Eminim bu yazının altında ismi geçen kişi bir aydın veya yazardır.malesef gereksiz , çok şablonca, fanatikliği açıkça belli bir sürü hayal ürününün bir araya getirilmiş korku filmi gibi saçma sapan bir yazı...
Yıllardır her gelene birileri memleketi sattınız, toprağını verdiniz vs. vs. saydırıyor ama o on yıllardır memleketin bir karış toprağının bir yere gittiğini görmedim doğrusu, şirketleri sattınız dediler satılanların sırtlanıp bir yere gittiğini de görmedim, aksine yatırım yaparak bu devlete katma değer ve bir çok vergi ödemeye devam ediyorlar, binlerce istihdam yaratarak tabiki,
Onun için böyle uyduruk yazılara hiç itibar etmediğimi belirtmek isterim.Belirttiğim hususlar konuyu buraya taşıyan değerli arkadaşıma değil, bu konuyu altına ismini yazarak veren kişiyedir.
Gözlerim takılı kaldı gecenin bir yarısı,
Dolunayla oynaşan yaldızlı gök kubbeye
Ruhumu titreten gecenin tertemiz serinliğine
Denizlere dalar gibi bıraktım kendimi
Ne yaşananlar hayalimde , ne yaşanacaklar umutlarımda
Hangi uçurumun kenarında gülmekte
Hangi karanlık sokağın köşesinde beklemektesin
Saklarken arkana, kana bulanmış hançerini
Yoruldum artık sessizliğimden, çaresizliğimden
Bir kere bile tutmadın ellerimden
Ne garip, sevdiğimde sen, kaçtığımda sen
Giderken buralardan,unutma , al götür beni benden
İçimdeki yangınlar serinledi serinliğinle
Alevleri söndü yüreğimin, sakin maviliğinde
İki dost gibi kucaklaştık hasretle derinliğinde
Sarıp sarmaladık o en derin yaralarımızı geçer diye
Dünyanın yeni kabusu haline gelen ölümcül bakteride, NDM-1 adı verilen ve mevcut antibiyotiklerin çoğunu parçalayıp etkisiz kılan bir enzimin varlık gösterdiğini belirten bilim insanları, "Bu da tedavi edilmesi zor enfeksiyonlara neden olacak" diye uyarıyor.
Hindistan'da ortaya çıkan daha sonra Pakistan ve Afganistan'da görülen bakteri, artık ABD, Kanada, Avustralya, İngiltere, Belçika ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde de görülmeye başladı. İngiltere'de 50 hastada NDM-1 tespit edildi, Belçika'da ise bir hasta, NDM-1'e sahip bir bakterinin yol açtığı enfeksiyon sonucu hayatını kaybetti.
NDM-1 nedir
NDM-1 içerisine girdiği bakterinin, antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına yol açan ve aynı ortamda bulundukları sırada bir bakteriden diğerine geçebilen, yani bulaşıcı özelliğe sahip bir plazmid. (Bir tür genetik materyal). Bu plazmid en çok "Escherichia coli" ve "Klebsiella" gibi, hastane ortamında bulunan ve hastane enfeksiyonuna yol açtığı bilinen bakterilere yerleşiyor.
NDM-1 bilinen ilk plazmid değil. Yani benzer şekilde antibiyotik direncine yol açan birkaç plazmid daha bulunuyor. Ancak bu yeni plazmide sahip olan bakteriler, şu anda etkin olarak kullanılan antibiyotiklerin neredeyse hepsine dirençli hale geliyor. Bu nedenle böyle bir bakteri ile meydana gelen bir enfeksiyonun tedavisi zorlaşıyor, hatta imkansız hale geliyor.
Bakteri gereksiz antibiyotik kullanımı nedeniyle yaygınlaşıyor
Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) Başkanı Prof. Haluk Vahapoğlu, kamuoyunda 'ölümcül bakteri' olarak bilinen "Klepsiella pheumoniae" isimli bakterinin gereksiz antibiyotik kullanımı nedeniyle yaygınlaştığına dikkat çekti ve bu bakteriye bağlı enfeksiyonların önümüzdeki günlerde Türkiye'de de artacağını söyledi. NDM-1, ağır enfeksiyonların tedavisinde kullanılan amoksisilin, penisilin, sultamisilin gibi antibiyotiklerden biri. NDM-1 enzimi, genini dışarıdan alan bakteriyle antibiyotiklere dirençli hale geliyor. EKMUD Başkanı Prof. Haluk Vahapoğlu, bu direnç geninin (NDM-1), 'Klepsiella' ve 'Escherichia coli' isimli bağırsaklarda, serbestçe yaşayan bakteriler arasında plazmidler (Kromozomdan ayrı DNA parçası) aracılığı ile yayıldığını söyledi.
