Sağlık Bakanlığı'nın araştırması, 6 - 10 yaş grubundaki çocukların süt ve süt ürünlerini yeterince tüketmediğini ortaya koydu.
Sağlık Bakanlığı'nın araştırması, 6 - 10 yaş grubundaki çocukların süt ve süt ürünlerini yeterince tüketmediğini ortaya koydu.Sağlık Bakanlığı'nın yaptığı araştırma, Türkiye'de okul çocuklarının süt ve süt ürünlerini yeterince tüketmediğini ortaya koydu.
26 ilde 140 ilköğretim okulunda 1-4'üncü sınıflarda eğitim gören toplam 12 bin 301 çocuk üzerinde yapılan ve bu yaş grubundakilerin gelişim yönünden izlenmesi amacıyla yürütülen araştırmada, süt ve ürünlerinin tüketilmesini de içeren önemli bulgular yer aldı.
2011'de yayımlanan araştırmada, çocuklarda büyümenin bozulmasının çok nedenli bir sorun olduğu belirtilerek, besin ve besin ögelerinin yetersiz alımı, özellikle enerji ve protein gereksinimlerinin karşılanamamasının, büyümenin bozulmasının en temel nedenlerden biri olduğu vurgulandı.
Okul çağı çocuklarında, beslenmenin önemine işaret edilen çalışmada, en hızlı büyümenin kızlarda 10-12, erkeklerde ise 11-14 yaşlarında başladığı belirtildi.
Okula kahvaltı etmeden gidiyorlar
Raporda, çocukların yeterli ve dengeli beslenebilmesi için çocuk, aile, okul yönetimi ve öğretmenlerin beslenme konusunda bilinçli, eğitimli ve iş birliği içinde olmalarının önemine dikkat çekildi.
Sağlık Bakanlığı'nın araştırmasına göre çocukların büyük bölümünde, kahvaltı etmeden okula gitme alışkanlığı bulunuyor.
Zamanını uyku, dinlenme, oyun ve çalışma için uygun ayarlama alışkanlığı kazanamayan çocuklar, sabahları zamanında kalkıp kahvaltı edemiyor. Ailenin, özellikle de annenin kahvaltı alışkanlığı olmaması bu olumsuz durumu pekiştiriyor.
Araştırmaya göre çocukların yüzde 35.1'i okula her gün kahvaltı etmeden gidiyor.
Süt ve ürünleri yeterli tüketilmiyor
Okullarda beslenme uygulamaları için ülke politikası oluşturulması önerisinin dile getirildiği araştırmada, şu noktalara dikkat çekildi:
"Gelişmiş ülkelerde okul öğle yemeği, okul kahvaltısı, okul çocuklarına ücretsiz süt sağlanması gibi uygulamalarla çocukların yeterli ve dengeli beslenmelerine yardımcı olunmakta, sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmaya çalışılmaktadır.
Ülkemizde okul çağı çocuklarında günlük süt ve ürünleri, taze sebze ve meyve tüketimi yetersiz düzeydedir.
Genellikle okulda ve okul dışında tek başına kalan çocukta yanlış beslenme alışkanlıkları sıkça görülmektedir. Çocuğun ne miktarda ve hangi tür besinlere ihtiyaç duyduğunu bilmemesi, düzensiz besin alımı, yanlış besin seçimi, besinlerin hazırlanması, pişirilmesi ve saklanmasıyla ilgili hatalı uygulamalar, okullarda verilen ve yenilen besinlerin uygun olmayışı beslenme ve sağlık sorunlarına neden olmaktadır."
Okullardaki beslenme programları
Okullardaki beslenme uygulamalarının çocukların gelişimini desteklemeyi ve sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırmayı hedeflediği ifade edilen çalışmada, şu bulgulara yer verildi:"Okul beslenme programlarının yaygın olarak uygulandığı ülkelerde yapılan çalışmalarda, okul yemeklerinin dar gelirli aile çocukları başta olmak üzere, çocukların beslenme kalitelerini iyileştirdiği, besinlerde çeşitlilik sağladığı, özelikle süt ve süt ürünleri ile taze sebze ve meyve tüketimini artırdığı belirtilmektedir."
Araştırmanın bulguları
Sağlık Bakanlığı'nın araştırmasına göre okulların yüzde 62.1'inin kantininde süt, 75.9'unda ayran, 48.3'ünde aromalı süt, 12.1'inde ise yoğurt satılıyor.
