leoankaralim

leoankaralim

Üye
10.12.2004
Çavuş
2.111
Hakkında

  • Konu: ŞİİRLER
    SENİNLE ÖLMEK İSTİYORUM

    Dağ başında bir avcı kulübesi

    Yerler diz boyu kar

    Ocakta ateş

    Dışarıda rüzgar

    Hadi gel

    Önce sevişmeliyiz uzun uzun

    Yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız

    Bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp

    Birer birer öpmeliyim

    Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana

    Böylece ölmeliyiz

    Aradan yıllar geçip

    Bizi buldukları zaman

    Etlerimiz çürümüş olsa da

    Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden

    Hadi gel

    Nefes almak hüner değil

    Seninle ölmek istiyorum.


    (ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN)
#22.05.2005 14:38 0 0 0
  • Konu: ŞİİRLER
    BÖYLE BİR SEVMEK

    Ne kadınlar sevdim zaten yoktular

    yağmur giyerlerdi sonbaharla bir

    azıcık okşasam sanki çocuktular

    bıraksam korkudan gözleri sislenir

    ne kadınlar sevdim zaten yoktular

    böyle bir sevmek görülmemiştir



    hayır sanmayın ki beni unuttular

    hala araşıra mektupları gelir

    gerçek değildiler birer umuttular

    eski bir şarki belki bir şiir

    ne kadınlar sevdim zaten yoktular

    böyle bir sevmek görülmemiştir



    yalnızlıklarımda elimden tuttular

    uzak fısıltıları içimi ürpertir

    sanki gökyüzünde bir buluttular

    nereye kayboldular simdi kim bilir

    ne kadınlar sevdim zaten yoktular

    böyle bir sevmek görülmemiştir.


    (ATİLLA İLHAN)
#22.05.2005 14:37 0 0 0
  • Konu: ŞİİRLER
    ANLATAMIYORUM

    Ağlasam sesimi duyar mısınız,

    Mısralarımda;

    Dokunabilir misiniz

    Göz yaşlarıma, ellerinizle?



    Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

    Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu

    Bu derde düşmeden önce.



    Bir yer var, biliyorum;

    Her şeyi söylemek mümkün;

    Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

    Anlatamıyorum


    (ORHAN VELİ KANIK)



    BAĞIŞLA

    Ya zamanından çok erken gelirim

    Dünyaya geldiğim gibi

    Ya zamanından çok geç

    Seni bu yaşta sevdiğim gibi



    Mutluluğa hep geç kalırım

    Hep erken giderim mutsuzluğa

    Ya her şey bitmiştir çoktan

    Ya hiçbir şey başlamamış



    Öyle bir zamanına geldim ki yaşamın

    Ölüme erken seviye geç

    Yine gecikmişim bağışla sevgilim

    Seviye on kala ölüme beş


    (AZİZ NESİN)
#22.05.2005 14:36 0 0 0
  • Konu: ŞİİRLER
    GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN
    Ne doğan güne hükmüm geçer,

    Ne halden anlayan bulunur;

    Ah aklımdan ölümüm geçer;

    Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

    Ve gönül Tanrısına der ki:

    - Pervam yok verdiğin elemden;

    Her mihnet kabulüm, yeter ki

    Gün eksilmesin penceremden!



    (CAHİT SITKI TARANCI)



    OTUZ BEŞ YAŞ

    Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
    Dantel gibi ortasındayız ömrün.
    Delikanlı çağımızdaki cevher
    Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
    Gözünün yaşına bakmadan gider.


    Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
    Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
    Ya gözler altındaki mor halkalar?
    Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
    Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?


    Zamanla nasıl değişiyor insan!
    Hangi resmime baksam ben değilim:
    Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
    Bu güler yüzlü adam ben değilim
    Yalandır kaygısız olduğum yalan.


    Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız
    Hatırası bile yabancı gelir.
    Hayata beraber başladığımız
    Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
    Gittikçe artıyor yalnızlığımız


    Gökyüzünün başka rengi de varmış!
    Geç farkettim taşın sert olduğunu.
    Su insanı boğar, ateş yakarmış!
    Her doğan günün bir dert olduğunu,
    İnsan bu yaşa gelince anlarmış.


    Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
    Her yıl biraz daha benimsediğim.
    Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
    Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.


    N'eylersin ölüm herkesin başında.
    Uyudun uyanamadın olacak
    Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
    Bir namazlık saltanatın olacak.
    Taht misali o musalla taşında.

    (CAHİT SITKI TARANCI)
#22.05.2005 14:35 0 0 0
  • Konu: ŞİİRLER
    MAVİ GÖZLÜ DEV
    O mavi gözlü bir devdi.

    Minnacık bir kadın sevdi.

    Kadının hayali minnacık bir evdi,

    bahçesinde ebruli

    hanımeli

    açan bir ev.

    Bir dev gibi seviyordu dev.

    Ve elleri öyle büyük işler için

    hazırlanmıştı ki devin,

    yapamazdı yapısını,

    çalamazdı kapısını

    bahçesinde ebruli

    hanımeli

    açan evin.