Normalde bu bağırsak bakterileri enfeksiyon hastalığına yol açmıyor
Vahapoğlu, hurriyet.com.tr'ye yaptığı açıklamada, normalde bu bağırsak bakterilerinin enfeksiyon hastalığına sebep olmadığını, hatta vücutla bağırsaklarda iyi ilişkiler kurduğunu söyledi. Özellikle 'Escherichia coli'nin bağırsak bakterilerinin olmazsa olmaz en önemli üyesi olduğuna dikkat çeken Vahapoğlu, bu bakterilerin ölümcül olmadığını ve salgın hastalık yapmadığını kaydetti.
Bakteriler NDM-1 genini aldıkları halde ölümcül olmuyor ancak.
Bu bakteriler NDM-1 genini aldıklarında da antibiyotik direnci kazanmak dışında bir başka kötü özellik edinmiyor. Yani daha ölümcül veya daha çok salgın yapan bir forma dönüşmüyor. Ancak bazı dış etkenlerin veya hastalığa neden olan her türlü organizmanın sonucu bazı insanlarda enfeksiyonlar gelişebiliyor. Vahapoğlu, bu başka sebeplerle enfeksiyon gelişen hastanın, o esnada NDM-1 genini taşıyan bir bakteri ile enfekte olması halinde, tedavisi zor bir sürece gireceğini söyledi. Hatta çok ağır durumlarda antibiyotikler yeterli olmaz ise ölümlere bile sebep olabileceğini belirtti.
Hangi antibiyotikler?
Peki hangi antibiyotikler bu bakteriyi yaygınlaştırıyor? Her tür antibiyotik kullanımı, duyarlı çevre bakterilerini öldürüp sessizce duran bu direnç geni taşıyan bakterilerin çoğalmalarına uygun bir ortam hazırlıyor.
Elbette ki antibiyotiklerin tamamen kullanımdan kalkması söz konusu değil. Ancak doğru yerde, gerektiği kadar ve olabildiğince dar spektrumlu antibiyotik kullanan toplumlarda bu dirençli bakterilerin çoğalma fırsatı ve dolayısı ile de fırsat çıktığında enfeksiyon yapma şansı azalıyor.
NDM-1 geni, enfeksiyon geliştiği zaman sorun oluşturuyor. Bakteri güçlenmiyor sadece antibiyotiklere karşı daha dirençli hale geliyor.
Tedbirler
Prof. Haluk Vahapoğlu, bu bakterinin yayılmasını önlemek için alınabilecek tedbirleri ise şöyle sıralıyor:
-Antibiyotik direnç enlerinin bilimsel çalışmalarla takibi
- Enfeksiyon önleyici koruyucu hekimlik hizmetlerinin ve toplum hijyeninin artırılması
-Antibiyotiklerin kontrollü kullanımı
NDM-1 geninin antibiyotik direnci oluşturan tek gen olmadığına dikkat çeken Vahapoğlu, şu an yüzlerce benzeri birçok bakteri arasında yayıldığını da söyledi. Türkiye'nin bu açıdan özellikle hastane enfeksiyonları açısından en riskli batı ülkeleri arasında geldiğini kaydeden Vahapoğlu, Akdeniz ülkeleri Türkiye, Yunanistan, İtalya ve İspanya'nın risk altında olduğunu vurguladı.
NDM-1 geninin mevcut direnç genlerinden farkının, toplum içerisinde de enfeksiyon etkeni olarak karşımıza çıkma potansiyeli taşıması olduğunu belirten Vahapoğlu, şunları söyledi:
"Sonuç olarak insanlarımızın ölümcül bir bakteri ile salgın oluyor diye korkmasına gerek yoktur. Bu genin dağıldığı bakteriler salgın hastalık yapmıyor. Ancak antibiyotik kullanımı, hijyen ve koruyucu hekimlik önemsenmediği sürece daha zor tedavi edilen enfeksiyonlarla karşılaşmaya devam edeceğiz demektir. NDM-1 geninin yayılımı da bu problemin artması anlamına gelmektedir."
Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatını çeşitli açılardan inceleyen Müslüman alimler, O'nunla alâkalı müstakil ilim dalları teşekkül ettirmiş ve pek çok kitap yayınlayarak önemli külliyatlar oluşturmuşlardır.
Bu ilim dallarından biri de İki Cihan Serveri'ni anlatan sözler diye ifade edebilecek O'nun isimlerini, vasıflarını, niteliklerini, künyelerini ve lakaplarını ihtiva eden "esma-i nebi"dir.
Dr.Ali Budak'ın kaleme aldığı "İsim ve Sıfatları ile Efendimiz" kitabında, Hz Muhammed'in; Kuran'ı Kerim'de geçen isim ve sıfatları, Hadislerde ve İslami eserlerde geçen adları ve sıfatları, Geçmiş Kutsal Kitaplarda yer alan isimleri ve ümmetinin ona verdiği isimler zikrediliyor ve onun bütün ve isim ve sıfatları konusunda değerlendirmeler yapılıyor.
Kitabın aşağıda yer verdiğimiz kısa pasajında Peygamberimizin nice güzel isim ve sıfatla nitelendirildiği de net olarak gözler önüne seriliyor...
Kitapta yer alan bilgilere göre İslam Alimi Suyuti, peygamberimizin Kuran'da açık isim olarak 79, türemiş isim olarak 44 adının bulunduğunu belirtiliyor. Yine aynı kaynağa göre Hz. Muhammed'in Hadislerde ve Semavi kitaplarda 235 ismi ve 4 künyesi bulunuyor. Tümünün toplamı 337 yapıyor ki kendisi de 340 küsur ifadesini kullanmıştır.
Kuran'ı Kerim'de dört yerde Muhammed adı geçerken, Ahmed ismi sadece Saff surasi altıncı ayetinde Hz: İsa'nın sözünü hikaye ederken geçer.
Dr. Ali Budak, eserinde, "Efendimiz'in isimlerinin sayısını beş yüze ve bine kadar çıkaran âlimler bulunmaktadır. Tabii ki Efendimiz'in isimleri ile ilgili ana kaynaklarımız her şeyde olduğu gibi Kur'ân ve Sünnettir. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın bizzat Efendimiz için seçtiği bazı isimler vardır" diyerek Ayetlerde, Kutsal Kitaplarda, Hadislerde geçen isimleri teker teker beliterek, açıklamalarını yapıyor..,
Kitaptan
Efendimiz'in İsimlerinin Sayısı
Esma-i nebeviye-i şerifenin sayıs ı ile ilgili pek çok farklı adet ifade edilmiştir. Bunun bir takım sebepleri bulunmaktadır:
1- Öncelikle bu konuda müstakil bir kitapta veya bir kitabın belirli bir bölümünde ifade edilmiş olsun esmâ-i nebi ile ilgili telif edilen eserlerin telif zamanı ileri sürülen sayıların farklı olmasının sebeplerinden biridir. Zaman olarak daha önce kaleme alınmış olan eserler tabiîdir ki ilk görüş bildiren bilginler haliyle daha sonrakilere ilham kaynağı olmuşlardır. Bunun bir sonucu olarak da daha sonra gelen alimler bu konuda başka argümanları da kullanarak bu sayıyı çoğaltmış lardır.
2- Esmâ-i nebî ile ilgili bilgilerin kaynağı Kur'ân-ı Kerîm, sahih sünnet, kadim kitaplar ile tabakat ve teracim eserleridir. Kitapların müelliflerinin kaynak olarak itimat ettikleri eserlerin kemiyetine göre esmâ-i nebînin sayısı da değişmektedir.
3- Efendimiz'in ümmetinin O'na olan muhabbet ve saygısı esmâ-i nebînin sayısının çoğalmasına vesile olmuş tur.
4- Esmâ-i nebî ile ilgili eserlerin telif şekilleri de Efendimiz'in isimleri ile ilgili ileri sürülen sayıların farklılığının diğer bir sebe¬bidir.
