Gece yavaş yavaş bitmeye başlarken
Ben caddede yürüyorum
Insanlar gelip geçiyor önümden
Bir çocuk geliyor yanima
Mendil satiyor, aliyorum bir tane
Tekrar yoluma devam ediyorum
Vitrinler gözüme çarpiyor, göz gezdiriyorum
Insanlar evlerine gitmek için telaş ederken
Ben yürüyorum sessizce caddede
Adimlarimi hizlandirmiyorum
Henüz erken seni görmek için biliyorum
Seni düşünmek için henüz erken
Gece yavaş yavaş bitmeye başlamali
Sokaklarda insan sesleri duyulmamali
Ben caddede yürürken
Seni düşünmek için henüz erken
Henüz işyerinde çalişiyorsundur
Yarim saat sonra çikacaksin sokaga
Bir otobüse atlayip eve yol alacaksin
Belki de etrafina hiç bakmayacak
Elindeki kitabi okumaya dalacaksin
Duraga gelince inip evin yolunu tutacaksin
Belki bir raslanti eseri karşilaşip
Birbirimize gülerek ayni yolda yürüyecegiz
Evimize girip olup bitenlerden bahsedecegiz
Ben sana gezdigim caddeyi anlatacagim
Sense okudugun kitabi söyleyip
Birbirimize bakacagiz
Henüz erken olsada dişariya çikip gecenin keyfini çikaracagiz
Aşkı deliliğe vurmuşsun ya
Ben sana aşıkken daha güzel bakıyordum dünyaya
Seni düşünüp kalkıyordum
Sabahın ilk ışıklarında
Herkese günaydın demek,
Yabancı gözlere gülümseyip bir tebessüm vermek
Sanki hayatın sırrını bulmuş gibi
Tüm dünyayı "aşk" iksiriyle donatmak geliyordu yüreğimden...
Gün ışığında gözlerimi açtığımda,
Sen olmalıydın yanıbaşımda...
Oysa uyandığımda
Senden kalan tek şey
Kaleminden çıkan bir elveda...
Sileceğim ellerinin izini tenimden
Atacağım adının damgasını yüreğimden
Sebepsizce gidişine söylediğim her ağıt için
Sana bir lanet, bana bir sebep vereceğim
Senden kalan son ateşi
Söndürebilmek için...
Gittin ya yağmurlar donatıyor gözyaşlarımı...
Ellerim tutumkarlıklarla sarmalanmış,
Sevdam uçup gitmiş yüreğimde
Yerini ağıtlara bırakmış...
Sen gittin ya beni bırakıp,
Gölgemde peşin sıra yol almış...
Ve o kahrolası hain gölgem
Ruhumun sevdalı yoldaşı,
Karanlığımın sırdaşı ve aşkımın
Ah... o lanetli aşkımın
Gündüzlü şahidi...
Korkularınla kuşattığın zırhınla
Beni itip gitmene öyle kızgınım ki,
Tövbe edip gelsen de bir daha
Asla bakmayacağım gözlerine...
Onu seviyorsun diyen iç sesime inat
Nefret tohumları ekeceğim gizlice...
Yüreğimin hangi köşesinde görürsem
Senin izinden bir parça,
Dağlayıp yerine ihaneti yazacağım
Büyük harflerle...
Gündüzümde seni hatırlatan herşeyi
Kırıp atacağım sokaklara,
Sonrada yakacağım
Tüm sevdalara inat,
İkaz uyarıları yazacağım
Her tüten dumanda...
Gittin ya,
Kalbime hançerler saplayacağım
Akşamdan sabaha,
Bedenim tükenecek yaralarla,
Nefretimle yeni bir bedende
Doğacağım...
Gittin ya,
Sessizce bir kalemin izinde
Sebebi bir korkunun baş harfiyle,
Sana lanet ediyorum
Sevdamı alıp gitmene,
Sana lanet ediyorum
Benim gibi sen de sev diye...
Benim gibi öyle çok sev ki,
Her kaçısında ızdırap acıları çekip,
Kalemlerle vedalara
Dönüşemesin yüreğin...
Dedin ya aşk kaybetmektir diye,
Ben de söylüyorum
Sen hiç kaybetme diye...
Sen gittin ya
Kaybettim ömrümün lütüfkar zamanlarını...
Vuslat şarkıları çalıyor her güne bakışımda
Artık açmayacağım gözlerimi tekrardan gün ışığına
Her karanlık benim gündüzüm
Her gündüz karanlığım olacak...
Karanlıkları niyahetlerle böleceğim
Tek tek...
Senin olmadığın her zamana ve her ana
Hançer dokunuşları saplayacağım...
Ve yakacağım bu şehri,
Her sokak köşesini, her yanan ışığı...
Söndüreceğim bu şehrin tüm ışıklarını
Karanlığa boğacağım
Seninle giden gündüzüme ağıt olsun diye...
