Temel Özellikleri
Ragdoll nadir üreyen ve seçkin bir ırktır. Sakin görünüşlüdür ancak sinirlendiğinde nazik ve yumuşak bir patide olsa ani vuruşlarda bulunabilir.
Görünüş ve Vücut Yapısı
Yuvarlak bir baş ve belirgin çıkık çeneleri vardır. Burun düz ve orta genişliktedir. Küçük, nokta gibi bir burna sahiptir. Ağız yuvarlak ve aşağıya doğru eğimlidir. Vücut esnektir.
Muhteşem uzunluk ve soğukkanlı duruşuyla Ragdoll oldukça görkemli bir kedidir. Orta boyutlara ve ipeksi tüylere sahiptir. Kulaklar dikkat çekici olsa da Persian'ınkiler gibi etkileyici değildir.
Tüy Bakımı
Fırçayla hafifçe taramak, elle yumuşak dokunuşlarda bulunmak tüylere güzel bir görünüm kazandıracağı gibi onun da hoşuna gidecektir.
Kökeni
Keşfedilen bu ırkın Beyaz Persian olabileceği düşünülmüştür. Fakat sonraki araştırmalarda ortaya yeni bir ırk çıkmıştır. Ragdoll üzerinde yapılan araştırmalarda deney fareleri kullanılmış ve bazı farklı davranışlar gözlenmiştir. Bu gözlemler 1960 yılı boyunca sürmüştür.
1980'in ortalarına kadar Amerikan kayıtlarının kabul etmemesi nedeniyle araştırmalar tam olarak yapılamamıştır.
Biyokütle Enerjisi - Biyokütle Enerjisi Nedir - Biyokütle Enerjisi Hakkında
Yakıt ilkel maddeleri (hammaddeleri), "Yakıt Teknolojisi" kapsamında uygun fiziksel ve kimyasal tekniklerle enerji kaynağı olarak kullanılabilecek nitelikte ürünlere, bu ürünler de uygun tekniklerle "Enerji Teknolojisi" kapsamında enerjiye dönüştürülmektedir. Enerji kaynakları yenilenebilirliğe göre aşağıdaki gibi sınıflandırılmaktadır:
* Yenilenemeyen (Fosil - Tükenebilir) Enerji Kaynakları; kömür, petrol, doğal gaz ve nükleer
* Yenilenebilir (Yeni-Alternatif) Enerji Kaynakları; güneş, rüzgar, biyokütle ve su gücü (hidrolik, jeotermal, deniz enerjisi (dalga enerjisi, sıcaklık gradyent enerjisi, akıntı enerjisi ve gel-git enerjisi))
Yeni-yenilenebilir enerji kaynakları içinde en büyük teknik potansiyele biyokütle sahiptir. Biyokütle enerji teknolojisi kapsamında;
* odun (enerji ormanları, ağaç artıkları),
* yağlı tohum bitkileri (ayçiçek, kolza, soya v.b),
* karbo-hidrat bitkileri (patates, buğday, mısır, pancar, v.b),
* elyaf bitkileri (keten, kenaf, kenevir, sorgum,vb.),
* bitkisel artıklar (dal, sap, saman, kök, kabuk v.b),
* hayvansal atıklar ile şehirsel ve endüstriyel atıklar
değerlendirilmektedir.
Biyokütle yenilenebilir, her yerde yetiştirilebilen, sosyo-ekonomik gelişme sağlayan, çevre dostu, elektrik üretilebilen, taşıtlar için yakıt elde edilebilen stratejik bir enerji kaynağıdır. Biyokütle doğrudan yakılarak veya çeşitli süreçlerle yakıt kalitesi arttırılıp, mevcut yakıtlara eşdeğer özelliklerde alternatif biyoyakıtlar (kolay taşınabilir, depolanabilir ve kullanılabilir yakıtlar) elde edilerek enerji teknolojisinde değerlendirilmektedir. Biyokütleden;
* fiziksel süreçler (boyut küçültme-kırma ve öğütme, kurutma, filtrasyon, ekstraksiyon ve biriketleme),
* dönüşüm süreçleri (biyokimyasal ve termokimyasal süreçler)
ile yakıt elde edilmektedir.
Dönüşüm süreçleri ve ürünlerine örnek olarak, uygulamadaki başarısını kanıtlamış aşağıdaki biyoyakıtlar verilebilir:
Bu yakıtlar içinde biyogaz, biyoetanol ve biyomotorin önde yer almaktadır. Biyoyakıtların ülkemizde uygulanır olması için gerekli potansiyel , bilgi birikimi ve altyapı mevcuttur. Türkiye sadece odun, bitki ve hayvan atık-artıklarından yakacak olarak ısınma ve pişirmede yararlanmakta ve maalesef dünyadaki modern biyokütle kullanım eğiliminin dışında kalmaktadır.Türkiye hayvansal ve bitkisel artık miktarı 10.3 Mtep değerinde olup, bu değer ülkemiz enerji tüketiminin % 13'üne karşılık gelmektedir. Ülkemiz enerji ormancılığına uygun (kavak, söğüt, kızılağaç, okaliptüs, akasya gibi hızlı büyüyen ağaçlar) 4 Milyar Hektar devlet orman alanına sahiptir. Söz konusu alan uygun planlamalar dahilinde, modern enerji ormancılığında değerlendirilmeli, kıymetli ağaçların yakacak olarak kesimi önlenmelidir. Türkiye'de toplam arazinin sadece %33.1'i işlenmektedir. İşlenmeyen arazi içinde tarıma uygun % 3'lük bir alan mevcuttur. Bu alanın enerji tarımında kullanılması, kota kapsamından çıkarılan ürünler (tütün, şeker pancarı gibi) yerine de enerji amaçlı tarım (sorgum, miskantus, kanola, C4 bitkileri ekimi gibi) yapılması , tarım kesimine yön verecek, istihdam yaratacak ve ulusal gelir artacaktır. GAP, Yeşilırmak Havza Projesi gibi projeler kapsamında biyokütle enerji teknolojisi plan ve uygulamaları mutlaka yer almalıdır. Ülkemizde 65 000 ton/gün miktarında çöp çıkmaktadır. Çöplerin düzenli depolama ile elektrik eldesinde değerlendirilmesi de göz ardı edilmemelidir. Türkiye için en önemli biyoyakıt seçeneklerinden biri biyogazdır.
Biyokütle yeşil bitkilerin güneş enerjisini fotosentez yolu ile kimyasal enerjiye dönüştürerek depolaması sonucu meydana gelen biyolojik kütle ve buna bağlı organik Madde kaynakları olarak tanımlanmaktadır. Karbon içeren organik maddeler oksijenle reaksiyona girdiklerinde ısı açığa çıkartırlar. Şekil 6.1'de doğal biyokütle çevrimi görülmektedir.