Bu ürünlerin kentlerdeki okullarda satış oranı kırsala göre daha yüksek.
Kentlerdeki okulların kantininde süt satış oranı yüzde 70 iken bu oran kırsalda yüzde 44.4'e düşüyor.
Çalışmaya göre çocukların yüzde olarak 25.8'i her gün taze meyve, 31.1'i sebze, 14.9'u taze sıkılmış meyve suyu, 14.5'i ayran, 30'u süt, 51.7'si yoğurt, 35.9'u peynir tüketiyor.
Buna karşılık bu yaş grubundakilerin her gün yüzde 15.9'u meyve suyu, meyve suyu nektarı, yüzde 11.5'i şeker içeren gazlı/kolalı içecek, yüzde 3.6'sı diyet veya light gazlı/kolalı içecek, yüzde 25.4'ü şeker, şekerleme, bar, gofret, çikolata, yüzde 19'u cips, patlamış mısır alıyor.
Hamileliğinin ilk üç ayını geride bırakan kanser hastalarının, hamileliği sonlandırması veya kemoterapiyi ertelemesi gerekmiyor.
Uzmanlara göre plasenta, ilaçların fetusa geçmemesi için güvenli bir bariyer oluşturuyor.
Kemoterapi tedavisi gören kadınların çoğu, kemoterapinin bebeğini olumsuz etkileyeceği endişesiyle karşı karşıya kalıyor hatta hamileliğini sonlandırma yolunu seçiyor. Medikal Onkolog Doç. Dr. Duygu Derin, gebeliğin ilk üç ayı bebeğin organlarının geliştiği aylar olduğundan bu aylarda kemoterapi uygulanamayacağını belirtiyor. Doç. Derin, ancak 14.haftadan itibaren uygulanan kemoterapinin ceninde anomali gelişme riskinin yüzde 1,3 olduğunu ve bu oranın kemoterapiye maruz kalmayan cenindeki anomali gelişme riskine eşit olduğunu vurguluyor.
Doç. Dr. Duygu Derin "Hamilelikte görülen bazı kanser türlerinde sağlıklı bebek sahibi olunabilir ve aynı zamanda kemoterapi ile kanser tedavisi sağlanabilir. Hamilelikte, kanser tedavisinde öncelik annenin yaşamıdır. Genellikle hamileliğin ilk 3-4 ayında saptanan kanserlerde hamilelik sonlandırılarak kanserin tedavi edilmesi yoluna gidilir. Son 7-8. aylarda tespit edilen kanserlerde kısa bir süre beklenerek doğum gerçekleştirildikten sonra tedaviye başlanır. 5-7.aylarda saptanan kanserlerde ise kanser tedavisine başlama zamanı anne ve baba ile birlikte karar verilir" diyor.
Hamilelikte en sık rahim ağzı, meme ve yumurtalık kanseri görülüyor.1200 hamileden birinde rastlanan rahim ağzı kanseri hamilelikte en sık rastlanan kanser türü. İkinci en sık rastlanan kanser 2000 hamilede bir rastlanan meme kanseri. Üçüncüsü ise yumurtalık kanseri. Kan kanseri ve kalın bağırsak kanseri de hamilelikte sık görülebilen kanserlerden.
Özellikle hamileliğin başlangıcında yapılan muayenelerde sık görülen kanserlere ait bulgular aranması ve gerekli testler yapılması oldukça önemli. Doç. Dr. Duygu Derin " Her gebeliğin başında en az bir kere vajinal smear alınmalı ve gebelik sırasında görülen kanamalar rahim ağzı incelenerek rahim ağzı kanseri açısından araştırılmalıdır. Gebelik muayenesi sırasında memeler de kontrol edilmelidir" uyarısında bulunuyor.
TEDAVİ KADAR, PSİKOLOJİK DESTEK DE ÖNEMLİ
Kanser; tanı aşamasında belirsizlikler ve kendi başına kaygılar yaratan, tedavi aşamasında da yaşam kalitesini etkileyebilecek yan etkileri olan bir hastalık. Ölümü çağrıştırması sebebiyle kişiyi yaşam ve ölüm üzerine düşüncelere iten; yaşam, ölüm ve doğum kavramlarını düşündüren oldukça sıra dışı bir deneyim.
