Parmak kaldırıyorum.ben varım
benim kadar sağlığına düşkün biri de yoktur sanırım.bu ay olmasa diğer ay mutlaka hastanedeyim.
Allah rahatsızlığı olan herkese acil şifalar versin
18.02.2005
18:57
:elmas:
Biliyordum böyle olacağını
Bu sabah büyük bi sıkıntıyla açtım gözlerimi
Bu sabah derin bi nefes aldım ve her zamankinden daha içten 'Allah'ım bana güç ver' dedim
Bugün her zamankinden daha çok güce ihtiyacım var çünkü
Babacım,bu sabah seni sevdiğimi söylemedim.
Biliyorum şimdi kızacaksın bana
'hemen pes edip,gözyaşlarının arkasına sığınıyorsun'diye
Hep bunun için kızardın zaten
'Zayıf olmayacaksın,Pınar'
Pınar hep güçlü olacak ama sen kal babacım
Şimdi çok erken
Beni bırakman için çok erken
Şimdi gidemezsin,babacım
Bu sabah seni sevdiğimi söylemedim...
:elmas:
Matematiksel olarak hayatını ikiye bölmüştü koordinat düzleminde. Y düzleminde kırk beş yaşına kadar olan yaşamı, X düzleminde ise şimdiki yalnızlığı vardı. İki bilinmeyenli bir denklem: Bilinmeyenleri yaşam ve yalnızlık. Yalnızlık ve yaşam arasında ters bir orantı vardı. Yalnızlık arttıkça yaşam sevinci azalıyor; tersinde ise tersi. En çözülmez problemleri bile rahatlıkla çözebilir, öğrencilerine teoremleri ve ispatlarını yapabilirdi yaşlı matematik profesörü... Ama hayatının iki bilinmeyenli basit denklemini çözümde zorlanıyordu şimdi..
Hava yerine aşk solunduğu güzel bahar günlerinde yalnız olmanın ,Tanrıyla beraber kendisine de mahsus olduğu hissi yakasına yapışmıştı .Onulmaz bir yalnızlıktı bu.Yirminci yüzyılda bile çözümü mümkün olmayan problemlerin başında geliyordu.Kış günlerinde yalnızlığının depreşmesini kapalı havalara bağlardı, ya bu havalar; hayvanların bile çiftleşmek için birbirini aradığı , insanı illa da bir şeyler yapması için uyaran bu havalar olmaz olsundu.
Her mevsim yalnızlık getiriyordu, ne biçim bir işti bu böyle. Halbuki dünya, güneşin çevresinde bilmem kaç saat kaç dakika yol gidiyordu bu günlere varmak için. Hatta yengeç dönencesi 23, 27 derecelik açısını değiştiriyor güneş ışınları dünyaya 60 derecelik bir açıyla vurarak... Yazık değil miydi zavallı dünyamıza.
E.. Sen gel burada kös kös otur, sonra da bahar biraz geç geldi mi yakınıp dur, bahar gelmedi diye. Sanki bir halt yapacak da bahar gelince!. İnsanların cıvıl cıvıl oynayıp koştuğu, sevgililerin sarmaş dolaş gezdiği parkta bir bankın üstüne oturmuş olan Prof.Zeki BAŞARAN kendi kendine konuşup duruyordu.
Okyanusun ortasında, haritada bile belirtilmeyen, geçen gemilerin kaptan yardımcılarının kaptan önümüzde küçük bir ada var demeye bile gerek duymadığı küçücük bir ada gibiydi... Öylece çırılçıplak... Bir martı gelip konsa üstüne mutlu olacak.. Oysa üzerinde martıları çekecek ne bir ağaç ne bir bitki olan bu adaya hangi kuş gelip yuva yapacaktı... Gerçi Y düzleminin eksi tarafında kalan hayatında, - hayatının tek bilinen bilinmeyeni - Suzan vardı .
Kendisiyle Suzan ı defalarca kez çarpıp toplamasına karşın, bilinen hiçbir sonuç elde edememiş, sonuç yeni bir bilinmeyen doğurmuştu. Suzan, sayılarla kendisinden daha fazla ilgilenen bu adama beş yıldan fazla dayanamamış artı sonsuza doğru yol almıştı... Profesör Zeki; sayı düzleminde tam sıfır sayısının üstünde kalakalmıştı yine... Şimdi ise sonsuz elemanlı evrensel kümenin içinde bir boş kümeden başka bir şey değildi... Kurmuş olduğu iki bilinmeyenli denklemde etkisiz eleman olmanın sıkıntısı içinde baharın verdiği geçici etkiyle problemine bir çözüm bulmak kaygısı içinde cebelleşirken kulağına gelen sesle irkildi: Yanınıza oturabilir miyim beyefendi. Yaşı kırklarda, pek de güzel olmayan bir bayandı. Ne kadar güzel bir hava , insanın kanatlanıp uçası geliyor öyle değil mi? diye sordu profesöre gülümseyerek.Pardon kendimi tanıştırmadım size benim adın Neriman, emekli öğretmenim diye ekledi. Profesör bu bayanla tanışıp işi ilerletmenin olasılıklarını hesaplarken, bir yandan da kadını süzüyordu.
