Volkan'ın oyununu herzaman şapka çıkartarak seyrettim bugünde aynı güzelliği ile oynadı.Şansız bir gol yedik fakat 8 maçta 2 gol yiyen bir takımı , tek maçta 2 gol ile uğurlamak yine Şanlı FenerBahçem'e yakışır..
Tebrik ediyorum FenerBahce'li arkadaşlarım başta olmak üzere herkesi...Türk takımı olarak çok daha güzel yerlerde olacağız...
Mustafa Kemal 1919'a kadar asker kumandan olarak o zamanın, vatan topraklan kabul edilen sınırlarında çarpıştı ve ordular idare etti.
Trablusgarp'a giderken gençliğinin en heyecanlı devri içinde; bir vatan parçasını kurtarmaya koşmuştu. Birinci Dünya Savaşı'nda bir an önce vatan savunmasında vazife görmeye başlamak için, bulunduğu ataşemiliterilikten kurtulmaya çalıştı.
Mustafa Kemal için vatan topraklan korunurken, hayat feda etmenin gerçek örnekleri gözleri önünde yaşanmıştı. Nice vatan evlâtlarının savaş meydanlarındaki ölüm iniltilerini o, kulaklarıyla işitmiş, gözleriyle görmüştür. Devlet sınırlarını terketmenin acısını büyük hüzünle hissetmiştir.
Balkan Savaşı esnasında Trablusgarp'tan dönüşünde Mısır'a geldiği zaman, Makedonya'nın düşman eline düştüğü haberini almıştı. Bu haberden en büyük acıyı hissettiğini daima söylerdi. Doğduğu, büyüdüğü ve inkılâp fikirlerinin beslendiği şehir (Selanik) için, hayatının sonuna kadar hasret çekmiştir. En canlı hatıralarıyla daima bu şehrin bir çocuğu idi; en çok anlatmasını sevdiği hatıraları, hep o bölge içinde geçenlere ait olurdu. Hattâ ölümünden önceki günlerde heyecanlı bir rüya gördüğünü anlatırken, Selanik'te bir komitecilik olayının gerçekleşmesi sırasında Salih Bozok ile beraber bulunduklarını söylemişti. Bu olayları anlatmaktaki amacım şudur:
Mustafa Kemal'in birçok Türk ailelerinin yerleşmiş olduğu Osmanlı Devleti'nin bu bölgesine, derin hislerle ve gençliğinin canlı hatıralarıyla bağlı bulunduğuna işarettir.
Başkumandan Mareşal Gazi Mustafa Kemal, İzmir'e muzaffer ordusu ile girdiği vakit, önünde kaçan düşman ordusunu kovalamak, Makedonya'ya el uzatmak isteyebilirdi... Fakat, Mustafa Kemal daha eyleme geçmeden önce kuvvetli olabilecek bir Türk vatanının sınırlarını aşmamak azmi ile bu işe başlamıştı. Zafer neşesi, Başkumandanı istilâ hırsı ve hisleriyle hareket ettirmemişti. O "Millî hudut dahilinde vatan bir bütündür." cümlesini (23 Temmuz 1919) Erzurum Kongresi'nde belirlemiş bulunuyordu. Misak-ı Millî ile tayin edilmiş olan bu Türk vatanını düşman istilâsından kurtarmak amacıyla, vatan evlâtlarının kanı dökülmüştü. İşte Mustafa Kemal Atatürk'te vatan fikri böyle şekillenmiş ve bu günkü vatanımızın her bir sınırında savaşmış bir insanın görgüsü ve kuvvetiyle, Türk için bir vatan bütünlüğü belirlenmiş ve kabul etmişti. İlk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, bu vatanın "hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir bütün" olduğunu, diğer devletlere de kabul ettirmiştir.
Atatürk, kendi zamanında yaşayan ve milletleri için imparatorluk peşinde koşan, devlet ve hükümet reislerinin ideallerini asla benimsemedi. Hayaller kurmadı ve böyle hayal olabilecek fikirleri hiç bir zaman bizlere aşılamadı.
Sınırlarını, en son Türk nesillerinin kanlarıyla yoğurup çizdiği bu Türk vatanında; o, vatan kavramını manalandırdı.
O, bir ölüm haberi karşısında, yurt toprağı için bana şu cümleleri
yazdırmıştı:
"Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaîyiz. Fakat sen Türk milletini ebedî hayatta yaşatmak için kalacaksın. Türk toprağı! Sen, seni seven Türk milletinin mezarı değilsin. Türk milleti için yaratıcılığını göster." (1930)
Atatürk bu hitaplarıyla yurt toprağına kutsal kimliğini verirken onun
yaratıcılık ve hayatiyet kavramları üzerinde duruyor.
