Allah ebeden razı olsun Allah'ın dostu...Ektiğin tohumlardan güllerin açtı gördün mü ? Yeryüzü gül kokmaya başladı hissettin mi ? Nur yüzlüler dört kıtada at koşturmaya başladı bildin mi ? Zamanının üstün alimi Bediüzzaman efendim.
Hırsından çatladı iblisler, geç bildik seni ama, hoş geldin gönüllere ((
Ayakta sağlam hiç bir yeri kalmayan binanın enkazından lise arkadaşımın üstelik 7 aylık hamile haliyle daha dünyaya merhaba diyememiş yavrusuyla, o dümdüz olmuş beton yığınlarından çıkarılan cesedinin haberi hala tazeliğini korur içimde.Allah rahmeti ile muamele etsin inşaallah
Yaradan dan ötürü sevmek gerekli değilmiydi sanki, O değilde içimizden birisi onun yerinde olamazmıydı, potansiyel olarak da yaşadığımız sürece bizde özürlü olamaz mıyız ? Bu örnekler dalga geçmek için miydi, ders alıp kusursuzca, eksiksiz yaradana sonsuz şükürler etmek için değilmiydi.Artısı eksisi ile her şeyi herkesi kucaklamalı değilmiydik...
İnsan olduğumuzun farkında mı değiliz yoksa, mümin olduğumuzun hiç mi hiç farkında değiliz anlaşılan.Biz anlayamamışız ki gayemizi evlatlarımıza ne anlatsak...
Amin.Rabbim bir daha göstermesin o günleri.Bugün 2 kez tamda yıl dönümünde yine hatırlattı kendini.Mucize bir kurtuluştu ailem için , nasıl unutabilir insan.
Allah'ım bir daha böyle acılar göstermesin milletimize ve tüm insanlığa.... (
Elbiselerim değil gönlüm eskidi hayat kervanında
Yürüdükçe uzadı sanki yollar biçare karanlıklarda
Oynak gülüşler, sahte selamlar ilaç olmadı firaklarda
Geçmedi içimin sızısı biriktirdiğim gözyaşlarında
Sadece yaşamaktı, yaşayabilmekti isteğim fani hayattan
Sümbül kokulu meltemler okşarken , çizgiler dolu yüzümden
Kalbimden damlayan kanımla , sukut ile sularken
Kuru çınara dönen ömrümü yeniden, belki derken
Olmadı Ya Rab, yetmedi gücüm, San’a yüzüm dönerken
Gözlerim çok uzaklarda, meded Sen ‘ de Ya Subhan
Tarif edemedi kelimeler ahvalimi Ya Rahman
Bitmedi gitti ruhumun sızıları Ya Melik
Yatağını bulan gözyaşlarım sevindi her daim
İçimin cehennemi serinledi sanki o an
Burcu burcu kokladım dumanını serinliğin
Ben anlatamadım yetmeyen kelamlarla
Sen anla lisanı halimden Ya Rab
Google ve Verizon'un 'parayı verene' ayrıcalıklı ve öncelikli internet erişim servisi sunma planları protestolara yol açıyor. Google'ın California'daki ofisinin önünde biriken kalabalık topluluk, internetteki tüm veri alışverişine eşit muamele edilmesini öngören 'net neutrality' ilkesine sahip çıkılmasını talep etti.
Protesto eylemine katılanlar 'iki sınıflı internet' yaratacağını savundukları planın açık ve özgür internete darbe vuracağını söyledi.
Google ve Verizon'un geçen hafta üzerinde anlaştıkları plan, daha yüksek hızlı, geçiş öncelikli ve pahalı yeni bir servis sağlayıcı programı kurulmasını öngörüyor. Bu da servis sağlayıcılara daha fazla ücret ödeyen büyük müşterilerin kendi içeriklerini diğer içeriklere kıyasla daha kolay ve hızlı iletebilecekleri anlamına geliyor. Ancak bu firmalar, zaten kısıtlı olan erişim kaynaklarını daha fazla para verene ayıracağı için, standart içeriğe erişimi yavaşlatma yoluna gidebilecekler. Yani 'geçiş önceliği' bu ayrıcalıklı şebekeye dahil olanların verilerinde olacak.
Haberin devamı ↓reklam
Sivil toplum kuruluşları, Google'ın internetteki özgürlük ve açıklıktan yararlanarak bu kadar büyük bir firma haline geldiğini, yeni projeninse firmanın kuruluş ilkelerine aykırı olduğunu söylüyor. Firmayı internetin geleceğini sabote etmekle suçlayan protestocular, 'net neutrality' denilen, nette her türlü veri transferine eşit muameleyi öngören ilkenin ihlal edileceğini savunuyor.
