Hoş geldiniz tekrar aramıza, epeydir dost sesine hasret kalmıştım, çok memnun oldum geldiğinize, bu kadar güzel bir gönülden de ancak böyle güzel latifeler dökülür...
Çok memnun oldum selamınıza tekrar hoş geldiniz...Bir kardeşim LEVİS ziyaretime geldiğinde dünyalar benim oldu, birde selamınızı alınca dostlarımı daha bir hasretle kucakladım...
Hoş geldin bi tanem, rahmet kaynağım
Nasıl özledim seni bir bilsen,
Hasretinle kavrulup, secdelerde yıkadım yangınlarını
Hoş geldin bi tanem, gözümde yaş, gönlümde huzurla...
Evet hakkıyla tutalım ki orucumuzu gerçek yerini ve anlamını bulsun inşaallah.Gelenek üzre değil, ibadet aşkı ile kulluk bilinci ile tutalım oruçlarımızı, hepimize mubarek olsun Ramazan...
Karşıma dikilen bu kısa boylu adamdan hayatımın en etkileyici hikayelerinden birini dinleyeceğimi bilseydim, herhalde o ilk anda takındığım 'lakayt tavrımın' ne kadar utanılası bir tavır olduğunun farkına varırdım.
Oysa O, mütevazi bir eda ile karşıma geçmiş ve "Are you Turkish-Türk müsünüz?" diye sormuştu.
Elimdeki mikrofondan gazeteci olduğum belli oluyordu.
Türkiye'den geldiğimi de yanımdakilere sorarken öğrenmişti.
Dünyanın öbür ucunda Amerika'nın Los Angeles kentindeydik.
Amerikalı değişik Müslüman gruplar, Suudi Arabistan Yönetimi'nin yaptırdığı bir caminin açılış töreninde bir aradaydı.
O'da oradaydı.
"Yes" diye cevap verdim kısa boylu adama.
"Evet türküm."
"Size anlatacak bir hikayem var" dedi.
Herkesin kendine göre anlatacak bir hikayesi vardı ama ben herkesin hikayesini dinlemek zorunda mıydım!
Yüzüne karşı söylemesem de aklımdan bu cümleyi geçirdiğimi fark etmiş olmalıydı ki ısrar etti.
"Benim hikayemde Türkiye çok önemli bir yer tutuyor" dedi.
"Eh anlat o zaman" dedim yarı gönüllü yarı gönülsüz.
"Ben bir dinsizdim. İnançlarım yoktu. Ama bir taraftan da bu hayatta ne işimiz var diye kendi kendime sorup duruyordum. Bir arkadaşım Uzakdoğu dinlerinden söz etti. Ben de gidip bu dinleri yerinde araştırayım diye buradan (Los Angeles'tan) yola çıktım.
Elimde Budizm'i, Hinduizm'i anlatan kitaplar vardı. Avrupa üzerinden İstanbul'a geldim. Akşama doğru Sultanahmet Meydanı'nda aylak aylak dolaşırken karşıdaki minarelerden birden o ana kadar hiç duymadığım bir ses yükseldi."
"Ezan" diye araya girdim.
Artık dinlemekte olduğum hikayenin gerçekten etkileyici bir seyir izlemeye başladığını anlamıştım.
Ve artık konuyla 'ilgiliydim.'
Devam etti kısa boylu adam.
"Sonradan öğrendim ki o gün Ramazan ayının ilk günüymüş. Etrafımda insanlar bir taraftan oruçlarını açıyor, öbür taraftan telaşlı adımlarla camilere akın ediyordu. Zaten dinlediğim ezan çok hoşuma gitmişti."
Elini kalbinin üzerine doğru tutup "burada bir hareketlilik olduğunu fark ettim."
Sonra ne oldu? diye devam etmeye zorladım.