İşte, Atatürk'ün sınırlandırdığı bu vatan toprakları kutsaldır. Onun üzerinde dost elleri sıkılır, fakat düşman ayaklarını bastırmamaya azimli olduğumuzu, bütün dünya bilir.
Prof. Dr. Afet İNAN
(M. Kemal Atatürk'ten Yazdıklarım, 1971)
Antidepresanların faydasız olduğuna ilişkin çıkan haberlerle ilgili değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Mehmet Yücel Ağargün, ilaçların depresyon tedavisinde önemli bir yeri olduğunu ancak, bununla birlikte bazı şartların gerektiğini söyledi.
Antidepresanlar hangi koşulda faydalı?
Antidepresanların faydasız olduğuna ilişkin çıkan haberlerle ilgili değerlendirmede bulunan Prof. Dr. Mehmet Yücel Ağargün, ilaçların depresyon tedavisinde önemli bir yeri olduğunu ancak, bununla birlikte bazı şartların gerektiğini söyledi.
Ağargün, geri dönüşü olmayan ruhsal sorunların önceden önlenebilmesiyle ilgili Asfa Eğitim Kurumları'nda düzenlenen seminerde konuştu.
Ruh sağlığını korumanın yolları ve önemini anlatan Ağargün çalışma alanları arasında yer alan depresyon, intihar, rüyalar ve kâbuslar konularında da bilgiler verdi.
Antidepresanların faydasız olduğuna ilişkin çıkan haberlerle ilgili birçok sorunun sorulduğu seminerde Ağargün, ilaçların depresyon tedavisinde önemli bir yeri olduğunu ancak, bununla birlikte terapinin ve çevresel desteğin de çok önemli olduğunu vurguladı.
Ağargün çok sık görülen depresyonun birçok sorunun yanı sıra uyku ve yeme bozukluklarına da sebep olduğunu belirtti. Ayrıca yeme bozukluklarından obezitenin, depresyon ya da biyolojik nedenlerden kaynaklanabileceği gibi küçük yaşlarda yaşanmış taciz olaylarının da bu rahatsızlığın nedenleri arasında olduğunu sözlerine ekledi.
Ruh sağlığının soysal, fiziksel ve biyolojik tüm koşulların etkileri ile şekillendiğini belirten Prof. Dr. Ağargün bu nedenle çocukluktan itibaren ruh sağlığının korunmasının önemini vurguladı.
Ağargün, bu noktada okullara büyük görev düştüğünü öğrencilerin sınavlara olduğu kadar yaşama da hazırlanmaları gerektiğini söyledi.
Bunun için okullarda çocukların kendilerini doğru ifade edebilmelerine imkan verilmesi gerektiğini belirten Ağargün, başkalarının ve kendilerinin haklarına saygılı duyarlı aynı zamanda özgüvenli olmaları için rehber danışman uygulamalarının da gerekli olduğunu belirtti.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yedi iklim dört bucakta hüküm sürdüğü dönemlerde, dünyanın her yanından saray hazinesine gelen elyazması kitaplar, bugün Topkapı Sarayı Müzesi'nin belki de ünlü 'Kaşıkçı Elması' kadar değerli eserleri arasında.
Paha biçilmez binlerce elyazması kitabın bulunduğu Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, sarayın ilk yapılarından biri olan Ağalar Camii'nin içinde. Sarayın müze haline getirildiği yıllarda harap durumda olan Ağalar Camii, sarayın uçsuz bucaksız derinliklerine dağılmış kitapları bir araya toplamak için 1928'de onarılmış ve sonra da III. Ahmed Kütüphanesi'ndekiler hariç bütün kitaplar buraya taşınarak binaya Yeni Kütüphane adı verilmiş. III. Ahmed Kütüphanesi'ndeki kitaplar da 1966 yılında Yeni Kütüphane'ye alınmış.
