İnce Sızı

İnce Sızı

Üye
13.05.2010
Çavuş
2.125
Hakkında

  • allah'ı bilmek mi :) yaklaşmaya çalıştıkça daha çok yaktığını çok iyi biliyorum, bunu bildikçede daha çok hoşuma gidiyor...

    Elimizde olan sadece O'nun için ağlamak hiçlikle beraber kıymeti orda değilmidir zaten sevginin.Sevdiğinden geleni hep gönül hoşnutluğu ile kabul etmek, gözyaşları ile süsleyip aslına iade etmek...
#01.09.2010 01:33 0 0 0
  • Ve en sonunda başınız öne eğik oturursunuz
    Tahiyyatı okursunuz
    selam sana
    dersiniz
    ve rabinizin selamını alırsınız
    sonra Fahr-i kainat efendimizi
    yönünüzü döndüğünüz
    kabenin mimarı İbrahim (as)'ı selamlarsınız
    Ve sonra yine selamlarsınız
    Gece gündüz hep sizinle olan
    Amellerinizi yazan
    Sizi koruyan meleklerinizi

    yavaş ama bir o kadar da sessiz...
    çünkü vakit seher her şey sessiz

    Hangi mısraları ayırayım ki, hepsi bir başka can yakıyor,

    Başımız hep önde Ya Rab, hiçlik elbisesi üstümüzde, hiçlikle çıktımı 5 vakit Mirac ' a dönüşte yüklenirsin sınırsız lütufları, senden hoşnutum derse Yaradan,o lütuflarıda bırak gitsin, şahını almışken lütufların, O Yüceler yücesinden...

    Harika seçimler yapıyorsunuz, Allah razı olsun,
#01.09.2010 01:22 0 0 0
#01.09.2010 00:54 0 0 0
#01.09.2010 00:51 0 0 0
  • Kabuk bağlamış kederler, düğüm olmuş dertler, dönmeyen çare çarklar, açılmayı bekleyen kapılar, akmayı bekleyen bereket nehirler, Bekletip de gelmeyen vefa, yanından ayrılmayan cefa, canım? diyen cansız sözler, canım; bu kafes dar mı geldi sana..

    Öyle bir darki, sıktıkca can yakıyor sanki...

    ellerinize sağlık
#01.09.2010 00:19 0 0 0
#01.09.2010 00:03 0 0 0
  • Baharın hazana döndüğü zamandır bana göre :)
#31.08.2010 23:14 0 0 0
#31.08.2010 23:07 0 0 0
#31.08.2010 10:52 0 0 0
  • HEP SENİ SEVDİM


    Kalbime cila, gözüme nur, nuru Muhammed diye sevdim
    Gözyaşlarına yandığım, inci taneleri diye sevdim

    Aşkına aşık olduğum, sevdiğini sevdim
    Divanında boyun büktüğün, durduğun divanı sevdim

    Adını adına katanın, Yüce adını sevdim
    Seni huzuruna çağıranın, çağrısını sevdim

    Ümmeti diyen yakarışının , mukaddes cevabını sevdim
    Yakarışına kattığın ümmetinin ,seni anışını sevdim

    Seni bekleyen arşın coşkun halini sevdim
    Bir eli sevdiğinde, diğeri ümmetinde olan Sen'i sevdim

    Ahlakını aldığın kutlu kelamı sevdim
    Sevdiğinin kelamını okuyuşunu , sevdim

    Acıyla kıvranan latif gönlünü sevdim
    Hüzünle baktığın Mekke ' ni sevdim

    Cuşa gelip, Sen'i bağrına basanı sevdim
    Koynunda yattığın Medine ' ni sevdim

    Miskden hoş kokunu aradığım gülleri sevdim
    Kokunu yollar diye , Cennet-ül Baki ' yi sevdim

    Sen'i görürüm diye kara geceleri sevdim
    Arandığım karanlıklarda, nur yüzünü sevdim

    Sen'i dilediğim içli duaları sevdim
    İlle de Sen dediğim feryatları sevdim

    Aşıklarının gönlüne dokunuşunu sevdim
    Sen'i aşkla seven nur yüzlüleri sevdim

    Alemlere şefkat eden latif ruhunu sevdim
    Gönlüne yol bulurum diye, yakan hasretini sevdim


    İsmail ÖZDOĞAN
    İnce Sızı
#31.08.2010 02:41 0 0 0
  • Adamlar bizden daha iyi biliyor Müslümanlığı, bizde yapmaya kalksalar bu işi irtica diye yaygarayı basarlar....Bak adamlar yapmışlar hiçde kıyamet falan kopmamış :)
#30.08.2010 17:54 0 0 0
#30.08.2010 17:37 0 0 0
  • Aman dikkat O kutsi aşkı çağırdıktan sonra lütfedip de gelirse, taşıyabilmek, koruyabilmek ve sevebilmek aynı zamanda yanabilmek inanın hiç de kolay bişey değil, hemde hiç...
#30.08.2010 15:50 0 0 0
  • Sahabelerin büyüklerinden Abdullah bin Mes'ud (r.a.), namazdayken konuşulanları duymazdı


