Ozan Doğulu (d. 13 Ocak 1970, Gaziantep), Türk müzisyendir.
Şarkıcı Kenan Doğulu'nun ağabeyi ve besteci Yurdaer Doğulu'nun oğludur. Sezen Aksu'nun orkestra şefliğini yapmaktadır.
Çocukken piyanoyla tanıştı Zeki Müren dahil olmak üzere bir çok sanatçının arkasında çaldı Kardeşi Kenan Doğulu'nun ve Sezen Aksu'nun orkestra şefliğini yapmaktadır. Ozan Doğulu 2003 yılında Bursa'da Sezen Aksu konserinde tanıştığı 1984 doğumlu Ece Yosmaoğlu ile birliktedir. Çift18 Aralık 2007 tarihinde Maslak Refresh Venue'de evlenmiştir. Düğünden 5 ay sonra ise çiftin ilk kızları Arya, 24 Mayıs 2008 tarihinde dünyaya gelmiştir.
Tarla Kuşu - Tarla Kuşu Hakkında - Tarla Kuşu Özellikleri
Bayağı toygar (Alauda arvensis), toygargiller (Alaudidae) familyasına ait bir kuş türü.
Özellikleri
18-19 cm boyunda bozkırlar ve tarlalarda, çoğunlukla yerde yaşayan ötücü bir kuş türüdür. Üreme döneminde kanat çırparak havada asılı kalır ve bu şeklideyken öter. Sürekli, yumuşak ve melodik bir ötüşü vardır. Bir defada 3-6 yumurta bırakır. Kısa, küt bir ibiği ve kısa, kalın, sivri bir gagası vardır. Gövdesinin üst kısmı kahverengi tonlarında, alt kısmı ise beyazdır.
Beslenme
Tohum, dane, salyangoz ve böceklerle beslenir.
Yayılışı
Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika'da yayılış gösterir. Ülkemizde de yaygın olarak görülürler.
Nesrin Sipahi (d. Kasım 1934), Türk müziği ses sanatçısı.
Yeşilköy ilkokulu ve Bakırköy ortaokulunu bitirdikten sonra Sanat Okulu'nun Moda ve Dikiş bölümüne girmiştir. İngilizce öğrenmek için Amerikan okuluna kaydolur. Önce batı müziği ve şan eğitimi alan Sipahi'nin Türk sanat müzigine olan yeteneği, İstanbul Konservatuarı'nda Ahmet Nuri Canaydın tarafından keşfedilir. 1953 yılında TRT Ankara Radyosu'nda kadrolu sanatçı olarak göreve başlar. 1957'de ilk plağını çıkarır: "Bir rüzgârdır gelir geçer sanmıştım". 23 Ocak 1957 de Hasan Aldemir Sipahi ile evlenir. İki erkek çocuğu olan sanatçı müziğe olan katkılarını sürdürmektedir. Tek filmi "Kalbimdeki Serseri"de Tamer Yiğit ile baş rolde oynamıştır.
1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.
Filmleri
* Kalbimdeki Serseri (1957)
Albümleri
* Veda
* Seninle Bir Sonbahar
* Avni Anıl'ın Eserleri
* Suat Sayın'ın Eserleri
* Yusuf Nalkesen'in Eserleri
* Nesrin Sipahi ve İki Dünyası
* Bir Bahar Akşamı
* TSM'den Seçmeler
* Osman Nihat Akın'ın Seçme Eserleri
* TSM'nin 12 Pırlantası
* Unutulmayan Şarkılar
* Aşk Mevsime Bakmaz
* Sharki: Love Songs of Istanbul
* TSM Serisi
Tepeli Toygar Kuşu - Tepeli Toygar Kuşu Özellikleri
Tepeli Toygar (Galerida cristata), toygargiller familyasına ait bir kuş türü.
Özellikleri
Boyları 16-18 cm'dir. Büyük kanatlıdırlar. Uçuş sırasında kanat altları kırmızımsı görülür. Göğsünde ince, koyu renk çizgiler bulunur. Üst kenarı kıvrık şekilde olan gagaları vardır. Sesi gür, ötüşü trii-lii-piyoo şeklindedir.
Beslenmeleri
Tohum, dane, yeşil bitkiler ve böceklerle beslenirler.
Yayılışları
Türkistan'ın batısında ve Güney Rusya'da üremek için kuluçkaya yatarlar. Türkiye'de Rusya sınırına yakın bölgelerde kışı geçirirler. Kırlar, stepler, taşlık araziler yaşam alanlarıdır.
Bilimsel sınıflandırma
Alem: Animalia (Hayvanlar)
Şube: Chordata (Kordalılar)
Sınıf: Aves (Kuşlar)
Takım: Passeriformes
(Ötücü kuşlar)
Familya: Alaudidae
(Toygargiller)
Cins: Galerida
Tür: G. cristata
Divanü Lügat-it Türk - Edebiyat Ve Divanü Lügat-it Türk
Meşrutiyetin ilk yıllarında , (1910-1911 yılları) Sahaflardaki kitapçı Burhan Efendi'ye bir kitap gelmiştir.Kitabı getiren eski Maliye Nazırları'ndan Vanizade Nazif Paşa'nın akrabası bir kadındır.Kitapçı, yapıtı satmak üzere dönemin Eğitim Bakanlığı'na başvurur.Bakanlık, istenilen 30 lirayı çok görerek almaz.Bunun üzerine kitapçı, onu Ali Emiri Efendi'ye gösterir.Ali Emiri Efendi kitabın değerini hemen anlar, 30 sarı lirayı bastırır.Burhan Efendi'ye de aracılığından ötürü üç lira verir.
Bu, bir ikinci örneği bulunmayan Divanü Lügat-it Türk'tür.Emiri Efendi onu ele geçirdiği için sadrazamlıkla sevindirilmiş gibi olmuştur.Artık herkese kitabın öneminden açıyor, ama onu kimseye göstermeye yanaşmıyordur.Kitabı bir kez görmek isteyen Ziya Gökalp'in ricalarını bile geri çevirmiştir.Kitabı basmak isteyenlere de, ona bir şey olur korkusuyla olumsuz bir karşılık verir.Sonunda, Sadrazam Talat Paşa'nın işe karışmasıyla buna evetlik gösterirse de basım işlerine Kilisli'nin bakmasını önkoşul olarak ileri sürer.
Şu bir düşüncedir ki, bu kitap Ali Emiri Efendi'den başka birinin elne geçseydi, bugün belki kitaplıklarımız Divanü Lügat-it Türk'ten yoksun kalacaktı.
Ali Emiri Efendi su katılmamış bir kitap kurdudur.Bütün yaşamı boyunca kitap toplamıştır.Parasıyla elde edemediği kitapları binbir rica, binbir yalvarmalarıyla ödünç olarak alır, onları elyazısıyla kopya ettikten, ya da ettirdikten sonra geri verir.Yaşamının sonlarına doğru Millet Kütüphanesine armağan ettiği 14 bin kitabın içinde 721 tanesi bu elyazması kitaplardır.
Ali Emirir Efendi o tek yazma Divanü Lügat-it Türk'ü Macar bilim akademisine satmaya yanaşmaz.Oysa akademi bu iş için Hazrete tam on bin sarı altın önermiştir. Türklük dünyasına yeni ufuklar açacak kitabın öyküsü böyle bir raslantıya dayanır.