    O mavi gözlü bir devdi.

    Minnacık bir kadın sevdi.

    Mini minnacıktı kadın.

    Rahata acıktı kadın

    yoruldu devin büyük yolunda.

    Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,

    girdi zengin bir cücenin kolunda

    bahçesinde ebruli

    hanımeli

    açan eve.

    Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

    dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:

    bahçesinde ebruli

    hanımeli

    açan ev...

    (NAZIM HİKMET)



    SEN

    Aşkını gözlerinle, dün, kalbime işledin
    Bir sanatkar,eliyle oyar gibi mermeri.
    Rüzgar yüzü görmeyen ufkumda genişledin
    Bir fırtına halinde koptuğun günden beri.

    Daha fani olaydı kurtulurdu zarardan
    Aşkım ki farkı yoktur bir dağ başında kardan.
    Gururuma basarak üstüne çıkanlardan
    Dönmeyen bir sen varsın geri.

    Nasıl taşta çeliğin izi kalırsa derin
    Üstüme satır satır öyle nakşoldu yerin.
    Üzülme, senden sonra kalbime girenlerin
    Yalnız senin aksindir orda görecekleri...


    (YAŞAR NABİ NAYIR)
#22.05.2005 14:33 0 0 0
  • Konu: ŞİİRLER
    BEKLENEN

    Ne hasta bekler sabahı,

    Ne taze ölüyü mezar,

    Ne de şeytan, bir günahı,

    Seni beklediğim kadar.



    Geçti, istemem gelmeni,

    Yokluğunda buldum seni;

    Bırak vehmimde gölgeni,

    Gelme, artık neye yarar?

    (NECİP FAZIL KISAKÜREK)
#22.05.2005 14:32 0 0 0
  • Konu: ŞİİRLER
    PAZAR

    Bugün pazar,

    bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar

    ve ben ömrümde ilk defa,

    gökyüzünün bu kadar benden uzak

    bu kadar geniş

    bu kadar mavi olduğuna şaşarak

    kımıldamadan durdum,

    sonra saygıyla toprağa oturdum,

    dayadım sırtımı duvara.

    Bu anda ne düşmek dalgalara,

    bu anda ne hürriyet, ne karım,

    toprak, güneş ve ben, bahtiyarım.

    (NAZIM HİKMET)





    KARIMA MEKTUP

    Bir tanem!

    Son mektubunda:

    'Başım sızlıyor yüreğim sersem! ' diyorsun.

    'Seni asarlarsa seni kaybedersem;

    diyorsun;

    "yaşayamam!"

    Yaşarsın karıcığım,

    kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin

    kızıl saçlı bacısı

    en fazla bir yıl sürer

    yirminci asırlılarda

    ölüm acısı

    Ölüm

    bir ipte sallanan bir ölü.

    Bu ölüme bir türlü

    razı olmuyor gönlüm.

    Fakat

    emin ol ki sevgilim;

    zavallı bir çingenenin

    kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli

    geçirecekse eğer

    ipi boğazıma,

    mavi gözlerimde korkuyu görmek için

    boşuna bakacaklar

    Nazıma!

    Ben,

    alaca karanlığında son sabahımın

    dostlarımı ve seni göreceğim,

    ve yalnız

    yarı kalmış bir şarkının acısını

    toprağa götüreceğim...

    Karım benim!

    İyi yürekli

    altın renkli,

    gözleri baldan tatlı arım benim:

    ne diye yazdım sana

    istendiğini idamımın,

    daha dava ilk adımında

    ve bir şalgam gibi koparmıyorlar

    kellesini adamın.

    Haydi bunlara boş ver.

    Bunlar uzak bir ihtimal

    Paran varsa eğer

    bana fanila bir don al,

    tuttu bacağımın siyatik ağrısı,

    Ve unutma ki

    daima iyi şeyler düşünmeli

    bir mahpusun karısı.

    (NAZIM HİKMET)
#22.05.2005 14:31 0 0 0
  • Konu: ŞİİRLER
    SÖZ

    Aynada başka güzelsin

    Yatakta başka

    Aldırma söz olur diye

    Tak takıştır, sür sürüştür

    İnadına gel

    Piyasa vakti muhallebiciye

    Söz olurmuş,

    Olsun.

    Dostum değil misin?

    (ORHAN VELİ KANIK)



    NERDESİN

    Geceleyin bir ses böler uykumu,

    İçim ürpermeyle dolar:...Nerdesin?

    Arıyorum yıllar var ki ben onu,

    Aşıkıyım beni çağıran bu sesin,

    Gün olur sürüyüp beni derbeder,

    Bu ses rüzgarlara karışır gider,

    Gün olur peşimden yürür beraber,

    Ansızın haykırır bana:...Nerdesin?

    Bütün sevgileri atıp içimden,

    Varlığımı yalnız ona verdim ben,

    Elverir ki bir gün bana derinden,

    Ta, derinden bir gün bana "gel" desin.

