bastırma özelliğine sahiptir. İkindi saatlerinde 1 adet muz yiyerek, yüksek kalorili ve kalitesiz yiyeceklerden kendinizi uzak tutabilirsiniz.

    Peynir: Peynir hem protein, hem kalsiyum, hem de triptofan içeriği ile iştahınızı kontrol altına almanızı sağlayacak bir besindir. İkindi saatlerinde peynirli bir salata veya peynirli bir sandviç, hem karnınızı tok tutar hem de sağlıklı ve yeterli beslenmenize katkıda bulunur.

    Fındık, Badem, Ceviz: Vücutta kan şekeri dengesinin sağlanmasında önemli rolü olan kromdan zengin bu kuruyemişler aynı zamanda yağ içerikleri nedeniyle de iştahınızın kontrolünü mümkün kılar. İkindi öğünlerinde10-15 fındık veya 2-3 tam ceviz ile ikindi saatlerini tatlıya bağlamış olursunuz.

    Meyve: Kuru meyveler gerek tüketim kolaylığı gerek yoğun tatlı tadı ile ikindi öğünlerinin vazgeçilmez misafirleridir. Ofis ortamının imkanları dahilinde taze meyveler de sağlıklı seçeneklerdir.

    Simit: Sokak simidi, üzerine serpiştirilen susamdan dolayı da, beslenme açısından kalite ve çeşitlilik sağlayan sağlıklı bir atıştırmadır.

    Kepekli bisküviler: Kepekli bisküviler kan şekerini ve iştahımızı dengeleyen pratik atıştırmalardır.

#08.01.2014 10:17 0 0 0
#08.01.2014 08:44 0 0 0
#07.01.2014 21:45 0 0 0
#07.01.2014 21:40 0 0 0
#07.01.2014 21:38 0 0 0
#07.01.2014 21:35 0 0 0
  • İLK OLMANIN TADINDA GİZLİDİR AŞK


    noimage



    noimageNasılsın diye sormamalı sevdiğin
    Anlamalı nasıl olduğunu
    Gözlerinden okumalı ...
    Herkesten önce ilk o görmeli
    Herkesten önce ilk o anlamalı seni

    noimageŞiir yazıyorsan
    Yazdıklarını en çok o beğenmeli, o sahiplenmeli
    Şarkı söylüyorsan ilk o duymalı
    Ne yapıyorsan yap, ilk o fark etmeli
    Bir yerin acıdığında ilk o dokunmalı acıyan yerine
    Gülümsediğinde, renkler bulmalı gülüşünde
    Ağladığında, yüreğiyle ve ilk o silmeli gözyaşını
    Yalnızlığında omzuna ilk o koymalı başını
    Başkalarına başlarını koyacağı yer bırakmamalı
    Hiç kimse sana onun baktığı gibi bakmamalı, bakamamalı
    Seni özlediğinde nasıl geliyorsa yanına
    Sen özlediğinde öyle gelmeli sananoimage
    Ortak olmalı, sevincine, yaptığına, yapamadığına
    Herkes gibi olmamalı kelimeleri
    Ve herkesten farklı duymalı seni
    Her gün seni oturtacağı yeni bir taht çizmeli hayalinde
    Her gün seni koymalı en yükseğe
    Bazen sormalı kendine
    "Bu gün o'nu dünden az mı düşündüm" diye
    Elbet başka sevdikleri de olmalı
    noimageKendisini de sevmeli
    Kendisini sevmeyen başkasını sevemez ki
    Ama sevgisi en çok sende çoğalmalı
    "Ve tüm bunların hepsi sende de olmalı!"
    Yani o ilk olmalı senin her şeyinde
    Ve sen ilk olmalısın onun her şeyinde
    Bak gör o zaman aşkın tadına doyum olur mu?
    Bak gör o zaman mutluluk kaybolur mu?
    noimagenoimage

    İHSAN TURHAN
    sunum elif69ankara
    noimagenoimagenoimage


#07.01.2014 21:30 0 0 0

  • noimage


    Yüreğinizin kapılarını açın..
    Vicdan kapıda bekliyor..
    Yüreğinizin kapılarını sonuna kadar açın. İçeri sabahın
    serinliği dolsun, kuş sesleri dolsun, sevgi ve umut
    dolsun.

