MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • Kretase "Tebeşir"
    Dinozorların Altın Çağı
    142 myö-65.5 myö
    Çiçekli bitkilerin yaygınlaşıp, baskın bitki grubu olması.
    Pangea'nın parçalanması devam eder; Lavrasya ve Gondvana birbirinden tamamen ayrılır
    Kretase boyunca nemli tropikal iklim koşulları devam eder.

    noimage

    Kretase yaşamından bir manzara

    Kretaseye ait kayaçlarda yaygın olarak bulunan tebeşir yatakları nedeniyle döneme bu isim verilmiş. Tebeşir, kalkerli kabuğa sahip planktonik mikroorganizma artıklarının, deniz tabanına çökmesiyle oluşur. Pek çok grubu zaten bu dönemde ortaya çıkan planktonik mikroorganizmalar, dönem boyunca çok çeşitli ve yaygın olarak bulunur.
    Jura ile Kretase arasında kitlesel bir yok oluş yaşanmaması, iklimsel koşulların uygunluğu ve parçalanıp birbirinden uzaklaşan kıtaların farklı biyocoğrafik bölgeler oluşturması nedeniyle zaten çeşitli başlayan Kretase yaşamı, pek çok yeni grubun ortaya çıktığı ya da çeşitililiğini arttırdığı bir dönemdi. Kretase dinozorların altın çağıdır. Bilinen dinozorların %40'ı Kretase'nin son 15 milyon yılında ortaya çıkar. Tyrannosaurus rex ve Triceratoplar gibi pek çok ünlü dinozor da bu dönemin canlıları arasındaydı.
    Dinozorlar çeşitliliklerinin zirvesindeyken, bazı grupları yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlar. Diğer baskın sürüngen gruplarında da azalmalar olur. Ichthyosaurslar ve Pterosauruslar dönemin sonuna kadar sürekli azalır. Pek çoğu K/T yok oluşundan önce ortadan kalkar. Yeni ortaya çıkan grupların başarısının bu azalmalarda payı büyüktür. Sıcak kanlı kuşlar, hızlı yüzen modern kemikli balıklar ve çiçekli bitkiler Kretasede oldukça başarılı olup daha ilkel rakiplerinin zararına yayılır. Fosil kayıtlarına ilk kez Kretasede giren çiçekli bitkiler hızla yayılarak açık tohumluların yerini alır ve karasal ekosistemlerde köklü değişikliklere neden olur.
    Plesiosaursların ve Pliosaursların iyice özelleşmiş biçimleri ortaya çıkarken pek çok ara biçim de yaygınlaşır. Sucul kertenkelelerin dev biçimleri olan Mosasaurslar da sucul sürüngenler arasına katılır. Modern memeli grupları Kretasede ortaya çıkar; fakat, yaygınlaşmak için dönemin sonunda gerçekleşecek olan yok oluşu beklemeleri gerekir.
    Bir meteor çarpması sonucu gerçekleştiği düşünülen yok oluş, hem dinozorları, hem de ekosistemin diğer baskın sürüngen gruplarıyla birlikte pek çok yaygın grubu ortadan kaldırır. Yok oluş memelilerin baskın olduğu bir ekosisteme yol açarken, jeolojik devirlerin son zamanı olan Senozoik başlar.

    Kretase İklimi
    Kretase'nin ilk yarısında iklim Juradaki gibi devam etti, sıcaklıklar yüksek, mevsimler arasında farklılıklar azdı. Deniz seviyesi yüksek, kutuplarda buzul yoktu. Karaların üçte biri denizlerle kaplıydı. Sığ denizler ve bataklıklarla çevrili karasal ekosistemlerde ormanlar baskındı. Sığ denizler Avrupa'yı Asya'dan ayırmış, kıtalar takım adalar şeklinde dizilmişti.
    Neredeyse üç yüz milyon yıldır küresel bir tek düzelik içinde olan karasal ekosistemlerde kıtaların birbirinden uzaklaşması ve sığ denizlerin karaları bölmesiyle coğrafi izolasyon ilk kez tam anlamıyla etkisini gösterdi: Kıtalar üzerinde farklı biyocoğrafyalar oluştu. Güney ve Kuzey kıtaları arasında belirgin floral ve faunal farklılıklar ortaya çıktı.
    Kretasenin ortalarından itibaren iklim değişmeye başlar, mevsimler arasındaki farklılıklar artar. Küresel sıcaklık düşer, ekvator ve kutuplar arasındaki sıcaklık farkı büyür. Yağış miktarı azalır, deniz seviyesi düşer.

    Kretase Dünyası
    Pangea'nın parçalanma süreci devam eder. Lavrasya ve Gondvana'nın birbirinden tamamen ayrılır. Lavrasya ve Gondvana'nın dönem ilerledikçe daha küçük parçalara ayrılmasıyla oluşan; Avrasya, Afrika, Hindistan, Antarktika ve Avustralya birbirlerinden uzaklaşır. Henüz birleşik olan Hindistan ve Madagaskar, Afrikadan kopar ve büyük bir ada haline gelir. Antarktika ve Avustralya, güneyden birbirine bağlı olsa da, Avustralya'nın kuzeye doğru olan hareketi yakın zamanda ayrılmalarına neden olacaktı. Asya ile henüz birleşmemiş olan Çinhindi büyük bir ada biçimindeydi. Tüm karaların neredeyse deniz seviyesinde olduğu Kretasenin ortalarında artan volkanik ve tektonik hareketler, kıtaları yeniden engebeli ve yükseltili bir biçime soktu. Afrika'nın kuzeye doğru hareketiyle, Tetis denizi kapanmaya ve Avrupa'da Alpler yükselmeye başladı. Geç Kretasede kıtalar neredeyse modern biçimlerini aldı.

    noimage

    Kretase başında dünya

    noimage

    Kretase sonunda dünya


    Kretase Yok Oluşu: Sürüngenler Çağının Sonu

    noimage

    Kretasenin sonlarında, sürüngenler 200 milyon yıldır yeryüzünün baskın omurgalı grubu olarak hem yaygınlıklarının hem de çeşitliliklerinin doruğundaydı. Dinozorların başı çektiği sürüngen imparatorluğu tüm gezegene yayılmıştı. Fakat 65 milyon yıl önce yeryüzüne çarpan bir gök cismi hem dinozorların hem de pek çok farklı sürüngen grubunun sonunu getirdi. Pterosaurslar, Ichthyosaurslar, Mosasaurslar, Plesiosaurslar dinozorlarla birlikte yok olan sürüngen gruplarıydı. İlkel kuşların pek çoğu, rudist midyeler, belemnit ve ammonitlerin dahil olduğu deniz omurgasız gruplarının yarısı, pek çok foramifer türü, bir çok deniz planktonun dahil olduğu mikroorganizma ortadan kalkanlar arasındadır. Kara bitkilerinin %35'i yok oldu. Tüm türlerin %60-%80'i ortadan kalktı. çiçekli bitkiler, salyangozlar, midye ve istiridyeler, iki yaşamlılar, kertenkele ve yılanlar, timsahlar ve memeliler ise yok oluştan kurtulup, Senozoik yaşamının bir parçası olmayı başardı.
    Çok sayıda kanıt, Meksika Yucatán yarım adasına çarparak bugün Chicxulub Krateri olarak adlandırılan krateri açan meteorun ve onun tetiklediği olayların K/T yok oluşuna neden olduğunu gösteriyor. Çarpışmayla birlikte yıkıcı iklimsel değişimler, deniz seviyesinde meydana gelen değişimler, yaygın volkanik aktivite ve bunun yol açtığı atmosferik değişimlerin, yok oluşa neden olduğu düşünülüyor. Göktaşı çarpmasının yok oluşa neden olduğu genel kabul görse de, yok oluşu açıklamak üzere başka teoriler ileri sürülmeye devam ediyor. Dönemin sonunda görülen yaygın volkanizma, kıtaların birbirinden ayrılmasının neden olduğu iklimsel değişimler gibi kuramlar bunlardan sadece bir kaçı.
    "Kretase/Tersiyer yok oluşu" olarak bilinen bu yok oluş Mezozoiği kapatır. Yok oluştan sonra kurulan yeni ekosistemde sürüngenler önemlerini oldukça kaybederken; memeliler baskın hale gelir. Böylece yeni bir zaman olan Senozoik başlar.

    Ordovisyen Dönemi
    495-440 myö arası
    Deniz omurgasızlarının çeşitlenmesi
    Paleozoik faunasının kurulması
    Bitkilerin ve Eklembacaklıların karaya çıkışı

    Ordovisyen döneminden bir manzara

    Ordovisyen, Paleozoik dönemin geri kalanında okyanusları dolduracak olan faunanın kurulduğu dönemdir. Kambriyen döneminde ortaya çıkan hayvanların pek çoğu aynı dönem içinde gerçekleşen yok oluşlar sonucunda tamamen ortadan kalktı. Bu yok oluşlardan yara almadan ya da hafif bir zararla kurtulabilenler ise gidenlerden kalan yerleri işgal ederek oldukça çeşitlendi. Deniz omurgasızlarında görülen bu büyük çeşitlenme ''Ordovisyen uyumsal açılımı'' olarak bilinir. Kabuklu deniz canlılarına ait fosillerden takip edebildiğimiz kadarıyla, Kambriyen sonunda bu canlılara ait aile sayısı 150 iken uyumsal açılımın ardından Erken Ordovisyende bu sayı 400'e çıktı. Ordovisyen uyumsal açılımı Paleozoiğin geri kalanına da damgasını vuran, bildiğimiz en büyük uyumsal açılım olayıdır. Bu olay sonucu kurulan fauna Paleozoiğin sonuna kadar varlığını sürdürecek oldukça karmaşık bir ekosistem oluşturdu.
    Ordovisyenin en önemli olayı, çok hücreli yaşamın karaya ayak basmasıydı.Bu olay bizim açımızdan oldukça önemli olsa da dönemin yaşamı üzerinde büyük izler bırakmadı.
    Ordovisyenin ilgi çekici olaylarından biri de süzerek beslenen canlılarda görülen dikkat çekici artıştı.
    Ordovisyen uyumsal açılımıyla, Kambriyende önemsiz olan bazı grupların önemli hale geldikleri ve daha önce görülmeyen yeni grupların birden bire ortaya çıktıkları görülür. Bu dönemde ortaya çıkan yeni grupların başlıcaları: Midyeler, yosun hayvancıkları, Stromatoporoidler, mercanlarla derisi dikenlilerden denizlaleleri, deniz kestaneleri, ve denizyıldızlarıdır. Bu dönemde önemi artan grupların başında artikulat dallıbacaklılar gelir. Kambriyende gösterişsiz bir başlangıç yapan artikulat dallıbacaklılar bu dönemde sayıca ve çeşitlilikçe bir patlama yaşadılar. Kambriyende ortaya çıkan nautiloid kafadanbacaklılar, ostrakodlar, salyangozlar, graptolitler Ordovisyende önem kazanan gruplardandır.

    Ordovisyen İklimi

    Erken ve Orta Ordovisyen boyunca yeryüzü yumuşak ve ılıman bir iklimin etkisindeydi. Hava sıcak ve oldukça nemliydi. Deniz seviyesi yüksek ve kıtaların büyük bölümü sığ denizlerle kaplıydı. Birbirinden farklı konumlardaki kıtaların kenarlarındaki sığ denizlerde deniz organizmaları farklı evrimsel patikalar izliyordu. Kuzeyde ekvatoral konumda bulunan Laurentiya, Baltıka ve bunlara yakın küçük kara parçalarındaki tropik sularla güneyde merkezinde Gondvana'nın bulunduğu serin sularda iki ana biyocoğrafik bölge vardı. Dönemin sonlarına doğru kıtaların yakınlaşması ve iklimsel değişimler değişen okyanus akıntıları bu iki biyocoğrafyayı kaynaştırdı.

    noimage

    Sığ denizler
    Denizler Ordovisyen boyunca pek çok kere yükselip alçaldı. Gondvana'nın ve Laurentiya'nın neredeyse tamamının okyanuslar altında kaldığı dönemler oldu.
    Gondvana 'nın güney kutbuna doğru sürekli hareketi sonucu dönemin sonuna doğru kıta üzerinde oluşan büyük buzullar iklimin dünya çapında değişmesine, ortalama sıcaklıkların ve deniz seviyesinin düşmesine neden oldu. Denizlerin çekilmesiyle birlikte deniz yaşamının büyük bölümünü barındıran sığ denizler kurudu.

    Ordovisyen Yaşamı
    Ordovisyen Deniz Yaşamı

    Kambriyen deniz tabanının görece ilkel hayvanları Ordovisyenle birlikte deniz omurgasızlarının baskın olduğu çok çeşitli bir faunayla yer değiştirdi. Deniz omurgasızlarının artan çeşitliliği ile birlikte Ordovisyende karmaşık deniz ekosistemleri ve besin zincirleri kuruldu. Denizin tabanından yüzeyine kadar uzanan pek çok beslenme seviyesi oluştu. Kambriyen hayvanları, ya üç loblular gibi deniz tabanından ya da süngerler gibi deniz tabanının biraz üzerinden beslenirdi. Ordovisyende deniz tabanına tutunmuş, dipten birkaç santimetre yukarıda beslenen dallı bacaklılardan, 3 metreyi bulan tentakülleriyle suda asılı parçaçıkları yakalayan denizlalelerine pek çok beslenme seviyesi oluştu. Süzerek beslenen canlılarda görülen ani artış dönemin belirleyici özelliklerinden biridir. Kambriyen faunasına ait canlılar arasında dip çamurundan ya da canlı artıklarından beslenenler çoğunluktaydı. Süzerek beslenenler, Kambriyen denizlerinin önemli üyelerinden olsa da çok yaygın değildi. Plankton miktarındaki bolluk Ordovisyende süzerek beslenenlerin sayı ve çeşitliliğindeki dikkat çekici artışın nedeni olabilir.

