Ölmeyi öğrendiğinde yaşamayı da öğrenmişsin demektir!"
Bir dönem dünyayı sallamış bir efsane grup için ne hazin final!..Kurucularını çoktan toprağa vermişlerdi. Artık birbirlerini görmüyorlardı bile... "En küçükleri"nin ölüm döşeğinde buluştular son kez... Kim bilir nelerden konuştular. Çıkan ikili, gözyaşlarını sildi gizlice... Kalan, ölüm için saat saymaya devam etti.
* * *
Beatles'ın en genç üyesi (58) George Harrisson'ın beklenen ölümü bana Mori'yi hatırlattı. Mori Schwartz, hayat dolu bir üniversite profesörü... 1994'te vücudunda bir gariplik hissetmiş. 60'lık vücudu artık dans derslerini kaldıramayacak kadar bitkinleşmiş. Doktora gittiğinde yakında öleceği haberini almış: Hastalık Mori'yi tekerlekli sandalyeye bağlamış. Dersleri bırakmış, evdeki bakıcının kollarında bebekliğe yeniden dönmüş: Kucaklanıp kaldırılır, başkası tarafından yıkanır, poposu pudralanır olmuş. Düşünmüş o zaman: "Kendimi bırakıp yok olmayı mı bekleyeyim, yoksa kalan zamanımı en iyi şekilde değerlendireyim mi?" Sonunda ölümünden utanmamaya ve yaşamla ölüm arasındaki son köprünün bütün ayrıntılarını anlatmaya karar vermiş. Hayattaki son dersi, "kendi ölümü" olacakmış.
* * *
Önce sevdiklerini toplayıp, onlara bir "canlı cenaze töreni" düzenlemiş. Bizim ancak ölenlerin ardından yaptığımız sevgi konuşmalarını hayattayken dinleme ve gönlünce cevap verme şansını yaratmış. ABC televizyonunun ünlü haber sunucusu Ted Koppel'ın programına konuk
olunca üne kavuşmuş. Dünyanın dört bir yanından mektup yazan, röportaja gelen insanlar ona "son yolculuk"u sormaya başlamışlar. Mori'nin bu sorulara verdiği yanıtlar Türkçede de yayımlandı. (Mitch Albom, "Öğretmenim Mori'yle Salı Buluşmaları", Boyner Y. 1997) Birbirinden ilginç o yanıtlardan benim aklımda kalan ders şu oldu:
"Herkes öleceğini bilir, ama kimse buna inanmak istemez. Oysa öleceğimize inansak, bazı şeyleri farklı yapardık. İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerin yaptığını yap ve her sabah omuzundaki küçük kuşa sor:
"'- O gün, bugün mü? Hazır mıyım? Olmak istediğim insan mıyım? Kariyer, iyi maaş, araba ve ev taksitleri... hayattan istediğim şey bu mu?"
* * *
"Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla söyleyebilirim ki, istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, yaşamı satın alamazsın" diyor Mori... "- Son bir 24 saatin olsa ne yapmak isterdin?" sorusuna ise herkesi şaşırtacak kadar sade bir cevap veriyor:
"- Sabah kalkar, jimnastiğimi yapar, ardından çörek ve çayla kahvaltı eder, yüzmeye giderdim. Sonra arkadaşlarımı evde güzel bir öğle yemeğine davet eder, onlara ne kadar değer verdiğimi anlatırdım. Ardından ağaçlıklı bir bahçede yürüyüp renkleri, kuşları seyreder, doğayı içime çekerdim. Akşam sevdiklerimle bir restorana gidip yemek yer ve en güzel kızlarla tükeninceye dek dans ederdim. Ardından eve gelir mükemmel bir uyku çekerdim".
* * *
Sizin bunları yapacak vaktiniz var. Bütün yapmanız gereken arada bir omuzunuza bir bakış atıp sormak: "Bugün mü küçük kuş, bugün mü?.."
Gunes altinda soylenmedik soz yokmus..
Bu yuzden geceleri soyluyorum sevdigimi..
Ne gece ne gunduz yokmus soylenmemis soz..
Bende soylenmisleri soyluyorum yeni bicimde..
Hic bir bicim kalmamis dunyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayip icimde....
Duyuyorsun degilmi suskunlugumu nasil haykiriyor...
Susarak sevgisini ilan eden cok var sevgilim...
Ama bir baska seven yok benim sustugum bicimde.....
Yine odama çekildim uzandım yatağıma
Başladım penceremden gökyüzünü izlemeye
Yıldızlar her zamankinden daha parlak
Benim yıldızım kıpkızıl duruyor
Ateş parçası, ay parçası
Gözümün bebeği çıkmış yine
Bana eşlik etmeye
Bekle dedim.
Ayrılığın verdiği acı;
Ayağımın altında parçalanan yapraklara
Döndürmüştü beni...
Gözyaşlarıma engel olamadım.
Aktılar damla damla...
Dudaklarıma tuzlu tuzlu dokundular.