SARAYLAR, KÖŞKLER VE KİTAPLAR
Yeni Kütüphane, şu bölümlerden oluşuyor: Hazine, Has Oda'daki kitap birikiminden oluşan Emanet Hazinesi, Revan ve Bağdat köşklerinden getirilenler, Birun ve Enderun'daki çeşitli kitapların bir araya getirilmesiyle oluşturulan Koğuşlar, III. Ahmed, Hırka-i Saadet, Mehmet Reşad ve Tiryal Hanım, Medine, İsfendiyaroğulları ve Halil Ethem Arda. Saray müze haline getirildikten sonra satın alma ve bağış yoluyla gelen elyazması kitaplar ise deftere, 'Yeni Gelen Yazmalar' adıyla kaydedilmiş. Kütüphanede ayrıca 'Güzel Yazılar' diye ünlü Türk hattatlarının gönül açıcı hat örneklerinin yer aldığı bir bölüm de var. Aynı yerde hat sanatında kullanılan kamış, kalemtıraş, kubur, kalemdan, yazı çekmecesi, kalem, makta, makas gibi malzemeler ile, ahşap Kuran mahfazaları ve her biri bin bir oyma ile süslenmiş rahleler de sergileniyor.
HEDİYELİK KİTAPLAR
Kütüphanede 14 bin civarında elyazması kitap var. Çoğu hazine kütüphanesinde bulunan 18 bin kadar minyatür ise, İslam resim sanatının geniş bir coğrafyaya yayılan çeşitli okul ve üsluplarının özelliklerini taşıyor. Arap, Selçuklu, Moğol (İlhanlı), Timurî, Özbek, Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenleri, Safevîler, Memlûklar ve Osmanlı saray nakkaşlarının en seçkin eserlerinden oluşan minyatürlü kitap ve albümler, saray kütüphanesinin en değerli bölümü. Bu birikimiyle Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, İslam dünyasının en zengin minyatür koleksiyonuna sahip. 600 civarındaki kitap ve albüm içinde yer alan minyatürler bilimsel, tarihi, dini ve edebi konuları işliyor. İslam dünyasının çeşitli coğrafyalarında, önemli sanat hamilerinin dönemlerinde hazırlanan minyatürlü elyazmalarının saray koleksiyonunda toplanmış olması, hiç kuşkusuz bir tesadüf değil. Osmanlı sarayı kitap hazinesi bir yandan hediye, ganimet ve satın alma yoluyla genişlerken, diğer taraftan da, hemen bütün Osmanlı padişahlarının kitap sanatına gönül vermelerinden ötürü, saray nakkaşhanelerinde hazırlattıkları eserlerle iyice zenginleşmiş.
Sarayda yüzlerce kadrolu nakkaş çalıştırıldığı ve bunların her birinin ayrı üsluplara, boya gizemlerine, perspektif ve mekân görüşlerine sahip oldukları, ayrıca kendi aralarında kıyasıya bir rekabete giriştikleri biliniyor. Ayrıca zamanın tarihçileri, hanedan mensuplarının, sarayın yüksek memurlarının padişahlara çeşitli vesilelerle kitap hediye etmek için bu minyatürlü eserleri satın alıp biriktirdiklerini de yazıyor. Surnamelerde ve dönemin tarih kitaplarında, düğün, bayram ve sefer dönüşlerinde padişahlara çok sayıda nadide kitaplar hediye edildiği belirtiliyor. Kütüphanedeki elyazması kitapların çoğunluğu, saraya 'muhaleffat' yoluyla, yani sadrazam, vezir, kazasker gibi yüksek rütbeli devlet adamlarının ölümlerinden sonra, varislerinin bulunmaması durumunda kıymetli eşyalarının saraya alınmasıyla toplanmış. Saray kayıtlarından, görevinden azledilen, öldürülen veya yolsuzluk yapan kişilerin de değerli eşyalarının saraya alındığı öğreniliyor.
HER DİLDEN KİTAP
Kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla, III. Ahmed dönemine kadar sarayda Enderun'a hizmet veren bir kütüphane var olmamış. Osmanlı padişahları saray hazinesindeki kitapları zaman zaman Harem ve Enderun'daki has odalarına alarak, minyatürlü yazmalar, ünlü hattatların yazdığı Kuran-ı Kerim'ler ya da kişisel ilgi duydukları eserlerden oluşan bazı kütüphaneler kurmuş ama, kendilerinden sonra bu eserler tekrar saray hazinesine dönmüş.
İlk kütüphaneyi kuran ve bu kütüphaneye kitap vakfeden Sultan III. Ahmed ise, o zamanın en yüksek kamu yönetimi okulu olan Enderun'daki ağaların kendi hazinesindeki kitaplardan yararlanabilmesi için yaptırdığı bu yapıyı, çağdaş bir kütüphane olarak 1718 yılında hizmete açmış.