    Sığ denizler ve Resifler
    Kambriyen yaşamının ortaya çıkıp geliştiği sığ denizler, Ordovisyen canlılarına da aynı konuk severliği gösterdi. Kıtaların büyük bölümünün üzerini örten ılıman sığ denizler bu dönem canlılarının da büyük çoğunluğuna ev sahipliği yapıyordu. Sığ deniz yaşamının en renkli ve çeşitli olduğu yerlerden biri olan resifler, Ordovisyen sığ denizlerinde oldukça yaygındı. Bu dönemde ortaya çıkan tabülat mercanlar ve yosun hayvancıklarıyla bugün soyu tükenmiş bir sünger grubu olan stromatoporoidler ve ayçiçeğini andırdıkları için ayçiçeği mercanları olarak bilinen, ancak muhtemelen bir çeşit alg olan Reseptakulitler Ordovisyen resiflerinin iskeletini oluşturan ana unsurlardı.

    noimage noimage

    Yosun Hayvancıkları <<<<<<<<<--->>>>>>>> Ayçiçeği Mercanları

    Baskın gruplar
    Dönem bazen "Graptolitlerin Çağı" olarak anılsa da üç loblular ve dallıbacaklılar da en az graptolitler kadar bol ve yaygındı. Bu üç hayvan grubunun fosilleri döneme ait fosillerin büyük bir kısmını oluşturur. Nautiloid kafadanbacaklılar ve mercanlar da Ordovisyenin oldukça yaygın gruplarıydı.
    Kambriyende yaygın olmayan dallı bacaklılar, uyumsal açılım sırasında yaygınlaşarak, bilateral simetrili kabuklarıyla Paleozoiğin geri kalanı boyunca en yaygın gruplardan biri oldu.

    noimage

    Dallı bacaklılar

    Ordovisyen, graptolitlerin zirveye ulaştıkları dönemdi. Omurgalıların kuzeni olan, bu koloni oluşturan yarısırtipliler, Geç Kambriyende ortaya çıkıp, sesil bentik formdan çeşitli planktonik tiplere evrimleşti. Graptolitler Ordovisyen ve Silüryen boyunca yaygın olarak bulundu.

    noimage

    Grapolit

    En iyi dönemlerini Geç Kambriyende yaşamış olan üç loblular, Kambriyen yok oluşlarından fazlasıyla etkilendi. Ancak Ordovisyen uyumsal açılımından da başarıyla çıkmayı bilen üç loblular, Kambriyende yok olan canlılardan boşalan yaşama ortamlarına da yerleşerek çeşitlendi. Ordovisyende de oldukça yaygın olan üç loblular Kambriyendeki atalarından oldukça farklı biçimler kazandı. Pek çoğu diken ve boğum gibi yapılar geliştirirken, bazıları vücut segmentlerini birleştirdi. Farklı ortamlara uyumun sonucu olarak kimisi devasa gözlere sahip olurken, bazıları gözlerini tamamen kaybetti, kimisi çamur eşeleyici yaşam tarzına uygun olarak küreği andıran burunlar geliştirdi.

    noimage

    Bir üç loblu fosili

    Bir çok erken derisi dikenli deneyi yok olurken diğerleri mücadeleye devam etti, bazıları ise çeşitliliklerini artırdı. Derisi dikenlilerin içinde çok miktarda süzerek beslenen ve birkaç tane yırtıcı biçim vardı. Kambriyende ender olan denizlaleleri, Ordovisyende birden bire çeşitlendi ve büyük miktarlarda bulunmaya başladı. Bu dipte zemine tutunarak yaşayan omurgasızlar da dallı bacaklılar gibi Paleozoiğin geri kalanında önemli süzerek beslenen gruplarından biri oldu.

    noimage

    Deniz lalesi

    Ordovisyen resiflerinin önemli elemanlarından olan yosun hayvancıkları Erken Ordovisyende ortaya çıkarak, ortaya çıkan son şube ünvanını kazandı. Orta Ordovisyen ve Silüryende yaygınlaşıp, bu dönem faunalarının önemli gruplarından oldu.
    Nautiloidler ve denizyıldızları Ordovisyen yırtıcılarının başında gelir. Devasa başları uzun yakalayıcı tentaküller taşıyan Nautiloidler, yakaladıkları hayvanların kabuğunu kırmak için güçlü, papağan gagası benzeri gagalarını kullanırdı. Bu zeki etçil yumuşakçalar, Kambriyen Anomolocadris'inin yerini alarak besin zincirini en üstüne oturdu. En büyükleri 3-5 metreyi bulan Nautiloidler o zamana kadar ortaya çıkmış canlıların en büyükleriydi. Dallı bacaklılar ve midyeler üzerinden geçinen denizyıldızları da Ordovisyen denizlerinin önemli yırtıcılarındandı. Bir kısmı yırtıcı olan Ordovisyen salyangozları, dallı bacaklıların kabuklarını delerek içini yiyordu. Salyangozların çoğuysa otçuldu; bunların ortaya çıkmasıyla birlikte Stromatolitler ikinci ve son düşüşlerini yaşadı; sayıca ve çeşitlilikçe hızla azalıp, Ordovisyenin sonunda neredeyse yok oldular. Bugün sadece çok sınırlı ve otçul salyangozların yaşayamayacağı bölgelerde bulunuyorlar.

    noimage

    Bir Nautiloid fosili

    Erken Paleozoiğin çenesiz balıkları toptan Ostrakodermler olarak tanımlanır. Bunlar pek çoğunun üzerinde bulunan kemikli zırha atıfta bulunularak ''Zırhlı balıklar''olarak anılan, çenesiz, vücutlarının ön bölümü kemikten zırhlarla kaplı olan balıklardı. Bu zırh Ostrakodermlerin ayırıcı özelliği olsa da bazıları zırhsızdı. Çenesiz balıklar kıkırdaktan yapılmış bir iç iskelet taşır ve basit yüzük benzeri bir ağız açıklıkları vardır. Isırmaya elverişsiz olan bu ağız büyük bir olasılıkla deniz tabanındaki çamurdan ya da doğrudan doğruya deniz suyundan süzüntüyle beslenmeyi sağlıyordu. Ostrakodermler Ordovisyende çok yaygın olmasa da ait çeşitli grupları ortaya çıktı. Ordovisyen balıklarına ait fosil kalıntılarının çoğu plakalar ve pullardan oluşur.

    Zırhlı Balık

    Ne işe yaradıkları hala tartışmalı olan mikroskobik diş benzeri fosiller olan konodontlar Ordovisyende oldukça yaygındı. Konodontların yılankavi vücutlarıyla başı kordalılardan Branchiostoma'yı andıran omurgalı hayvanlara ait olduğu çok yakın zamanda anlaşıldı. Erken Ordovisyenin sonlarında Gondvana'nın neredeyse tamamının sular altında kalmasıyla konodontlar gelişimlerinin zirvesine ulaştı. Ordovisyende gerçekleşen çeşitlenmeyle Paleozoik boyunca dünya çapında yaygın olan konodontlar Triosta yok oldu.

    noimage

    Konodontlar

    Ökaryotların Karaya Çıkması
    Ökaryotik yaşamın hem heterotrof hem de ototrof üyeleri karaya ilk kez Ordovisyende çıktı. Hayvanların karaya çıktıklarına dair ilk kanıtlar onların bir zamanlar kumsal olan bir bölgede dolaşırken bıraktıkları ayak izlerinin fosilidir. Erken Ordovisyene ait bu izler çok az anlaşılmış bir eklembacaklı grubu olan euthycarcinoidlere ait. Karada yürürken ayaklarını yüzerken kullandıkları gibi kürek çekermişcesine kullanan, karaların bu ilk kaşifi büyük olasılıkla iki yaşayışlı bir canlıydı. Karaya yırtıcılardan kaçmak ya da yiyecek aramak için çıkıyordu.

    Fotosentetik ökaryotlardan olan yeşil alglerin bir kolu, suların fotosenteze olanak sağlayan aydınlık bölgesinin hem prokaryot hem de ökaryot fotosentetikler tarafından aşırı doldurulmuş olmasına bir cevap olarak uyumsal gelişimle karaya uyum sağladı. Karasal yaşama uyum sağlayarak kendisine neredeyse sınırsız boyutlarda yayılabilecek boş alan sağlayan Bitkilerinbu ilk temsilcileri, günümüz kara yosunu ya da ciğer otlarına benzeyen ya da yakından akraba bir gruba üyeydi. Bitkiler bir sonraki dönem olan Silüryende oldukça iyi bir yerleşimi başardı. Alçak, yerde yatan damarsız kara yosunlarından çiçekli bitkilere hızla evrimleşip, atmosferin ve toprağın kimyasını değiştirerek yeryüzünü yeniden biçimlendirdiler. Bitkilerin ortaya çıkışıyla, yaşam
    karaya çıkmak için gerekli en sağlam adımı atmış oldu.

    noimage

    İlkin bitki sporu

    Ordovisyen Dünyası:
    Kuzeydeki Engin Deniz, Güneydeki Büyük Kıta

    Kambriyende büyük çoğunluğu güney yarıkürede toplanmış olan kıtalar Ordovisyen boyunca daha da güneye kayar. Kuzey yarıkürenin tamamına yakın bölümü uçsuz bucaksız bir okyanusla kaplıyken, Gondvana ve ona oldukça yakın konumda olan diğer kıtaların oluşturduğu karalar topluluğu güney yarıkürede bulunuyordu. Ordovisyen boyunca Gondvana bir bütün halinde Güney kutbuna doğru kayarken, ekvatoral konumda ki Laurentiya ve Baltıka birbirine yaklaşmaya başlar. Bu iki kıta arasında bulunan Iapetus okyanusu, bu olay sonucu gittikçe küçülür. Orta ve Batı Avrupa ise Avrasya'nın geri kalanından ayrı olarak güney tropiklerinde bulunuyordu.

    Ordovisyen Yok Oluşunun nedenleri üzerine tahminler;
    Buzullaşma ve deniz seviyesinin düşmesi hipotezi
    Ordovisyenin sonu bir kitlesel yok oluşla işaretlidir. Yok oluş ilk olarak, planktonlar, derisi dikenliler, üç loblular ve zırhlıbalıklar gibi tropikal türleri etkiledi. Ardından mercan ve dallı bacaklılar etkisi altına aldı. Ilıman denizlere uyum sağlamış olan yeşil algler de yok oluştan etkilendi. Bu yok oluşun sonunda dallı bacaklılara ve yosun hayvancıklarına ait türlerin neredeyse yarısı yok oldu; nautiloidlerin büyük bir kısmı yok olurken, üç loblular de ciddi biçimde azaldı. Konodontların ve graptolitlerin bazı grupları da yok oldu. 100'den fazla deniz hayvanı ailesinin ortadan kalktığı bu yok oluşta, toplam kayıp deniz omurgasız cinslerinin %60'ı, tüm ailelerin %25'i kadardı.
    Ordovisyen yok oluşunun nedenleri oldukça iyi biliniyor. Büyük oranda tropik hayvanları etkilemesi, yok oluştan kurtulmayı başaranların ve yok olanların yerini alanların da ya derin sulara ya da yüksek enlemlerdeki soğuk sulara uyum sağlamış olanlar arasından çıkması, yok oluşun temel nedeninin; Gondvana'nın Ordovisyenin sonunda güney kutbunun üzerinden geçmesi olduğuna işaret ediyor. Kıtanın kutup bölgesi üzerinde konumlanmasıyla küresel boyutlarda bir soğuma ve yaygın bir buzullaşma meydana geldi. Bu buzullaşma çok büyük miktarda suyu karalara bağlayıp, deniz seviyesinin dünya çapında düşmesine ve kıtaların üzerini örten sığ denizler kurumasına neden oldu. Resif oluşturan pek çok fauna üyesi yerel veya küresel olarak yok oldu. Ordovisyen denizlerindeki yaşamın büyük bölümünü barındıran resiflerin yok olması ve soğuma ile birlikte yok oluş meydana geldi. Yok oluşta, Laurentiya ve Baltica'nın çarpışmasıyla Iapetus (proto-atlantik) okyanusunun kapanması da etkili oldu.
    Paleozoiği kapatan yok oluştan sonra deniz yaşamını etkileyen en büyük ikinci yok oluş olan Ordovisyen kitlesel yok oluşu aynı zamanda bir sonraki dönem olan Silüryende görülecek olan uyumsal açılımın da yolunu açtı.
#10.08.2009 02:26 0 0 0
  • Jeolojik Devirler - Tarihte Jeolojik Devirler - Jeolojik Devirler Nedir

    Doğanın tarihi dünyanın oluşumdan bugüne kadar geçen ve durmaksızın devam eden kesintisiz bir süreç olsa da bilim adamları çalışılmasını ve anlaşılamasını kolaylaştırmak amacıyla dünyanın tarihini Jeolojik Devirler denilen çeşitli dönemlere ayırır.

    noimage

    KAMBRİYEN ÖNCESİ: Hadeyan, Arkeyan, Proterozoik
    "Kambriyen öncesi" yeryüzünün oluşumundan Kambriyene kadar geçen dört milyar yıllık zaman dilimidir. Yeryüzü tarihinin 7/8'lik bölümü, Kambriyen öncesinde geçer. Dünyanın yüzeyinin soğuyup, katılaşması, kıtasal levhaların, atmosferin ve okyanusların oluşması. Yaşamın jeobiyokimyasal süreçler sonucu ortaya çıkması, bakterilerin evrimi, atmosferin oksijence zenginleşmesi, ökaryotların evrimi ve ilk hayvanların ortaya çıkması hep Kambriyen öncesinde gerçekleşir. Ne var ki Kambriyen öncesine ait bilgileriniz son derece sınırlı ve tartışmalı. Son zamanlarda kabul gören sistemde, Kambriyen öncesi, Fanerozoik devirle denk iki devre ayrılır: Proterozoik ve Arkeyan. Ancak, dünyanın en eski kayaçlarının bulunduğu Arkeyanın başlangıç zamanı belirtilmez. Bunun nedeni, yeryüzünde Arkeyan öncesine ait hiçbir kayaç olmamasıdır. Yeryüzünde bilinen en eski kayaçlar 3.8 milyar yıl öncesine ait. Bu zamandan önceki kayaçlar jeolojik olaylar sırasında aşınarak ya da yeniden magmaya karışarak yok olmuş. Dünyanın 4,5 milyar yıl olarak biçilen yaşı, jeolojik etkinliğin olmadığı Ay'dan getirilen taşların ve yeryüzüne düşen meteorlar üzerinde yapılan çalışmalarla bulunmuştur. Bazı bilim adamları Dünyanın, Güneş sisteminin oluşumu sırasında, bir göksel cisim olarak belirmesinden Arkeyana kadar geçen zaman dilimi için Hadeyan ismini kullanır. Bu da, tıpkı yaşadığımız çağ olan Holosen gibi gerçek bir jeolojik devir olmasa da, dünya tarihinin bütünlüğünün sağlanması amacıyla kullanılır.