Nette eşitlik ilkesinin nereye kadar esnetilebileceği konusu ABD hükümetinin de gündeminde. 2020 yılına kadar tüm ABD vatandaşlarına internet erişimi sağlama hedefindeki Washington, bir yandan da daha fazla içerik üretip bunu kaldırabilecek 'hızlı ve kesintisiz' servis talep eden büyük firmaların, örneğin alışveriş, oyun, medya, çevrimiçi yayın sitelerinin 'kesintisiz ve ayrıcalıklı servis' taleplerini tartışıyor.
Daha fazla para ödemek istemeyen internet kullanıcılarının erişim hızlarını büyük servis sağlayıcıların insafına bırakacak sistem konusunda sivil toplum kuruluşları seslerini daha yükseltecek. Google ofisi önünde eylem yapan grup, Google yönetimine internette topladıkları 300 bin imzalı mektıbı iletti. The New York Times ve BBC'nin aktardığı bilgiye göre yeni protesto eylemleri de kapıda.
Postmodern Düşünceler kitabında Prof. Dr. İbrahim Özdemir, "Müslümanın İnsanlarla Kardeşliği" başlığı altında İslam'ın geçmişindeki uygulamalarından örnekler özetlemiştir. Bu çok önemli tespitlerle sizi baş başa bırakıyorum. İnsanlığın aradığı barış İslam'da mı? Birlikte düşünelim.
Kur'an'a göre insan varlıkların en şereflisidir. Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Bu nedenle insana çok önem verilmiş ve yüceltilmiştir. Bir insanı suçsuz yere öldürmek, tüm insanlığı katletmeye denk tutulmuştur.
Hz. Peygamber, gayr-i müslim bile olsa cenazelere saygı göstermiş ve böylece insan olma sıfatının, filan dine mensup olma sıfatından önce geldiğini göstermiştir. Müslümanların, diğer din mensuplarına karşı hoşgörü ve diyaloga dayalı bir gelenek oluşturmalarında bu anlayışın büyük payı bulunmaktadır.
Diğer yandan, Müslümanların kendi dışındakilere bakışları Kur'an'daki ilkelere dayandığından, hiçbir zaman hakimiyetleri altındaki insanları dinlerini değiştirmeye ve Müslüman olmaya zorlamamışlardır. Bu, Kur'an'ın "Dinde zorlama yoktur." ilkesinin doğal bir sonucu olarak görülmelidir.
Böylece fethedilen bölgelerdeki insanlar hiçbir zorlamaya maruz kalmamış, aksine cizye vergisi ödemek şartıyla din ve inançlarında serbest
bırakılmışlardır.
Hz. Peygamber'in şu beyanları, Müslüman idarecilere daima ışık tutmuştur: "İnsanlara azab edene Allah da azab eder. Kim bir zimmiye (gayrimüslime) zulmeder ve ona gücünün dışında iş yüklerse, kıyamet günü beni karşısında bulacaktır."
İnanç konusunda zorlama, dinin özüne aykırı olduğundan, daha İslam'ın ilk gününden itibaren böyle bir zorlamaya yer verilmemiştir. Bu nedenle Hz.
Peygamber'e (sav), "asıl görevinin tebliğ olduğu, insanları hidayete erdirme olmadığı" bir ayette açıkça belirtilmiştir.
Bu konuda Hz. Peygamber'in uygulamaları da tabii ki Kur'an'daki ilkeler çerçevesinde gerçekleşmiştir. Bilindiği gibi, Hz. Peygamber Mekke'den
Medine'ye hicretle beraber, Yahudi toplumuyla bir arada yaşamaya başlamıştır. Hz. Peygamber Yahudi toplumuyla olan ilişkilerini yazılı bir
metin şekilde ortaya koymuştur. Hz. Peygamber'in Medine ileri gelenlerini toplayıp vücuda getirdiği bu şehir-devleti nizamnamesi, dünyada bir devletin ortaya koyduğu ilk anayasa olarak kabul edilmektedir.
Elli civarında maddeden oluşan bu yazılı vesikada: "Müslümanların dinleri kendilerine, Yahudilerin dinleri de kendilerinedir." denilerek Yahudilere ve
bunların müttefiklerine tam bir din hürriyeti tanınmıştır.
