Bir resmi, yazıyı veya motifi düz bir yüzeye sahip; kağıt, karton, cam, bez, ahşap, formika, plastik ve metal üzerine baskı yapma tekniğidir.
Matbaanın basamadığı materyallerin üzerine ipek (elek baskı) kullanılarak yapılan baskı yöntemidir.
Serigrafi Baskı Teknigi
İpek Baskı - Şablon Baskı - Elek Baskı diye de anılan serigrafi, tekstil sanayiinde, grafik sanatlarda ve baskı resim çalışmalarında yaygın olarak kullanılan bir baskı teknigidir.
Bu teknikte; metal ya da ahşap çerçeveye gerilmiş ipek, plastik veya metal dokumadan oluşan elek şeklindeki kalıp üzerinde baskı yapılacak yerler açık bırakılıp diger yerler maskeleme, boyama ya da fotomekanik yöntemlerle kapatılır. Sonra bu elegin içine konulan baskı boyası (mürekkep) , bir sıyırıcı (rakle) ile sıyrılarak açık kalan yerlerden kagıt, cam, kumaş, vb. malzemeler üzerine geçirilir.
Çok eskiden Çin ve Japonya' da görülen elek baskı, insan saçından yapılmış dokumalara kagıttan kesilmiş motifler yapıştırılarak elde edilen kalıla yapılıyordu. Bu düşünceden hareketle sonraları çok ince ipekten dokunmuş elekler yapıldı. 19. yüzyıl sonlarında Amerika Birleşik Devletleri' nde "Silk- Screen Process" adıyla kullanıldı. 1920' den sonra da Avrupa' da yaygınlaştı. Daha sonraları gelişerek özellikle ofset ve tiponun uygulanamadıgı malzemeler (tahta, cam, v.b.) üzerine de uygulanır hale geldi. Bugün ise tekstil sanayii dışında özellikle az sayıda baskılar için olanaklar sınırlı olsa bile kolaylıkla uygulanabilen bir tekniktir.
Serigrafi Baskı Gereçleri
Grafik sanatlarda ve baskı resim çalışmalarında sıkça kullanılan serigrafi teknigi için gerekli olan araç- gereçleritanımanın, uygulamadaki sorunları en aza indirmek açısından önemi büyüktür.
Gazeler (Elek dokumalar): Konuşma dilinde genellikle "ipek" olarak isimlendirilen gazeleri üç grupta incelemek mümkündür.
1- İpek dokuma: Tabii ipegin en iyi kalitesinden yapılır. Emilsiyonu daha kolay tutar. Esnektir. Çok fazla germe olanagı oldugundan küçük ve orta boy baskılarda sıkça kullanılır.
2- Sentetik dokuma: Plastik maddeden yapılan bu dokumanın mürekkep geçirgenligi fazladır ve kimyasal maddelere karşı çok dayanıklıdır. Uzun süre kullanılabilir. Emilsiyon kolay temizlenir. Sentetik dokumalar: Polyester (Terylen, Perlon) ve Polyamid (Naylon, Perlon) olarak ikiye ayrılır. Polyamid' lerin esnekligi fazladır, dayanıklıdır, agır şartlarda kullanılabilir. Dogru olarak gerilmiş naylon dokumalarla en kesin kenar çizgileri bile elde edilebilir.
3- Metal dokuma: Broz ve paslanmaz çelik tellerden dokunur. Esnekligi çok azdır. Çabuk gevşer, kolay bükülür ve kırılır. Trikromi baskıya çok uygundur.
Dokumalardaki iplik kalınlıgı ve iplik sayısı mürekkep geçirgenligi açısından önemlidir. İplik sayısı, cm2' deki ipligi belirtir. İplik kalınlıgı ise dokumanın kuvvetini belirler. İnce (Small), orta kalın (Medium), kalın (Thick) ve Çok Kalın (Heavy Duty) olmak üzere uluslararası standartlara uygun dört ayrı iplik kalınlıgı vardır.Dokuma ipliklerinin kalınlıgı arttıkça ilmekler arasındaki açıklık ve boş elek yüzeyi azalır. Genellikle elek dokumalar, baskısı yapılacak işe uygun iplik sayısına göre seçilir. Örnegin, tramlı bir resim için 180- 200' lükdokuma, ince yazılı bir baskı için 130- 140' lık bir dokuma, testil üzerine baskı yapılacagında ise 40- 50' lik bir dokuma seçilmelidir.
Çerçeveler
Dokumalar, ahşap ya da metal bir çerçeveye gerildikten sonra kullanılabilir. Ahşap çerçeve, nem,sıcaklık ve ipek germelerinde deforme olmasına karşın en çok kullanılan çerçevedir. Hafiftir, hazırlanması kolay ve ekonomikir.
Genellikle çam tahtasından olanlar tercih edilir. Çerçeve kalınlıgı, elegin büyüklügüne göre 5x5 cm veya 8x8 cm olabilir. Nem ve ısıdan fazla etkilenmemesi için çerçevenin önceden boyanmasında yarar vardır.
Metal çerçeveler, 40x40x2 mmboyutlarındaki alüminyum ya da galvanizli demir borulardan yapılır. Eger çerçeve paslanırsa dokuma zarar görür. Metal çerçevelerde dokumanın iyi yapışması için çok düzgün olan yüzeyin pürüzlendirilmesi gerekir.
Rakleler (sıyırıcılar)
Rakle, elek üzerindeki boyanın şablon deliklerden baskı yapılacak yüzeye geçmesini saglayan sıyırıcıdır. Rakleler, degişik profillerde kesilmiş kauçuklardır. Agaç, çam ve çelik olanları da vardır. Kauçuk ve lastik rakleler, tahta veya alüminyum tutuculara takılarak kullanılır. Baskı yapılacak malzemenin cinsine, şekline, kullanılan mürekkebe,mürekkebin yüzeye yayılma derecesine ve baskı motifinin özelligine göre rakle seçilmelidir. Kalın bir mürekkep tabakası isteniyorsa köşeleri yuvarlaılmış rakle kullanılmalıdır. Fakat fazla mürekkep, baskı kenarlarını bozabilir. Kagıt, karton ve benzeri malzeme üzerine yazı veya tramlı bir resim basılacaksa köşeleri dik açılı olan rakle tercih edilmelidir. Boyayı çok fazla emen tekstil türü malzemeler için ucu tamamen yuvarlatılmış rakleler kullanılır. Cam, metal ve seramik gibi yüzeyler ya da silindirik malzemeler üzerine yapılır.
Şablon Hazırlama Gereçleri
Elekte mürekkebin geçmesi istenen yerler boş bırakılıp diger yerlerin bazı maddelerle kapatılması gerekir. Bu işlem ya elle hazırlanmış ve ipege yapıştırılmış şablonlarla ya da fotomekanik kopyalama yönteminde kullanılan ışıga hassas şablon emülsiyonlarıyla yapılır.
Emülsiyon, 1/10 oranında "hassaslaştırıcı" ile iyice karıştırıldıktan ve mümkünse bir süre bekletildikten (30-40 dakika) sonra ipege sürülmelidir. Hassaslandırıcı karışmış emülsiyon, uygun şartlarda bir hafta kadar saklanabilir. Kurumamış emülsiyon ışıktan etkilenmez.
Emülsiyon sürülmüş ve pozlanmış ipekte sonradan kullanılmak için kapatılması gereken yerler ve çerçeve kenarlarındaki boşluklar için şablon kapatıcılar da bulunmaktadır. Suda çözülebilen bu kapatıcılar, gerektigi zaman kolayca sökülebilir.
Serigrafi Baskı Mürekkepleri
Serigrafi baskılar için her türlü boya kullanılabilir. Önemli olan baskı yapılacak yüzeye ve baskı konusuna uygun boyayı seçmektir. Ayrıca bu boyanın ipek dokusuna ve rakle yapısına uygun kıvamda (incelikte) olması gerekir. Naylon dokumalar, baskı mürekkebindeki asit ve alkalilere karşı dayanıklıdır. İpek dokumalar ise alkalilere karşı hassastır.
