goksahan

goksahan

Üye
15.03.2006
Onbaşı
524
Hakkında

  • boykota destek veren arkadaşlar sanırım sadece bukadar deyilsanırım yazı arka planda kaldı kimse göremedi
#06.04.2006 15:24 0 0 0
  • s.a abi maşllah ki ne maşllah karedeşimiz yemiyor içmiyor çalışıyor allahım bu arkadaşımız birde admin olsa vay o sitenin haline
#06.04.2006 15:17 0 0 0
  • Konu: +1 formülü

    "İlim yapmak, amelden hayırlıdır. Dinin kıvamı da verağdadır (arkada). Alim ilmi az da olsa, ilmi ile amel edendir."
    Hz. Muhammed
#06.04.2006 15:00 0 0 0
  • allah razı olsun kardeş paylaşımın çok güzel ama birde alıntının nerden olduğunu biliyorsan yazarmısın lütfen çok merak ettim... ilgimi çektii......
#06.04.2006 14:41 0 0 0
#06.04.2006 14:32 0 0 0
  • ALLAH`IN VARLIĞINA AKLÎ DELİLLER
    1-Hudûs (sonradan varolma) delilleriyle Allah'ın varlığını ispat.
    Bu âlem, yok iken sonradan var olmuştur. O halde, başlangıcı olmayan bir var ediciye muhtaçtır. Varlığı ve yokluğu kendinden olmayan bu âlemin, varlığını yokluğuna tercih eden bir mucide ihtiyacı vardır. O mucidin de varlığının kendinden olması; Vâcibu'l-vücud olması gerekir. Bir başka yaratıcıya muhtaç olmadan varlığı kendinden olan tek varlık ise Allah Teâlâ'dır. bu halde bu âlem vâcibu'l vücud olan bir yaratıcıya muhtaçtır. Bu delîli de iki maddede inceleyebiliriz:
    a) Cisimlerin sonradan yaratılması esasına dayanan delil. Kelâm âlimleri bu delîli şöyle açıklarlar: Bu âlem, suretiyle ve maddesiyle hâdistir (sonradan varolmuştur). Her hâdis (sonradan varolan) mutlaka bir muhdise (mucide) muhtaçtır. O halde bu âlem de bir muhdise muhtaçtır. O da yüce Allah'tır. Bu âlemin sonradan yaratıldığı gözlem ve aklî delillerle ispat edilmiştir. Şöyle ki: Âlem; (Evren) cevher ve arazlardan meydana gelmiştir. Ârâz, cisimlere ârız olan hareket, sükûn, ictima (birleşme), iftirâk (ayrılma) hâlleridir. Bu hâllere "ekvân-ı erbaa (dört oluş) denir. Ekvân-ı erbaa, cisimlere değişik hâl ve şekiller veren sıfatlardır. Bu sıfatların hepsi sonradan varolmuştur. Sükûndan sonra hareket, karanlıktan sonra aydınlık, beyazlıktan sonra siyahlık hâllerinin oluştuğu gibi. Bu ârâzlar yok olduktan sonra görülmezler. Görülmemeleri hâdis olduklarının, yani sonradan yaratıldıklarının delilidir. Hâdis olmasaydılar, vacip (varlığı kendinden) olmaları gerekirdi. Vacip olsaydılar bu defa da, zıdlarının gelmesiyle yok olmamaları gerekirdi. Halbuki zıdları gelince yok oluyorlar. O halde vacip değil, hâdistirler. Hâdis oldukları sabit olan ârâzlar, kendileriyle birleştikleri cevherlerin de hâdis olduklarının delilidir. Çünkü hâdis, ancak kendisi gibi hâdis olan cisimle birlikte olur. Cevherler (cisimler) de mutlaka bu dört durumdan birisiyle birliktedirler. O halde cevher ve ârâzlardan ibaret olan bu evren hâdistir sonradan yaratılmıştır. Her hadisin de bir muhdise ihtiyacı vardır. O muhdis ise; bu âlem cinsinden olmayan varlığı zatının icabı, yani Vâcibu'l-Vücud olan mutlak kemâl sahibi Allah Tebârek ve Teâlâ'dır.