Kütüphanecilik fikrinin günden güne gelişmesi sonucunda da, sarayda Has Oda civarındaki köşklere Hazine'den bazı kitaplar vakfedilmiş. Sultan IV. Murad döneminde yapılan Revan Köşkü ile Bağdat Köşkü'nde 18. yüzyılda vakıf kütüphaneleri kurulmuş.
Saray kütüphanesinde bulunan eserler, Türkçe, Farsça ve Arapça. Ayrıca Yunanca, Latince, Ermenice, Sırpça, İbranice, Süryanice yazılmış ve bir bölümü resimli elyazması kitaplar da var.
Şanssızlığa katlanabiliriz , çünkü dışarıdan gelir ve tümüyle rastlantısaldır. Oysa yaşamda bizi asıl yaralayan , yaptığımız hatalara hayıflanmaktır. Oscar Wilde
Herkesin üç kişiliği vardır; Ortaya çıkardığı , sahip olduğu , sahip olduğunu sandığı. Alphonse Karr
İyi dostu olanın aynaya gereksinimi yoktur. Mevlana
Cehaletle deha arasındaki gerçek fark nedir biliyor musunuz? Dehanın sınırları var cehaletinse hiçbir sınırı yoktur. Whoopi Goldberg
Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır. S. M. Power
Büyük adamların hataları güneş tutulmasına benzer, onları herkes görür. Cucong
Boş zaman yoktur boşa geçen zaman vardır. Tagore
Acınmaktansa kıskanılmak dana iyidir. Heredot
Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz , bırakın , dostlarınız sizi geçsin. La Rochefoucauld
Yirmi yaşındaki bir insan, dünyayı değiştirmek ister . Yetmiş yaşına gelince , yine dünyayı değiştirmek ister, ama yapamayacağını bilir. Clarence S.Darrow
Doğruluk sonsuzluğun güneşidir. Nasıl olsa doğar. Wendell Phillips
Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır. Bertolt Brecht
Sık ve çok gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak; dürüst eleştirilerin taktirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine katlanabilmek; güzelliği taktir edebilmek, başkalarındaki "en iyiyi bulabilmek"; sağlık Ralph Waldo Emerson
Herşeyi denerim; ama yapabildiklerimi yaparım. Herman Melville
Aşk bir kadının yaşamının tüm öyküsü, erkeğin ise yalnızca bir serüvenidir. Madama de Stael
Aşkın gizemi, ölümün gizeminden daha büyüktür. Oscar Wilde
Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz. Aunius Aurelius Simachus
Aşk hakkında herşey doğru, herşey yanlıştır. Hakkında söylenecek hiçbir şeyin saçma olmadığı tek şey aşktır. Chamfort
Yaşamımda edindiğim en büyük bilgi şudur; Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene , hiç kimse yardım etmez. Pestalozzi
Herşeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla Oscar Wilde
Kötümser yanlız tüneli görür, iyimser tünelin sonundaki ışığı görür, gerçekçi tünelle birlikte ışığı ve de gelecek treni görür. J.Harris
Bir insanın akıllı olmasına birşey dediğimiz yok. Yeter ki; aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın. Eflatun
Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, Söyleyeyim: ANNEM'dir. Abraham LINCOLN
İki şeye hakkım olduğuna karar verdim: Özgürlük ve ölüm. Birine sahip olamazsam ötekini isterim çünkü hiç kimse beni canlı tutsak edemez. Harriet Tubman
Doğuştan sahip olduklarınızla yaşamayı öğrenmek bir süreç, bir katılım, yani yaşamınızın yoğrulmasıdır. Diane Wakoski
Herşey aynı nefesten alır: Hayvanlar, insanlar, ağaçlar... Hayvanlar olmazsa insanlar ne yapar? Tüm hayvanlar gitse insanların ruhu büyük bir yalnızlığa boğulur; insanlar yalnızlıktan ölür. Kızılderili Reisi Seattle
Yaşamda en önemli şey kazançlarımızı kullanmak değildir. Bunu herkes yapar. Asıl önemli olan kayıplarımızdan kazanç sağlamamızdır. Bu zeka gerektirir;akıllı insanlarla aptal insanlar arasındaki fark budur. William Bolith
Dünyanın her yerinden herkesin yenileceği bir yer vardır. Kimilerini yenilgi yıkar , kimileriyse zaferle küçülür, bayağılaşırlar. Büyüklük, hem yenilgiyi, hem de zaferi kabullenebilen kişilerde yaşar. John Steinbeck
Herşeye karşın herkes sevdiğini öldürür. Kimi bunu sert bakışıyla yapar, kimi de yüze gülen bir sözcükle, korkak kişi bunu bir öpücükle, cesur adam bir kılıçla Oscar Wilde
Sevilmek umuduyla sevmek insanidir.Fakat sevmek için sevmek, meleklere özgüdür. Alphonse de Lamartin
Aşktan korkmak, yaşamdan korkmak demektir ve yaşamdan korkanlar şimdiden üç kez ölmüşlerdir. Bertnard Russel
"Fikirlerini ve söylediklerini asla kabul edemem..Ama onları söyleme hakkını ölünceye kadar savunurum.."
