TNT Hatırlıyor musun 2009 - TNT Hatırlıyor musun - TNT Hatırlıyor musun Yeni Albüm - TNT - Hatırlıyor musun
SANATÇI ADI: TNT
ALBÜM ADI: Hatırlıyor musu
ALBÜM YILI: 2009
COVER:
ALBÜMDEKİ PARÇALAR:
01- Hatırlıyor musun ?
02- Bedel Feat MR
03- Gözlerini Yum
04- Uyuyamıyorum Feat Limit & MR & Kdr & Gift
05- Sensiz Bir Ülke
06- Yalnızlığa Denk Feat cHeCkMaTe^
07- Paramparça
08- Biraz Dağılmak
09- Koca Bir Yalan
10- Sen Seçtin Feat Gift
İşte ne olduysa, o günden sonra oldu. tüm yaşanılmış ya da yaşanılası özverimi kaybedişim.
Hazin ve hüzünlü bir gün gibiydi gökyüzü, sıcaklığına rağmen karabulutlarını serpiştirmişti üzerime. Adımlarımı ve adımlarını sayıyordum, aynı adımları atmak için çabalıyordum. Sağ sol-sağ sağ-sol Her zaman bir adım geride gizlice bıyık altından izliyordum tüm hareketlerini. Yürüyüşünü, gözleri ile kızları kesişini, elleri ile bıyıklarını düzeltip, üst dudağı ile ağzının içinde kemirişini
Sabah güzergâhından iş yerine doğru yol alıyorduk. Karşıda küçük bir çay evi saatime baktım, on iki dakika vardı servisin gelişine. Kahvaltılık için, yapışıktaki küçük bir bakkaliyeye doğru yanaşıp, bir parça peynir ile yağlı ekmek istedim. Döner adımlarla ona doğru yanaştım.
— Bir şeyler atıştıralım servis gelene kadar.
Çay ocağına bakan esnafa seslenerek;
— Bize iki çay gönderir misin? Benimki duble olsun lütfen.
— Tabi efendim, hemen getiriyorum.
— Biraz acele eder misiniz? Servisimiz gelecekte.
— Hemen getiriyorum efendim.
Kahvaltı ve çayları, onun yanında istediğimden dolayı çok gururlandım; artık kocaman bir delikanlı olduğumu anladım. Kendi başıma, bir şeyleri yerine getirebileceğim havasını yarattım masada. Olgun bir adammışım gibi, sohbete koyuldum.
— Ne zaman emekli olacaksın?
— Az kaldı, oğlum bir ay kadar bir şey. Neden sordun ki?
— Hiç!
Emekli ikramiyenle ev alabilir miyiz? Yeter bence bu yaşa kadar. Kiracı olarak oradan oraya dolaşıyoruz.
— Kendi gücümüz yettiğince, bir şeyler yapmaya çalışacağız zaten.
— Olmazsa altınları da bozdurur, iyi bir ev alırız, annem buna çok sevinecek.
— Hadi bakalım servis geliyor, toparlan.
— Bakar mısınız efendim?
Diye seslenerek içeri doğru yol aldım. Çay ücretlerini ödediğimde, gözlerimin içine bakarak gülümsedi. Çok iyi niyetli bir insan, bir keresinde sigara içtiğimi bildiği için, iş yerindeki odama girerken kapı çalışı, beni utandırmıştı; ya da ilk önce telefon açıp ne yapıyorsun dedikten biraz sonra gelmeleri gibi Ailenin tek erkek çocuğu olduğumdan mıdır nedir hiçbir zaman babalık yapmadı. Bir arkadaşım, ağabeyim, dostum gibi sohbetler edip tartışmalar yapıyorduk.
