GeceMavisi

GeceMavisi

Üye
20.01.2008
Uzman Çavuş
5.132
Hakkında

  • Geçmişten Günümüze Antikalar |Koleksiyonculuğun Şartları

    Eski eser koleksiyoncusu olabilmek için birtakım şartları yerine getirmek gerekiyor. Bu uğraş, merak ve ilginin yanısıra, sağlam bir cüzdan, geniş bir yürek, biraz da sabır istiyor. Bir de bu işin hukuki prosedürleri var.


    noimage


    Birçok ülke, gümrük amaçlarıyla antika eşyanın yasal tanımını yapmıştır. Amerika Birleşik Devletleri'nde 1930'da çıkarılan Gümrük Yasası ile 1830'dan önce üretilmiş artika eşyalarla sanat yapıtlarına gümrük bağışıklığı getirilmiştir. Daha sonra da birçok ülke 1830 yılını, antika tanımının tarih sınırı olarak kabul etmiştir.

    UNESCO'nun girişimi sonucunda 1952'de, 17 ülkenin katılımıyla imzalanan Floransa Anlaşması "eğitsel, bilimsel ve kültürel gereçlerin uluslararası dolaşımını kısıtlayan engellerin kaldırılması"nı karara bağlamıştır. Taraf ülkelerin bu anlaşma doğrultusunda çıkardıkları yasalar antikaları da kapsamaktadır.

    1966'da Amerika Birleşik Devletleri, "ülkeye giriş tarihinden en az 100 yıl önce üretilmiş antikaların" gümrüksüz ithaline izin veren yeni bir yasa çıkarmıştır. Benzer kurallar, anlaşmayı imzalayan diğer ülkelerde de daha önce yürürlüğe girmiştir.

    Günümüzde antika terimi genel olarak en az 100 yaşındaki sanat yapıtları ve tarihsel değer taşıyan eşyalar için kullanılmaktadır.

    Antika kolleksiyonculuğunun, tapınaklarda hazine saklanmasıyla başladığı söylenebilir. Dolayısıyla antika kolleksiyonculuğunun neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir geçmişi vardır.

    Ülkemizde, toprakla ilgisi olan eski eşyalar için geçerli bazı kanunlar da var. Türkiye'de Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu gereğince kişiler ve tüzel kişiler, taşınır eski eserlerden meydana gelen kolleksiyonlar yapabilirler.

    Eski eser kolleksiyonu yapmak isteyenler, bulundukları yerdeki en yakın müze müdürlüğüne yazılı başvuruda bulunarak ellerindeki eski eserlerin bir listesini verirler. Ayrıca, eski eser kaçakçılığı gibi bir suçtan mahkum olmadıklarını belirten bir belgeyi, kolleksiyonun bulunacağı yerin adresini, açık kimlikleri ile birlikte başvuru dilekçelerine eklerler. Bu başvuru ilgili müze tarafından incelendikten sonra, uygun görülürse, kolleksiyon izin belgesi verilir. Belgeyi alan kolleksiyoncu, 15 Mart 1984 tarih ve 18342 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıkları Kolleksiyonculuğu ve Denetimi Hakkında Yönetmelik hükümlerince faaliyetini yürütür.

    Eski eser ticareti

    Ülkemizde yine Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümlerine göre, taşınır eski eser ticareti Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izni ile yapılır. Bu ticareti yapmak isteyenler, bulundukları yerin en yakın müze müdürlüğüne bir dilekçe ile başvurur ve dilekçelerine eski eser kaçakçılığı gibi bir suçtan mahkum olmadıklarını belirten bir belgeyi, Ticaret Odası'na kayıtlı olduğuna ve taşınır kültür varlığı yapmak üzere ayrı bir ticarethanesi bulunduğuna dair belgeleri, açık kimlik ve adresleri ile birlikte eklerler.

    Müze müdürlüğü bu başvuruyu inceledikten sonra sakınca görmezse, "Ruhsatname" düzenler. Ruhsatname alan eski eser satıcıları, 11 Ocak 1984 tarih ve 18278 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Taşınır Kültür Varlığı Ticareti ve Bu Ticarete Ait İşyerleri İle Depoların Denetimi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak eski eser ticareti yapar. Ancak bu tür ticarethanelerde satışa çıkarılan eserler, devlet müzelerine alınması gerekli görülmeyen tasnif ve tescil dışı bırakılmış eski eserler ve eşyalardır.