Voltaire
Açlıktan ölmek üzere bulunan bir köpeği kurtarınız, sizi ısırmayacaktır. İnsan ile köpek arasındaki başlıca fark budur"
Mark Twain
Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç varır.
Mirabeau
Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır.
Bernard Shaw
Akıllı görünme çabası, çoğu zaman akıllı olmayı engeller.
La Rochefoucauld
Akıllı kimsenin lisanı kalbindedir. Düşünerek söyler.
Hz.Ali (r.a.)
Akıllı konuşur, çünkü onun söylemek istedikleri var; aptal konuşur, zira kendinin bir şeyler söylemek mecburiyetinde olduğunu sanır.
Plato
Aklın güzelliği dil ile, dilin güzelliği söz ile, kişinin güzelliği yüz ile, yüzün güzelliği göz ile belli olur.
Yusuf Has Hacip
Alkış zayıfların amacı ve sonudur.
C.Colton
Alkışı en sessiz karşılayan,alkışı haketmiş demektir.
Emerson
Anı yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır.
Andre Gide
Aptalın sevgisi, ayının sevgisidir; kini sevgidir, sevgisi kindir.
Mevlana
Ayakta ölmek, diz üstü yaşamaktan daha iyidir.
G.Washington
Bana "Seni anlamıyorum" demen hak etmediğim bir övgü, fakat senin de hak etmediğin bir sövgüdür.
Halil Cibran
Bana arkadaşını söyle,sana kim olduğunu söyleyeyim.
Cervantes
Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.
Hz.Ali (r.a.)
Başarılarını gizlemek, en büyük başarıdır.
La Rochefoucauld
Başarının sırrı , uğraşılan konuya hakim olmaktır.
Benjamin Disraeli
Başkalarını hep bağışla, kendini hiç bağışlama.
Syrus
Başkalarının bilgisi ile bilgin olsak bile ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.
Montaigne
Başkalarının kusurlarını tartarken, parmağıyla terazinin kefesine bastırmayan insan pek enderdir.
Baron Langenfauld
Başkasından üstün olmamız önemli değildir. Asıl önemli olan şey, dünkü halimizden üstün olmamızdır.
Hint Atasözü
Bende 1 yumurta var, sende 1 yumurta var. Ben sana 1 yumurta versem, sen bana bir yumurta versen, bende 1 yumurta sende 1 yumurta olur.Bende 1 bilgi var, sende 1 bilgi var. Ben sana 1 bilgi versem, sen bana 1 bilgi versen, bende 2 bilgi, sende de 2 bilgi olur.
Konfüçyüs
Bilgi bir ışık gibidir. Onu kullanırsanız daha parlak olur, kullanmazsanız söner.
Alexander Everett
Her gün kim bilir kaç kadın görüyorum.. Sokakta, vapurda, okulda, kuaförde, orda, burda...
Ama olmuyor hanımlar, olmuyor! Kadınlar kadınlığı unutalı daha kaç on yıl oldu ki?
Solaryuma girmeye, çıplak gezmeye, kariyer hırsıyla yüzlerini buruşturmaya başlayalı kaç on yıl oldu?
Çevremde gördügüm kadınlardan bazılarının birtakım özelliklerini seçtim. Bunlara, dizilerdeki, filmlerdeki, romanlardaki kadınların hoşuma giden özelliklerini ekledim. Gözlerimi kapadım, Osmanlı zamanından kalma, hani şu afet-i devran denen kadınları düşündüm. O nasıl bir cazibedir ki, peçelerin ardından bile erkekleri aşık eder.
Bir Fransız kadınının zarafetini düşündüm sonra, bir İspanyol kadınının ateşini ve bir Türk köylü kızının tazeliğini.