Neyse ki akşam mesai bitimi gelip çatmıştı. Beraber geldiğimiz gibi tekrardan yola koyulduk. Bu sefer eve dönüş vardı. Servise bindik; babam önde ben ise en arka koltuklara geçip oturduk. O kareler halen gözlerimin önünde... Deliriyor içim ve işte durağımıza yaklaştık. İlahi kader derler ya! İlk önce babam indi sonra ben inmek isterken servis hareket etti. Arkada oturduğum için seslenişimi servis şoförü duymamıştı. Sonradan indiğimde babam, benden en az yirmi metre kadar geride kalmıştı. Ona doğru yürüyordum ki karşıdan karşıya geçmekte olan babam, solundan gelen arabayı fark etmedi
Gözleri ile gözlerimin içine doğru baktı. Yüzünde elveda tebessümü. Bütün geçmişini geride bırakacak bir elveda... O dağ gibi adam yerlerdeydi. Kafasından darbe almıştı. Çıldırmış gibiydim, gözlerim kararmıştı. Başını kucağıma alarak etrafıma bağırdım, ambulans çağırın diye... Şoför ürkekliğinden sapsarı kesmiş, donuk bakışlarla yüzüme bakıyordu. Ben ise kin ve nefret kokuyordum. O an, dünyanın en tehlikeli insanı bendim. İntihar bombacısı olacak kadar gaddar olmuştum ve ambulans geldiğinde belliydi pek fazla yaşayamazdı: Nefes alıp verişi horlama şeklinde, bedeni kaskatı kesilmişti. Hayatımda babamla beraber, çok şeyimi kaybettim. Sevinçlerimi, üzüntülerimi, kederlerimi... Ve artık babam yoktu sadece ondan geri kalan, taşıdığımız DNA'lardı bedenimizde
Pazar akşamı Zuhal, saat on iki'de Okan'ı evine bırakıp, ayrıldı. Ertesi sabah, kendini yoğun bir iş programı belediğini bilen Okan hemen yattı. Kendinle kalınca, hafta sonunun muhasebesine başladı. Gerçekte Zuhal'i sevmeye başladığını biliyordu. Onun anlattıklarını bir, bir düşündü. Her şeyi kabulleniyordu. Aklına takılan tek nokta, çocuktu. Üstelik bunca birlikteliğe rağmen çocuğu görmemişti. Düşünürken, göz kapakları ağırlaştı, sonunda uyudu.
Bürosuna geldiğinde, Melih'i kahvesini içerken buldu. Melih hafta sonunu merak ediyordu. Ona detayları ile akşam anlatacağını söyledi. Bu arada, reklâm ajansından, televizyon reklâm filminin çekimine başlanacağı haberi geldi. Bu olayın kendisi için çok önemli olacağını düşünen Okan, tüm randevularını iptal ettirdi, stüdyonun adresini alıp doğruca oraya gitti.
Stüdyoya vardığında, çekim henüz başlamıştı. Zuhal'i görüp yanına gitti. Film için seçilen kız gerçekten güzeldi. Önceden görmüş olduğu resimlerinden farklıydı. Filmi yöneten yakışıklı adamın talimatları doğrultusunda rolünü yapmaya çalışıyordu. Yaklaşık yarım saat sonra çekimlere ara verildi. Zuhal, Okan'la yönetmeni tanıştırdı. Cengiz son günlerde, bu konuda ünlenmiş genç kuşak yönetmenlerden biriydi. Son derece rahat, oldukça sempatik ve etrafını umursamaz bir yapısı vardı. Zuhal çekim hakkında bilgiler vermeye başladı. Stüdyo çekimleri, her şey yolunda giderse iki gün içinde tamamlanacak, daha sonrada dış mekân çekimlerine geçilecekti. Bu arada, tirajı en yüksek üç gazete ve iki büyük dergide ilan sayfalarının ayarlandığını ve filmin yayını ile birlikte devreye gireceklerini söyledi. İkisi konuşurken Cengiz geldi. Zuhal'in yanında durdu. Kolunu Zuhal'in omzuna atarak,
—Şu kızın makyajı temizlenirken, çıkıp bir şeyler atıştıralım dedi. Zuhal, Okan'a bir şey söylemeden, kolunu Cengiz'in beline doladı, stüdyodan çıktılar.
Okan sadece baktı arkalarından. Sinirli zamanlarında yaptığı gibi bir sigara yaktı. Daha sonra o da dışarı çıktı, arabasına atlayıp gaza bastı. Arabasını çok hızlı sürüyordu. Bir ara durup, şirkete telefon etti. Gülin'e öğleden sonra gelemeyeceğini bildirdi. Daha sonra, şimdiye dek hiç gitmediği bir barda park edip, içeri girdi. Arka arkaya üç kadeh konyak içti. İçkiyi sevmesine rağmen, günün bu saatinde hiç içmemişti. Sarhoş olmaktan korkuyor, ama olmak da istiyordu. Hesabı isteyip evin yolunu tuttu. Eve gelir gelmez bir konyak daha içti, şişeyi de yanına aldı. Sonra telefonun fişini çekip sızıncaya kadar içmeye devam etti.