    Açın artık yüreğinizin kapılarını. Hapsettiğiniz dışarı çıksın. Tanışın onunla. Tutun elinden, gezdirin. Hava alsın biraz... Yüreğinizin kapılarını hangi anahtarla mı açacaksınız? Cesaret anahtarını deneyin. O olmazsa dürüstlük anahtarı işe yarayabilir. O da olmazsa bir çekiçle kırın o kilidi. Eliniz değmişken kapıyı da kırın ki bir daha kapanmasın...

    noimage

#07.01.2014 10:39 0 0 0
  • Bebeğiniz artık büyüdü. Ek gıdalara geçme zamanı geldi çattı. Peki minik yavrunuz neyi, ne zaman yemeli?

    noimage


    Geçiş dönemini kolay atlatmak için nelere dikkat etmeli? Asla yapılmaması gerekenler neler? Tüm bu soruların yanıtını, Dr. Erdem Uzunoğlu'ndan aldık...
    Günler göz açıp kapayana kadar geçti, bebeğiniz 'büyüdü' bile. Yemek yerken sizi takip ediyor, hatta çatalınıza uzanmaya başlıyor. Siz de ona acıyor ve 'canı çekti' diyerek yediklerinizden vermek istiyorsunuz. Kendinizi frenleyin! Çok aceleci davranmayın. 0-6 ay arasındaki bebeklerin sadece anne sütü ile beslenmeleri gerektiğini unutmayın. Eğer aylık kilo alım hızı minimum değerlerin altına inerse, doktorunuzun da önerisi ile biberon mamasına başlayabilirsiniz. Aylık minimum değer, bilimsel olarak 0-3 ay arasında ayda en az 600 gram, 4-6 ay arasında ise ayda en az 400 gramdır. Bu değerlerin altına indiğinde bebekte başta idrar yolu enfeksiyonu olmak üzere bir hastalık yoksa, mama veya ek gıdaya başlanabiliyor.

    DEĞİŞİK TATLARI DÖRT AYDAN ÖNCE ÖĞRENMESİN!

    Pek çok anne-baba, özellikle büyükannelerin baskısıyla bebeklerine elma, armut, sebze suları yalatarak tatları 'öğretmeye' çalışıyor. Özellikle üç aydan sonra bebeklerin net görüş mesafesi uzuyor. Yemek yerken anne babasının elindeki çatalı takip ediyor, yemeği ağzına götürdüğünde yalanıyor. Bunun üzerine ebeveynler de 'canı çekti' diyerek yemek sularından bebeğe tattırıyor. Birkaç damla taze fasulye, bamya suyu ya da elmanın zararı yok ama bebek o lezzetli tatları hafızasına kaydediyor ve ileriki aylarda kendisine yapılan sebze püreleri (salçasız, tuzsuz ve yavan) ona lezzetsiz geliyor. Bu yüzden de kafasını çeviriyor, yemek istemiyor. Böylece anne-babalar bebeklerini kendi elleriyle iştahsızlaştırıyor.

    ANNE SÜTÜ YETMİYORSA...

    Dört aydan küçük bebeklere ek gıda vermek gerekirse, sadece biberon maması verilmeli. Çünkü dört aydan küçük bebeklerin bağırsak ve pankreasında ek gıdaları sindirecek enzimler henüz olgunlaşmıyor. Verdiğiniz zaman severek yese bile, bebeğiniz hangi ayda neyi yemesi gerektiğini bilmiyor. Şalgam suyu veya çiğ köfteyi ve hatta kolayı da sevebilir ama onun için doğruyu biliyorsunuz. Bunu uygulamak sizin elinizde...

