Eğer Internet'te bol bol sörf yapan bir kimse iseniz, ve Internet'te sörf yapmak için Internet Explorer kullanıyorsanız, aşağıdaki tabloda listesi görülen kısayol tuşları sörf esnasında size bol bol zaman kazandıracak, zırt pırt fare ile uğraşmanıza gerek kalmayacak. Buyurun, ezberleyin.
KISAYOL TUŞU YAPILAN İŞLEM
F1 Internet Explorer yardım penceresini açar
F11 Internet Explorer'ı tam ekran boyutunda görüntüler veya eski boyutuna döndürür
TAB Bir Web sayfasının içerisindeki link'ler veya form öğeleri arasında geçiş yapar
SHIFT+TAB Daha önce ziyaret edilmiş olan Web adresine geri döner
ALT+HOME Internet Explorer giriş sayfasını ekrana getirir
ALT+SAĞ OK Bir sonraki sayfaya geçiş yapar
ALT+SOL OK veya BACKSPACE Bir önceki sayfaya geçiş yapar
SHIFT+F10 Bir link seçiliyse, bu link için bir kısayol menüsü
görüntüler
CTRL+TAB veya F6 Eğer çerçeveli bir sayfa ziyaret ediyorsanız, çerçeveler arasında ileri doğru geçiş yapar
SHIFT+CTRL+TAB Eğer çerçeveli bir sayfa ziyaret ediyorsanız, çerçeveler arasında geriye doğru geçiş yapar
YUKARI OK Sayfayı yukarı kaydırır
AŞAĞI OK Sayfayı aşağı kaydırır
PAGE UP Sayfayı yukarı doğru hızlıca kaydırır
PAGE DOWN Sayfayı aşağı doğru hızlıca kaydırır
HOME Sayfanın en üstüne gider
END Sayfanın en altına gider
CTRL+F Sayfada bir metin bulur
F5 veya CTRL+R Sayfayı tazeler
CTRL+F5 Sayfayı tazeler (sayfanın içerisinde ne varsa en baştan yüklenir)
ESC Sayfanın yüklenmesini durdurur
CTRL+O veya CTRL+L Yeni bir Web adresi girebileceğiniz bir diyalog kutusu
görüntüler
CTRL+N Yeni bir Internet Explorer penceresi açar
CTRL+W Internet Explorer penceresini kapatır
CTRL+S Görüntülenen Web sayfasını kaydeder
CTRL+P Aktif çerçeveyi veya açık olan Web sayfasını kağıda döker
ENTER Seçili bir link varsa o link'in işaret ettiği Web
sayfasına gider
CTRL+E Internet Explorer araç çubuğundaki "arama"
bölümünü açar
CTRL+I Internet Explorer araç çubuğundaki "sık kullanılanlar"
bölümünü açar
CTRL+H Internet Explorer araç çubuğundaki "geçmiş"
bölümünü açar
SHIFT+TIKLAMA Link'in işaret ettiği Web adresini yeni bir Internet
Explorer penceresinde açar
Âlem: Allah (cc) Teâla dışındaki her şey .
Denildi ki: Her zamanın ehli âlemdir.
İbn-i Abbas: Âlemler insan ve cin alemidir :
Ferra ve Ebu Ubeyde : Düşünülen şeyden ibarettir. Onlar dört
ümmettir: İnsan, cin, melek ve şeytan. Hayvanlara âlem denemez.
Zeyd b. Eslem : Âlemler rızıkla beslenenlerdir.
İbn Abbas : Yeryüzünde hareket eden her canlı .
Vehb b. Münebbih :Allah (cc)ın on sekiz bin âlemi vardır. Dünyada o âlemlerden birisidir.
Ebu Se dül Hudri : Allah(cc)ın kırk bin âlemi vardır. Dünya batısından doğusuna kadar bir âlemdir
Mukatil : Âlemler seksen bin âlemdir. Kırk bin âlem karada ve kırk bin âlem denizdedir.
Birinci âlem tanımı en doğru tanımdır. Yani âlem; Allah Teâla dışındaki varlıklardır. Çünkü bu tanım mahlukatın ve mevcudâtın tamamını kapsamaktadır. Şu âyet-i kerime bu tanımın doğruluğuna delildir.
BN'DN AP1R9NHRFO HNEN' 1N(QO 'DR9N'DNEPJF BN'DN 1N(QO 'D3QNEN'HN'*P HN'DR#N1R6P HNEN' (NJRFNGOEN' %F COF*OE EQOHBPFPJFNN
Firavun: "Alemlerin Rabbi de nedir?" dedi. Musa: Kesin olarak inanacaksanız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir" dedi.(şuara 23-24)
Sonra âlem ; alâmet manasınadır. Çünkü âlem yaratıcısına bir alâmettir. Yaratıcısına delâlet etmektedir.
Zücac şöyle demiştir : Âlem ; Allah Teâlanın dünya ve ahirette yarattığı her şeydir.(Câmi li eh kâmil Kuran( 1/154)
Peygamber efendimiz(s.a.v):Ademoğlu, Aziz ve Celîl olan Allâhı zikretmesinden başka Allâhın azabından Onu kurtaracak,daha efdal bir amel işlememiştir.buyurdular.
Zikrin yüz kadar faydası vardır.Onlardan bazıları:
11.Aziz ve Celil olan Allâha iltica etme anlamına gelen İnâbeyi kazandırır.
12.Allaha yakınlaştırır.
13.Mariret kapılarından bir kapı açar.
14.Rabbinin heybetinden dolayı korku ve azametinden kalp ürpermesi verir.
15.Allahu Tealanında,Onu anmasına vesile olur.Nitekim Allahu TealaBeni zikredin ki ben de sizi anayım.buyurdu.(Bakara,152)
16.Kalp diriliği verir.
17.Zikir,kalbin ve ruhun güçü ve kuvvetidir.
18.Kalbi günah pasından temizler,çilalandırır.
19.Hata ve günahları döker.En büyük sevaplardandır.Yapılan iyilikler günahları,giderir.
20.Kulu ile Rabbi arasında ünsiyet meydana getirir.