Melih, mesai bitimi, Okan'ın odasına uğradı, Gülin'den gelmeyeceğini öğrenmişti. Böyle zamanlarda, genellikle onun ne yapacağını bilirdi. Ancak bu kez kendisine de haber vermemişti Okan. Gülin'e Zuhal'i aramasını söyledi Melih. Zuhal de Okan'ı aramış bulamamıştı. Melih'e onunla mutlaka konuşması gerektiğini söyledi. Canı sıkılan Melih, Okan'ın evine gitmeye karar verdi.
Zili defalarca çalmasına rağmen, içeriden cevap gelmedi. Sonra kapıyı birkaç kez yumrukladı. Tam Okan'ın evde olmadığına karar verip dönerken, kapı açıldı. Boş gözlerle Melih'e bakan Okan, berbat görünüyordu. Okan'ı bir koltuğa oturttu.
—Nedense, sana dadılık yapmak da hep bana düşüyor, diye söylendi Okan'a.
Birkaç dakika sonra Okan kendine geldi. Olup biteni Melih'e anlatmaya başladı. Anlatırken kendini rahatlamış hissediyordu. Okan konuşurken Melih,
—Oğlum, kız her şeyi sana açık açık anlatmış, daha ne bekliyordun yani. Böyle ihanete uğramış pozları bırak, kendini topla. Yarın başımıza genel müdür yardımcısı olacaksın. Karar bu gün yönetim kurulundan çıktı. Böyle ağlamış suratlı genel müdür yardımcısı gördün mü sen, diye müjdeyi verdi.
Okan bakakaldı Melih'e. Bu olayın er geç gerçekleşeceğini biliyor, ancak kampanyadaki başarısı ile paralel olabileceğini sanıyordu. Ayağa kalktı Melih'e sarıldı. İki dost kucaklaştılar.
—Az kalsın unutuyordum, Zuhal'i araman gerekiyormuş, dedi Melih. Zuhal adını duyunca suratını buruşturdu. Ama telefonun fişini takıp onu hemen aradı. Zuhal telaşla,
—Nerelerdesin? Seni aramadığım yer kalmadı. Önemli bir konu var. Film planlanandan bir hafta önce bitecek. Bu durumda kampanyayı da bir hafta önce başlatma olanağımız var. Ama bu konuda patron sensin. Kararını ver, dedi.
—Harika, diye bağırdı Okan, olabildiğince erken başlamasında fayda var.
—Tamam, o zaman, kampanya başlangıcını bu hafta sonu kutlarız diye yanıtladı Zuhal. Okan'da sadece,
—Kutlarız, dedi. Bu kutlamaların sonunun neye vardığını artık çok iyi biliyordu. Gülümseyerek telefonu kapattı. Melih
—Neyi kutlayacaksınız, diye sordu.
—Sen onu boş ver. Kutlanacak daha önemli bir olay var. Karını ve Kenan'ları ara, gidiyoruz, dedi Okan.
Birlikte, her zaman gittikleri bara gittiler. İçkilerini söylediler. Her kes Okan'ı tebrik ediyor, oda haklı olarak gururlanıyordu. Bir ara gözü bankoda oturan bir kadına takıldı. Uzun boylu bir zenciydi. Daha doğrusu bir melez. Bir an göz göze geldiler. Kadın gülümsedi. Okan elindeki kadehi hafifçe kaldırıp, cevap verdi kadına. Sonra Melih'in kulağına eğilerek,
—Canım çikolata istiyor Melih, dedi. Kalktı ve kadına yöneldi.
District 9 - District 9 2009 - District 9 Filmi - District 9 Vizyon Tarihi - District 9 Film Özet - District 9 Oyuncuları - District 9 Fragmanı
District 9 2009
Gösterim Tarihi: 02 Ekim 2009
Oyuncular: William Allen Young,Jason Cope,Jed Brophy
John Sumner,Nick Blake
Yönetmen: Neill Blomkamp
Senaryo: Terri Tatchell, Neill Blomkamp
Yapımcı: Peter Jackson, Bill Block, Elliot Ferwerda, Ken Kamins, Paul Hanson
Görüntü Yönetmeni: Trent Opaloch
Müzik: Clinton Shorter
Tür: Aksiyon, Bilim Kurgu, Dram, Gerilim
Yapım: 2009 ~ ABD, GüneyAfrika
Dağıtım: UIP Filmcilik
Yapımcılığını Peter Jackson'ın yaptığı ve yönetmen koltuğunda Neill Blomkamp'ın bulunduğu District 9 (9. Bölge) bilim-kurgu tarzında bir yapım. Dünyamıza yaklaşık 30 yıl önce gelen uzaylılar Güney Afrika'da etrafı çevrili, sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı bir bölgede yaşamaya zorlanmaktadır. Multi National United isminde çok güçlü bir şirket bu uzaylıları çok zor şartlar altında adeta birer köle gibi çalıştırmaktadır. Ancak uzaylıların farklı bölgelere doğru yönelmeye başlamasıyla birlikte işler kontrolden çıkacaktır Film - bir değişiklik olmazsa - ülkemizde 9 Ekim 2009 tarihinde gösterime girecek.