    KRİTİK GEÇİŞ DÖNEMİ

    4-6 ayda ne verilmeli?
    İşte burada bazı kritik kararlar vermek gerekiyor. Aslında ilk verilebilecekler meyve suları... Ancak meyve sularının lezzetini alan bebekleri sebze püresine alıştırmak zor olabiliyor. Bu yüzden, bebeğinizi 4.5-5 ay aralığına kadar kaşık maması ile destekleyip, bu aralıkta sebze püresine başlayabilirsiniz. Sebze püresine alışır alışmaz meyveleri ekleyebilirsiniz. Bu sayede minikler hem sebzenin lezzetsiz, yavan olabilecek tadını daha kolay kabulleniyor hem de her şeye daha kolay alışıyor.

    Ne gibi zorluklarla karşılaşabilirsiniz?

    Dört aylık olana kadar bebekler kaşıkla ağızlarına verileni refleks olarak dilleri ile iterler. Bazı bebeklerde ise bu refleks dört aydan sonra da devam eder ve kaşıkla verileni ittiği için anneler de bebeğin o gıdayı sevmediğini düşünür. Oysa bu, bebeğin devam eden bir refleksi olabilir. Bu durumda bir süre daha (bebek biraz daha olgunlaşana kadar, mesela 7-10 gün) biberonla beslenmeye devam edilebilir. Bebeğin ağız tadının bizim beklediğimizden farklı olması da karşılaşılabilecek ikinci sorun. Yani bebeğinizin kabağı mı, havucu mu, bamyayı mı seveceğini önceden kim bilebilir? Dolayısıyla denemelerle bebeğinizin neyi daha çok sevdiğini yakalamanız mümkün. Peki ya çok severse o zaman hızla artıracak mıyız? Hayır! Az başlayıp yavaş yavaş arttırma kuralını uygulayacağız.

    DOKUZ AYLIKKEN EV YEMEĞİNE GEÇİŞ TEKNİĞİ

    Bebeğiniz 9-10 aylık olduktan sonra ev yemeklerinden vermeye başlayabilirsiniz. Bebeklerin bu aylarda annebabanın yediklerini yemeye hevesleri oluyor. Onun bu zaafından yararlanabilirsiniz. Ancak ev yemekleri, kültürden kültüre değişen tatlarda pişiriliyor. Örneğin Güneydoğu mutfağı ağır baharatlı ve yağlı yemeklere sahip. Elbette bebeğinize dokuz aylıkken çiğ köfte veya acılı patlıcan dolması veremezsiniz. Ancak yemekleri pişirirken baharat ve tuz katma anında 1-2 kepçe ayırarak bebeğiniz için onu pişirmeye devam eder, kendinizinkine tuz, yağ ve baharat ekleyebilirsiniz. Dış görünüşü ile sizin yemeğinizin aynısı olan bu yemeğe heveslendiğinde bu zaafını kullanarak ev yemeklerine alıştırabilirsiniz. Ev yemeğini, mesela kereviz veya pırasayı çiğneyemeyen bir bebek için çatalla ezme öneriliyor. Mümkün olduğu kadar rondodan geçirmeden, ezerek yemeye alıştırmaya çalışın.