Izdıraplar ve nefreti saplayıp insanlara
Benim gibi yanmalarını izleyeceğim
Küçük hüşular ve hafif mutluluklarla...
Senin lanetini seninle taşıyacağım ben
Senden sonra da...
nereleri görebileceğimi düşünüyordum ama görebildiğim sadece balkonun karşısıydı ve ilgimi çekmiyordu. çünkü sadece küçük büyük pencereleri ve balkonları görüyordum
sesler duymaya başladım ve dinlemeye çalıştm. bu ses sokağın o en karanlık parçasından geliyordu ama bu sesler kimlerin sesiydi. duyduğum sesler konuşmalardı ve bu konuşmalar hiç bilmediğim bir ağızdaydı
yalnız değildim
korktum, hemen duvara yaslanarak gizlendim, dinlemeye başladım
yalnız değillerdi
konuşmalar netleşmeye başladı ve dokuz çocuk gördüm. ama biri diğer sekizinden büyüktü o bir yetişkinmiydi ve sürekli kendi kendine konuşuyordu. konuşmaları anlayamıyordum. çünkü konuşulan ağız bütün ilgimi çekmişti ve ne konuştukları artık hiçte önemli değildi. ardından bu sekiz çocuğun kim olduğunu ve o yetişkin olanın neden kendi kendine konuştuğunu düşünmeye başladım
Ferhat mahcubiyetini gizleyerek odadan ayrılmış,anne ve babası ardından bakakalmıştı.Annesi nedenini öğrenmek istercesine,
-Hayırdır canım,bir şey mi söyledin çocucuğa...
-Yoo,hiçbir şey söylemedim.Zaten söylemediklerimiz onu rahatsız etti.
-Nolacak bu çocuğun hali...İletişim kuramıyoruz,bir doktora mı götürsek...
-Ne doktoru canım eşek kadar adam neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayacak yaşta.
Bu konuşma uzadıkça Ferhatın merakını çekmiş ve kulak kesilmişti.Annesi ve babası kendisi hakkında konuşuyordu.Lavaboda elini yüzünü yıkama bahanesiyle uzatmıştı süreci.Annesi onu bu halinden kurtarmak için çözüm yolları arıyor ,babası ise bırak yıkılana kadar... diyordu.
Yaşam anlayışları farklıydı anne ve babasının.Anne yaşamda insanların bir takım destekler alması gerektiğine inanıyor.Bu süreçte oldukça modern düşünüyordu.Gerekirse psikoloğa bile götürmeyi düşünüyordu oğlunun sağlıklı bir yaşam sürmesi için...Babası;hayatı zorluklarıyla tanıması taraftarıydı...``Düşe kalka öğrenecek ayakta durmayı``diyordu...
Nihayet konuşmalar bitmiş her zamanki gibi çözümsüzdü bu tartışmanın sonu da...Usulce içeri girmiş yüzlerine bakmıştı anne ve babasının.Annesi hüzünlü olduğu kadar da sevgiyle bakarken oğluna...Babanın bakışları sert ve boştu...
-Ben biraz dışarı çıkacağım,diyebildi Ferhat bu boş bakışlara.
-Nereye gidiyorsun oğlum ,diyebildi annesi.
-Geç kalma dedi babası...Cebinden çıkardığı bir elliliği uzatırken...
Yusuf bey kişisel iletişimde başarısızsa da çocuklarının her türlü maddi imkanlarını eksik etmezdi.Para ona göre harcanmak için vardı yeter ki lüzumlu yerlere sarf edilsin.
Ferhat kapıdan çıkarken,``Ooo,peder bey hayli bonkör bugün ``demiş ve bir bilinmeze doğru yol almıştı.Nereye gideceğini gerçekten bilmiyordu.Sosyal ilişkisi zayıftı.Birkaç arkadaşı vardı ve onlar da Öss`de başarılı olmuş ülkenin çeşitli üniversitelerine gitmişler ya da gideceklerdi.Nesrin aklına geldi bu düşünceler içinde yürürken.Acaba ne yapıyordu,nerdeydi şimdi...O da düşünüyor muydu Ferhatı...
Ne kadar yürümüştü bilmiyordu ama bildiği bu yol Nesrine giden yoldu.Hayli de yaklaşmıştı mesafe .Hemen şu sarı evi geçince karşıdaki ev onun eviydi.Gitse miydi acaba...Ya babası ,annesi görürse problem olur muydu.Hem kendi babasına verdiği söz nolacaktı.Bu düşünceler içinde Nesrinin kapısında bulmuştu kendini.Nesrinin babası evden çıkıyordu ,yakalanmamak için kapının önündeki servi ağacına sığınmış,saklanmıştı.Adam uzaklaşırken temkinli olarak ağacın ardından çıkmış,Nesrinin odasın gözetliyordu...aCABA Nesrin evde miydi...BULUŞMAK İÇİN OLUŞTURDUKLARI ŞİFRELERİ UNUTMUŞ MUYDU...Yaklaşık yarım saat evi gözlemiş giren çıkan olmamıştı.Her zaman ki buluşma şifrelerinden en etkini eve giren su borusuna bir taşla vurmaktı.Bu boru Nesrinin odasından geçtiği için çok etkili oluyordu bu taktik.Yine eline bir taş almış tam vuracakken kapıya yaklaşan birini gördü,taş elinden düştü.Çünkü elinde poşetlerle gelen Nesrindi...