5- Konu ile ilgili kitaplarda yer alan isimlerin yanı sıra Efendimiz'e ait bazı sıfatlar, tavsifler, künyeler ve O'nu anlatan sözlerin de yer verilmiş olmasından dolayı esmâ-i nebînin sayısı değişkenlik göstermiştir.
Halid Fehmi, Efendimiz'in isimlerine dair şu sayıları verir:
kullan
Fakat Efendimiz'in isimlerinin sayısı ile ilgili olarak ifade edilen rakamlar sadece bunlardan ibaret değildir. Mesela Kadi Ebu Bekir bin Arabi, Ahkâmu'l-Kur'ân adlı kitabında bâzı mutasavvıflardan şu haberi nakletmiştir: "Hak Teâl â Hazretlerinin bin şerefli ismi ve Peygamber Efendimiz Hazretlerinin de bin şerefli ismi vardır, demişlerdir.
İbn Hâlûye, Esmâu'n-Nebiyy isimli eserinde Allah Resûlü'nün sadece Kur'ân-ı Kerîm'de geçen 100'den fazla ismi olduğunu belirtmiştir.
İbnü'd-Dıhye es-Sebtî'nin el-Müstevfâ fi Esmâi'l-Mustafâ adlı eserinde Efendimiz'in 300'den fazla ismi olduğunu belirtmiştir. İbn Hacer de onun bu sözünü nakletmiştir.
Hacı Halife de Keşfu'z-Zunun adlı eserinde Sehâvî'nin el-Kavlu'l-Bedî' fi's-Salâti ale'l-Habîbi'ş-Şefî' adlı eserinde Efendimiz'in 400'den fazla ismine yer verdiğini belirtmiştir.
Yine İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye, "Kâdî lyâz'ın Şifâsın da, İbn Arabi'nin Ahkâm adlı kitabında ve İbn Seyyid el-Fâsî'nin Kelâm'ında gördüğümüz esmâ-i şerife dörtyüzden fazladır" diyerek bu isimleri sayar.
Suyuti'nin Behcetü's-Seniyyesini telhis eden Ali el-Kari de Suyuti'nin mezkur eserde Efendimiz'in 500'e yakın ismini saydığını ve bunu telhis ederek kendisinin bunlardan Esmâ-i Hüsnâ ile aynı sayıda 99 ismi zikrettiğini belirtir.
Yine Echûrî, Dürer-i Seniyye'sinde Salihî'den iktisar ederek Ali el-Kârî'nin de Suyuti'den naklettiği Efendimiz'in 99 ismine yer vermiştir.
Kurtubi, Ürcûzetün fi Esmâi'n-Nebiyy isimli eserinde 300'den fazla ismi zikretmiştir.
İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye de Zadu'l-Meâd adlı eserinde iki ism-i nebeviyi zikrettikten sonra yeni bir fasıl açarak "vasıfları söz konusu edersek Efendimiz'in isimlerini 200'den fazla olarak tesbit etmemiz mümkündür" der.
Salihî'nin dediği gibi isimlerin çokluğu müsemmanın yüceliğine ve büyüklüğüne delalet etmektedir. Bu, onun makamına ve şanına verilen bir değerin ifadesidir.