21.Kulun rabbinin şanını yücelterek,tesbih ederek ve hamdederek rabbini hatırlamasıdır.Allah da onu şiddet(sıkıntı)anında hatırlar.
22.Kul,genişlik zamanında Onu zikretmek suretiyle Allahu teala ile ünsiyet meydana getirdiği zaman,Allahu tealada Onu şiddet anında tanır(yardım eder).
23.Allahın azabından kurtarıcıdır.
24.Sekinetin inmesinin,rahmetin kuşatmasının ve zikredeni meleklerin kuşatmasının sebebidir.
25.Dilin giybet,nemime(koğuculuk),yalan söz,edepsiz konuşmalar ve boş sözler yerine zikirle meşgul olmasına sebebdir.
26.Zikir meclisleri,meleklerin meclisleridir.Boş sözlerin konuşulduğu ve gaflet meclisleri ise,şeytanların meclisleridir.
29.Zikir ibadetlerin en üstünü ve efdali olduğu halde,ibadetlerin en kolay olanıdır.
30.Zikirden dolayı verilen ilahi vergi ve lütuf,diğer amellere verilmedi.
31.Allah tealayı zikretmeye devam etmek,kulu dünya ve Ahiret hayatında,Allahı unutması sebebiyle olan şekavetten emin kılar.
32.Zikirden başka,her zaman ve her vaziyette yapılabilen bir amel yoktur.
33.Zikir dünya hayatında,kabirde,ahiret hayatında ve sırat köprüsü üzerinde zikredenin önünden giden bir nûrdur.
34.Zikir her işin başıdır.Kime zikir kapısı açılırsa,Ona Allahu tealaya yakınlık kapısı açılır.
35.Kalpde öyle bir gedik ve boşluk vardır ki,zikrullahdan başka hiçbir şey onu kapatamaz.
36.Zikir dağınık olanı toplar;toplu olanı dağıtır;uzağı yakınlaştırır;yakını uzaklaştırır.Kulun kalbinde ve iradesinde,önem verdiği ve azmettiği şeylerden ayrı olanı birleştirir.Toplanmış olan sıkıntı,keder ve üzüntülerini dağıtır;yapmaya niyetlendiği ve isteklerinin olmamasından dolayı meydana gelen pişmanlıklarını giderir.Yine günahlardan ve hatalardan onda toplananı dağıtır.Yine şeytanın ordusunu dağıtır.Uzak olanı yaklaştırdığına gelince,O ahiret dir.Yakın olanı uzaklaştırdığı ise,O dünyadır.
37.Zikir,kalbi gaflet ve uykudan uyandırır.
38.Zikir bir ağaçtır ki onun meyvesi, marifetullah ve saliklerinin gayreti ile güzel hallerle hallenmesidir.
39.Zikreden,zikredilene(Allaha)yakındır. Zikrettiği,onunla beraberdir. Bu beraberlik klasik(bilinen)ve herkesi kuşatan bir beraberlik değildir.O,Allaha kurbiyet,velayet,muhabbet,nusret ve vasıl olmak beraberliğidir.
40.Zikir(sevap bakımından),köle azad etmeye,malı infak etmeye ve Allah yolunda kılıçla vurmaya denktir.
42.Müttekilerden Allahu teala katında en üstün olanı,devamlı olarak dili zikirle ıslak olanıdır.
43.Kalp katılığını ancak zikrullah eritir.
44.Zikir,kalbin şifası ve devasıdır.Gaflet ise,kalp hastalığıdır.
45.Zikir,Allahu teala ile dostluğun başı ve temelidir.Gaflet ise,Allah düşmanlığının başı ve temelidir.
46.Allahın izni ile nimetleri çeker,azapları defeder.
47.Zikredene,Allahın affını ve meleklerin istiğfar etmesini gerekli kılar.
48.Kim ki daha dünyada iken Cennet bahçelerinde oturmak isterse,zikir yapılan meclislerde otursun.Muhakkak ki(zikir meclisi),Cennet bahçeleridir.
49.Zikir meclisleri,meleklerin bulunduğu meclislerdir.Meleklerin başka meclisleri bulunmamaktadır.
50.Allahu teala meleklerine,zikredenlerle övünür.
51.Zikri devamlı yapmak,tatavvu(nafile ibadetler)yerine geçer.Bu ibadetler ister bedenle yapılanlar olsun;isterse mal ile veya hem mal hem bedenle yapılanlar olsun eşittir(değişmez).
52.Allahu tealayı zikretmek,ibadete en büyük yardımcıdır.Çünkü zikir,ibadet yapmayı kula sevdirir,kolaylaştırır,lezzet verir ve gözünün nurunu,ibadette kılar.
53.Zikrullah,kalbe gelen bütün dünyevi korkuları giderir ve emin kılar.
54.Zikir,daha önce yapmaya takatının yetmediği işleri yapmak için, zakire güç verir.
55.Allahı çokça zikredenler,onlar Ahiret yolcuları arasında en önde olanlardır.
56.Zikir,Allahu tealanın kulunun sadıklardan olduğunu tasdik etmesine bir sebeptir.Sadıklarla birlikte haşrolacağı ümid edilir.
57. Cennet evleri zikirle inşa edilir.Zakir,zikrini bırakınca,melekler de inşa etmeyi bırakır.
58.Zikir kul ile Cehennem arasında bir seddir.
59.Zikrullah zoru kolaylaştırır,fakiri zengin eder ve meşakkatleri hafifletir.
60.Melekler,günahına tevbe eden kimsenin tevbe ettiği gibi, zikreden için istiğfar eder.
61.Her dağ ve her tepe, üzerinde Allahı zikreden kimseyle övünür ve sevinç duyarlar.
62.Allahu tealayı zikretmenin çokça yapılması,kişi için münafıklıktan bir korunmadır.
63.Zikirde,hiçbir salih amelde benzeri olmayan, bir tat ve lezzet vardır.
64.Yollarda,evlerde ve diğer yerleşim alanlarında zikri çokça yapmak,kıyamet günündeki kulun şahitlerini çoğaltır.Çünkü, yeryüzü kıyamet gününde zikredene şahitlik yapacaktır.