Biosferdeki kuru maddenin biyokütlesel çevrimi yaklaşık 250X109 ton/yıl olup bunun karbon miktarı 100X109 ton/yıl 'dır. Enerji içeriği ise 2X1021 J/yıl (0.7 X 1014 W)' dır [Twidell, 1990]. Üretilen toplam biyokütlenin ağırlıkça %0.5 'i insan yiyeceğinden sağlanmaktadır.
Organik madde ihtiva eden artıkların mikrobiyolojik yönden değerlendirilmesi hem çevre kirliliğine yol açmaması hem de temiz enerji üretimi sağlaması bakımından önem taşımaktadır. Özellikte gelişmekte olan ülkelerde kullanımı en yaygın olan kaynak biyokütledir. Dünya enerji tüketiminin yaklaşık % 15'i, gelişmekte olan ülkelerde ise enerji tüketiminin yaklaşık %43'ü biyokütleden sağlanmaktadır. Biyokütle her yerde yetiştirebilmesi, çevre korunmasına katkısı, elektrik üretimi, kimyasal madde ve özellikle taşıtlar için yakıt olabilmesi nedeni ile stratejik bir enerji kaynağı olarak sayılmaktadır. Biyokütle kaynakları arasında yer alan odun, hayvan ve bitki artıkları ülkemizde uzun yıllardan beri (özellikle kırsal kesimdeki konutlarda) alan ısıtma ve yemek pişirme amaçlı olarak kullanılmaktadır. Bu geleneksel enerji kaynağı konutlardaki enerji tüketiminin % 40 kadarını oluşturmaktadır.
Cenk Sarkuş, Yıldız Teknik Üniversitesi Kompozisyon Bölümü Türk müzisyen. İstanbul Oda Korosu'nda korist olarak müziğe başladı. Daha sonrak üniversite yıllarında çeşitli gruplarda rock ve blues solistliği yaptı. Göksel, Zeynep Casalini ve Sezen Aksu gibi müzisyenlere perküsyon çaldı. 2008 yılında DJ Ozan Şamiloğlu ile Misket adlı müzik grubunu kurdu. Ayrıca Avrupa Yakası'nın müziklerinde de imzası bulunmaktadır.
Temel Özellikleri
Oldukça duygusal, sadık kedilerdir. Anlayışlıdırlar ve kolayca eğitilebilirler.
Görünüş ve Vücut Yapısı
Kafa yapısına oranla oldukça geniş ve üst kısımları nokta şeklinde bir kulak yapısına sahiptir. Badem şeklindeki gözleri burna yakın ancak birbirinden ayrıktır. Orta boyutlarda oldukça kaslı ve kemikli bir vücut yapısına sahiptir.
Bacakları uzun ve arka ayakları ön ayaklarına oranla daha güçlüdür. Kuyruğu ince ancak kaslı ve dolgun tüylüdür. Vücudunu saran tüylerin üzerinde siyah ve koyu kahve mat çizgiler bulunur.
Tüy Bakımı
Tüylerinin düzenli taranması sağlıklı görünmeleri sağlayacaktır.
Kökeni
Oriental Longhair; görünüş itibariyle Oriental Shorthairdan biraz daha uzun tüylüdür. Kediseverler ve ırk araştırıcıları, bu ırka ilk önce diğer Shorhairlerden tek farkının tüylerinin sık olması olarak bakmış ve özgün bir ırk olarak kabul etmemişlerdir.
Ancak bu ırkın kedileri; Persian gibi uzun, yumuşak ve şüphesiz diğer uzuntüylü kediler gibi parlak ve muhteşem bir görünüme sahip olmalarıyla kendilerini kabul ettirmişlerdir.
Kanalizasyon Sistemleri - Kanalizasyon Sistemleri Hakkında
Evlerdeki ve öbür yapılardaki atık suların toplanıp istenen yerlere akıtılmasını sağlayan boru ve kanallara kanalizasyon denir. Birleşik ve ayrı olmak üzere iki tip kanalizasyon sistemi vardır.
Birleşik sistemde çatılardan, yaya kaldırımları ve yollardan toplanan yağmur suları, yapılardan gelen atık sularla aynı borulardan akar. Böylece oluşan çok fazla miktardaki atık suyun arıtılması için çok büyük arıtma tesislerinin kurulması gerekir. Ayrıca çok yağmur yağdığı zaman kanalizasyon sistemi taşabilir; pis sular yolları kaplar ve evlerin alt kat tuvaletlerinden taşar. Bu nedenle atık sularla yağmur sularının ayrı ayrı sistemlerle akıtılması daha yaygın bir uygulamadır. Bu sistemin kullanıldığı kanalizasyonlarda yağmur suları arıtılmadan ırmak ve göllere akıtılabilir ve yalnızca atık sular arıtılacağı için arıtma tesisleri daha küçük ve ucuz olur.
Eskiden insan atıkları evlerin arkalarına atılırdı. Köylerde zararı az olan bu uygulama, kentlerde yolların iğrenç bir pislikle kaplanmasına yol açardı. O zamanlar atıklar ya ırmak ve dere kıyılarındaki yamaçlara dökülür ya da çukurlarda birikir, pis kokulu bataklıklar oluşurdu. Atıkların, yolların altından geçen kanalizasyon borularıyla taşınması ileriye doğru atılmış bir adım oldu. Ama bunlar arıtılmadan akarsulara boşaltıldığı için tifo, dizanteri, kolera ve çocuk felci gibi salgın hastalıklara neden oluyordu. Çünkü genellikle içme suyu, hastalık mikroplarını taşıyan atıkların karıştığı bu akarsulardan sağlanırdı.
Modern Kanalizasyon Sistemleri
Gelişmiş ülkelerde, denize uzak kentlerde atıklar kanalizasyon borularıyla arıtma tesislerine gönderilir; burada katı ve sıvı maddeler birbirinden ayrılır ve zararsız duruma getirilir.
Arıtma tesisine gelen atıklar önce metal çubuklardan oluşan süzgeçlerden geçirilerek içindeki paçavra, tahta gibi maddeler ile başka büyük parçalar ayrılır. Daha sonra atıklar, düşük bir hızla kanallardan akıtılarak yollardan ve bahçelerden atık suya karışmış olan kum ve taş gibi maddelerin çökmesi sağlanır. Böylece bunların tesisteki pompalara zarar vermesi önlenir. Bu birikinti daha sonra taraklarla kanallardan toplanır ve yıkandıktan sonra yol onarımında kullanılır.