Psikolog Elçin Şayan ise, "Birçok değişim yaşatan hamilelik sürecine kanserin eklenmesi, oldukça zorlayıcı bir hayat deneyimidir" diyor.
Şayan, hamilelikte kemoterapi gören kişinin yakın çevresine "Kemoterapi bebeğe bir şey yapmaz mı? Bebeği emzirebilecek misin? Ona nasıl bakacaksın?" gibi kaygı artıran, annenin umutlarını azaltan, olumsuzlukları öne çıkaran sorular sormak yerine annenin düşüncelerini, duygularını, endişelerini, korkularını ve umutlarını ifade edebileceği bir ortam yaratmalarını öneriyor. Anne adayının umudunu ve motivasyonunu sağlamlaştırmaya yönelik konuşmalar yapılmasını tavsiye ediyor.
Düzenli kahvaltı yapan çocukların daha zeki olduğu belirlendi.
ABD'nin Pennsylvania Üniversitesi'nden bilimadamları, Çin'de 6 yaşındaki 1269 çocuğun IQ seviyesini ve düzenli kahvaltı yapıp yapmadıklarını inceledi. Kahvaltı yapmayan çocukların, her zaman ya da çoğu zaman kahvaltı yapanlara göre, konuşma becerisinin 5,58, başarı düzeyinin 2,50 ve IQ seviyesinin 4,6 puan düşük olduğu görüldü.
Araştırmaya imza atanlardan Cianghong Liu, çocukluk döneminin beslenme alışkanlığı ve yaşam tarzının belirlenmeye başladığı kritik bir dönem olduğunu ve uzun vadede sağlığı etkilediğini vurguladı.
6 yaşında çocuğun bilişsel becerisinin hızla geliştiğini belirten bilimadamları, kahvaltının beslenme ve sosyal etkilerinin önemli rol oynadığına, gece aç kaldıktan sonra kahvaltının beyin için "benzin" niteliği taşıdığına dikkati çekti.
Kahvaltıda ebeveynlerle iletişimin de beynin gelişimini etkilediğini, sohbetler sayesinde çocuğun kelime haznesi, genel kültürü ve anlama gücünün geliştiği kaydedildi.
Konuya ilişkin makale, "Science Daily" dergisinin internet sitesinde yayımlandı.
Makyaj yapmak sadece güzelleştirmez, kusurları da kapatır.
Gözlerinizin olduğundan daha büyük mü görünmesini istiyorsunuz? Burnunuzdaki kusuru örtmek, dudaklarınızı daha dolgun göstermek, parlayan cildinizi matlaştırmak... Hepsi mümkün! İşte size makyajla ilgili birkaç ipucu...
* Öncelikle cildinizi size uygun temizleyici ile temizledikten sonra, cildinizi bir miktar yine cildinize uygun bir krem ile nemlendirin.
* Cilt tipinize ve renginize uygun bir fondöteni bütün yüzünüze ve çenenizin altına doğru düzgünce yayın. Fondöteni ince bir tabaka halinde sürmeye özen gösterin, bu şekilde daha iyi sonuç elde edeceksiniz.
* Fondötenin ardından cildi biraz aydınlatmak için gözlerin altındaki, burun kanatlarının etrafındaki, dudakların altındaki koyu kısımları, yüzünüze sürdüğünüz fondötenden iki ton daha açık renk fondötenle yapabilirsiniz. Burun kemiğinin üzerine ve elmacık kemiklerinin üst kenarlarına iyice yayılmalı ve geride sadece hafif bir parlaklık kalmalıdır.
* Cildinizdeki kusurları bir kapatıcının yardımıyla gizleyin. Bunun için cilt lekelerine veya sivilce gibi yerlere bir miktar kapatıcı sürmeniz yeterli.
* Eğer fondöteniniz ciltte parlama yapıyorsa matlaştırmak için bir pamuk veya kuru bir sünger parçası ile pudranın cilde yerleşmesini sağlamak için yüzünüze hafifçe bastırarak sürün ve fazlasını başka bir süngerle alın.
* Gözlerinize farı sürerken önce tüm göz kapağına bir aplikatör yardımıyla farı sürün. istediğiniz kısımlarda rengi azaltın, artırın. Göze gölge yapmak istiyorsanız bunu bir göz kalemi ile yapabilirsiniz. Uygulayacağınız ton, göz farından daha koyu olmalıdır. Yaptığınız bu çizgiyi bir pamuklu çubuk yardımıyla hafifçe yukarıya doğru dağıtın.