    Sitil takımları da tarihe karıştı

    Nadir bir parça olan ve günümüzde kullanılmayan, üretilmeyen ve kolay kolay bulunmayan antikalardan birisi de, "sitil takımı"...

    Kahve sunumu için kullanılan sitil takımı, kahve güğümünü taşıyan bir araç ve birkaç ek parçadan oluşuyor.

    Yalnız buradaki "sitil" kelimesi, bizim bildiğimiz "tarz" anlamında kullanılmıyor. Ankara dolaylarında yaşamış Frigyalılar, içki sunma kabına "situla" derlermiş. Bu madeni kaplarda içki içilirmiş. İçki sunma kabı olan situlanın, zamanla kahve sunma kabı olan sitile dönüşmüş olabileceği düşünülüyor.
    Sitil takımının ana parçasını sitil leğeni oluşturuyor. Bu leğenin ortasında bir çukur var ve bu çukurun içine küllü ateş koyuluyor. Leğenin üzerine koyulan sitil güğümü ise içinde kahvenin bulunduğu, ibriğe benzeyen bir kap.

    Sitil leğeninin ortasındaki, içinde ateş olan çukurun üzerine delikli bir kapak kapatılıyor ve kapağın ortasındaki küçük yuvaya da kahve güğümü oturtuluyor. Böylece önceden pişirilmiş kahve, uzun süre sıcak kalabiliyor.

    Sitil takımı kenarlarından tutularak değil, kenarlarına geçirilen üç zincir yardımıyla askıya alınarak taşınıyor. Takım genellikle gümüş, tombak, bakır ya da pirinçten yapılıyor. Takımın yapıldığı maddenin türü, ailenin varlık durumunu yansıtıyor. En zengini tombak olanı. Sade ve işlemeli sitil takımları var. Ama ister işlemeli ister sade olsun, gözde antikalardan olan sitil takımları birer sanat eseri olarak kabul ediliyor.

    Bir de sitil takımını tamamlayan "sitil örtüsü" var. Sitil örtüsünün üzeri mutlaka işlemeli olmalı. Bu işleme inciyle, elmasla yapılabildiği gibi, altın sırma, gümüş sırma, pul ya da boncukla da olabiliyor. Sitil örtüsü ipek kadife atlas ya da saf ipek kumaştan olabiliyor ve kumaşıyla birlikte örtünün kenarlarındaki simler ailenin maddi durumuna göre farklılıklar gösterebiliyor.

    Sitil takımından bu kadar bahsedip de o zamanların, sitil takımını bu kadar önemli kılan ve adeta bir tören edasıyla yapılan kahve ikramı adetinden bahsetmemek olmaz. Kahve ikramı deyip geçmeyin. Eskiden bu ikramı üç genç kız yaparmış. Kızlardan biri sitil takımını, biri sitil örtüsünü, biri de kahve tepsisini ve fincanları taşırmış. Sitil örtüsü kenarından ve iki elle tutulur, misafirlerin örtünün üzerindeki işlemeleri görmesi sağlanırmış. Tepsiyi taşıyan kız da kahveyi güğümden fincanlara boşaltır ve bir bir konuklara sunarmış. Benzer bir tören erkekler arasında da yapılırmış. Erkekler arasında da kahve ikramını iki genç delikanlı yaparmış. Sitil takımını elinde taşıyan genç, aynı zamanda sitil örtüsünü de ortadan ikiya katlayıp sol omzuna atar ve kahve ikramını böyle yaparlarmış.

    Dilara Çam
#14.11.2008 21:13 0 0 0
  • noimage


    Günümüzde antika terimi, genel olarak en az 100 yaşıtında sanat yapıtları ve tarihsel değer taşıyan eşyalar için kullanılmaktadır.

    Antika koleksiyonculuğunun, tapınaklarda hazine saklanması ile başladığı söylenebilir; dolayısıyla antika koleksiyonculuğunun neredeyse insanlık tarihi kadar uzun bir geçmişi vardır.

    Gramafon, plâklar üzerine tespit edilmiş olan esasları tekrarlamaya yarayan müzik aletidir. Gramafon iki bölümden ibarettir: Plâk ve makine.