Mekke'nin güneyinde kalan Necran bölgesi, Hicaz'ın Hıristiyanlık merkezi durumunda idi. Hz. Peygamber Necran'lılarla yaptığı meşhur anlaşmada, onların can, mal ve din hürriyetlerini garanti ettiği gibi, mabedlerine ve din adamlarına da tam bir dokunulmazlık tanımıştır.
Kur'an ve sünnetle belirlenen bu temel çizgi daha sonra gelen Müslüman idareciler tarafından aynen devam ettirilmiştir. Bu bağlamda Hz. Ebu
Bekir'in savaşa giden komutanlarına verdiği talimatname ve Hz. Ömer'in Kudüs'ün fethinde yaptığı anlaşma aynı ruhu yansıtmaktadır. Hatta Ebu
Bekir'in talimatnamesinde "Hurma ve diğer meyve ağaçlarını, koyun, keçi ve diğer hayvanları yemenin dışında bir amaçla kesmeyin, telef etmeyin." denilerek doğal çevre savaş durumunda bile tahrip edilmemiştir.
* Allah için sevişen iki kardeş buluştukları zaman, biri diğerini yıkayan iki el gibidir Ne zaman iki mümin bir araya gelirse, Allah Teala, birini diğerinden faydalandırır Hadis-i Şerif
* Din kardeşinin ayıbını örten kimsenin, Allah Teala dünya ve ahirette kusurunu örter Hadis-i Şerif
* Kardeşinle mücadele etme, onunla alay etme, ona verdiğinden sözden dönme Hadis-i Şerif
* Müslüman müslümanın kardeşidir, onu terk ve ihmal etmez Hadis-i Şerif
* Şüphesiz mü'minler (dinde) birbirinin kardeşidirler O halde (dargın olan) kardeşlerinizin arasını bulup barıştırın Hucurât: 10
- Kardeşinle mücâdele etme, onunla alay etme, ona verdiğin sözden dönme (veya üstesinden gelemeyeceğin bir şeyi va'detme) Tirmizî
- Müslüman, müslümanın kardeşidir; ona hıyânet etmez, yalan söylemez ve onu sahipsiz bırakmaz Müslümanın herşeyi; ırzı, malı, kanı müslümana haramdır Takvâ işte burada (kalpte)dir Bir kişiye, müslüman kardeşine hakâret etmesi, kötülük olarak yeter Buhârî, Müslim
- Ey Allah'ın kulları, kardeş olunuz Buhârî, Müslim
- "Mü'minin mü'mine bağlılığı, taşları birbirine kenetli duvar gibidir" buyuran Rasûl-i Ekrem (bu kenetlenmeyi göstermek için iki elinin) parmaklarını birbirine geçirdi Buhârî
- Mü'minler birbirini sevmede, birbirine acıma ve şefkat gösterme husûsunda bir vücûd gibidir Vücûdun bir uzvu rahatsızlanırsa, diğer uzuvlar da uykusuzluk ve ateş ile onun acısına ortak olurlar Buhârî, Müslim
- Müslümanların derdiyle ilgilenmeyen onlardan değildir Buhârî, Müslim
- Hiçbiriniz kendi nefsi için istediğini (mü'min) kardeşi için de istemedikçe tam mü'min olamaz Buhârî, Müslim
Mü'min, mü'minin aynasıdır; onda bir ayıp gördüğünde onu düzeltirEdebü'l Müfred
- Mü'min, kardeşinin aynasıdır; ve mü'min mü'minin kardeşidir, onun zarar ve ziyâna uğramasını, helâkını önler, arkasında da onu çevreleyip korur ve ihti-yaçlarını görür Ebû Dâvud, Edebü'l Müfred
- Kardeşliğin mâzeretini kabul etmeyen kimseye, âşarcıların haksızlıkla aldıkla-rının günahı kadar günah vardır Ebû Dâvud, İbn Mâce
- Bulunduğu mecliste, din kardeşinin aleyhinde konuşulurken ona yardım etme-ye ve onu müdâfaa etmeye gücü yeterken, bu yardımda bulunmayan kimseyi Allah Teâlâ dünya ve âhirette zelîl eder Ahmed b Hanbel, Taberânî
- Üç şey kardeşlik sevgisini sâfîleştirir: Selâm vermek, mecliste yer vermek, sevdiği isimle onu çağırmak Hz Ömer
- Kendinize Allah yolunda kardeşler edinin Çünkü onlar dünya için de, âhiret için de lâzımdır Hz Ali
- Nerde mü'min varsa benim kardaşım
Dâvâsı Kur'an'sa gönül sırdaşım
Göl hâline gelmiş İslâm diyarı
Gülistan yapacak kanlı gözyaşım Kul Sa'dî
- Birbirin çekemez insan ne diye?