Baskılarda iyi sonuç alabilmek için mürekkeplerin kum ve diger pisliklerden, bekletilmiş boyaların üzerinde oluşan kabuklardan arındırılmış olması gerekir. Bu nedenle baskı mürekkepleri kullanılmadan önce ince gözenekli bir tülbentten süzülmelidir. Boyadaki pislik ipegin yırtılmasına, baskıda istenmeyen izlerin oluşmasına neden olabilir.
Eger baskılarda ince boya tabakası isteniyorsa, sık dokumalı bir ipek ve inceltilmiş boya kullanılmalıdır. Buna baglı olarak rakle hareketi hafif olmalıdır. Tramlı baskılarda keskin kontur elde edebilmek için kalın mürekkep, yüzey baskılarda ise ince mürekkep kullanılmalıdır. Boyanın ipek gözeneklerini tıkamaması için uzun süre bekletilmemesi, eger zorunlu beklenilecekse mutlaka silinmesi gerekir. Elek dokuması kaba, Şablon kalınlıgı fazla ise kalın mürekkep tercih edilmelidir.
Çeşitli boya fabrikalarınca üretilen serigrafi mürekkepleri, baskı yapılacak yüzeye göre farklılıklar gösterdigi gibi, parlak ve mat olarak da ayrı özellikler taşırlar.
Örnegin DYO' nun "Se" serisi serigrafi mürekkepleri, plastik, suni deri, pleksiglas, asetat, çıkartma kagıdı, metal, cam, kagıt ve karton üzerine uygulanabilirken; özellikle ambalaj sanayiinde çokça kullanılan polietilenüzerine önceden baskı yüzeyi hazırlanarak "Sc" serisi mürekkepler kullanılmaktadır. Polietilenlerin yüzeyi bütengaz alevi ile daglamak ya da elektrikle bombardımanlamak suretiyle baskıya hazırlanır.
Serigrafi mürekkepleri elek dokumalarına göre seçilmeli, örnegin; tekstil mürekkepleri ve parlak mürekkepler, 100' lükten küçük dokumalarda, mat mürekkepler, trikromik mürekkepler ve plastik üzerine baskı yapılan mürekkepler 100'lükten büyük dokumalarda tercih edilmelidir.
Fabrikalar, boyalarının özelliklerini, kullanım yerlerini ve dikkat edilmesi gereken konuları açıklayan broşürler verebilirler. Ayrıca boyalar konusunda daha ayrıntılı bilgiler için boya fabrikalarının teknik servislerine başvurmakta yarar vardır.
İncelticiler, Geciktiriciler, Hızlandırıcılar
Serigrafi mürekkebinin yapışkanlıgını (viskozitesini) düşürmek için yeteri kadar inceltilmesi gerekir. Bu inceltme, mürekkebin ipek gözeneklerinden kolay geçmesini ve elegin baskı yüzeyinden kolay ayrılmasını saglar. İnceltici tiner her boya serisine göre degişebilir. Terebentin, Boya inceltmede sıkça kullanılan bir maddedir. Selülozik boyanın Selülozik inceltici ile, sentetik boyanın sentetik inceltici ile inceltilecegi unutulmamalıdır.
Geciktirici tiner, mürekkebin yüzey üzerindeki kuruma süresini geciktirir. Çogunlukla yaz aylarında kuruma süresini uzatmak için kullanılır.
Hızlandırıcı tiner, boyanın kurumasını hızlandırır. Özellikle beklemeden birkaç renk baskı yapılacaksa, boyaya yeteri kadar hızlandırıcı katılmasında yarar vardır. Bu tiner de genellikle kış aylarındaki baskılarda tercih edilir.
Temizleyiciler
Baskı sonrası ipekte kalan artık boyalar, boyanın özelligine uygun temizleyicilerle temizlenir.
Temizleme işi, ipegin uzun süre kullanılabilmesi için çok titiz ve aceleye getirilmeden yapılmalıdır. Selülozik boyalar, selülozik tinerle, sentetik ya da yarı sentetik boyalar ise sentetik tiner veya terebentinle temizlenir. Sentetik boyalar için (saglık yönünden ve ekonomikligi nedeniyle) gazyagı da iyi bir temizleyicidir.
Boyaların temizlenmesi işinde; içinde ipegi yırtacak artık madde olmayan üstübü (iplik artıkları), bez ya da pamuk kullanılabilir. İpegin başka işlerde de kullanılabilmesi için baskı sonrası emülsiyondan temizlenmesi gerekir. Çeşitli firmalarca üretilen, emülsiyonu kısa sürede çözen Serisil, Akın- Past gibi isimlerle bulunabilen emülsiyon sökücüler vardır. Fakat kolay bulunması ve ekonomik olması nedeniyle en çok kullanılan emülsiyon sökücüsü çamaşır suyudur. Ayrıca emülsiyon sökmede ispirto da kullanılabilir.
Diğer Gereçler
Kalıp hazırlarken, baskı yaparken ve baskı sonrasında kullanılan bazı gereçler vardır ki, gelişmiş bir serigrafi atölyesinde buunların bulunması çalışmayı kolaylaştırır.
Serigrafi tezgahı Makinesi veya masası): Serigrafi makinesi, elek çerçevesinin baglanabildigi, ileri- geri, saga- sola kaydırma ayarlama olanagını üzerinde taşıyan, delikli masa yüzeyinin altındaki vakumla baskı kagıdını emerek tutan bir düzenektir. Serigrafi makinesinin olmadıgı bir yerde, örnegin evde yapılacak bir çalışmada kalıbı masaya baglayarak baskı yapılabilir. Bunun için kalıbın baskı anında inip kalkmasını saglayacak bir menteşeli mengene düzenegi yeterlidir.
Işıklı masa: Emülsiyon sürülmüş ipegin kalıp haline gelmesi için baskı yapılacak işin güçlü bir ışıkla ipege aktarılması, pozlanması gerekir. ozlama için, en altta ışık kaynagı, üstte ise kırılmayacak kalınlıkta bir cam bulunan sandıktan yararlanılır. Işıgın cama olan uzaklıgı üst yüzeyin köşegeninden büyük olmalıdır. Işıklı masanın iç yan yüzeyinin ışıgı yutmayan aksine yansıtan bir maddeyle (folyo, beyaz yaglıboya, beyaz bez, v.b.) kaplanmasında yarar vardır. Ayrıca bu yan yüzeylerde lambanın meydana getirdigi ısıyı dagıtacak havalandırma delikleri de bulunmalıdır.
Işık kaynagı olarak masa genişligine göre yeterli floresan lamba kullanıldıgı gibibüyük wattlı özel foto lambaları da kullanılabilir. Evde yapılan çalışmalarda flaş bile yeterlidir.
Işıklı masanın olmadıgı yerde ışık tersten verilerek pozlama yapılabilir. Şöyle ki: İpek, ışık yansıtmayan bir masaya konur. İçine baskı yapılacak kalıbın filmi yerleştirilir, filmin üstüne kalın bir cam kapatılır, yeterli uzaklıktan ışık üstten tutulur. Önceden denemelerle belirlenmiş sürede ışık verildikten sonra ipek yıkanır. Burada ışık kaynagı olarak masa lambası kullanılabildigi gibi, flaş da kullanılabilir. Bu yöntem serigrafi atölyesi olmayanların rahatlıkla kullanabilecegi bir yöntemdir.
Asetat, aydıger, tire (line) film: İpege pozlanacak olan resim, asetat ya da aydınger gibi ışık geçirgenligi olan yüzeylere önce siyah mürekkeple çizilir. Bu çizim anında aydınger biraz marullanabilir, fakat mürekkebi emmesinden dolayı rahat çalışılır. Asetat da ise yüzey yagdan arındırılmazsa sürülen mürekkep iyi yapışmaz, dökülür. Bu nedenle asetata çalışmadan önce pudra veya gomalak sürülmesinde yarar vardır.