Güzel bir şaheser olur gözlerin,
Portrelerimin çığlıklarında.
Hikaye gibi evvel bir zaman,
Dudağının çatlaklıklarında...
Gözümün önünde sis olur bitersin,
Nerelere baksam orada bitersin,
Bilir misin adımlarımdaki sessizliğimsin,
Diyorum ki bu aşk, hiç mi hiç bitmesin...
Sensizliğimin son çağındaki duvarlarımda,
Oluşan hasarlar taşır seni acılarıma,
Kimselerin ulaşamadığı bir kıyıda,
Martılar söyler, ben dans ederim yalnızlığımla...
Gecelerin sensizliği kadar buğulanan camda,
Adını anar, yazar dururum başucunda.
Sokaktan bakanlar gibi olursan okuyamazsın.
Bu kalbin sana ait olduğunu anlayamazsın.
İşte ben seni bugün o sokakta gördüm,
Sıcacık odamda değil, soğuk basamaklarda...
Yanıbaşımda değil, kaldırımlarda...
Ve okumaya çalışıyordun...
Ne yazık ki izin vermedim dudaklarının bakışlarına,
Sen ise sadece izledin ve güldün bir camın kırılışına...
Kulak asmadın bile bu aşkın haykırışlarına...
Ben ise cam kırıkları batan elimi değil,
Can kırıkları ile yüreğimin yarasını sardım.
Sen giderken yağmur da diniyordu inceden,
İçeri rüzgarlar vuruyordu aniden.
Kırık camın yazısı siliniyor, hatırası kalıyor,
Aşkımızın son saniyeleri çisileyerek duyuluyor,
Ve ben çekip kurşunların hedefi yapıyorum acılarımı...
Havva: Havva'nın Kutsal Meclisi - Ted Dekker - Kitap Özet
Kitap Özet
New York Times'ın en iyi satan yazarlar listesindeki Ted Dekker bu sürükleyici romanında, kurbanlarını bilinmeyen nedenlerle öldüren bir seri katili ve onu yakalamayı takıntı haline getirmiş bir psikoloğu anlatıyor. FBI davranış uzmanı Daniel Clark dinin toplumun en büyük düşmanı olduğu konusunda yaptığı açıklamalarla ünlü olmuştur. Daniel'ın bilmediği şey, Havva olarak tanınan seri katilin peşinden gitme konusundaki takıntısının onun elinden ölüme gideceği gerçeğidir.
Daniel öldükten yirmi dakika sonra tekrar hayata döndüğünde, yaşamındaki bu eksik yirmi dakika yakasını bırakmayacaktır artık. Kısa süre sonra Havva'yı durdurmanın tek yolunun bu yirmi dakikayı geri almak olduğunu öğrenecektir. Bunun için tekrar ölmesi gerekmektedir ama hem kendi hem de Havva hakkındaki gerçekleri öğrenmek için kaç kez ölecektir? Daniel, Havva'yı durdurmak için din konusundaki önyargıları ve modern dünyadaki şeytan takıntılarıyla yüzleşmek zorundadır.
Kitap Kapak
Havva: Havva'nın Kutsal Meclisi
Ted Dekker
Yayınevi: Martı Yayıncılık
Basım Tarihi :Ağustos 2008
Türkçede ilk kez yayınlanan Ted Dekker, unutulmaz karakterlerin, iyi ile kötü arasındaki amansız mücadelelerini, adrenalin yüklü dili ve sürpriz sonlarıyla anlatarak, okuyucusunu şaşırtan bir yazar olarak bilinmektedir.
Gizemin ustası olarak tanımlanan Dekker, bu kitabında korkunç bir fırtınanın içinde başlayan olayların bir biri ardına gelişmesiyle bir hesaplaşmanın doruk noktasına ulaşıyor.