Ferhat uykularında mutlu olurdu hep,oysa şimdi uymuştu kelimenin anlamıyla...İlk kez belki de vakitsiz...Önce annesi korktu hasta mı diye...Sonra önemsemiyormuş gibi yapsa da babası...Ateşi yoktu ,gayet de sağlıklı görünüyordu.O halde neydi bu zamansız uykunun sebebi.
Anne mutfağa giderken aklı uyuyan sevgilisinde ``noldu ki !``diyor da bir mana veremiyordu oğlunun bu haline.Baba;gazetesini okurken göz ucuyla sedirin üzerinde uyuyan oğlunu izliyordu acabalar içinde.Şüpheciydi baba hele ki son olayda kızın babasıyla tartışmışlar bu gençlerin önünü almak için gizli bir takım planları vardı.Oğlunun bilmediği ama öğrenince belki de düşman olacağı aşikardı.Acaba bunlardan haberi olabilir miydi.Çünkü bu planlardan sadece iki kişinin haberi vardı biri kendisi diğeri kızın babası Muhsin bey...Eee kendisi söylemediğine göre acaba Muhsin bey boşboğazlık mı etmişti...
``Belki de kuruntu benim ki`` dedi gazeteyi bir köşeye bırakırken.
Televizyona baktı Yusuf bey,uzun süredir beyaz camı izlemiyordu.Çünkü ne zaman televizyona baksa ülkenin sorunları gırtlağı aşmış boğuluyor sanki insanlAR.Bir yandan ekonomik kriz,işsizlik ve getirdiği sorunlar diğer yandan otuz yıldır ve belki de ülkenin kuruluşundan beri var olan ayrılıkçılık ,terör...Bunca dert ,sıkıntı yetmiyormuşcasına ülkeyi yönettiğini sananların belki de iyi niyetli ama maksadı aşan tavırlarıyla ortaya çıktıkları ``paketler,paketçikler``
Yusuf bey hiç sevmezdi kanaldan kanala geçmeyi de,televizyonların sOn hali adeta onu da bir zaplama manyağı yapmıştı.Birinin ak dediğine diğeri kara diyordu.Bazıları hükümet yanlısı konuşuyor adeta kraldan çok kralcı diğerleri ise kuyruğuna basılmış ayı gibi homurduyordu.Televizyonda haber dinleyen herkesin kafası karıştığı gibi o da bu ak ile karanın aynı karede olmasına kızıyor kendi kendine izlememeye söz veriyordu.Dahası bir kaç kanalı silmişti bu densizlikleri yüzünden.Hızlı bir şekilde haberleri zapladı yine terör boy göstermiş dört şehit vardı hem de açılım saçılım politikalarının ayyuka çıktığı günlerde.Yazık dedi televizyonu kapatırken...Eşi gelmişti yanıbaşına haberi yoktu...
-Hayırdır,neye yazık...Ne oldu yine.
-Ne olsun be hatun ,yine dört vatan evladı toprağa düşmüş.
Bu insanlar ölürken vatan için bayrak için...birileri hala kirli sularda bulattıkları sularda bir şeyler arıyor.
-Sahi nedir bu açılım hikayesi...
-Vallahi ben de bilmiyorum hatun,sanırım göç yolda düzülür diyip ülkemi yönetenler bir fikir attı ortaya bakalım ne çıkacaksa...Umarım dağ Kürdistan doğurmaz...
-Kolay mı bizi bölmek,o kadar kolay mı?
-İnşallah kolay olmaz,gerçi tek güvencemiz ordumuz...Ama Ergenekon diye diye onları da sindirmeye çalışıyorlar.
-Merak etme et kemikten ayrılmaz...Acaba kimi kimden ayıracaklar.Diyelim ki ayırdılar,coğrafya üzerinde yapma bir devletçik kurdular dış güçler ve iç hainler birlikte.Nolacak ve ne kadar yaşayacak.Ankardadaki,İstanbuldaki İzmirdeki,Adanadaki...bilumum illerdeki Kürtlere git vatanına dediğinde kaçı gidecek...ister mi burdaki yaşamını güneydoğuya tercih etmek.Bir başkası da yüzyıllardır kız alıp vermişsin.Ne tam saf Türk kalmış ne de saf Kürt nolacak bunları nasıl ayıracaksın...