    Plâk, gomalaka ve mumlu maddelerle (son yıllarda plâstik maddelerle) yapılan bir disktir. İki yüzünde helezon şeklinde oyuklar vardır. Bu oyuklar, girintili çıkıntılıdır, özel olarak yapılmış olan gramafon iğnesi, bu oyuklar arasında dolaşırken, meydana gelen titreşimler, plâğa alınan sesin tekrar duyulmasını sağlar.

    Gramafon 1877 yılında Edison tarafından icat edilmiş olan fonografın geliştirilmiş şeklidir.

    Plâk nasıl doldurulur?

    Balmumundan yapılmış düz ve daire biçimli kalıplar, gramafona benzeyen bir makineye konur. Bu makine, balmumundan kalıbı, belli bir hızla döndürür. Kalıbın üzerine bir iğne konmuştur. Bu iğne bir diyaframa bağlıdır.

    Makinenin karşısında yapılan bir konuşma ya da söylenen bir şarkı, havayı titreştirir, hava da diyagramda titreşimler meydana getirir. Bunun sonucu olarak, diyagrama bağlı olan iğnede de titreşmeler olur. iğne, titreşerek, dönmekte olan balmumu kalıbı üzerinde, titreşme durumuma göre inişli çıkışlı çizgiler çizer. Böylece, bir kalıp elde edilmiş olunur. Bu kalıptan nikel kalıplar çıkarılır. Sonra da bu nikel kalıptan, bildiğimiz gramafon plâkları çoğaltılır.
#14.11.2008 21:07 0 0 0
#14.11.2008 21:01 0 0 0
#14.11.2008 20:08 0 0 0
#14.11.2008 17:27 0 0 0
  • Kozmetik dünyası çoktan onlara kapılarını açtı. Önce göz kalemi, sonra rimel, en sonunda da gözaltı kapatıcısıyla bakımlı erkeğin kalbini çalan ürünlere, şimdi bir yenisi eklendi. Ancak bu yenilik bu defa modada kendini gösteriyor. Renk renk külotlu çoraplar, erkeklerin hayatına da girdi, giriyor.

    TAYT GİYİYORLARDI AMA...
    Son dönemde iyice moda olan tayt 'legging'ler, erkek dünyasına girişini yapmıştı yapmasına. Fakat bu daha çok, feminenlikle özdeşleşmekten çok, soğuğa karşı bir önlem, pantolon altına giyilen koruyucu bir kıyafetti.

    Ancak sınırların tanınmadığı moda dünyasında maskulen dünyanın kaleleri artık yavaş yavaş devrilmeye başladı. Külotlu çoraplar, sadece kadınlara özgü bir içgiyim olarak bilinirken şimdi erkekler de bundan nasibini aldı.

    'Mantyhouse' ismiyle satışa çıkarılan çoraplar, pembe renkten çiçek desenlilerine kadar birçok çeşidi de beraberinde getiriyor.

    Reklamlarında şort altına giyilen ve spor ayakkabıyla kombin edilen çoraplar, erkeklerden çok kadınları hayrete düşürdü. Şimdi 'çorabım kaçtı' şikayetlerine daha çoğul bir kalabalık katılacak.Buna şüphe yok!

    noimage

    noimage

    noimage noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage

    noimage
#14.11.2008 00:05 0 0 0
#13.11.2008 23:49 0 0 0
#13.11.2008 20:06 0 0 0
#13.11.2008 20:02 0 0 0
#13.11.2008 19:59 0 0 0
#13.11.2008 19:56 0 0 0
#13.11.2008 19:55 0 0 0
#13.11.2008 19:55 0 0 0
  • Msnbc de ermeni tasarısı için oylama var;


    'yes' şıkkında 1,5 milyon ermeniyi Türklerin yokettiği iddia ediliyor.
    Bu durumu değiştirmek için 'No' şıkkına basmanız gerekiyor.
    Ülkemize destek olmak için aşağıdaki linke tıklayıp 'No' ile başlayan şıkkı
    işaretleyiniz.Ankete sizde katılın. Dünyanın en çok tıklanan sitelerinden olan msnbc de yapılan bu karalama kampayasında ülkemize destek olun.

    Ermeni Tasarısı Anketi
#13.11.2008 07:01 0 0 0
#13.11.2008 06:15 0 0 0