Kâinat penceresinden bu kâinata nazar eden her akıl sahibi gayri ihtiyari kendisini bu kâinatın efendisine hemen teslim eder. Ona tazarru ve niyaz eder. Hak Teâla bu alemi zaten gücüne kuvvetine ve yüce şanına alâmet olsun diye yarattı. Bütün eşyada onun varlığı gizlidir. Her şey bir hikmete mebnidir. Abes olan hiçbir şey yoktur. Yeter ki âleme ibret gözüyle bakabilelim.
Nitekim; ibret gözüyle âleme bakan ârifler, her şeyde nice hikmetler görmüşlerdir. Allah (cc) dostları da böylece Hak Teâlanın yaptıklarının sırlarına vakıf olmuşlar, eşyanın harflerinden mananın özüne ulaşıp Allah (cc)a yakınlık ve onun yüksek huzurunu bulmuşlardır.
Âlem ki temam nüsha-i hikmettir.
Manasını fehm eyleyene cennettir.
Mahrum-ı şühûd olanların çeşminde
Zindan-ı belâ çâh-ı gam ü mihnettir
(Bu âlem baştan sona bir hikmet sayfasıdır. Manasına anlayabilen için cennet sayılır. Bakmasını bilmeyenlerin gözüne ise bir belâ zindanı, bir eziyet ve üzüntü, sıkıntı kuyusu olarak görünür. )
Havadaki zerreler, dağlar, taşlar, yağmur damlaları, nehirler, denizler, gök kubbenin her parçası, gezegenler, ateş,hava, su, toprak, madenler, bitkiler, hayvanlar ve varolan her şey, her zaman gece-gündüzden her biri Allah Teâlaya senâ edip Onun varlığını ve birliğini açığa çıkarmak ve bildirmek için bir lisandır. Nitekim Hak Teâla Nazm-ı Keriminde İsra Suresinin 44. âyeti kerimesinde:
*O3N(QP-O DNGO 'D3QNEHN'*O 'D3QN(R9O HN'DR'N1R6O HNENFR AJGPFQN HN'PFR EPFR 4NIR!M 'PDQN' JO3N(QP-O (P-NER/PG HNDCPFR DN' *NARBNGOHFN *N3R(J-NGOER 'PFQNGO CN'FN -NDJEK' :NAOH1K'
Yedi kat gökler, yer ve bunlardan olan melekler, insanlar ve cinnîler Allah Teâlayı tesbih ederler. Fakat siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, halim ve gafurdur.(İsra 44)
'PFQN AI .NDRBP 'D3QNEHN'*P HN'DR'N1R6P HN'.R*PDN'AP 'DQNJRDP HN'DFQNGN'1P DN'JN'*M DP'OHDPI 'DR'NDR(N'(P
Göklerin ve yerin yaratışılında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.(Âli İmran 190)
BODP 'FR8O1OH' EN'0N' API 'D3QNEHN'*P HN'DR'N1R6P HNEN' *O:RFPI 'DR'JN'*O HN'DFQO0O1O 9NFR BNHREM DN' JO$REPFOHFN
De ki ; göklerde ve yerlerde neler var , bakın (da ibret alın) ! Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz. (Yunus 101)
Yukarıda zikrettiğimiz ve bunun dışındaki yüzlerce âyet insanoğlunun kâinata ibret nazarıyla bakmasına emir ve tavsiye etmektedir. Hikmet ehli zerrede Zül-celal Hazretlerinin azâmetini müşahede ederken ; nifak, fısk ve küfür hastalığına duçar olanlar ise koca kâinatta zerreyi bile görememektedir. Yeter ki bakmasını bilelim. Yeter ki bakışımız ibretle olsun. Rabbimizin âyeti sayılamayacak kadar çoktur. Rabbim bizleri bakıp da göremeyenlerden eylemesin!( Amin)
HNEN' .NDNBR*O 'DR,PFQN HN'DR'PFR3N 'PDQN' DPJN9R(O/OHFP
Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat 56)
Ayrıca insan bu kadar nimetle donatıldıktan sonra elbette başıboş bırakılamaz idi. Bu durumu Rabbimiz şöyle beyan ediyor:
#NJN-R3N(O 'DR%PF3N'FO #NF JO*R1NCN 3O/KI
İnsan başıboş bırakılacağını mı zannediyor?(kıyame 36)
Ubudiyet: Her yönüyle Allah(cc)ın emirlerine ittiba, nehiylerinden de ictinab demektir. Kulluk ifadesi sadece namaz, oruç, zekat ve hacc ibadetini içine almaz. Mükellefin kul ile, Allah(cc) ile ve toplum ile olan münasebetlerini de içine alır. Tırnak kesiminden devlet idaresine kadar her şeyi içine alır. Kulluk; aşığın maşuğa sarıldığı gibi Allah(cc)ın emirlerine sarılmak; vebadan kaçar gibi de yasak olan her şeyden kaçmaktır. Kulluk, Allah(cc)ın koymuş olduğu sınırı aşmamak ve Hak yoldan şaşmamaktır.
Allah(cc) a kulluk ölüme kadar devamlılık arz eder. Şöyle ki:
HN'9R(O/R 1N(QNCN -N*QI JN'R*PJNCN 'DRJNBJF
Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et.(Hicr 99)
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetnamede insanın ubudiyyete mecbur olduğunu şöyle ifade ediyor: Ey Aziz! Marifet ehli demişlerdir ki: Hakk Teâla iki cihanı ve onlarda olanları tamamen insan için vermiştir. Ta ki âlemde olan sanatlara bakıp eşyada bulunan hikmetleri bilsin. Hepsinin örneğini kendi vücudunda bulduğunda nefsini tanıyıp ondan Allah Teâlayı tanısın. Çünkü Allah Teâla Kuranı Kerimde Zariyat Suresi 56 âyetinde cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri ve beni bilmeleri için yarattım. buyuruyor.