Red isimli katil intikam peşinde, yarım kalan bir hesaplaşmanın kapanması için kasabadadır. Olaylara karışan FBI'ın açıklamadığı bir gizem, kasabada kalmak zorunda kalan eski bir tarikat üyesi genç bir kadın, geçmişlerinde yaşadıkları olayları saklamaya çalışan iki kardeşle olaylar içinden çıkılmaz hal almaktadır.
Şimdi fırtınanın gizlediği bu topraklarda bu hortumlardan daha uğursuz bir gerçek vardır: Adı Red olan intikam peşindeki bir katil, yarım kalmış hesabını kapatmak için kasabaya gelmiştir.
Ama FBI'ın açıklamaya pek hevesli olmadığı bir gizem hem Red'in hem de Summerville'in teninin arkasında saklıdır. Küçük bir kasabayı yok etmekten çok daha fazlasına sebep olabilecek bir gizem.
Eski bir tarikat üyesi olan Wendy Davidson, annesini ziyaret etmek için çıktığı yolda, dört yabancıyla birlikte olayların tam ortasına düşmüştür. Aralarından biri sıradaki kurban olabilir
'Oyun, sürükleyici anlatımın tahrik edici bir kurguyla birleştiği, aklın sınırlarını zorlayıcı bir başyapıt.'
—Title Trakk
Kitap Kapak
Oyun
Ted Dekker
Yayınevi: Martı Yayıncılık
Basım Tarihi: Nisan 2009
Korkunç bir fırtınanın içinden kopan üç tane hortum, Summerville kasabasına doğru yol almaktadır...
Şimdi fırtınanın gizlediği bu topraklarda bu hortumlardan daha uğursuz bir gerçek vardır: Adı Red olan intikam peşindeki bir katil, yarım kalmış hesabını kapatmak için kasabaya gelmiştir.
Ama FBI'ın açıklamaya pek hevesli olmadığı bir gizem hem Red'in hem de Summerville'in teninin arkasında saklıdır. Küçük bir kasabayı yok etmekten çok daha fazlasına sebep olabilecek bir gizem.
Eski bir tarikat üyesi olan Wendy Davidson, annesini ziyaret etmek için çıktığı yolda, dört yabancıyla birlikte olayların tam ortasına düşmüştür. Aralarından biri sıradaki kurban olabilir...
ya da katil.
Ten, sürükleyici anlatımın tahrik edici bir kurguyla birleştiği, aklın sınırlarını zorlayıcı bir başyapıt.
Title Trakk
TedDekker, unutulmaz karakterlerin, iyi ile kötü arasındaki amansız mücadelelerini, adrenalin yüklü dili ve sürpriz sonlarıyla anlatarak, okuyucusunu şaşırtan bir yazar olarak tanınmaktadır. Yazar, karısı ve çocuklarıyla Colorado'nun dağlarında yaşamaktadır.
"Ted Dekker yıllardır buradaydı ama henüz geldi. Gerçek hikâye anlatımı budur işte."
The Bookshelf Review
Sürükleyici düşünceleri kışkırtan bir kurgu. Sınırları zorlayıcı bir başyapıt."
TitleTrakk
"Dekker'dan radikal bir hikâye. Ten, "güzellik nedir?sorusunu sorgulayan muhteşem bir roman."
İlluminating Fiction
Ted Dekker'dan ustaca yazılmış, dikkat çekici bir roman. Bir dramın içinden geçen hikâye, şoke edici sonuyla hayranlarını çok sevindirecek.
Faithfullreader
Kitap Kapak
Ten - Skin
Ted Dekker
Kitabın Yayınevi: Martı Yayıncılık
Bir gün sonra, Zuhal tam vaktinde geldi. Her zamanki gibi çekiciydi. Fazla vakti olmadığını özür dileyerek belirtti ve hemen konuya girdi. Filimde, Okan'ın aksine yeni ve tanınmamış bir yüz üzerinde duruyordu. Bu konuda oldukça kapsamlı bir çalışma bile yapmıştı. Yeni bir ürünün, yeni bir yüzle tanıtılmasını istiyordu. Okan'ı ikna etmesi fazla uzun sürmedi. Bu arada reklâm cıngılı konusunda, yaptırdığı üç çalışmanın CD'lerini bıraktı. Zuhal giderken,
—Hafta sonu ne yapıyorsun, diye aniden sordu.
—Henüz belirlenmiş bir planım yok, ben seni ararım, dedi ve Zuhal gitti.