-İşte mesele de o ya ...Avrupalının ya da Amerikanın amacı bir devlet kurmak ya da kurdurmak değil...Var olan güçlü son Türk devletini bu topraklardan silmek.Bunu silahla ,güçle, ekonomiyle ,kültürle kısaca herşeyle denediler olmadı ,olmayacak da...Geriye ne kaldı,Türkün en zayıf yanı kardeş kavgasıyla zayıf düşürmek ve sonrasında Türksüz ,Kürtsüz bir Anadolu...Hakkımızda hayırlısı hatun hayırlısı demiş ve hüzünlenmişti Yusuf bey.İşte o arada hoca ezan okuyordu...Oğlu Ferhat belki de hocanın sesiyle belki de babasıyla annesinin tartışmasına uyanmıştı...Gözlerini üfelerken çevresinde olanları anlamak istercesine önce annesine baktı,o gülüyordu sıcaklığıyla...Babasına baktı her zamanki asık suratıyla kendine bakıyordu...Başını önüne eğdi, utanmıştı. Belki de koca adam uyur mu bu saatte diyecekti babası...
Gençlerde intihar oranının yüksek olması nedeniyle, gençlerde depresyon ko nusunun ele alınması özel önem taşımaktadır. Bir grup olarak gençler ye tişkinlere göre daha sık intihar girişiminde bulunur ve bunu gerçekleştirirler. Duygudurum bozukluğu olan ergenler ise, duygudurum bozukluğu ol mayanlara göre iki misli intihar işleme riski taşırlar. Duygudurum bozukluğu olan gençlerin % 15'i canına kıymaktadır. Tüm ergen ölümlerinin % 25'inin nedeni intihardır.
Anne-babaların ergen duygudurum bozukluklarının işaret ve belirtilerini gençler için normal davranışlarmış gibi algılayıp gözden kaçırmamaları ge rekir. Yaygın olan inancın tersine, pek çok gençte dışa dönük patlamalar ya da geniş duygudurum dalgalanmaları olmaz. Çoğu zaptedilemez davranışlara girmez ya da uzlaşması olanaksız biri haline gelmez.
Bölüm 3'te yetişkinler için tanımlananlara benzer belirtilerin ortaya çık ması ergenlik öncesi çocuklarda ve gençlerde daha olasıdır. Bununla birlikte, öfkeli ve duygularını ifade etmekte isteksiz olan ergenlerin veya duygularını kelimelere dökemeyenlerin üzgün olmaktan söz etmekten çok kötü davranış göstermeleri daha olasıdır.
Depresyon gençleri sıklıkla daha küçük çocuklardan daha çabuk vurur. Muhtemelen vücutlarının geçirdiği birçok fizyolojik değişiklikten dolayı, be lirtileri ve genel duygudurumları yetişkinlere göre daha hızlı değişme eğilimi gösterir.
Yetişkinlerde Depresyon Belirtileri
1. Huysuz, "alıngan", aşırı tepkisel ve geçinilmesi güçtür.
2. Agresif, kargaşa çıkaran ya da suç işleme davranışına angajedirler.
3. Okul başarı notları düşer.
4. Kulüplere, spora, arkadaşlarla vakit geçirmeye ya da daha önceleri ilgi duydukları diğer etkinliklere olan ilgileri kaybolmuştur.
5. Partilere gitmeye zorunlu hissederler, erkek veya kız peşinde ko şarlar, heyecan ararlar veya gözüpektirler. Ya da tam tersi olabilirler: Asla durup dinlenmezler. Bunlar zorlayıcı egzersizler olabildiği gibi aşırı ders çalışmak da olabilir.
6. Özsaygıları düşüktür.
7. Çekici olmadıkları ya da başkaları tarafından sevilmedikleri gibi gerçek olmayan kaygılar taşırlar.
Çocuk ve Yetişkin Bipolar Hastalığı
Bipolar hastalığın çocuklarda ve ergenlerde nasıl bir seyir gösterdiği veya has talığın kendini ne kadar erken belli edeceğini kestirmek, tanıyla ilgili işaret ve belirtilerin yeterince açık olmaması nedeniyle güçtür. Yakın zamanlara kadar çocuklarda ender olarak görülen bir hastalık olarak görülürdü. Şimdi, tanının yetersizliğini gösteren işaretler vardır.
Çocuklarda bipolar hastalığın belirtileri tipik yetişkin manik hastanınkilerden iki açıdan farklılık gösterir. Birincisi, bipolar hastalığı olan on yaşından küçük bir çocukta önce daha çok atipik depresyon belirtileri (çok uyuma, bitkinlik) ve ani, uzun süreli öfke patlamalannı da kapsayan davranış problemleri ortaya çıkar. Çocuk kırıp dökebilir veya saldırgan olabilir. Çocuklarda kendini büyük görme veya öfori gibi tam gelişmiş manik belirtiler nadiren görülür. İkincisi, on ya da on iki yaşına kadar olan çocuklarda bipolar hastalık atak şeklinde değil, daha çok sü rekli olma eğilimi gösterir. Genellikle erken ergenlik dönemine kadar belirtileri başlangıç ve bitiş olarak net olan ataklar ortaya çıkmaz.