* Kirpiklerinizin daha sık görünmesi ve göz biçiminizin daha iyi fark edilmesi için göz çevresine yani kirpik diplerinize çizgi çekebilirsiniz ancak sert çizgilerden kaçının.
* Rimel mutlaka sürün üst kirpiklerinizin rimelini, önce içten dışa doğru, daha sonra aşağıdan yukarıya doğru sürerek, kirpiklerinizin daha gür ve dik görünmesini sağlayabilirsiniz. Alt kirpikleri ise rimeli diplerden aşağıya doğru sürün. Kirpiklerinizde rimelin birikmemesine dikkat edin.
* Kaşlar içinse bir fırça yardımıyla kaşlarınızı yukarı doğru tarayın. Kaş renginize uygun bir kalemle kaşlarınızı küçük darbelerle boyayın ve hafifçe dağıtın. Bunun için toz far da kullanabilirsiniz.
* Yanakları renklendirirken allığınızı yanak çukuruna iyice yayın. Allığı sürdüğünüz yerde sadece bir parlaklık olmalı. Boyanın nerede başlayıp bittiğini gösteren çizgiler olmamasına dikkat edin.
* Dudaklarınıza çekici bir görünüm verebilmek için dudak çevrenize rujunuzun bir ton koyusu olan kaleminizle çerçeve yapın. Bir ruj fırçasıyla dudaklarınızı boyayın. Bu işlemden sonra dudaklarınıza biraz pudra sürüp ikinci bir kat ruj sürün. Alt dudağınıza biraz parlatıcı sürerseniz dudaklarınız daha çekici görünür.
[h=2]İnsanların bazen hiç umursamadığı göz sulanmalarının, göz tansiyonu habercisi olabilir.
Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Düriye İlbağa, bazı insanların sık sık yaşadığı göz sulanmalarının göz tansiyonu habercisi olabileceğini söyledi. Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Düriye İlbağa konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Göz sulanmalarının sebebi genel olarak gözyaşı boşaltım kanallarındaki tıkanıklık, göze kaçan cisimler, göz kapağındaki bozukluklar ya da özellikle çocuklarda glokom yani göz tansiyonu yüksekliğine bağlı olabiliyor. Yapılan muayenenin ardından göz kanallarında oluşan tıkanıklığı tedaviyle büyük oranda giderilebiliyor. İleri yaşlarda ve yetişkinlerde genellikle tıkanıklık görüldüğü için ameliyat tercih edilmektedir. Fakat göz tansiyonunun tedavi edilmemesi durumunda körlük gibi sonuçlara kadar yol açabileceğini belirtmek isterim."
Göz sulanma tedavisinde öncelikle gözde sulanmaya neyin neden olduğu tespit edilmesi gerektiğini söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Düriye İlbağa, "Bunun için çeşitli testler yapılıp, yabancı cisim vs., gözyaşı kanallarında tıkanıklık olup olmadığı kontrol edilmelidir. Özellikle çocuklarda glokom yani göz tansiyonu yüksekliği ve gözyaşı kanallarının tıkanıklığından kaynaklanan göz sulanması sık görülür. Bebeklerde gözyaşı kanallarının tıkanıklığı genelde 1 yaşına kadar kendiliğinden açılır. Eğer açılmazsa kanal tedavisi uygulanabilir. Daha ileri yaşlarda ve yetişkinlerde genellikle ameliyat tercih edilmektedir. Göz sulanmasının nedenleri çeşitli olduğundan kesin teşhis ve tedavi için mutlaka bir uzman doktora başvurmak gerekir" diye konuştu.
Kuruyemiş tütekenlerin kanser ve kalp-damar hastalıklarından ölme riskinin daha az olduğu belirlendi.
İspanya'daki PREDIMED araştırma grubundan bilim adamları, 55-90 yaşındaki 7 binden fazla kişinin Akdeniz usulü beslenme alışkanlığını ve sağlık durumunu inceledi.