    Sahabelerin büyüklerinden olan Abdullah bin Mes'ud (r.a.), namaz kılacağı zaman "dürülmüş elbise" gibi olurdu. Allah huzuruna çıkacağı için duyduğu heyecan ve saygıdan iki büklüm olduğunu görenler şaşırırdı...

    Ancak o, namazda iken çevresiyle irtibatını keser, hatta evdekilerin konuştuklarını bile duymazdı. Bazen namaz kılacağı zaman, evdekiler:

    - Susun, ses çıkarmayın, Abdullah namaz kılacak, derlerdi.

    Ancak o, kendinden gayet emin, namazdaki huşûunu hiçbir şeyin bozamayacağını bildiği için şu cevabı verirdi:

    - İstediğinizi konuşun... Ben namazdayken sizin konuştuklarınızı duymuyorum.
#30.08.2010 13:47 0 0 0
  • "Adı belirsiz duruma gelmelisin. Görünmez. Namazın kendisi olmalısın. İnsan olarak kendine kıvrılmaktan, yüzünü kendine çevirmekten vazgeçmelisin."

    "Adı belirsiz duruma gelmelisin. Görünmez. Namazın kendisi olmalısın. İnsan olarak kendine kıvrılmaktan, yüzünü kendine çevirmekten vazgeçmelisin."

    Ian Dallas, Gariplerin Kitabı'nda namazı böyle tanımlıyor.

    Geçtiğimiz Pazar günü Namaz Gönüllüleri Platformunun "Kur'an ve Namaz ile Diriliş" istişaresinden çıktığımdan bu güne; Dallas'ın yıllar öncesinde okuduğum kitabında ki bu tanım zihnimde dolanıp duruyordu. Yanlış hatırlama ihtimalim bile yüksekti. Kütüphanemin ücra bir köşesinde tam da adına yakışır bir gariplikle yeni kitapların arkasına saklanmış halde buldum "Gariplerin Kitabı"nı. Zihnime harfiyen kazındığını fark ettiğime sevinmekle birlikte barındırdığı anlamın üzerimde ki etkisini teyit etme ihtiyacını ise elzem buldum.

    Adı belirsizleşmek.

    Bu duruma gelebilmek

    Adımdan arındığımda, bana seslenenlerden arınabiliyor muydum?

    Eşimden, dostumdan, öğrencilerimden, komşularımdan arınabiliyor muydum? "Rabbimi ve Resulümü onlardan çok sevebiliyor, yüzümü onlara dönmekten daha çok kıbleye döndürebiliyor muydum?

    Ta ki dua vaktine kadar onlarsızlaşa biliyor muydum?

    Görünmez olmak.

    Dünyadan sıyrılmak. Ellerimi tekbir için kaldırıp, niyet alırken, avuçlarım kıbleye dönükken, elimin tersi ile dünyayı bedenimden, zihnimden, nefsimden silip ata biliyor muydum? Görünürlülüğüm dünyaya ilişkin ise, görünmezliğimle ukbanın saadetine göz koyabiliyor muydum?

    Ah namazın kendisi olabiliyor muydum?

    Dünyaya dair kendi kaygılarımdan, umduklarımdan, korktuklarımdan azat olabiliyor muydum?

    Her vakit okunan ezan ile tazeden davetiye alarak, en yüce makama vardığımda, layıkıyla şükrümü eda edebiliyor muydum? Yoksa yazarında dediği gibi ben de kendine kıvrılanlardan mıydım?

    Yüzümü kendimden çevirmek nasıl olacaktı? Kendi bedenim, kendi nefsim, kendi zihnim ve kendi dilimle niyetlenip kıbleye dönmüşken kendimden yüzümü nasıl çevirebilirdim?

    Bu sorular anahtar sorularımdı ve bulduğum cevapların bir kısmı beni umutlandırırken bir kısmı korkulara saldı?

    ***

    Cemil Tokpınar ve Ahmet Bulut'un sunumlarıyla başlayan, ilim ve fikir adamlarının konuşmacı olarak katıldığı Namaz Gönüllüleri Platformu sonrasında işte böylesi bir iç hasbihal yaşadım.