Unutulmamalıdır ki, çocuklarda klinik depresyondan ayrı olarak depresif duygudurumla ilgili nedenler olabileceği gibi, genç çocuklarda şiddete dayalı patlamaların da bipolar bozukluk dışında nedenleri olabilir. Süregelen şiddet patlamaları çocuğunuzda bipolar bozukluk olduğu anlamına gelmez. Bunlar sadece çocuğun değerlendirilmesi ve bipolar hastalık tanısının da gözden uzak tutulmaması gereğini ortaya koyar.
Klasik tanı ölçütleri kullanıldığında, bipolar hastalığın en sık on beş ve on dokuz yaşları arasında ortaya çıktığı görülmüştür. Yirmi ile yirmi dört yaşları arasında ikinci bir doruk başlama zamanı bulunmaktadır. Şiddete dayalı pat lamaları bir tanı ölçütü olarak ele alan çalışmalar başlangıç yaşının çok daha erken olduğunu ortaya koymuştur.
Yakın zamanlara kadar on yaşından önceki tanılar pek yaygın değildi. Şimdi ise sekiz yaşındaki olgular bile bildirilmektedir. En azından bir veya iki araştırmacı grubu beş, yaş altındaki çocuklarda bipolar hastalık bulunduğunu kanıtlamıştır. Massachusetts Genel Hastanesi ve Harvard Tıp Fakültesi'nden araştırmacılar, araştırmalarına konu olan on iki yaşın altında oldukça çok sa yıda çocuğun mani belirtileri taşıdığını bildirmiştir.
Bipolar hastalığı olan daha büyük çocuklar ve ergenlerde, tipik mani be lirtilerinin bulunduğu ataklarla giden bir seyir gözlenebilir. Bu seyirde, kendini büyük görme; basınçlı ve kesilmesi güç konuşma ve birbiriyle yarışır şekilde hızla akan düşünceler gözlenebilir. Fakat çoğu, belirgin sayılamayacak manik özellikler gösteren ataklar yaşamaya devam ederler. Çökkün duygudurum, huzursuzluk ve hiperaktivite gibi hızlı döngülü ve karışık özellikler yaygınlık gösterir. Bipolar hastalık çeken ergenlerde, şiddete dayalı, yıkıcı ve antisosyal davranış dönemleri gözlenebilir.
Psikotik özellikler, duygudurum bozukluğu yaşayan ergenlerde yetişkinlere göre daha yaygındır. Yetişkinlerde şiddetli, psikotik manik depresif hastalığa sıklıkla yanlış olarak şizofreni tanısı konur.
Bir çocukta bipolar hastalık varsa, yetişkinlikte de devam eder. Bu, bü yüyünce yok olan bir şey değildir.
Günlük Yaşam Ve Evlilik Stresleri - Günlük Yaşam - Evlilik Stresleri
Ruhsal hayatta ve sosyal ilişkilerimize etki eden stresler nelerdir?
Stres Çeşitleri, Akut Stres, Sıkıntı Stres
insan hayatında etkili psikososyal stresler üç bölümde toplanır:
1— Günlük yaşamımız sırasında karşılaşılan stresler,
2— İnsanın biyolojik ve psikolojik gelişmesi sırasında ortaya çıkan stres faktörleri,
3— Hayatın kriz devreleri veya hastalık halleri sırasında beliren stresler.
1— Günlük yaşam stresleri: Bunlar her gün karşılaştığımız ve bize ters ge len olaylar, arzu edilmeyen karşılaşmalar,
aksiklikler, ev, işyeri ve sokak sür tüşmeleri, ihtiyaçlarımızdan doğan aksaklıklar, günlük öfkeler, kavgalar, tartış malar ve geçimsizliklerdir. Çok yüklü, çok şiddetli ve sürekli olmasalar bile art arda gelişleri, bizi bir stres bombardımanına tutmaları, birikici olmaları sebe biyle fizik yapımızı, duygusallığımızı ve heyecanlarımızı etkilerler. Kafamızın içini lüzumsuz teferruatla doldurmaları, sinir sistemini sürekli bir uyarı altın da tutmaları sebebiyle de bir "düşünce otomatizmi"ne sebep olurlar ve konsantrasyon azalmasına, iş veriminin düşmesine, günlük yaşam hazzının azalmasına, cinsel içgüdünün zayıflamasına, gergin ve sinirli bir mizacın ortaya çık masına neden olurlar. Büyük şehir yaşamında bu "mini-stres"lere ilave olarak , baca ve egzos gazları, şehrin gürültüsü, hava kirliliği, insanların günün her anında saate ve zamana bağlı olmaları mecburiyeti de günlük yaşam stresleri ara sında sayılırlar.
