Ana Sayfa
Mesajlar
leoankaralim
Üye
179
Konular
608
Mesajlar
0
Takipçiler
NERGİS
Anlat diyor arkadaş,
Çok önemli şeylerin,
Azla çarpılmışıyla..
Bir nergis kokusu yayılıyor
Masadaki,
Küçücük bir vazodan..
Abuk sabuk konular,
Odanın havasını bozuyor,kokusu pis&
Penceremi aralayıp gökyüzüne bakıyorum
Bir başka haz var maviliğinde,nefis..
Boynunu kaldırıp,gülümsüyor,
UMUT
Suskun ovaların dudaklarında
Yeşeriyor tebessüm.
Belki ufka yaklaştıkça
Kahkaha atacak gün!
Uzaktaki maviliğin,
Umursamazlığındayız şimdi,
Tıpkı yaseminlerin,
Gündüz uykuları gibi..
Anlamsızlığın ortasındaki
Anlamlı bir işaretin sorusu..
Belki de çok umut var bu toprakta,
Bak ürkütmüyor seni de,
Benim gibi,kokusu&
Düşlerim
kıyısız denizlerin
sahipsiz çığlıkları...
böyle geceyarısı
uykularıma vurup
kaybolan dalgaları...
çıplak ayaklarıyla
izsiz düşler kurup
yürüyen kumlarında
düşlerim o kadının,
çıplak ayaklarında...
anamın, kızımın ya da bir yabancının..
bana ulaşamayan,
yorgun bacaklarında.
her yarısında gecenin
düşlerim bir yanımda
uykum öte yanımda
sabahları beklerim
Aşk Felsefesi
Öğrendim artık aşk felsefesini
Senden aldım hayat dersini
Sevenler aptal, sevilen hilebaz.
Bu böyleymiş, inanmasam da biraz
Sevmek, sevilmek
Ve terkedilmek
Hayat tiyatrosunda bir perde
Sonra şahıslar değişir
Bir yerlerde...
Sevda Yalan
Suç aramam sende bende
Ayrıldık işte en sonunda
Gel desen de, git desen de
Sevgi yalan, sevda yalan.
Aşk denilen renkli rüya
Sever insan, candan güya
Bir gün hayal düşer suya
Sevgi yalan, sevda yalan.
Uyanırsın uykudur bu
Karmaşık bir duygudur bu
Ayrılıktan korkudur bu
Sevgi yalan, sevda yalan;
Yaşanılan dünya yalan.
Mazi Diye
Bir dost sesi kulaklarımda
Merhaba diyen diller gördüm.
Biçare, naçar, yaralı kalbime
Merhem süren eller gördüm.
Bilmem ki ne desem dostlar, sapsarı
Muhabbet simgeler güller gördüm.
Bir mutluluk yaşayıp sonunda elime
Mazi diye verilen günler gördüm.
Sensiz
Gecem sensiz, günüm sensiz
Bugünlerim dünüm sensiz
Kesip açsalar kalbimi
Akacaktır kanım sensiz
Sensizlik var duygularda
Her gecemde, uykularda
Görür isem rüyalarda
Uyanırım yanım sensiz
Çile çektim deste deste
Durmaz iken can kafeste,
Gelmez misin son nefeste
Öleceğim sonum sensiz.
Sana
Gözlerinde sevda kıvılcımları
Tutuşturur benliğimi
Dilimde sevda çığlıkları
Söyle, söyle kalbim sende mi?
Gözyaşlarım dinecek
Ümidim sensin.
Biter artık yalnızlığım
Tiryaki olduğum geceler gibisin.
Bambaşka Birşey
Engin denizlere bakarcasına
Daldığım gözlerinde
Hayat müjdeleyen kıvılcımlarla yandım,
Sevdim mecnuncasına.
Her akşam oluşunda derdim artar
Yırtar feryadım yalnızlıkları
Ne olur, ne olur beni kurtar.
Özlem, hasret, sevgi demek olmaz buna
Bambaşka bir şey, bir başkalıklar alemi
Kelimeler aciz kalır, tarif etmek boşuna.
Karmaşık hisler, tarifsiz duygular içinde
Hayaller kuruyorum senli benli
Yalnızlıklar bitecek, güneş doğacak!
Ve kalbim ümitsizliği boğacak.
BENİ
İçimde yaşanan fırtınaları hissettirmem çoğu kez eşime, dostuma...