Ayrıntılı resim veya ince yazıların kalıbı ise tire filme alınarak hazırlanabilir. Tire film çalışması için bir karanlık odanın, reprodüksiyon kamerası ya da yanlarında spotları bulunan bir agrandizörün bulunması gerekir.
İpek yıkama (banyo) ortamı ve hortum: İpekte ışık almayan emülsiyonların, ıslatılarak sonra da su püskürtülerek dökülmesi, yıkanması gerekir. Pozlama sonrası vakit kaybetmeden banyonun yapılması, bunun için de uygun bir mekan ve küvet gerekir. Şablonun oluşması için hortumla yapılacak püskürtmenin basıncı fazla olmamalıdır. Fazla basınçlı su şablonun keskinligini bozar.
Kurutma tezgahı: Çalışma ortamının dar oldugu yerlerde çok sayıdaki baskıları kurutabilmek için üst üste tel raflardan oluşmuş bir kurutma tezgahına ihtiyaç vardır. Fakat duruma göre atölyeye ip gerip çamaşır mandallarıyla da kurutma ortamı yaratılabilir.
Kurutma makinesi: İpege sürülen emülsiyonun kurutulmasında ve pozlama sonrası yıkanmış kalıbın kurutulmasında bir saç kurutma makinesinin ya da klima cihazının büyük kolaylıklar sagladıgı bilinmelidir. Fakat ısının 40 dereceyi geçmemesi gerekir. Gerek emülsiyon kurutulurken, gerek banyo sonrası ipegin aşırı sıcak ortamda kurutulması sakıncalıdır, ipek iplikleri büzülebilir, bozulabilir.
Çalışma Basamakları
Gazenin (dokumanın) çerçeveye gerilmesi: Gazelerin çerçeveye gerilmesinde degişik yöntemler kulanılmaktadır. Fakat en çok kullanılan elle germe yönteminde: Dokuma, çerçevenin bir kenarına gergin şekilde yapıştırılır ya da tel zımbayla zımbalanır. Burada ipek dokusunun birbirine parelel olmasına dikkat edilmelidir. İpek, şekilde görüldügü gibi A1' den B1' e geildikten sonra A2' den C1' e de gerilerek yapıştırılır veya zımbalanır.
A köşesinden D köşesi yönüne çarpraz olarak çekilerek tutulur ve germe işlemi B2' den D2' ye daha sonra da C2' den D1' e dogru sürdürülür ve zımbalanır. Zımbalamanın gerilme anında ipegi yırtmayacak şekilde olması gerekir. Zımba tellerinin çerçeveye dik ya da parelel degil 45 derece egiklikte olmasında yarar vardır. Dokumanın çok gergin olması elek esnekliginin kaybolmasına ve yırtılmasına, çok gevşek olması da resim ve yazıların bozuk basılmasına neden olur. İpek germe işinde mekanik araçlard a kullanılabilir, fakat hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın asıl olan dokumanın ipliklerinin birbirine paralel olması ve yeterli esneklikte gerilmesidir. İpegi çerçeveye germeden önce ya da gerdikten sonra soguk ve sıcak su (en yüksek 50 0 c) ile yıkanması, ipliklerin uzamasını, direncin azalmasını, dolayısıyla da iyi gerilmesini saglar.
Şablonun hazırlanması: Baskı öncesinde elegin boya geçirecek kısımları açık bırakılıp diger kısımlarının kapatılması gerekir. Şablon hazırlamak için kullanılan yöntemlerden biri, önceden hazırlanan şablonun elege yapıştırılmasıdır. Bunun için bir yüzü yapışkan çıkartma kagıtları ya da maskeleme bantları kullanılabilir. Başka bir yöntemde ise şu yol takip edilir: Baskısı yapılacak resmin üzerine elek konur. Yaglı kalem (pastel, asetat kalemi, litografi kalemi) ya da yaglı boyayla ipek üzerine kopyası alınır. Çizim bittikten sonra elegin tüm yüzeyi suda eriyen kola veya arap zamkı ile kapatılır. Kuruduktan sonra yaglı kalem ve boyalar terebentinle silinir. Açılan bu yerlerden rakle ile serigrafi mürekkebi geçirilerek baskı gerçekleştirilir.
En çok kullanılan yöntem, elegin önceden ışıga hassasbir emülsiyonla kapatılıp, sonra resim ve yazıların güçlü bir ışıkla kopya edilmesidir. Fotomekanik kalıp hazırlama da denilen bu yöntemle en küçük ayrıntıların bile şablonu hazırlanabilir. 1/ 10 oranında hassaslandırıcı karıştırılmış emülsiyon, bir rakle veya cetvel yardımıyla elege sürülür. Elekte açık yer kalmamasına dikkat edilmelidir. İpege detaylı baskılar için kopya alınırken ince emülsiyon, çok trajlı baskılar için ise kalın emülsiyon sürülmesinde yarar vardır. Fakat kalın emülsiyonun daima kalın boya tabakası geçirecegi unutulmamalıdır.
Emülsiyon sürerken ortamın tozdan ve pislikten arındırılmış olması gerekir. İpege yapışacak tozlar, kalıbı bozar.
Emülsiyonla kaplanmış ipek, karanlık bir ortamda en fazla 300 C' da kurutulur ve aynı gün içinde diger işlemleri yapılır. Yeni pozlaması gerçekleştirilir. Pozlama için ise asetata ve aydıngere çizilmiş resim ya da tire filme alınmış yazı, ışıklı masaya konularak üzerine ipek yerleştirilir. (Bu arada baskı anında raklenin kolay hareket edebilmesi için çerçeveye yakın yerlerde 4- 5 cm' lik boşlukların olmasına dikkat edilmelidir. Resim ve yazıların çok kenara dayanması baskıyı güçleştirir). İpek, film üzerindeki ayarlaması bittikten sonra üst kısmından koyu renk bir örtü ile kapatılır ve üzerine cam ya da sunta gibi düz bir cisim konur, onun üzerine de ipek yüzeyinin, ışıklı masaya yani filmlere denenmiş uygun bir süre (5- 8 dakika) masadaki ışık açılarak pozlama yapılır. Sürenin normalden uzun olması, şablonun açılmamasına, kısa olması ise resim ve yazının belirgin olmamasına işarettir.
Pozlaması biten ipek, bir küvet ya da uygun bir mekanda suyla ıslatılır, yıkanır. Çok basınçlı su püskürtmek olumsuz sonuç dogurabilir. Kalıp iki taraftanda acele etmeden bol su ile yıkanmalıdır. Yıkama anında elekte ışık alan yerlerin sertleşmiş olarak kaldıgı, ışık olmayan yerlerin ise döküldügü görülecektir.
Az yıkamadan veda ipegi dik tutarak kurutmadan dolayı şablonun açık olan yerlerinde sulu emülsiyon artıkları görülebilir. Islak ipekte kolay farkedilmeyen bu tıkanma baskı aşamasıda ortaya çıkıp çalışanı güç duruma sokabilir. O nedenle ipek yeterince yıkanmalı ve yatay durumda kurumaya bırakılmalıdır.
Kuruyan ipekte istenmeyen açıklar kalmışsa artan emülsiyonla kapatılıp, rötuş yapılabilir. Aynı ipekte birkaç kalıp birden poozlanmış ise baskı anında boya sıçramaması, temiz kalması için kullanılmayan yerlerin kagıtla maskelenmesinde yarar vardır.
Baskı işlemi: Baskı tezgahına (makinesine) ya da temiz, düz bir masaya mengene ile baglanan ipegin altına baskı yapılacak kagıt vb. malzeme, etrafında uygun boşluk bırakılarak ayarlanır, yerleştirilir. Rehber kagıt dedigimiz bu kagıt, eger çok renkli baskı yapılacaksa her renk baskının ayarlanmasında kullanılır. Bir köşesine kagıtların tam oturması için bantla bir köşebent yapılmalıdır ki bu köşebentin çok renkli baskılarda önemi daha da büyüktür.