    YAŞASIN BEBEĞİM BİR YAŞINDA

    Aslında bir yaşından sonra verilmemesi gerekenleri saymak daha kolay:
    Kafeinli içecekler, asitli içecekler, şeker ve çikolatalı abur cuburlar ile ciğer dışında hiçbir sakatat ve şarküteri ürünü verilmemeli. Bir yaşından sonra çatal-kaşık kullanma alıştırmaları yapılmalı. Ailenin diğer fertleriyle birlikte sofrada oturan çocuğun ayrı tabağı olmalı, neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmeli.
    Bu yaş grubunda yeterli enerji ve protein almaları için her besin grubundan dengeli almaları gerekiyor.
    Protein, yağ ve karbonhidrat ihtiyaçlarını karşılayan besin grupları beş ana başlığa ayrılıyor:
    Et, yumurta ve baklagiller: Protein, demir ve çinko kaynağı.
    Süt grubu: Süt, yoğurt, peynir; protein ve kalsiyum kaynağı.
    Tahıllar: Ekmek, makarna, bulgur, pilav, erişte, patates; kompleks karbonhidrat kaynağı.
    Sebze ve meyveler: Lif, posa, C vitamini ve fruktoz (bir meyve şekeri) kaynağı. Yağlar: Her tür bitkisel ve hayvansal yağ bu grupta yer alıyor. Karbonhidratlardan iki kat fazla enerji sağlıyorlar.
    İki yaşından önce vermeyin!
    ● Çiğ veya az pişmiş yumurta
    ● Çiğ yumurta ile yapılan gıdalar: Başta mayonez!
    ● Midye
    ● Taze peynir: Pastörize süt kullanılmadan yapılan peynirler Çiğ veya az pişmiş yumurta

    PRATİK ÖNERİLER

    ● İlk günlerde tek çeşit başlayın ki, bebeğinizin bağırsakları birkaç yeni gıda ile birden ilgilenmek zorunda kalmasın. Ayrıca birkaç çeşit birden başlanırsa ortaya çıkan yan etkilerin hangi gıdaya bağlı olduğunu ayırt edemezsiniz. Yani her 2-3 günde bir tek çeşit verin. İkinci çeşidi, ilkine alıştıktan sonra verin.
    ● İlk ek gıdaların miktarı çok az olup yavaş yavaş artırılıyor. Örnek: Sebze püresi birinci gün 1-2 tatlı kaşığı ile başlanır. İkinci gün 3-4 çorba kaşığı, üçüncü gün 7-8 çorba kaşığı, dördüncü gün yarım kase ve beşinci gün bir kase olarak giderek artırılır. Amaç, yine bağırsakları zorlamadan alıştırmak. (Bir kase yaklaşık 150 ml. olarak kabul edilebilir.)
    ● Ek gıdalara başlandığı sırada bebek zaten biberon mamasıyla besleniyorsa ek gıda miktarı artırılırken yavaş yavaş biberon maması miktarı da azaltılıyor. Örneğin birinci gün 1-2 tatlı kaşığı sebze aç karna yedirilip üzeri mama ile tamamlanır. İkinci gün sebze, daha fazla mama daha az.... Böylece 1 kaseye ulaşılır ve o öğünden biberon maması çıkarılır. Sebzeye devam edilirken aynı yöntem (tabii yaşı uygunsa) meyve, yoğurt vs. için de uygulanır.
    ● Ek besinleri kaşık veya suluk ile verin, biberon kullanmayın.
    ● İlk ek besinleri öğle öğününde ve aç karna deneyin. Tok bebek yeni gıdaları reddedebilir.
    ● Verilecek miktarı bebeğinize bırakın. "Bu aydaki bebek en az 250 ml. yemeli" şeklinde bir standart olamaz. (Yine de yaklaşık 150 ml. yeterlidir.)
    ● Bebek, almadığı besinler için zorlanmamalı, bir süre sonra tekrar denenmeli.
    ● Ek besinleri annenin yorgun olmadığı, keyifli olduğu, bebeğine yeni bir şeyler verme heyecanını duyduğu zaman vermek daha uygun. Çünkü bebekler annedeki endişeyi, gerginliği hissediyor. Gülümseyerek verilen gıdaları ise pek reddetmezler.