    Hadeyan
    ~4500 myö - 3600 myö arası

    Dünyanın göksel cisim olarak belirdiği zamandan, Arkeyana kadar geçen süre arasında kesin bir sınır yoktur. Hadeyanda ilkin atmosfer, ve okyanuslar oluştu. Bu zamanda oldukça bol olan meteorlar, yeryüzünü sürekli bombardıman ediyordu. Hadeyanın ilk dönemlerinde Mars boyutlarındaki bir gök cisminin Dünya ile çarpışmasıyla, Dünyadan kopan parçalar Ay'ı oluşturdu. Volkanik etkinlik oldukça yüksekti, ilkin kıtalar da bu zamanda oluştu.

    Hadeyan devrinde dünya



    Arkeyan
    3600 myö-2500 myö arası

    Yaşamın ortaya çıkışı
    Arkeaların zamanı
    Fanerozoiğin iki katı uzunluğunda bir devirdir. Yeryüzünde, bilinen en eski kayaçlar bu devre aittir. ılkin okyanuslarda mikrobiyal yaşam jeobiyokimyasal süreçler sonunda bu dönemde ortaya çıkıp, evrildi. Canlıların bugün kullandığı biyokimyasal süreçlerin temeli atıldı ve bu süreçlerin büyük çoğunluğu bu dönemde kuruldu. arkealarınbaskın olduğu prokaryotik yaşam okyanuslarda yaygındı. Fotosentetik bakteriler olan Siyanobakteriler ortaya çıkıp, o zamana kadar oksijensiz olan okyanuslara oksijen salmaya başladı. Bu yeryüzünde ilk kez bol miktarda bulunan serbest oksijenin okyanuslarda çözünmüş halde bulunan demirle tepkimeye girerek birlikte çökmelerine neden oldu.

    noimage

    Arkeyan devrinde dünya


    Proterozoik
    2500 myö-545 myö arası
    Arkeyan ile Kambriyen arasında
    Oksijenli atmosferin oluşumu
    Bakterilerin yaygınlaşması
    Ökaryotların ve çok hücrelilerin ortaya çıkması

    Kıta hareketleri normal seyrine girerken, dev kıta Rodinia oluştu. Arkeyan dönemde ortaya çıkan stromatolitler yaygınlaştı. Arkeyandan beri okyanuslara salınan oksijen, artık serbest halde okyanuslarda ve atmosferde bol miktarda bulunmaya başladı. Bu Proterozoik okyanuslarının çekirdeksiz -prokaryotik- canlıları için bir felaket oldu. Bildiğimiz bu ilk, belki de tüm zamanların en büyük çevresel felaketi Arkeyan canlılarının büyük bir kısmını yok etti. Arkealar azalıp, oksijensiz ortamlara çekilmek zorunda kalırken; bakteriler üstünlüğü ele geçirdi. Oksijenin artması ve canlılarca kullanılmaya başlamasıyla, ilk çekirdekli -ökaryotik- canlılar ortaya çıktı. Proterozoiğin sonlarına doğru ilk çok hücreli -algler ve ilkin hayvanlar-canlılar ortaya çıktı. Proterozoik boyunca birkaç kez yeryüzünün gördüğü en büyük buzul çağları yaşandı. "Kartopu dünya" olarak adlandırılan bu buzul çağlarında yeryüzünün tamamı birkaç kilometre kalınlığında bir buz tabakasıyla kaplandı. Bu buzul çağlarının sonuncusundan hemen sonra ilkin hayvanlar ortaya çıktı.

    noimage
    Stromatolit Fosilleri

    Edikara faunası olarak bilinen fauna, bu ilkin hayvanlara ait fosil yataklarının en iyi bilinenidir. Burada, ilk yumuşak dokulu çok hücreli hayvanlara ait fosiller bulunur. Edikara faunasının hayvanları oldukça ilkel ve garipti. Süngerler ve denizanaları gibi bazı tanıdık şubelerin üyelerinin yanı sıra, bilinen hiçbir şubeyle ilgisi olmayan hayvanlar da vardı. Arkarua adami, Dickinsonia, Tribrachidium, Cyclomedusa, Kimberella Edikara faunasının hayvanlarından bazılarıdır.

    noimage

    Edikara faunası

    noimage

    Kambriyen öncesi dünya

    noimage

    Ve Tüm kıta hareketleri


    Eosen
    55,0 myö ile 33,7 myö arası
    Günümüz Yaşamının Doğuşu

    noimage

    Eosen yaşamından bir manzara

    Eosende kıtalar birbirinden uzaklaşmaya devam eder. Kuzey Amerika Avrupa'dan, Güney Amerika Antarktika'dan ayrılır. Asya'ya iyice yakınlaşan Hindistan'da dağ oluşum olayları görülmeye başlar. İklim genel olarak sıcak ve ılıman, mevsimler belirgin değil, yağışlar oldukça boldu, deniz seviyeleri yüksekti. Afrika, Avustralya ve Sibirya'nın büyük bölümü sular altındaydı. Denizlerin böldüğü kıtalar takım adalar şeklinde dizilmiş, Afrika, Güney Amerika ve Avustralya diğer kara parçalarından soyutlanmış ve üzerlerinde kendine özgü faunalar vardı.

    At, tapir,gergedan, fil,domuz, deve ve primatların dahil olduğu modern memeli takımlarının çoğu, ilk kez Erken Eosende kısa bir zaman dilimi içinde 10 kg.dan daha küçük hayvanlar olarak ortaya çıkar. Kemirgenler, multituberculatların yerini alarak, baskın küçük memeli grubu olur. Günümüzdeki biçimlere benzer olmasa da ilk yarasalar böcekçillerden farklılaşarak ortaya çıkar. Modern toynaklıların ataları bu zamanda Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika'da yayılır. Bu küçük memelilerin bazıları, dönemin sonuna kadar boyutlarını hızla artırarak dev boyutlara ulaşırlar. Bunlardan altı boynuzlu gergedan benzeri bir hayvan olan Eobasileus'un omuz yüksekliği 2 metreye ulaşıyordu

    noimage

    Bir tür Eosen atı

    Kretase Deniz Yaşamı

    noimage

    Kretase deniz yaşamından bir manzara

    Kretase denizlerinde, planktonik mikroorganizmalarda yaşanan patlamanın sonuçları döneme adını verir. Bu dönemde kalkerli kabuğa sahip planktonlar gelişimlerinin zirvesine ulaşır. Silisli bir çift kabuğa sahip fotosentetik bir hücreli mikroorganizmalar olan diatomlar da bu dönemde ortaya çıkıp, yaygınlaşır. Kabuklu amipler olan Foraminiferler ve Radiolaryalar da dönemin yaygın planktonik organizmalarıydı.
    Modern mercanların ortaya çıkmasıyla büyük resifler oluştu. Bu resiflerin oluşumuna önemli ölçüde katkıda bulunan gruplardan biri de rudist midyelerdi. Rudistler, alglerle kurdukları simbiyotik ilişki nedeniyle, hızla gelişip, büyüyen, boyları 1 metreye ulaşan dev midyelerdi

    noimage

    Rudist

    Kretase denizlerinde kafadan bacaklılar baskın omurgasız grubuydu. Mürekkep balığı benzeri Belemnitler, büyük boyutlu Placenticeraslar, düz kabuklu Baculitesler ve gevşek kıvrımlı Helioceraslar gibi çeşitli biçimlere sahip farklı ammonit türleri yaygındı.

    noimage noimage

    Baculites <<<<<<<<<<<<< ---->>>>>>>>>>>Placenticeras


    noimage

    Carcharodon

    Ichthyosaurslar iyice balıksı biçimler aldı. Büyük boyutlu bir ichthyosaurs olan Platypterygius, 6-7 metre boyutlarına ulaşmıştı. Kuyruğunu tıpkı balıklar gibi bir yandan diğerine sallayarak hareket ediyordu. Geç Kretasede, ichthyosaurlar sucul yaşama daha uyumlu ve daha iri türlerce temsil edilse de; büyük oranda azaldılar. Büyük olasılıkla hızlı yüzen kemikli balıklar uyum sağlayamamış, Kretase yok oluşundan önce ortadan kalkmışlardı. Tek bir ichthyosaur ailesi Geç Kretasenin erken dönemlerine ulaşabildi.

    Platypterygius


    Plesiosaurslar, iyice özelleşmiş Plesiosaurs ve Pliosaurs biçimleriyle temsil ediliyordu. Bir Plesiosaurs olan uzun boyunlu Elasmosaurs ve Pliosaurslardan kısa boyunlu Kronosaurus bu özelleşmenin iki ucuydu. Bu iki uç arasında daha küçük boyutlarda ve boyun uzunluğu bu iki hayvan arasında olan pek çok farklı Plesiosaurs ve Pliosaurs biçimi vardı.

    noimage

    Elastodenta

    Kronosaurus

    Geç Kretasede deniz sürüngenlerinin arasına yeni bir üye katıldı: Mosasourslar. Günümüz monitörleriyle yakından akraba olan bu yırtıcı dev deniz kertenkelelerinin uzun esnek gövdeleri ve kısa boyunları vardı. Bunlar Ichthyosaurslar gibi balık yemek üzere biçimlenmiş dişlere sahipti. 4,5-9 metreye varan boyutlarıyla oldukça büyük olan bu hayvanlar, pliosauridlerin ve köpekbalıklarının hakim olduğu Kretase denizlerinde fazla yaygınlaşamadı.

    Mosasourslar

    Sucul sürüngenler çeşitlenirken; yarı sucul modern Eusuchian timsahlar ilk kez ortaya çıktı, bazı ilkel Mesouchian timsah grupları da varlıklarını sürdürdü. Sarcosuchus, Deinosuchus gibi tatlı su timsahları dev boyutlara ulaşıp, dinozorları yemek listelerine katar.

    noimage

    Sarcosuchus çene kemikleri

    Kamplumbağalar Kretasede hem soyu tükenmiş hem de modern gruplarca temsil ediliyordu. Pek çok başka sürüngen grubu gibi kaplumbağalar da Kretasede devleşme eğilimindeydi. Archelon gibi bazı denizel biçimler 4 metreye kadar ulaştı

    noimage

    Kretase döneminden bir kaplumbağa iskeleti.


    Kretase Kara Yaşamı
    Kretase Bitki Yaşamı

    noimage

    Kretase döneminden bir bitki manzarası

    Tipik Jura florası, Erken Kretase boyunca fazla bir deðişiklik olmaksızın devam eder. Kozalaklıların, sikatların ve ginkoların baskın olduðu ormanlarla, eðrelti ve at kuyruklarının otsu biçimleri yaygındı. Yaðış miktarındaki düşüşle birlikte, ekvator çevresindeki ormanlar azalmaya başladı. Aðaçlardan boşalan alanlara eðrelti ve at kuyrukları yerleşti.
    Kretasede florasında gerçekleşen en önemli evrimsel yeniliklerden biri, çiçekli bitkilerin fosil kayıtlarına girmesidir. Çiçekli bitkilerin ne zaman ve hangi gruptan kök alarak ortaya çıktığı henüz tartışmalı bir konu olsa da; ilk örneklerine Kretasenin başlarında rastladığımız çiçekli bitkiler, Kretasenin sonunda üstünlüğü ele geçirip, karasal ekosistemlerin baskın bitki grubu olur.
    Tropiklerde ortaya çıkan çiçekli bitkiler, buradan sikat ve kozalaklı ormanlarının baskın olduğu yüksek enlemlere doğru yayılırken bir taraftan da gelişimlerini sürdürdü. Orman tabanında küçük otsu biçimler olarak ortaya çıkan çiçekli bitkiler, hızla orman tabanını kapladıktan sonra günümüzün çalılarına ve odunsu ağaçlarına dönüştüler. Geç Kretaseye gelindiğinde meşe, akçaağaç, manolya, safran, ceviz, huş ve dişbudak ağaçları henüz yaygın olan kozalaklılarla rekabete başlamıştı. Orta Kretasede yaygınlaşıp, dönemin sonunda modern biçimlerini alan çiçekli bitkilerin bazıları, bugün bile varlıklarını sürdürüyor.