Haftada en az 3 porsiyon (1 porsiyon 28 gram) kabuklu yemiş yemenin kalp damar hastalıklarından ölüm riskini yüzde 55, kanserden ölüm riskini yüzde 40 azalttığı görüldü. Kabuklu yemişleri haftada 3 kezden fazla tüketenlerin vücut kitle indeksinin daha düşük, bel çevresinin daha dar, tip 2 diyabet ve yüksek tansiyon riskinin daha az olduğu görüldü.
Ayrıca bu kişilerin daha az sigara içtiği ve fiziksel olarak daha aktif olduğu, daha fazla sebze, meyve ve balık tükettikleri belirlendi. Akdeniz bölgesinde fındık, fıstık, ceviz gibi kabuklu yemişlerin daha fazla yendiğini hatırlatan bilim adamları, bu besinleri tüketenlerin genel çerçevede ölüm riskinin yüzde 39 az olduğuna, ceviz yiyenlerde ise bu oranın yüzde 45'e kadar çıktığına dikkati çekti.
Araştırmaya imza atanlardan Jordi Salas-Salvado, kabuklu yemişlerin erken ölüm riskini nasıl önlediğinin ya da cevizin neden riski azalttığının tam olarak bilinmediğini belirtti . Ancak bilim adamı, özellikle cevizin alfa-linolenik asit ve bitkilerde doğal bir savunma sistemi olarak görev yapan, renk, aroma ve tat sağlayan fitokimyasallar, kalsiyum, magnezyum ve potasyum gibi mineraller bakımından zengin olduğunu, bunun da sağlığı olumlu etkilediğini vurguladı.
Araştırma, "BMC Medicine" dergisinin internet sitesinde yayımlandı. Akdeniz bölgesinde fındık, fıstık, ceviz gibi kabuklu yemişler daha fazla tüketiliyor.
[h=2]Aşırı sıcak içeceklerin başta dişler olmak üzere sindirim sistemi açısından risk yarattığı unutulmamalı.
Havaların soğumasıyla birlikte tüketimi daha da artan sıcak içecekler diş çatlaklıklarına, bu da zamanla diş çürümelerine neden olabiliyor. Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercan Durmuş, 'Sıcak içecekler de aynı soğuk içecekler gibi başta ön dişlerimiz olmak üzere tüm dişlerimizin yüzeylerinde küçük çatlaklar oluşturmaya başlar. Zamanla bu oluşan çatlakların içinde mikropların üremesi ile birlikte diş çürümeleri gelişir'' dedi.
Prof. Durmuş, bilimsel çalışmalarla aşırı sıcağın diş yüzeyindeki koruyucu yapıyı kalıcı olarak bozduğunun ve renk değişikliği oluşturduğunun tespit edildiğini belirtti. Kaynamış sıvı gıdaların tüketilmeden bir miktar soğumasının beklenmesi gerektiğini aktaran Durmuş, şöyle devam etti:
''Özellikle vücut ısısını kaybettiğimiz açık alanlarda içimizi ısıtması için içtiğimiz sıcak içecekler yerine ılık içecekler tüketmeliyiz. Bununla birlikte aşırı sıcak kahve ve çay da aynı sigara gibi dişlerimizin renklenmesine neden olur. Sıcak sonrası dişlerimizdeki hassasiyet 3-4 gün devam edip, ağrı oluşturuyorsa, muhakkak diş hekimine başvurmalıyız. Ağrılar, dişlerimizde bizim göremediğimiz çürük ve enfeksiyonların habercisi olabilir.''
[h=4]VÜCUT DİRENCİ DE DİŞLERİ ETKİLİYORDurmuş, vücut direncini artırıcı yiyecekler tüketmenin ve soğuk algınlığından korunmanın diş sağlığı açısından da önemli olduğunu vurguladı ve şöyle konuştu: ''Mutsuzluk, karamsarlık, soğuk havalar, güneş enerjisinin azalması, stres, gerginlik, ağız içinde birçok hastalığa da davetiye çıkarır. Bu gibi durumlar vücut direncinin düşmesine, sonrasında diş ve diş etinden kaynaklanan enfeksiyonlarda artışa neden olmaktadır. Vücut direncinin düşmesiyle birlikte soğuk algınlığına bağlı enfeksiyonlardaki artış, kişilerin dişlerini fırçalamasını önemli ölçüde engeller. Özellikle gömülü veya yarı gömülü dişlerden kaynaklanan enfeksiyonlar oldukça can sıkıcı olabilmekte. Hastanın diş hekimine danışmadan kendi kendine aldığı ilaçlar tedaviyi oldukça zorlaştırmaktadır. Güneş enerjisinin azaldığı bu günlerde özellikle kemik yapısına ve kan basıncına destek olan D vitamini seviyesi düşmektedir. Bunun neticesinde dişleri tutan hassas yapıdaki kemikler zayıflamakta, dikkat edilmediği takdirde erken yaşlarda diş kayıpları görülmektedir.''