Kendi kendime dindirmeye çalışırım, o asi fırtınaları,
Sarmaya çalışırım ellerimle, yüreğimle, aklımla yaralarımı
Kanarlar ama, taşmaz kanları gözlerimden,
Kimse içimdekileri bilmez,
Bir ben bilirim derinliklerimde ne olduğunu,
Onlar sadece yüzeysel görürler beni; yüzeysel tanırlar,
Bense en küçük noktasına kadar tanırım beni.
YAŞIYORUZ İŞTE
Bazen sevmiyorum yaşamayı,
Bazen de doya doya yaşamak istiyorum.
Bazen ağlıyorum iki gözüm iki çeşme,
Bazen de kahkahalar koparıyorum.
Bazen hürüm, bazen esir
Nefes nefese koşarken özgürce,
Aniden ayaklarım demirleniveriyor.
Günüm günüme, saatim saatime uymuyor.
Bir bakmışım böyleyim,
Bir bakmışım şöyleyim,
Engel olamıyorum bu değişime,
Kimse engel olamıyor,
Öyle ya da böyle yaşıyoruz işte...
ÇOCUK SEVGİLİM
Çocuktun çoğu zaman,
her halinle çocuk.
yersiz gülüşlerinle,
küsmelerinle,
kural tanımazlığınla,
umursamazlığınla çocuktun hala.
kimi zaman ulaşılabilir,
kimi zaman da öylesine inatçıydın.
anlamak zordu seni,
sevmek ayrı mesele...
acı veriyordu seni sevmek, seninle olmak...
canın istediğinde çeker giderdin uzaklara,
bazen de tanımamazlıktan gelirdin beni,
bir yabancıymışım gibi davranırdın,
bir yabancıymışım gibi öperdin beni...
ama, o çocuksu bakışların yok muydu?
unuttururdu her şeyi.
hataların siliniverirdi zihnimden
istediğin her şeyi yapmaya hazır olurdum,
bir elmas olurdun elimde tuttuğum
pırıltısıyla gözlerimi kamaştıran,
ve her an elimden düşürüp de kırarım diye korktuğum bir elmas...
sen benim her şeyimdin.
ama fazla olgundum sana göre,
fazla doğrucu ve fazla muhafazakar
bu yüzden bitmeliydi...
ve ilk adımı atan sen olduğun gibi,
son noktayı koyan da sen oldun...
gitmeden önce öyle ağlamaklı baktın ki gözlerime,
ve o kadar derin...
sanki büyümüş gibiydin,
sanki içindeki çocuk gitmişti.
sıkıca sarıldın bana, öptün...
"mutlu ol" dedin.
kapıyı bile çok yumuşak kapattın
adımlarını duymadım bile,
bedenini terk eden bir ruh gibi sessiz, çıkıp gittin...
bense kalakaldım öylece,
halbuki biliyordum biteceğini,
biliyordum gideceğini,
yine de sızladı içim,
istemiyordum ayrılığı,
seni istiyordum.
ama nafile dönmedin bir daha,
bekledim,
çok bekledim gelirsin diye; gelmedin....
SOKAK ÇOCUĞU
Çocuk üşüyor,
Çocuğun ayakları çıplak,
Giysileri yırtık,
Çocuk yalnız,
Evi yok, ailesi yok
Hayatın çetin koşullarına göğüs geriyor çaresiz
Kaldırım kenarında sabahlıyor,
Sırtını verip taş duvara yarı uyuyor, yarı uyanık
Yoldan geçen arabaların vızıltısı onun ninnisi,
Elinde sıkıca tuttuğu bally torbası tek arkadaşı,
Bir de sokak köpekleri...
KIRMA
Kırıyorsun beni çok
Belki istemeden yapıyorsun bunu, belki isteyerek
Ama kırıyorsun...
Çok hassasım ben, çok kırılgan
Sırçadan yapılmış gibiyim
Sert bir bakışın, sert bir sözün tuzla buz ediyor beni...
Sonra dağılan parçaları toplamak zor oluyor,
Kırılan kalbim seni de kanatıyor,
Sözlerim bir ok gibi fırlıyor ağzımdan,
Suskunluğumu bir zırh gibi giyiyorum üstüme,
O vakit ikimiz de çileden çıkıyoruz
O yüzden beni kırma,
Çünkü seni kırmak istemiyorum.
İNANMIYORUM
Kalemim düştü sarı sayfalara,
Yazmaya dermanım yok artık.