Divanü Lügat-it Türk, Türklük biliminin en önemli yapı taşlarındandır.O, Türk'ün Divanı'dır; Türklüğün Divanı'dır.Bir ülkünün, bir bilincin ürünüdür. Türk'ün kültür savaşının öncüsüdür.Böyle bir yapıtın doğması için, sanki Göktanrı XI.yüzyılda bir bilgeyi görevlendirmiştir.Bilge, yapıtı aynı yüzyılın son yarısında bitirecektir.Bu bilge Kaşgarlı Mahmut'tur.Yaşamı üzerine bilgiler kendi yapıtında serpiştirilmiştir.
Alman doğu bilimcisi Martin Hartmann, Divan'ın birinci cildi basıldığı yıllarda Milli Tetebbular Mecmuası'nda bir makale yazar ve Kaşgarlı Mahmut'un yaşamına değinir.Divan'da Kaşgarlı Halefoğlu Hüseyin adında bir bilgini Mahmut'un hocası gösterilir.Tac ül İslam Semani'nin Kitab ül-Ensab'ında bilgi bulunduğunu bildirir.Semani Kaşgar'da yetişen bilginlerden söz ederken Hüseyin'i de anar.Onun erdemli zahit bir şeyh olduğunu bildirir.Ne var ki anlattığı rivayetlerden dinlenmeye değer olmadığını da vurgulamaktan kalmaz.
İşte gerek Semani'nin kitabından, gerekse başka tarihsel kaynaklardan, o sıralarda Karahanlı devleti topraklarında doğu illerinde bile İslam bilimlerinin yüksek bir gelişme gösterdiği anlaşılır.Martin Hartmann bunu açık yüreklilikle söyler Hartmann bununla da kalmaz.O sıralarda İslamlar arasında yalnız din bilimlerine önem verildiğini de ekler.Onun dışında sözlük, tarih, soybilgisi, coğrafya gibi bilgilere önem verilmez.Ve bunun büyük olasılıkla bir çöküş belirtisi olduğunu ekler.Hartmann, yalan yanlış hadis anlatanların adlarının yaşamöyküsel kaynaklarda anılmasını Kaşgarlı Mahmut gibi bir bilgine yer verilmemesini buna bağlar.Böylece Kaşgarlı üzerine bilgiler, Divan'da verilen bilgilerle sınırlı kalır.
Kaşgarlı Mahmut'un babası Hüseyin , dedesinin adı ise Muhammet.Barshanlı.Babası Barshan'dan Kaşgara göçmüş.Mahmut burada doğmuş.Nitekim Divan'da Barshan'ı anlatırken, "be şehir Mahmut'un babasının şehridir.Yani, Mahmut'un babası oradandır" diye açıklıyor.Ünlü Türk hanı Gazneli Mahmut'un babası Sevük Tekin de kökende Issık Göl dolayındaki bu Barshan kentinden. Mahmut da soylu bir aileden.Divan'da bunun içindir ki "bizim atalarımız olan Beyler emir sözcüğüne Hamr derler, çünkü Oğuzlar emir diyemezler" diye yazar.Öyleyse Mahmut kendi soyunun Oğuzlarca bu ağızda e sesi yerine h sesi kullanılması nedeniyle "hamirler" diye tanındığını bunun "emirler" anlamına geldiğini söylüyor.Soyunun Oğuzların oturduğu illeri yönettiğine mi değinmek istiyor? Yoksa onların buyruğundaki ordular Oğuzlardan mı oluşuyor? Bunu Divan'dan çıkarmak olanaksız.Ancak Mahmut Divan'ın bir yerinde, atalarının, Emir Berherk'in olduğunu söyler.Ataları Türk ülkelerini Smanoğullarından alan almışlardır.
Tüm bu verilere göre, Kaşgarlı , Karahanlı ailesinden değilse bile o aileye yakın yüksek Türk soylularından.Nitekim kendisi de yapıtının başında soyca Türk ileri gelenlerinden olduğuna değinir.Kendisinin iyi silah kulananalardan olduğunu ekler.Karahanlı soyuna girem kimi tanınmış adamlardan söylentiler iletir.Ve de yapıtında savaş şiirleri, askeri terimler Karahanlı devlet örgütü ve saray gelenekleri üzerine bilgi verir.Tüm bunlar sözkonusu yargımıza kanıttır.
Kaşgarlı Mahmut'un doğum ve ölüm yılları kesin bilinmiyor.Yapıtını Bağdat'ta yazmaya başladığına göre Kaşgar'dan Irak'a göçmüş olmalı.Ne ki , niçin geldiğini söylemiyor.Yalnız Türk bozkırlarında gezi yaptığını birçok Türk lehçesini görenek ve geleneklerini yerinde öğrendiğini söylüyor.Tarım, İli, Çu ve Sırıderya ırmakları yöresindeki Türk kentlerini doğrudan gördüğünü beirtiyor.Türlü şehir ve boy halkının ağız ayrımlarını, sözcük konusundaki kimi ayrılıklarını bildiğini anlatıyor.Bağdat'a gelip yapıtını yazmaya başladığında tüm bunları öğrenmiş, saptamış, yaşı da ilerlemiştir.Arapçayı eksiksiz yazabilir.İslam bilimlerini büyük olasılıkla Türk illerinde okumuş olmalıdır.Hartmann'ın da belirttiği gibi bu durum Kaşgar ve Bargsan bölgelerinin o zaman uygarlıkça ilerlemiş olduğunu gösterir.
Krahanlılar 960 yılında Budacılığı bırakıp İslamlığı seçiyorlar.Arapçanın İran ve Orta Asya dilleri üzerine yoğun egemenliği başlıyor.Sogotça gibi yok olma tehlikesi ile yüzyüze .XI. yüzyılda Karahanlı'dan iki kişi Balasağunlu Yusuf ile Kaşgarlı Mahmut, Türkçenin gönüllü savunmasını ele alıyorlar.
Kaşgarlı 1072-1074 yıllarında yapıtını Bağdat'ta yazıp bitiriyor.Abbasi halifesi El-Muktedi'ye sunarak şöyle diyor:
"Tanrı yeryüzündeki erki Türklere vermiştir; bunların dilini öğrenmekte fayda vardır.Bu kitabı Araplara Türkçe öpretmek için yazdım, buyurun" Uzun bir birikimden sonra, yapıtını, büyük olasılıkla 5 Ocak 1072'de Bağdat'ta yazmaya başlar.10 Şubat 1074'te (bu konuda değişik görüşler vardır.Ahmet Caferoğlu, Türk Dili Tarihi II'de yapıtın 1077'de tamamlandığını söyler) bitirip Bağdat'ta Abbasi halifesine sunar.
Kaşgarlı Mahmut, yapıtını iki ana amaç için kaleme alır: Araplara Türkçe öğretmek ve Türkçenin Arapça gibi büyük bir dil olduğunu kanıtlamak.Tüm amacı ve düşüncesiyle Mahmut, büyük bir Türk uluscusudur.Nitekim o yapıtında yazış yöntemini şöyle anlatır:
"Türklerin hemen tüm illerini, obalarını, bozkırlarını inceden inceye gezip dolaştım.Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız, boylarının dillerini tümüyle belleğime yerleştirdim.Bu konuda her boyun dilini eksiksiz öğrenecek ölçüde başarılı oldum."