Okan, cuma akşamı, iş bitimine kadar haber bekledi. Hiçbir haber alamayınca da evine gitti. Artık ekildiğine iyice inanıyordu. Yemeğini hazırladı. Kendisini iyice alışmış olduğu yalnızlığına bırakıp, içkisini bardağa koydu. Yemeğin bitimine yakın telefon çalmaya başladı. Zuhal hazırlanmasını ve kendisini almaya geleceğini söylüyordu. Sadece "peki" diyebildi. Yarım bıraktığı içkisini bitirdi. Beklemeğe başladı. Nereye gideceklerini bilmediğinden, bir hazırlık yapmadı. Kapısı, yarım saat kadar sonra çaldı.
—Hala hazır değimlisin, diye azarladı Zuhal. Hiç cevap vermeden, ellerinden tuttu, kendine çekti kadını, sarıldı. Sonra Zuhal'in başını ellerinin arasına alarak öptü. Uzun bir süre öpüştüler. Sessizliği Zuhal bozdu,
—Hadi üzerine bir şeyler al. Benim yazlığa gidiyoruz, dedi. Okan hemen üzerindekileri değiştirdi, yanına birkaç giysi aldı ve evden çıktılar.
Zuhal'in yazlığı iki buçuk saat uzaklıktaydı. Sağ koltukta oturmuş onu izliyordu. Aslında başkasının kullandığı arabada hep tedirgin olurdu. Ama Zuhal, BMW' sini ustaca kullanıyordu.
—Nereden aklına geldi bu fikir, diye sordu Okan.
—Seninle konuşmak istediğim önemli konular var, bunları önceden bilmen gerekli. Ama hepsini yarın konuşacağız. Şimdilik gecenin tadına varmaya çalış, diyerek Okan'ın elini tuttu. Okan güzel geçecek bir gecenin sinyalini almış gibiydi. Oturduğu koltuğa iyice yayıldı.
Yazlığa vardıklarında saat on bire geliyordu. İçeri girdiler. Geniş bir verandası ve büyük bir terası olan şirin bir yapıydı.
—Rahatına bak, diye banyoya çıktı Zuhal. Okan etrafını incelemeye başladı. Salondaki şömine yazlığın kışında kullanıldığını gösteriyordu. Oldukça zevkli döşenmişti. Kendine bir içki hazırlamak için dolabı açtı. Dolap hafta sonu için hazırdı. Kendine rakı hazırladı. Zuhal'e seslenip, rakı isteyip istemediğini sordu. Karnı da acıkmıştı. Hemen bir salatalık soydu, domates doğradı ve beyaz peynir çıkarttı. Kavun aradı, bulamadı. Biraz salam kesti. Bu sırada Zuhal gelmişti. Islak, kısacık saçları ile daha da çekiciydi. Okan'ın arkasından ellerini onun beline doladı ve muzipçe sordu.
—Seni baştan çıkarabilir miyim?
Cinsellik adına yaşanabilecek her şeyin yaşandığı, alınabilecek tüm hazların iyice özümlendiği gecenin ardından, Okan uyandığında, Zuhal'i yanında bulamadı. Saatine bakıp, çoktandır bu denli geç uyanmadığını fark etti, hızla kalktı yataktan. Çıplak bedenine bir eşofman altı geçirip aşağıya indi. Verandaya açılan sokak kapısı aralıktı. Zuhal bir şezlonga uzanmış, dalgın, sigarasını içiyordu. Sessizce Zuhal'e sokuldu, omuzlarından tuttu, öpmek için eğildi. Zuhal başını hafifçe yana çevirerek, bu hamlesini geçiştirdi. Okan şaşırarak
—Neyin var, diyebildi. Dün akşamki ihtiraslı kadın gitmiş, yerini, düşünceli, endişeli bir insan almıştı. Zuhal Okan'ın yanına oturması için kenara çekildi. Okan'ın tüm benliğini bir tedirginlik sardı. Zuhal'in yanına oturdu. Kısa bir sessizlikten sonra Zuhal, Okan'ın yavaş yavaş kendisine bağlandığını sezdiğini, ilişkilerinin bu aşamaya gelmesine kendisinin neden olduğunu, bundan suçluluk duyduğunu söyledi, bir solukta. Okan sözün nereye varacağını hissetti. Dudaklarında sinirli bir gülümseme belirginleşmişti. Bir şeyler söylemek isteyip vazgeçti, susmayı yeğledi. Zuhal;
— Benim altı yaşında bir kızım olduğunu biliyor musun, diye sordu. Bu soru Okan'da bir reaksiyon yaratmadı. Zuhal devamla "Kızım evlilik dışı bir ilişkiden, üstelik babası bir kızı olduğunu bile bilmiyor. Bir Fransa gezisindeki sarhoşluğumun anısı olarak yaşayacak. İnanmayacaksın ama onun yüzünü bile hatırlamıyorum şimdi."