    (AHMET KUTSİ TECER)

#22.05.2005 14:30 0 0 0
  • Mona Roza, siyah güller, ak güller
    Ulur aya karşı kirli çakallar
    Açma pencereni perdeleri çek
    Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
    Zambaklar en ıssız yerlerde açar
    Ellerin ellerin ve parmakların
    Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
    Akşamları gelir incir kuşları
    Ki ben Mona Roza bulurum seni
    Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
    Artık inan bana muhacir kızı
    Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
    Altın bilezikler o kokulu ten
    Mona Roza siyah güller, ak güller
    (MUAZZEZ AKKAYA M)

    Bu kadar güzel şiirinde bir hikayesi vardır.Bu hikayede şöyledir:
    Olay 1950-1955 yılları arasında geçmektedir.
    Sezai Karakoç, Üniversiteye başladığı senelerde "Muazzez Akkaya" adında bir kıza aşık olur.İlk çıktığı ve sevdiği kızdır.Bu yüzden onun için büyük bir önem taşımaktadır.Beraber oldukları zaman diliminde sezai ona "Mona Rozam" diye hitap etmektedir.Sonra kızın ihanetine uğrayan sezai başından vurulmuşa döner
    Bunun üzerine baş harfleri "Muazze Akkayam" ı oluşturan bir şiir yazar.O sırada kız üniversitenin en zengin çocuğu ile çıkmaktadır.
    Artık sene sonu gelmiştir ve bir veda gecesi düzenlenecektir.Arkadaşlarının da ısrarı üzere sezai şiirini bu gece okuyacaktır.Kız birlikte olduğu çocuğun sayesinde en önlerden bir yer ayrıltılmıştır.Sezai sahneye çıktıktan sonra kızla bir an göz göze gelirler ve o muhteşem "Mona Roza" şiirine başlar.Kızın neşesi yavaş yavaş kaçmaya başlamış ve kız çoktan ordan kaçmıştır.Sezai şiirinin onuncu kıtasına geldiğinde "En güzel şarkıyı bir kurşun söyler" cümlesi tüm kampüste çınlarken Muazzezi ebedi hayata taşıyan kurşun bu çınlamayı durdurur.Evet, tahmin edilidiği gibi kız intihar etmiştir.Bunun üzerine Sezai Mona Roza şiirine üç bölümlük büyük bir kitap yazmış ve her kıtasında Mona Rozasına özlemini dile getirmiştir.
#22.05.2005 13:58 0 0 0
  • ESKİLER ALIYORUM

    Eskiler alıyorum
    Alıp yıldız yapıyorum
    Musiki ruhun gıdasıdır
    Musikiye bayılıyorum

    Şiir yazıyorum
    Şiir yazıp eskiler alıyorum
    Eskiler verip Musikiler alıyorum

    Bir de rakı şişesinde balık olsam

    Orhan Veli Kanık
#22.05.2005 13:55 0 0 0
  • Psikanaliz ve Kirliyiz

    Benim düşlerim beni bağlar. Yasaklarım banadır. Kendi sınırlarımı çizmişim, aşmamışım veya aşmışım kime ne ki? Yağmur yağsa üzerime, kar düşse; üşümesi, ıslanması beni sardıktan sonra, gerilmişse tüm hislerim ne olur ki? Öfkelerim, kinlerim de beni bağlar. Tutkularım, sevdalarım gibi. Freud boşuna uğraşmış yıllarca. Neyine gerek senin manik-depresif psikanalizin redaksiyonu. Boş ver üstat, Eylül Eylül kalsın, Mayıs Mayıs. Benim süper egom değil mi benim egomla çarpışan? Ve benim ayrılıklarım değil mi ihanetlere gülüp geçen?

    İklimler birbirini kovalıyor amansızca. Pervanesine takılmış gidiyoruz umutların, sancıların pervasızca. Her umut bir sancılı bekleyiş ve her sancılı bekleyiş umulanı bulmayı garanti edemiyor. Ve biz mi bekliyoruz umudu yoksa umut mu sancıların kucağında? Sonunda her şey birleşiyor. Ya mavide, ya kahverengide. İşte sorunlar da sonun başlangıcında başlıyor. Toprağa mı sarılmak, yoksa gökyüzünün elinden mi tutmak? Kuşların özgürlüğü çeker insanı fakat diğer taraftan biz kurtulmaya çalıştıkça çamur da yapışkanlığında inatçıdır. Kim kazanacak o halde? Kazanan veya kaybeden olacak mı? Ya bütünselliğimizi üleştireceğiz toprakla, ya da eksileceğiz her eksilen paylaşımda yitirdiğimiz göksel diyarların engin ve ulaşılmaz özleminde. Özlemlerin ulaşılmazlığı da hür olmasından kaynaklanıyor. Bütün serbestiyetiyle kuşatarak bilincimizi yağmalıyor belki de. Bizimse ihtiraslarımız yapabileceklerimize değil de yapamayacaklarımıza kenetleniyor. Elde edemeyeceklerimize. Aksi takdirde ihtiras olmazdı zaten. Ki, tutkunu olduğumuz heveslerimizden de soyutlanmayı hiç düşünmüyoruz. Parmaklarımızın arasından akıp giden hayatlarımızı ereklerimiz doğrultusunda yönlendirmekten sakınmıyoruz.