Türk dilleri sözlüğü, karşılaştırmalı dilcilik yöntemine uyan bir çalışma.Türk dil ve kültür tarihinden üstün bir yapıt.Divan, genel çizgileriyle o dönem Türk dili ve uygarlıklarını betimleyen eşsiz bir yapıttır.Yazar yapıtında çok değişik bilgileri bize akıcı bir anlatımla vermeyi başarır.O çağda Türk boylarından derlenmiş sözler yanında Türk gelenek, görenek, inanç ve coğrafyası konusunda bilgileri de içerir.Derlenmiş Türkçe sözler Arapçanın sözcük düzenine göre, ünsüz sayısınca vezin kalıplarına ayrılarak sıralanır.Yalnız halk ağzından seçilmiş sözcüklerle kalınmaz, o dönemin klasik yazı dilindeen de alıntı yapılır.Alıntıların kimden alındığı belirtilmez.Yalnız Çuçu adlı bir Türk ozandan söz edilir.
Seçili sözcüklerde konu ve anlam bakımından ayrım yapılmaz.Sesbilgisi, yapıbilgisi ve ağız ayrılıkları hep birbirine bağlı olarak ele alınır.Yansıma sözcükler, saray dilinden kimi ögeler, dilbilgisi kuralları bu ayırıma girmez.Yer ve ülke adlarından yalnız belli başlıları alınır.Bu adlardan kimileri Divan'a eklenen haritada gösterilmez.
Yapıt, sözvarlığı bakımından olağanüstü zengindir.Bulgar lehçesine oldukça az yer verilir.Orhun ve Hazar Türkçelerine hiç değinilmez.Türkçe olmayan sözcükler üzerinde durulmaz.Ancak kimi yabancı sözcükler Türkçe sanılarak açıklanır.
Sözbaşı olarak seçilen Türkçe sözler Arap yazısı ile verilir.Bu sözlerin Türkçeye özgü ses özelliklerini belirtmek için Arap yazısının sükun, hareke, med ve teşdid gibi imlerinden yararlanılır.Arap yazısında bulunmayan Türkçeye özgü kimi sesler için özel çevriyazı imleri konur.Sözgelimi, Türkçenin uzun a ünlüsü için iki elif yazacı yan yan yazılır."w" sesini göstermek için üç noktalı f kullanılır.Böylece Kaşgarlı Arap yazım geleneği ile yetinilmez.Türkçe sözlere özgü yeni bir yazım yaratır.Türkçenin kimi ses özelliklerini başarı ile saptar.Türkçenin uzun ünlülü yapısını ilk kez o ortaya koyar.Sözgelimi kimi sözleri şöyle gösterir:
Aaw 'av' aasmaq 'asmak'
Aaq 'ak' aal'hile'
Aaç 'aç' aaş 'yemek'
Aat 'ad, san' aay 'ay'
Aaz 'az' baal 'bal'
Baalıg 'yaralı' baar 'var'
Baaş 'yara' çaal 'laca, kır'
Qaan 'kan' qaar 'kar'
Saag 'sağlam,sağ' saan 'sayı'
Taan 'inkar etmek' taaş 'taş'
Taaz 'kel' yaap 'hile'
Çuq- 'nemlenmek' qun 'kın'
Quz 'kız' tun 'nefes'
Beeg 'bey' nee 'ne'
İil 'memleket' ün 'çukur, iniş'
Bood 'boy, vücut' bool- 'olmak'
Soogun 'soğan' yoog 'yas'
Kööz 'göz' ööç 'öc'
Söök- 'sövmek' buut 'but, bacak'
Küü 'ün, şöhret' küüç 'güç, zor'
Türkçe sözbaşları Arapça olarak açıklanır.Açıklama örnekleri genellikle atasözlerinden ya da halk yazınından seçilir.Bu yüzden genellikle yapıtta Türk halk yazınından dört önemli uzun ağıt ile birlikte birtakım destan, hikmet, özdeyiş, pendname ve bahriyeler bulunur.Sözgelimi Türk abecesine göre yeniden düzenlenmiş bir kesit şöyledir:
Alıqtı / er alıqtı: Adam alçaldı. Baş alıqtı: Yara azdı bozuldu.alıqar, alıqmaq.Şu kesitte geçer:
Başı anın alıqtı Yarası onun azdı
Qanı yozup turuqtı Kanı çok akıp durdu
Balıg bolub tagıqtı Yaralanıp dağa çıktı
Emdi anı kim yeter Şimdi ona kim yetişir
Alış: Su ağzı ve suyun havuza döküldüğü yer.
Alış: Borçluyu borcu yüzünden sorguya çekme.alış beriş: Bir hakkı alma, bir hakkı verme.
Alışdı / ol mana alım alışdı: O, bana alacağını almakta yardım etti.Başkası da böyledir.alışur,alışmaq.
Almıla: Elma.
Alp: Yiğit. Alp yagıda alçak çogıda 'yiğit düşman karşısında, yumuşak huylu adam savaşta belli olur".Şu kesitte de kullanılmıştır:
Alper Tomnga öldi mü Alper Tunga öldü mü
Isız ajun qaldı mu Kötü dünya kaldı mı
Ödhlek öçin aldı mu Felek öcün aldı mı
Emdi yürek yırtılur. Şimdi yürek yırtılır.
(Afrasiyap Han öldü mü? ***** dünya kurtuldu mu? Zaman ondan öcünü aldı mı? Şimdi onun ülkesi üzerine -zamaneye kızarak- yürek parçalanır.)
alpaqut: tek başına düşmana saldıran, hiçbir yandan yakalanmayan yiğit.Şu keskesitte de geçer:
budhraç yeme qudurdı Budhraç yine kudurdu
alpagutın adhırdı Yiğitlerini ayırdı
süsin yana qadırdı Askerini yine döndürdü
kelgelimet irkeşür Gelmek için toplaşıyorlar
(Yabaku oymağının beyi Budhraç yine askerleriyle döndü, yiğitlerini seçti, gelmek için toplandı).
Alqaldı / begge alqış alqaşdı: O, benimle alkış alkışladı.Öğmekle alkışta yarış yapmak da böyledir.Alqaşur,alqaşmaq.Şu kesitte de geçer:
Alplar arıg alqışur Yiğitler temiz öldürüşür
Küç bir qılıq arqaşur Güç birleştirip arka verir
Bir bir üze alqaşur Birbirini övüşür
Edhgermedhip oq atar Düşünmeksizin ok atar
Alqındı / alqındı nen: Bir şey tümden bitti, tükendi./ er alqındı:Adam öldü./ alqınur, alqınmaq.
Algış: Dua etme, öğme, birinin iyiliklerini sayma. Ol begge alqış berdi: O beyi öğdü. Yalavaçqa alqış bergil 'Yalvaç Muhammet'e selavat getir'.
Alqıştı / boy ikki bile alqıştı: İki boy birbirini yok etti.Herhangi birşeyi yok etmek için, yarışmak da böyledir.alqışur, alqışmaq.
Alqtı ol tavarın alqtı: O, malının bitirdi ./ Başkası da böyledir.alqar, alqmaq.
Alsadı / ol tawarın alsıqtı: Onun malı alındı.Soyundu./ alsıqar, alsıqmaq.
Altın: Aşağı, alt.
Altun tarım: Büyük kadınlara verilen bir san.
Alturdum / men andan yarmaq alturdum: Ben ondan para aldırdım.altururmen, alturmaq.
Aluç: Soğutulmuş nesne. (Besim Atalay bu sözcüğün anlamında ikirciğe düşer.'Soğuk soğutulmuş nesne' anlamına gelen Arapça bir süzcük verir.Sonra 'havu dökülmüş giysi' anlamına ikinci anlam olarak verir.İki alamın da buraya uymadığını söyler ve Brockelman'ın savına katılır.'Şeftali' uymaz der.l.s.122)
Aluçın: Yenilen, boğumlu ot.