İnsanoğlu sen bilesin
Alemin mecmuu sensin
Âdem oğlu öyle bir macundur ki
Hem melek hem hayvan ahlakı taşır
Hayvana meyletse ondan beterdir
Meleğe meyletse ondan iyidir
İnsan kulluk macunuyla yoğrulursa meleklerin seviyesine çıkar şehevât macunu ile yoğrulursa (D GE '6D belki hayvandan daha aşağı mertebeye düşer. İşte belirleyici ölçü kulluktur.
Kaldı ki insanoğlu Allahı Rabb olarak tanıdığına B'DH (DJda şahitlik etmiştir.
Bu şahitlik :
HN'P0R 'N.N0N 1N(QOCN EPFR (NFI '/NEN EPFR 8OGOH1PGPER 0O1QPJQN*NGOER HN'N4RGN/NGOER 9NDI 'NFRAO3PGPER 'NDN3R*O (P1N(QPCOER BN'DOH' (NDI 4NGP/RFN' 'NFR *NBOHDOH' JNHREN 'DRBPJEN)P 'PFQN' COFQN' 9NFR G0N' :N'APDJFN
Kıyamet gününde Biz bundan habersizdik. demeyesiniz diye Rabbin âdemoğullarından onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (onlarda ) Evet ( Rabbimiz olduğuna) şahit olduk dediler Âraf 172.
Allah (cc) Rab olduğuna şahitlik eden insanoğlunun ruhu : Ey Allahım yalnızca sen hakkıyla mabutsun. Kulluk ancak sana yapılır. Senden başka terbiye edici nizam koyucu yoktur. diye haykırmıştır. Ama insanoğlu bu şahitliği maalesef unutmuştur. Çünkü insanın F3J'F kökünden geldiği, Rabbini ve Elestü deki verdiği sözü unutması sebebiyle kendisine bu isim verildiği de söylenmektedir.
İnsanoğlu ayrıca yerin, dağın, taşın yüklenemediği ağır bir emaneti de yüklenmiştir. Bu emanet :
'PFQN' 9N1N6RFN' 'DR'NEN'FN)N 9NDNI 'D3QNEHN'*P HN'DR'N1R6P HN'DR,P(N'DP AN'N(NJRFN 'NFR JN-REPDRFNGN' HN'N4RANBRFN EPFRGN' HN-NENDNGN' 'DR'PFR3N'FO 'PFQNGO CN'FN 8NDOHEK' ,NGOHDK'
Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, ( sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi ( bununla beraber onun hakkını tam yerine getiremedi). Çünkü o çok zalim, çok cahildir. (Ahzab 72)
İnsana yüklenen emaneti işlenmesinde sevap, terkinde ikab(ceza) olan ibadet ve davranışlarla akıl ve düşünce kabiliyetidir. Kulluk ve akıl emanetine riâyet edilmezse zulüm ve bilgisizliğe sapılmış olur. Bu emaneti vermekle Allah(cc) insanı teklifleriyle sorumlu tutmuş ve böylece onu imtihan etmiştir.(Suud Terceme s:426)
İnsan dünyaya kesb-i kemâl, seyr-i cemâl için gelmiştir vecizesinin manası insan akıl ve irade emanetlerini Rahman ın emirleri doğrultusunda kullanıp dünyadayken Hakka boyun eğerse ahirette Cemalullahı doya doya seyredecektir. Eğer bu emaneti kulluk sınırı dışında kullanmaya kalkarsa hem kendine hem de diğer insanlara zulmetmiş olacak ve cahillerden addedilecektir.
B'D 'DF(I(5DI 'DDG 9DJG H 3DE)# JCED 9(/ 'D#JE'F ('DDG -*I *CHF AJG .E3 .5'D:'D*HCD 9DJ 'DDG H'D*AHJ6 'DJ 'DDG H'D*3DJE D#E1'DDG H'D16' (B6'! 'DDG H'D5(1 9DI (D#! 'DDG.
Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor :
Bir kulda beş haslet bulunmadıkça imanı ikmal etmiş olmaz:
1-Allah(cc)a tevekkül
2-Allah(cc)a tefvizi umur
3-Allah(cc)ın emrine teslimiyet
4-Allah(cc)ın kazasına rıza
5-Allah(cc)ın imtihanına sabır
Müslümanın,müslüman üzerinde bir takım hakları vardır ki,onların sorumluluğu,ancak o haklarını yerine getirilmekle veya affetmesiyle kalkar:
1.Onun Hatasını Affeder.
2.Onun Göz Yaşına Merhamet Eder.
3.Açığını ,Hatasını Gizler.
4.İşlediği Hatayı Affeder.
5.Özrünü Kabul Eder;Giybetini Yaptırmaz.
6.Ona Nasihat Etmeye Devam Eder.
7.Onunla Dostluğu Devam Ettirmeye Çalısır.
8.Zimmetindeki Korunması Gereken Şeyleri Korur.
9.Hastalığında Ziyaret Eder.
10.Cenazesine Katılır.
11.Davetine İçabet Eder.
12.Hediyesini Kabul Eder.
13.Hertürlü Başarısını Mukafaatlandırır.
14.Ondan Gelen Nimete Teşekkür Eder.
15.Onun Başarısına En Güzel Şekilde Yardımcı Olur.
16.Onun Hanımını,Namusunu Muhafaza Eder.
17.İhtiyacını Giderir.
18.İsteğinde Aracı Olur.
19.Onunla Tatlı,Güzel Konuşur.
20.Ona Vereceğini En Güzel Şekilde Verir.
21.Yeminlerini Doğrular.
22.Zalimde Olsa(Zulmüne Engel Olmak Suretiyle),Mazlumda Olsa Ona Yardım Eder.
23.Onu Dost Edinir.
24.Ona Düşmanlık Etmez.
25.Kendisi İçin İstemiş Olduğu Hayrı,Onun İçinde Olmasını İster.
26.Kendisi İçin Hoşlanmadığı Şerri,Onun İçinde İstemez.
BAKARA SURESİ
45- Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah'a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir.
83- Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz.
110- Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.
238-Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun.
277- İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.
NISA SURESİ
55- Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir.
58- Namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır.
91 - Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi?
106- Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: "Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz".
ENAM SURESİ
72- Bize: "Namazı dosdoğru kılın, Allah'a karşı gelmekten sakının" (diye emredildi), toplanacağınız yer O'nun huzurudur.