    Her sevgiden bir çıkar payı umuyoruz. Umduğumuz gerçekleşmediğinde sevilen birden nefret edilene dönüşüyor. Riyamızı kanıksamışız, sorgulamıyoruz bile. Nedenselliğin uçlarına dokunmaya cesaret edemiyoruz. Hümanistlikte bayrağı kimseye kaptırmayız. Sevgiden, barıştan, yaşama hakkından, ırk kardeşliğinden dem vururuz; sinekleri topluca imha eder, böcekleri zehirler, örümcek yuvalarını yıkarız. Aman, tenimiz kaşınmasın, midemiz bulanmasın, göz zevkimiz bozulmasın. Bir bakıma Yahudi mantığı güdüyoruz farkında olmadan. Bizden başka her şey sebepsiz yaratılmış gibi. Aslında tiksindirici olan bizden başkası değil. Bari bulutlara dokunmasak da, onlar temiz kalsa. O zaman belki gökyüzünün asaleti özlem olmaktan çıkar da tutar elimizden, arındırır bizi maviliğin duruluğunda. Kirliyiz çünkü hepimiz. Ve hiç umursamadan kirlenmeye ve kirletmeye devam ediyoruz kendimizi ve çevremizi...

    BİLMEK gerekli. Düşünebilmek. Anlatabilmek ve hissedebilmek. Tolstoy üstadın söylediği gibi insan birini sevmiyorsa uyuyor demektir. O da bu uykunun derecesini belirtmeyi unutmuş. Rüya kaçıncı safhada gelecek ve kâbusa dönüşmeden devam edecek mi? Aslında burada da bir antimoni söz konusu. Uyanırsan rüya göremezsin. Gördüğün hayalden ibaret kalır kendi bilinçaltında oluşturduğun. Tatlı bir rüya görmek için uyursan; yalnızca rüya görürsün zaten. Hem Tolstoy'un doktrinini baz aldığımızda uyuduğuna göre sevmiyorsun demektir. Ayrıca düşün nahoş olmayacağının da herhangi bir teminatı yok. Gerçi düşlerde düşlerle yaşamak da uyurgezerce bir budalalıktan başka bir şey olmasa gerek. Sonuçta uyanınca bütün düşler kaybolur. Bu konuyu Freud' a bir danışmalı. Belki şu yaşadığımız an bile rüya içre bir düştür. Kim bilir?
#22.05.2005 13:52 0 0 0
  • Konu: Güzelsin
    Güzelsin

    [Nefret edilen biri, yürekte yeri olan biridir... Montaigne]


    Güzelsin
    Güzelliğin laneti sevdamın&

    Umudumsun
    Umudum umarı unutulmuşluğun&

    Haberin yok geceden
    Geceden çaldığım yıldızdan
    Gecede yazdığım ecelden
    Geceden gidişimden

    Gecenin burcunda suskun şiirim
    Esinim zehiri gözlerinin
    Bir kelime çakıyorum sigarama
    Yanmıyor
    Beynimde soprano çığlıklar
    Sönmüyor&

    İşte şimdi diyorum
    İşte bu saatte
    Bu anda
    Gelsin gelecekse çıldırış
    Rüzgâr uğuldarken çılgınca
    Kırılmışken bütün dalları yalanların
    Yüzleştiğimde riyalarınla
    Uyandırsın uyandıracaksa rüyalarından hiçlik

    Bir keman sesi eşlik eder hüznüme
    Buğulanır direncimin soluğu
    Heyhat!
    Yine yokluk yanı başımda
    Yine sevmelerim çaresiz giderayak
    Artık yinelerim olmayacak! ..

    Yazık
    Ellerin boşluk
    Sesin amaçsız bir yankı
    Kırık dallar batıyor yüreğine
    Kendini dövüyor kendi sözlerin
    Ruhsuz fırtınalar içinde
    Kumsuz bir çöl rüzgârı esercesine...

    Aşk ayaklar altında
    Yaşamak, ölüme yaklaşmak adım adım
    Hiçbir şeyde binlerce alem
    Evrende yitik...

    Bağlantısı kesilmiş sevdanın
    Seviler yarım kalmış
    Kesik bir hıçkırık şimdi nefesim
    Soluğum kesif bir buğu
    Nefrete durmuş umut
    Hüzün ve sitem yoğunluğu

    Anlamsız yasaklara sürülü
    Tanımsız özgürlükler
    Küfürler mesken eder ağzımda
    Çaresizlik olmayan bir dünya kurarım
    Olmayan bir zamanda
    Bir yerde olmayan
    Dilinde kırbacın da şaklamaz
    Bakmaz alev gözlerin
    Ve hıncım tepkisizliğine! ..