Aluş: Kaşgar'da bir köy adı.
Altun: Altın.
Divan'da bir de dünya haritası bulunur.Bu, ilk Türk dünya haritasıdır.Haritada XI. Yüzyılda Türklerin oturduları alanlar ve ilişkide bulundukları uluslar pek az yanılgı ile sağlıklı biçimde gösterilir.Türklerle ilişkisi olmayan uluslara yer verilmez.Denizler yeşil, bozkırlar sarı, ırmaklar mavi dağlar kızıl ile gösterilir.Haritanın merkezi Türk hanlarının oturduğu Balasagun kentidir.Dünyanın merkezi olarak da orası gösterilir.Öbür Türk ülkeleri ona göre yerleştirilir.
Divan'da Türk boylarının 20 ana kökten geldiği belirtilir.Ama asıl boylar göz önüne alınır.Ayrıca her boy birkaç uruğa ayrılır.Uruğlar çok olduğu için adları verilmez.Yalnız herkesin bilmesi gerektiği vurgulanan 22 Oğuz boyu damgaları ile birlikte açıklanır.Yerleşme durumlarına göre Türk boyları sıralanır.Yer, ulus, kişi adları ile boy, soy uruğ, aşiret adları gösterilir.Türk yaşam biçimi ve yerleşmesi üstüne bilgi verilir.
Kaşgarlı o dönem Türk lehçeleri arasındaki ayrılıkları şöyle özetler:Asıl sözde değişiklik az olur.Değişmeler yalnız birtakım seslerin yerine başka sesler gelmesi ya da kimi seslerin atılması nedeniyle doğar."Buradan çıkarak yer yer kimi lehçe ayrılıklarına değinir, birtakım yargılara varır.Ona göre en doğru Türkçe, Tuhsı ve Yağma boylarınındır.Uygur bölgesine dek uzanan alanda Ila, Ertiş, Yamar, İtil ırmakları çevresindeki Türklerin dili doğru dildir.
Kaşgarlı "akaniye" diye adlandırdığı Karahanlı Türkçesini "Çağın en ince ve en açık Türkçesi " olarak tanımlar.Bu dil ona göre Hakaniye şehzadeleri ile çevresinin dilidir.Gerçekten Hakaniye Türkçesi Karahanlı devletinin yazın ve resmi devlet dilidir.Nitekim, Yusuf Has Hacip ünlü yapıtı Kutadgu Bilig'i "Han tilince " yazdığını bildirir.Kaşgarlı ayrıca Çiğil, Yağma, Argu ve Uygur ağızlarını, Hakaniye ağzına en yakın ağız olarak gösterir.Türk ağızlarıiçinde Hakaniyeyi esas alır.Öbür lehçelerdeki ayrılıkları ona göre açılar.Çiğillerin Karlukların bir boyu olduğunu belirtir.
Oğuzca: Kaşgarlı, Oğuzcaya başka bir ayrıcalık tanıyor.Oğuzlar, Oğuzeli ve Oğuzca üzerinde oldukça fazla duruyor.Bu Oğuzların X-XI. yüzyıllarda Orta Asya dünyasındaki önemlerinden kaynaklanıyor.Oğuz Türkmen boyları daha X. Yüzyılda Sırıderya kıyısındaki bozkırlardan başlayıp Sırıderya, Maveraünnehir, Harezm ve Horasan bölgelerinde önemli bir yer tutmuşlardır.XI. yüzyılda Selçuklar batıya göç etmişlerdir.Yeni toprak kazanımları ile Oğuz egemenliği Azerbaycan, Irak bölgelerine ve dönemin büyük kültür merkezlerinden biri olan Bağdat'a dek uzanmıştır.
O çağda Oğuzca Karahanlıcadan bütün yönleriyle ayrılmış değil.Bu yüzden Kaşgarlı yapıtında ortak özellikler üzerinde ayrıca durmuyor.Karahanlı Türkçesi için verdiği yüzlerce örnek aynı zamanda Oğuzca için de geçerli.Kaşgarlı 'Oğuzcadır' uyarısı ile salt Karahanlı yazı dili ve öbür ağız ve lehçelerde bulunmayan ve Oğuzcaya özgü sözcükleri veriyor.
Oğuz Türkçesini, Kaşgarlı, "Dillerin en yeğnisi Oğuzların, en doğrusu ise Tohsı ve Yağmaların dilidir" der.Yağmaların dilini "en kolay Türkçe" olarak tanımlar.Hakaniye'den sonra ikinci Türk yazın dili olduğununu söyler."Oğuz Türkçesine Kıpçak, Yimek, Peçenek, Bulgar lehçeleri girer.Oğuzlar Farslarla çok karıştıkları için, birçok Türkçe sözü unutup Farsçalarını almışlardır" diye açıklar.Bu konuda bir de atasözü verir:
Başsız börk bolmas, tatsız Türk bolmas.
Başsız börk olmaz, Farssız Türk olmaz.
Kaşgarlı, Oğuzca ve öbür Türk lehçelerinin dil özelliklerini ise şöyle verir:
Oğuzca ve Kıpçakçada Hakaniceye göre y- ulaması vardır.Sözgelimi:
Yılıg suv / ılıg suv 'ılık su' yelkin / elkin 'konuk'
Oğuzca ve Kıpçakçada ön ve iç y-, -y- sesinin c-, -c- sesine dönüştüğü olur.
Cincü - yincü 'inci' cugdu - yugdu 'deve kılı'
Oğuzca, Kıpçakça ve Suvarca'da m- önsesi b- biçimindedir.
Karahanlıca Oğuzca
Men ben 'ben'
Mün bün 'çorba'
Maynak baynak 'pislik'
Ne ki, b- / m- değişimine uğramı mınar sözcüğünü de Oğuzca gösteriyor.
Oğuzcada önde ve içte t-, -t- sesleri d-, -d- sesine dönüşür.Böylece XI. yüzyılda Oğuzda bu değişim başlamıştır:
Bögde - bökte 'hançer' yigde - yikte 'iğde'
Nitekim karşı örnekleri de verdiği olacaktır.Kaşgarlı'ya göre t- ile başlayan şu sözcükler de Oğuzcadır:
Tamar 'damar' targ 'darı'
Tamak 'damak' telü 'deli'
Tön- 'dönmek' tubul-'delinmek'
Oğuzca ve ona yakın ağızlarda eski Türkçenin b sesi v ile karşılanır:
Ev 'ev' suvıg / suvuk 'cıvık'
Tavar 'cansız mal' savaş 'savaş' savçı
Sevük 'sevgili' yavlak 'kötü, düşkün'
Ancak Kaşgarlı'da, Oğuzcada sözbaşındaki b- sesleri korunuyor.Henüz v- sesine dönüşmüş değil.
Barmak 'varmak' birmek 'vermek'
Bolmak 'olmak'
Oğuz, Yağma, Tuhsı, Kığpçak, Yabgu, Kay, Çumul lehçelerinde Çağataycadaki d sesi yerinde y sesi kullanılır.Kimi zaman ise hiç kullanılmaz:
Kayın / kadın 'kayın ağacı' ayıg 'ayı' (adıg)
Ayrık 'ayrık otu' (adrıg)
Burunsal ñ sesi Oğuzcada da korunur.XI. yüzyılda Eski Türkçenin burunsal ñ ünsüzü Oğuzcada kullanılır.