    Bu âlemi yaratan varlık; Vâcibu'l Vücud değilse Mümkiniu'l-Vücud'tur. Yani vücudu sonradan yaratılmıştır. O hâlde o da, varlığında başka bir yaratıcıya muhtaçtır. Şayet o yaratıcı da bu mucit gibi başka bir yaratıcıya muhtaç ise; yaratıcılar zincirinin böylece sonsuzluğa doğru silsile hâlinde devam edip gitmesi gerekir. Böyle bir teselsül ise batıldır, mümkün değildir. Varlığı farzedilen bu yaratıcılar silsilesinin bir noktada durması ve başkasına muhtaç olmayan, her bakımdan mükemmel, varlığı zâtının gereği olan bir yaratıcıya dayanması şarttır. Bu varlık, âlemin yaratıcısı olan Allah'tır.
    b) İhtirâ (İcat Etme) delîli. Gökler ve yer, bitki ve hayvanlar yoktan var edilmiştir. Her yoktan var olunana da bir var edici gerekir. Bu âlemin de bir var edicisi vardır. O da Allah'tır. Âlemde gördüğümüz herhangi bir bitki veya hayvan sonradan varolmuştur. Her birinin varlığının bir başlangıcı vardır. Cisimlerde zamanla hayat idrak, akıl gibi hâller icat olunuyor. İlliyet kanununa göre her icat olunan şeye bir icat eden gerekir. Çünkü hayat, idrawek ve akıl gibi durumlar kendiliğinden var olmazlar. Mutlaka bir yaratıcıya muhtaçtırlar. O da, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, herşeyi bilen ve herşeye güç yetiren Allah 'tır
    c) Terkip delili. Bu âlem mürekkep (parçaları bir araya getirilmiş olan) bir varlıktır. Terkip olunan her varlık, kendinden önce varolan bir terkip ediciye muhtaçtır. Terkip olunan varlık, parçalardan meydana gelir. Parçalar, bütününden önce vardır ve ondan ayrı şeylerdir. O halde, terkip bulunan varlık yok iken, daha sonra parçalarının birleştirilmesiyle sonradan yaratılmıştır. Her sonradan yaratılan gibi o da bir yaratıcıya muhtaçtır. Bu yaratıcı, terkip edilen ve kendinden başkasına muhtaç olan bu âlem cinsinden olamaz. Aksi halde yaratıcıların teselsülü gerekir. Teselsül ise batıldır. O hâlde bu yaratıcı, varlığında başkasına muhtaç olmayan ezelî bir varlıktır. O da, Vâcibu'l-Vücud olan Allah'tır.
    2-İmkân Delîli
    a) Bu âlem, varlığı da, yokluğu da mümkün olan bir varlıktır. Her mümkün, varlığını yokluğuna tercih eden bir kuvvete muhtaçtır. Bu âlem de, var olabilmek için böyle bir müessir kuvvete muhtaçtır. O kuvvet de bu âlemin dışında, vücudu zatından olan bir varlıktır. O da Allah'tır.