    Yıkılır yılışık putların birer birer
    Kendimden geçerim
    Kendim olurum
    Bir bakışına tutsak yarınım
    Kırar zincirini
    Erkine çıkar

    Bir ilenç daha konar dilime
    Her bakışımda yokluğuna

    An içine kan damlar
    Kan içindeyken her an
    Bir kız çocuğu intiharında&

    Aklımın tünelinde sessiz sevişmeler
    Gözlerim balçık sahillerinde
    Dalgın yüzünde yüzerken şizofren bakışlarım
    Gelirsin
    Gidersin
    Sevişken gelgitlerinde kalırım

    Avuçlarım iklimsiz şimdi
    Kırık bütün dalgalarım
    Ve her isyan kendime biraz
    Gülüşleri cesetlere astığım...

    Güzelsin
    Güzelliğin laneti sevdamın...
#22.05.2005 13:49 0 0 0
  • kent ve yeryüzü ne zaman yollara düşsem küserdi adımlarıma,

    ayrılmanın her sabahında

    mutlaka bir şeyler değişmeliydi benim için

    sarsılan gök ve eğilen toprak topuklarımdan sıçrayan toz taneleriyle buluşurdu,

    ve başarısız bir sabah yaşardım

    kaçışlarıma kimlik kazandıramadan

    kent ve yeryüzü benimle ışıklanan yollara yalnızlığımı damlatırdı.

    bilmezdi oysa ne çok acı çekerdim

    adımladığım her yolda...

    küstüğü ben ne çok acı çekerdi yerin ve göğün,

    karanlığa bırakırlardı bedenimi ve düşüncelerime dalarlardı

    oysa karanlıklara aydınlık olmak

    benim coğrafyamdı

    kent ve yeryüzü varsın adımladığım her yolda

    fısıldasın küsüşlerini

    ben terketmenin coğrafyasıyım, terli alınlarda, akıllarda...
#22.05.2005 13:42 0 0 0
  • Bir Yürüyüş Eylediler Çiçekler