İñek 'inek' yaña 'dere kıyısı'
Yalñuk 'cariye' teñgelgüç 'dölengeç kuşu'
Bardıñız 'vardınız'
Hakaniye Türkçesinde kimi zaman yer adlarının sonunda -g sesi bulunduğu durumlarda Oğuzcada "elif:a" bulunur:
Bargu yir / barası yir 'varılacak yer'
Turagu ogur / turası ogur 'kalkılacak zaman'
Oğuz ve Kıpçakça'da ad ve eylemlerde söz içindeki -g- sesi düşer.
Çumuk / çumuk 'ala karga'
Tamak / tamgak 'damak'
O evge baran ol / ol evge bargan ol 'o eve gidicidir'
Ol er kılını vuran ol / ol er kılını urgan ol 'o adam kulunu dövücüdür'
Argu lehçesinde Hakaniye Türkçesindeki iç ve sondaki -y-, -y sesleri -n-, -n ile karşılanır:
Kon / koy 'koyun' çıgan / çıgay 'yoksul'
Kanu nen / kayun nen 'hangi'
Çiğillerde ve Bizans'a dek uzanan kimi Kıpçak ağızlarında Çağataycanın d sesi z sesine dönüşür.Bu ses Oğuzca ve kimi başka lehçelerde y sesi ile karşılanır:
Karın toztı / karın todtı 'karın doydu'
Azak / adak 'ayak'
Hakaniye Türkçesinde a- ile başlayan kimi sözlere Peçeneklerde ve Hotanlılarda h- ulaması olur:
Hata / ata 'baba' hana / ana 'ana'
Türkçede h- ile başlayan sözcük bulunmadığı için Kaşgarlı, yukarıdaki örnekleri Türkçe saymaz ve üzerlerinde pek durmaz.
Geçmiş zaman eki Çin'e varıncaya dek Uygur, Tuhsı, Çiğil, Argu, Yagma boylarında -dı / -di biçimindedir.Suvar ve Kıpçak ağızlarında -duk / -dük durumundadır.(Kaşgarlı bu ek üzerinde uzun uzun durur.) Suvar ve Kıpçaklardan kimi örnekler verir:
Ol anı vurduk 'o onu vurdu'
Men munta turduk 'ben burda durdum'
Olar evge irdük 'onlar eve vardı'
Men yarmak tirdük 'ben para topladım'
Kaşgarlı'nın lehçe ayrılığı olarak gösterdiği özellikler genelde çok yüzeysel özelliklerdir.Ancak Divan'daki gereçlerde başka pek çok özellik bulunur.Bunların pek çoğuna Kaşgarlı değinmez.
Şamanlık
Türk'ün Divanı, Türklükle ilgili her bilgiyi verme çabası içinde yoğun bir yapıttır.Böyle bir uğraş içindeki Kaşgarlı, yeri ve sırası geldiğinde Türklerin eski inanç düzeni olan Şamanlıkla ilgili birçok açıklamalarda bulunur.Divan inanç ve töreleri yansıtması ile ayrı bir önem taşır.Abdülkadir İnan ve Mustafa Canpolat Divan'ın bu özelliği üzerinde durmuşlardır.Şamanlık ve eski Türk inançlarına bakış açısından Divan ilginç özellikler sergiler.
İslamlık Türkler arasında yayılmaya başlayınca eski kamlar, yeni hocalar ve imamlar oluyorlar.Cübbelerini, külahlarını, davullarını bırakıp sarık bağlıyorlar.Böylece büyük bir güçlükle karşılaşmadan eski eylemerini sürdürme olanağını buluyorlar.Anadolu'da cinci hocalar muhabbet muskaları yazıyorlar.Tılsımlar yapıyorlar.Hırsızın sidik yolunu bağlıyorlar.Anlaşılmaz sözlerlecinleri toplayıp tevbe ettirerek ruh hastalarını sağaltıyorlar.Yiten eşyanın bulunmasını sağlıyorlar.Fala bakıyor bu hocalar.Halk bunların birçoğunun şeytanla ilişki kurduğuna da inanıyor.Korku ile birlikte saygı da besliyorlar.Bu hocaların çoğu okuma yazma bilmiyor.Sözkonusu kamların günümüze gelmiş uzantıları bunlar.
Kaşgarlı dinine bağlı bir Müslüman.Bu yüzden başka dinlerden sözederken dili sertleşiyor.Onları lanetlemekten kendini alamıyor.Budist Uygurlar üzerine ağır hakaretlerle dolu deyişleri alıyor yapıtına.Şamanizme tutumu ise daha değişik.
Şamanlığa atalardan, dedelerden kalan ve bir yerde saygı gösterilmesi gereken ininçlar gözü ile bakıyor.Ne ki, bu hoşgörülü bakış, daha çok Müslüman Türkler arasındaki eski inançlar için.Müslümanlığı benimsemeyenler üzerine yargıları ağır.Tengri maddesinde şu ilgi çekici açıklama var:
"Yere batası kâfirler göğe tengri derler.Yine bu adamlar büyük bir dağ, bir ağaç gibi sözlerine ulu görünen her şeye tengri derler.Bu yüzden bu gibi şeylere yükünürler.Yine bunlar bilgin kimseye tengrigen derler.Bunların sapıklıklarından ulu tanrıya sığınırız."
Yine de zaman zaman duygusal oluyor Kaşgarlı.Şamanlığa yaklaşımları daha yumuşak.Sevecenlikle bakıyor.İnanmasa bile gülümseme ile veriyor Şaman geleneklerini.Kaşgarlı kamlara karşı saygılı dil kullanıyor.Duyduğu yakınlığı gizleyemiyor.Oysa Budist dinanamlarından söz ederken aynı hoş görüyü gösteremeyecektir.Ondan yüce tanrıya sığınma gereğini duyacaktır.
Yağış: İslamdan önce Türklerin adak için, yahut Tanrılara yakınlık elde etmek için kestikleri kurban.
Kamlar salt dinsel törenleri yöneten din adamları değil.Bir takım büyü ve afsunlarla sayrıları sağaltan sihirbazlardır.Divan'da bir arwa-, arwal-, arwaş-, arwış- sözzükleri geçiyor.Şaman dualarında anlamı bilinmeyen tümceler demek .Şamanistlere göre etkin sözler.Müslüman bakşıların afsunlarında da anlamı olmayan benzer sözler kalıplar var.Günümüzde Anadolu'da benzer dualar yapılıyor.Cin tuttuğu söylenen bir kişiyi iyileştirmek için bölgedeki yüksek dağların, ıssız koyakların adları sıralanıyor.Divan'da bununla ilgili bir iki sözcük daha var:
Eğit: Göz değmesinden korunmak için çocukların yüzüne çalınan bir ilaç.
Şamanın görevi de büyü yapmak.Kur'an'da büyü kesin biçimde yasaklanıyor.Bu yüzden Kaşgarlı, büyü olayına pek değinemiyor.Yalnızca yelwi veriyor. Yelwi: büyü sihir anlamı ile açıklanıyor.Örnek olarak da uyaklı bir dörtlük veriliyor:
Onun gözü büyülüdür
Onun özü konuktur
Yüzü ayın on dördüdür.
Yüreğim bundan yaralı
Şamanlıkla ilgili birçok sözcük Divan'da açıklanıyor:
Abaçı: Umacı, bununla çocuklar korkutulur.
Abakı: Göz değmesin diye bostanlara, bahçelere dikilen korkuluk.
Arva: Afsunlamak, "Kam arvaş arvadı".