    noimage

    Kretasenin sonunda çiçekli bitkilerin yeryüzünün baskın bitki grubu olmasında iki özellikleri etkili oldu: Tohumlarının besin içeren bir tabakayla kaplı olması ve tozlaşmak için hayvanları kullanmaları. Çiçekli bitkilerin bir bölümü tozlaşmalarını rüzgar aracılığıyla yapsa da; çoğu, renk ve kokularıyla kendine çektiği böcek, yarasa ya da kuşları kullanarak polenlerini başka bitkilere ulaştırır. Hayvanlar poleni rüzgardan daha verimli bir şekilde yerine ulaştırdığından, bunları kullanan bitkiler üreme şanslarını arttırmış olur. Bu yolla hızla yayılıp çeşitlenen çiçekli bitkiler, çeşitlilikçe, diğer bitkileri kısa sürede yirmi ile otuz kat aştı: Günümüzde bitkilerin %90-95'ini çiçekli bitkiler oluşturur.
    Kretase Kara Faunası
    çiçekli bitkilerin ortaya çıkmasıyla birlikte böceklerin evrimi hızlanır, yeni tozlaştırıcı böcek grupları ortaya çıkar. Kretasede ilk kez ortaya çıkan başlıca böcek grupları, arılar, eşekarılar, karınca, kelebekler ve termitlerdi. Böcekler dünyasındaki en önemli gelişmelerden biri de, gerçek sosyal arıların ortaya çıkmasıdır.

    noimage

    Arı fosili

    Modern memelilerin üç grubu da -eteneliler, keseliler ve tek delikliler- Erken Kretasede ortaya çıkar, fakat fazlaca yaygınlaşamaz.
    Juranın yaygın tuatara benzeri Sphenodontları azalırken;
    Squamatalar, yani kertenkele ve yılanlar onların ekolojik nişlerini doldurur
    Pterosaurslar Kretasenin başlarında yaygın ve çeşitliydi. Fakat aynı nişi paylaştıkları kuşlarla rekabette başarısız olup, Kretase ilerledikçe, yavaşça azalıp yerlerini kuşlara devrettiler. Dönemin sonlarına doğru ancak Pteranodon, Quetzelcoatlus gibi birkaç dev biçim sağ kalmayı başardı. Geç Kretasede yaşamış devlerden Quetzalocatlus northropi'nin kanat açıklığı 12 metreye ulaşıyordu

    noimage

    Quetzelcoatlus

    Kretase, dinozorların altın çağıydı. Dönemin sonuna kadar çeşitliliklerini artıran dinozorlar, meteor çarpmasıyla yok olduğunda, gelişimlerinin zirvesinde ve karasal nişlerin pek çoğunun hakimi durumundaydı.
    Kretasede, Juradan gelen bazı dinozor grupları azalırken; bazı gruplar yeni üyelerle temsil ediliyordu. Dinozorların ve karasal canlıların en büyüğü olan Sauropodlar, bazı bölgelerde yaygınlığını kaybeder. En tanınmış Sauropodlar olan Brachiosaursların ve Diplodocidlerin soyu tükenir; ancak, onlardan boşalan nişler başka sauropodlar tarafından doldurulur. Plakalı Stegosaurslardan, Kentrosauruslar varlıklarını sürdürüyordu, ancak Stegosaurslar yerlerini çoğunlukla daha ağır zırhlı Ankylosaurslara bırakır.

    noimage

    Ankylosaurus

    Etçil Theropodların hem büyük hem de küçük boyutlu üyeleri arasında, kuş benzeri biçimler belirgin biçimde yaygındı. Dinozorların en tanınmışlarından Tyrannosaurslarla birlikte pek çok dev boyutlu etçil, Kretasede yaşadı.

    Bir theropod (Giganotosaurus)

    Deinonychus, Velociraptor ve Utahraptorlar gibi orta boy orak pençeli etçiller de bu zamanda yaşadı.

    noimagenoimage

    Utahraptor <<<<<<<<<< -------->>>>>>>>> Orakpençe

    Kuş benzeri küçük boyutlu Ornithomimosaurslar arasında, kuşların öncülleri olan, dinozor benzeri ilkin-kuşlar vardı. Kretasede dinozorların nerede bitip, kuşların nerede başladığını söylemek imkansızdı. Kretase, Hesperornis ve Ichthyornis gibi dişli kuşların yükselişine ve yok oluşuna tanık oldu.

    noimage

    Ornithomimosaurs

    noimage

    Dişlikuşlar

    Kretasede pek çok yeni dinozor grubu ortaya çıktı. İlk Ceratopsian ve Pachycepalosaurid dinozorlar bunların başlıcalarıydı.
    Gergedana benzeyen, boynuzlu, enselerini koruyan yakalıkları ve gaga biçimindeki ağızlarıyla ilginç yaratıklar olan Ceratopsianlar, otçul dinozorlardı. Ceratopsianlar, yakalık ve boynuzlarını, yırtıcılara karşı savunma, karşı cinsin dikkatini çekme ve ısıl düzenleme amaçlarıyla kullanıyor olabilir. Yüzlerce Ceratopsiana ait kemiğin bir arada bulunması, sürüler halinde dolaştıklarını düşündürüyor.

    noimage

    Triceratops

    Ornithopodalar grubundan olan ördek gagalı Hadrosaurslar, Geç Kretasede, Avrupa, Asya ve Kuzey Amerikada yaygındı. İyi korunmuş hadrosaurs yuvaları ve bebekleri, bu hayvanların yavrularına baktıklarını gösteriyor.

    noimage

    Hardrosaurslar

    Kretasenin en yaygın ve çeşitli otçul dinozor grubu, zırhsız ornithischian dinozorlardı.
    Kretasede bazı garip görünüşlü dinozorlar da yaşamıştı: Plaka zırhları ve dikenleriyle Sauropelta, sırtlarındaki büyük yelkenlerle Spinosaurslar, sorguçlu dinozorlar olan Parasaurolophuslar bunlardan bazılarıydı.

    noimage

    Parasaurolophuslar

    Orta Kretasede, Avustralya, güney kutbu üzerinde bulunuyordu. Her ne kadar iklim şu an ki kadar sert olmasa da, hayvanlar ve bitkiler sıfırın altındaki kışlara ve altı ay süren gecelere dayanmak zorundaydı. Antartik Avusturalya'sında bölgeye has pek çok canlı yaşıyordu. Bunlar arasında büyük iki yaşamlı temnospondyller, gececil ornithopod otçullar ve cüce allosauridler vardı. Ayrıca günümüz ördek gagalı platypusunun atası da Avusturalya'nın sakinlerindendi.
#10.08.2009 02:20 0 0 0
  • Sunum Sanatları - Sunum Sanatları Nedir - Sunum Sanatları Hakkında

    Sunum sanatları, bireyselleşen sanat veya bütünselleştiren sanat olarak sanat falliyetlerini ikiye ayrımak olasıdır.
    Örneğin bir edebiyat eserini kişi kendisi tek başın okuyabilir ve kendi kişisel değerlerine göre değerlendirebilir. sonuç olarak herkezin bir eserde beyeneceği yön kadar beyenemeyeceği yönlerinde var olduğu ortadadır. bu açıdan bütünselleştiren sanat eş zamanlı olarak herangibi bir topluluğa veya topluma sunulan sanatlar olarak tanımlandırılır.

    Örnek vermek gerekirse Canlı performans gerektiren tüm sahne ve gösteri sanatları Canlı konserler canlı şiir dinletileri ve canlı performans isteyen tiyatro oyunları ve birer sunum sanatıdır.

    Ama sinema veya playback gibi bireysel olarka istenildiği zaman istenildiği gibi tüketilebilinir olan sanatlar türleri topluluk içerisinde bile kullanılsa bunlar sunum sanatına girmez

    Sunum sanatı canlı ve karşılıklı iletişime esas olan sahnede gösteri yapılan sanat türlerine verilen bir akademik bir tanımlamadır.
#10.08.2009 02:07 0 0 0
  • Alaylı Oyuncular - Alaylı Oyun - Alaylı Nedir - Alaylı Anlamı - Alaylı Oyuncular Hakkında

    Alaylı

    Bir işi veya bir mesleği eğitim verilen okulunda okuyarak değil doğrudan doğruya usta çırak ilişkisi içerisinde çekirdekten öğrenen kişilere verilen ad tanımlama !

    Genel anlamıyla daha çok tiyatroda alaylı oyuncular olarak tanımlanınlar.

    Farklı yakın tanımlama : mektepli


    Adile Naşit
    Ayşe Tolga
    Ayşen Gruda
    Gazanfer Özcan
    Hümeyra
    Kadir İnanır
    Memati Baş
    Nuri Alço
    Tarık Akan
    Yıldırım Öcek
    Zeki Alasya
    Ata Demirer
    Teoman
#10.08.2009 02:05 0 0 0
  • Tiyatro Salonları - Tiyatro - Tiyatro Salonları Hakkında - Şehir Tiyatro Salonları

    Akatlar Kültür Merkezi

    Akatlar Kültür Merkezi, İstanbul'un Etiler/Akatlar semtinde bulunan ve Beşiktaş Belediyesi'ne ait tiyatro ve sergi salonlarına sahip kültür merkezidir.



    Hayalhane

    Hayalhane, İstanbul Beyoğlu'nda kurulu olan bir özel tiyatrodur.
    Osmanlı'da tiyatro için kullanılan ilk kelimedir, hayal perdesi anlamına gelir. Dört katlı bir binanın son katında bulunan salon tadilat düzenlemesinden sonra 5 Aralık 2003'de faaliyete geçmiştir. Aynı zamanda isim babalığını da yapan Mahşer-i Cümbüş grubu tarafından halen tiyatro oyunlarının oynandığı ve kursiyer yetiştirildiği bir mekan olarak kullanılmaktadır.



    Naum Tiyatrosu

    Naum Tiyatrosu, 1844 - 1870 yılları arasında İstanbul Beyoğlu'nda kullanılan tiyatro salonu. Adı, işletmecisi olan Mihail Naum'dan gelmektedir. Bu salon tanzimat döneminin önemli tiyatro olaylarına sahne olmuştur.
    Mihail Naum bugünkü Galatasaray Lisesi'nin karşısındaki Bosco Tiyatrosu'nu satın aldı ve çeşitli düzenlemelerden sonra 1844 yılında Théatre de Péra adıyla açtı. Tiyatronun sahnelenen ilk yapıtı Lucrezia Borgia adlı bir opera oldu. Ancak ahşaptan olan yapı bir yangın yaşadı. Ardından 1846'da tekar inşa edildi. 1849 yılında bu sefer Théatre Italien Naum adını aldı fakat bu kez de 1870 yılında büyük Beyoğlu yangınıyla tamamen yandı. Yerine Hristaki Pasajı yapıldı (bugünkü Çiçek Pasajı)
    Beyoğlu yakasında o dönemde yabancı dilde oyun oynatma tekelini elinde bulunduran Mihail Naum pek çok yabancı topluluğu getirerek sahneye çıkardı. Yabancı dilde operaların anlaşılması için oyun kitapçıkları bastırdı ve İstanbul'un diğer yakasından gelenler için gündüz gösterimi yaptı.



    Odeon Tiyatrosu

    Odeon Tiyatrosu, 1875 yılında İstanbul'da, İstiklal Caddesi'nde açılan tiyatro binası.
    İlk adı "Varyete Tiyatrosu"dur. 1877 yılında yenilendikten sonra sırasıyla "Eldorado", "Verdi Tiyatrosu" ve "Odeon" adlarını aldı. Bina daha sonra "Eclair Sineması" ve "Şık Sineması" olarak etkinlik gösterdi. Güllü Agop'un Osmanlı Tiyatrosu bu salonda temsil veren tiyatro gruplarından biridir.
    İstanbul'da plak tabanlı sesli film gösterimlerinin ilki 1907 yılında bu tiyatroda gerçekleştirilmiştir. Gösterimde Excelsior sistemi kullanılmıştır.



    Raimund Tiyatrosu

    Raimund Tiyatrosu, Mariahilf'de bir Tiyatro Binası.

    Mariahilf, Wallgasse 18-20 adresinde bulunan Raimund Tiyatrosu Verein von Wiener Bürgern (Viyanalı Vatandaşlar Derneği) tarafından kurulmuş ve Avusturyalı ünlü drama sanatçısı Ferdinand Raimund'un adı verilmiş ve açılışını 1893'de aynı kişinin yazdğı "Die gefesselte Phantasie" (Tutsak Fantazi) adlı oyunu ile yapmışdır.
    1896 ile 1908 yılları arasında A. Müller-Guttenbrunn yönetiminde kalan tiyatroda bu zaman diliminde çoğunlukla tiyatro oyunlari sergilenmişdir, 1908'den itibaren opera yapılmış 1921 ile 1927 yılları arasında yönetıcı R. Beer zamanında tekrar tiyatro oynanmaya başlanmışdır.
    1945'den sonraki yönetici Rudolf Marik ile 1948'den 1976'ya kadar Johannes Heesters, Marika Rökk ve birçok ünlü opera sanatçısı ile altın yıllarını yaşamıştır. Ayrıca bugün ünlü sanatçılar Hansi Niese, Paula Wessely, Attila Hörbiger ve Karl Skraup sanat hayatlarına bu tiyatroda adım atmışlardır.
    Bugüne kadar sahnelenmiş bazı oyun ve müzikallerden;

    Die Schöne und das Biest
    Tanz der Vampire
    Romeo und Julia
    Barbarella

    Tiyatro Binsı 1984 ile 1985 yılları arasında genel bir onarımdan geçmişdir.



    Ses Tiyatrosu

    Ses Tiyatrosu İstanbul Beyoğlun'da İstiklal Caddesi üstünde bulunan Halep Pasajı'n içinde bulunan birtiyatro salonu'dur.