Atıklar üstü açık, geniş çökeltme tanklarına alınarak katı ve sıvı maddelerin birbirinden ayrılması sağlanır. Katı maddelerin büyük çoğunluğu sulu bir çamur halinde dibe çöker ve bunlar mayalanma tanklarına pompalanır.
Ayrılan sıvı atıklar filtrelere gönderilir; taş ya da klinkerle hazırlanmış daire biçimindeki yataklar olan filtrelere döner fıskiyelerle serpilir. Filtredeki taşları saran ince balçık katmanında yaşayan bakteriler serpilen bu sıvı atıklardaki katışkılarla beslenir. Bakteriler yaklaşık sekiz saat içinde, atık su içindeki katışkıların büyük bir bölümünün ayrılmasını sağlar. Filtreden geçen sıvı, başka bir çökeltme tankından da geçirildikten sonra hemen hemen saf su olarak akarsulara bırakılır.
Sıvı atıkları arıtmanın başka bir yöntemi de, bir tanka alınan bu sıvının içine hava püskürtmektir. Tankta üreyen bakteri kümeleri, sıvıda bulunan ve bir çamur biçiminde dibe çöken katışkılarla beslenir. Sıvının içine hava püskürtülürken bakteriler sıvıda bulunan organik maddeleri oksitler. Dipteki çamur öbür yöntemde olduğu gibi mayalanma tanklarına gönderilir. Ama tanktaki bakteriler de bu çamurla birlikte gittiği için. atık suyun tanka her alınışında, bakterilerin varlığını sürdürmek amacıyla, önceki çamurun bir bölümü de yeniden tanka alınır.
Mayalanma tanklarında bulunan başka bir tür bakteri, bu tanklara alınmış olan çamurla beslenir ve onu mayalar. Mayalanma sırasında oluşan metan gazı genellikle, arıtma tesisindeki pompalar ve öbür makineler için gerekli olan enerjiyi sağlamakta kullanılır. Üç ya da dört hafta sonra tanklardan çıkarılan çamur daha yoğunlaşmıştır ve artık kötü kokmaz. Bunun bir bölümü kurutularak tarla ve bostanlarda gübre olarak kullanılır. Kalanı tankerlerle taşınıp denize dökülür; suyosunlarına besin olur. Bu yosunları yiyen küçük deniz canlıları da balıkların besin kaynağıdır.
Kentlerin dışındaki bazı büyük evlerin kendi atık su sistemleri vardır. Fosseptik denen bu sistemde atıklar yeraltında bulunan kapalı bir tanka akıtılır. Burada dibe çöken katı artıkları yüzeydeki köpük içinde üreyen milyonlarca bakteri sıvı ve gaz haline dönüştürür. Oluşan sıvı, tanktan çıkarak kollara ayrılan bir boruyla toprak düzeyinin 1 metre altında toprağa verilir. Toprağa sızan suyun içinde kalmış olan son katı artıkları da toprağın alt katmanlarında yaşayan bakteriler tüketir. Bu sistem, kanalizasyon sistemine bağlı olmayan bazı evlerde kullanılan lağım çukurlarıyla karıştırılmamalıdır. Lağım çukuru, zaman zaman pompayla boşaltılması gereken kapalı bir çukurdur.
Çevre Kirliliğinin Önlenmesi
Bir kent deniz kıyısına ya da büyük bir ırmağın ağzına yakın olduğu zaman, kanalizasyon atıkları, bir arıtma işlemi uygulanmadan, ağzı kıyıdan oldukça uzağa açılan bir boruyla denize boşaltılabilir. Bu boşaltma işlemi genellikle, suların gelgitle çekildiği sırada yapılır. Bu yöntem, arıtma tesisi kurmaya göre çok ucuzdur; ama her zaman istenen sonucu vermez. Bazen atıklar rüzgâr ve gelgitle kıyıya gelir, bütün kumsal ve kıyılar pislikle kaplanır. Eğer arıtılmadan göle ya da denize dökülen atık miktarı çok fazlaysa, doğal olarak üreyen bakteriler bunları tüketemez ve ciddi bir çevre kirlenmesi ortaya çıkar.
Eğer bir fabrika kimyasal artıklarını kentin kanalizasyon sistemine boşaltırsa, arıtma tesisinin çalışması ciddi ölçüde aksayabilir; çünkü kimyasal artıklar arıtmayı sağlayan bakterileri zehirleyip öldürebilir. Günümüzde bu tür zararlı artıkların kanalizasyon sistemine boşaltılması yasaklanmıştır.
Cenk Taner (d. 1966, Gölcük, Kocaeli), Türk müzisyen. Kesmeşeker isimli müzik grubunun kurucusu, söz yazarı ve solistidir. Kadıköy'de yaşar.
Cenk Taner, eğitim hayatına 6 yaşında Yatılı Göztepe Pansiyonlu İlkokulu'nda başladı. Ortaokulu, Değirmendere'de bitirip lise eğitimine Kuleli Askeri Lisesi'nde başladı. Kuleli Askeri Lisesi'ne girdikten kısa bir süre sonra düz liseye geçiş yaptı. Üniversite eğitimini, iletişim fakültesinde bitirip gerekli olan okul altyapısını oluşturdu. Ardından stüdyo çalışmalarıyla müzik çalışmalarına başlamış. 7 albüm (aralarında Cenk Taner'in bir solo çalışması da mevcuttur) çıkardı. 2004 yılının Aralık ayında Andıran Otu adlı kitabı yayınlandı.
Temel Özellikleri
Kendilerinden emin, dengeli, sıcakkanlı ve oyuncu bir mizaçları vardır. Diğer kedilerden ve çocuklardan hoşlanırlar. Yumuşak, sevecen ses tonları vardır. Bu yapılarıyla ev yaşamına yatkın gibi görünen Norwegianlar aynı zamanda doğal yaşamdaki kedilerin avcı ve tırmanıcı karakterlerini de taşırlar. Bu nedenle geniş bahçeli bir ev yaşantısı onlar için en idealidir.
Eğer bahçeli bir evde yaşamıyorsanız, evinizde yapay bir ağaç bulundurmanız, mobilyalarınızın zarar görmesini engelleyecektir.
Görünüş ve Vücut Yapısı
Geniş yapılı ve 3 - 9 kilo arasında de---gıs---en ağırlığa sahip kedilerdir. Büyük, üçgen bir baş yapısı ve küçük kare biçimli kulakları olan bu ırkın kedileri, yassı bir yüz ve düz bir buruna sahiptir. Küçük ancak güçlü ve yuvarlak bir çeneye sahip olan Norwegianlar kaslı yapılarıyla, Main Coon 'u andırırlar.