Küçük kaplara istenilen kıvamda ve renk tonunda hazırlanan serigrafi mürekkebi çalışmanın biraz dışına dökülerek rakle ile önce kalıp gözeneklerine verilir. Sonra 45 derece egimle ve yeterli basınçla rakle çekilerek boyanın tabandaki malzeme üzerine geçmesi saglanır. Elek çerçevesinin altına 1- 2 cm' lik bir yükseklik konulması ipegin rakle basıncı sonrasında baskı malzemesi üzerinden kolay ayrılmasını, bu malzemenin ipege yapışmasını saglar.
Boya kıvamı, rakle açısı ve basıncı uzun deneyler sonunda en uygun biçimini kazanacaktır. Bu konuda sabırlı ve dikkatli olmanın yararı vardır.
Tüm baskı işlemi bittikten sonra elekteki fazla boya alınır ve zaman kaybetmeden ipek temizlenir. İpegin tam temizlenmiş olması, temizlik için kullanılan üstübüde boyanın görülmesinden anlaşılır. İpegin uzun süre kullanılabilmesi, boyadan çok iyi arındırılmasıyla mümkündür.
Emülsiyonun temizlenmesi: Temiz bir masa üzerine konulan ipege çamaşır suyu dökülür, bir fırça yardımıyla ovalanır. Çamaşır suyunun bütün yüzeye etki edebilmesi için bir süre gazete kagıdıyla kapatılıp bekletilmesi de mümkündür. Veya naylondan bir küvet düzenegi hazırlanıp, ipek, çamaşır suyu içine yatırılabilir. Fakat bu yöntemde çerçevede, uzun süre suda kalmaktan kaynaklanan şişmeler, bozulmalar olabilir.
Bu aşamada acele etmeden bütün emülsiyon çözülür, daha sonra basınçlı suyla yıkanarak temizlik tamamlanır. Temizleme anında dikkatli olmak, ipegi yırtmamak ve yıratmamak gerekir. Kalan emülsiyon olursa ispirto ile silinebilir.
Hatalar ve Sonuçları
- Yağdan arındırılmış ipege sürülen emülsiyon tabakası yeterince yapışmaz, boşluklar meydana getirir.
- Emülsiyon yeterince kurumadan pozlama yapılmışsa yer yer açılmalar oluşur.
- Pozlama anında ipegin yeterince negatif üzerine oturmaması ve negatifin saydamlıgının iyi olmaması (örnegin filmin bulanık olması) istenmeyen gölgeler, izler yaratır.
- Emülsiyon tabakasının çok ince olması, tozlanması, sürülen emülsiyonun veya yıkama sonrası elegin sıcakta kurutulması, banyo anında ovalanması küçük deliklerin oluşmasına neden olur.
- Emülsiyon tabakasının çok kalın olması, ipegin negatif üzerine yeterince yerleşmemesi, fazla pozlanması ve uzun süre yıkanması, resim ve yazı konturlarının bozulmasına neden olur.
- Banyo sonrası akıntı olması, kurumanın uzun sürede gerçekleşmesi, gözeneklerin tıkanmasına; emülsiyon sürülmesi ile pozlama arasında geçen sürenin uzun olması, pozlamadaki ışık kaynagının fazla sıcaklık yayması, negatifin yeterince pozlanmaması da şablonda bulanıklıklar meydana getirir.
- Baskı anında bekleme gerektiginde açık gözeneklere boya akmışsa alta geçen boya miktarı artacagından yayılma ve taşma olacaktır.
- Çerçevenin zayıf olması, mengeneye iyi baglanmaması ve ipegin çok gevşek gerilmesi baskılarda kaymalara ve bozulmalara neden olur.
Kaynakça:
Aslıer, Mustafa. " Resim I (Grafik Resim)", Milli Egitim Bakanlıgı Devlet Kitapları 7702,1986,Ankara.
Okuş, Tugrul. " Serigrafi ile Trikromi Baskı", Grafik Sanatı ve Plastik Sanatlar Dergisi 3: 62, 4: 65, 5: 52, 1985.
Pekmezci, Hasan. "Tüm Yönleri ile Serigrafi İpek Baskı" , İlke Yayıncılık, 1992, Ankara.
Yurtsever, Necla ve Atilla Ergün. " Film Baskı", Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Yayınları: 3, 1974, İstanbul.
Litografi (Taşbaskı) Tekniği: Düz baskıda en çok ve yaygın olan teknik litografidir.
Litografi sözcüğünün kökü eski Yunanca olup "taş üzerine yazılmış" anlamına gelir. Mikroskobik deniz hayvanlarının kireçtaşı kabuklarından meydana gelmiş yer tabakalarının basıncı altında ve milyonlarca yılda oluşmuş doğal taşlar baskı kalıbı olarak kullanılır. Taş basmacılığında geleneksel olarak bavyera kireç taşları kullanılır. İnce grenli ve yumuşak kalker taşları da kullanılabilir. Taş, % 98 kalsiyum, karbonat ve bikarbonatlardan oluşur. Taşın düzlenmiş su ile temizlenmiş ve kurutulmuş yüzeyine yağlı kalem ve mürekkeple resim yapılıp taşın yüzeyi de merdane ile yağlı baskı boyası geçirilirse yalnız resim yapılıp taşın yüzeyinde resim olan yerlerde bir yağ tabakası yerleşir. Taş süngerle ıslatıldıktan sonra yüzeyde merdane ile yağlı baskı boyası geçirilirse resim olan yerler bu boyayı alır. Taşın çok sert dokusu hem suyu hem yağı iyi yutar. Boya verilmiş yüzeye kağıt serilerek kalıp presten geçirilirse resim baskı olarak kağıda geçer. Taşbaskı ilke olarak ofset tekniğine benzer. İki teknikte de yağ ve suyun karışmaması özelliğinden yararlanılır. Senefeldor 1986 yılında ilk çok renkli litografiyi bulur. 1933'te bu teknik ile yağlıboya resmin renkli benzer baskısını yapmıştır. Taşbaskı tekniği hem benzer bakı, ve özgün baskı alanında çabuk dünyaya yayılmıştır. Kalem izinin baskıya olduğu gibi geçirilebilmesi, çizgisi güçlü ressamlarca kullanılmıştır. Taş kalıplar kalın ve ağır oldukları için onun yerine çinko ve alüminyum, bakır, krom kalıplar kullanılmıştır. Düz baskının üretimde kullanılan bu tekniğine "ofset baskı" denir. Ayrı ayrı kalıplar üst üste basarak çok renkli resimler yapılmaktadır.
Litografi tekniği ile eser veren sanatçılar Gericault, Deroix, Goya ve Davmier'dir. Gericault 1817, Delacroix 1819 yılında ilk eserlerini vermişlerdir. İspanya'da Goya yapmıştır. Hodnoreumier 1830'dan 1872'ye dek kalemle çalışan büyük ustasıdır. 42 yıl çeşitli dergi ve gazetelerde litografi ile resimler yapmıştır.
Taş baskı ya da Litografi / Litografya, kireç taşı üzerine yağlı mürekkeple çizilmiş şekil ve yazıların basım sanatı. Taşbaskıya el litografyası da denir. Taşbaskı, modern ofset litografyanın başlangıcıdır. Taşbaskı tekniğinin esası, yağın suyu itmesi özelliğine dayanır.