    Elif Ergün Tunçer


#07.01.2014 10:00 0 0 0
#07.01.2014 09:29 0 0 0
  • [h=2]Davranışları değiştiyse büyük bir sorunu olabilir.noimage

    Doç. Dr. Taner: "Hırçınlaşma, uyku bozukluğu, kabus görme, içe kapanma, kekemelik, bayılma ve altına kaka kaçırma gibi ruhsal ve fizyolojik değişimlerin, çocukların cinsel istismara uğradığının belirtisi".
    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yasemen Işık Taner, hırçınlaşma, uyku bozukluğu, kabus görme, içe kapanma, kekemelik, bayılma ve altınakaka kaçırma gibi ruhsal ve fizyolojik değişimlerin, çocukların cinsel istismara uğradığının belirtisi olabileceğine işaret ederek aileleri uyardı.
    Taner, bir erişkinin kendi cinsel istek ve arzularınıtatmin etmek üzere çocuğu kullanmasının cinselistismar olduğunu belirterek, çocukla cinsel içerikli konuşmanın bile istismara girdiğini söyledi. Çocukların istismarının sadece Türkiye'ye özgü birsorun olmadığını, bunun evrensel bir sorun olduğunu ifade eden Taner, özellikle çocuk ile kan bağı olan kişilerin yaptığı cinsel istismarın saklanmaya çalışıldığına işaret etti.

    [h=4]Hangi çocuklar risk altında? Her çocuk ve ergenin cinsel istismar riski altında olduğunu vurgulayan Taner, kız çocukların riskinin erkek çocuklara göre daha fazla olduğunu dile getirdi.
    Taner, erkek çocukların cinsel istismara uğrama oranının okul önceki dönemlerde kız çocuklarına yakın olduğunu ifade ederek, "Çok kalabalık ailelerden ve düşük sosyo-ekonomikdüzeyden gelen çocuklar, ihmal edilen çocuklar, ilgi gösterilmeyen ve uyarı verilmeyen çocuklar, zihinsel engelli, bedensel sakatlığı, hiperaktivitesi, öğrenme güçlüğü gibi sıkıntısı ve sorunu olan çocuklar daha fazla risk altında. Yine bazı ailesel özellikler, ailede alkol ve madde bağımlılığı olması, annenin depresyonunun olması, çok genç yaşta anne örneği, tek ebeveynli yaşamak gibi birçok etken de çocukları riskli hale getirebiliyor" dedi.

    [h=4]İstismarcı tanıdık Özellikle küçük çocukların cinsel istismarında, istismarcının çocuğun akrabası olmasa bile çocuğun tanıdığı biri olduğuna dikkati çeken Taner, "İstismarcı önce çocukla ilişki kurmaya çalışıyor. Çünkü çocukla ilişki kurduğu zaman, çocukla daha önce oyun oynadığı zaman ona birşeyler aldığı zaman kendi işi daha kolaylaşıyor. Bunu çocuk daha fazla oyun olarak algılıyor. Bunu yapmadığı takdirde genelde çocuğu tehdit ediyor, 'annene babana söylersen seni öldürürüm, aileni öldürürüm, bir daha anneni babanı göremezsin, kaçırırım' gibi" diye konuştu.

    [h=4]"Çocukların diğer insanlarla ilişkisine çok dikkat etmemiz gerekiyor "Taner, eğitim sistemimizin içerisinde cinsel eğitimin çok olmadığını, bu işin daha çok anne ve babalara kaldığına dikkati çekerek, cinsel kimlikle ilgili eğitime 2,5-3 yaşından tibaren başlanması gerektiğini söyledi. 2,5-3 yaşındaki bir çocuğun, kız ya da erkek olduğunu farketmeye başladığını ifade eden Taner, o yaşlardan itibaren çocukların kendi bedenini merak etmeye başladığını anlattı.
    Taner, şöyle devam etti: "Çok erken yaşlardan itibaren çocuğa kendi bedenini nasıl koruması gerektiğini öğretmemiz gerekiyor. Çocuğa özel organlarını, anne, baba ve bakan insanlardışında kimsenin ellemesinin, görmesinin doğru olmadığını mutlaka söylememiz gerekiyor. Çocukların diğer insanlarla ilişkisine çok dikkat etmemiz gerekiyor çünkü cinsel istismar uygulayan insanlar dışarıdan bakıldığında üçüncü gözle gezen insanlar değiller, dışarıdan bakmakla anlaşılabilecek birşey değil.
    Çocukla iyi bir anne-baba ebeveyn ilişkisi kurmak gerekiyor ki çocuk bu tür şeyler olduğu zaman bunu söyleyebilsin. Bu sadece anne baba için değil, öğretmen ile çocuğun da aynı şekilde ilişkisi olması gerekiyor. Ya da şu bile çocukları çok travmatize ediyor, ergen bir kuzen ya da ergen bir ağabey, biz ona 'istismar' demiyoruz, biz ona 'cinsel oyun', merakla denediği bir şey diyoruz. çocukların birbirleri ile çok yanlız bırakılmaması gerekiyor."