Okan ayağa kalktı bir sigara yakıp derin bir nefes çekti,
—Bütün bunları niçin bana anlatıyorsun? Ben seni ya da geçmişini yargılamıyorum.
—Lütfen sözümü kesme! Ben biraz anarşist ruhlu biriyim. Kendi kurallarımı kendim koyarım. Hayatıma kimsenin karışmasını istemem. Pekte verici değilim galiba. Bu yüzden, ilişkilerim genelde kısa süreli olur. Benimle ilişkiye giren de sonunda acı çeker. Şimdi neden bana bağlanmanı istemediğimi anladın mı? Okan arkasını döndü düşünceleri karma karışık olmuştu. İçeri girip mutfağa yöneldi. Zuhal, dışarıda, onun ne şekilde davranacağını merakla izliyordu. Okan birazdan, elinde iki fincan kahveyle döndü. Kahvelerden birini Zuhal'e uzattı, iki sigara birden yakıp, bir tanesini ona verdi.
—Gereksiz yere kaygılanıyorsun. Şu aşamada herhangi bir kadına bağlanacak durumda değilim. Ama o kadar çekicisin ki. Seni görmeden yapamıyorum. Bu ilgimi de yanlış anlama. Son zamanlarda birlikte olduğum tek kadın sensin. Aslını sorarsan, bu tür bir arayış içinde de değildim. Fakat kafaca seninle bu denli iyi anlaşabileceğimi sanmıyordum. Şunu da bilmeni isterim. İlişkimizin böyle devamı, bana hiçbir şekilde zarar ve acı vermez, diyerek tekrar Zuhal'in yanına oturdu. Zuhal kendini rahatlamış hissediyordu. Ancak Okan aynı durumda değildi. Umursamaz görünmüş ama gerçekte olanlardan etkilenmişti.
Ertesi sabah, her gün erken kalkmanın verdiği alışkanlıkla, önce Okan uyandı. Zuhal, ellerini yastığın altına sokmuş, yüzükoyun yatmaktaydı. Eğildi, Zühal'i yanağından hafifçe öptü. Zuhal gözlerini araladı mutlu bir gülümseme ile
—Günaydın, dedi. Okan kalkıp, banyoya yöneldi, çarçabuk duşunu alıp kahvaltı hazırlığına koyuldu. Zuhal üzerindeki mahmurluğu atamamış, yatakta bağdaş kurmuş oturuyordu. Etrafına bakındı. Tek başına yaşamasına rağmen, Okan'ın ne kadar düzenli ve temiz olduğunu düşünüyordu. Bir süre oturduğu yerden çevresini izledi, daha sonra kalkıp Okan'a yardım etmeye başladı. Okan'ın mutfağı da aynı düzen içindeydi. Mutfağı solondan ayıran mermer banko üzerine hazırlanan kahvaltıda pek konuşmadılar. Ama ikisinin de yüzünde mutlu ve dinlenik bir ifade vardı.
—Böyle bir geceye gerçekten ihtiyacım vardı, diye başladı Okan.
—Her insanın bu tür gecelere gereksimi olur, dedikten sonra, Zuhal, ayağını Okan'ın dizi üzerine koydu. Okan küçük ve bakımlı ayağı sıkıca tuttu, okşadı, sonra içini çekerek,
—Hadi artık, toparlanıp yola koyulalım, bizi bekleyen bir sürü iş var. Zuhal ayağını Okan'ın kucağından indirdi, kalktılar. Okan giyinirken, Zuhal kahvaltıyı topladı, daha sonra o da hazırlandı. Kapıdan çıkarken Zühal'in baş döndürücü parfümünü içine çekti Okan. Zühal'e sarıldı, onu ihtirasla öptü. Zühal'in güzel yüzü ellerinin arasındayken, çekingen ve kısık bir sesle konuştu.