"Kararımdan henüz vaz geçmemiştim. Hindistan'a kadar yolum vardı. Ama ezan sesini duyduktan sonra içimde bir heyecanlanma oldu ve İslam Dini ile ilgili bir şeyler öğrenmem gerektiğini düşündüm. Aldığım kitapları yolda okuyordum. Ve okuduğum her şey beni müslümanlığa yaklaştırıyordu."
Sonra?
"Böylece Afganistan'a kadar ulaştım. Amerika'nın batı yakasından başlayan yolculuğun sonlarına doğru gelmiştim. İşte buradan sonra Hindistan'a 'son durağa' varacaktım. Ancak İstanbul'dan sonra yaşadıklarım, görüp okuduklarım, yola çıkarken koyduğum hedefleri 'işlevsiz' hale getirmişti."
"Afganistan'da bu yolculuğu daha fazla devam ettirmenin bir anlamı kalmadığına karar verdim. Orada Müslüman oldum. Sonra gerisin geriye buraya 'Amerika'ya' döndüm. Sultanahmet'te bir iftar vakti okunan ezan, bütün hayatımı değiştirmişti."
"İsminiz ne?" diye sordum kısa boylu adama.
"Ben bir İspanyolum. Müslüman olduktan sonra Yusuf ismini aldım" diye karşılık verdi.
"Bu hikaye ne zamana ait" diye devam ettim.
"Yıllar öncesine ait" diye karşılık verdi.
"Yeni hayatınızda ne değişti" diye son bir soru sordum.
Ne kadar
Acı versen..
Ne kadar
Bilmediğim,
Duymadığım,
Okumadığım
Hasretlik varsa..
Özlemler varsa..
Ve
Sen bunları bana
Ne kadar yaşatsan..
Para kazanmak için,
Deliler gibi çalışsam..
Mecnun misali sevsem..
Olmaz aşklar içinde kalsam..
Ve..
Uykusuz
Kapkara gecelerde
İnim inim inlesem..
Hatta..
Gözyaşlarımın içinde boğulana kadar,
Beni ağlatsan..
Her geçen yılda
Alnımda
Yeni çizgiler oluştursan..
Saçlarımı
Kış mevsimi ile buluşturup,
Karlar yağdırsan..
Mükemmel, duygularınız hiç eksilmesin, gönlünüze sağlık...
Satsan satılmıyor, atsan atılmıyor
Saati durdursan zaman durmuyor
Koşar adım ölüme doğru, kaçılmıyor
İstersin bazen sonu, gidince gelinmiyor
Dostları görmeyince, iki kelam etmeyince
Sesini duyup, yüzünü görmeyince
Kardeşim deyip sarılmayınca hasretle
Yaşanmıyor pırıltılı yalancı kafeste
Yırtık ağız ölüye ağlar deliye güler
Elinden kayarken sahiplendikleri, bakakalır
Ama , dostlarım, sevenlerim derken
Elinden şekeri alınmış çocuk gibi aniden
Sevdiklerini sevdiklerine dilemeyince
Kalıverir sevap küfen sırtında eziyetiyle
Gönülden kardeşim demeyince tebessümle
Derin bir ah kalır özlem duyan gönlünde
Hep bak ağlamaya, daim gülmek istersen
Sarıl dostlarına, kardeşlerine mutlu olmak dilersen
Bırak hayatın çerini çöpünü, sevgiye sorarsan
Hem burada dost kardeş, hem ötelerde dilersen
Dostunun ağladığına ağladın mı,
Kardeşinin sevdiğini sevdin mi ?
Canı yandığında, bir dost aradığında gönül kardeşin,
Saplandı mı acı en derinden yüreğine
Tutup kardeşinin elinden sıkıca,
Girdin mi cennetin kapısından dileğince
Boş ver o zaman dünya viranesinin kederlerine,
Acı bir gülücük atıver şu dünyanın feleğine
Annemizi-babamızı severiz. Çünkü onlardan ilgi ve sevgi görmüş, şefkat ve merhamet kanatları arasında büyümüşüz. Bizi büyütmede ve hayata hazırlamada hiç bir fedakarlığı esirgememişlerdir. Bunun için onları severiz.