Kadının güle benzemesi gerektigine karar verdim sonunda. Kadının hası güle benzer. Rengiyle, kokusuyla, dikeniyle. Açın televizyonu, bir tane gül görüyor musunuz?
Kadının hası...
Kadının hası yumuşak başlı olmaz, ama ağırbaslı ve sıcak olur.
Ağırbaşlılıktan kastım, sıkıcılık değil elbet. Şımarıklığın da hakkını verir. Ağırbaşlı tebessümleri olur bir de. Kadın yüzü dediğin mahkeme duvarına benzemeyecek. Bu tebessümler sevgidir. Yumuşacık bir sevgi olur kadın yüreginde. Kim olursa olsun, ne yaşamış olursa olsun.
Erkeğini dizine yatırıp saçlarını okşamayı bilir gerçek bir kadın.
Kadının hası nerede, nasıl davranacagini bilir.
İnsanların içinde kapris yapmaz, hır çıkarmaz; ama gerçek bir Osmanlı kadını gibi, adabıyla, raconuyla istediğini alır.
Dırdır etmez. Çok konusup, baskı yapıp erkeği bezdirmez. Yüz göz olmaz kadının hası.
Bazen öyle bir bakar ki, hele bir de bazen öyle bir susar ki, bin tümceye bedeldir bu bakmalarla susmalar. Bu kadın üzülmeyi de bilir, ağlamayı da, kızmayı da. Ama üzmemek lazım, ayrıca kızdırmaya da gelmez.
Gerçek bir kadın ezik durmaz. Kambur yürümez, dimdik durur. Kendine saygısı, güveni vardir. Erkeğine can yoldaşı olur, destek olur, onu dinlemeyi bilir. Bazen utangaç olur, bazen ürkek. Soğuktan ya da yalnızlıktan korkabilir kadın.
Aptal olmaz gerçek bir kadın. Bön bön bakmaz adamların suratına. Hülyali bakışları da olsa, zihni uyanik olur.
Hüznü, gökten deli deli yağan yağmur gibi olur, saçlarından akar.
Neşesi ise öyle renkli, öyle dağınık; saçları savrulur. Kahkahaları vardır bu kadının, çın çın eder odaların duvarlarında.
Sesi güzel olur kadının, biraz buğulu...arada bir pencereye yaslar başını, sokağa dalıp gider, bir şarkı söyler.
Olgunluguyla şaşırtır erkeği. Bazen de öyle çocuk olur, öyle sağlam saçmalar ki, yine şaşırtır onu.
Sıkmaz kadın, bunaltmaz, yaşa yaşa bitmez. Huzur verir varlığıyla. İçmesini de bilir kadının hası. Bazı akşamlar anason
kokulu tüter sofrasının sıcağı. İçli bir türkü dinler bazen, üşür, sırtına hırkasını alır. Konuşurken insanın yüzüne bakar kadın. Kibirli olmaz.
Kültürsüz olmaz. Bomboş olmaz kafası. Dünyanın, ülkenin olaylarını bilir, anlar, söyleyecek sözü vardır.
Kişiliklidir. Beceriklidir.
Tırnağı kırılınca üzülür, üzülür işte, profesör de olsa, sultan da olsa, boksör de olsa üzülür.
Gerçek bir kadın hiçbir zaman reklam panolarındakı kızlara benzemez.
Etini teşhir etmez. Fosforlu bir taş gibiliği yoktur onun, loş bir cazibesi vardır. Albenisi metrelerce öteden çarpar adamı. Ne kadar örtünecegini, ne kadar açılacağını, yerine ve zamanına göre bilir. Gerçek bir kadın Paris podyumlarında yürüyen, 17. yüzyılın vebalı kadınları gibi mankenlere benzemez. Uzun saçları vardır Kadının. Yumuşak olur, güzel kokar. Kadının hası saçlarını ne zaman toplayacağını, ne zaman salacağını bilir.
Kadına yaraşmaz sorhoşluk. Gerçek bir kadın göbek atmayı, gerdan kırmayı, iyi becerir; ama öyle her yerde masaların üstüne çıkıp oynamaz. Havasında oldu mu, bir oynadı mı, herkes onu izler.
Kadın korunmayı sever, ama korunmaya muhtaç olmaz. Erkekler korumayı severler, ama yine de güçsüz, zavallı kadınlardan hoşlanmazlar. Güçlü kadından ise çekinirler, ona yanaşamazlar. Kadının hası bu dengeyi kurmayı bilir; gücünü erkeğin gözüne gözüne sokmaz.