Dışa dönük, dik kulakları ve geniş, yuvarlak patileri vardır. Uzun ve yumuşak tüylere sahip olan bu kedilerin tüyleri boyun kısmında yoğunlaşarak yele halini almıştır.
Tüy Bakımı
Uzun tüylerinin düzenli olarak fırçalanmasına özen gösterilmelidir. Tüylerinin birbirine karışmaması ve düzenli görünmesi onlar için önemlidir. Bu nedenle genellikle kendi kendilerini temizlerler.
Kökeni
1930 yılında İskandinav Yarımadası'nda ortaya çıkmıştır. Bölgenin yerlisi olan bu kediler, yüzyıllardır dondurucu soğuk ve vahşi hayvanlarla yaşam mücadelesi vermiştir. Soğuk iklime sahip bölgelerde yaşamalarına rağmen, sıcakkanlı hayvanlardır.
Bu ırk adeta, kedilerin yüzyıllar öncesine dayanan efsanevi ve gizemli özelliklerini, modern dünyaya kanıtlayan bir karaktere sahiptir.
CHP'nin Altı Oku Anayasaya Nasıl Girdi - CHP - CHP'nin Altı Oku
Zamanin Basbakani Ismet (inönü) pasa'nin 120 arkadasiyla birlikte Meclis'e getirdigi teklif B.B.M'nin 9 Nisan 1928 günkü toplantisinda görüsülmüs ve kabul edilen 1222 sayili kanunla Teskitlât-i Esasiye Kanunu'nun (Anayasa'nin) bazi maddeleri degistirilirken, ikinci maddedeki "Türkiye devletinin dini, din-i Islamdir" [Anayasa'daki "Türkiye devletinin dini, din-i Islamdir" maddesi Anayasa'dan byöle çikarilmistir ama, 27 Mayis 1960 hareketine (Ihtilale, M.K.) karisan Cemal Madanoglu'nun isbu degisiklikten haberi yoktur!...Madanoglu, 1961 Anayasasini hazirlaya ve "yüksek ilim ve hukuk heyeti" ! diye anilan heyetin önüne günün birinde dikilmis ve su teklifde bulunmustur: «Anayasadaki "Türkiye devletinin dini, din-i Islamdir" maddesinin hemen altina "Ezan Türkçe okunur" maddesini ilave ediniz.» Dikkat buyurunuz ki, "yüksek ilim ve hukuk heyeti"'ne bu teklifde bulunan, Anayasa'daki 1923 degisikliginden haberi olmayan Madanoglu, "Anayasa'yi ihlal ettiler" diye 27 Mayis'da Demokrat parti iktidarinin bir darbe ile devireneler arasindadir!...] hükmü ile bazi dini tâbirler Anayasa'dan çikarilmis ve bu tarihten dokuz yil sonra, ayni madde bir degisiklige daha ugramistir.
Ikici madde, bu kere yine Ismet'in 153 arkadasiyla birlikte Meclis'e getirdigi bir takrir (önerge) ile ele alinmis ve teklif kabul edilerek Anayasa'nin maddesi su sekilde degistirilmistir: "Türkiye Devleti cumhuriyetçi, halkçi, devletçi laik ve inkilabçidir. Resmi dil, Türkçedir. Baskent Ankara'dir"
5 Subat 1937'de kabul edilen bu degisiklik, merhum Ali Fuad Basgil'e göre: "Anayasa'nin aslindaki berrak çehresini bir hayli burusturmustur"
«Anayasa bir parti programi degildir.O, bir milli misaktir. Yalniz muayyen bir partinin mensublarina ve yalniz, yasayan nesile hitab etmez. Milletin her ferdine ve kanun olarak kaldikça, her nesile hitab eder. Bir parti çin yerinde ve münasib olan bir fikir, devlet için ve devletin kanunu olan Anayasa için münasib degildir.» diyen Ali Fuad Hoca, baska bir yazsinda meseleyi daha genis bir sekilde ele aliyor:
«Devletçilik nedir ? Laiklik ve milliyetçilik nedir ? Inkilabciligin zaman içindeki hududu nedir ? Bizde bunlar ne Anayasa'da ne de baska bir tatbikat kanununda tarif edilmemeis, hiçbirinin hududu ve sumulu gösterilmemistir. Meselâ, devletçilik sahsi temayüle göre degisik, hatta zit mana olan bir tabirdir. Bizde bu prensibin kanunlarimizda bir tarfine rastlanmadigi gibi, hukukçularimiz arasinda da ilmi bir izahi yapilmis degildir.»
Laiklik de böyledir. Garb ilmine sorarsaniz, laiklik din ve vicdan hürriyetinin teminatidir ve laik olamyan bir devlette bu hürriyetin teminati yoktur.
Bize gelince, maziyi yasayanlar bilirler ki, bizde laiklik sol ve sag temayüller arasinda bocalamis, iktidar adamlarinin ictihadina göre mana almistir. Aci olan sudur ki, bu ictihat memleket realitesinden ziyade yanlis görüslere saplanmaktan dogmustur. Su da acidir ki, Üniversitlerimiz, bu hususta efkâri aydinlatacak bir görüs vermemeis ayni fakülte hocalari bile bir anlayis birligine varamamistir.
(...)
Kaynak: Mustafa Müftüoglu, Yalan söyleyen tarih utansin, cilt: 10, s. 220-221, Istanbul, 1990
Kerem Tüzün (d. 14 Şubat 1971, İstanbul), Türk bas gitarist, müzisyen.
Mimar Sinan Üniversitesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji bölümünü bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Tarihi Bölümünde yüksek lisans yaptı.
Kurban grubunda bas gitar çaldı. Kurban grubu dağıldıktan sonra önceleri sadece albümlerinde eşlik ettiği Demir Demirkan'la birlikte çalışmaya başladı. Kurban grubunun birleşmesi ile gruba tekrar dahil olmuştur.
Aynı zamanda Climb, Hücum Kedi ve Nekropsi ile de çalışmaktadır.
Küçük Kaya Kırlangıcı - Küçük Kaya Kırlangıcı Hakkında
Küçük kaya kırlangıcı (Ptyonoprogne fuligula), kırlangıçgiller (Hirundinidae) familyasından bir kırlangıç türüdür.
Özellikler
12-15 cm büyüklüğündedirler. Çoğunlukla toprak-kahverengi kuş tüyü vardır, soluk bir boğaz, göğüs ve kanat altı örtü tüyleri ve uçuşta kuyruğunda beyaz "pencereleri" gösterirler. Eşeyler benzerdir.