    Ardyanım külrengi sisler içinde
    yitik bir ülke
    Önümde sıcak ve rengarenk
    güneşli bahçeler,
    Dereler, tepeler gelincik tarlaları
    Alı al, moru mor
    bin bir türlü çiçekle donanmış köşe bucak.
    Güneş ılık ışınlarını cömertçe yolluyor üstümüze
    Yemyeşilin orta yerinde
    elvan elvan çiçek kümeleri
    Taptaze bir bahar,
    Sanki toplumsal bir gün başlangıcı,
    Sanki ilk kez aydınlanıyor dünya,
    ilk kez başlıyor yaşam.
    Ama kuşlar
    ..............ötmüyorlar
    ..........................ağaçlarda,
    Gönlü kırbaçlayan esintıler yok
    Uçuşan kelebekler gözükmüyor havada.
    Her şey,
    her yer çiçeğe kesmiş
    türlü türlü cinsten,
    türlü türlü kokudan,
    türlü türlü renkten.
    Güneş nerde belli değil
    Gök masmavi
    Toprak yeşil
    Hava ılık
    Rüzgar esmiyor neden?
    Uzaklarda dereler
    Derelerden sular akıyor mu
    bilemiyorum?
    Uzaklarda tepeler
    Tepelerin ötesinde ne var?
    Tepelerin ötesi kış mı, bahar mı
    seçemiyorum...
    Tepelere doğru uzanan bir asfaltsız yol
    yürüyorum yol boyu
    yolun orta yerinden
    gözlerimi ayırmadan menzilinden
    çiçek denizine doğru...
    Ardımda bana benzeyen başkaları da var
    Beyinlerinde ne saklıyorlar
    Neden bir gölge gibi duruyorlar
    sağımda solumda bilemiyorum.
    Bilemiyorum elleri boş mu dolu mu
    Bilemiyorum neden oradalar?..
    Nereden gelip nereye gidiyorum
    Ne zaman çıktım yola
    Ve ne zamandır taban tepiyorum
    ulaşmak için oralara.
    Elimde pankartım
    Dilimde
    benim bile
    duyamadığım bir garip ıslık ezgisi.
    Gözlerimde
    bin bir renkte
    güneş gibi parlayan güneş dizgisi.
    Güneş nerede
    Fakat rüzgar esmiyor
    Yakıyor sıcak yavaş yavaş
    yakıp kavuruyor buharlanarak,
    Yolun orta yerinde
    yere saplı bir hançer gibi
    dimdik duruyorum
    Ve kendi kendime soruyorum,
    - Yol mu sona erdi
    yoksa dizlerimde derman mı tükendi?
    Ama pankartım elimde
    Yirmilik bir çivi gibi
    mıhlamışım pankartımın sapını yere.
    Güneş nerede
    Neden duyulmuyor kuşların cıvıltıları,
    Ya çiçeklerin görkemi işgal etti dünyamı
    ya da ağaçlar alıp götürdü onların şarkılarını...
    Bir yılan akıyor kıvrılmadan karşımdan
    İniyor tepelerden derelere
    çıkıyor derelerden tepelere,
    Uzuyor, uzuyor, uzuyor
    başı bana yaklaşıyor
    haber yok arkasından.
    Yılan bir ırmak oluyor sonra
    akıyor masmavi
    akıyor ince belli
    alev yeleli
    yabani bir tay gibi.
    İniyor tepelerden derelere
    Çıkıyor derelerden tepelere
    Çağlamıyor, köpürmüyor, dağılmıyor suları
    Aşıyor tırmanarak yamaçlardan
    Koşuyor düşe kalka çukurlardan
    İnletiyor koyakları gök gürültüsüyle
    Sürüklüyor dağı taşı tufan kalabalıkları gibi...
    Çiçekler dalgalanıyor yerinde
    Ama rüzgar esmiyor neden?
    Sıcak kavuruyor
    tozlu yolun ortasında gövdemi
    Ama nerde
    bir türlü göremiyorum güneşi.
    Yüzlerce sıralar halinde
    yekinip yürüyor çiçekler,
    karanfiller
    .........gelincikler
    ..................nergisler...
    Yaşam iksiri gibi tütüyor çiçekler,
    leylaklar
    ............güller
    ..................sümbüller...
    Gelin alayları gibi beziyorlar tepeleri,
    menekşeler
    ...................yaseminler
    .....................................çiğdemler...
    Dal dal uzuyorlar göğe doğru
    Çeyiz kilimleri gibi beziyorlar toprağı
    Esans gibi siniyorlar havaya
    Yerden mi sekiyorlar
    Gökten mi uçuyorlar
    ....................
    Adımlarını ağır atıyorlar
    Yaklaştıkça derinleşiyor gözleri
    Havada rüzgar yok
    Güneş nerede bellı değil,
    Dalgalanıyor saçları denizler gibi
    Alınlarında ateşler yanıyor
    Dökülüyor gözlerinden ışıklar yıldızlar gibi...
    Böceklere ne oldu
    görünmüyorlar ortada
    Nereye gitti kuşlar
    bırakıp şarkılarını ağaçlarda.
    Yanımda bana benzeyenler vardı hani
    Yok olup gittiler gerilerde
    toz gibi dağılarak sisler içinde.
    Ve şimdi ben
    yapayalnızım
    bir tozlu yolun orta yerinde...
    Pankartım her zaman elimde dimdik
    Pankartıma ne yazmışım hatırlamıyorum,
    Pankartım onlar için kuşkusuz
    Onları yücelten bir belgi
    ...................................belki
    ...................................pankartımdaki,
    Belki de karanlıktan firarımın belgesi.
    Yakıp kavuruyor güneş,
    İri ve ağır adımlarla
    yaklaşıyorlar durmadan,
    Ateş veriyorlar yüreğime
    ellerime
    .............yüzlerime
    ............................gözlerime ateş!
    Rüzgar esmiyor
    Fakat saçları
    ırgalanıyor havada
    buğday tarlaları gibi.
    Sırma sırma, tül tül olup savruluyor
    savrulup yanıyor alev alev elleri...
    Bölük bölük çıkıp geliyor ayçiçekleri
    Akıyorlar ırmaklarca
    Yakıyorlar kalbe düşen ilk sevdalar gibi,
    Meltem gibi esiyorlar
    Yaklaştıkça renkleniyor gözleri...
    Onlar devleşip yaklaştıkça üstüme üstüme
    Ben küçülüp uzaklaşıyorum sanki
    tozlu yolun gerilerine.
    Sanki güneş
    tam ense köküme mekan kurmuş
    yanıp kavruluyorum.
    Üstümden silindir geçmiş gibi yapışmışım yere
    Kaynar bir ter boşanıyor her yanımdan
    Toz - toprak içinde yapış yapış tenim,
    Gürül gürül akıyor terim
    sel suları gibi
    Şiddetli bir toz istilasında
    bayır bayır yanıyor gözlerim...
    Gelip başıma dikiliyor ön saftakiler
    Konuşmuyorlar hiç, dilleri yok sanki
    Sanki "dilsizler" bunlar.
    Neden başımı kaldırıp
    bakamıyorum gözlerinin içine?
    Suçlu muyum yoksa onlara karşı?
    Düşünüp bir yanıt bulamıyorum.
    Neden sıvışıp gitti benimle yola çıkanlar?
    Ben niçin koydum serimi bu yollara?
    Ben niçin teptim bunca tozlu yolu?
    Niçin
    onları selamlamak için
    kutsal bir bayrak gibi taşıdım kollarımda
    elımden hiç yere düşürmediğim pankartı?..
    Garip bir nesneye
    bakar gibi bakıyorlar bana,
    Tekrar tekrar okuyorlar pankartımı,
    İki çelik mengene el yapışıyor kollarımdan
    Tutup kaldırıyorlar yerden
    Tatlı bir serinlik çarpıyor suratıma.
    Yanıyor gözbebekleri kıvılcımlanarak,
    Çeviriyorlar başlarını günbatımına
    Bakıyorum
    güneş akşam kızıllığı içinde
    kocaman bir kan portakalı gibi
    salınıp kalmış ufkun üstünde.
    Dalgalanıp uçuyorlar güneşe doğru
    akın - akın,
    Saçları savruluyor havada,
    Esiyor rüzgar serinleterek efil- efil,
    Bir demet gül oluyorlar
    bir demet kızıl karanfil...
#22.05.2005 13:41 0 0 0
  • Konu: Mizansen
    Bir Parça