Allah'ı niçin sevmeliyiz?
Şimdi düşünelim: bizi yaratan ve sayısız nimetler veren kimdir? Bizi akıl ve düşünce gibi üstün yeteneklerle donatan ve diğer varlıkları hizmetimize veren kimdir? Hiç şüphe yok ki, Allah Teala'dır. O halde, en çok sevgiye layık olan da O'dur. Bunun için O'nun her şeyden daha çok sevmeliyiz.
Allah'ı sevmek, O'nu bilmeye ve tanımaya bağlıdır. Çünkü insan, ancak bildiğini ve tanıdığını sever. Bunun için Allah'ı sevenler ancak O'na inananlardır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de söyle buyurulmuştur.
"İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp O'na koştukları eşleri ilah olarak benimseyenler ve onları, Allah'ı severcesine sevenler vardır. Mü'minlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir."
Allah'ı nasıl sevmeliyiz?
Allah'ı seviyoruz demek yeterli değildir. Bunun bir belirtisi olmalıdır. O da gönderdiği ve görevlendirdiği son peygamber Hz. Muhammed'e uymaktır. Onun izinden gitmek ve güzel ahlakı ile ahlaklanmaktır. Bu aynı zamanda Allah'ın emirlerine uyup, yasaklarından da sakınmak demektir. Bu konuda Kar'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor;
"Ey muhammed, de ki: Allah'ı seviyorsanız buna uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder."
İki cihanın Efendisi gözümüzün nurunun insanlar arasındaki biricik, şüphesiz eşsiz yardımcısı.Güzeller güzeli, Son peygamberden sonra eğer peygamber gelecek olsaydı peygamber olacak güzellikte bir büyük sahabe...
Tam da okuduğum Hz Ebu Bekir kitabına denk geldi, güzel bir tevafuk oldu.Allah razı olsun, ellerinize sağlık
Peygamberlikten sonraki 2. makam olan, Sıddık makamının sahibi, Rabbim şefaatine kavuşmak nasip etsin cümlemize...
Yine Sen ‘ i düşledim anlamsız kalabalıklarda gözyaşlarıyla
Yolunu gözledim gelirsin diye sessiz feryatlarla
Yürürken yanımda Sen varsın ümidiyle
Bitmesin istedim yollarım , Sen gitmeyesin diye Ya Rasulallah
Hiç yakışmasa da bu kirli dil Sen ‘ i anmaya
Cebrail ‘ e emanet selamlarım dudaklarımda
Nasıl katlansın bu can Sen ‘ i görmeyince
Hiç bitmesin gözyaşlarım, belki gelirsin diye Ya Rasulallah
Kan yerine sevgin dolanır oldu damarlarımda
Nurunla doyar oldum Sen ‘ i andığım sofralarda
Hasretinin ateşine gözyaşları kardeş oldu da
Kimselere söyleyemedim Sui- Zan ederler diye Ya Rasulallah
Hiçbir şey kar etmiyor gülen yüzünü görmeyince
Sen olmayınca durulmuyor yaş gözlerimde
Hülyalarda Sen ‘ i arar oldum divane
Gözlerimi açamadım, bir daha göremem diye Ya Rasulallah
Görseydin ahir zaman kardeşini gözleri yaşlı
Görseydim nurdan nur yüzünü kendinden geçercesine
Sıddık ‘ a baktığın gibi bakar mıydın bana da
Gönlümce ağlayamadım Sen ‘ i anarken, riya derler diye Ya Rasulallah
Ölüm ve yaşam ikiz kardeş, biri birinin sebebi, diğeri diğerinin sonucu...
Hayatta olmaksa yaşamak ,evet yaşıyoruz, Yaşamak nedir derseniz kim bilir belki de ölmektir...
Gönlünüze sağlık, gönlünüze dert hiç düşmesin inşaallah...