    1885 yılında mimar Campanaki tarafından yapılan Ses Tiyatrosu 87 yıl tiyatro, 17 yıl da sinema olarak hizmet verdikten sonra 1989 yılında Ferhan Şensoy tarafından bir bölüm hissesi alınarak tekrar tiyatroya çevrildi.
    Bu inşaatın masraflarının ilk kısmını, 90 günlük Ferhangi Şeyler turnesinden edilen gelirle karşılayan Şensoy, sanılanın aksine tiyatronun sahibi değil.
    Bugün Ses - 1885 Ortaoyuncular Tiyatrosu olarak da isimlendirilen tiyatroda Ortaoyuncular Tiyatrosu'nun oyunlarının yanı sıra zaman zaman büyük konserler veriliyor ve ünlü konuklar sahne alıyor.



    Taksim Sahnesi

    Taksim Sahnesi, İstanbul Taksim'de Sıraselviler Caddesi girişinde bulunan sinema ve tiyatro yapısıdır.

    Bina, İstanbul'da doğrudan sinema binası olarak kullanılmak üzere inşa edilmiş ilk yapıdır. 1914 yılında inşa edilen binanın mimarı Giulio Mongeri, ilk sahibi Sarıcazade Ragıp Paşa'dır.


    Sinema olarak kullanılması


    Bina, ilk olarak Majik Sineması adıyla Halil Kâmil tarafından işletildi. O dönemde salonda, küçük bir senfonik orkestra eşliğinde sessiz filmler gösterilmekteydi.
    Birkaç defa sahibi ve işletmecisi değişen binanın ismi, 1944'te Türk Sineması, 1946'da Yeni Taksim Sineması ve 1964'te Venüs Sineması olarak değiştirildi.


    Tiyatro olarak kullanılması


    1970 yılında İstanbul Kültür Sarayı'nın (daha sonra Atatürk Kültür Merkezi) yanarak kullanılmaz hale gelmesi sonrasında, Venüs Sineması Devlet Tiyatroları tarafından kiralanarak tiyatro salonuna çevrildi. Salon, Şubat 1971'de IV. Murat oyunuyla açıldı.
    1975 yılına kadar tiyatro salonu olarak kullanılan bina daha sonra yeniden Venüs Sineması olarak işletilmeye başladı. Ancak 1980 yılında Dostlar Tiyatrosu tarafından Kafkas Tebeşir Dairesi isimli oyun burada sergilendi.
    1979 yılında kurulan İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun sahne ihtiyacının karşılanması amacıyla bina, 1983-1984 sezonunda yeniden kiralandı. Bina, 28 Ekim 1983'te Musahipzade Celal'in İstanbul Efendisi oyunuyla açıldı ve 2006-2007 sezonunun sonuna kadar tiyatro sahnesi olarak kullanıldı.


    Boşaltılması


    Yeni bir kültür ve alışveriş merkezi yapılması için binanın yıkılmasına karar verildi. Ağustos 2007'de, binada kiracı olan İstanbul Devlet Tiyatrosu kendine ait donanımı ve eşyayı sökerek binayı boşalttı.
    Binanın 2008'de yıkılması, yerine yapılacak alışveriş merkezinin İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti olacağı 2010 yılına kadar tamamlanması öngörülmektedir.



    Tepebaşı Tiyatrosu

    Tepebaşı Tiyatrosu, İstanbul'daki en eski tiyatro yapılarından biri. Şu an yerinde TRT Tepebaşı stüdyoları bulunmaktadır.
    Tepebaşı Tiyatrosu kimi kaynaklara göre İstanbul şehremini Rıdvan Paşa tarafından 1890 yılında kurulmuştur, kimi kaynaklara göreyse bu tarihten daha önce de vardı ve 1880'li yıllarda oyunlar oynanıyordu.
    Darülbedayi'nin ilk profesyonel oyunu olan Çürük Temel 20 Ocak 1916 yılında Tepebaşı Tiyatrosu'nda sergilendi. 1925 yılından sonra burayı Darülbedayi'nin ardından İstanbul Şehir Tiyatrosu kullanmaya başladı. 7 Ocak 1970'te Şehir Tiyatrosu merkezini Harbiye Tiyatrosu (bugünkü adıyla) Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na taşıdı ve aynı yıl çıkan yangında yapısı ahşaptan olan tiyatro büyük hasar gördü. Ancak ertesi yıl 1971 yılında yaşadığı ikinci yangınla da tamamen yok oldu. İstanbul Şehir Tiyatroları burada kaldığı süre boyunca 368 adet oyunu 13.273 kez sahneledi. Tepebaşı Tiyatrosu'nda oynanan son oyun Mayıs 1969'da Darphne du Maurier'den Sonbahar Fırtınası oldu.
#10.08.2009 02:02 0 0 0
  • Doğu Bloğu - Demir Perde - Doğu Bloğu Hakkında - Doğu Bloğu Tarihi

    Doğu Bloğu (Kırmızı)

    noimage

    Doğu Bloğu, Sovyet Bloğu ya da Demir Perde, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği ve onun Doğu ve Merkez Avrupa'daki müttefiklerini tanımlamak üzere kullanılmış olan bir terimdir. 1947'de, başta Polonya, Romanya, Bulgaristan, Macaristan ve Doğu Almanya olmak üzere komünist rejim altına giren birçok ülke Moskova'dan yönetilen bir blok haline gelmiş bulunuyordu.

    Uluslararası komünizm faaliyetlerini yeniden örgütlemek üzere, Avrupa'nın önde gelen komünist partilerini Silezya'da bir konferansta topladılar. Bu toplantının sonunda, 5 Ekim 1947'de Kominform'un kurulduğu ilan edildi ve yayınlanan bildiride dünyanın iki bloka ayrılmış olduğu açıklandı.
    Yayınlanan belgelere göre kominform'un amaçları şöyle idi:
    İşçilerin yegane vatanı olarak kabul edilen Sovyetler Birliği'nin savunulması,
    Amerika Birleşik Devletleri tarafından temsil edilen emperyalizme karşı mücadele edilmesi,

    Tüm dünyayı kapsayacak olan bir Sovyetler Cumhuriyeti'nin kurulması.
    Uluslararası komünizm hareketini koordine etmek için kurulmuş olan Kominform'un merkezi Belgrad şehri idi.

    "Demir Perde" tanımı 5 Mart 1946 tarihinde Fulton'da bir konferansta Churchill tarafından yapılmıştır. Doğu Bloğu terimi Varşova Paktı ve Comecon yerine de kullanılır.

    Yugoslavya hiçbir zaman Doğu Bloğu veya Varşova Paktı'nın bir parçası olmamıştır. Yugoslavya komünist bir ülke olmasına rağmen, dönemin lideri Mareşal Tito II. Dünya Savaşı esnasında direnç gösteren bir partizan olarak yönetime geldi ve bu yüzden Sovyetler Birliği ülkeyi birliğe katamadı. Soğuk Savaş esnasında Yugoslavya hükümeti kendisini iki cephe arasında tarafsız bir noktaya yerleştirdi ve Tarafsız Müttefikler Hareketi'nin kurucularından birisi oldu.

    Buna benzer olarak, Stalinci Arnavutluk hükümeti II. Dünya Savaşı'nın sonucunda Sovyet Kızıl Ordu'dan bağımsız bir şekilde yönetime geldi. Arnavutluk, Sovyetler Birliği ile bağlarını 1960'ların başlarında Çin-Sovyet Ayrılığı sonucunda kopararak, Çin Halk Cumhuriyeti ile müttefik oldu.
    Doğu Bloğu'ndaki ülkeler kimi zaman Sovyetler Birliği'nin etki küresinin içinde Kızıl Ordu sayesinde tutuluyordu. Macaristan, Sovyet kaynaklı hükümetini devirip bunun yerine daha demokratik ve Moskova'dan bağımsız bir yol izleyen başka bir partiyi iktidara getirmesinin hemen ardından 1956 yılında Kızıl Ordu tarafından işgal edildi.

    Çekoslovakya da benzer şekilde Prag Baharı olarak da bilinen liberalizasyon sürecinin ardından 1968 yılında işgal edildi. Sonraları, bu müdahaleler Sovyet resmi yaşantısında Brejnev Doktrini olarak anıldı.
    1980'lerde Sovyetler Birliği Doğu Bloğu'ndaki ülkeler üzerindeki baskısını azaltarak, bu ülkelerin iç işlerindeki kararlarını belirlemesine izin verdi. Brejnev Doktrini'nin yürürlükten Sinatra Doktrini lehine kalkması Avrupa üzerinde dramatik bir etki yarattı. Doğu bloğu 1989 yılında Sovyet rejiminin Doğu Avrupa'da çökmesi ile birlikte sona ermiş oldu.


    Doğu Bloğunu Oluşturan Ülkeler

    1946

    noimage - Sovyetler Birliği
    noimage - Polonya
    noimage - Çekoslovakya
    noimage - Bulgaristan
    noimage - Macaristan
    noimage‎ - Romanya
    noimage - Arnavutluk(Daha sonra ayrıldı.)
    noimage - Moğolistan

    1948

    noimage - Kuzey Kore

    1949

    noimage - Doğu Almanya
    noimage - Çin

    1954

    noimage - Vietnam
    1958


    noimage - Küba

#10.08.2009 01:58 0 0 0
  • Restorasyon Komedisi - Restorasyon Komedisi Nedir - Komedi - Restorasyon - Restorasyon Komedisi Hakkında

    Restorasyon komedisi, 1660 - 1710 yılları arası Restorasyon döneminde yazılan ve sahnelenen İngiliz komedilerine verilen isimdir. Puritan rejimi tarafından halka açık sahne gösterilerinin 18 yıl boyunca yasaklanmasından sonra, 1660'ta tiyatroların tekrar açılması İngiliz dramasının yeniden doğuşunu işaret etmişti.

    Restorasyon komedisi cinsel açıklığıyla ünlüydü (veya adı çıkmıştı). Bu durum bizzat II. Charles ve onun maiyetinin laubali aristokratik toplum düzeni tarafından özendirilen bir nitelikti. İzleyici çeşitliliği aristokratlar, onların hizmetçileri ve beleşçileri ve önemli bir orta sınıf grubunu kapsıyordu.
    Bu komediler, güncel yazımları, kalabalık ve hiç durmayan temposu, ilk profesyonel aktristleri ve ilk ünlü aktörlerin yükselişleri ile tiyatroseverleri kendine çekmiştir. İlk profesyonel kadın oyun yazarı Aphra Behn de bu dönemde çıkmıştır.
#10.08.2009 01:45 0 0 0
  • Siyasal Rejimler - Siyasal Rejimler Nedir - Siyasal Rejimler Hakkında

    GENEL OLARAK SİYASAL REJİMLER

    Siyasal rejim, bir devlet yönetiminde egemenliğin kim tarafından ve ne şekilde kullanılacağını belirleyen formel ve informel kural ve kurumları ifade eder.

    Siyasal rejimleri genel olarak;
    -katılım ağırlıklı (doğrudan demokrasi),
    -temsil ağırlıklı (temsili demokrasi),
    olmak üzere iki grupta toplamak mümkündür.

    Doğrudan demokrasi, halkın yönetimle ilgili kararları kendisinin alması ve bunu yine kendisinin uygulaması demektir. Gerçek yaşamda doğrudan demokrasinin tam anlamıyla uygulanması kolay değildir. Zira, doğrudan demokrasilerde toplumda her bireyin toplumu ilgilendiren kararlara ve yapılan uygulamalara bizzat katılımı sözkonusu olmak olmalıdır. Bunun ise günümüz toplumlarında uygulanma imkanı oldukça güç ve hatta imkansızdır.
    Temsili demokrasiler ise halkın kendisini yönetecek temsilcilerini seçmesi ve onlara yönetme yetkisini devretmesi anlamına gelmektedir.
    Günümüzde uygulanma imkanı oldukça güç ve hatta imkansız olan doğrudan demokrasiler bir tarafa bırakılırsa temsili demokrasileri; parlamenter rejim, başkanlık rejimi, yarı-başkanlık rejimi ve meclis hükümeti sistemi olmak üzere dört gruba ayırmak mümkündür.

    PARLAMENTER REJİM

    Temsili demokrasiler içerisinde Parlamenter rejimin temel özelliklerini şu şekilde özetlemek mümkündür:
    *Parlamenter rejimde yasama ve yürütme organları hukuken birbirinden bağımsızdır, ancak aralarında bir takım işbirliği ve etkileşim mekanizmaları vardır.
    *Bu rejimde yürütme iki-başlıdır. Devlet başkanı, yürütmenin sorumsuz başını oluşturur. Yürütmenin sorumlu organının başında ise başbakan bulunur. Başbakanın parlamenter olması şartı bulunmaktadır; buna karşın bakanların parlamenter olması şartı aranmamaktadır.
    *Devlet başkanının siyasal açıdan sorumluluğu bulunmamaktadır.
    *Bakanlar kurulunun parlamentoya karşı sorumluluğu bulunmaktadır
    *Devlet başkanı hükümet etmez.
    *Devlet başkanının uzlaştırıcı ve uyarıcı bir rolü bulunmaktadır.
    *Yürütmenin diğer başını oluşturan Bakanlar Kurulu, yasama organına karşı sorumludur.
    *Parlamenter sistemlerde çoğunluk ilkesi genel olarak esastır. Mecliste çoğunluğu sağlayan parti hükümet eder ve bu partinin başkanı başbakan olur.
    *Hükümet yasama organına karşı sorumludur.
    *Parlamenter sistem tek meclisli ya da iki meclisli olabilir.
    *Parlamenter sistemde yasama ve yürütme arasındaki ilişki, işbirliği ve karşılıklı etkileme mekanizmasına dayanır.
    *Yasama, yürütmeyi çeşitli yollarla denetler ve gözetim altında bulundurur. Meclise güvensizlik oyu vererek hükümeti düşürebilir. Meclis güvensizlik oyu vererek hükümeti düşürebilir. Buna karşılık, yürütme de meclisi feshetme olanağına sahip bulunmaktadır. Fesih yetkisi, parlamenter sistemde, istikrarın sağlanmasında önemli yeri olan bir kurumdur.