    Kuşlara ekmek verdim az önce
    Hem de bir hastane odasından
    O bildik kadrajdayım yani
    Kulağımda bir müzik
    En sevdiğim yeşilçam ezgileri
    Sıra Çiçek Abbas'ın

    Bir kez daha inandım şimdi
    Yaşamak için mücadele et
    Belki öldüresiye
    Her şey
    Bir parça ekmek
    Bir tas su
    için...
#22.05.2005 13:38 0 0 0
  • Konu: Mizansen
    Mizansen

    oynayıp dururdu sıkmış kafasına nihayet
    çenesinden girmiş kurşun parçalamış atmış
    arkasından çıkmış, kitaplığaca sekmiş
    boydan boya kurumuş kanmış ayna
    polise göre gözü üstündeymiş ölürken

    dost filan olacağından değil ya
    bir de köpek beslerdi izbandut
    dört günden sonra kırmışlar kapıyı
    köpecik kahvaltıdaymış ağzı burnu
    üstü başı kan bir gün sabretmiş
    iki gün sabretmiş
    başı gövdesinden böyle ayrılmış yani

    not filan çıkmamış bir taraftan
    yalnız seken kurşun
    kitab'a isabet etmiş.
#22.05.2005 13:37 0 0 0
  • Konu: İlk yaz


    İlk yaz

    Şimdi serçe yavrularının tavan aralarından
    Düşme vakti yaz.
    Ellerimde uykudan uyanan bir sepet geçenki yaz.
    Mavi pelurlar al eline bana aşkı söyle yaz.
    Geçer belki geçer uyuşukluğum.
    Ve az önce geçirdiğimiz ayaz.


    Billur akarsuda parçalara bölünen buz.
    Döner sızılarım bastığım küpümde tuz.
    Ekinlere gider bu yol sararırız başaklar korkusuz.
    Severim belki de sever bu havai ruhsuz.
    Öylece boşlukta boşverebilmekmiş ilk yaz.


    Avucumda ilk yazımdan kalma incim.
    Ne olur kötü söyleme incinirim.
    Sen bana döksen içini ben de sana şiir cinim.
    Canın ne isterse onu söyle onu yaz.
    Geçti ilk yaz geçti burcu burcu naz.

#22.05.2005 13:34 0 0 0
  • Londra'daki Royal Academy of Arts'ta 12 Nisan'da son bulan "Türkler:Bin Yıllık Yolculuk 600-1600" sergisi gerek İngiliz halkı gerekse dünya basınında hak ettiği ilgiyi buldu. Sergi dünya çapında saygınlığı olan ve yıllarca Topkapı Müzesi'ne hizmet vermiş olan küratörlerimiz Dr. Nazan Ölçer ve Dr. Filiz Çağman'ın imzasını taşıyordu ve Topkapı, Metropolitan, State Hermitage ve Louvre müzelerinden toplanan eşsiz eserlerden oluşuyordu.

    İlber Ortaylı'nın ifade ettiği gibi Türklüğün en önemli hususiyetlerinden biri coğrafyadır. Bu sergi Çin ve Moğolistan'dan başlayıp Orta Avrupa ve Kuzey Afrika'ya kadar uzanan coğrafyada Türklerin uzun yürüyüşünü konu alıyordu.

    Jan Paul Roux'nun Orta Asya kitabını okurken bozkırın aslında deniz olduğunu düşündüm; hareket halindeki kavimlerden oluşan ve kıyıları Çin, Hint, İran ve Bizans olan koca bir deniz. Bir leğende su taşımak ne kadar zorsa  küçük bir hareketinizle suyu bir tarafa boca edebilirsiniz zira  stepte dengeyi sağlamak da öyle zor olmuştur. Ateşli silahların keşfedilip hareketli süvarilerin manevra kabiliyeti ve kılıçlarının keskinliği ikinci plana düşene kadar bozkır, nerede ve ne zaman kopacağı belli olmayan tsunami dalgaları halinde kıyıları vurmuştur.

    Göçebelerde, İbn-i Haldun'un kullandığı ıstılahla ifade etmek gerekirse, güçlü olan "asabiyyet" Atilla, Cengiz, Timur gibi liderlerin etrafında enerjisini birleştirme imkanı bulduğunda dünyayı fethetme ihtirasına inkılap etmiştir.