92- Bu Kitap (Kur'ân), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahiret gününe iman edenler bu Kitab'a da iman ederler ve onlar namazlarına da devamlıdırlar.
162- De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.
ARAF SURESİ
170- Kitaba sarılanlara ve namazı kılmaya devam edenlere gelince, biz o iyilerin ecrini hiçbir zaman yitirmeyiz.
ENFAL SURESİ
3- Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yoluna harcarlar.
TEVBE SURESİ
71- Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir.
YUNUS SURESİ
87- Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için Mısır'da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin."
RAD SURESİ
22. Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabrederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açıkça Allah yolunda harcarlar ve çirkinlikleri güzelliklerle yok ederler. İşte bunlar, bu hayatın akibeti kendilerinin olacak olanlardır.
IBRAHIM SURESİ
31- (Ey Muhammed!) İman eden kullarıma söyle: "Namazı dosdoğru kılsınlar, alış-veriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli (Allah için) harcasınlar."
37- "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler.
40- "Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! duamı kabul et!
MERYEM SURESİ
31- "Beni, nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe namaz kılmamı ve zekat vermemi emretti."
55- Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
TA-HA SURESİ
14- Şüphesiz ben Allah'ım, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl.
132- (Ey Muhammed!) Ehline namaz kılmalarını emret, kendin de ona sabırla devam et. Biz senden bir rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırırız. Güzel akibet takva sahiplerinindir.
MÜ'MİNUN SURESİ
2- Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.
9- Ve onlar ki, namazlarını muhafaza ederler.
HAC SURESİ
35- Ki Allah anıldığı vakit onların kalpleri titrer. Onlar başlarına gelene sabreden, namaz kılan kimselerdir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.
78- Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!
NEML SURESİ
3- Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.
NUR SURESİ
37- Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
56- Hem namazı kılın, zekatı verin ve peygambere itaat edin ki rahmete eresiniz.
RUM SURESİ
31- Başkasından geçerek hep O'na gönül verin ve O'ndan sakının. Namaza devam edin ve müşriklerden olmayın.
LOKMAN SURESİ
4- Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler, âhirete de kesin olarak inanırlar.
17- "Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret, çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."
AHZAB SURESİ
33- Namazı kılın, zekatı verin. Allah ve Resulü'ne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz, pampak yapmak istiyor..
29- Allah'ın kitabını okuyan, namazı kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak verenler, kesinlikle batma ihtimali olmayan bir ticaret umarlar.
MÜCADELE SURESİ
13. Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.
MÜZZEMMİL SURESİ
20-Rabbin, senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını, seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Gece ve gündüzü Allah takdir eder. O, sizin onu sayamayacağınızı bildi de sizi affetti. Bundan böyle Kur'ân'dan size ne kolay gelirse okuyun. Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lütfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar olacağını bilmiştir. Onun için Kur'ân'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun, namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin (Hayırlı işlere mal sarfedin). Kendiniz için gönderdiğiniz her iyiliği, Allah katında daha hayırlı ve sevapça daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan bağış dileyin. Kuşkusuz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
NISA SURESİ (Munafiklarin Namazi)
142- Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.
Beş vakit namazın cemâatle kılınması, erkekler için sünnet-i müekkededir. Hatta sabah namazının sünnetinden de kuvvetlidir ki, vacib derecesindedir.
Cemaate gitme imkanı varken ve meşru bir mazeret yokken, cemaatin terki caiz değildir. Meşru mazeretler ise: hastalık, hasta bakıcılık, takatsizlik, yolculuk, korku, yoğun ilmî meşguliyet... gibi hususlardır. Bilhassa yakın yerde ezan okunuyorsa mutlaka cemaate gitmeye gayret göstermelidir.
Cemaatle kılınan namazın sevabı, yalnız başına kılınan namazdan yirmibeş veya yirmiyedi derece fazladır. Yatsı ve sabah namazları cemaatle kılındığı zaman, o gece ibadetle geçirilmiş sevabı alınır.
Cemaatle namaz, İslâmın çok önem verdiği vazifelerdendir. Terkinde ise, ağır kerahet ve sorumluluk vardır.
Cemaatle farz namazlar kılınır. Teravih dışında nafile ve sünnetlerin cemaatle kılınması, Hanefîlere göre mekruhtur. (Şafiîlerde mekruh değildir). Cuma ve bayram namazlarının ise cemaatle kılınması şarttır.
Kadınlar için cemaatle namaz, emredilmiş sünnet değildir. Fakat adabıyla katılırlarsa, bunun sevabına kavuşurlar. Kadınlar için daha faziletli olan, cami cemaatine çıkmak değil; namazları evde kılmaktır. Erkekler içinse sünnet olan, namazları cami cemaatiyle kılmaktır.
Camiye gitme fırsatı bulamayan erkeklerin de, bulundukları yerde cemaat yapmaları esastır. Fakat mazeretsiz olarak cami cemaatini terkedip, evde veya iş yerinde cemaat yapmak mekruhtur. Bununla birlikte, camiler dışındaki cemaatler de, tek başına kılınan namazlardan üstündür. (1)
Cemaatle namazı terkedenler
Birçok kimse, beş vakit namazı aksatmadığı halde, cemaat hususunda yersiz mazeretler ve çeşitli bahanelerle gevşek ve ihmalkâr davranıyor. Bu durum ise, nefis ve şeytanın önemli bir hilesi olarak kabul edilmeli; bir an önce bu gevşekliğe son verip cemaate devamda karar kılmalıdır. Müslüman erkeğe yakışan, kadınlar gibi namazlarını evde kılmak değil, cami cemaatiyle kılmaktır. Beş vakti cemaatle kılamayan, hiç olmazsa sabah ve yatsı namazlarını cemaatle kılmaya gayret etmelidir.
Cemaati terkeden insanlar, zaman zaman namazlarını sünnet vaktinden mekruh vaktine geciktirir, hatta gaflet içinde namazı kaçırabilirler de... Namazı geçirmek ise gerçekten büyük günahtır. Hem çok zaman namaz tesbihatını ihmal ederek, sevabından mahrum kalırlar. En önemlisi de, asgari yirmibeş kat cemaat sevabından mahrumiyettir. Meşru mazeret olmadan cemaati terketme alışkanlığı münafıkların adetidir, müminlere yakışmaz!