Has kadına naz da yakışır, kapris de. Öyle tatlı, öyle kıvamlı naz eder ki, onun nazını erkek zevkle çeker.
Gerçek bir kadın şiir gibi olur, mey gibi olur, ömür gibi olur.
Kütüphane Haftası, İstanbul'da düzenlenen bir dizi etkinlikle kutlanıyor. Vali Yardımcısı Taşbaşı, ''Yeni nesillere hem teknolojiyi kullanmayı öğretmeli hem de kitap okumayı sevdirmeliyiz''
Kütüphane Haftası, İstanbul'da düzenlenen bir dizi etkinlikle kutlanıyor.
Haftanın açılışı dolayısıyla ilk tören, Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı'nda yapıldı. İstanbul Vali Yardımcısı Cumhur Güven Taşbaşı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Muammer Erol ve öteki ilgiler tarafından anıta çelenk bırakıldı. Saygı duruşunda bulunulan törende, İstiklal Marşı okundu.
Daha sonra Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen törende konuşan İstanbul Vali Yardımcısı Taşbaşı, çağın hızla ilerlediğine işaret ederek, teknoloji çağının yakalandığını, artık bilgi ve belgeye ulaşmanın internet ortamında çok hızlı olduğunu anlattı.
''Yeni nesillere hem teknolojiyi kullanmayı öğretmeli hem de kitap okumayı sevdirmeliyiz'' diyen Taşbaşı, yeni nesil kütüphanecilere büyük görevler düştüğünü ve öncelikle de dil öğrenmeleri gerektiğini söyledi.
Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şube Başkanı Didar Bayır da, kütüphanecilerin geçmişte var olan ''çekingen'[/swf2][swf3]'kitap kurdu'' ve ''kitap bekçisi'' imajlarına dikkat çekerek, artık bu imajın ''bilgi dedektifi'' olarak değiştiğini vurguladı.
Bayır, 2004 yılından bu yana ''Kütüphane-Kütüphaneci Dostu Ödülü'' verdiklerini de anımsatarak, bu yılki ödülü ''Benim Kütüphanem Projesi'' ile Toplum Gönüllüleri Vakfı'na vermeyi kararlaştırdıklarını dile getirdi.
Konuşmaların ardından ''2008 Kütüphane-Kütüphaneci Dostu Ödülü'', İstanbul Vali Yardımcısı Taşbaşı tarafından Vakıf Başkanı İbrahim Betil'e sunuldu.
Kütüphane Haftası dolayısıyla İstanbul'da hafta boyunca konferanslar ve paneller düzenlenecek, sergiler açılacak.
Ünlü diyetisyen Taylan Kümeli, Gümüşsuyu'ndaki evinde bizim için kahvaltı hazırladı. Sofrada çeşit çeşit peynirlerden domates ve salatalığa kadar ne ararsanız vardı. Sofranın baştacı ise; Kümeli'nin içine nar ve armut eklediği müsliydi.....
Taylan Kümeli, Türkiye'nin en ünlü diyetisyenlerinden biri... Tanınmış pek çok kişinin kilolarından kurtulmasını o sağladı. Bugüne kadar birçok özel diyet reçetesi, beslenme programı ve taylight diyet mönüsü hazırladı. Başkalarına önerdiği diyetleri kendine de uygulayıp uygulamadığını anlamak için bir sabah Kümeli'nin konuğu olduk. Önce sofrasına oturduk, sonra kahvaltı dersimizi aldık. Kümeli'nin kahvaltı sofrasından aç kalkılmıyor. O kadar bol çeşit var ki; insan istese de çok fazla yiyemiyor. Ünlü diyetisyen, özellikle müsliyi büyük bir iştahla yiyor...
SUCUK HAFTADA BİR!
* Sizce kahvaltı masasına çok çeşit konması doğru mu? Yoksa bir tabağa birkaç parça şey mi hazırlamalı?
Bence insanlar masaya çok çeşit koysunlar ve iradelerini sınasınlar. Masaya çok az şey koymak, işin kolay yanı. Bence onun yerine kendinizi yemeniz gerektiği kadar yemeye alıştırın. Çünkü dışarıda çok daha fazla yiyecekle karşılaşabilirsiniz. Onlara karşı direnciniz gelişmeli. Bunun alıştırmasını evde kendinize geniş bir sofra hazırlayıp, kısıtlı yiyerek yapın. Dışarıda kahvaltı yapacağım zaman kendime, "Sadece mekan değişti, kafam değişmedi" derim. En çok Gezi Pastanesi'nin ve The Marmarma'nın kahvaltısını severim. Kabataş'ta ada vapurlarının kalktığı yerde kahvaltı etmek gibisi de yoktur.