Kireçtaşı, kalsiyum karbonat olup gözeneklidir. Baskı kalıbı olarak kullanılacak kireç taşı 6-8 cm kalınlığında levha şeklinde hazırlanır. Yüzeyi pürüzsüz hale gelinceye kadar tesviye edilir. Bu düzgün yüzeye yazı veya resim özel bir mürekkeple nakşedilir. Mürekkebin özelliği yağlı olmasıdır. Yağlı mürekkep, arapsakızı eriyiğinin bir iki damla nitrik asitle karışımından yapılır. Baskı kalıbı, yazı işleri tamamlandıktan sonra yazıların ve resmin net bir görünüm alması için terebentinle silinir. Baskı kalıbı daha sonra su içine sokulup çıkarılır. Kireçtaşı gözenekli olduğu için yazılar ve resim çizgileri haricindeki sathın tamamındaki gözenekler suyla dolar. Baskı taşına bu durumda baskı mürekkebi sürülür. Mürekkep yazıların bulunduğu susuz yüzeylerden gözeneklere emilirken boş kısımlardaki sulu yüzeylerden itilir. Baskı kalıbı bir kağıda bastırılmak suretiyle istenilen baskı elde edilir. Gözeneklere emilen mürekkep bitinceye kadar baskı yapılabilir.
Kalıplar saklanarak ilerde tekrar baskıda kullanılabilir. Tekrar baskı yapmak için baskı kalıbının terebentinle silinip suya sokulması yeterlidir. Bazan taş kalıp yerine kağıt ıslatılır. Kağıt bilahare kurutulur.
Mürekkep rengi değiştirilerek, değişik renklerde baskı da yapılabilir. Renk ayrımına göre şekil ve yazıları ayrı ayrı hazırlanan taşlar, sırayla aynı kağıt üzerine basıldığında ofset renkli taşbaskı elde edilmiş olur. Modern ofset litoğrafyanın esasını taşbaskı usulleri teşkil eder. Modern litografi, fotokimyasal metodlarla hazırlanmış çinko ve alüminyum levhaları kalıp (matris) olarak kullanır.
Taşbaskılarda taşın yazı ve resim çizgilerinin geldiği yerler hafif oyuk veya hafif kabarık olan türleri de vardır. Bu türe, taşbaskılarda taş üzerine gravürleme denir. Gravür şekli ile hazırlanacak ve kazılacak kelimeler hafif asitlerle ve özel gravür makinalarıyla hazırlanır.
Taş baskı tekniği 1831 yılında Türkiye'ye girmiştir. İlk taş baskı atölyesi bugünkü İstanbul Üniversitesi (Eski Harbiye Nezareti)nde kuruldu. İlk basılan kitaplar askeri eğitim gayeliydi. Daha sonra Anadolu'nun bazı büyük şehirlerinde de taş baskı atölyeleri kuruldu. Baskıda tipografinin gelişmesi üzerine, 20. yüzyılın başlarında yavaş yavaş taş baskıcılık yerini, bugünkü modern teknik baskıcılığa terk etti.
Türkiye'de Litografi
Aslıer'in baskıresim olarak taşbaskı yurdumuzda kullanılan en eski baskıresim tekniğidir. "Türkiye'de resim basma tekniği ilk kez 1730 yılında İbrahim Müteferrika'nın bastığı "tarihi Hondi Garbi" adlı kitabında uygulamıştır. İlk taşbaskı atölyesi 1831 yılında Henry Cayol tarafından Beyoğlu'nda kurulur ve burada Hüsrev Paşa'nın Nuhbettütalim adlı yapıtı basılır. Başlangıçta askeri eğitim amacıyla basılan kitap ve broşürlerde haritalar semalar insan figürleri çoğaltılmış, bu teknik sayesinde yazı ve hat sanatının güzel örnekleri kitlelere ulaştırılmıştır." 1869'da Antoine Zellich İstanbul'da kendi matbaasını kurar. Türk baskıresim sanatının başlangıcı 19. yy ilk yarısına kadar uzanır. Türk betim sanatının en önemli alanını taşbaskı (litografi) oluşturur. Bu sanatta en başta gelen sanatçı II. Abdulhamit döneminde yaşamış olan Mehmet Hulusi'dir. Eski İstanbul ve Anadolu kahvehanelerinin duvarlarına, asılan resimler yazılar ve duvar resimleri dönemin resim sergileri olarak kabul edilebilir. Kız kulesi, Hz. Ali'nin Devesi, Güzeller Güzeli Fatma, Karagöz, Mülis Tüccar bunlardan birkaçı. Taşbaskı tekniği ilk kez askeri okulda resim öğretmenliği yapan Hoca Ali Rıza'dır. 1957'de Tatbiki Hüz. Sar. Yük. Mustafa Aslıer çalışmaya başlamıştır. Eskişehir'de Anadolu Ünv. Uygulamalı Güzel Sanatlar Yüksekokulu taşbaskı atölyesini Atilla Atar kurmuştur. 1989 Bilkent, Hacettepe ve 9 Eylül Ünv. taşbaskı çalışmaya başlanmıştır.
Bu alanda çalışan sanatçılarımız şunlardır: Mustafa Aslıer, Fevzi Karakoç, Atilla Atar, Basri Erdem, İsmail Hakkı Demirtaş, Emin Koç, Alaattin Aksoy, Mehmet Özer, Selami Yahya, Gül Derman, Saime Hakan, Hüsnü Dokak.
Kukla
Tarihi neredeyse insanlık kadar eskidir Kuklaların...
"Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
Kuklacı felek usta, kuklalar da biz
Oyuna çıkıyoruz birer, ikişer;
Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz"
Ömer Hayyam
Kuklalar Alemi
İnsanoğlunun kontrol arzusu kimi zaman ortaya hoş sonuçlar çıkarabiliyor. Kuklacılık sanatı da bunlardan biri.
Kukla; iple, ele geçirilerek, mekanik bir aracıyla ya da elektronik olarak yönlendirilebilen, dışarıdan kontrol edilebilen oyuncaklara denir. Karagöz gibi gölge tiplemeler de doğal olarak kukla kapsamına girerken, son dönemde iyice gelişen dijital animasyonlar da kukla sayılıyor. Bununla birlikte, çizgi film kahramanları kukla olarak kabul edilmiyor.
Sadece eğlence olarak değil, eğitimde, psikolojik tedavilerde, edebiyatta kendine geniş yer bulan bir kavram kukla. Ama son zamanlarda kukla sanatı eskisi kadar popüler değil. Özellikle ülkemizde dekorasyon amaçlı olarak daha çok kullanılıyor kuklalar, desek yeri var.
Gerçek bir geleneksel kukla sanatçısı, kuklasını kendisi yapan, senaryosunu yazan, sahneyi tasarlayan, oyunu yöneten kişidir. Kuklacı, gösterilerini kukla tiyatrosunda sunar. Kendinize basit bir kukla tiyatrosu kurmaya niyetlenirseniz, talimatlar ve kolay birkaç kuklanın yapım tarifi burada.
Tahtadan, alçıdan ya da bezden yapılmış elle, iple ya da sopayla oynatılan küçük bebeklere kukla; bu bebeklere yapılan gösteriye de kukla oyun adı verilir. İnsana, hayvana ya da çeşitli nesnelere benzetilerek biçimlendirilen ve boyanan kuklalar, sahne arkasına gizlenmiş bir "kuklacı" tarafından oynatılır. Kukla oyunlarının çoğu sözlü ve müzikli, bazıları da sözsüzdür. Sözlü oyunları perde arkasına gizlenmiş bir konuşmacı seslendirir. Sahne gerçek bir tiyatro sahnesinin küçük bir kopyasıdır. Gösteri sırasında kuklalar izleyicilerin daha iyi görebilmesi için parlak ışıklarla aydınlatılır. Parmak boyunda, çok yalın kuklaların yanı sıra, insan boyunu aşan çok süslü ve en küçük ayrıntısına kadar düşünülerek yapılmış kuklalar da vardır. En yaygın kukla çeşidi eldiven gibi giyilerek parmaklarla hareket ettirilen el kuklalarıdır. El kuklalarının uzaktan daha iyi görülebilmesi için yüz çizgileri abartılı, gözler, burun ve kulaklar oldukça iridir.
Bir başka kukla türü de batıda Marionette adı verilen ipli kukladır. Kukla, eklem yerlerine, başına, elleri ve ayaklarına bağlı olan ipler çekilerek hareket ettirilir. İpli kuklaların yapımı ve oynatılması el kuklalarına daha karmaşık ve güçtür.