2— Gelişim stresleri: İnsan gelişiminde ilk çocukluk, çocukluk, ergenlik, erken ve orta gençlik dönemleri, geç gençlik dönemi, yetişkinlik ve yaşlanma dönemleri olduğu bilinmektedir. Bu dönemlerden ilk çocukluk, ergenlik, âdet kesimi ve erkekte andropoz olarak bilinen erkeklik gücünün bittiği dönemler biyolojik olarak stresin en yoğun olduğu dönemlerdir.
Çocuğun ilk birinci yaşı içinde anneyi kaybetmesi, ilk üç yaş içinde anne den ayrı yaşaması, bu devreler içinde sevgi, şefkat ve korumadan mahrum kal ması, beslenme yetersizliği gibi sebepler ilk çocukluk yaşının önemli stresleri arasında sayılırlar.
Kız çocuklarının 11-13 yaşları arasında bedenlerinde başlayan yapı değişik likleri, âdetlerin başlaması veya âdetlerin başlamasındaki aksamalar, erkek ço cukta 11-14 yaşları arasında ikincil cinsel organlarda ve görevlerindeki hazırlık değişimleri ve seminal boşalımların başlaması da korku, endişe, tedirginlik gi bi stres cevaplarını oluşturur. 15-18 yaş arası orta gençlik döneminde kişilik geliştirme çabaları ve "separasyon" olarak tanımlanan ana-baba figüründen kopma çabaları, bunun yanı sıra kişilik geliştirme görevlerinde "identite krizi" olarak bilinen kişilik değişiklikleri ve bozuklukları da ciddi stres faktörleri ola rak karşımıza çıkar. 15-18 yaş grubu gençlerinde soyut düşüncenin gelişmeye başlaması ile beraber çocuğun ilgi alanlarının değişmesi ve yeni bir "benlik" görüşü ve "dünya" görüşünün ortaya çıkması ile beraber bir "kavram karmaşası" kaçınılmaz olur ve bu devrede çocukta veya gençte çok aşırı bir duygusallık artması ile beraber yeni yeni sevgi objeleri arama arzusu belirir. Bu sevgi obje si arama ya platonik ve büyük aşkların ortaya çıkması veya sapık obje arama larına sebep olur ve homoseksüel eğilimler ve bunların verdiği şiddetli stres duyumu belirgin hale gelir.
20-25 yaş dönemleri, gencin erkek ise toplumda saygın bir yer ve iş kapma savaşının verildiği, kişinin kendisini çevreye kabul ettirme gayretinin çok yo ğunlaştığı devrelere raslar. Gencin şanssız ve başarısız olduğu hallerde stres faktörü ya dokusal veya psikolojik gerilimlere veya hastalıklara sebep olacak ölçüde şiddetli olur. Kız çocuklarında ise evliliğe ve anneliğe psikolojik hazır lanma ve özlem sürecini kapsar. Özellikle evde kalma korkusu genç kızın bü tün yaşam hazzını, üreticiliğini ve neşesini kaçırır. Bu devrede şanssız dene melerin ve hayal kırıklıklarının olması genç kızı içinden çıkılmaz psikolojik yı kımların içine atar.
Bundan sonraki devre bireylerin kendilerini, analık-babalık, işadamı, ev ka dını, idareci gibi rollerde görmek istediği süreçtir. Kişinin sosyal streslerinin çok yoğun ve kendisinden beklentilerin en üst düzeyde olduğu yaşam yılları dır. Bu rollerin iyi yapılmaması, kişinin toplum içindeki yerinin, itibarının, mal varlığının kaybedilmesi çok önemli sosyal stresleri oluşturur.
Adet kesimi ve erkeklerde andropoz olayı, biyolojik stres kaynakları arasında çok önemli bir yer alır. Her iki cinste de bu devrelerde üretkenliklerinin bittiği, artık gerçek bir kadın veya erkek olmadıkları, tabiatın kendilerine verdiği çok önemli bir haz ve görevin artık ellerinden alındığı, biyolojik olarak eksik olduk ları fikirleri kişiyi şiddetli bir stres altına sokar. Bu devrede kadınlarda kilo kaybı, sıkıntı, durgunluk, depresyon, şüphecilik, mizaç bozuklukları, zıtlık, terslik, ça lışma isteksizliği görülür. Sıklıkla intihar fikirleri ve değersizlik fikirleri açığa çıkar. Erkeklerde andropoz olayı, kadınlara oranla belirsiz ve silik geçer. Bir kı sım erkeklerde ise bu biyolojik süreç hiç ortaya çıkmayabilir ve erkek cinsel görevlerini hayatının sonuna kadar sürdürebilir.