Büyük bir kupaya sıcak su doldurarak içine 2 tatlı kaşığı kahve ekleyin. Soğuduktan sonra, saçlarınızın tamamını bu kahveli suyla ıslatın ve bir yandan da tarayarak saçlarınızı açın. Bir saç bonesiyle saçlarınızı sararak 20-30 dakika boyunca bekleyin. Daha sonra güzelce durulayın ve şampuanlayın. Son olarak da soğuk suyla durulayın.
Kırıklarla baş edin
Avokado ve bal ile saçlarınızı nemlendirebilirsiniz!
AVOKADO MASKESİ
Bir kabın içine 1 çay bardağı süt, 1 ezilmiş avokado ve 2 çay kaşığı bal ekleyin ve hepsini güzelce karıştırın. Karışımı özellikle saç uçlarınıza ve kırıkların yoğun olduğu bölgelere iyice yedirin. Maske bonesi takarak 15-20 dakika boyunca bekledikten sonra bir sünger yardımıyla maskenizi temizlemeye başlayın. Nemlendirici içeren bir şampuanla saçlarınızı yıkayın ve bol suyla durulayın.
Kabarıklığı önleyin
Muz ve kavun saçlarınızın kabarmasını engelleyebilir!
MEYVELİ SMOOTHIE
1 muz, ¼ kabuğu soyulmuş kavun, 2 çorba kaşığı yoğurt ve 1 çorba kaşığı zeytinyağını blendır'da iyice karıştırın. Islak değil de nemli olan saçlarınıza karışımı sürmeye başlayın. Bir yandan da saçlarınızı kökten uca doğru düzenli bir şekilde tarayın. 20 dakika bekledikten sonra bol su ile durulayın.
Kepeklerle savaş
Maydanozla kepeklere savaş açabilirsiniz.
MAYDANOZ TONİĞİ
1 tutam maydanozu 3 bardak suyun içine koyarak 20 dakika boyunca kaynatın. Altını kapattıktan 10 dakika sonra süzün ve soğumasını bekleyin. Elde ettiğiniz bu suyu banyo yaptıktan sonra saçlarınızı durulamak için kullanın.
problemlerinizi yenin!
Evde kolayca hazırlayabileceğiniz yer fıstıklı ve bademli kurabiye tarifi
Yer fıstıklı ve bademli kurabiye malzemeleri
100 gr tereyağı yumuşatılmış
140 gr yer fıstığı ezmesi
1 paket vanilya
220 gr esmer şeker
1 yumurta
185 gr elenmiş un
1/4 tatlı kaşığı karbonat
Üzeri için
Kavrulmuş badem
Yer fıstıklı ve bademli kurabiye hazırlanışı
Fırını 180 dereceye ayarlayın. Tereyağı, yer fıstığı ezmesi, vanilya ve şekeri mikserle 8-10 dakika çırpın. Yumurtayı ekleyip 2-3 dakika daha çırpın. Un ve karbonatı eleyerek ekleyin ve iki yağlı kağıt arasında 5 mm kalınlığında açın. 30 dakika buzdolabında soğutun. Hamuru 7 cm'lik yuvarlak kurabiye kalıbı ile kesip yağlı kağıt üzerine dizin. Her birinin üzerine bastırarak badem yerleştirin ve fırında 12-14 dakika pişirin. Fırından alıp soğuttuktan sonra servis yapın.