    b) Hakîkatta bir mevcut vardır. Bu mevcut, ya varlığı zatındandır ya da varlığı ve yokluğu mümkün olandır. Varlığı zatından ise; bu özelliğe sahip olan yalnız Allah'tır. Bu mevcut, varlığı mümkün olan ise; mümkün olan varlığın mevcûdiyeti zatının icabı olmadığından, var olabilmesi için, varlığını yokluğuna tercih eden bir müreccihe-yaratıcıya ihtiyaç vardır. O yaratıcı-müreccih ise Allah'tır.
    c) Âlemde görülen madde daima hareket hâlindedir. Maddenin hareket hâlinde olması ilmen ispat edilmiştir. Madde ve maddedeki hareketin mucidi kimdir? Maddeciler, madde ve ondaki hareketin ezelî olduğunu söylerler. Oysa maddedeki bu hareket, bir evvelki hareketin neticesidir. O da bir evvelkinin... Bu hareketler silsilesi sonsuzluğa doğru devam edip gidemez. Bu hareket silsileşinin bir noktada durması ve ilk hareketin, vücûdu vâcip olan bir illete, bir hareket ettiriciye dayanması zarûrîdir. O da herşeyin yaratıcısı olan Allah'tır.
    3- İbdâ' ve İllet-i Gâiyye Delîli. içinde bulunduğumuz âleme dikkatle bakacak olursak, onun çok güzel ve çok mükemmel olarak ve daha önce bir benzeri olmadan vücuda getirildiğini görürüz. Gökyüzü, güneş, ay, hülâsa canlı-cansız her varlık bir amaç için yaratılmıştır. Âlemde varolan hiçbir eşya faydasız, maksatsız ve boş yere yaratılmamıştır. Bu âlem bir güzellik, gaye ve vesîleler toplumudur. Âlemde en değerli varlık olan insan, rastgele vücuda gelmiş, sebepsiz ve gayesiz bir varlık değildir. Her azasıyla güzel, mükemmel, faydalı ve maksatlıdır. İnsanın yaratılışı güzel ve mükemmel olduğu gibi, yaratılış gayesi de Allah'ı bilmek, tanımak ve O'na ibadet etmektir. İnsanın olduğu gibi, canlı-cansız her mevcudun da varlığının bir gayesi, hikmet ve faydası vardır. İşte âlemde görülen canlı ve cansız varlıklardaki ibdâ ve gayeler manzumesi; bütün bunları icat edip yaratan bir yaratıcının varlığını, aynı zamanda o varlığın ilim ve kudret sahibi bir ilâh olduğunu isbat eder. Her şeyi bir maksada göre yaratan bu varlık, Vâcibu'l-Vücud olan Yüce Allah'tır. Kur'an-ı Kerîm'de bu delîli dile getiren bir çok ayet vardır. (Bakara, 2/22, Nebe', 78/6-16, ....)
    Netice olarak diyebiliriz ki; inat ve garazdan uzak her sâlim akıl sahibi, Allah'ın kendisine lûtfettiği aklı kullanarak esere bakıp müessiri, binaya bakıp bânîsini, yaratılmışlara bakıp yaratıcısını keşfedebilir. Bunun için Allah, Kur'an'ın bir çok yerinde, zatının varlığına delil olabilecek eserlere bakmalarını, onun üzerinde düşünmelerini, akletmelerini istemektedir.
#06.04.2006 14:28 0 0 0
  • arkadaşım ellerine sağlık allah razı olsun yüce rabbimim yarattığı tüm güzelikler kendi güzeliğinin bi parçası deyilmidir zaten