Arvaş: Birlikte afsun söylemek.Kamlar kanug arvaşdı" Kamlar anlaşılmayan sözler söyledi.Cin çarpmasına karşı yapılan üfrüklerde de böyledir.
Arvaş: Afsun. "Arvaş arvadı" büyük afsun yapıldı demektir.
Çıvı: Cinlerden bir bölük.Türkler şuna inanırlardı ki: İki bölük birbiri ile çarpıştığı zaman bu iki bölüğün vilayetlerinde halkını kollamak için çarpışırlar.Cinlerden hangi taraf yenerse onlardan yana çıktığı vilayet halkı da yener.Geceleyin bu cinlerden hangisi kaçarsa onların bulunduğu vilayetin halkı da kaçar.Türk askerleri geceleyin cinlerin attıkları oktan korunmak için çadırlarında saklanırlar.Bu Türkler arasında yaygındır, görenektir.
Iduk / ıdık: Kutlu ve mübarek olan her nesne.Bırakılan her hayvana bu ad verilir.Bu hayvana yük vurulmaz, sütü sağılmaz, yünü kırkılmaz, sahibinin yaptığı adak için saklanır.
Irk: Falcılık, kahinlik ve bir kimsenin gönlündekini bilmek.ırkla-: Önbilicilik yapmak."Kam ırkladı:Şman önbilicilik yaptı, ırka baktı.
Isrık: Çocukları periler ve göz dokunmasına karşı afsunlamak için ilaç yapıldığı zaman söylenir.Çocuğun yüzüne tütsü verilerek "ısrık, ısrık" denir ki, ey peri ısırılmış olasın" demektir.
Kam: Ak ve kara temiz taş.Bunun akını yüzük kaşına korlar.Bununla şimşekten, susuzluktan ve yıldırım düşmesinden korunurlar.Kaş taşı bulunanlara yıldırım düşmez.Türklerin inancına göre böyledir.
Kovuç: Cin çarpması eseri.Böyle olan adamın yüzüne soğuk su serperler.Sonra kovuç kovuç denir.Üzerlik ve öd ağacı ile tütsülenir.Bu kaç, kaç demek olsa gerektir.
Kovuz: Oğuzlar "kovuç" kullanırlar."Yel kovuz bitigi" denir ki, cin çarpmasına karşı afsun üfürük demektir.
Kösgük: Göz değmesinden sakınmak için üzüm bağlarına ve bostanlara dikilen nazarlık.
Monçuk: Atın botnuzuna takılan değerli taş; arslan tırnağı, muska gibi şeyler.
Temür: Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve daha başka boyların halkı and içtiklerinde , yahut sözleştiklerinde, demiri ululamak için, kılıcı çıkararak yanlamasına öne korlar."Bu gök girsen kızıl çıksın" derler."Sözünde durmasan kılıç kanına bulansın, demir senden öcünü alsın" demektir.Çünkü onlar demiri kutsal sayarlar.
Tiki: Geceleri işitilen ses.Türkler öyle sanırlar ki, ruhlar sağ iken yaşadıkları şehirlerde her sene bir kere toplanırlar, halkı ziyaret ederler.Geceleyin bu sesi kim işitirse ölür.Bu Türkler arasnda yaygındır.
Uçguk: Uçuk, ingi.
Umay: Son, kadın doğurduktan sonra karnından çıkan hokka gibi nesne.Buna çocuğun ana karnında eşi denir.Şu atasözünde de gelmiştir:"Umaya tapınsa oğul olur".Kadınlar onu uğur sayarlar.
Us: Kerkes kuşu.Bu kuş bir adamın yüzüne karşı ıslık çalarsa uğur sayılmaz.Bu ölüm işaretidir.
Üngüjin: Çölde insan öldüren umacı, gulyabani.
Ürüng: Afsuncuya, arabacıya verilen para.
Yarın: Kürek kemiği.Türklerde şöyle bir atalar sözü vardır:"Kürek kemiği karışırsa memleket karışır".
Yat: Taşlarla yağmur ve rüzgar getirmek için yapılan bir büyücülük.
Yatla-:"yatçı yatladı": Yada yaşı kullanan yadacı yada taşı ile afsun yaptı.
Yel: Cin."er yelpindi" denilir.Adama yel (cin) çarptı demektir.
Yelpin-: Cin çarpmış."oğlan yelpindi" denir ki, "oğlan yele, cine çarpıldı" demektir. Yelpik: Cin çarpması, yele uğraması.
"Üzüne soğuk su serpilir, sonra kovuç kovuç denir" diye anlatıyor.
Yelvi: Büyü, sihir, büyücüye "yelviçin" denir.
Yelbüke: Ejderha, şu savda dahi gelmiştir: yedi başlıg yıl büke: Yedi başlı ejderha.
Yog: Ölü gömüldükten sonra, üç yahut iki güne kadar verilen yemek.
Yogla-: Ölü için yemek vermek.Türklerin göreneği böyledir.
Yog basan: Ölümden sonra, yedi gün verilen yemek.
Ve bir de "bal" başlığı var.Kimi Türk boylarının "arı yağı" dediklerini söylüyor ve sonra bir dize veriyor.Çevirisi şöyle:
Vardı sana şeytan tutarak bal
İpek giyip aklı yufka olarak kal
Şeytan önüne çıktı, sana bal sundu.İpek giysi giydirdi, sen ona kandın."Artık sen deli olarak yaşa" demek istiyor.Afrasiyab'ın kızı olan Kaz'ın kocası Siyavuş'un öldürüldüğü yer "Yenkend".Sözü ile ilgili açıklaması daha da ilginç:
"Ateşe tapanlar her yıl bir gün buraya gelirler.Siyavuş'un öldürüldüğü yerin yöresinde ağlar, kurban keserler.Kurban kanını mezarın üzerine dökerler.Görenekleri budur."
Kuşkusuz bu kanlı kurbanlar, yer altındaki kötü ruhlar için.Siyavuş onların kötülüklerinden korumak için kesiliyor.
Eşük: Hanlardan, beylerden birisi öldüğü zaman, mezarı üstüne serilmek üzere gönderilen kumaş.Bu kumaş sonra parçalanarak yoksullara dağıtılır.
Kaşgarlı bilinçli olarak eksik açıklamada bulunuyor: Umay'ı doğrudan doğruya "çocuğun eşi, son" olarak veriyor.Tanık olarak gösterdiği savdaki Umay'ın bir tanrıça olduğunu da görmezlikten geliyor."Tapınsa": ibadet etse sözcüğünü de Arapçaya "hizmet etse" biçiminde çeviriyor.
Yarın "kürek kemiği" sözü ile gelen açıklama da ilginç."Yarın bulgansa il bulganır".Anlamı şu; Kürek kemiği karışırsa il karışır.Eski Türklerde kürek kemiğine bakarak fal açma geleneği var.Kürek kemiği ile fala bakma, birçok ulusca da bilinen bir şey.Wilhelm Rubruk'a gör Moğol sarayında kürek kemiği falı büyük önem taşıyor.Kürek kemikleri özel fırınlarda yakılıyor.Üzerlerinde oluşan çizgilere bakarak, gelecekle ilgili bilgiler çıkarılır.Kaşgarlı bilerek Şamanlıkla ilgili birçok bilgiyi vermekten kaçınıyor.O soylu ulusculuk duygusu soydaşlarını kötülemek anlamına gelecek açıklamalardan alıkoyuyor.Üstelik bir gelenek görenek olarak gördüğü bu ata inançlarına karşı, inanmasa bile saygısını yitirmiyor.