    Yukarıda özetlediğimiz özelliklere sahip parlamenter rejim halen çeşitli ülkelerde uygulama olanağı bulmaktadır. Parlamenter rejimin doğduğu ve halen uygulandığı tipik örnek İngiltere'dir. İngiltere'deki parlamenter rejime "westminster modeli" adı da verilmektedir.

    İngiltere'de uygulanan bu modelde yasama erki halkın temsilcilerinin oluşturduğu yasama organında vücut bulur. Bu erk başka hiçbir kurum tarafından paylaşılamaz. Üstelik, serbest ve hakça seçimlerle temsilcilikleri tescil olunmuş bulunan milletvekilleri halk adına siyasal karar alma yetkisine meşru olarak sahip olan tek heyettir. Çünkü, egemen olan iradeyi temsil yetkisi meşru olarak tescil edilmiş olanlar onlardır. Halk (seçmenler) bu gücü onlara seçildikleri yasal süre boyunca kullanmak üzere devir ve teslim ettiğini seçim işlemiyle tescil etmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla, halkın (seçmenin) temsilcisi konumunda bulunan parlamento (uygulamada alt-meclis konumundaki Avam Kamarası üyeleri) her türlü konuda meţru otoriteye dayalı karar alma yetkisine sahiptirler. Onlar, ancak seçim döneminde halka siyasal kararları dolayısıyla hesap verirler. Halk (seçmen) bunları onaylamıyorsa, onlara oy vermemek suretiyle tercihini belirtir. Bu kararların kaldırılması veya yerine yeni kararların alınması bir dönem sonra seçilecek olan temsilcilerin görevidir. Bu uygulamada halkın siyasal sistemin yönetimine doğrudan doğruya bir etkisi yoktur; halk kararları ancak dolaylı olarak etkiler.
    İngiltere'deki parlamenter rejim uygulamasında dikkati çeken başlıca özellikleri de sıralamakta yarar bulunmaktadır:

    *Yasama organı iki meclisli olup alt meclis siyasal egemenliğin kullanıcısı durumundadır.
    *Parti hükümeti esastır; ve yürütme gücünü kullanan başbakan ve bakanlar kurulu, aynı zamanda yasamayla kaynaşmıştır ve onu etkisi altında tutar.
    *Bu rejim iki partili bir parti sistemine dayalı olarak çalışır.
    *Sağ-sol ayırımı sosyal sınıf esasına dayalı tek bir boyuttan ibaret bir yalınlık içerir.
    *Seçim sistemi dar bölge ve çoğunluk esasına göre düzenlenmiştir.
    *Merkezi ve üniter bir yönetim sistemi egemendir. Yazılı olmayan, hatta bazı düşünürlere göre mevcut olmayan, bir anayasaya göre, tamamen yasama egemenliğine ve münhasıran temsili olan bir demokrasi anlayışına göre yönetim Westminster sisteminin esaslarını içerir.

    BAŞKANLIK REJİMİ

    Başkanlık rejimi parlamenter sistemden ayırt edici özelliklere sahiptir. Başkanlık rejiminin başlıca özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

    *Başkanlık rejimi, katı bir kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalıdır. Yasama ve yürütme kuvvetleri birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıştır. Yürütme, halkın seçtiği Başkan, yasama ise Kongre tarafından yerine getirilir.
    *Başkan, yürütme görevini tek başında elinde tutar. Başkan, hem devlet başkanı, hem hükümet başkanı görevini yürütür.
    *Başkanlık rejiminde, parlamenter rejimdekinin aksine yürütmenin yasamayı dağıtması, yasamanın da yürütmeyi düşürmesi olanağı yoktur.
    *Yasama ve yürütme arasındaki ilişkilerde kopukluğu gidermek üzere, bir "denetim ve denge sistemi" geliştirilmiştir. Yürütmenin bazı işlemleri, örneğin üst düzey yöneticilerinin atanması Senato'nun onayını gerektirir. Buna karşılık, Başkanın da yasamadan geçen yasaları veto etme yetkisi bulunmaktadır.
    Başkanlık rejiminin doğduğu ve halen uygulandığı ülkelerin başında Amerika Birleşik Devletleri gelmektedir. Başkanlık rejimi yasama, yürütme ve yargı organlarının tamamen birbirlerinden bağımsız ve eşit siyasal erke sahip oldukları bir düzenlemedir. Westminster modelindeki yasama-yürütme içiçeliği ve kuramsal olarak yasamanın, uygulamadaysa yürütmenin üstünlüğü, yerine yasama ile yürütmeden hiçbirinin bir diğerine üstün gelememesi dolayısıyla bir denge ve denetim sağlanmak suretiyle her türlü iktidar birikimi ve dikta tehlikesinin engellenmesi esasına göre oluşturulmuştur. Yasama organı içindeyse ayrıca bir denge güdülmüş, Temsilciler Meclisi nüfus büyüklüğü eşit olan tek sandalyeli (dar) bölgelerden seçilir ve nüfusu daha fazla olan eyaletlere daha fazla temsil olanağı sağlarken, Senato her eyaletten iki senatör seçmek suretiyle eyaletlerin eşit temsilini sağlamaktadır.


    YARI BAŞKANLIK REJİMİ

    Siyasal rejimlerden bir diğeri de yarı-başkanlık sistemidir. Bu siyasal sistemin temel özellikleri şu şekilde özetlenebilir:
    *Devlet başkanının sabit bir dönem için genel oyla seçilir.
    *Devlet başkanı yürütme yetkisini bir başbakanla paylaşır. (ikili otorite yapısı)
    *Başkan parlamentodan bağımsız olmakla beraber, yalnız başına veya doğrudan doğruya hükümet etmeye yetkili değildir. Başbakan veya kabinesi parlamentoya bağımlı olup Başkandan bağımsızdırlar. (güven oyuna tabidirler ve parlamento çoğunluğunun desteğine ihtiyaç duyarlar)
    *İkili otorite yapısı, her birimin bağımsızlık potansiyeli devam etmek kaydıyla, farklı dengelere ve yürütme içinde güç ağırlıklarının kaymasına izin verir.

    Yarı-başkanlık rejimi Westminster modelinin bir türevi olarak tasarlanan, ancak oydaşmacı rejim tasarımının özelliklerinden de yer yer yararlanan bir yapısal görüntüdedir. Dünyada en fazla tanınan yarı-başkanlık modeli 1958 Fransız Anayasası ile Beşinci Cumhuriyet uygulamalarına konu olan Fransız rejimidir. Özellikle 1962 değişikliğinden sonraki Fransız Anayasası halk tarafından yedi yıllığına seçilen bir başkan, halk oyuyla seçilen bir Millet Meclisi ve Senato'dan ibaret çift meclisli bir yasama organı, başkanın atadığı ve yasama organına karşı güvenoyu ile sorumlu, fakat başkan tarafından azledilebilen bir başbakan ve bakanlar kurulu ve bağımsız yargıyı öngörmektedir. İki turlu çoğunluk ve dar bölge esasına göre yapılan seçimlerle nisbi temsil korunurken, başkanlık kurumunun olağanüstü yetkilerle donatıldığı görülmektedir. Fransız yarı-başkanlık rejiminde en kritik kurum meclisi feshetmek, erken seçime gitmek, halkoyuna (referandum) başvurmak, savunma ve güvenlik politikalarıyla dış politikayı yönetmek yetkileriyle donatılmış olan Başkanlık kurumudur Böylece yürütme ikiye ayrılmış, bir Başkan ile bir Başbakan ve Bakanlar Kurulu, Başkan'ın yönetiminde çalışarak hükümet etmek durumuna getirilmiştir.

    MECLİS HÜKÜMETİ REJİMİ

    Parlamenter rejim ve başkanlık rejimi dışında bir de "meclis hükümeti rejimi" adı verilen hükümet sistemi bulunmaktadır. Bu rejimin de kendine has özellikleri bulunmaktadır:
    *Meclis hükümeti sistemi, meclisin üstünlüğü ilkesine dayanır; yasama ve yürütme yetkisi Mecliste toplanmıştır.
    *Yürütme görevini üstlenen kurul, Meclis tarafından seçilir; meclisin emirleri doğrultusunda, Meclis adına bu görevi yerine getirir.
    *Yürütme görevini üstlenen kurul üyeleri, bakanlıklar dikkate alınarak tek tek meclis tarafından seçilir. Ayrıca bir Başbakan yoktur. Her bakan meclise karşı yalnız kendi etkinliklerinden sorumludur. Ortak sorumluluk sözkonusu değildir.
    *Yürütmenin yasama üzerinde Meclisi dağıtma gibi herhangi bir yetkisi yoktur.Meclisle yürütme arasında görüş aykırılığı olduğunda, yürütme, Meclisin aldığı karar doğrultusunda görevine devam eder.
    *Devlet başkanının görevi, Meclis tarafından seçilen bir kişi tarafından, yine meclis adına yerine getirilir. Devlet başkanının görevleri daha çok sembolik görevlerdir.

    Siyasal rejim tasarımlarından yukarıda "meclis hükümeti sistemi" olarak adlandırılan modelin uygulandığı ülkelerin başında İsviçre gelmektedir. Yukarıda da ifade edildiği üzere bu rejimin belirgin özelliği yasama ve yürütme yetkisinin Mecliste toplanmasıdır. Yani bu sistemde kuvvetler birliği ilkesi geçerlidir.

    EN İYİ SİYASAL REJİM HANGİSİDİR?

    Siyasal rejim türlerinden hangisi daha ideal bir sistemdir? Bu sorunun cevabını vermek sanıldığı kadar basit değildir.
    En iyi siyasal rejimin hangisi olduğu konusu gerek siyaset bilimcileri arasında, gerekse uygulamada üzerinde uzlaşılmış bir konu değildir. Bazı yazarlar başkanlık veya yarı-başkanlık sisteminin yahut parlamenter rejim içinde kalınarak cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yönteminin uygulanmasını önermektedirler. Bazı yazarlar ise parlamenter rejimden ayrılmamak gerektiği konusunda ısrar etmektedirler. Ayrıca bazı yazarlar da parlamenter sistem içinde kalınmasını, ancak parlamenter sistemi etkinleştirici öneriler (iki-turlu dar bölge çoğunluk sistemi veya aday belirlemede parti merkez yönetiminin mutlak yetkisini azaltan, katılımı artıran düzenlemeler, kuvvetler ayrılığı ile fren ve denge mekanizmalarının varlığı, şeffaflık ve hesap verilebilirlik gibi.) üzerinde durmaktadırlar.
    Siyasal rejimler-arası karşılaştırmalar yapmak için öncelikle siyasal sistemlerin temel özelliklerini bilmek gereklidir. Daha sonra siyasal rejimler arasında hangi açılardan karşılaştırma yapılacağına dair kriterlerin tespit edilmesi gereklidir. Önemle belirtelim ki, siyasal rejimlerden herhangi birisinin bir diğerine göre mutlak üstünlüğünden sözetmek mümkün değildir. Uygulamaya bakıldığında her siyasal rejimin oldukça iyi işlediği bir ülke örneği bulmak mümkündür. Bu bakımdan, bir siyasal rejimin diğerinden daha iyi olduğunu ifade etmek mümkün değildir.
    Siyasal Rejimlerden Birinin Diğerine Mutlak Üstünlüğünden Sözetmek Mümkün müdür?
    Devletin etkin bir hale getirilmesi için siyasal sistem pekala önem taşımakla birlikte demokratik hükümet sistemleri arasında mutlak üstünlüğü olan bir rejim sözkonusu değildir. Bu nedenle hükümet sistemleri arasında bir tercih yapmak sanıldığı kadar kolay değildir. Siyaset bilimcileri arasında ideal rejim tasarımı konusunda bir görüş birliğinden sözetmek olanağı da bulunmamaktadır. Yukarıda özetlediğimiz hükümet sistemleri bazı ülkelerde başarılı bir şekilde uygulanmakta iken diğer bazı ülkelerde sözkonusu sistemin uygulanmasında ciddi sorunlar görülebilmektedir. Bu açıklamaların ardından sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; devletin etkinleştirilmesi açısından farklı bir siyasal rejime geçiş yapılabilmesi pekala mümkündür. Örneğin, parlamenter rejimin uygulandığı bir ülkede başkanlık sistemine geçilerek başarılı sonuçlar elde etmek mümkün olabileceği gibi, mevcut sistem içinde kalarak, fakat demokratikleşme yönünde ciddi reformlar yaparak da sistemi etkin hale getirmek pekala mümkündür.
#10.08.2009 00:20 0 0 0
  • Osman Gazi'den Vahdettin'e Osmanlı Kronolojik Tarihi - Kolektif - Osman Gazi'den Vahdettin'e Osmanlı Kronolojik Tarihi Kitap Özet

    Kitap Özet

    Osmanlı tarihini cep boy olarak sizlere sunmamızın nedeni; kolay taşınır, çabuk okunur haliyle özellikle orta öğretimde okuyan gençlerin tarihimizi algılayışını kolaylaştırmaktır. Şimdiye kadar piyasada bulunan ders kitabı formatındaki kitaplarda öğretilmeye çalışılan tarihin, gençlerimizde olumsuz bir önyargı oluşturduğunun farkındayız. Tarih dizimizi cep boy yayınlayarak, aslında tarihi daha okunur hale getirdiğimizi düşünüyoruz.

    Olaylar ve süreçler arasındaki ilişkinin netliği sadece bir durumu değil, her iki durumu da net bir şekilde ortaya koyduğundan algıda kolaylık sağlayacağını düşünüyoruz. Binlerce yıllık Türk Tarihi'ni çocuklarımıza-gençlerimize öğretmek biz Neden Kitap çalışanlarının asli görevidir.