    yaradılanı seversi yaradan dan ötürü
    y.emre
#06.04.2006 14:12 0 0 0
#06.04.2006 13:59 0 0 0
  • ellerine sağlık adnminim ya siz buralara uğrarmıydınız buraları büyük rütbeliler sardı hayırdır inşallah dilerimki hep yanımızda olursunuz
#06.04.2006 12:20 0 0 0
  • arkadaşlar bu diğer konuların içinde vardı zaten arkadaşlarımız açmışdı...........
#06.04.2006 12:14 0 0 0
  • allah razı olasun kardeş payloaşımın çok güzel dilerimki bu paylaşımlarıyın devamınıda göre bilmek bizler nasip olur
#06.04.2006 09:02 0 0 0
  • allahım sana sağlık versin bizlerle hep paylaşma fırsatın olsun sanırm bu borda en büyük ödülsün


    seni admine şikayet edecem bizim paylaşımlar seninkiler yüzünden arka pilanda kalıyor
#05.04.2006 18:26 0 0 0
#05.04.2006 18:09 0 0 0
  • Konu: CÖMERTLİK
    ya kardeş yanlış düşünüyorsun bende hiç para yok sende 1 lira var mauncan kardeşde var 2 lira leotombak kardeşde var 3 lira sahabeler kardeşde var 5 lira siz bana güvendiniz verdiniz 11 liranızı ben sizi dolandırdım şimdi siz de para kalmadı bende 11 lira var şimdi oldu sanırım sizde bilgilerle uğraşın
#05.04.2006 17:52 0 0 0
  • arakdaşlar bu konu açılmış aslında fazla bi alakası yok ama bir anımı paylaşmak istedim sizlerle hani derler ya erkeklerin askerlik hatıraları hiç bitmez askerliğimin sonzamanlarıydı gündüzleri yatar geceleride sabaha kadar nöbette kalırdım uyumamk içide genelde kitap okurdum başımızda komutanımızda vardı o bi gece bana ve mangam bi soru sordu ve manga başarısız olunca bizlere nasihatta bulundu bunların içinde bana birde cümle kullanmıştı ölümden deyilde herhangibir çatışmada tek kurşun sıkmadan pisi pisine ölmekten korkuyorum demişti çok etkilenmiştim bi akşam yine o komutanımla nöbetim vardı gece saat 3 sıralrıda idi kitap okurken uyumuşum bi 5 dak uyuya kalmışım ve oan dışardan düşman askerleri geliyor ve baskın yapıyorlar ben tek bir kurşun bile sıkamadan benide öldürüyorlar uyandım allahım dedim nekadar acı o günden sonra kitap okusam bile ayakda okumaya çalışdım bahsi geçen komutanımıda burdan saygıyla anıyorum allah türk milletine onun gibi komutanlar nasip etsin
#05.04.2006 17:41 0 0 0
  • hz mevlana müminin bayramı olarak nitelendirmiş ölümü bi kurtuluş yolu diye elbetteki oranın dehşeti şuanki cevaplarımızla bir olurmu bilmiyorum ama bana bügün sorsalar götüreces seniz dese azrayil hayır demezdim sanırım nefis dünyada kalıp devalı zevkle yaşamak ister gulcan arkadaşım bana bi soru sormuştu nefsimi dinleyip geri dönmeyi istemezdim sanırım allahım herkese haıyırlı ölümler nasip etsin
#05.04.2006 17:22 0 0 0
  • Bir namaz öyküsü

    ORTA YAŞLI ADAMIN iyi bir işi, iyi bir eşi mutlu bir hayatı vardır. Az kimsenin yaptığı ticaretle meşguliyetinden çok para kazanmakta, rahat günler geçirmektedir. Ev, araba, tatiller, seyahatler, uçuşanlar sevinçler... Gülen gündüzler.

    Derken dönen dünya ile beraber ibre değişmeye başlar... Ticarette rakipleri çoğalır, hanımı rahatsızlanır, çocuklar artan problemleriyle büyür. Mengene sıkmaya başlar, kolay olanlar zor işlere dönüşür. Daraldıkça daralmaya başlar günler. Yaşadıkları sanki günün gündüzüdür, geceye geçişi yaşayacaktır artık.

    Kazancı iyice azalır, oğlunun olumsuz harcamalarından evini satmak zorunda kalır. Alacaklar kapıya dayanır, hanımı vefat eder. Karanlık karanlık üstüne çökmekte, gece siyah bir gelin gibi onu sarmaktadır.

    Gündüz genişliğinde aklına gelmeyen gece darlığında gelir; dua etmek... Yapacağı başka bir şey kalmamıştır da... Dua etmesine eder, ama kendi aklınca kabul olmaz. Gizliden serzenişte bulunur.

    Bir gün oturduğu binanın altında esnaf komşusuna uğrar. Serzenişlerini dindar komşuya söyler: Allah dualarımı kabul etmiyor! O da durumu bildiği için biraz celalli konuşur: Allah senin dualarına niye kabul etsin, Allahın emri namazı kılmıyorsun ki. Adeta duvara vurmuş da ayılmış gibidir. Doğrudur, niye namazı kılmıyordur ki...

    Aslında dualarına cevap gelmiştir; komşunun söylemesiyle kader yol ve yön göstermiştir ona: namaz kılmak. Ya bu yolda yürüyecek kurtulacak veya iyice kaybolacaktır karanlıkta... Var olmayı tercih eder, o gün başlar namaza...