Evet, gerçekten insanın kanı kaynıyordedi. Benim de adım Zeki BAŞARAN, üniversitede matematik profesörüyüm. Kadına baktı, kadının etkilendiği belliydi. Profesör hemen bir hesap yaptı. Türkiyede yaşayan nüfusun yarısı kadın olsa kendisinin Neriman Hanımla tanışmasının olasılığı.... Biliyor musunuz, dedi, Neriman Hanım sizinle şu an tanışmış olmamızı formüle ettiğimiz şu sonuç çıkıyor. Kadın güldü.Ay çok hoşsunuz profesör ne çabuk hesapladınız.
Profesör tevazuyla güldü. Gerçi profesörün bir sayıyla çarpılıp sıfırdan kurtulma şansı yoktu ama,- her sayıyı yutuyordu çünkü-; belki toplama yapılırsa sıfırdan kurtulabilirdi. Neriman Hanımla hemen bir formüle girmek gerekti... Belki bu sefer olabilirdi sıfır + iki = iki........
Dolaştım dün gece,şehrin tüm sokaklarını,
Dolaştım adım adım...
Eski günleleri aradım her adımda
Seni bulacağımı sandım her sokak başında
Çıkarsın sanıyordum bir ümit karşıma,
Gülersin diye bekledim o yosun gözlerinle.
Gecemin karanlığını aydınlatmanı bekledim hep
Senin yerine boş ve karanlık sokaklar çıktı karşıma...
Yoldaki taşlara döktüm içimi,
Yıldızları,ayı, boş sokakları seyrettim senin yerine.
Yolları suladım gözyaşlarımla
Seni ararken dün gece..
Tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa
yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık...
Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek
istemiyordu.. Ufak da olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek
istemiyordu... Sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi? Kendi, sevgi dolu kalbini kimseyle
paylaşmayı düşünmemişti bile ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini
silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir
ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha
ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi, artık yaşamak istemiyordu bu dünyada...
Ama sevdiğinden bir hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti.
Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiği onu unutmuştu.. Bu düşünceler
içinde daldı... Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü
bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı...
Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı...
O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve
görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. Bir hafta sonra tekrar gözlerini
açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir şeyler eksikti...
Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. Ama içindeki burukluğu bir
türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu...
Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı... Kalbi yine sızlamaya başlamıştı.
Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu
uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyordu...
Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlatmıştı ama
ameliyatı kolay değildi, bir aya kalmadan geçer demişti doktor.
Aylar geçmişti ama hâlâ aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Her gün
onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlara.. En çok kan
kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi.
O da genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibi
görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine
dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle...
Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti.
Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne
olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı.
Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı
atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı.
Yıllar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek için canını bile verebileceği
sevdiğinin kokusu vardı mektupta... Başı dönmeye başladı. Koltuğuna geçip
oturdu yavaşça... Kağıdı açtı ve elleri titreyerek okumaya başladı.
"Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını
bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim... Her
günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin daha da artıyordu...
Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha da
hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım... Her gün yazdım, her gün okudum, senelerce
ağladım... Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında
olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime,
sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... Ve bir gün her şeyi değiştirecek
bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim.
Ve değerlendirdim... Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye...
Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık...
Senden çok uzaklardayım belki ama yine de seni görmek için uzaklardan
gelebiliyorum. Hem de her gece...Seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen uyurken
yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiğimi
bildiğini sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi
sevmemizin altıncı senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarın da
sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim, kalbime iyi bak
olur mu? Çünkü göz yaşlarımla, adını yazdım ona... Seni senden bile çok seven bir
sevgi var kalbinin içinde unutma. Kırmızı gülü de unutma olur mu?
Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadar da Seveceğim...
Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya
daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere,
kalp nakli için ilân vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı...
Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı.
Yine yalnızdı odasında, gözü yaşlı, boynu bükük ölümü bekliyordu...
Gözlerini kapadı, bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yine de
engel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına,
fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı şeyleri düşünüyor,
anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu...
"Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti
delikanlı... Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri,
sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki... Ama olmamıştı işte,
dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına, o lanet olasıca para girmeyi bilmiş,
onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi...
Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde, sevdiği yanında olsa yeterdi...
Ayrılıklarından bu yana beş bitmeyen, çile dolu yıl geçmişti...Her günü zehir,
her günü hüsran... Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış, kalbini
kimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an.. Acaba o neler yapmıştı
bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştı...
Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş, bitmiş ellerine. Ellerine baktı,
bir zamanlar ellerinin, elerini tuttuğunu hayal edip, her gün saatlerce ellerini
seyrederdi... En çok da saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş,
koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda, kalbine bir ok daha saplanıyordu.
Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa,
kalbi bu kadar yorulup, veda etmezdi yaşama... Zaten artık ölüm umrunda
değildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki...
Tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa
yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse, rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık...
Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek
istemiyordu.. Ufak da olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek
istemiyordu... Sevdiği, kimbilir kiminle beraberdi? Kendi, sevgi dolu kalbini kimseyle
paylaşmayı düşünmemişti bile ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini
silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir
ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha
ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi, artık yaşamak istemiyordu bu dünyada...
Ama sevdiğinden bir hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti.
Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiği onu unutmuştu.. Bu düşünceler
içinde daldı... Birden babası girdi odaya, kızına kalp nakli için bir gönüllü
bulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı...
Bir meleği andıran masum yüzü, sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı...
O gece biri gözlerini dünyaya kapadı, genç kız ameliyata alındı. Tekleyen ve
görevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. Bir hafta sonra tekrar gözlerini
açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir şeyler eksikti...
Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. Ama içindeki burukluğu bir
türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu...
Bir kere, bir kere görebilsem diye mırıldandı... Kalbi yine sızlamaya başlamıştı.
Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor, onu
uykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyordu...
Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlatmıştı ama
ameliyatı kolay değildi, bir aya kalmadan geçer demişti doktor.
Aylar geçmişti ama hâlâ aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Her gün
onlarla saatlerce dertleşiyor, zaman zaman ağlıyordu onlara.. En çok kan
kırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi.
O da genç kızla beraber gülüyor, onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibi
görüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine
dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle...
Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti.
Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne
olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim, ne bir adres vardı.
Zarfı açtı, içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlı
atmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet, onun kokusu vardı.
Yıllar yılı özlemini çektiği, yanında olabilmek için canını bile verebileceği
sevdiğinin kokusu vardı mektupta... Başı dönmeye başladı. Koltuğuna geçip
oturdu yavaşça... Kağıdı açtı ve elleri titreyerek okumaya başladı.
"Sevgilim, senden ayrıldıktan sonra, bir kalbe iki sevginin sığmayacağını
bildiğimden dolayı, ne bir kimseyi sevebildim, nede kimseye bakabildim... Her
günüm diğerinden daha zor geçti, çünkü her gün özlemin daha da artıyordu...
Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha da
hüzünlüydü. Yazdım, okudum, ağladım... Her gün yazdım, her gün okudum, senelerce
ağladım... Her gece seni düşündüm sabahlara kadar, her gece senin yanında
olmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim, uykuları haram ettim kendime,
sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... Ve bir gün her şeyi değiştirecek
bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip, kendime haksızlık edemezdim.
Ve değerlendirdim... Senden çok uzaklara gittim, belki seni unuturum diye...
Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık...
Senden çok uzaklardayım belki ama yine de seni görmek için uzaklardan
gelebiliyorum. Hem de her gece...Seni seviyor, seyrediyor ve eğilip sen uyurken
yanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun, geldiğimi
bildiğini sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi
sevmemizin altıncı senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına, yarın da
sen gel olur mu sevgilim.. Ha, unutmadan, sana hep sözünü ettiğim, kalbime iyi bak
olur mu? Çünkü göz yaşlarımla, adını yazdım ona... Seni senden bile çok seven bir
sevgi var kalbinin içinde unutma. Kırmızı gülü de unutma olur mu?
Seni Seviyorum, Yanıma Gelinceye Kadar da Seveceğim...
Delikanlı, trende kucağında köpeğiyle karşısında oturan hoş
bayandan çok etkilenmişti. En sonunda duygularını ifade
etmeye karar verdi:
-"Ah, keşke kucağınızdaki şu köpeğin yerinde olsaydım!"
Kadın tecrübeli, gülümser:
-"Bence pek istemezsiniz, çünkü köpeğimi veterinerde hadım
ettirmeye götürüyorum!"