Davranış
Kırlangıçların çoğundan farklı olarak, çoğunlukla sudan uzakta bulunurlar ama tropikal ormanlardan kaçınırlar. Kır kırlangıcı gibi bir yuva inşa ederler. Yuva ufak çamur toplarıyla inşa edilir ve ot veya tüylerle doldurulur. Yuva, uçurum çıkıntılarının altında, doğal yerlerde veya binalar gibi insan yapımı yapılarda inşa edilebilir. Yuva, sonraki kuluçkaya yatmak için veya daha geç yıllarda tekrar kullanılabilir. Tipik olarak bir defada kuluçkaya yatırılan yumurta sayısı iki veya üç yumurtadır, kahverengi ve gri lekelerle beyazdır ve dişi tarafından 16-19 gün boyunca yumurtadan yavru çıkana kadar yalnız kuluçkaya yatırılır. Her iki ebeveyn sonra yavruları beslerler. Yavrular ilk uçuştan sonra tünemek için yuvaya dönerler. Bu tür, yalnız bir üreyicidir ve toplu halde yaşamazlar ama küçük gruplar bir arada uygun habitatta yakın görülebilir.
Doğan Duru - Doğan Duru Kimdir - Doğan Duru Biyografisi
Doğan Duru (d. 1973, İzmit), müzisyen, Redd grubunun solisti.
1993 - 2000 yıllarında, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Opera ve Sahne Sanatları bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladı.
İtalya'dan gelen bir davet üzerine Milano'ya giderek eğitimini sürdürdü. Scuola Musicale Di Milano'da, Scala Operası'ndan Carlos Del Bosco ile çalışmalarına devam etti. 2001 yılında Ripatransone Workshop çalışmalarına konuk olarak davet edildi ve bu orkestra ile İtalya'nın güneyinde verdikleri konserlerde solist sanatçı olarak Puccini aryalarını seslendirdi. 2002 yılında, İtalyan hükümeti tarafından özel yetenekli öğrencilere verilen sanat bursunu aldı. Guisseppe Verdi Konservatuvarı'nda araştırmalarını sürdürdü. Bu süre içinde Milano'da şan resiltalleri verdi. 2002 Mart ayında İstanbul Operası'nın sınavını kazanıp sözleşmeli sanatçı olan Duru, koro ve roller çalışmaya başladı. 2002'de Opera'dan ayrıldı. 2002 Temmuz'unda II. Uluslararası İspanya, Malaga Jimena Festivali'ne davet edilen Duru, "Malaga Pablo Picasso orkestrası" ve "Coda Ensemble" grubu ile şefliğini Andres Rodrigo Lopez'in şefliğini yaptığı konserde solist sanatçı olarak sahne aldı. Burada Mozart Requiem ve Missa Brevis eserlerini seslendirdi.
Yönetmenliğini Tunca Yönder' in yaptığı iki ayrı Kemalettin Tuğcu dramasının film müziklerini yaptı. 1997 yılında, yönetmenliğini Mehmet Birkiye'nin yaptığı, "Anlat Şehrazat" müzikalinde 1.5 yıl kadar oyunculuk ve şarkıcılık yaptı.
Yıldız Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi, Sanat Eleştirisi, Müzik ve Sahne Sanatları Bölümünde Yüksek Lisans eğitimini 2006 eylül ayında popüler kültür üzerine yaptığı tez çalışması ile tamamladı.
1996'dan bu yana birlikte müzik yapan, 2005 yılında ilk albümleri olan 50/50'yi yayınlayan Redd grubu ile çalışmalarını sürdürüyor. 50 50 (2005) ve Kirli Suyunda Parıltılar (2006) albümlerinde şarkı sözlerinin tamamı, müziklerin büyük bir bölümü Doğan Duru'ya aittir.
Kaya kırlangıcı (Ptyonoprogne rupestris), kırlangıçgiller (Hirundinidae) familyasından kayalık alanlarda yaşayan bir kırlangıç türüdür.
Özellikleri
14-15 cm uzunluğunda, sırtı koyu kahverengi, göğsü ise açık renklidir. Kuyruğundaki teleklerde siyah üzerine beyaz lekeler bulunur. Geniş, sivri uçlu kanatları vardır. Kum kırlangıcına benzer, ama ondan daha büyüktür ve göğüs bandı bulunmaz. Uçuşu hızlı ve çeviktir, beslenirken böcekleri havada kıskıvrak yakalar.
Yaşam şekli
Kaya kırlangıçları, gagalarında topladığı çamurlardan, inşa ettiği küre biçimdeki yuvasına 3-5 arası yumurta koyar. Normal olarak dağ evlerinde, uçurum çıkıntılarının altında yuva yapar ama bazen binalar ve otoyol köprülerinde yuva yaptığı görülür. Büyük beslenme sömürgeleri oluşturmaz, ama üreme mevsiminin dışında toplu halde yaşarlar.
Dağılımı
Güney Avrupa, Akdeniz ve Güney Asya'nın dağlarında görülür. Birçok Avrupalı türleri yerlidir, ama bazı kuzeyde beslenenler ve Asyalı olanlar göçmendir. Kuzey Afrika veya Hindistan'da kışlarlar.
Meclis-i Meb'ûsân'in Mîsâk-i Millî - Meclis-i Meb'ûsân'in Mîsâk-i Millî'yi Kabulü
28 Ocak 1920 Çarsamba günü Son Osmanli Meclis-i Meb'ûsani'nin gizli toplantisinda, bütün milletvekillerinin oybirligi ile sonralari "Mîsâk-i Millî" diye anilan "Ahd-i Millî" kabul edilmisti.
Erzurum (23 Temmuz 1919) ve Sivas (4 Eylül 1919) Kongrelerinde görüsülen Mîsâk-i Millî metni, Son Osmanli Meclis-i Meb'ûsâni'ndaki Millî Mücadele'ye taraftar milletvekillerinin toplandigi "Felâh-i Vatan Grubu"nun 22 Ocak 1920 günkü gizli celsesinde Hüsrev Bey tarafindan okunup, "daha toplu ve daha esaslara muvafik bir surette tesbit edilmis" ve yukarida görüldügü gibi bir hafta sonra da Meclis-i Meb'ûsân'da oy birligiyle kabul edilmistir.