Yine sen vardın karşımda,
Ahh deniz gözlüm...
Gözümün bebeği!
Yine sen vardın karşımda...
Lütfen Dikkat Edin Arkadaşlar ..
Yeni virus ** Welcome to the matrix.pps
Tum Internet Kullanicilarinin Dikkatine,
Virus geliyor ...
Eger size "Welcome to the matrix.pps" seklinde bir mail gelirse
sakin acmayin, hemen silin..
Bu yeni bir virustur..
Microsoft, Mcaffee, Norton ve bu sekil koruyucularin en iyisi bile
hic bir fayda etmiyor ..
Eger bu gelen maili acarsaniz 10 saniye süren bir animasyon cikiyor, ve
bu süre süre icinde tüm HDD'niz siliniyor, internet korsanlari IP ve mail
adresinizi de ele geciriyor.
Analarımız Onlar Kadar Kutsal ve Emeklerinin KArşılığını asla ödiyemeyecğimiz bir başka boorçlumuz varmı bu dünyada acaba ?? Analık Hakkı Ne Ödenir nede Tüm Haklarının Üzerine Bir Bedel Biçirlir.. Gerçekten Çok Güzldi Ellerine Sağlık Ustad ..
Ağlamak, sadece Türkiye'de değil dünyanın hemen her ülkesinde toplum tarafından kadınsı bir eylem olarak görülür. Çünkü çaresizliğin ifadesidir ağlamak ve erkekler asla öyle bir duruma düşmeyecekleri için hiç de erkeksi değildir! Nilüferin şarkısında da öyledir ya: Erkekler ağlamaz / Sil gözyaşını.
Ancak İngiltere'de yapılan bir araştırma gösterdi ki, ağlamak artık sadece kadınlara özgü bir şey değil. Ayrılık yaşadığında, bir yakını öldüğünde ya da film izlerken acıklı bir sahneyle karşılaştığında sadece kadınlar ağlamıyor. Gerektiğinde günümüz erkekleri de şakır şakır ağlamasını biliyor.
Zayıflık değildir
"Ağlamak asla bir zayıflık göstergesi değildir. Ağlayan biri çaresizliğini değil duygusallığını dışa vurur." Bunu söyleyen kişi, İngiltere'deki Oxford Sosyal Konular Araştırma Merkezi direktörü Peter Marsh.
Erkekler ağlarmış
Marsh ve ekibi İngiltere'de 18 yaş üzerindeki 2000 erkek arasında ilginç bir anket yaptı. Görüştükleri kişilere hiç ağlayıp ağlamadıklarını, eğer ağladılarsa nelere ağladıklarını sordular. Geçtiğimiz hafta açıklanan araştırma sonuçlarına göre ankete katılan erkeklerin yüzde 77'si hayatlarında en az bir kere ağlamış. Hatta bunların hemen hepsi ayda en az bir kere düzenli olarak ağlıyorlarmış.
Yani 2 bin erkekten sadece 460 tanesi, hiç ağlamadım, demiş. Tabii o da doğru mu yalan mı bilinmez.
Maçolar da ağlar
Bu arada araştırmadaki başka bir sonuca göre ağlamayan erkek oranı, yapılan bir başka araştırmanın ortaya koyduğu maço eğilimli erkek sayısının çok çok altında kalmış. Marsh ve ekibi, bundan da bir sonuç çıkarıyor ve ağlamanın maçoluk ve metroseksüellik arasında bir ayrım sebebi olmadığını, maçoların da ağladıklarını söylüyor.
Yeni nesil ağlıyor
Araştırmada eskiye oranla bir kıyaslama da yapılıyor. Mesela ankete katılan erkelerden 50 yaş üzerinde olanların yüzde 63'ü, babalarını hiç ağlarken görmemişler. 18-29 yaş aralığında olanlardan babalarını hiç ağlarken görmeyenlerin oranı ise yüzde 49'da kalmış. Bu sonuç da gösteriyor ki, zaman ilerledikçe erkeklerin ağlama eğilimi gittikçe yükseliyor. Yeni jenerasyon, bir eskisine göre ağlamaya daha meyilli oluyor.
Yakınını kaybedince ağlıyorlar
Araştırmada neden ağladıkları da soruluyor erkeklere. Erkekleri en fazla ağlatan konu yakınını kaybetme. Ağlıyorum diyen erkeklerin hemen hepsi, bir yakınını kaybettiğinde ağladığını söylemiş. Daha sonra gelen sebep ise erkelerin kadınlarla neredeyse en fazla dalga geçtikleri konulardan biri olan film seyrederken ya da kitap okurken karşılaşılan acıklı bir hikayede ağlama durumu.
Ağlıyorum diyenlerin neredeyse yarısı hayatlarında en az bir kere bu sebepten ağladığını söylemiş. Başka nedenleri de var erkeklerin ağlamak için. En ilginçlerinden biri de düğünler. Evet bazen erkekler o kadar duygusallaşabiliyorlar ki, kendi düğünlerinde veya çok sevdikleri birinin düğününde durup dururken ağlayabiliyorlar. Ama şimdilik sadece yüzde 9'u bu yüzden ağlıyormuş.