Sahabeden Abdullah İbn-i Mesud (R.A.) diyor ki: Kim yarın Allaha müslüman olarak kavuşmak isterse, şu namazlara ezan okunan yerde (cemaatle kılmaya) devam etsin. Çünkü Allah Peygamberimiz (A.S.)e hidayet sünnetlerini (yollarını) açmıştır. Cemaat namazları da hidayet sünnetlerindendir. Eğer cemaati terkedip namazı evinde kılan kimseler gibi, siz de namazları (camiye gelmeden) evlerinizde kılmaya devam ederseniz, Peygamberinizin sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberinizin sünnetini terkettiğinizde ise muhakkak sapıtırsınız... Yemin olsun ben öyle halimizi görmüşümdür ki, nifakı malum münafıktan -ve hastadan- başka bizden hiç kimse cemaati terketmiyordu. (2)
Namaz kılmamanın cezâsı çok büyüktür. Hadîs-i şerîfte, (Bir namazı, özürsüz olarak vaktinden sonra kılan, seksen hukbe Cehennemde yanacaktır) buyuruldu. Bir hukbe seksen senedir. Her senesi üçyüzaltmış gündür. Her günü, seksen dünya senesidir.
Kazâya kalan namazı kılacak kadar vakitlerin herbiri geçtikçe, bu bir namazın günâhı kat kat artar. Ya birkaç namaz olursa, cezâsı çok çetin olur. Her ne pahasına olursa olsun, kılmadığımız veya kılamadığımız namazlarımızı bir ân önce, kazâ etmek ve affı için tevbe etmek, çok yalvarmak lâzımdır. Namaz kılmayanın, Allahü teâlânın büyüklüğü karşısında titremesi, erimesi lâzımdır.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Namazı özürsüz kılmayan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunlardan altısı dünyada, üçü ölüm zamanında, üçü kabirde, üçü kabirden kalkarkendir. Dünyada olan altı azap:
1- Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz.
2- Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendine kalmaz.
3- Hiçbir iyiliğine sevap verilmez.
4- Duâları kabûl olmaz.
5- Onu kimse sevmez.
6- Müslümanların birbirlerine yaptıkları iyi duâlarının buna fâidesi olmaz.
Ölürken çekeceği azaplar:
1- Zelîl, kötü, çirkin can verir.
2- Aç olarak ölür.
3- Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.
Mezarda çekeceği acılar:
1- Kabir onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.
2- Kabri Cehennem ateşi ile doldurulur. Gece, gündüz onu yakar. Cehennem ateşi dünya ateşine benzemez.
3- Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünya yılanlarına benzemez. Hergün, her namaz vaktinde onu sokar. Bir an bırakmaz.
Kıyâmette çekeceği azaplar:
1- Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanından ayrılmaz.
2- Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.
3- Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır.)
Namaz kılmayanın ömründe, bereket olmaz. Ömründe, hayır ve menfaat görmez. Ömrü çeşitli hastalıklarla, sıkıntılarla geçer. Ma'nevî huzûru olmaz. Sahip olduğu dünyalıklar onu rûhî sıkıntıdan kurtaramaz
Her şeyi yoktan var eden, bizi insan olarak yaratan ve sayısız nimetlerle donatan Allaha şükranda bulunmak, teşekkür etmek en başta gelen insani görevimizdir. Allaha şükretmek dil, kalp ve bedenle olur. Şükrün bütün bu kısımlarını toplayan bir ibadet şekli vardır ki, o da namazdır.
Namaz, alemlerin Rabbi olan Allaha ibadet ve kulluğun tayin ve tespit olunmuş en mükemmel şeklidir.
Namaz, Allah Teâlanın gördüğümüz, görmediğimiz, bildiğimiz, bilmediğimiz, bitmez tükenmez nimetler ve ihsanlarına karşı şükranlarımızı sunmaktır.
Namaz, işlediğimiz günahlardan arınmak, işleyeceklerimizden de korunmak için kalbimiz, dilimiz ve bütün varlığımızla yaptığımız kulluk görevidir.
Günde beş defa namaz kılmak, kadın erkek her müslümanın üzerine farzdır. İnsan bu ibadeti yerine getirmek suretiyle gönlünü Allaha bağlar. Beni anmak için namaz kıl mealinde olan ayetin işaret ettiği sır ve hikmet budur.[1]
Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerimde;
Hz. Lokmanın evladına; Oğulcağızım, namazını dosdoğru kıl[2] diye öğüt verdiğini bildirmekte; Hz. İsmaili kavmine namaz kılmayı emrettiği için övmekte ve Hz. İsaın beşikte iken mucize olarak konuştuğunda yaşadığım müddetçe bana namaz ve zekatı emretti[3] dediğini haber vermektedir.
Bu ayetler göstermektedir ki, namaz geçmiş ümmetlere de farz kılınmış bir ibadettir.
Dînî bir görev olan namaz, imanın işâreti kalbin ışığı, ruhun kuvveti, bedenin koruyucusu ve sevgili peygamberimizin ifadesiyle Müminin miracıdır.[4]
Manevi bir yükselme ve mirac sırrına erme vesilesi olan namaz, insanı ruhen ve ahlaken yükselten onu Allaha yaklaştıran bir ibadettir.
Bu amaçla, abdest alıp seccadesinin başına gelen ve Allahü ekber diyerek Allahın huzuruna duran kul; önce, Sübhaneke yi okur, Allahım hamd ederek seni tesbih ederim, senin ismin mübarektir. Sen yüceler yücesisin senden başka ilah yoktur.
Sonra, Eûzü billahi mineş-şeytanir-racim. Şeytanın şerrinden sana sığınırım.
Daha sonra da, Bismillahirrahmânirrâhim Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla başlarım der.
İşte bütün bunlar Mirac merdiveninin birer basamağıdır. Kul artık manevi bir asansöre binmiştir.