1 yumurta
1 çay bardağı ayçiçeği yağı
1 su bardağı süt
1 çay bardağı su
Aldığı kadar un
Açmak için
Tuz
Nişasta
250 gr margarin veya tereyağı
Harcı için
300 gr kıyma
2 soğan
Tuz
Karabiber
Ayçiçeği yağı
Kıymalı kuru börek hazırlanışı
Soğanları kıyıp ayçiçeği yağında kıymayla birilikte kavurun. Tuz ve karabiber ile tatlandırın. çukur bir kapta ayçiçeği yağı, süt, su ve bir tatlı kaşığı tuzu çırpma teliyle iyice çırpın. Unu ilave edip yoğurun. Hamuru 20 bezeye ayırın ve pasta tabağı büyüklüğünde açın. Aralarına nişasta serperek on yufkayı üst üste yerleştirerek iki grup yapın. İki grubu açabildiğiniz kadar ince açın. Yufkaları ikiye bölün. Harcı yufkaların kenar kısımlarına paylaştırıp rulo şeklinde sarın. Uç kısımlarını yumurta akıyla yapıştırın. Ruloları dört eşit parçaya kesip tepsiye dizin. üzerlerine tereyağı sürüp fırında pişirin. Sıcak servis yapın.
3 pırasa
4 dilim tavuk göğüs eti
2.5 yemek kaşığı krema
1.5 tatlı kaşığı taneli hardal
Yarım çay bardağı zeytinyağı
1 yemek kaşığı ayçiçeği yağı
Tuz
Taze çekilmiş karabiber
hazırlanışı
Tavuk göğüs etlerini ayçiçeği yağıyla yağladığınız tavaya alın ve iki tarafını da arada bir çevirerek iyice pişirin.
Pırasaları iyice yıkayıp halka doğrayın. Bir kapta kaynar su içinde 15 dakika bekletip süzün. Zeytinyağını ısıtıp pırasaları kavurun. Krema, taneli hardal ve tuzu ekleyip karıştırın. Pırasalar yumuşayınca ocaktan alın. Servis tabağına aldığınız tavuk göğüs etlerinin üzerine pırasalı sostan ekleyip taze çekilmiş karabiber ekin ve servis yapın.
Pırasa soslu tavuk göğsü artık hazır, afiyet olsun.
[h=2]Tatlı krizlerinizin önüne geçecek ve sizi daha sağlıklı beslenmeye yönlendirecek önlemler burada...
Çok stresli ya da yorgun olduğunuz zamanlarda kendinizi çikolata yerken mi buluyorsunuz? Peki, böyle durumlarda ne kadar şeker tükettiğinizin farkında mısınız? İşte tatlı krizlerinizin önüne geçecek tavsiyeler.
[h=4]Küçük bir parça tüketinTatlı krizi ile baş başa kaldığınızda küçük bir parça kurabiye ya da çikolata yiyin. Yediğiniz çikolata ya da herhangi bir tatlı, sizi krizden kurtaracak ve şeker isteğinizi bastıracaktır.
[h=4]Sağlıklı hale getirinTatlı krizini küçük bir parça çikolata ile bastıramıyorsanız, daha çok kalori alacağınız atıştırmalıklara yönelmeyin. Tatlı şeyleri sağlıklı besinlerle bir arada tüketin. Örneğin, dilimlenmiş birkaç parça elma ya da muzu küçük bir miktar çikolataya batırıp yiyin. Fındık, ceviz ve badem gibi kuru yemişlerle birlikte de bir küçük parça çikolata yiyebilirsiniz.
[h=4]Meyve tüketinTatlı krizi sizi ele geçirdiğinde meyve tüketmeye çalışın. Bir parça tatlı yerine, bir porsiyon meyve yerseniz vitamin ve lif gibi sağlıklı besinlerin vücudunuza girmesini sağlarsınız. Meyvenin yanı sıra, yanınızda mutlaka ceviz, fındık gibi kuruyemişler ve kuru meyveler de bulundurun.
[h=4]Yürüyüş yapınTatlı yeme isteğini bastıramıyor ve bu fikri kafanızdan bir türlü atamıyorsanız, yürüyüşe çıkın. Koşabilir ya da birkaç egzersiz hareketi de yapabilirsiniz. Böylece aklınızı kurcalayan "tatlı yeme" fikrinden biraz uzaklaşıp, farklı bir aktiviteyle meşgul olursunuz.
[h=4]Ara öğünleri atlamayınAna öğünleriniz arasında uzun süre bir şey yemeden beklemek, kan şekerinizin hızla düşmesine sebep olur. Bu sebeple ara öğünleri atlamayın ve mutlaka sağlıklı atıştırmalıklar tüketin. Ara öğünlerinizde yiyeceğiniz bir porsiyon meyve ya da kuruyemiş kan şekerinizi stabil hale getirir ve tatlı krizlerini önler.