Garip, Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday'ın öncülüğünü yaptığı şiir akımının adıdır. Türk şiirinde o güne kadar yer etmiş kalıp ve anlayışlardan kurtulmak gerektiğini savunur ve biçimciliğe, duygusallığa karşı çıkıp, söyleyiş güzelliğini esas alır. 1941'de Orhan Veli, M. Cevdet Anday ve Oktay Rifat üçlüsü, şiirde varolan aşırı duygusallığa, şairaneliğe, basmakalıp söyleyişe başkaldıran şiirlerini Garip adıyla bir kitapta topladılar. Kitaba koyulan Garip adı zamanla hem üç şairi yansıtan bir kimlik kazandı hem de Türk şiirinde yeni başlayan akımı yansıttı.
Garipçiler, Garip adlı kitaplarına yazdıkları önsözde, Türk şiirini katı kurallara bağlı ve doğallıktan uzak bulduklarını belirtmişlerdir. Garipçiler'e göre bu durumun temel nedeni hece, uyak, aruz gibi kalıpların şiirde vazgeçilmez sanılmasıydı.
Eskiye tepki: Garip Şiir Akımı
Yalnız eski şiire değil, Nazım Hikmet şiirine de tepki olan Garip akımı üç ozanın adına bağlanır: Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday. Üç arkadaş Varlık dergisinde ölçüsüz, uyaksız, şairanelikten uzak yeni bir şiir akımı başlatır (1936), bu yoldaki şiirlerini Garip adlı bir kitapta toplarlar (1911). Garipçiler adıyla anılmalarının nedeni de budur. Yeni akımı özellikle Nurullah Ataç destekler. arip devinimi birçok genç izleyici bulduğu gibi, dönemin ünlü ozanlarını da etkiler. Orhan Veli'nin yazdığı "Garip" önsözü bir bakıma bu yeni şiir deviniminin bildirisidir. Ama üç ozanın birlikteliği uzun sürmez. Kitabın ikinci basımı yalnız Orhan Veli'nin şiirleriyle yayımlanır (1945). Ayrıca Orhan Veli, kitabına "Garip İçin" başlıklı ikinci bir önsöz eklemek gereğini duyar. Nitekim Garip devinimi sonraları, gerek bu nedenle, ama asıl Melih Cevdet ve Oktay Rifat'ı şiiri ayrı bir çizgide sürdürmeleri sonucu Orhan veli'nin adına bağlanmıştır.
Garipçilerin dayandıkları ilkeler kısaca şöyle özetlenebilir: "Konuşma dilinin doğallığı içinde şiirsel deyişleri bulmak, gündelik yaşamın sorunlarına ve küçük adamlara eğilmek, söylev havasından kurtulmak, süslerle söz oyunlarından yardım beklememek, ölçü-uyak-biçim tutsaklığında nazım kolaylığına düşmemek, dünya görüşlerine bağlı kalarak yaşamak ve özgürce yazmak." (Rauf Mutluay).
Ama Orhan Veli'nin kendisi de kitabının ikinci basımında sanat anlayışını gözden geçirmek gereğini duyacaktır. Özellikle şiirsel gelenek, biçim konularında daha esnek bir tutuma girmiştir. Nitekim ikinci kitabı Vazgeçemediğim'den (1945) başlayarak şiirini değiştirdiği görülür. "Kimi şiirlerde akıl çizgisinden duygu çizgisine kayılır, mizah ve şaşırtma bırakılır, yer yer uyağa ve sıfata başvurulur, sözcük tekrarlarından, müzikten yararlanılır. Hepsinden önemlisi, halk şiirinin dil ve deyişine özenilir" (Asım Bezirci). En ilginç gelişme ise özdedir: Toplumcu şiire yaklaşır Orhan Veli de.
Garip devinimi, gerek ilk yıllarında, gerekse sonraları, değişik sanat anlayışlarına bağlı olanlarca değişik biçimlerde değerlendirilmiştir. Geleneğe bağlı olanlar, Orhan Veli ve arkadaşlarını şiiri ayağa düşürmekle suçlarken; toplumcular, Garipçileri, toplumcu şiiri engelleyen, yozlaştırmayı amaçlayan ve küçük burjuva duyarlığını geliştirmeye çalışan bir devinimin başlatıcısı olarak gördüler. Yazın tarihçileri ise, Garip devinimini genellikle yeni şiirin başlangıcı saydılar.
Bugün de bu tutumların pek değiştiği söylenemez. Ama nesnel bir değerlendirmeyle, Garip deviniminin Türk şiirinin gelişim sürecinde önemlice bir yeri olduğunu söylemek gerekmektedir. Doğrudur; toplumcu şiirin yasaklanmaya çalışıldığı, toplumcu ozanların kovuşturulduğu ve Nazım Hikmet'in susturulduğu bir dönemde Garip'in yeşermesi rastlantı sayılamaz. Orhan Veli ve arkadaşlarının "serbest nazım" anlayışıyla şiirler yazmaları, bu alanda en çok Nurullah Ataç'tan destek görmeleri sanatın siyasal dışı tutulması eğiliminin iktidarca da desteklenmesi sonucudur. Ama bu, konunun olumsuz görünen bir yüzüdür. Öteki yüzde ise, Türk şiirinin yeni biçim ve söyleyiş olanaklarıyla zenginleştirilmesi, sokaktaki insanın duyarlığına açılması, gündelikleştirilmesi vardır. Garip'in Birinci Yeni olarak adlandırılmasıdır. Türk şiirinin Tanzimat döneminde başlayan yenileşme sürecinde, Garip beşinci, altıncı yeniliktir. Cumhuriyet sonrası alındığında da yeni Türk şiirinin kurucusu Nazım Hikmet'tir. Garip ise bu yenileşme sürecinde bir ayrıntıdır. Ama bütünün onsuz olamayacağı bir ayrıntı.
On Beş Yaşındayım Ölmek İstemiyorum - Christine Arnothy - On Beş Yaşındayım Ölmek İstemiyorum Kitap Özet
Kitap Özet
Henüz 15 yaşındasınızdır. Ailenizle, sevgiyle ısınan evinizde sizi yansıtan eşyalarınızla, komşularınızla, değer verdiğiniz şeylerle birlikte yaşıyorsunuz ve mutlusunuzdur. Fakat; birden her şey değişir. Sizi hiç ilgilendirmeyen bir savaş yüzünden yakınlarınızla birlikte size ait olan birçok şeyi kaybetmeye başlamışsınızdır. Sıcak evinizden kaçarak, kader birliği yapmaya başladığınız insanlarla bir mahzende yaşamaya mecbur kalarak, hayatta kalma mücedelesine girişirsiniz. Belkide savaştan sağ olarak kurtulacaksınızdır. Fakat incinen yüreğiniz asla iyileşemeyecek, kırılan onurunuz hiçbir zaman onarılmayacaktır.
2. Dünya Savaşı'nda Nazilerin saldırısı sonrasında genç bir kızın yaşadıklarını anlattığı gerçek bir 'savaş güncesi' olan, 15 Yaşındayım Ölmek istemiyorum; belgesel niteliğinin ötesinde, biçimi, derinliği, her satırında temsil ettiği değerler ve okura ulaştırdığı mesajlarla, bir edebi eser niteliği taşıyor. Ayrıca bu kitapta yalnızca savaşın insana layık olmayan, çirkin ve acımasız yüzünü değil, insanların her şeye rağmen umutlarının peşinden giderek, ayakta kalmak için ortaya koydukları olağanüstü direnci ama en önemlisi yaşam hakkının evrenselliğini bulacaksınız.