Sen her şeyden münezzehsin Ya rabbi! Hamd sana mahsustur. İsmin de mübarektir. Sen yüceler yücesisin, teksin, eşin ve benzerin yoktur. Bütün şerlerden sana sığınırım. Her güzel işe senin isminle başlarım yaptığım her işte senin rızanı ararım, diyerek derece, derece yükselir. Böylece mânâ alemine doğru harekete geçmiş olan kul, Fatiha suresini okumaya başlar.
Hamd alemlerin Rabbı, rahmet ve merhameti sonsuz ve din gününün sahibi olan Allaha mahsustur, mealindeki ayetleri okurken perdeler tamamen açılmış, kul tam bu sırada huzura alınmıştır. İşte bu esnada kul, Allahım ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Diyerek ibadet ve ubudiyetini Rabbine arz eder. Muhtaç olduğu yardımı yine Rabbinden isteyerek şöyle der. Ya Rabbi! Yalnız senin huzurunda eğilir, alnımı secdelere korum. Senden başkasına asla kul, köle olmam, Ya rabbi muhtaç olduğum yardımı da yalnız senden isterim. Gerçek manada yardım eden sensin, her şey senin iradene bağlıdır, senden medet olmadıkça hiçbir kimse bana yardım edemez. Allahım bizi doğru yola, nimetine erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.der[5] Arz-u halinin sonunda bir mühür mesabesinde olan AMİN kelimesini söyler.
Fatihadan sonra bir sûre veya en az üç ayet okumak suretiyle ayakta durmayı tamamlayan kul rukua varır. Üç defa Sübhane Rabbiyel-azîm Büyük rabbimi tesbih ederim. Daha sonra secdeye varıp üç defa Sübhane rabiyel Âlâ Yüce Rabbimi tesbih ederim. Diyerek rabbine mülâki olur. Nitekim Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerimde; Secde et ve Allaha yaklaş[6] buyurarak, mânâ âlemine yükselmenin ve Allaha yaklaşmanın yolunun namazdan, namazın secdesinden geçtiğini bildirmektedir
Resûlullah efendimiz, Eshâbına:
- Birinin evi önünde nehir olsa, hergün beş kere bu nehirde yıkansa, üzerinde kir kalır mı? diye sordu. Eshâbı:
- Hayır, yâ Resûlallah! dediler.
Bunun üzerine Peygamber efendimiz:
- İşte, beş vakit namazı kılanların da, böyle küçük günâhları affolunur, buyurdu.
Namazla ilgili diğer hadîs-i şerîflerden birkaçı da şöyle:
(Namaz dinin direği, her hayrın anahtarıdır.)
(Kıyâmette kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır. Namaz düzgün ise, diğer ameller kabûl edilir. Namaz düzgün değilse, hiçbir amel kabûl edilmez.)
Ebû Bekr-i Sıddîk hazretleri buyurdu ki:
"Beş namaz vakitleri gelince, melekler der ki; Ey Âdemoğulları, kalkınız! İnsanları yakmak için hâzırlanmış olan ateşi namaz kılarak söndürünüz."
Tembellikle namaz kılmayıp fakat, her namaz vaktinde namaz kılmadığı için üzülen, kâfir olmaz, ancak büyük günâh işlemiş olur. Hadîs imâmları, söz birliği ile bildiriyor ki, "Bir namazı vaktinde amden kılmıyan, yâni namaz vakti geçerken, namaz kılmadığı için üzülmeyen, kâfir olur veya ölürken îmânsız gider." Yâ namazı, hâtırına bile getirmiyenler, namazı vazîfe tanımıyanlar ne olur? Büyüklerden biri şeytana dedi ki:
- Senin gibi mel'ûn olmak istiyen, ne yapmalıdır? İblîs sevinip:
- Benim gibi olmak istiyen, namaza ehemmiyyet vermez ve doğru, yalan, herşeye yemîn eder, yâni çok yemîn eder! dedi. O kimse de:
- Şeytan gibi mel'un olmak istemiyen hiçbir namazını bırakmamalı ve herşeye yemîn de etmemelidir, dedi.
Din büyüklerimiz buyurmuşlar ki:
Beş şeyi yapmıyan, beş şeyden mahrûm olur:
1- Malının zekâtını vermeyen, malının hayrını görmez.
2- Uşrunu vermeyenin, tarlasında, kazancında bereket kalmaz.
3- Sadaka vermeyenin, vücudunda sıhhat kalmaz.
4- Duâ etmeyen, arzûsuna kavuşamaz.
5- Namaz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefeste kelime-i şehâdet getiremez.
Görülüyor ki, farz namazı kılmamak, îmânsız gitmeğe sebep olmaktadır. Namaza devam, kalbin nûrlanmasına ve saadet-i ebediyyeye yâni sonsuz saadete kavuşmaya vesîledir. Peygamberimiz (Namaz nûrdur.) buyurdu. Yâni, dünyada kalbi parlatır. Âhırette sırâtı aydınlatır.
Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim
Ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum
Biri benden bundan başkasını naklederse
Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim...
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir...
Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
Yüz rüzgarı olmak isterdim....
Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap...
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz...
Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir
Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır...
Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini
Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil...
Bir katre olma, kendini deniz haline getir
Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin
Beri gel, beri !
Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...
Mesnevî, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Sözlük anlamıyla "İkişer, ikişerlik" demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı verilmiştir.
Her beytin aynı vezinde fakat ayrı ayrı kafiyeli olması nedeniyle Mesnevî'de büyük bir yazma kolaylığı vardır. Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikâyeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevî tarzı seçilir. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp gider.
Mesnevî her ne kadar klâsik doğu'şiirinin bir şiir tarzı ise de "Mesnevî" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevî'si"gelir. Mevlâna Mesnevî'yi Çelebi Hüsameddin'in isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre Mevlanâ, Mesnevî beyitlerini Meram'da gezerken,otururken, yürürken hatta semâ ederken söylermiş, Çelebi Hüsameddin de yazarmış.
Mesnevî'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618 dir.
Mesnevî'nin vezni : Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün - Fâ i lün'dür
Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevî'sinde, tasavvufî fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.