—Burada kalabilirsin. Bunu çok isterim. Zuhal kayıtsız kaldı. Birlikte arabaya binip, yola çıktılar. Okan şirketin kapısında indi. Önce Melih'in odasına uğradı, henüz gelmemişti. Odasına geçip, sadece kahve istedi ve kahveyle, ilk sigarasını keyifli bir şekilde tüttürdü. Diğer taraftan önceki geceyi düşünüyordu. Zühal'in güzelliğini, rahatlığını ve yataktaki ustalığını düşünürken Melih içeri girdi. Ona olanı biteni anlattı. Melih sevinçle "bingo" diye bağırdı. Zira arkadaşının yalnızlığını ve son günlerdeki ruh halini en iyi o biliyordu. Sona eren evliliği, onu oldukça yıpratmış, çok sıkıntılı günler geçirmesine sebep olmuştu. Aralarında geçen konuşma sonunda, Melih Okan'ın bayağı etkilendiğini anladı. Zühal'i tam tanımadan, ilişkisini derinleştirmemesini söyleyecekken, vazgeçti. Arkadaşını şimdilik kendi haline bırakmayı uygun buldu.
Günün ilerleyen saatlerinde, Okan Zühal'i iki kez aradı, ancak yerinde bulamadı. Not bırakmasına karşın, bir cevap da alamamıştı. Huzursuz oldu bu durumdan. Zühal'i aklından çıkaramıyor, kendini bir türlü işine veremiyordu. Bu sıkıntı ile gününü bitirdi. İş çıkışı, son bir kez daha telefon etti. Zuhal yoktu.
Hiçbir yere uğramadan, evine gitti. Eli doğruca konyak şişesine gitti. Sonra vazgeçip rakı içmeye karar verdi. Bir dilim kavun kesti, tabağa dilimledi ve yanına bir parça beyaz peynir koydu. Rakısını da alarak, televizyon karşısındaki koltuğuna oturdu, ayaklarını uzatıp, haberleri izledi. Sonra televizyondan sıkıldı, kalktı setine bir Bach CD'si koydu. Dinlemeye başlayınca, Bach'ın rakıya yakışmadığını düşünüp, bir Münir Nurettin şarkısı ile değiştirdi. Birkaç yudum rakı kendine gelmesini sağlamış, oldukça rahatlamıştı. Gözleri kapalı, kendini Münir Nurettin 'in ezgilerine bıraktı. Kalamış'ı dinlerken efkârlandı ve bardaktaki rakıyı bir dikişte bitirdi. Oturduğu yerden telefona uzanıp, tekrar Zühal'i aradı, cevap alamadı. Üst üste iki kadeh daha içti. Şakakları zonklamaya başlamıştı. Böyle durumlarda, içtiği içki çabuk etkiliyordu kendisini. Koyuca bir kahve yapıp içti. Şansını son kez deneyerek tekrar telefon etti Açan olmadı. Uykusu gelmişti. Uzandığı yerden kalkmaya üşendi ve olduğu yerde uyuya kaldı. Rüyasında sık sık olduğu gibi Sermin'i gördü.
Ertesi gün, Zühal'i görmek bahanesiyle, reklâm ajansına gitti. Zuhal yerinde yoktu. Yardımcısıyla birlikte yapılan çalışmaları inceledi, özellikle çekilecek film üzerinde durdu. Bu konudaki istek ve düşüncelerini belirtti. Filmin senaryo çalışmaları bitmiş, ancak reklâm cıngılı konusu henüz kesinlik kazanmamıştı. Birde filimde kimin oynayacağı belli değildi. Okan tanınmış birinin oynatılmasını istiyordu. Bu düşüncesini Zühal'in yardımcısına iletti. Daha sonra çekilen ilk diaları inceledi. Oldukça özenli bir çalışma sonucu çekilmiş ve gerçekten istediği gibi olmuştu dialar. "Bu kampanya tutacak" diye geçirdi kafasından. Öğlen saatine yakın şirkete döndü. Pazarlama grubu ile bir toplantısı vardı.
Toplantıda, hemen hepsini kendi seçtiği, on beş zıpkın gibi satış elemanına, başlayacak kampanya ile ilgili bilgiler verdi ve kampanya sonrası ne şekilde bir satış politikası izleyeceklerini anlattı. Satış elemanlarının konuya ilişkin fikirlerini aldı. Bu sırada Gülin toplantı odasına girerek kulağına eğildi, Zühal'in aradığını, daha sonra tekrar arayacağını söyledi. İçini çocukça bir sevinç bürüdü ve toplantıya döndü.
Toplantı sonrası, beklediği telefon geldi. Zuhal, Okan'ın kampanya ile ilgili düşüncelerini eleştiriyordu. Eleştiriden pek hoşlanmayan Okan huzursuz oldu. Bunları telefonda değil yüz yüze konuşmak istediğini söyledi. Zuhal ancak ertesi gün bir araya gelebileceklerini belirtti. Çaresiz bekleyecekti Okan.