Kadın - Erkek arasındaki fark kalkıyor
Bakalım Oxford'lu bilimadamlarının buldukları bu oranlar on yıl sonra nasıl olacak? Gidişata bakılırsa, ağlamak artık kadın-erkek arasında farklılık ifade eden bir durum olmaktan çıkacak. Yani yakın gelecekte ağlanılacak bir durum ortaya çıktığında kadınlar ağlarken erkekler onları teselli etmeyecekler. Varsa öyle bir şey, hep beraber ağlanılacak.
Bir yakını öldüğünde: 74
Bir film, televizyon programı ya da kitapta acıklı bir hikayeye rastladığında: 44
Alışılmış düşünceler
Temcit pilavı gibi beynimizde
Sözcükler farklı ama, içerik hep aynı
Yaşam sadece bunların tekrarı olmamalı
Düşünceler, güneş gibi doğmalı
Düşünceler, sevgi ile yoğrulmalı
Sevgisizliği boğmalı
Düşünceler, yaşamı tanımlamalı
Doğayı anlamalı, anlatmalı
Düşünceler, ateş gibi yakmalı
Seller gibi akmalı
Düşünceler, şimşekler çakmalı
Kıvılcımlar saçmalı
Düşünceler, yıldızlar gibi parlamalı
Yüreğini anlamalı
Duygularla uyum sağlamalı
Düşünceler, engin denizler gibi derin
Sabah yeli gibi esmeli serin serin
Düşünceler, ilkbahar gibi yaratıcı
yaz akşamları gibi sıcak
Hazan mevsimi gibi ağlatıcı
Kara kış gibi dondurucu olmalı
Düşünceler, rüzgar gibi savurmalı
Tüm benliğini kavurmalı
Düşünceler, sürekli yenilenen
Yağmur suyu gibi geri gelen
Düşünceler, düşünce olmalı
Evrenin sırrını bilen.....
Okyanuslar kadar derin
Okyanuslar kadar engin
Sevgi kaynağından gelen
küçük bir su damlasıyım ben;
Özümdür bu derya benim.
Kayıp şehrin tutsak prensi
nasıl başa çıkabilirsin benlen...
Sevgiyle yoğrulmuş özüm
Sevgiyle var olmuş sözüm
Tüm hoyratlıklarını
Tüm zalimliklerini dene istersen
kayıp şehrin suskun prensi
nasıl başa çıkabilirsin benlen...
Buhar olup göğe çıkan
Yağmur olup yere inen
O'ndan gelip O'na giden
Küçük bir su damlasıyım ben
Kayıp şehrin tutsak prensi
Nasıl başa çıkabilirsin benlen...
Yüreğinin gözyaşı
Ruhunun arkadaşı
Hayatının sırdaşı
Küçük bir su damlasıyım ben
Kayıp şehrin mahzun prensi
Nasıl başa çıkabilirsin benlen...
Kapını açmaya geldim
Sevgimi saçmaya geldim
kayıp şehrin özgür prensi
Benim prensim!
Sevgimle başa çıkabilirsin sen...
Deniz gözlüm, iki yüzlüm, sevgi özlüm
Pırıl pırıl bir ruhtun,dünyamı aydınlatan
Sevginle beni yeni baştan yaratan
Sabah güneşi gibi doğdun içimde
Renklerin en güzelini gördüm gözlerinde
En dayanılmazını yaşadım
Çözüldüm, eridim ışığında
Sana karıştım
Tenim teninde var oldu
Dudaklarım, dudaklarında can buldu
Özlemini çektiğim
her şeyi buldum sende
Uykum oldun, rüyam oldun
Ruhumu aydınlatan
Yatağım, yastığım, yorganım oldun
bedenimi saran...
Peynirim, ekmeğim oldun,
Karnımı doyuran
İçecek suyum,
Yangınıma çare bulan
Sigaram oldun duman duman
Nefesim oldun, ciğerlerime dolan
Kanım oldun, damarlarımda dolaşan
Canım oldun, canıma can katan
Ve sonra kayboldun ardına bakmadan...
Acıların en amansızını yaşadım yokluğunda
Paramparça oldum binlerce kez
Yok oluşları yaşadım varlığımda
Sevgiden çok sevgisizliği yaşadım
Sensizliği yaşadım
Bütün pencereler kapandı, ışıklar söndü
Çok uzun bir süre karanlıklarda kaldım...
Ve zamanla karanlığa bağlandım
Şimdi ne zaman bir ışık görsem
Önce gözlerim yanar, sonra yüreğim sızlar
Alın, Sizin olsun bütün ışıklar
Gerçek sevgi, karanlıkta var...
Bana sevmeyi öğrettin
Sen de karanlıklarda kal...