DİVAN-I KEBİR
Dîvân, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvân-ı Kebîr "Büyük Defter" veya "Büyük Dîvân" manasına gelir. Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Dîvân-ı Kebîr'in dili de Farsça olmakla beraber, Dîvân-ı Kebîr içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiir de yar almaktadır. Dîvân-ı Kebîr 21 küçük dîvân (Bahir) ile Rubâî Dîvânı'nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Dîvân-ı Kebîr'in beyit adedi 40.000 i aşmaktadır. Mevlâna, Dîvân-ı Kebîr'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu dîvâna, Dîvân-ı Şems de denilmektedir. Dîvânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.
MEKTUBAT
Mevlâna'nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerin.e nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen diıü ve ilmi konularda ise açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında, edebî mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz, bendeniz" gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflârla hitap etmiştir.
Fİ Hİ MA Fİ H
Fîhi Mâ Fih "Onun içindeki içindedir" manasına gelmektedir.. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve âhiret, mürşit ve mürîd, aşk ve semâ gibi konular işlenmiştir.
MECÂLİS-İ SEB'A
(Yedi Meclis) Mecâlis-i Seb'a, adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın yedi meclisi'nin, yedi vaazı'nın not edilmesinden meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis'lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir :
1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
3. İnanç'daki kudret.
4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah'ın sevgili kulları olurlar.
5. Bilginin değeri.
6. Gaflete dalış.
7. Aklın önemi.
Bu yedi meclis'de, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 Hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlâna yedi meclisinde her bölüme "Hamd ü sena" ve "Münacaat" ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufî görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevî'nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.
Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.
Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.
Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.
Ahmed b.Hanbel(r.aleyh)den:Halid b. Velid(r.a)den rivayet edildiğine göre,bir arâbî Resûlullâh(s.a.v)e geldi:
-Yâ Resulullah,beni dünya ve ahiretde müstağni kılacak (amelden) sormak için,size geldim.dedi.
Resulullah(s.a.v)de soracaklarını sor.buyurdular:
- İnsanların en bilgini olmak istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Allahdan kork ki, insanların en bilgini olasın;buyurdu.
- İnsanların en zengini olmak istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Kanaatkar ol ki, insanların en zengini olasın;buyurdu.
- insanların en âdili olmayı arzu ediyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Kendin için arzu ettiğini,insanlar içinde iste ki, İnsanların en âdili olasın;buyurdu.
- insanların hayırlısı olmayı arzu ediyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :İnsanlara faydalı ol ki, insanların hayırlısı olasın;buyurdu.
- Allah katında,insanların en seçkini olmayı arzu ediyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Allahı zikretmeyi çoğalt ki,Allah katında,insanların en seçkini olasın;buyurdu.
- İmânımı tamamlamak istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Ahlakını güzelleştir ki,İmanın tamam olsun;buyurdu.
- İhsan ehlinden olmak istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Allahı görüyormuş gibi ibadet et ki, Sen Onu göremesen bile,O seni görür.
ihsan ehlinden olasın;buyurdu.
- İtaatkarlardan olmak istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Allahın farzlarını eda et ki,İtaatkârlardan olasın;buyurdu.
- Allahın huzuruna günahlardan arınmış olarak varmak istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Cenabetten temizlenmek için guslet ki,Günahlardan temizlenmiş olarak, Allaha kavuşasın.
- Kıyâmet gününde nûr içerisinde haşrolunmayı arzu ediyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Hiçbir kimseye zulmetme(haksızlık yapma) ki,Kıyâmet gününde nûr içerisinde haşrolunasın.
- Kıyamet gününde Rabbimin merhamet etmesini arzu ediyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Nefsine ve Allahın kullarına karşı merhamet et!Rabbinde sana Kıyamet günü merhamet eder.
- Günahlarımın az olmasını istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :İstiğfarı çoğalt ki,günahların azalsın;buyurdu.
- İnsanların en şereflisi olmayı istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :İnsanlara işin hakkında şikayetçi olma ki,İnsanların en şereflisi olasın;buyurdu.
- İnsanların en kuvvetlisi olmayı arzu ediyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Allaha tevekkül et ki,İnsanların en kuvvetlisi olasın;buyurdu.
- Allahın rızkımı genişletmesini istiyorum;dedi.
- Temizliğe devam et!Allah senin rızkını genişletir.
- Allah ve Resulünün sevdiklerinden olmak istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Allah ve Resulünün sevdiğini sev ki,Onların sevgililerinden olasın;buyurdu.
- Kıyamet gününde Allahın gazabından emin olmak istiyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Allahın yarattıklarından hiçbirine öfkelenme ki,Kıyamet gününde Allahın gazabından emin olasın.
- Duamın müstecap olmasını arzu ediyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Haram yemekten sakın ki,duan müstecap olsun;buyurdu.
- Kıyamet gününde rabbimin ayıplarımı örtmesini arzu ediyorum;dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Din kardeşlerinin ayıplarını ört ki,Allahda Kıyamet gününde senin ayıplarını örtsün.
- Günahlardan veya hatalardan kişiyi ne kurtarır;dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Göz yaşı dökmek,hudu(Allaha boyun eğmek) ve hastalıklardır;buyurdu.
- Hangi hasene Allahû Tealâ katında (sevap olarak)daha büyüktür?dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Güzel Ahlak,Tevazu ve belalara sabretmektir;buyurdu.
- Hangi seyyie(kötülük),Allahû Tealâ katında (günah olarak)daha büyüktür?dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Kötü Ahlak,Açgözlülük ve cimriliktir,buyurdu.
- Dünya ve Ahirette Allahın gazabını gideren şey nedir?dedi.
- (Resulullah s.a.v) :Gizli sadaka vermek ve Sılay-ı rahim yapmak(akraba ziyareti),buyurdu.
- Kıyamet gününde Cehennem ateşini ne söndürür?dedi.
- (Resulullah s.a.v) ünyadaki bela ve musibetlere sabretmektir;buyurdu.
İmam-ı Müsteğfiri:Bundan daha büyük,dinimizin güzelliklerini daha iyi özetleyen,daha faydalı bir hadis-i şerif görmedim demiştir...