Son Meclis-i Meb'ûsân'a Kastamonu milletvekili olarak katilan Yusuf Kemal (Tengirsek) hâtiratinda: Mîsâk-i Millî'yi hazirlayan komisyonda ben de çalistim. Mîsâk'in baslangici ve maddeleri bastan asagiya "Istiklâl!.. Istiklâl!." diye haykirmaktadir. Bu, öteden beri disaridan, içeriden ma'ruz kaldiklari kötü muamemelere karsi artik isyan bayragini açmis, herseyin kayboldugunu görerek saha kalkmis olan Türk yigitlerinin icabinda canlarini vererek kazanmaya ahdettikleri bir dâvâ idi.
Mîsâk'in özellikle altinci maddesi tam ve iyi bir idare kurabilmek, iktisaden ilerleyebilmek için tam istiklâl ve hürriyetin esas oldugunu ilân ediyordu. O zamanki Türk aydinlari hep böyle düsünüyorlardi, Mîsâk-i Millî'de bu istekler âlemin önüne kondu. Yapilan bütün anlasmalarda delegelerin israrla istedikleri ve aldiklari milletin bu basit haklarindan baska bir sey degildi. Mîsâk-i Millî, Türk Cemiyeti'nin sonradan yaptigi bilhassa siyaset sahasinda bir kalkan oldu. Hep onun kabulünü, onun tahakkukunu istedik. Mîsâk-i Millî, simdi kullanilan tabirle milletçe millî mücadeleye baslarken, ilerdeki hareketler için yapilmis bir plândi" diyor.
Bir Iddia!..
Meshur "Büyük Türk Lûgati" sahibi, zamaninin ünlü fikir ve siyaset adami Hüseyin Kâzim Kadri Bey, Son Osmanli Meclis-i Meb'ûsâni'nda Aydin Milletvekili ve Meclis Baskanvekilidir. Seyh Muhsin-i Fânî, müstear adiyla pek çok eser birakan bu zatin Ikinci Abdülhamid Hân, Ikinci Mesrutiyet ve Ittihatçilarla ilgili hâtiratinin mühim bir kismi degerli arastirmaci Ismail Kara kardesimizin gayretiyle "Mesrutiyet'ten Cumhuriyet'e Hatiralarim" adiyla hazirlanip "Iletisim Yayinlari" arasinda yakin tarihimiz meraklilarina kazandirilmis hayirli bir hizmet olmustur.
Hüseyin Kadri Bey bu hatiralarinda Son Osmanli Meclis-i Meb'ûsân faaliyetinden bahisle "Mîsâk-i Millî" mevzuunda der ki: "Mîsâk-i Millî" hazirlandi ve defaatle müzakereler ve ictimalar yapildi. Mîsâk'daki esaslari teklif eden benim. Hattâ bunun müsveddesi benim elyazimla Âsaf Bey'in (Bursa meb'usu) nezdindedir. Sonradan Anadolu'dan gelen meb'uslarin istirakiyle de kat'i seklini aldi. Reis'e vekâlet ettigim günlerde Fransizcaya tercüme ettirerek ba'de'l-imza (imzadan sonra) bütün hükümetlere ve parlamentolara göndermistik. En son güne kadar takip edilecek dahilî ve harici siyasetle buna bagli millî istekleri ihtiva eden "Mîsâk-i Millî" benim fikrimden dogmustu. Bu hakikati fahr u mübahât ile (hakli olarak övünerek) yâd ve tekrar ederim."
Pek çok eserde görülmeyen "Mîsâk-i Millî" ile alâkali bu mühim iddiayi naklettikten hemen sonra ilâve edelim: Meclis-i Meb'ûsân'in gizli celsesinde kabul edilen "Ahd-i Millî/Millî Misâk"in bütün parlamentolara ve basina bildirilmesine dair Edirne Milletvekili Seref Bey'in verdigi takrir (uydurmacasi: Önerge) Meclis'in 17 Subat 1920 günkü toplantisinda okunmus ve Seref Bey o gün sadelestirilmis sekliyle hulâsaten su konusmayi yapmistir:
"-Muhterem arkadaslarim, millet bizi buraya gönderirken omuzlarimiza mühim bir hizmet yükledi. Altiyüz yildir adaletin keskin kilicina dayanarak ayakta duran bu devletin tarihi, dini ve bütün haklariyla müdafaasini bizden istedi. Hepimiz de kabullendik ve öylece buraya geldik. Buraya geldimiz günden beri de gönüllerimizde ve kafalarimizda bir düsünce belirdi. Bir arkadasimiz bütün yüreklerden kopup gelen baris sesini bir noktada topladi ve bütün vicdanlar bu noktada birlesti. Ortaya, ölümümüze kadar sürecek olan bir "Ahd-i Millî" çikti. Bu, öyle bir millî anddir ki, Meclisimiz bunu kat'i bir kararla bundan sonraki tarihimize kaydederken, geçmisin güçlü ve parlak günleri kadar gelecekte de, milletimiz için umdugumuz ve devletimiz için bekledigimiz en parlak günleri hazirlamis olacagiz. Okuyacagim "Ahd-i Millî"nin, insanlari çignemek ve esir yasatmak istemediklerini ilân etmis olan Avrupa'nin bütün medenî devletlerine duyurulmasini teklif ediyorum. (Bravo sesleri ve alkislar.)
Milletin oyu ile buraya gelen, devletin ve milletin namusunu ve dinini müdafaa ve muhafazada birlesen arkadaslarimin bu "Ahd-i Millî"yi kabul suretiyle gösterdikleri iman ve karardan Allah da razi olacak ve bizleri basariya ulastiracaktir. (Sürekli alkislar.)
Büyük Milllet Meclisi'nce de kabulü
Kisa bir giris yazisiyla alti maddeden ibaret "Mîsâk-i Millî"nin Meclis-i Meb'ûsân'da okunmasini müteâkib Baskanin "Bunu kabul ediyor musunuz?" sualine "Hepimiz ve oybirligi" cevabi verilmis, "O halde gereken yerlere bildirecegiz" diyen baskan daha sonra, Sinop Milletvekili Dr.Riza Nur Bey'i kürsüye dâvetle onun yaptigi konusmadan sonra celseyi kapatmis, o günkü kararla "Ahd-i Millî" dünyaya duyurulmustur.
"Mîsâk-i Millî", 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanan Ilk Büyük Millet Meclisi'nin 18 Temmuz 1920 Pazar günkü ictimainda aynen kabul edilmis ve Son Osmanli Meclis-i Meb'ûsâni'ndan sonra BüyükMillet Meclisi'nce de aynen benimsenen "Mîsâk-i Millî", yer yer temiz Anadolu topragini kirleten düsmana müdhis bir darbe olmus, millî kiyamda mühim bir merhale katedilmistir.