Sarıldım korkarak , ummadığım gelişine
Kaç seher vakti geçti, kaç hazan düştü gönlüme
Bilmedin, nasıl yaraladı o gülüşün son gelişinde
Sessiz özlemlerimde hayatım dediğinde
Hiç utanmadan bekledim seni sarıldığımda hayaline
Senin olsun bu ömrüm demiştim bitmeyen matemimde
Olur ya yolun düşerse bir gün kapıma, gir içeri hiç sormadan
Sarıl eskisi gibi, dilime doladığım sevgine
Her özlemin bir nefesti yedi verenler gibi
Seni beklerken yokluğunu içtim su gibi
Beni yormadan gel, davet beklemeden gel
Gönlümü al hadi, yerin dolmadan, ben tükenmeden
Ne yerin doldu, nede yaran kapandı
Hani ayrılmazdık, hepsi bizim rüyalardı
Buluşup hayatı yaşadığımız mutluluklardı
Acıyı kovduğumuz sevda bahçesiydi, hayattı
Mutluluk , şimdi seni kilitledim karanlık odalara
Sonra, bir kilit daha üstüne acımasızca
Olmaz , olamaz ya, ansızın çıkar gelir hesapsızca
Belki, aldanırım döktüğün tatlı sözlerine diye
Ne yalvarışlarını, ne göz yaşlarını dinledim mutluluğun
Kapının bir yanında o, bir yanında ben
Çektim bir kat daha olmazları , tatlı nefesinin önüne
Zemheriye düştü gönlüm canım, yüzünü dönmez artık bahara
Bir bakış kadar yakındık birbirimize hayatta
Nasılda iki yabancıya döndük baharın ortasında
Olmaz gülüm, olmaz artık, bak akşam olmakta
Valizimde yer yok, söyleme artık gülüm
Ölü morlukları ölüm anından itibaren 2 ila 4 saat arasında kendini gösterir zaten.Bir insan öleceği zaman el ve ayak parmakları değişik bir sarı renk alır ve bu renk beni hiç bir zaman yanıltmadı ve geri dönüşü olmadı malesef.Ölü soğukluğu denen olayda ortalama 2 ila 3 saatte kendini gösterir ve ceset katılaşarak esnekliğini kaybeder ve cesedin düzelme şansı malesef kalmaz.İlginç bir konu , teşekkürler
Bugüne kadar rastladığım en iyi mahya yazısıdır; "Ey Oruç Beni Tut!" cümlesi.
Orucun hepimizi "tuttuğu" şu günlerde, bu cümleden her yere gerek.
İftar ve sahur programlarını izler misiniz bilmiyorum ama beni inanılmaz irite ediyor.
Ağlamaklı gözlerle, kendini sıka sıka ve de kasa kasa "Amin" demeye ve dedirtmeye çalışan hocalar, eski Ramazan geyikleri yapan sohbetçiler, ekran başında olanlara nasıl bir "manevi tatmin" yaşatıyor, doğrusu merak ediyorum.
Televizyonun tek kanallı olduğu günlerde yapılan iftar programlarındaki iftar duasının havası, hiçbirinde yok.
Hatırlamanıza yardımcı olayım.
Allahım! Senin rızan için oruç tuttum, sana inandım, sana güvendim. Beni, ailemi ve tüm sevdiklerimi koru. Amin."
Bütün sohbetlere, mevlitlere, ilahilere bedel bir dua.
Ne var bugünün ekranlarında?
"Oruç ötekini anlamayı sağlar, diğerkamlığı arttırır, açın, yoksulun halini bildirir, oruç toplumsallaşmanın da anahtarıdır, o yüzden iyidir" falandır, filandır.
Oruç bu mudur; bunun için mi tutulur; yoksa ilahi bir emir olduğu için mi?
Nedir bu dini rasyonel kavramlarla ve matematiksel izah biçimiyle anlama çabası, pek çözebilmiş değilim.
"Namaz yogadan daha hayırlıdır; haşema sizi kanserden korur; oruç mideye iyi gelir; Paris'e gideceğine umre yap." tavsiyeleri de bu kabilden.
İnanca akılla da gidebilirsiniz ama, iman ve onun doğal uzantısı ibadet, akılla bu kadar yüz göz edilmez.
Oruç da namaz da, zekat da, hac da hepsi bir tek şey için yerine getirilir; Allah böyle istediği için.
Aksi takdirde ibadetin hem kula yarayanı, hem Allah'a yarayanı gibi bir sınıflandırma çıkar ki, o işi hepten sarpa sardırır.
İbadetleri daha sevimli kılma adına yapılan bu türden benzeşmeler, eşleşmeler, işin doğasını bozuyor kanaatimce.
İbadet, özü gereği insana huzur verir. Onu aşkın bir noktayla iletişime geçirir, onu yüceltir; bir inaca sahipseniz eğer...
İbadet, kar-zarar ya da cennet cehennem hesabıyla yapılmaz.
Ne diyor Yunus:
"Cennet cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri,
Başkasına ver onu, bana seni gerek seni."
Uzun lafın kısası; dünyayı kendimize benzettik, hiç değilse öteki dünya algımız temiz kalsın.