    Namazla birlikte kader ağlarını çözmeye başlar, beyaz iplikle siyah iplik birbirinden ayrılmaya, belirginleşmeye başlar. İşler yavaş yavaş iyiye dönmeye doğru gider. Öyle olur ki, bir müddet sonra sattığı evi bir şekilde geri alır. Hanımı geri gelmez ama, yaşam umutları iyice yeşerir dünyasında. Sevinç rüzgârları eskisi gibi esmez, fakat huzur bulutları gölgelendirerek gezer üzerinde...

    Seksene yaklaşan yaşıyla mahalle camimizin müdavimlerindendir şimdilerde... Karşı apartman komşumuzla namaz yollarında giderken ve dönerken hayata dair kısa konuşmalar yaparız. Sakin, ağırbaşlı haline pek yakışır ağaran saçları... Dünyasını kurtaran namaz inşaallah ahiretini de kurtarır...

    Demek ki dünya ve ahiret işleri kulluk miracı namazla düzeliyor. Kul olmanın ağırlığı ile secdeye giden başlar hafiflemiş kalple kalkıyor. Zorluğun ve kolaylığın Rabbi ona çıkış yollarını açıyor, ummadığı yerden rızıklandırıyor.

    Güç işler geç işlere dönüşüyor. Gücünün bittiği yerde yeni ümit çiçekleri birden bitiveriyor. Sebepler susuyor, Müsebbibül-esbab konuşuyor çünkü. O Ol deyiverdikten sonra olmayacak birşey var mı?

    İşlerimizde yamukluk varsa kulluğumuzu doğrultmalıyız. Nefis yamulmadıkça doğru yol bulunamaz. Gündüzde gece ellerimizle dua etmesini biliyorsak gece olmuş, gündüz olmuş fark etmez. Gündüzden sonra gecenin geleceğini iyi bellemezsek musibetler belimizi büktüğünde anlamamız geç olur. Geç işler güç işlere dönüşür.

    Geç kalmadan, gecenin karabasanı basmadan, gündüzün basmakalıp işleri ve zevklerinden ayrılabilmeliyiz... Ayrılmazsak gündüzden, şehirden, şehirlerden zaten ayrılacağız. İyisi mi talimini bitirmiş asker edasıyla terhis olalım dünya gecesinden, gamı kederi geride bırakarak doğalım sonsuzluk sabahında.

    Dünyada En işimiz namazı en iyi yaparsak gece-gündüz, gündüz-gece döner durur ubudiyet yapraklarını dökerek. Dökülenler sonsuzluk havuzunda toplanır biz sonlular için...

    İşte bir namaz öyküsü... İbret alabilen herkes için... İbretimiz belki bir gün beratımız olur.

    Hüseyin Eren
#05.04.2006 10:44 0 0 0
  • Peygamberimizin Öğrettiği Davranış Edepleri

    Peygamber Efendimiz bize Müslümanca yaşamayı öğretti. Otururken, kalkarken, yerken, içerken, konuşurken, gülerken bizi başkalarından ayıran bir hayat tarzından söz etti. Bizi görenlerin Bu adam Müslüman diyeceği bir yaşama üslûbuna sahip olmamızı tavsiye etti. Insanlarla olan ilişkilerimizde Müslümanca davranmamızı istedi.

    Ziyaret Ederken

    Diyelim ki, birini ziyarete gittik, kapısını çaldık, bize Kim o? diye soruldu. Benim diye cevap vermeyeceğiz. Adımızı söyleyeceğiz. Kapı açıldığı zaman evin içini görmemek için sağ veya sol tarafa çekileceğiz. Kapıyı üç defa çaldık veya zile bastık da cevap alamadık. Orada daha fazla durmayıp gideceğiz. (Buhârî, ıstizân 13, 17; Müslim, Âdâb 39; Ebû Dâvûd, Edeb 127, 128).

    Içeri kabul edildik veya kendi evimize girmek üzereyiz, önce bismillah diyeceğiz. Bu besmele, şeytanın bizimle birlikte içeri girmemesi için bir önlem. Sonra karşımızdakine veya ev halkına selâm vereceğiz. Sırasıyla önce sağ, sonra sol ayakkabımızı çıkaracağız (Müslim, Eşribe 103).