İpler kuklacının elinde tuttuğu, kontrol çubuğuna bağlıdır. Kuklacı çubukları çeşitli yönlerde hareket ettirerek kuklayı oynatır. Kuklanın karmaşık bir yapısı ve çok sayıda ipi varsa, kuklayı birden çok kişi oynatır. Bazen de bir kuklacı iki kuklayı birden de oynatabilir. İpli kukla gösterisinde, kuklacı sahnenin üstünde yerleştirilmiş kukla köprüsü denilen yere çıkarak kuklaları buradan yönetir.
Kısa Kukla Tarihi
Kuklacılık tarihi binlerce yıl öncesine dayanıyor ama kesin başlangıç tarihini bilen yok. İlk gölge kuklalarının Yunan felsefesinde yeri var. Yunanlılar, teatral sunumlara çok meraklıymış; ama büyük organizasyonların çok pahalıya mal olması da tiyatro oyunlarının az sergilenmesine neden oluyormuş. Üstelik her şehirde büyük tiyatro salonları yokmuş. Bu da sanatsever Yunanlıları başka arayışlara itmiş ve hikâye anlatıcıları, tek kişilik performans sanatçıları ve kuklacılar, köyden köye dolaşıp gösteriler yapmaya başlamış. Aristo ve Plato'nun eserlerinde kukla tiyatrolarından bahsedilir.
Başka bir görüşe göre de kuklacılık ve gölge oyunu ilk defa Çin'de ortaya çıkmış. Çinli kukla sanatçıları, çeşitli hayvan derilerinden yapılan kuklalar kullanmışlar. Dünyanın çeşitli yerlerinde yerleşmiş olan kabilelerin dini seremonilerinde de kuklaların kullanıldığı biliniyor. Ortaçağ'da da Hristiyan kilisesi öğretilerini halka aktarmak için kuklalardan faydalanılmış. Mısırlılar'ın kilden ve topraktan kuklalar yaptıkları da kanıtlanmış durumda.
14. ve 15. yüzyıllarda kukla gösterilerine mizah unsuru eklenmiş. Sokaklar ve fuarlarda oynatılan kuklalar halkın en büyük eğlencelerinden biri olmuş. 16. yüzyılda kuklacılık Avrupa'nın her yerine yayılmış. İpli kukla operaları çok popüler olmuş.
17. yüzyılda el kuklaları yaygınlaşmaya başlamış. Kullanması ipli olanlardan daha kolay olan bu kuklalar taşınabilir küçük sahnelerde sergilenirmiş. Bazı kukla karakterleri halk arasında çok ünlü olmuş. Bu dönemde kukla sahnelerinde politik konulara sıkça yer verilmiş.
Kuklacılık geçmişi çok eskilere dayanan ülkemizde pek çok kukla geleneği yaşanmış olmasına rağmen, bugün bunlardan sadece geleneksel gölge oyunu hayatta kalmayı başarmış durumdadır. Osmanlı döneminden kalan belgelerde, kuklacılık sanatının gölge oyunundan daha da eskiye dayandığı anlatılır. O zamanlardan beri kukla perdesine "çadır" dendiği anlaşılıyor. Orta Asya'dan Anadolu'ya geldiği düşünülen ipli kukla gösterisine de "çadır hayal" denir. İpli kukla bizim topraklarımızda çok gelişememiş olsa da, bu gösterilerde ağırlığı müzik eşliğinde yapılan yöresel danslar ve oyunların aldığı bilinmektedir. Tarihimizde profesyonel bir kukla tiyatrosu olduğuna dair bir bilgiye rastlanmasa da, bağımsız kukla oyunlarına çeşitli eğlencelerde çokça yer verildiği anlaşılıyor. Gölge oyunu ve ipli kukladan ayrı olarak el kuklasının da tarihimizde yeri vardır ki en bilinen karakter de İbiş'tir.
Ülkemiz, son senelerde büyük kukla organizasyonuna ev sahipliği yapıyor. En son 2006'ın Mayıs ayında dokuzuncusu gerçekleştirilen Uluslararası İstanbul Kukla Festivali'nde, dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen değişik kukla gösterileri kuklaseverlerin beğenisine sunuldu.
Kukla Çeşitleri
El kuklası: Çoraptan yapılan en basit versiyonlarından tutun da, vantrilokların kucaklarına oturtup ağız ve çene bölgelerini tek elleriyle oynattıkları tiplere kadar pek çok çeşidi var el kuklalarının. Büyük tipte olanların göz kapakları bile kuklacı tarafından içeriden bir mekanizma ile idare ediliyor. Küçük el kuklalarının bu kadar komplike parçaları yok, ağız ve gözleri açılıp kapanmıyor. Sadece el parmaklarının yardımıyla başı ve kolları hareket ettirilebiliyor.
Kol kuklası: Oynatmak için iki kişi gerektiren kol kuklası da benzer bir mekanizmaya sahiptir. Daha komplike bir şekilde hareket eden kolları da olduğu için bir oynatıcıya daha gerek vardır.
Parmak kuklası: Daha basit bir mekanizma olamaz herhalde. Parmağa takılan minicik bir kuklacık.
Çubuklu kukla: Yine aşağıdan idare edilen ama ayakları da olan kuklalardır. Arka taraftan vücudun çeşitli kısımlarına bağlı olan bir değnek mekanizmasıyla idare edilirler. Endonezya adalarında yaygın olarak oynatılan geleneksel "wayang golek" kuklaları bunlara örnektir.
İpli kukla: İple kontrol edilen kuklalara aynı zamanda Fransızca bir kelime olan 'marionette' de deniyor. Bu romantik isim, Fransızca'da Hz. İsa'nın annesi Meryem'in Orta Çağ zamanına ait figüründen gelen bir isim. İpli kuklaların vücutları tamdır. Genel olarak ellerden, ayaktan ve baştan bağlı olan iplerin uçları, artı ya da "H" şeklindeki çıtaların uçlarına ve ortalarına bağlıdır. İki eline bu çıtaları alan oynatıcı, bunları ustaca hareket ettirerek kuklalarını her şekle sokabilir.
Düz kuklalar: Kuklalar genellikle üç boyutlu olurlar. Ama düz figürler, birbirine bağlı çeşitli vücut parçalarından oluşur ve aradaki eklem parçalarının aşağı yukarı oynayıp alçalıp yükselmesine bağlı olarak hareket eder. İpli kuklalar gibi yukarıdan oynatılırlar.
Gölge oyunu kuklaları: Deri ya da başka bir mat malzemeden yapılan iki boyutlu kuklalar, arkalarına sabitlenen çubuklarla, yarı geçirgen bir ekranın arkasında hareket ettirilirler. Mantık olarak oldukça basit görünse de, ortaya çıkan sonuç oldukça renkli ve keyiflidir. Elbette Karagöz ve Hacivat aklımıza ilk gelecek örnek olsa da, Çin gölge oyunu kuklaları da meşhurdur.
Siyah ışık kuklası: Sadece asıl oynatıcının göründüğü, diğer kişilerin ise siyah giysileri nedeniyle izleyicilerin fark edemediği, karartılmış sahnede oynatılan, yarım insan vücudu büyüklüğündeki kuklalardır. En ünlüsü, Japon "bunraku" kuklalarıdır.
Su kuklası: Kökenleri Vietnam'a dayanan su kuklaları, haliyle tahtadan mamul ve sahne olarak da havuz kullanılan kuklalardır. Su altında gizlenen uzun çubuklarla idare edilirler.
Zıplayan Jack, Humanette, kablo kontrollü kukla, uzaktan kumandalı kukla gibi pek çok kukla türü daha sayabilir, yine de eksik bırakmış oluruz ama dünyadaki bütün kuklalara yer vermemiz olanaksız. Yine de bir fikriniz oldu diye düşünüyoruz.
Kuklalı Notlar
* Dünyanın en ünlü kuklası belki de yaramaz tahta çocuk Pinokyo.
* Dünyanın en acımasız kuklası meşhur cani oyuncak Chucky olabilir.