    "Türkler" sergisi, uçsuz bucaksız bozkırın aynı zamanda malların ve insanların hareket ettiği bir iletişim imkanı olduğunu da anlatıyor. Mistiklerin, kervanların, maceraperestlerin oradan oraya aktığı, din, mezhep ya da tarikatların bazen kılıçla bazen de gönüllere hitap eden sihirli sözlerle rekabet ettiği gizemli bir enginlik&

    Türkler bu enginliğin şüphesiz en önemli aktörlerinden biriydi. Yüzyıllar boyunca Moğolistandan Orta Avrupaya, Hindistandan Rus Steplerine kadar "vatan" aradılar kendilerine. Vatan belledikleri yerleri mamur ettiler, bozkırın hayal dünyalarına ilham ettiğini, Çinden, Hint'ten, İran'dan gördükleriyle meczedip, giderek incelen sanat eserleri halinde bezediler taşlara, mağara duvarlarına, evdeki eşyaya, kolyeye, kutsal olana. Şamanizm, Budizm, Maniheizm, Musevilik, Hristiyanlık ve nihayet İslamiyet'e intisap eden değişik Türk toplulukları, yüreklerine düşen coşkunluğu sanatlarına da yansıttılar.

    Doğu Türkistan ve Moğolistan'da başlayan macera, Türklerin aradıkları vatanı buldukları yerde, Anadolu ve Rumeli'de son buluyor. Teşkilatta nizamın, sanatta zerafetin, ilim ve irfanda derinliğin, kervanların, seyyahların, hazinelerin, dervişlerin ve diplomatik heyetlerin birleştiği yerde, kadim dünyanın merkezi İstanbul'da.

    "Türkler" sergisi muhteşemdi. Çünkü anlattığı hikaye göz kamaştırıcıydı. Yüreğime Yahya Kemalin dizeleştirdiği şu ilhamı düşürdü:

    Irkın1 seni kendine benzer yaratırken,
    Kaç fethe koşan tuğlar ufuklarla yarışmış,
    Tarihini aksettirebilsin diye çehren,
    Kaç fatihin kanı mermerlere karışmış.



    . . . . . . . . . .
    1 Yahya Kemalin ırkçı olduğuna dair herhangi bir okumam olmadı. Beni tanıyanlar da bu hastalıktan ne kadar uzak olduğumu bilir. Bağlamı dışında anlaşılmacağını umuyorum.
#22.05.2005 13:33 0 0 0
  • Ben Versus Ben

    Kararlı olmayı hep sevmişimdir. İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış karar vermeliyim. Kötü sonuçlardan pişmanlık duymadım. Belki acı çektim, ama pişmanlık duymadım. Kararsız insanları da pek sevmem, daha doğrusu beni kaosa sürükleyen insanları. Ortada kalmak kadar iğrenç bir şey olamaz benim için. Bundan nefret ederim.

    Umut nedir? Benim umut dediğim, işte bu çıkmazların arkasındadır. Daha doğrusu beni kaosa sürükleyenlerin arkasından, aradığım ışıktır. Belki artık bu yüzden umudu sevmiyorum. Umut da artık benim için kaos. Sonuçta kararsız kalanların size söylemek istemediği ya da söyleyemediği şeyler vardır ki, artık, buna inanıyorum.

    -Efendim canım, bir şey mi diyeceksin?

    -Bu kadar önyargılı olma. Belki onlar senin gibi acı çekmek ve acı çektirmek istemiyorlar. Onlar belki daha sağlam kararlar vermek istiyorlardır.

    -Hadi canım, bu şekilde daha fazla zarar verdiklerini ikimiz de biliyoruz. Bunları yaşamadın mı! Umut, umut, umut diye kendini yiyip bitirmedin mi! Kararsızların acısını sen çekmedin mi! Sonunda hep gelip benden yardım istemedin mi!

    -Evet ama&

    -Ama ne, kum çuvalı? Sen ne kadar genişsin! Bunu daha ne kadar sürdüreceksin? Anlayışının sonu yok mu? Sen duygusal bir manyaksın! Herkesi seviyorsun, hepsine sonsuz anlayış gösteriyorsun. Bence sen ruh hastasısın!

    -Sen nesin! Senin umursamazlığın, anlayışsızlığın, nefretin, sinirin! Sen de duygusalsın işte. Ben duygusallığın iyi yanını yaşıyorum en azından. Sense kötü yanındasın.

    -Ben acı çekmiyorum senin gibi! Peki ya kim kimden yardım istiyor? Dediklerinin yanında ben güçlüyüm. Sense zayıfsın. Seni salak!

    -Sen güven nedir bilmiyorsun; senin sorunun da bu.

    -Sen güvendin de ne oldu! Hem neden tartışıyoruz ki; sen bana yardım için gelmedin mi?

    -Tamam tamam, senin dediğin gibi olsun.

    -Artık kontrol bende!

    O, hep sıkışınca bana gelir. Umut etmekten, acı çekmekten kurtulmak için. Ben güçlüyüm, o ise zayıf. O terk edilir, ben terk ederim. O sever, ben sevmem. O güvenir, ben güvenmem. Mantık, beraber oturup çay içtiğimiz bir cafe. Tek ortak yanımız. Bunun yanında gerçek olan şu ki, biz düşmanız. Ben onu sevmem, o beni sevmez. Ama O da ben, ben de Oyum

    O yine terk edildi&

    -Kabul et, seninle biz acı çekiyoruz. Benimle daha mutluyuz
#22.05.2005 13:30 0 0 0