Andropoz olayı erkeklerde durgunluk, isteksizlik, ilgi kaybı, depresyon, kişinin kendisini toplumdan ayırması gibi belirtiler gösterir. Bir kısım erkeklerde ise zihinsel durgunluk, kavrama ve anlama zorlukları şeklinde ortaya çıkar. Bu olayı kabullenemeyen ve zihinsel kusurlar gösterenlerinde ise stres faktö rü asosyal denilen türden sapık, suç niteliğinde, bazen çocuksu davranış bozuklukları şeklinde karşımıza çıkar. (Adet dönemi Stres, Stres Hastalığı)
3— Hayat krizleri şeklinde görülen stresler Her kişinin yaşamında farklı olayların yarattığı değişik türde streslerdir. Kişinin hayatı boyunca karşılaştığı hastalıklar, iş kayıpları, itibar kayıpları, mahkûmiyet veya mahcubiyet halleri, sevilen kimselerin, yaşıtların, arkadaşların kaybı, kazalar sonucu ortaya çıkan organ yetersizlikleri ve organ kayıpları, aile içindeki otoritenin kaybı, mal ve para kayıpları, iflas halleri, eşlerden birinin kaybı, evlat kaybı, ailenin parça lanması, evlatların evden uzaklaşması, olumsuz ve istenmeyen evlilikler, evli lik dışı yaşam, evlilik dışı evlat sahibi olma, alkol ve uyuşturucu madde alış kanlıklarının ortaya çıkması gibi olayların her biri başlı başına birer stres fak törü olarak tesir eder ve kişinin hem biyolojik, hem de psikolojik yapısını etki lerler.
Evlilik ve stres: Evliliğin bir stres olup olmadığı tartışılabilir. Bir kısım evli liklerin taraflara mutluluk ve yaşam hazzı vermesine karşılık bir kısım evliliğin de bir stres faktörü olarak tesir ettiği bir gerçektir. Ancak evlilik olayının ken disinin bir stres olmadığı kesindir. Evlilik insan yaşamında "biyolojik bir sü reçtir". İnsanlar, evlenmek ve cinsler bir evlilik çatısı altında bir arada yaşa mak üzere yaratılmışlardır. Evlilik, insanın sonradan keşfettiği bir müessese değildir. Hem biyolojik yapıları hem de psikolojileri buna göre planlanmıştır. Evlilik ne kadar tabii ise belirgin bir organik veya psikolojik sebep olmaksızın evlenmemek de o kadar tabiata aykırıdır.
Ancak, bir evlilikte bireylerin akılcı bir tutum izlemeleri, beklentilerin nor malin üstünde olması "zıtlık içinde beraber yaşanılabileceğinin bilinmemesi" evliliği her iki taraf için de bir stres haline sokabilir. Evlilikte stres faktörleri:
a— Farklı ekonomik düzeyler,
b— Farklı kültür ve farklı kültür düzeyinde olma,
c— Farklı gelenek ve göreneklere sahip olma,
d— Ayrı dinlerden olma, aynı dinin farklı mezheplerinden olma,
e— Ayrı milletten olma,
f— Ayrı dilin kullanılması,
g— Ayrı beslenme modeline sahip olma, ayrı ve değişik bir mutfak düzeni,
h— Eğitim biçimi farklılığı,
i— Siyasi görüş farklılığı,
j— Beğeni farkları, moda anlayışında değişiklik, giyim zevki farkı,
k— Cinsel dürtü ve uyarı değişikliği,
I— Ayrı zekâ düzeylerinde olma,
m— Tahsil seviyesi farkları,
n— Şehir, kasaba ve farklı yörelerden gelmiş olma,
o— Görgü farkı, terbiye farkı,
ö— Taraflardan birinde veya ikisinde mevcut ruhi hastalıklar, fiziki hasta lıklar,
p— Kötü huy ve alışkanlıklar. Taraflardan birinin sigara ve alkol alışkanlı ğı, uyuşturucu alışkanlığı, kumar alışkanlığı, homoseksüel eğilimler, homosek süel veya sapık cinsel yaklaşım istek ve eğilimleri,cinsellikte süre uyuşmazlığı.
r— İsraf, savurganlık, tamahkârlık halleri,
s— Taraflardan birinin içe kapanık, diğerinin dışa dönük bir kişilik yapısın da olması,
ş— Uyku ritmi değişiklikleri,
t— Taraflardan birinin pis, pasaklı, kirli veya tembel olması,
u— Konuşma farkları, küfürlü konuşma, açık saçık konuşma, patavatsız ko nuşma,
ü— ilgisizlik, horlama, beğenmeme, aşağılama, eziyet etme, dövme, v— Aldatma, başkaları ile ilgilenme, evden kaçma, boş zamanlarını evin dı şında geçirme,
y— Tarafların ana-baba ve yakınlarına karşı horlayıcı, saygısız davranışları, z— Eşlerin kendilerini daha iyi bir eşe layık oldukları inancını taşıması. Görüldüğü gibi evliliği bir stres haline sokan çok sayıda faktörü sıralamak mümkündür. Bizim burada saymayı unuttuğumuz pek çok sebebin daha evlili ği çekilmez hale getirdiği ve eşler üzerinde bir stres olarak tesir ettikleri bilin mektedir. Bütün bu sayılanların gerçek birer stres olarak kabul edilebilmesi için kişinin biyolojik veya psikolojik görevlerini aksatması şartı aranmalıdır. Bu nun dışında yukarıda sayılan farklılıklar veya davranış bozuklukları diğer taraf için bir "suçlama - ayıplama - horlama ve cezalandırma" şeklinde kullanılma dıkça bir stres olarak kişi tarafından algılanmadıkları anlaşılmaktadır. "Hata ettin, ayıp ettin, kötü yaptın, kasıtlı yaptın, isteyerek yaptın" gibi önyargıların stresi oluşturmada asıl mekanizmayı teşkil ettiği ve kişinin suç ve kusurunun yüzüne vurulması halinde psiko-biyolojik bir değişikliğin başladığı anlaşılmış tır.