    Kitap Kapak

    noimage

    Osman Gazi'den Vahdettin'e Osmanlı Kronolojik Tarihi (Cep Boy)
    Kolektif
    Neden Kitap
    Baskı Tarihi: Ağustos 2009
    Sayfa: 285
#10.08.2009 00:17 0 0 0
  • Tampon Devlet - Tampon Devlet Nedir - Tampon Devlet Hakkında

    Coğrafi olarak iki güçlü ve birbirine husumet besleyen devletin arasında kurulan göreli olarak daha küçük ve güçsüz devletlere verilen addır.
    Güçlü devletler açısından tampon devletlerin iki işlevi vardır:


    İki güçlü ülkenin doğrudan komşu olmasını engelleyerek, doğabilecek küçük çaplı sürtüşme ya da sınır çatışmalarının hızlı bir şekilde topyekün savaşa dönüşmesini engellemek.
    İki ülkeden biri yekdiğerine savaş açtığında, saldırıya uğrayan tarafın karşı tarafın taarruzunu kendi topraklarına ulaşmadan tampon devletin topraklarında karşılamak.


    Birinci Dünya Savaşı öncesinde birbiriyle rekabet halinde bulunan Almanya ve Fransa arasında Belçika, Lüksemburg, Hollanda ve İsviçre tampon devletler olarak sıralanmışlar, her iki tarafın bu ülkeler üzerinden bir saldırı başlatması ihtimaline karşı, bu ülkelerin bağımsızlık ve tarafsızlıklarının muhafazası hususunda özel çaba gösterilmiştir.
    Aynı şekilde, bugünkü Pakistan, Hindistan, Myanmar, Bangladeş, Sri Lanka ve Maldivler'i kapsayan Hindistan Kolonisi'ne sahip olan İngiltere ve 1868-1884 yılları arasında Orta Asya'daki Türk hanlıklarını ilhak ederek sözkonusu koloniye yaklaşan Rusya arasında İran, Afganistan, Tibet, Nepal ve zaman zaman Doğu Türkistan tampon devletler olarak yeralmışlardır.
    Osmanlı Devleti de zaman zaman savaştığı Lehistan Krallığı'nı (Polonya) Rusya'ya karşı tampon devlet olarak görmüş, bu devletin 1773, 1793 ve 1795 yıllarında Rusya, Prusya ve Avusturya tarafından taksim edilerek ortadan kaldırılmasının ardından Rusya'nın doğrudan saldırılarına hedef olan Osmanlı Devleti bu defa kendi hükümranlığı altındaki Romen beylikleri Eflak ve Boğdan'ı Rusya'ya karşı tampon devletler olarak kullanmıştır.
#10.08.2009 00:15 0 0 0
  • Batı Avrupa Birliği - BAB - Batı Avrupa Birliği Hakkında

    Batı Avrupa Birliği (Western European Union, Union de l'Europe Occidentale)

    Batı Avrupa Birliği bayrağı

    noimage

    Üyelik


    10 üye ülke
    6 ortak üye
    5 gözlemci ülke
    7 ortak iş birliği ülkesi


    Kuruluş - İmzalanma


    Brüksel Antlaşması, 17 Mart 1948

    Batı Avrupa Birliği ya da kısaca BAB (İngilizce: Western European Union, WEU; Fransızca: Union de l'Europe Occidentale, UEO), yarı etkin bir Avrupa güvenlik ve savunma örgütüdür. 17 Mart 1948 tarihinde imzalanan Brüksel Antlaşması'yla birlikte kurulmuş ve 1954 yılında İtalya ile Batı Almanya'nın katlımlarıyla büyümüştür. Batı Avrupa Birliği'nin genel merkezi Brüksel'dedir. Günümüzde başka bir uluslararası örgüt olan Avrupa Birliği ile karıştırılmamalıdır.

    Brüksel Antlaşması

    Brüksel Antlaşması 17 Mart 1948 tarihinde Birleşik Krallık, Fransa, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda'nın katılımlarıyla imzalanmıştır. Antlaşmanın ekonomik, kültürel ve toplumsal alanlarda da iş birliği ilkelerini içeren hükûmetlerarası karşılıklı bir savunma antlaşması olması öngörülmüştür. Avrupa Savunma Topluluğu oluşumunun Fransız Parlamentosu'nda reddedilmesi üzerine, İtalya ve o zamanki Batı Almanya'nın da katılımlarıyla bu birliğin kurulması kararlaştırılmıştır. Katılımcı ülkeler üç temel amaçlarını metnin önsözünde şöyle belirtmişlerdir:


    Avrupa'nın ekonomik bakımdan iyileşmesi için Batı Avrupa'da sağlam temeller oluşturmak
    Birliktelik oluşturmak ve Avrupa'da sürekli entegrasyonu özendirmek
    Herhangi bir saldırı durumunda üyelerarası yardımlaşma sağlamak


    Brüksel'de yapılan görüşmeler genel olarak kültürel ve toplumsal başlıkları ele almış ve daha çok bir danışma konseyi oluşturulması amaçlanmıştır. Bunun yapılmasının arkasındaki neden Batı Avrupa ülkeleri arasında her alanda iş birliği sağlayarak Komünizm'in durdurulması konusunda bir önlem almaktır. Brüksel'de yapılan görüşmeler sonucu imzalanan Brüksel Antlaşması'nın hükümleri daha sonra Paris Konferansı'nda yeniden görüşülmüş ve 23 Ekim 1954 tarihli Londra Konferansı'nda antlaşmaya son biçimi verilmiştir. Aynı tarihte İtalya ve Batı Almanya da birliğe katılmışlardır. Batı Avrupa Birliği de örgüte bu antlaşmayla verilmiştir.

    Yapısal Özellikleri

    Batı Avrupa Birliği üç ana yönetimsel birimi vardır. Bunlar: Bakanlar Konseyi, Konsey Başkanlığı ve Genel Sekreterliktir. Batı Avrupa Birliği, bir Bakanlar Konseyi tarafından yönetilir. Konsey başkanı üye ülkeler arasında dönüşümlü olarak 6 ayda bir seçilir. Eğer Avrupa Birliği Komisyonu başkanı Batı Avrupa Birliği Komisyonu başkanının seçildiği ülkedense, Avrupa Birliği Konseyi başkanı her iki görevi de yürütür. Komisyounun genel sekreteri 20 Kasım 1999'da göreve atanan Javier Solana'dır. Solana aynı zamanda Avrupa Birliği'nin Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası'nı da yürütmektedir.

    Katılımcı Ülkeler

    Batı Avrupa Birliği, 10 üye ülkeye, 6 ortak üye ülkeye, 5 gözlemci üye ülkeye ve 7 ortak iş birliği üyesinden oluşmaktadır. 14 Haziran 2001 yılında, Javier Solana yapılan toplantıda birliğe üye olmayan ülkelerin statülerinin değişmesi için gözönünde bir neden olmadığı belirtmiştir.

    noimage

    ██ Üye ülkeler
    ██ Ortak üyeler
    ██ Gözlemciler
    ██ Ortak iş birliği


    Üye ülkeler (1954 Brüksel Antlaşması'na göre)

    Fransa bugün NATO'nun askerî işlem ve görevlerine katılmamakla birlikte, bu birliğe üye tüm ülkeler aynı zamanda birer NATO üyesidir. Birlik içi yapılan oylamalarda tam oy hakkına sahip olan ülkeler bunlardır.


    noimage - Birleşik Krallık
    noimage - Fransa
    noimage - Almanya
    noimage - İtalya
    noimage - Belçika
    noimage - Hollanda
    noimage - Lüksemburg
    noimage - Portekiz (27 Mart 1990)
    noimage - İspanya (27 Mart 1990)
    noimage - Yunanistan (1995)


    Gözlemci Üye Ülkeler (Roma 1992)
    Gözlemci üye ülkeler Avrupa Birliği'ne üyedir ancak NATO'ya değildir.


    noimage - Danimarka 1
    noimage - İrlanda
    noimage - Avusturya (1995)
    noimage - İsveç (1995)
    noimage - Finlandiya (1995)


    Danimarka aslında ikisinin de üyesidir. Maastricht Antlaşması'yla birliğin aldığı kararlara katılmamama hakkını kullanmış ve Ortak Savunma ve Güvenlik Politikasına katılmamıştır. Bu nedenle Batı Avrupa Birliği'nde, AB üyesi olmasına karşın NATO üyesi sayılmaması daha uygundur.

    Ortak Üye Ülkeler (Roma 1992)

    Bu grup, NATO üysi olup da Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkeleri kapsaması için kurulmuştur. Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti de bu grupta yer almaktadır ancak yakın zamanda ayrıca Avrupa Birliği'ne katılmışlardır.


    noimage - Türkiye
    noimage - Norveç
    noimage - İzlanda
    noimage - Polonya (1999)
    noimage - Çek Cumhuriyeti (1999)
    noimage - Macaristan (1999)


    Ortak İş Birliği Üyesi (Kirchberg 1994)

    Geçmişte ne NATO'ya ne de Avrupa Birliği'ne üye olan ülkeleri kapsaması için kurulmuştur. Ancak ilerleyem yıllarda bu ülkelerin hepsi hem NATO'ya hem de Avrupa Birliği'ne katışmışlardır.


    noimage - Estonya
    noimage - Letonya
    noimage - Litvanya
    noimage - Slovakya
    noimage - Bulgaristan
    noimage - Romanya
    noimage - Slovenya (1996)
#10.08.2009 00:12 0 0 0
  • [QUOTE=ufuk]Vay be aslında ilgimi çekmişti ama nerdeyse seçilmesi gereken müziği ve şiiri bile koyacakmıssınız yani bu kadar kural şiir, müzik güzelliği için fazla değilmi askeriyeye çevirmişssiniz vesselam yaratıcılık sıfırda kaldı desene neyse katılanlara Allah kolaylık versin


    Müzikli Şiirlere Ne Sıklıkla Uğruyorsunuz Bilemem Sanırım Uğramıyorsunuz..

    Ordaki Kuralların Bazılarda Burda Geçerli..Önemli Olanda Zaten O Yaratıcılığı Kullanıp Güzel Bir Paylaşım Yapmaktır..Bir Şiir Seçip Bir Resim Ekle Herkes Bunu Yapar Basit Bir Sunum..

    Sonuçta Yarışma Ve Her Yarışmada Kurallar Olur..
#09.08.2009 23:47 0 0 0
#09.08.2009 23:04 0 0 0
  • Konu: Ed Westwick
    Ed Westwick - Ed Westwick Kimdir - Ed Westwick Resimleri - Ed Westwick Hakkında - Ed Westwick Biyografisi

    Edward 'Ed' Westwick (d. 27 Haziran 1987, Stevenage, İngiltere) İngiliz aktör. Şu an, Gossip Girl dizisinde Chuck Bass adlı rolü canlandırmaktadır. Ayrıca İngiliz rock bandosu The Filthy Youth grubunda şarkıcıdır.

    noimage

    Kariyer

    Westwick 'National Youth Theatre'de eğitim gördü. Britanya'daki televizyon dizilerinden Doctors, Casualty, Afterlife'de oynadı. Britanya rock bandosu 'The Filthy Youth'da Benjamin Lewis, Allingham, Jimmy Wright, Mitch Cox ve John Vooght ile birlikte yer aldı.
    Gossip Girl adlı dizide Chuck Bass karakterini canlandırıyor. Kendisi Chelsea F.C takımını tutmaktadır. Aynı dizide rol aldığı Vanessa karakterini canlandıran Jessica Szhor ile birliktedir.

    Canlandırdığı Karakterler

    Doctors-Holden
    Casualty-Johnny Cullin
    Afterlife-Darren
    Gossip Girl-Chuck Bass

    Ed Westwick Resimleri

    https://www.main-board.com/unluler/256097-ed-westwick-resimleri.html
#09.08.2009 22:46 0 0 0
#09.08.2009 22:46 0 0 0
  • Jennifer Love Hewitt - Jennifer Love Hewitt Kimdir - Jennifer Love Hewitt Resimleri - Jennifer Love Hewitt Biyografisi - Jennifer Love Hewitt Hakkında

    Jennifer Love Hewitt Amerikalı oyuncu ve şarkıcı.

    noimage

    21 Şubat, 1979'da doğmuştur. Babası Danny tıp teknisyeni, annesi Pat patologdur. Annesi ve babası Eylül 1979'da boşanmıştır. Fox TV dizisi Party of Five'daki Sarah Reeves karakteri ile meşhur oldu. "I Know What You Did Last Summer" adlı film serisinde "Julie James" karakterini oynadı. Hewitt, son zamanlarda CBSde yayınlanmakta olan TV dizisi Ghost Whisperer'da Melinda Gordon' adlı karakteri canlandırmaktadır. Bu dizi ülkemizde CNBC-e adlı kanalda gösterilmektedir.

    Laurel Springs High School, Ojai, Kaliforniya 1997

    10 yaşında LA Gear için dünyayı dolaştı. Ayrıca şarkıcılık ve yapımcılık da yapmaktadır. 3 yaşında Livestock Show'da kendini gösterdi ve 5 yaşında Teksas Show Team'e katıldı. Bu grupla tüm Avrupa ve Sovyetler Birliği'ni dolaştı. Hero adlı şarkının klibinde Enrique Iglesias'ın kız arkadaşını canlandırdı. Heartbreakers filmi setinde parmağını kırdı. FHM ABD tarafından, 2004 yılının en seksi bayanları arasında 4. seçildi. Heartbreakers'dan 4 milyon $ kazandı.