"Mîsâk-i Millî"de Bati-Trakya ve Musul sinirlarimiz içinde gösterilmesine ragmen, Lozan'da bu topraklara sahip olamayisimiz Büyük Millet Meclisi'nde genis tenkit mevzuu olmus, 21 Agustos 1923 günkü Meclis toplantisinda Izmir Milletvekili Necati Bey Musul; sonralari Içisleri Bakani olan Sükrü Kaya Bati-Trakya mevzuunda hayli sert konusmalar yapmislardir!..
Durul Gence, (d. 1940, Ankara), caz müzisyeni, orkestra şefi.
1954 yılında girdiği Deniz Harp Okulu'nda davul çalmaya başlayarak müzik hayatına atılan Durul Gence, 1970 yılında yaptığı Şeyh Şamil plağı ile ünlendi. Okul yıllarında kurduğu müzik topluluğu ve ardından çalıştığı "İstanbul Express", kurduğu "Asia Minor Mission" topluluklarıyla, Ajda Pekkan, Rüçhan Çamay, Gönül Yazar, Alpay, Tanju Okan, Ertan Anapa gibi isimlere eşlik eden sanatçı, yurt dışında da arasında Herb Geller, Sonny Sharock, Bertice Reading, Four Pennies, Lili Ivanova, Mads Vinding, Peter Bastian, Anders Koppel, Herbie Mann gibi isimlerle çalıştı. Bir yıl kadar Norveç'te kaldı. ODTÜ ve Hacettepe Üniversitelerinde "İnsan, müzik ve caz" dersleri veren Gence'nin, DG-4 adında bir topluluğu bulunmaktadır. Sanatçı, Mart 2005'te 50. sanat yılını kutlamıştı. [1]
Diskografi
* LP'ler
o Durul Gence 5 (Bir Yaz Akşamı)
o Durul Gence 5 (Yıldızlara Ziyaret)
o Durul Gence 10 (İlk konser canlı kayıt)
o Durul Gence/Mehmet Ozan (İstanbul Express 1)
* Single'lar
o Durul Gence 5 (A Taste of Honey-Pied Piper)
o Durul Gence 5 (Sings BeeGee's)
o Durul Gence 10 (Şeyh Şamil- Hilal)
Millî Mücadelenin gizli kalmis yönleri vardir. Bugün bunlardan birine temasla 30 Agustos 1922'deki harekata kimlerin muhalefet ettigi üzerinde duracagiz.
Ilk Meclis tesrî ve icraî, yani, bugünkü tabiriyle yasama ve yürütme yetkilerini kendinde toplamis, bu haliyle de o 'Meclis nev'i sahsina münhasir bir topluluk olarak vazife görmüstür!...
Bu nev'i sahsina münhasir Meclis'de 1922 yilinin Mart ve Temmuz aylari arasindaki dört ay pek buhranli geçmistir! Ayrica inceleyecegimiz «Baskumandanlik Kanunu»nun üç ay daha uzatilmasi bu devrede gerekli oyu alamamis, «Sarih hakkimizi vermeyiz. Bu bir gasbtir. Tahammül edemeyiz» itirazlarmin yükseldigi Meclis'de çetin. «adeta mübareze (dögüsme) tarzinda cereyan eden» münakasalar olmustur.
Bu çetin münakasa, Afyonkarahisar milletvekili Mehmed Sükrü Bey'in celsenin açik yapilmasi teklifiyle baslamis ve neticede o nazik günlerde Meclis müzakerelerinin düsman tarafindan duyulmasindaki mahzur göz önüne alinarak, müzakere gizli yapilmistir.
5 ve 6 Mayis 1922 günleri devam eden bu müzakerelerde ilk Meclis'in mühim simasi Hüseyin Avni (Ulas) Bey'in Baskumandanlik yetkilerini Meclis'in fiili varligindan ayrilmis bir parça saymasi görüsü ile yaptigi konusmada:
«— Bu hareketimizle milleti tarih huzurunda rezil ediyoruz. Miskinlik gösteriyoruz. Vazife sahislarla olmaz. Sahislar yoktur, Millet vardir.» demesi üzerine Mustafa Kemal Pasa söz alarak:
«— Gerçi asil olan millettir, heyeti içtimaiyedir. Onun da umumî iradesi Meclislerde tecelli eder. Fakat fertler de vardir. Meclis, memleket ve devlet islerini fertlerle, sahislarla yapmaktadir. Hakikati, manasiz nazariyelerle inkara mahal yoktur.
Su dakikada ordu kumandansizdir. Eger ben orduya kumanda etmekte devam ediyorsam, gayri kanunî kumanda ediyorum. Meclis'de tecelli eden .re'ye göre, derhal kumandadan uzaklasmak isterdim ve baskumandanligimin hitam buldugunu hükümete teblig ettim. Fakat gayri kabili telafî bir fenaliga meydan birakmamak mecburiyeti karsisinda bulundum. Düsman karsisinda bulunan ordumuz bassiz birakilamazdi. Binaenaleyh, birakmadim, birakamam, ve birakamiyacagim» demistir.
Mustafa Kemal'in bu sekilde milletvekillerinin karsisina dikilmesi, direnisi, münakasalar daha da agirlastirmissa da, ilk Meclis'in o muvafiki ile muhalifi ile Millî Mücadeleyi zafere ulastirabilme (gayreti 6 Mayis gününün gece yansinda yapilan oylamada görülmüs ve on bir red, on bes çekimser, yüz yetmis yedi kabul oyu ile Baskumandanlik Kanunu üç ay daha uzatilmis/daha sonra bu üç ay kaydi süresiz olarak kabul edilmis ve 30 Agustos, bu karardan otuz yedi gun sonra kazanilmistir.
30 Agustos harekatina muhalefet eden kumandanlardan Yakup Sevki Pasa (solda) ve Nureddin Pasa (sagda).
30 Agustos'daki zafer, evveliyati ve sonrasi ile Mustafa Kemal Pasa'nin nutkunda bütün safahatiyle uzun uzun anlatilmistir. Biz bu harekatla degil, harekata muhalif kalanlar üzerinde duracagiz...
30 Agustos harekati sirasinda hükümetin basinda Rauf (Orbay) Bey vardir. Baskumandan Mustafa Kemal Pasa'dir. Genelkurmay Baskani Fevzi (Çakmak)'dir. Garb Cephesi Kumandan Ismet (înönü), Birinci Ordu Kumandani Nureddin, Ikinci Ordu Kumandani Yakup Sevki (Subasi) Pasalardir. Sonralari Genel Kurmay Baskanligi yapan Asim Gündüz Pasa ise; Garb Cephesi Kurmay Baskani'dir.