İlkbahar Ateşi - Spring Fever - İlkbahar Ateşi 2009 - Spring Fever 2009 - İlkbahar Ateşi Vizyon Tarihi - İlkbahar Ateşi Film Konusu - İlkbahar Ateşi Oyuncuları
İlkbahar Ateşi 2009
Vizyon Tarihi: 1 Ekim 2009
Oyuncular: Chen Si Cheng,Hao Qin,Wu Wei,Zhuo Tan
Yönetmen: Ye Lou
Senaryo: Feng Mei
Yapımcı: An Nai, Sylvain Bursztejn
Tür: Dram
Yapım: 2009 ~ Çin, Fransa, HongKong
Eşcinsel teması nedeniyle Çin'de yasaklanan ve resmi izin olmadan yurtdışına çıkarılarak Cannes'da gösterilen Lou Ye'nin İlkbahar Ateşi filmi, neler görmüş-geçirmiş festivali bile şaşırtacak sahneler içeriyor.
Cannes, 2009 ilk olayını yarışmadaki Çin filmi İlkbahar Ateşi'yle (Spring Fever) yaşadı. Tanınmış yönetmen Lou Ye'nin biri evli iki genç adam arasındaki son derece ateşli ilişkiyi anlatan filmi, neler görmüş geçirmiş Cannes şenliğini bile şaşırtacak sahneler içeriyordu. Ama asıl önemli olan, filmin ülkesinde yasaklanmış olması ve Cannes'a resmi izin olmadan gönderilmesiydi. Aslında aralarında Yılmaz Güney'in Umut filminin de bulunduğu birçok filmin geçmişte yaşadığı bu olayın bu çağda yaşanması, Çin'de sinemanın ve tüm sanatların üzerindeki büyük baskı ve sansürle açıklanıyor.
Büyük ilgi gören filmin basın toplantısına tüm ekip katıldı. Yönetmen Ye, filmin yasaklandığı halde Cannes'a gönderilmesinin kendisi dahil tüm sanatçılar için beş yıl çalışamama cezasıyla sonuçlanabileceğini söyledi. Ye, nufusu 1.3 milyara varmış bir ülkenin içinde eşcinseller dahil her türlü insanın bulunabileceğini, filmi eğer gösterilseydi Çinlilerin büyük anlayışla karşılayacaklarından emin olduğunu belirtti. Filmin üç erkek ve bir kadın oyuncusu, özellikle yoğun cinsel sahneleri nasıl çektiklerini anlatırken zorlandılar. Biri kendisini tümüyle yönetmene teslim ettiğini belirtirken, bir erkek sanatçı şöyle dedi: "Oyunculuğun bambaşka bir ahlakı vardır. Ve bunun ilk gereği de rolün tüm icaplarını yerine getirmektir." İlkbahar Ateşi Cannes'da En İyi Senaryo (Best Screenplay) ödülüne layık görüldü.
Beyaz Kurdele - Das weiße Band - Das weiße Band 2009 - Beyaz Kurdele 2009 - Beyaz Kurdele Filmi - Beyaz Kurdele Vizyon Tarihi - Beyaz Kurdele Oyuncuları - Beyaz Kurdele Konusu
Yapımcı: Veit Heiduschka, Stefan Arndt, Ulli Neumann, Michael Katz, Margaret Ménégoz
Görüntü Yönetmeni: Christian Berger
Tür: Dram, Savaş
Yapım: 2009 ~ Almanya, Avusturya, Fransa
1913 yılında Kuzey Almanya'nın kırsal bir bölgesindeki okulda tuhaf olaylarla karşılaşılmaktadır. Okulda yaşananlar bir tür cezalandırma ritüeline benzemektedir. Bu durum okulu nasıl etkileyecektir ve okul yükselen faşizme karşı nasıl tavır alacaktır?
Michael Haneke tarafından yönetilen ve bu yıl 62. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü kazanan 'Das weiße Band/Beyaz Kurdele' filmi, 15 Ekim 2009 tarihinde sinemalarda