    Sofrada

    Daha sonra sofraya oturduk; yemeğimizi sağ elle yiyeceğiz. Su içerken bardağı sağ elimize alacağız. şeytanın hep sol elle yiyip içtiğini hatırımızdan çıkarmayacağız. Mecbur kalmadıkça suyu oturarak, iki veya üç nefeste içeceğiz (Buhârî, Et`ıme 2, 3; Libâs 39; Müslim, Eşribe 105-108, 116; Libâs 67; Ebû Dâvûd, Etime 19; Tahâret 18; Tirmizî, Eşribe 13).

    Yemeği asla tıka basa yemeyeceğiz. Midemizin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe ayıracak, üçte birini de nefes almak için boş bırakacağız. Peygamber Efendimizin tabiriyle Müminin bir bağırsağını, inkârcının ise yedi bağırsağını dolduracak kadar yeyip içtiğini unutmayacağız (Buhârî, Etime 12; Tirmizî, Zühd 47; ıbni Mâce, Etime 50).

    Konuşurken

    Konuşmak üzere ağzımızı açtığımızda ya faydalı şeyler söyleyeceğiz veya susacağız. Ama asla kimseye hakaret ve lânet etmeyeceğiz; kimseyi incitmeyeceğiz, arkasından çekiştirmeyeceğiz; kimseyle alay etmeyeceğiz; kimsenin taklidini yapmayacağız (Buhârî, Edeb 31, 57; Müslim, Îmân 74, Radâ 60; Ebû Dâvûd, Edeb 35; Tirmizî, Birr 48).

    Ve yine diyelim ki, bir yerde üç kişi oturuyoruz. Üçüncü arkadaşı dışlayıp kendi aramızda konuşmayacağız. Böyle yaparsak onun alınacağını ve üzüleceğini düşüneceğiz (Buhârî, ıstizân 79; Müslim, Selâm 36-38).

    Insanlarla güler yüzle, tatlı sözle görüşüp konuşacağız. Cana yakın, iyi geçimli, yumuşak başlı olacağız. Insanlara tebessüm etmenin ve tatlı söz söylemenin başlı başına bir sevap olduğunu bileceğiz (Buhârî, Edeb 34; Tirmizî, Birr 36, Kıyâmet 35).

    Alış Veriş Yaparken

    Bir şey alırken, satarken, borcumuzu öderken anlayışlı ve kolaylık yanlısı olacağız. Kendisine borçlu olduğumuz kimse uygun olmayan bir tarzda alacağını istese bile ona anlayış göstereceğiz (Buhârî, Büyû 16, Vekâlet 6).

    Efendimizin anlattığı şu kıssayı ibretle hatırlayacağız: Vaktiyle adamın biri ölünce melekler ona Hiç iyilik yaptın mı? diye sordular. Hayır, yapmadım dedi. Hele bir düşün! dediler. Adam düşündü, Evet dedi. Isteyene borç verirdim. Adamlarıma da, zor durumda olanlara kolaylık göstermelerini, zenginlere anlayışlı davranmalarını tembih ederdim. Bunun üzerine Allah Teâlâ meleklere onu affetmelerini emretti (Buhârî, Büyû 17; Müslim, Müsâkat 26).

    Selâm ve Nezâket

    Yolda bir Müslüman kardeşimizle karşılaştığımızda selâm vereceğiz. Selâm vermekten hiç bıkmayacağız. Küçüğün büyüğe, sayıca az olanın çok olana, binitli olanın yürüyene, yürüyenin oturana selâm vermesi gerektiğini bileceğiz (Buhârî, ıstizân 4-7).

    Insanlarla olan ilişkilerimizde onları incitmemeye dikkat edeceğiz. Söz gelişi biri kulağımıza eğilip bir şey söylemek istedi. O başını uzaklaştırmadan başımızı çekmeyeceğiz. Elimizi tuttu, tokalaşmak istedi; elimizi elinden hemen çekmeyeceğiz. Ondan kaçtığımızı sanmaması için yüzümüzü çabucak başka tarafa çevirmeyeceğiz (Ebû Dâvûd, Edeb 5; Tirmizî, Kıyâmet 46).