Bu Asim Gündüz Pasa'nin hatiratindan ögrendigimize göre, 30 Agustos'daki büyük taarruza Ismet Inönü, îkinci Ordu Kumandan Yakup Sevki Pasa tamamen, Birinci Ordu Kumandani Nureddin Pasa kismen, Genelkurmay Baskani Fevzi (Çakmak) ise bazi temel noktalarda muhalefet etmisler ve bu anlasmazlik zaman zaman hadd safhayi bulmustur.
Asim Gündüz. Pasa, Birinci Ordu Kumandaninin 30 Agustos harekatinin mevzii kalip bizi Izmir'e ulastirmayacagi kanaatinde oldugunu, Nureddm Pasa'nin Kurmay olmadigini, ancak degerini Irak cephesinde ispat ettigini kayitla: «Kahraman, ahlak sahibi cesur bir zatti. Muhafazakardi. Izmir'in isgalinden evvel bu bölgenin kumandani idi. Galip devletler tarafindan istenmemis, yerinden aldirilmisti. Eger vazifesi basinda kalsa idi, daha sonra yerine gelen Ali Nadi Pasa'nin zaaflarina ve hatalarina düsmez, Izmir'in de eli kolu bagli teslim edilmesi mümkün olmazdi. Müdafaaya geçecegi süphesizdi» diyor.
Ismet (înönü) Pasa ile arasindaki ihtilafin ise, taarruz emri müsveddesini yazmasindan dogdugunu kaydeden Asim Pasa, neticede kendisinin öne sürdügü planin agirlik kazandigini ve gerek Sakarya'daki ve gerek 30 Agustos'da sebkeden gayreti dolayisiyle terfi ettirildigini ve opeletlerinin bizzat Mustafa Kemal tarafindan takildigini yaziyor ve ilave ediyor:
«— Ismet Pasa, Mustafa Kemal'in bu müstesna yakinligini, kadirsinasligini, alicenapligini asla affetmedi, hos görmedi ve unutmadi. Sahsimiz ve emeklerimiz için Mustafa Kemal'in alaka ve mürüvvetine daima istirak etmis olan Marasal Fevzi Çakmak'a karsi bile kirginligini, hepimizi elinde kuvvet oldugu anda unutarak, aktif hizmetlerden ayirarak gösterdi. Hem de küçük, çok küçük hesaplarla...»
Asim Gündüz Pasa'nin yukarida isimlerini saydigi zevattan gayri digerleri, 30 Agustos harekati planina katilmislardir. Bunlar arasinda basta Asim Gündüz olmak üzere, Fahreddin Altay, Izzeddin Çalislar, Sükrü Naili, Kemaleddin Sami, Hüseyin Hüsnü Erkilet, Kazim Inanç, Naci Tinaz, Kazim Orbay, Salih Omurtak, Naci Eldeniz, Asir Atli, Deli Halid Pasa, Abdurrahman Nafiz Gürman, Halid Akmansü, Halis Biyiktay gibi muhtelif rütbedeki askeri zevat vardir.
Kaynak: Mustafa Müftüoglu, Yalan söyleyen tarih utansin, cilt: 10
Kum kırlangıcı (Riparia riparia), kırlangıçgiller (Hirundinidae) familyasından bir kırlangıç türüdür.
Avrupa ve Amerika'da yaşayan 12 cm uzunluğundaki kum kırlangıcı, ev kırlangıcına benzerse de üst bölümleri siyah değil, çok koyu boz kahverengidir. Açık arazide, özellikle su yakınlarında bulunur. Yerleşim birimlerinde görülmeyen bu tür, koloni halinde kumlu toprakta kovuklar açıp suvatlarda yuva yapar. Yazın Türkiye'nin her bölgesinde görülür.
Bilimsel sınıflandırma
Alem: Animalia (Hayvanlar)
Şube: Chordata (Kordalılar)
Sınıf: Aves (Kuşlar)
Takım: Passeriformes
(Ötücü kuşlar)
Familya: Hirundinidae
(Kırlangıçgiller)
Cins: Riparia
Tür: R. riparia
Hüseyin Mayadağ - Hüseyin Mayadağ Kimdir - Hüseyin Mayadağ Biyografisi
Hüseyin Mayadağ (d. 1915 Selanik - ö. 25 Kasım 1965 İstanbul) Türk Sanat Müziği müzisyenidir.
1916 yılında ailesi ile birlikte İstanbul'a yerleştiler. Çocukluk ve gençlik yılları İstanbul'da geçti. Udi Faik Fuat Bey'in oğludur.
Kendisi de daha henüz on yaşında iken babası ile beraber şarkı geçmeye başladı. Daha sonra İzmir'e giderek Rakım Elkutlu'dan uzun süre musiki dersleri aldı. Aynı zamanda Tokadzade Şekip Bey'den edebiyat dersleri aldı. Bu eğitimi sayesinde bestelerinin güftesini kendisi yazmaya başladı.
25 Kasım 1965 yılında Vatan Caddesi'nde geçirdiği trafik kazasıyla hayat gözlerini yumdu. Şişli Mezarlığı'ndaki aile karbistanına defnedildi.
Hüseyin Mayadağ'ın 100 kadar bestesi vardır. Hicaz makmındaki " Söyle Derdini Kaç Yıl Çekecek" ve Hüzzam makamında bestelediği "Hayat Budur Sevgilim" şarkıları ile musiki dünyasında adını duyurdu.
Hüthüt Toygarı Kuşu - Hüthüt Toygarı Kuşu Hakkında
Hüthüt toygarı (Alaemon alaudipes), toygargiller (Alaudidae) familyasından bir kuş türü.
Çöl ve yarı-çöl kuşudur. Yere yaptığı yuvasına 2 yumurta koyar. Her iki eşeyde kuluçkaya yatar. Üreme döneminde böcekler ve tohumlarla beslenirler.
Büyük, ince-uzun yapılı, uzun bacaklı bir toygardır. Çizgili göğüs ile esasen kum rengi kahverengi yukarısı ve soluk aşağısı olan erişkinler 19-22.5 cmdir. Bu türün erkeği, dişisi, yavru görünüşte tamamen benzerdirler.
Bilimsel sınıflandırma
Alem: Animalia (Hayvanlar)
Şube: Chordata (Kordalılar)
Sınıf: Aves (Kuşlar)
Takım: Passeriformes (Ötücü kuşlar)
Familya: Alaudidae (Toygargiller)
Cins: Alaemon
Tür: A. alaudipes