Kinle dolmuş güzel cihan ne diye?
Allah bir, din İslâm, mü'min kardaşız;
Ben sana, sen bana düşman ne diye? Kul Sa'dî
- Her kurşun kanatır yüreklerimizi Lâedrî
- Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik; ama bu arada çok basit bir sanatı unuttuk: Kardeş olarak yaşamayı Martin Luther King
Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor:
"Samîmî kardeş edinmeye çalışınız ki, onlar size geniş zamanlarınızda ziynet ve şeref, belâlara mârûz kaldığınız zamanlarda da koruyucunuz olsunlar"
Ömer b Hattab (ra) şöyle diyor:
"Dostlarla buluşmak, üzüntülerin cilâsıdır"
Hz Alî (kv) oğlu Hz Hasan (ra)'a hitâben şöyle buyurmuştur:
"Yavrucuğum, gerçek garibe, sâdık dosttan mahrûm bulunan kimsedir"
Kindî şöyle diyor:
"Dost, bedenen senden ayrı ise de, duygu ve düşüncede seninle bir insan gibidir"
Bâzı hikmet âlimleri şöyle demişlerdir:
"Fenâ kimselerle berâber bulunmak tehlikelidir Onların sohbetlerine devâm etmek, muhâlif havada denizde yolculuk yapmağa benzer; insan boğulmaktan kurtulsa bile endîşeden kurtulamaz"
Bâzı belâğat âlimleri diyor ki:
"Kötülerin arkadaşlığı, iyi insanlara olan hüsn-i zannı, sû-i zanna çevirir"
"İyilerin arkadaşlığını seçmek, iyi bir seçim; fenâların arkadaşlığını seçmek de kötü bir seçimdir"
Şâir şöyle diyor:
"Dostluğu Allah için olmayanın dostu, her ân ondan gelecek tehlikelere mâruzdur"
Ferezdak diyor ki:
"Dost elden gidince, bedelini yerine koymak imkânsızdır Ama mal gidince, tekrar kazanmak mümkündür"
Yine bir şâir şöyle diyor
"İnsanların dünyâdan emelleri çoktur
Benim emelim, ancak dünyâdan uygun bir dosta sâhip olmaktır
Hem öyle bir dost ki, bir ruh parçalanmış da iki cisme bölünmüş gibi
Birbirimizle fikir ve ruh birliği üzere olmayı temennî ederim"
Necip Fâzıl'dan bir beyit:
"O yüz, her hattı tevhîd kaleminden bir satır,
O yüz ki, göz değince Allah'ı hatırlatır"
"En üstün ve en değerli amel, sevdiklerinizi Allah rızâsı için sevmek, sevmediklerinizi de yine Allah rızâsı için sevmemektir" (Terğîb)
"Kardeşine gülümsemen, iyiliği emredip kötülükten sakındırman, yolunu şaşıranlara yol göstermen, yol üzerinde eziyet veren diken, kemik gibi şeyleri kaldırman, senin su kabından onunkine boşaltman sadakadır" (Terğîb)
"Îmânı kâmil olan insan sevdiği kimseyi ondan menfaat gördüğü için değil, sırf Allah rızâsı için sevmelidir Gerçek îman da budur" (Terğîb-VI, 22)
"Şüphesiz bir kısım adamlar vardır ki insanlara görünen işlerde cennet ehline yaraşan işler yaparlar Hâl bu ki onlar cehennem ehlidirler Ve yine insanlardan öyle kimseler vardır ki, insanlara görünen işlerde cehennem ehlinin yapacağı işleri yaparlar Hâl bu ki onlar cennet ehlindendir" (Buhârî-VI, H No: 110)
Bir gün Efdalüddin Hazretlerini öven ve sevdiğini söyleyen bir kimseye onun söyle cevap verdiği nakledilir:
"Allah aşkına git"
Bu sözüne karşılık o zat;
"Allah'a yemîn ederim ki seni kalben sevmekteyim Kıyamet günü mahşer yerinde seninle birlikte bulunmayı Allah'tan niyaz ederim" dedi
Efdalüddin Hazretleri bu zata;
"Peki, şâyet beni mahşer günü ateşe atsalar ne yaparsın?" diye sorunca o kimse;
"O vakit seni bırakır giderim" dedi
Bunun üzerine Efdalüddin;
"Kardeşlik sevgisi şudur ki; ben ateşten çıkmayınca sen de cennete girmemelisin Beni bekleyip birlikte cennete girmeye çalışmalısın İşte kardeş sevgisi budur Yoksa ateşi görünce beni bırakıp kaçman değildir", demiştir.
Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (düşmanına) teslim etmez. Kim, (mümin) kardeşinin bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanı(n kusurunu) örterse, Allah da Kıyamet günü onu(n kusurunu) örter.
Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58.
Müslüman barış, selamet ve esenlik davetini kabul ederek Allah'ın koruması altına giren kişidir. İslam, "es-Selam" olana, her şeyi selamette kılana teslim olmak, kendini insana şah damarından yakın olana (Kaf 50;16) emanet etmektir. Müslüman, iradesini Allah'ın iradesi içinde eriterek O'na yaklaştığı ölçüde haksızlıktan, zulümden, bencillikten, mütecessis ve mütekebbir olmaktan uzaklaşacak, Peygamberin sunduklarına sarıldığı ölçüde O'na yakınlaşacaktır. Hakk'a giden yolun yalnız aşılamayacağının, daimî uzletin marazî olduğunun bilinciyle halkla, Hakk'ın razı olacağı bir birliktelik gerçekleştirecektir. Bu Hadis-i Şerifte bir müslümanın diğer müslümanla ilişkisinin temel dayanakları sunulmaktadır.
Mü'minlerin birbirleriyle kardeş ilan edilmesi hem Kur'an-ı Kerim'de ( Hucurat 49; 10) hem de hadislerde vurgulanmıştır. Bu kardeşlik, varlık sebebini aynı dine mensup olmaktan alarak köle-efendi, zengin-fakir, siyah-beyaz, kadın-erkek ayrımı yapmadan, etnik ve kültürel farklılıkları ayrılık vesilesi değil, renklendirici unsurlar olarak görmeyi gerektiren toplumsal bir bağ oluşturur. Bu bağın gücü öylesine kuşatıcıdır ki, İslam toplumuyla uzlaşı içine girmiş zimmîler ve muahedleri de kapsamına alır. Bu bağlamda mü'minler kardeşçe yaşamanın tüm sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlüdür. Dünyada haksızlığın engellenmesine, temel insan hak ve hürriyetlerinin tesisine katkıda bulunmak, ülke içerisinde ise bunlara ek olarak mü'min kardeşler arasındaki anlaşmazlıkları adaletle çözüme kavuşturmak, haksızlıkta ısrar edenlere karşı haklının yanında yer almakla yükümlüdürler. (Kur'an Yolu; c.5, s.93)
Din kardeşi olmak didişmeyi değil dayanışmayı, aldatmayı değil paylaşmayı, umursamazlığı değil diğergâm olmayı gerektirir. Size, dünyanın neresinde olursanız olun köklerinizi hatırlatır. Damar damar çekilirsiniz kendisinden neşet ettiğiniz köklere doğru. Kopamaz kaybolamazsınız. Kardeşlik duygusunu korumak sizi kaoslardan kurtarır, yitip gitmezsiniz. Hayata tutunur, yeni başlangıçlar dokursunuz gönül tezgahınızda. Kendinizi bir topluma ait hissederek gel geç hevesler peşinde koşmazsınız. Bu nedenledir ki Kur'an ve Sünnet müslüman kimliğini inşa ederken kardeşlik vurgusuna ayrı bir önem verir. Dinin öngördüğü kardeşlik anlayışı bihakkın hayata geçirildiğinde genç yaşlı tüm insanlar kendisine toplumda bir yer bulacak böylece başkalarının onayına ihtiyaç hissetmeden, onay görmeyen bağlılıklara sarılmayacaktır.
Toplumu besleyen ana damarlardan biridir kardeşçe yaşama ilkesi. "Müslüman müslümana zulmetmez, onu düşmana teslim etmez" ifadesi, ihaneti, arkadan vurmayı kişisel çıkarı toplum menfaatinin önüne geçirmeyi yasaklayan, maddî-manevî her türlü zulmü, haksızlığı önce zihinlerden sonra da yaşantılardan kazıma çabasını gösteren bir ifadedir. Toplumsal huzuru dinamitleyecek hiçbir girişimin onaylanamayacağının bildirgesidir aynı zamanda. Müslüman'ın, müslüman olmasının doğal sonucu olarak zihninde böyle çarpık bir düşünceye yer olamayacağının ilanıdır. Mü'mini "Kendisi için arzu ettiğini din kardeşi için de arzu etme"(Buhari, İman 7) düsturuna taşımada kılavuzluk yapacak kriterdir.