    [h=4]Çocuğunuz, yaşına uygun olamayan cinsel bilgilere sahipse dikkat Taner, çocuğun cinsel istismara uğradığına ilişkin tek bir belirti olmadığını dile getirerek, şu bilgileri verdi: "En önemli şey ani gelişen ruhsal ya da fizyolojik değişimler. Çocuğun birden bire çok hırçınlaşması, uykularının bozulması, kabuslar görmeye başlaması, birden bire çok hareketli ya da içe kapanık bir hal alması, iştahının bozulması, derslerinin bozulması, okula gidiyorsa arkadaş ilişkilerinin bozulması, altına çiş kaçırma, altına kaka kaçırma, kekemelik, tikler,psikolojik bayılmalar, vücudunda ağrılar gibi hemen hemen psikiyatride gördüğümüz her türlü belirti ile gelebilir cinsel istismar. Burada bizi uyarması gereken şey, özellikle küçük çocukta yaşına uygun olamayan cinsel bilgiler, cinsel oyunlar ve cinsel içerikli konuşmalar.
    Ne olabilir bu? Çocuğun birden bire hiç bilmediği cinsel kelimeleri anlamlı bir şekilde kullanması, mesela bir sürtünmekten ve bundan nasıl haz alındığından bahsedilmesi, çok ayrıntılı olarak bir cinsel ilişki taslağını oyununa, resmine yansıtması, cinsel organını mütemadiyen diğer çocuklara göstermesi olabilir. Bu alanda bir takım soruları, davranışları, deneyleri olabilir ama bunları her çocukta görmüyoruz. Tabii çocukların bir kısmında da bu korkuyla beraber çok açığa getirmeden saklama eğilimi de görüyoruz."

    [h=4]"İstismarcının öfke ve dürtü kontrolü yok"Türkiye'de istismarcıların çoğunun erkek olduğunu, kadın istismarcının hemen hemen hiç görülmediğini belirten Taner, "Çocuklara cinsel istismar yapan erkekler, öfke kontrolü olmayan, dürtü kontrolü olmayan, kişilik problemi olan, alkol ve madde kullanımına yatkın olan, şiddet eğilimine yatkın olan, aslında sorunu olan insanlar" dedi.
#07.01.2014 09:16 0 0 0
  • [h=2]Besleyici kış salatası...
    noimage

    [h=4]Malzemeler5 yaprak kıvırcık
    2 adet kırmızı biber
    1 adet yeşil biber,
    2 adet salatalık
    4 yaprak kırmızı lahana
    2 dilim avokado
    10 dal maydanoz,
    2 dilim ananas

    Sosu için:
    3 çorba kaşığı zeytinyağı
    3 çay kaşığı fesleğen
    1 diş sarmısak,
    çok az tuz

    Üzerine:
    3 dilim portakal
    Yarım çay kaşığı keten tohumu

    [h=4]8 Renk Salata YapılışıSalata malzemesini derin bir kasenin içine doğrayıp, karıştırın. Salatanıza damak zevkinize göre ekstra sebze ve meyve -örneğin kabak, soya filizi, yeşil elma- ekleyebilirsiniz. Sos malzemesini de karıştırıp, salatanın üzerine gezdirin. Daha sonra salatanızı yarım çay kaşığı keten tohumu ve iki-üç dilim portakaldilimiyle süsleyerek servis yapın.
#06.01.2014 13:23 0 0 0
#06.01.2014 13:12 0 0 0
  • Gribin nedeni soğuk değil, 'virüs' adı verilen gözle görülmeyen mikroorganizmalardır.