* Modern zamanların en ünlü kukla gösterisi pek tabii ki Muppet Show!
* Susam Sokağı'nı, Kurabiye Canavarı başta olmak üzere tüm komik kahramanlarını da anmadan geçecek değiliz ya...
* Kuklaların başrole soyunduğu filmlere iki iyi örnek: "Being John Malkovich" ve "Dummy".
Ceptelefonun Menüsüne girerek ,, bt ,, programı çalıştırın ve kapatin
7.İŞLEM
GPSd programını ve iki kere ,, evet,, diyerek çalıştırın ve açik alana çıkın ve bekleyin.
Bu esnada Ekrana bakarak Latitüde ve Longitüde,de 0.0 olan GPS tanıtımını gerçekleştirmek için bekleyin.
8.İŞLEM
Ekrana bakarakLatitüde ve Longitüde,de 0.0 yerine belirli bir sayılar geleçektir ve bu da GPS tanıtımını tamamlamış anlamına gelir
9.İŞLEM
GPS tanıtımını gerçekleştirdikten sonra ,, HIDE,, tuşuna tıklayarak programdan çıkınız. (kesinlikle EXİT olarak programdan çıkmayın)
10.İŞLEM
TomTom çalıştırın ve Bluethoot açilsin sorduğunda sizde ,, EVET,, diyerek devam edin
11.İŞLEM
şeçenek olarak size ,, BiNPDA GPS ,, göstereçektir ve sizde onaylayın.
PS: GPSd programın arka pılanda mutlaka çalışması gerekiyor mevcut olan GPS antenini tanıyabilmesi için ve bu sebebden dolayı mutlaka Navi esnasında Ceptelefonun Akkuşunu bağlı kalması gerekiyor
N95 Ceptelefonun GPS Anteni tuşların altında olduğundan dolayı N95 Ceptelefonu kapağı açık olması gerekiyor.
Toplam: 200.000KB
Eastern Europe Haritası....Not:Bütün 6 Versiyon Haritalar Bu Programda Çalışır
Eski Halılara Ait Karakteristik Özelliklerin Değerlendirilmesi
Eski olan her halıyı antika olarak değerlendirmek yanlıştır. Eski bir halının antika olabilmesi için yaşı dışında daha bir çok özelliğe sahip olması gereklidir. Eski halıların dokunma yılları, yöreleri, özellikleri ile ilgili araştırmacı yazarların, koleksiyoncuların ve tüccarların yüzyıllardır sürekli tartışmakta olduğu unutulmamalıdır.
Eski bir halının değerinde rol oynayan unsurlar sırasıyla halının yaşı ve yöresi, halının deseni ve rengi, halının nadirliği (çok görülen bir tip olup olmaması), halının ölçüsü (küçük ölçülerin kullanım sahası daha geniş ve daha çok kimse tarafından talep görecek olması), halının durumu (kondüsyonu) ve en önemlisi halının sahibi tarafından ne derece sevilip benimsendiğidir.
Aşağıda detaylı olarak anlatılan bu özelliklerin bugün için geçerli olduğu, bundan 50-100 sene sonra bu özelliklerde bazı değişikliklerin olacağı göz önüne alınmalıdır.
Halının yaşı
Halının yaşı eski bir halıda aranan özelliklerin başında gelir. Bugün bir halının antika olabilmesi için yaklaşık 100 yılın üzerinde bir yaşa sahip olması gereklidir. Çünkü antika bir halıda aranan diğer özelliklerin sadece böyle bir halıda olma olasılığı vardır.
Halı yaşının tesbitinde tam ve kesin bir sonuca ulaşmak ancak halı veya kilim üzerine dokunmuş tarih bilgisi ile mümkündür. Eski halı ve kilimlerin pek çoğunda bu gibi tarih bilgilerine rastlanmaktadır. Tarih bilgisinin dokumasında kullanılan yazı dokuyucunun hangi kökenden olduğu hakkında da bilgi verir. Örneğin, Müslüman Türkler Arap alfabesini, Hıristiyan Rumlar Latin alfabesini ve Hristiyan Ermeniler Ermeni alfabesini kullanmışlardır.
Bazı halılarda tarih soldan sağa değil, sağdan sola doğru yazılmıştır. Bu durum halının, gerçek tarihi taşıyan orjinalinin arka yüzünden bakılarak dokunduğunu gösterir. Böyle halıların, dokunmuş tarih bilgisinden 5-10 sene daha genç olduğu düşünülmelidir.
Kullanılan malzeme
Eski halılarda kullanılan malzemeler yöresel özellik gösterir. Bu nedenle kullanılan malzeme ve niteliği dokuma yöresinin tespit ve tanımlanmasında yardımcı bir unsurdur. Bu malzemeler yün, tiftik, pamuk, ipek ve floş (suni ipek) olabilir.
Örneğin, Isparta halılarının atkı ve çözgülerinde 1900'lü yılların başlarında Manchester pamuğu daha sonraki dönemlerde ise yerli pamuk kullanılmış, yün hiçbir zaman kullanılmamıştır. Eski Gördes halılarının beyaz renklerinde ilme olarak pamuk kullanılması olması da bu halılara has bir özelliktir.
Kullanılan boyalar
Bir halının antika olabilmesi için o halıda kök boya kullanılmış olması şarttır. Kök boyalarda ilkel boyama usulleri nedeniyle aynı renkte ton farklılıkları (abraş) görülür. Halılar eskidikçe boyama işleminin gerektiği gibi yapılıp yapılmadığına bağlı olarak, belli oranda renk kaybederler; fakat kötü bir görünüş almazlar, aksine olgunlaşırlar ve daha da güzel bir görünüm alırlar.
Bazı halıların yaşını kullanılan boyaların cinsinden öğrenmek de mümkündür. Halıcılıkta kimyasal boyalar 1900'lü yılların başlarında kullanılmaya başlanmıştır. Bu tip boyalar görünüşleri itibariyle kök boyalara benzemezler. Kök boyalar genelde canlı ve yaşayan renkler verirken, kimyasal boyalar daha homojen ve mattır.
Kullanılan renkler
Eski halılarda kullanılan renklerin genelde o yörenin bitki örtüsü ve gelenekleriyle çok sıkı bir ilişkisi vardır. Örneğin Yahyalı halılarında palamuttan elde edilen ve zamanla tatlı bir hardal rengine dönen kahverenginin, Konya yöresinde 'çivit' mavisinin kullanılmış olması bu yörelere has özelliklerdir.
Ayrıca bazı yörelerde kullanılan renklerin, belli bir dönem sonrası kullanılmamış olması da halının yaşı konusunda bizi aydınlatacak bir diğer kriterdir. Kula halılarında 18. yüzyıldan sonra sarı rengin, 20. yüzyıldan sonra da koyu mavi rengin kullanılmamış olması örnek gösterilebilir.
Dokuma tekniği
Her ne kadar yöntem olarak aynı olsa da teknik olarak yöreler arasında dokuma farklılıkları görülmektedir. Bu durum genelde atkı atma tekniğinin değişik şekillerde uygulanmasından kaynaklanır. Bunun yanında kilimlik genişliği, süslemeler, saçak örgüsü, kenar örgüsü ve renkleri gibi özellikler de yöreler arasında değişiklikler gösterir.
Ölçü
Ölçüler, halıların dokunduğu yöre ve kullanım amaçları hakkında bilgi verebilmektedirler. Bergama halılarının karemsi ölçüleri karakteristiktir. Büyük ölçü halılara 13. yüzyıl Selçuklu halılarının dışında, 16. yüzyıldan itibaren Uşak halılarında rastlanmaktadır.
Göçebe ve yerleşik yörükler yüzyıllar boyunca halı ve kilimleri, yer ve divan örtüsü, duvar halısı ve özellikle de namaz seccadesi olarak küçük ölçülerde dokumuşlardır.