    Cemil Tokpınar, esefi sesine yansımış bir halde şöyle diyordu; "Türkiye'de her yıl, yüzlerce, dünyada ise binlerce kişi namazsız ölüyor. Kaygımız büyük. Bu yüzden ne kadar çok kişiye sesimizi duyurabilirsek, bu oluşum görevini o kadar iyi yapmış olacak."

    NGP Oluşumu sadece namaz kılmayanları davet etmekle kalmıyor, kılanları da layığı ile kılmaya davet etmeyi hedefliyordu. Kim bilir belki de onlardan biri bendim ve bu yüzdendir Dallas'ın tanımı bir burgu gibi dönüp durdu beynimde günlerce.

    Platform sözcüsü Abdullah Yıldız "İnanıyoruz ki ümmetin yeniden dirilişi; Kur'an-ı Kerim'i gereğince okuyup anlaması ve onun şaşmaz ilkelerine ve 'Yaşayan Kur'an' olan Resul-ü Ekrem'in sünnetine sıkı sıkıya sarılıp, namazın ikamesi başta olmak üzere vahyi, bir hayat tarzı haline getirmesiyle gerçekleşecektir.''

    Abdullah Yıldız'ın üzerinde durduğu "namazın ikame edilmesi" mevzuunu bir çözebilsek ne çok şey çözülmüş olacaktır.

    Enaniyetten arınmış, hoyratlıktan sıyrılmış, sevgi ve şefkate bürünmüş olarak bakacağızdır birbirimizin yüzüne. Ve o vakit kaygılarımız küçüldüğünden, hırslarımız ufalandığından, şükrümüz çoğaldığından, her birimizin etrafına bir huzur huzmesi yansıyacaktır.

    "Onda var bende de olsun" hastalığının sari biçimde mütedeyyin camia arasına sıçradığı şu demlerde "Benim yok ama onun olsun" diyenlerden olmanın yolculuğuna çıkılmış olacaktır.

    Çünkü namaz, modern hayatın zehri ile beslenmeye teşne egolarımızın ıslah olacağı, manevi bir okyanus içinde kulaç atarken zerre olduğunun idrakine varacağı yolculuğun çıkış noktasıdır. İrfan ve hikmete varılacak yolculuğa çıkabilmek için nefislerimizin namaz mektebinde temiz bir tedrisata tabi olmaya ihtiyacı vardır. Aksi takdirde edinilen doğru bilgi dahi zehir saçan, zulme vesile olan bir araçtan başka bir şey olmayacaktır. Eylenilen ilim ve varılan bilim hem ferdi hem toplumsal huzuru alt üst eden bir araç haline gelecektir.

    İşte bu yüzden Namaz Gönüllüleri Platformunun daha çok kişiye ulaşmaya çalışma çabaları, aslında dünya ve ahiret saadetinin cümle kapısını tüm insanlığa açmak isteğinden kaynaklanıyordu.

    Sadece iki il hariç karış karış Türkiye'yi namaza davet etmek için dolaşan Namaz Gönüllülerinin yüzlerinde gördüğüm ifade adeta, dünyanın zahmetine ve ukbanın rahmetine talip olmanın ihlâslı haliydi. Telaş içinde koşturuyor, davetlileri maddi manevi ağırlamak için çırpınıyorlardı.

    Namaz Gönüllüleri Platformunun istişaresinde, onca emek ile dünya da ne çok menfaat temin edeceklerken, onların ecre, sevaba vesile olmaya teşne hallerini gördüm, duydum. Her geçen gün çirkinleşen dünyayı güzelleştirmek için bir araya gelmiş bu güzel insanların, gayretlerindeki güzelliği izledim.

    Rabbim onlardan razı olsun.
#30.08.2010 13:43 0 0 0
  • Konu: Kadir Gecesi
    Vahyin anlam katmadığı Allah'sız bir ömür bir gece kadar bereketsiz, vahyin kılavuzluğunda geçen her gece bir ömür kadar bereketlidir.

    Nasip eyle Ya Rabbi , çaresizlerin sığınağı, gönüllerin aşkı, kimsesizlerin sahibi :(
#29.08.2010 23:34 0 0 0
  • Konu: Kadir Gecesi
    Ne cennet sevgisi, ne Cehennem korkusu...
    Sevdiğinin sevgisini kaybetme korkusu onulmaz acılara girmeye , cayır cayır yanmaya, yaşarken ölmeye yeterde artar bile...

    Mehmet Akif Ersoy ' un çok güzel bir sözü var tamda yeri gelmişken şöyle diyor şairimiz :

    Aldanma İnsanların Samimiyetine, Menfaatleri İçin Gelirler Vecde, Vaad Etmeseydi Allah Cenneti, O'na Bile Etmezlerdi Secde..!
#29.08.2010 23:26 0 0 0
#29.08.2010 22:26 0 0 0
#29.08.2010 22:25 0 0 0