    Bir kardeşimiz bizi yemeğe dâvet ederse kabul edeceğiz. Bize ihtiyacı olursa yardımına koşacağız. Biri Müslüman kardeşimize haksızlık ederse, kardeşimizi savunacağız. Yanımızda aksırıp da Elhamdülillah derse, ona Allah sana merhamet etsin anlamında Yerhamükellah diyeceğiz. Hastalanırsa ziyaretine gideceğiz. Ölürse cenaze namazını kılıp defnedeceğiz (Buhârî, Cenâiz 2, ; Müslim, Selâm 4, 5).

    Yolda giderken insanları incitip zarar verecek bir taşı, bir dikeni, bir başka şeyi görünce alıp bir kenara atacağız (Buhârî, Ezân 32; Müslim, Zekât 54).

    Iyi Müslümanın, kendisini ilgilendirmeyen şeyleri yapmayacağını asla ve asla unutmayacağız (Tirmizî, Zühd 11; ıbni Mâce, Fiten 12).

    Bize iyilik edene biz de iyilik edeceğiz. Ona iyilik etmeye gücümüz yetmiyorsa dua ve teşekkür edeceğiz. ınsanlara teşekkür etmesini bilmeyenin Allaha da şükretmemiş sayılacağını aklımızdan çıkarmayacağız (Ebû Dâvûd, Zekât 38; Tirmizî, Birr 35; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 295, II, 302, III, 73).

    Düşmanca Duygular

    Bir kardeşimize darılsak bile, üç günden fazla küs durmayacağız. Hele yolda karşılaşınca birimiz bir yana, diğerimiz öte yana başımızı çevirmeyeceğiz. ılk önce selâm verenin en hayırlımız olduğunu bileceğiz (Buhârî, Edeb 62; Müslim, Birr 25).

    Dargınlıklar asla düşmanca duygulara dönüşmeyecek. Pazartesi ve Perşembe günleri yaptığımız işlerin Cenâb-ı Hakka arzedildiğini, Allah'tan başkasını tanrı yerine koymayan herkesin o gün bağışlandığını, yalnız din kardeşiyle aralarında düşmanlık bulunanların Birbiriyle barışıncaya kadar onları bir yana bırakın! diyerek bağışlanmayacağını hiç mi hiç unutmayacağız (Müslim, Birr 35, 36). Müslümana özel bu ilâhî affı asla kaçırmamak için hiçbir Müslümana düşmanlık beslemeyeceğiz.

    Islâm Edebinin Güzelliği

    Sevgili kardeşlerim! Biz bu hareketleri, Benim Sevgili Peygamberim böyle yapardı. Benim de böyle yapmamı isterdi. Ben onun izinden gitmek istiyorum diye yapmalıyız. Çocuklarımızı da aynı düşünceyle yetiştirmeye çalışmalıyız. Onlar dünyayı tanımaya başladıkları günden itibaren yakın çevrelerinde bu güzellikleri görerek yetişirlerse, ıslâm edebini kolayca benimser ve ruhlarına sindirirler.

    Müslümanca yaşamayan, çocukluğundan beri hiçbir kurala tâbi olmayan kimseler bizim hayat tarzımızdan rahatsız olabilir; hatta Bu ne yahu? Beni hafakanlar bastı. Ayağını öyle atma yanlış, böyle basma günah. Adam çıldırır be! diye kızıp köpürebilir.

    Müslümanın dünyası, Allahın rızâsını kazanmaya elverişli bir yaşama biçiminden oluşur. ınsanlar dost ve arkadaşlarının hayat tarzından etkilenir. ışte bunun için Peygamber Efendimiz sadece müminle dost ve arkadaş olmayı, yemeğini de sadece Allah'a karşı gelmekten sakınan kimselere yedirmeyi tavsiye etmiştir (Ebû Dâvûd, Edeb 16; Tirmizî, Zühd 55).