Bu hadiste, kardeş olmanın hayatı ve ilişkilerin tüm boyutunu kuşatan yönüne sorumluluk eksenli bir perspektif kazandırıldığını da görmekteyiz. Birbirinden haberdar ve birbirine duyarlı insanlardan oluşan bir toplum modeli sunulmaktadır. Bu açıdan bakıldığında sıkıntıların, biz onlardan kurtulmak için boğuşup dururken, fark edemeyeceğimiz bir şekilde hayatın anlamını sunduğunu düşünmek mümkün. İster maddî ister manevî boyutta olsun sıkıntılar, onu yaşayanla ona şahit olan için sınanma sürecidir aslında. Sıkıntıyı yaşayan için sabırla direnebilme, sıkıntıya şahit olan için ise yardıma ihtiyacı olana destek elini uzatabilme kabiliyetinin ortaya çıkacağı bir sınanma süreci. Yani aslında insanlık kabiliyetimizin ortaya çıkacağı bir süreç.
Bu insanlık yarışındaki zorlu etaplardan biri de başkasının geçmişinde gördüğümüz ayıp ve kusurların üzerine gitmeden, bağışlayıcı ve hoşgörülü olabilme kısmıdır. Hata ve kusurların ifşa edilmesi, durumun ıslahına bir katkı sağlamadığı gibi insan onurunun zedelenmesine ve kişinin duyarsızlaşmasına vesile olabilir. Tenhalarda işlenen yanlışlıklar alenî olarak yapılmaya başlar. Bu durum ise yanlış yapanı yolundan döndürmediği gibi yanlışın yayılmasına da zemin hazırlayabilir. Kardeş olmak, kardeşine karşı sorumluluk taşımak demektir. İlişkileri daha ileri seviyelere taşıyabilmek için elden gelen gayreti göstermeyi gerektirir. Kaldı ki, kusur örtücü olmak, o kusura karşı duyarsız olmayı da gerektirmez. Suçun/yanlışın işlenirken görülmesi halinde takınılması gereken tavır bellidir: İnsanların bilinçlenmesine yardımcı olarak suça engel olmaya gayret etmek Buradaki hassas denge, insanın geçmişinde yaşadıkları ile ilgili olarak kişilik haklarının korunması yönünde ayarlanmalıdır. Müslümana düşen görev içindeki merak ve öğrenme dürtüsünü, kendisini ve tüm insanlığı bir adım ileri taşıyacak ilim yolunda kullanmasıdır. Kur'an'da yasaklanan da fıtratımızdaki bu araştırma hissinin dumura uğramış hali olan tecessüstür.
17 Ağustos ve 12 Kasım tarihleri size neyi anımsatıyor ? Bana 2 büyük deprem felaketini nasıl yağadığımı hatırlatıyor.Hatırlatmak bir yana aslında hafızamdan hiç çıkmayan acı gerçeği.Şimdi bakıyorum da 11 yıl geçmiş henüz üzerinden ama kimsenin hatırladığı yok.Bakın bakalım nasıl bir felaketmiş o 2 deprem ...Bir daha yaşanmaması dileğiyle...
Acı acı üstüne, hey gidi İslam memleketinin onurlu, başı dik evlatları, yüzyıllardır bu din için toprağa düşerken, hiç akıldan geçermiydi, Firavunlara alkış tutturacak bu davranışlar.
Neyi kaybettik, neyi bulduk böyle olunca 1 dk. düşünsek aklımız başımıza gelir mi acaba ? İnşaallah... Nerde canım İskilipli Atıf hocam, nerde Bediüzzaman efendim, nerde bilmediklerimiz, nerde.Bu din aşkımıydı bizleri mahveden, yoksa uzaklaşıpda hayallere kapılmakmıydı bizleri mahveden.
Henüz nasip olmadı ya Rasulallah yanına gelmek, senide göremedi ya bu şaşkın gözler hayal de de olsa.Yanına varıncaya kadar seni görecek gözlerde olmayacak gözlerimi yakan derin yaşlardan ya, neyse inşallah bir nasip olurda gelebilirsem göremesemde kokunu duyarım belki...