Yordu aşklar beni, ayrılıklar yordu
Güvendiğim insanlar bir bir gözümden düştü
İnsanlara inanmıyorum artık...
Sevgiye inanmıyorum,
Yaşam kadar yalan sevgiler,
Yalan öpüşler, güzel sözler...
Aşktan doğar sözde!
Sevgiliymiş, o da kim?
Silindiler kalbimden birer birer...
KAYBETTİM
Kendimi kaybettim bugün,
Aradım caddelerde, sokaklarda bulamadım
Ağladım sonra sessizce,
Ne kadar yalnız olduğumu anladım,
Ve ne kadar çaresiz olduğumu...
Seni kaybettim bugün,
Aradım başka insanlarda bulamadım,
Acı çektim sonra içten içe,
Seni ne kadar çok sevdiğimi anladım,
Ve bir daha dönmeyeceğini...
GİDİYORUM
Yaşadığım bu yerden
Bu, her köşesini beynime kazıdığım,
Çocukluğumu, gençliğimi geçirdiğim şehirden vazgeçiyorum.
Gidiyorum ardıma bakmadan
Her şeyi geride bırakıyorum
Bütün hatıralarımı ve seni...
Gidiyorum,
Bir sonu vardır elbet dediğim,
Ancak bir türlü sonunu göremediğim aşkını da yanıma alarak
NEREDEYİM
Güneş ışığı penceremden içeri giriyor yavaş yavaş
Şöyle bir uzanayım yatağıma,
Pek de rahat değil ama,
Bu güzelliğin zevkine ancak böyle varılır.
Off ! yatak batıyor sırtıma,
Ama güneş ışığı unutturuyor bu ıstırabı
Ferahlıyorum, yüzüm aydınlanıyor
Unutuyorum tüm kötülükleri, acıları...
Yolculuk yapıyorum ışıklar eşliğinde başka diyarlara
O ışıkları tutmaya çalışıyorum ellerimle,
Ama nafile, tutamıyorum, kayıyorlar avuçlarımdan
Sıcak ve parlaklar; yıldız gibiler...
Benimle bin bir renkteki çiçekler arasında koşuyorlar
Bir o yana, bir bu yana koşuyoruz
Sonra rüzgar da katılıyor bize,
O da alabildiğine koşuyor nefes nefese
Sesi kulaklarımda çınlıyor
Kuşlar, böcekler, ağaçlar hepsi koşuyor
Hepimiz amaçsızca koşuyoruz bir yerlere
Savrulup gidiyoruz.
Bütün bedenim uyuşuyor,
Üzerime bir yorgunluk çöküyor,
Birden ortaya çıkan bu yorgunluk da nesi?
Aman Allah'ım! ışıklar, rüzgar, kuşlar nerede?
Ya altımızda salınan çiçekler, onlar nerede?
Bu ürkütücü karanlık da nereden çıktı?
Ya o karanlığı delen korkunç ses,
Ne, ne bu çakıp çakıp kaybolan parlak damarlar ?
Şimşek mi yoksa?
Evet, evet şimşek!
Bal gibi şimşek!
Peki ne işi var burada?
Niye çıkıverdi birden ortaya?
Niye bozdu o güzelliği?
Bu sırtıma batan şey de ne?
Hıh! yatakmış...
Eskisinden daha fazla batıyor sırtıma nedense,
İğne gibi, ok gibi, kurşun gibi...
Bu ses? yağmur sesi!
Evet, evet yağmur sesi!
Ardından yoğun bir toprak kokusu...
Bu kez de kendimi bir tarlada buluyorum
Elimde orak, altın sarısı, uzun boylu başakları biçiyorum
Alnımdan akan terleri siliyorum durup,
Gözlerim uçsuz bucaksız tarlaya dikiliyor
Başakların rüzgarla dans edişini seyre dalıyorum
Gülümsüyorum, gururlanıyorum
Çünkü emeğinin karşılığını almış bir çiftçiyim...
Ah! yüzümde hissettiğim bu soğukluk da nesi?
Elimi yüzüme götürüyorum ve o soğuk noktayı buluyorum
Su bu, su!
Peki nereden çıktı bu su?
Gözlerimi açıp tavana dikiyorum
Yüzüme siper almış bir yağmur damlası küçük bir delikten bana bakıyor,
Her an damlamaya hazır,
Yerimden kalksam iyi olacak,
Off! şu yatak fena yapmış sırtımı...