Nadirlik
Elde dokunmuş bir halı veya kilimin tek olduğu unutulmamalıdır. Bir benzeri de olsa tamamen aynısı olması mümkün değildir. Kullanım şekline ve kullanıldığı yere bağlı olarak bazı halılar çok uzun yıllar iyi durumda kalmış ve zamanımıza ulaşmıştır. Bazıları da çeşitli nedenlerle ancak çok az sayıda günümüze kadar gelebilmiştir. Örneğin; Yunanlılar'ın Gördes'i yakmaları nedeniyle nadide Gördes halılarından ancak daha önce yurt dışına gönderilmiş olanlar günümüze ulaşabilmiştir. Gördes halıları bu yüzden nadir bulunan halılardandır.
Halının durumu (Kondüsyonu)
Kullanılan bir halı zaman içinde mutlak surette eskir ve yıpranır. Eskime saçak ve kilim ile başlar; tedbir alınmadığı takdirde düğümlü kısımda sökülmeler görülür ve halı yavaş yavaş yok olmaya yüz tutar. Yüzeysel eskime daha geç görülür. Özellikle fazla temas gören yerler (namaz seccadelerinin baş ve ayak kısımları gibi) daha fazla aşınır. Bu nedenle eski bir halının her yönü ile sağlam bir durumda olması söz konusu değildir. Sadece duvar halısı olarak kullanılmış ve güveden korunmuş halılar günümüze mükemmel bir kondüsyonda (intact) ulaşabilmişlerdir. Dolayısıyla eski veya antika bir halının tamir edilmiş olması son derece olağan bir durumdur. Halılarda hasarlı yerlerin uygun malzeme, renk ve dokuma tekniği ile halının bütünlüğünü bozmadan ustaca tamir edilmiş olması değerinden herhangi birşey kaybettirmez.
Bunun yanında antika değeri çok yüksek fakat tamir edilemeyecek kadar hasar görmüş veya parçalanmış halılara "fragment" adı verilir ve bunlar çok değerli parçalardır.
Değer takdiri
Eski ve antika halılar eşi bulunmayan, tekrar üretilmesi mümkün olmayan, hergün alınıp satılmayan, dolayısıyla da belli bir fiyatı olmayan değerlerdir. Bu bakımdan bu tip halıların değerleri diğer antika eşyalarda olduğu gibi görecelidir. Değer takdirinde bilgi, görgü ve tecrübenin de büyük rolü vardır. Bir kimsenin evinde senelerce kullandığı, görmekten bıktığı bir halı o kişi için fazla bir değer taşımazken, bu konuda bilgi sahibi, halıya meraklı bir kimse için yüksek bir değer ifade edebilmektedir.
Antika bakımı
Aile yadigarı antikalarınıza gözünüz gibi baktığınızı biliyoruz. Ancak buna rağmen, güvelerden, toz ve kirin zararı etkilerinden koruyamadığınızı da! O halde önerilerimize kulak verin. Tabii, antikalarınızın nesiller boyu yaşamasını istiyorsanız!
Temizlik
Antika mobilyaları korumanın yolu düzenli yapılan temizlikten geçer. Haftada bir yapacağınız "zararsız" temizlikler antikalarınızın ömrünü uzatır.
Tozunu alın
Toz, antika eşyaların bir numaralı düşmanı! Uzun zaman eşyanın üzerinde kalması, asidik bir etki yaratır ve nemi üzerinde tutar. Bu da antikanızın cilasının bozulmasına yol açabilir. Haftada bir yapılan toz alma işlemi mobilanızı bu tür etkilerden korur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, mobilyanızın temizliğini detarjanlı ya da sabunlu bir bezle değil, doğal bir kıllı fırça yardımıyla yapmanız. Zira, detarjan ya da saf olmayan sabunlar mobilyanızın cilasını bozup ve kötü bir görüntüye neden olabilir. Daha derin bir temizlik içinse, elektrostatik bezlerden faydalanabilirsiniz. Bu tür bezler bilgisayar ekranlarını temizlemek için tasarlanmışsa da, antika mobilyalarınız için de pekala kullanılabilir.
Vazo, ayna, tabak gibi narin parçalarınızı ise patista gibi sık dokunmuş bezlerle silebilirsiniz.
Cilalayın
Antikaların bakımında cila önemli. Ama nasıl cilalandığı daha da önemli. Bu nedenle, ahşap ve ahşap kaplamalı antika mobilyalarınızı cilalarken elinizin ayarını hafif konuma getirmenizi tavsiye ediyoruz. Temiz, yumuşak bir bezle az miktarda bildiğimiz pasta cilayı temiz yüzeye sürün (tozu alınmıştı zaten, değil mi?!) Bir dakikalığına cilayı kurumaya bırakın, aman fazla bekleyip iyiden iyiye kurumasın. Nazikçe bir başka temiz bezle cilalama işlemine başlayın. Sadece yumuşak pamuklu bezler kullanın ve havlu ya da yüzeyi dokulu bezlerden uzak durun.
Önlemler
Kuvvetli ışığa karşı gardınızı alın, mobilyaları güneşin güçlü ultraviyole ışınlarından korumak, onları nesiller boyu kullanmanın en garantili yoludur. Antika mobilyaların direkt güneş görmemesi gerekir, çünkü ışık mobilyanın cilasını bozar. Siz en iyisi güneşin batmasına yakın gögeliğinizi açın, işinizi sağlama alın.
Ahşap ve kaplama
Eğer ahşap ya da kaplamalı mobilyalarınız toz durumunu aşıp kir mertebesine erişmişlerse, yıkamak mümkün. Bir kovada ya da geniş bir kasede bir kaç damla Photo-Flo (fotoğraf malzemeleri satan yerlerden sağlayabileceğiniz bir deterjan türü) eklediğiniz damıtılmış suyla gerçekten çok sulandırılmış bir solüsyon hazırlayın. Sadece parmağınızı karışımda bir iki çalkalayarak hafifçe köpüklendirin. Yumuşak bir bezi karışıma daldırın, nemli olacak şekilde iyice suyunu sıkın ve dikkatli bir şekilde yüzeye sürün. İlk etapta ufak bir bölgede test yayın misali deneme yapın. Kaplamaları kalkmış, dökülmüş yerlerden uzak durun. Bezinizi arada bir kontrol edin, bakalım yanlışlıkla mobilyanın cilasının kalıntısı bezin üzerinde kalmış mı. Silme işlemini bitirdikten sonra, temiz damıtılmış suya yeni temiz bir bez batırıp iyice sıktıktan sonra silme işleminin bitmediğini anlayıp durulayın. Bezi iyice suda temizledikten sonra girintileri bezi işaret parmağınıza sarıp temizleyebileceğinizi biliyorsunuz zaten, olsun ben yine de yazdım işte.
Boyalı süslemeler
Boyalı süslemeleri olan eski mobilyalarda bakım ve temizlik konusunda çok hassas olmakta fayda var. Birçok durumda bu tip mobilyaları kendi haline bırakmak daha doğru olabilir. Boyalı süslemelerde zaman içerisinde ışığa, toza ve atmosfere karşı korunmasızlıktan doğan yüzey bozuklukları, pul pul dökülmeler oluşabilir. Bu durumda bu tür mobilyaları temizlemenin tek bir yolu var, o da ressam fırçasını kullanmak, tabii eğer süslemelerin boyası henüz bozulmaya başlamamışsa.
Narin ve dikkat isteyen yüzeyler
Narin ahşap yüzeyleri temizlemek için ressam fırçasını, elektrik süpürgesinin hortum ağzına bağlayarak süper bir alet yaratın. Böylece süpürgenin hortumu direkt olarak mobilyaya değmemiş olacak ve ressam fırçası ile bir yandan nazikçe süpürürken, bir yandan da tozları vakumlamış olacaksınız. Elektrik süpürgesinin sihirli değneğini hafif bir açıyla mobilya yüzeyinden bir santim yukarıda tutarak süpürme işlemine başlayabilirsiniz. Bu sistem narin mobilyalrınızın tozlarını sürgüne yollamaya yetecektir.