* Kahvaltı sofranızda hangi yiyecek asla bulunmaz?
Poğaça yok, börek yok, hamur işi hiç yok! Tereyağı da genelde yoktur. Çok canım çekerse, bir parça tereyağı ve kaymak yerim ama bunları genelde soframda pek göremezsiniz. Salam, sosis ve sucuk da genelde soframda yer almaz. 'Hiç yemiyorum' diye bir şey yok tabii. Haftada bir gün sucuklu yumurta yerim ya da kendime salamlı sandviç yaparım. Canım çok fazla sucuk çekerse sucuğu önce haşlarım, sonra da suyunu dökerek ızgara yaparım. Üzerine bir tane yumurta kırıp, öyle yerim.
HEP FARKLI ŞEYLER YERİM
* Kahvaltıda en önem verdiğiniz şey nedir?
Her gün farklı şeyler yemektir. Her gün aynı tür kahvaltı yapmam. Haftada 6 gün müsli yiyebilirim ama her gün içine farklı tatlar koyarım. Bir gün yulaf, bir gün süt ve meyve, bir gün yalnızca yumurta yerim.
* Kahvaltısız güne başladığınız olur mu?
Olmaz. Kahvaltı olmazsa olmazımdır. Zaten kan şekerim düşük. Sabah tiroit ilacı alıyorum. Her sabah 07.30'da kalkıyorum. İlacın ardından bir şeyler yemek için bir saat geçmesi gerekiyor. Bu arada kahvaltıdan önce mutlaka limonlu ılık suyumu içerim. Limonlu suyumun içine karabiber ve keten tohumu da koyuyorum. Böylece güne metabolizmamı hızlandırarak başlıyorum. Sabah 08.00 gibi kahvaltı masasına oturmuş olurum.
BÜTÜN EKMEKLER KEPEK
* Kahvaltı sofranızda ekmeğe yer veriyor musunuz?
Genellikle kepekli lavaş kullanıyorum. Çok ekmekli kahvaltıyı pek tercih etmiyorum. Bir ya da iki dilim ekmek yenilecekse, kepekli olanları seçmek lazım.
* Kahvaltıda simit yiyip, çay içtiğiniz olmuyor mu hiç?
Bizim bakkalın simidi çok güzel oluyor. Arada bir bana simit gönderiyor. Zaman zaman simit yiyorum yani. Benim için kahvaltı çok önemli çünkü evimde geçirdiğim tek öğün. Akşamları evimde yemek yiyemiyorum. Genelde dışarıda yiyip, eve geliyorum. Eve çok geç geldiğim zamanlarda ise, sadece meyve yiyip yatıyorum.
* Müslinin içine koyduğunuz meyvelere dikkat ediyor musunuz? Meyve seçiminde kendinizi kısıtlar mısınız?
Portakalı sabah kahvaltısında pek kullanmam. Meyvelerden hep iki kaşık kullanırım. Nar varsa mutlaka müslinin içine ilave ederim ama sadece iki kaşık. Bir dilim de ananas eklerim. Bazen armut da koyuyorum. Armut hem selenyum içerdiği, hem de yüksek posalı olduğundan iyi bir diyet meyvesidir.
EVE ÇİKOLATA ALMAYIN
* Sabah kahvaltısı çocuklar için de çok önemli bir öğün. Kahvaltı sırasında yiyecekleri obez çocukların önünden almak doğru bir davranış mı?
Obezite, çocuklarda gün geçtikçe daha çok yayılıyor. Benim çok çocuk hastam var. Aileler daha bilinçli davranmalı. Çocuğun önünden yemek çekmek yerine, ona hoşuna gidecek yeme alışkanlıkları kazandırmalı. Çocuklara her gün farklı kahvaltılar hazırlanmalı. Müsli önemli bir alışkanlıktır ama çocuğa her gün müsli verirseniz, bir süre sonra sıkılır. Her gün simit verirseniz, simitten de sıkılır. Çeşitli kahvaltı önemlidir. Fındık ezmesi ve çikolatayı, evde bulundurmamaya özen gösterin. Krep gibi yiyecekleri nadiren yapın. Çocuğun bunların tadını bilmesi önemlidir ama bunlar her kahvaltı masasında olmasın. Çocuk, kahvaltıyı bisküvi ile geçiştiremesin.