Etrafıma üzgün gözlerle bakıyorum,
Gözlerim odamın her köşesinde geziniyor,
En son pencereye odaklanıyor,
Ama bu pencere çok küçük!
Altında da demirden bir tepsi var
Güneş, şimşek, yağmur hiçbir şey yok
Yüzümdeki ıslaklık da yok,
Tavana bakıyorum, yağmur damlası yok
Oysa biraz önce oradaydı...
Şimdi nerede?
Tavan bile yok gibi,
Karanlık üzerime çökmüş sanki
Aman Allah! altımdaki yatak da kaybolmuş
Bu, bu dokunduğum, üzerinde oturduğum beton bir zemin
Olamaz burası da neresi?
Ben neredeyim?
Neredeyim?
MİLYON KERE AYTEN
Ben bir Ayten'dir tutturmuşum
oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel
Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor
Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum
Ayten üstüne
Saatim her zaman Ayten'e beş var
Ya da Ayten'i beş geçiyor
Ne yana baksam gördüğüm o
Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor
Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz
Günlerden Aytenertesidir
Odur gün gün beni yaşatan
Onun kokusu sarmıştır sokakları
Onun gözleridir şafakta gördüğüm
Akşam kızıllığında onun dudakları
Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
Bir kadehte sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz
Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok
Ayten'i size bırakmam
Alın tek kat elbisemi size vereyim
Cebimde bir on liram var
Onu da alın gerekirse
Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem
Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil
Aytensizlik kadar
Ona uğramayan gemiler batsın
Ondan geçmeyen trenler devrilsin
Onu sevmeyen yürek taş kesilsin
Kapansın onu görmeyen gözler
Onu övmeyen diller kurusun
İki kere iki dört elde var Ayten
Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun
(ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
BİLARDO TOPLARI
Ayrıldığımız gündü.
Mutfaktaydık, buzdolabının yanında, kapısı açıktı, herşey bambaşka
görünüyordu yüzüne vuran o soğuk ışıkta
"Biliyor musun " dedin. "Sen neye benziyorsun biliyor musun?"
Epeydir aradığın bir şeyi bulmuş olmanın hem sevinç, hem keder veren
gizli bir an için bulandırmıştı yüzündeki tedirginliği, kırgınlığı.
Sis ışığa çıkmıştı. Sonra yavaşça çevirip başını yüzüme baktın kuyuya düşmeye
benzeyen derin bir korkuyla.
"Neye?" dedim,yan yanayken yaşadığımız ayrılığın adını sorar
gibi,"Neye?"
"Bilardo toplarına."
"Neden?" dedim.
"Yazgını hep başkalarının ıstakalarının insafına bırakıyorsun da
ondan..."
Bir uçurum gibi derinleşen sessizlik o an başlamıştı bile bizi
birbirimizden uzaklaştırmaya.
Beni terk etmeden önce yaptığın son konuşma oldu bu.
Sonra iki arkadaşım geldi,birinin omzunda ağladım,hangisiydi
şimdi
hatırlamıyorum. Sonra birlikte başka bir kente gittik,anlarsın ayrılığın
ilk
günlerinde o eve katlanamazdım, sonra ben başka aşklara, sonra başka
evlerin
duvarlarına başka takvimler aştım
Şimdi ne zaman birinden ayrılsam ıstakaların sesi patlıyor
kulaklarımda
ardından bilardo topları
dağılıyor dört bir yana
Seni hatırlıyorum o soğuk ışıkta bir daha
bir daha
bir daha
(MURATHAN MUNGAN)
SEVGİLİM YALAN SÖYLERSEM
Sevgilim yalan söylersem sana
Kopsun ve mahrum kalsın dilim
Seni seviyorum demek bahtiyarlığından
Sevgilim yalan yazarsam sana
Kurusun ve mahrum kalsın elim
Okşayabilmek saadetinden seni
Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim
İki nadim gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar
Ve göremesinler seni bir daha
(NAZIM HİKMET)
BESBELLİ
Besbelli ölümüm sabahleyindir
İlk ışık korkuyla girerken camdan
Uzan başucumda perdeyi indir
Mum olduğu gibi kalsın akşamdan
Sonra koş terlikle haber vermeye
"kiracım bu sabah can verdi" diye
Üç beş kişi duysun ve belediye
Beni kaldırmaya gelsin odamdan
Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut
Sende eller gibi adımı unut
Kapımı birkaç gün için açık tut
Eşyam bakakalsın diye arkamdan.
(AHMET KUTSİ TECER)