    Filmleri

    2007 Delgo
    2007 Shortcut to Happiness
    2006 Garfield: A Tail of Two Kitties
    2005 Ghost Whisperer (2005-2007)
    2005 Confessions of a Sociopathic Social Climber
    2004 The Truth About Love
    2004 Christmas Carol: The Musical
    2004 If Only
    2004 Garfield: The Movie
    2003 Groove Squad
    2002 The Tuxedo
    2002 Family Guy: Stuck Together, Torn Apart
    2002 The Hunchback of Notre Dame II
    2002 The Adventures of Tom Thumb and Thumbelina
    2001 Heartbreakers
    2000 The Audrey Hepburn Story
    1999 Time of Your Life (TV dizisi)
    1999 The Suburbans
    1998 Telling You
    1998 I Still Know What You Did Last Summer
    1998 Party of Five: Season 05
    1998 Can't Hardly Wait
    1998 Saturday Night Live: Jennifer Love Hewitt
    1997 Party of Five: Season 04
    1997 Trojan War
    1997 I Know What You Did Last Summer
    1996 Party of Five: Season 03
    1996 House Arrest
    1995 Party of Five: Season 02
    1993 Sister Act 2: Back in the Habit
    1993 Home for Christmas
    1992 Munchie
#09.08.2009 22:38 0 0 0
  • Pazar Payı Değil Kar Amaçlı Yönetim - Herman Simon, Frank F.Bilstein, Frank Luby - Pazar Payı Değil Kar Amaçlı Yönetim Kitap Özet

    Kitap Özet

    Günümüz iş aleminin en önem verdiği ölçüt olarak Pazar payı, diğer bütün ölçütleri geride bırakmıştır. Oysa şirketlerin en önemli amaçlarından biri kâr etmektir. Bu kitap iş alemine bu basit temel gerçeği tekrar hatırlatmaktadır.

    Kitap Kapak

    noimage

    Pazar Payı Değil, Kar Amaçlı Yönetim
    Herman Simon, Frank F.Bilstein, Frank Luby
    Türkiye İş Bankası Yayınları
    Baskı Tarihi: Ağustos 2009
    ISBN: 9789944886970
    Sayfa: 230
#09.08.2009 22:24 0 0 0
  • Charisma Carpenter - Charisma Carpenter Kimdir - Charisma Carpenter Resimleri - Charisma Carpenter Biyografisi - Charisma Carpenter Hakkında

    Charisma Carpenter, (d. 23 Temmuz 1970) ABD'li oyuncudur. En bilinen rolü Buffy the Vampire Slayer'daki Cordelia karakteridir. Aynı zamanda, Buffy'nin yan ürünü olan Angel dizisinde aynı karakteri canlandırmıştır.

    noimage

    Charisma Las Vegas, Nevada'da dünyaya geldi, ve 15 yaşına kadar Bishop Gorman Lisesi'nde eğitimini sürdürdü. 15 yaşından sonra, ailesi Meksika'ya taşınmaya karar verdi ve San Diego'nun banliyölerindeki Chula Vista ve Bonita Vista liselerinde eğitim gördü. Mezuniyetinden sonra, Hollywood kariyerine başlamadan önce, San Diego Chargers Amerikan Futbol Ligi takımının ponpon kızlığını yaptı. 5 Ekim 2002 senesinde Fransız nişanlısı Damien Hardy ile dünya evine girdi, ve 2003 yılının bir mart ayında Donavan Charles Hardy adında bir çocuk dünyaya getirdi.
    Charisma'nın yaşadığı en büyük dehşet, 5 yaşında yüzme havuzu inşatında oynarken, havuzun içine düşmesi ve inşaat demirine kafasını çarpması oldu. Ne ironidir ki benzer bir olay bu kez Buffy the Vampire Slayer dizisinin "Lovers Walk" adlı bölümünde, Cordelia'nın inşaat demirinin üstüne düşmesiyle gerçekleşmiştir.
    Charisma'nın vücudunun çeşitli bölgelerinde dört adet dövmesi bulunmaktadır. Belinin alt kısmında hayatı temsil eden bir kabile güneşi, sol kol bileğinde hayatta dengeli durmayı temsil eden tespih şekli, sağ bileğinin iç kısmında oğlunun ve kocasının ismini temsil eden D2 şekli ve sol yüzük parmağında evlilik yüzüğünün altında sonsuzluk sembolü bulunmaktadır.

    Kariyeri

    Charisma, garsonluk yaparken bir reklam şirketi temsilcisi tarafından keşfedildi, bu keşif onun birçok reklam filminde oynamasına neden oldu. Baywatch ve Cnbc-e'den hatırladığımız Alicia Silverstone'nun başrolünü oynadığı Miss Match adlı dizilerde konuk oyuncu olarak görev aldı. Aynı zamanda Malibu Kıyıları adlı yapımda rol aldı. Bilindiği üzere, Charisma'nın en bilinen rölü Cordelia karakteriyle Buffy the Vampire Slayer ve Angel televizyon dizileri olmuştur.
    3 yıl Buffy the Vampire Slayer 'da ve 4 yıl da Angel 'da oynadıktan sonra, Cordelia nedeni bilinmeyen bir anlaşmazlık yüzünden diziden ayrıldı, fakat hayranlarının Cordelia karakterinin aniden ayrılmasını haketmediğini düşünerek Angel 'ın final sezonun 100. bölümde son bir kez hayranlarının karşısına çıktı.
    Charisma, See Jane Date filminde, Holly Marie Combs ile yakın arkadaşlık kurdu ve bu arkadaşlık ona Charmed adlı televizyon dizisinde üç bölüm Kira, The Seer adlı kötü ruhlu medyum rolünde oynamasını sağladı.
    2004 yılının Haziran ayında Playboy dergisine çıplak poz vererek kapak oldu. Dergiye kapak olmasının nedenini doğum yaptıktan sonra kendini kilo kaybettiğine inandırmak istemesi ve böylelikle motivasyonunu arttırmak olarak açıkladı. Fotoğraflar, doğum yaptıktan yalnızca on ay sonra çekilmişti.
    Charisma'nın üç farklı yapımda canlandırdığı üç karakterin ortak noktası bu karakterlerin geleceği görebilmesiydi. Angel yapımında, Codelia ileriyi görme özelliğini barındırırken, Charmed yapımında, Kira önsezisi kuvvetli bir medyumdu. Voodoo Moon yapımında ise kendi çizimlerinden geleceği görebilen Heather adlı karakteri canlandırıyordu.
#09.08.2009 20:38 0 0 0
  • Matthew Bellamy - Matthew Bellamy Kimdir - Matthew Bellamy Resimleri - Matthew Bellamy Biyografisi - Matthew Bellamy Hakkında

    Adı : Matthew James Bellamy Lakap : Bells Doğum : 9 Haziran 1978 Cambridge Gruptaki Görevi : Gitar, Vokal, Klavye ve Söz Yazarlığı.

    noimage

    Matthew James Bellamy, 9 Haziran 1978'de İngiltere'nin Cambridge kentinde dünyaya geldi. Babası George Bellamy, 1960'lı yıllarda, Telstar adlı şarkılarıyla Amerika'da liste başı olmuş ilk İngiliz grubu olan The Tornadosta ritim gitar çalmış bir müzisyendi. Annesi Marilyn ise Belfast doğumluydu ve 1970'lerde İngiltereye göç etmişti. Annesi Londraya gelirken bindiği vapurdan iner inmez, o sıralar taksi şoförlüğü yapan babası Georgela tanıştı. Daha sonra evlenen çift, Matthewnun ağabeyi Paulün de doğum yeri olan Cambridgee yerleştiler. Matthew 8 yaşındayken Devona yerleşmeye karar veren anne ve babası,o 13 yaşındayken boşandılar ve babası evi terk etti. Matthew Bellamy büyüdüğü yer olan Devon için şunları söylemişti:

    Devon bize hiçbir şey vermeyen sıkıcı bir kasabaydı... Orada tamamıyla kapana kısılmış hissederdik kendimizi. Bütün arkadaşlarımız uyuşturucu ve müziğe sarıldılar , biz ikincisine yoğunlaştık ve kendimize, müziği kaçıp kurtulmuş gibi hissedecek biçimde yapmayı öğrettik.

    Exeter Collegeda öğrenim gören ve 10 yaşında piyano çalmaya başlayan Matthew Bellamynin müziği dinleyerek kendi başına çıkardığı ilk şarkılar Ray Charlesındı. Yazdığı şarkılara hakim olan karanlık atmosferin ve şarkılarda bahsi geçen doğaüstü mevzuların çıkış noktası sadece ailesinin boşanması değil, Quija tahtasıyla (ruh çağırmada kullanılan tahta) ruh çağıran ve gerçek bir medyum olan annesinin, henüz küçük yaşta Matthewyu yanına çağırıp deneyimlerini onunla paylaşmasıydı. Piyanoda Sergei Rachmaninoff ve Tchaikovskyyi; gitarda Jimi Hendrix ve Rage Against The Machineden Tom Morelloyu; vokalde ise Freddie Mercury, Tom Yorke ve Jeff Buckleyi andırdığı düşünülen Matthew Bellamynin ağzından grup arkadaşlarıyla tanışma öyküsü, onla yapılan bir röportajda şöyle yeraldı:

    12-13 yaşlarındaydık. Ben önce Chrisle tanıştım. Okulda çok sayıda grup vardı... Ben de bu gruplardan birinde piyano çalıyordum, Chris başka bir gruptaydı ama tanışıyorduk. Dominic popüler bir gruptaydı, herkes o grupta olmak isterdi. İşte bu yüzden gitar çalmaya başladım... Daha sonra gruplarına yeni bir gitarist gerektiğinde şansımı denemek istedim ve Dominicle arkadaşlık kurduk. Sonraki iki yıl bir sürü sorun yaşadık, gruba yeni üyeler geliyor ve kısa süre sonra gidiyorlardı. Sadece Dominic ve ben sabittik... O sıralarda beste yapmaya başladım. Fakat bir basçıya ihtiyacımız vardı. Dediğim gibi Chrisi tanıyordum ama o zamanlar Chris davul çalıyordu. Onun yetenekli ve ciddi bir adam olduğunu düşünüyordum, bu yüzden ona bas çalmasını teklif ettim, o da kabul etti. Hiç şüphesiz biz eğlence olsun diye müzik yapıyorduk. 18-19 yaşlarına geldiğimizde iş ciddileşti. O zaman üniversiteye gidecek miydik gitmeyecek miydik, karar vermek zorundaydık... Biz artık okulla ilgilenmediğimizi anladık; istediğimiz şey gruba devam etmekti; para kazanmak için ufak tefek işlerde çalışmayı göze almıştık. Bu kararı almak çok kolay olmadı ama şimdi düşünüyorum da, her halükarda okuldan zaten nefret ediyordum...

    1990'ların başında Gothic Plague adıyla ilk kayıtlarını yapan Matthew Bellamy, Chris Wolstenholme ve Dominic Howard, 90'ların hit şarkılarının kendi soundlarıyla coverlarını yaptılar; ancak bu onlara önemli bir başarı getirmedi. Grubun ismi Gothic Plague'dan sonra Fixed Penalty, ardından Rocket Baby Dolls ve en sonunda Muse oldu. Bu başarısızlıktan yılmadan daha özenli çalışarak kendi şarkı sözlerini yazmaya ve kendi bestelerini yapmaya başlayan Muse üyeleri, britpop (90'ların başından günümüze dek, İngiltere'nin popüler grupları -özellikle alternatif rock grupları- için kullanılan genel bir tanımlama) yapmak istemediler ve en çok zevk aldıkları gruplar olan Nirvana ve Radiohead'in müziğinden ilham alarak canlı performanslara yoğunlaştılar. Çıkardıkları ilk iki single; Muse (1997) ve Muscle Museum (1998) ile önemli bir başarı yakaladıktan sonra New York'taki CMJ festivaline davet edildiler ve Mercury Lounge'daki olağanüstü şovlarının ardından, Amerika'da da ilgi uyandıran bir grup haline geldiler. Bir yıl sonra Maverick Records'la anlaşan Muse, 28 Ekim 1999'da ilk stüdyo albümleri Showbiz'i çıkardı.
    2001 yılında Plug in Baby, New Born ve Bliss singlelarının ardından, aynı yılın temmuz ayında Origin of Symmetry adındaki ikinci stüdyo albümünü çıkaran Muse, bu albümle İngiltere listelerinde ilk üçe yükseldi. 29 Ekim 2003'te çıkardığı üçüncü albümü Absolution'la İngiltere'de liste başı olan grup, 2004 yılında Apocalypse ve Butterflies and Hurricanes, 2005'te Hysteria ve Stockholm Syndrome, 2006'da A Crying Shame ve Supermassive Black Hole singlelarıyla müzik kariyerine devam etti. Muse en son 3 Temmuz 2006'da dördüncü stüdyo albümleri olan Black Holes and Revelations'ı yayınladı. Nisan 2005'te Kerrang dergisinin en seksi 50 insan listesinde 28. seçilen Bellamy, Cosmopolitan Dergisi tarafından da 2003 ve 2004 yılının en seksi rockçısı ilan edildi.

    NME Dergisi tarafından John Lennon ve Bob Dylan gibi efsane olmuş isimlerin önünde Tüm Zamanların En İyi Rock'n Roll Kahramanı sıralamasında 14. olan Matthew Bellamy, grubu Muse'un insanın canını acıtan şarkı sözleri için şu yorumu getiriyor:

    Size tuhaf gelebilir ama bu şarkıların nereden geldiğiyle ilgili olarak hiçbir fikrim yok... Açıkçası bunların içimden, derinlerde bir yerden çıkığını düşünüyorum ama nasıl olduğunu anlamıyorum, dürüst olmak gerekirse anlamak da istemiyorum, bir gün bunun yanıtını bulursam kaybedeceğimden korkuyorum...

    Matthew Bellamy Resimleri
    https://www.main-board.com/unluler/256066-matthew-bellamy-resimleri.html
#09.08.2009 20:32 0 0 0