    noimage


    İç Hastalıkları Uzmanı M. Emin Dinççağ, 200'den fazla virüsün soğuk algınlığı veya grip adı verilen bu hastalığa neden olduğunu hatırlatarak, "Amerika'da gönüllüler arasında yapılan araştırmalarda bilinenin aksine soğuğun direk olarak hastalık ve infeksiyona duyarlılığı artırmadığı tespit edilmiştir. Kışın veya bazı mevsimlerde grip hastalığının salgınlar yapmasının sebebi ise, gribe neden olan virüslerin bazı sıcaklık ve nem derecelerinde daha kolay çoğalabilmeleri, yine hastalığın insandan insana kolaylıkla bulaşabilecek ortamların daha mümkün olduğundandır.
    Kapalı mekanlarda daha çok yaşadığımız, okul ve benzeri bulaşmanın daha kolay olabileceği yerlerde grip, soğuk algınlığı kolaylıkla yayılabilir. Çok çocuklu ailelerde, kadınların çocuklarla temasının fazla olduğundan sık görülür. Bulaşmış insanın, salgı ve sekresyonları ile kirlettiği eşyalarıyla grip bulaşır. Yine damlacık enfeksiyonu dediğimiz, öksürmek ve hapşırmak ile havada asılı kalan partikülleri teneffüs edenlere hastalık bulaşır" diye konuştu.

    Mutlaka doktora gidin

    Bazı mevsim ve iklim koşullarınin, virüsün daha çabuk çoğalmasına neden olduğunu ifade eden Dr.Dinççağ, "O mevsim koşullarında, hastalığın insandan insana yayılması kolaylaşıyor. Solunum yolu hastalıklarında, ağız ve burun yüzeyinde, insanın hastalıklara karşı direncini sağlayan pek çok vücut koruyucu madde salınır ve solunum sistemine giren hava ve havadaki mikroplar zararsız hale getirilir. Buna solunum yolları savunma sistemi adı verilir ve grip ve diğer mikrobik solunum sistemi hastalıklarında bu savunma sistemi yetersiz kalır ise hastalık ortaya çıkar. Son günlerde salgın yapan influenza virüsleri yanında rinovirüsler, parainfluenza virüsleri ateş, halsizlik, baş ağrısı, burun tıkanıklığı, iştahsızlık gibi iş ve güç kaybına yol açan belirtileri ortaya çıkarabilir. Grip sonrası, sinüzitin alevlenmesi, bronşitin artması gibi yan etkiler da ortaya çıkabilir. Onun için grip bile olsa hekime görünmek ve tıbbi yardım almak çağın ve medeni insanın yapması gereken davranış biçimidir" şeklinde konuştu.

    Antibiyotik çözüm değil

    Grip etkeninin virüs olduğu için antibiyotiklerin fayda etmeyeceğini ileri süren Dr. M. Emin Dinççağ, "Ancak grip sonrası bakteriyel bir enfeksiyon ortaya çıktı ise hekimler antibiyotik tedavisi verebilirler. Vücut direncinin düşük olduğu, yaşlı, kronik hastalığı olan, ileri derecede astımı, kalp yetmezliği, kronik böbrek hastalığı, ciddi şeker hastalığı, kanser tedavisi görenlerde ve çok küçük çocuklarda grip öldürücü olabilir. Bunun için mutlaka risk grubunun hekim kontrolünde olması gereklidir" ifadelerine yer verdi.


#06.01.2014 12:51 0 0 0
  • "Yaşadığınız her ne olursa olsun, sizler bu dünyaya yaradan tarafından bahşedilen eşsiz birer armağansınız"

    emeklerinize sağlık çok güzeldi..
#06.01.2014 10:21 0 0 0
#06.01.2014 10:10 0 0 0