    Biz başkalarına bakmayalım. Çünkü herkese kendi âdeti hoş gelir. Iyi bir Müslüman olmaya, Müslümanca yaşamaya gayret edelim. Yüce Rabbim hepimizi Rehberimiz Efendimizin izince yürümeye muvaffak buyursun.
#05.04.2006 10:43 0 0 0
  • Bir Karıncadan Ders

    BRENDA YAMAÇ TIRMANIŞI yapmak isteyen genç bir kadındı. Birgün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı. Tırmanacakları yere vardıklarında neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karşılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı , ipi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı.

    Bir süre tırmandıktan sonra nefeslenebileceği bir oyuk buldu. Orada asılı dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek ipi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip hızla Brenda nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.

    Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı.Yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve artık bulanık görüyordu. Lensi onun için çok önemliydi, ve yukarı tırmanabilse dahi yakınlarda lens alabileceği hiç bir yer yoktu. Hiç hesapta olmayan bu iş Brendayı büsbütün üzmüştü. Ümitsizlik içerisindeki Brenda, yeni bir ümitlelensini bulmasına yardım etmesi için Allah'a dua etti.

    Yukarıda arkadaşlarından birinin lensi gözünün kenarında bulacağını ümid ederek tırmanmaya devam etti. Yukarı vardığında bir arkadaşı gözünün her yerini incelediyse de lensi bulamadı. Brenda çaresizce yere oturup geri kalanların da tepeye varmasını bekledi.

    Boy boy uzanan dağlara bakarken İncil' deki şu ayeti hatırladı "Allah yeryüzündeki herşeyi gören ve bilendir". Ve düşünmeye başladı "Allah'ım sen şu anda buradaki tüm dağları görüyorsun. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardım et."

    Ve sonunda aşağı inme zamanı gelmişti. Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde yeni bir grup tırmanmak üzere oraya doğru geliyordu. Bir tanesi tırmnanmak üzere kayaya doğru yaklaştığında "Aranızda lens kaybeden var mı?" diye bağırdı.

    Bu yeterince şaşırtıcıydı. Bir kız Brenda' nın lensini bulmuştu. Ama bu nasıl olmuştu?

    Brenda nın sonradan öğrendiğine göre lensi bir karınca taşıyordu ve yavşça kayanın üzerinde haraket eden lens oradan geçen bir kızın dikkatini çekmişti.


    Bu olay size Allah hakkında ne anlatıyor?

    Yoksa O, en ufak şeyle bile ilgileniyor mu?

    Karıncalar onun için önemli mi?

    Tabi ki önemli... onları yaratan, yoktan var eden, ve yaşatan O.

    Brenda babasının karikatürler çizdiğini anlatmıştı bana. Ve bu hikayeyi babasına anlattığında babası şöyle bir resim çizmişti. Bir karınca ağzıyla lens taşıyordu ve karıncanın üzerindeki baloncukta şöye yazıyordu.

    "Rabbim, bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum, bunu yiyemem ve bu neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır. Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım."

    Eğer Allah bir karıncayla dahi ilgileniyorsa, tabi ki bizlerle de ilgilenecekti. Sanırım Solomon haklıydı. Bir insan bir karıncadan ders alabilir: Allah'a güvenin.

    Hepimiz genellikle başımız sıkıştığında ya da bir musibete uğradığımızda ya da bize zor gelen bir işi yapmak zorunda kaldığımızda:

    "Allah' ım, benden bu yükü taşımamı neden istiyorsun. Ben bunda bir fayda

    göremiyorum ve bu benim için çok ağır. diye serzenişte bulunuruz. Bu olayların bizim başımıza gelmesine bir anlam veremeyiz. Ama bizi yaratan Allah sonsuz hikmet ve ilim sahibidir ve bunları yapmasında elbette bir maksadı vardır. İtiraz yerine karıncanın yaptığını yapmak bu gibi durumlarda en doğru seçim olacaktır.

    Evet, nedenini bilmiyor ve anlayamıyorum ama sen bu yükü taşımamı istiyorsan senin için taşıyacağım.
#05.04.2006 10:41 0 0 0