Savaşın genç ruhların gözlerine yansıyan korkunç yüzünü görmek için 15 Yaşındayım Ölmek istemiyorum'u mutlaka okumalısınız.
Kitap Kapak
On Beş Yaşındayım Ölmek İstemiyorum
Christine Arnothy
Karakutu Yayınları
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 9789944714907
Sayfa: 115
W.I.T.C.H. Çizgi Film Kahramanı - W.I.T.C.H. - Çizgi Film Kahramanı
Disney tarafından hakları satın alındıktan sonra, ülkemizde dahil 68 ülkede yayımlanan, orijinal hikayesi Elisabetta Gnone'ye ait, ünlü İtalyan çizgi roman W.I.T.C.H., zaman içinde farklı yazarların ve çizerlerin elinden çıksa da her zaman kendi çizim tarzına bağlı kalarak devam etti.
2003 yılında ise farklı bir yaklaşımla Haruko IIDA'nın kaleminden Japonya'da, Asuka Comics'de yayımlanmaya başladı ve sonunda 2 ciltte toplandı. Diğer ülkeler; orijinal hikayenin olduğu renkli çizgi romanı kendi dillerine çevirerek yayımlarken, Japonya'da çevirisi yerine konu baştan işlenmiş ve siyah-beyaz olarak, tamamen bir manga tarzında okuyucuya sunuldu.
Hikaye; yeni bir kente annesiyle birlikte taşınan ve arkadaş edinme konusunda endişelenen Will'i aralarına kabul eden Taranee, Hay Lin, Cornelia, Irma başlarından geçenleri anlatıyor. Bu dostlar; 13 yıldır acımasız bir kral tarafından yönetilen Meridian'ın kayıp kraliçesini araması ve sonsuzluğun ortasındaki Kandrakar'ın tehlikede olması sonucu 5 koruyucunun çağırmasıyla birlikte kendilerini hiç beklemedikleri maceraların içinde bulurlar.
Rakı Geceleri - Ahmet Ayberk - Fatih Akerdem - Rakı Geceleri Kitap Özet
Kitap Özet
Almanya'da yaşayan barmenler Ahmet Ayberk ve Fatih Akerdem, uzun yıllardır rakı bazlı kokteyller üzerinde çalışıyorlar. Sek olarak pek çok Avrupalının damak tadına hitap etmeyen alkollü içkilerin başka içeceklerle karıştırıldığında zevkle içildiğini gören barmenler, Türklerin ulusal içkisi rakıyı dünyaya kabul ettirmek amacıyla yola çıkarak lezzetli rakı kokteylleri hazırlamışlar. Şimdi Türk rakıseverler de bu tatlarla tanışacaklar...
Kitap Kapak
Rakı Geceleri
Rakı Nights-Coctails
Ahmet Ayberk, Fatih Akerdem
Doğan Kitapçılık
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 9789759919948
Sayfa: 148
Kişilik Müziği - Kişilik Müziği Nedir - Kişilik Müziği Hakkında
Birbirimizle anlaşmak için kullandığımız sözcüklerin ötesinde, bizlerin aramızda iletişim kurmamızı sağlayan bir ikinci lisan daha vardır; Müzik, ritm ya da ton. Ritm ve tonun, sözcüklerden farklı olarak, kulaklarımızın ötesinde duyumsanabilme özellikleri de mevcuttur. Dost canlısı bir insanın sesinde, kullandığı sözcüklerde, hareketlerinde ve karakterinde bir uyum gözlenir. İnsana pek de arkadaşça yaklaşmayan bir kimsenin hareketlerinde, ifadesinde, bakışlarında ve hatta yürüyüşünde ise, bütünüyle bir uyumsuzluk sergilenir. Kişilerin davranışları, ruhlarıyla bazen uyumlu, bazen de uyumsuz olur.
Dışsal görüntüden, içsel özellikleri okuyabilme kuralı, aslında doğadaki herşey için geçerlidir. Yapmamız gereken yalnızca, nesnelere derinlemesine bakabilmektir. Bu yolla bir ağacı bile "okumanız" mümkündür. Ağaç üzerinde bulunan meyve veya çiçekler, o ağacın ne tür bir müzik yaydığını ve nasıl bir ruh yapısına sahip olduğunu gösterir.
Görüleceği gibi, insanların hâl ve hareketlerinden, onların dostunuz mu, yoksa düşmanınız mı olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Bunun için, bu kişinin yaydığı müziği, "gönül kulağınızla" dinlemeniz yeterlidir. İnsanları çekici ya da itici kılan, yaydıkları bu kesintisiz müzikal tınıdır. Kişilerin aynası sayılan bu "kişilik müziği", onların tüm benliğini ortaya koyar.
Çağlar boyunca yaşamış olan kutsal insanların "üstün" kişilikleri, varlıklarını evrensel müzik ile birleştirebilmeleri sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu yolla, en büyük düşmanlarının bile sevgisini kazanmayı bilmişlerdir. Ancak bu, sadece kutsal insanlara özgü bir nitelik değildir. Aslında her insan, evrenin müziğiyle bir olmak ve onunla uyum gösterebilmek gücüne sahiptir. Çünkü hepsinin içinde, aynı "evrensel öz" mevcuttur. İnsanların uyumlu ve güzel olan şeylere kalpleri ne kadar açıksa, yani, içlerindeki o parlak ışığın üzerini ne kadar çok açabilirlerse, hayatları da o denli mutlu geçer. Mutlu insan, her an yeni dostlar edinmeye hazır olan bir kişidir. Onun hayata bakış açısı arkadaşçadır. Ayrıca sadece insanlara karşı böyle davranmaz, nesnelere ve olaylara da dostça yaklaşır. Söz konusu biçimde kurulan dostluk köprüleriyle insanlar, ufuklarını genişletir ve zihinlerini saran duvarları yıkabilirler. İnsanlarla kurulan dostluklar, yani duvarların yıkılıp, özlerin buluşması, çoğalmayı, "birliği" getirir ve bu yolla "ulaşılamaz" olanla bütünleşme de kolaylaşır. Ulaşılamaz olanla gerçekleştirilecek bir bütünleşme, âlemlerin müziğini dinlemek ve ona katılmak anlamına gelir. Kişi bu ruhsal durumu, doğanın güzelliğinde, çiçeklerin renklerinde ya da günlük hayatında karşılaştığı her olayda tecrübe edebilir. Bu türlü davranış içine giren bir kimse, düşünceye daldığı yalnızlık anlarında, daima içinde o sihirli müziği duyar.
Derleyen: Erol Yurderi
Kaynak:
Sufî Inayat Khan
Müzik (İnsan ve Evren arasındaki köprü)
Arıtan Yayınevi
Şöyle Garip Bencileyin - Senai Demirci - Şöyle Garip Bencileyin Kitap Özet
Kitap Özet
"Güzellik ne oradadır, ne burada; ne şu zamanda, ne bu zamanda; ne Roma'da, ne Atina'da. Güzellik, hayran olabilen bir ruh neredeyse oradadır. Başka yerde ararsanız, nafile İşte, çok merak ediyorsanız, asıl mesleğim bu. İşim yeryüzünü gezmek. Köşe bucak, dere tepe. Gecesiyle, gündüzüyle, yazıyla, kışıyla, solan yapraklarıyla, açan çiçekleriyle Allah'ın bu güzel eserlerini seyretmek. İnsanda, kâinatta Allah'ı görmeye, anlamaya çalışıyorum. Onun için hayatımı bütün lüzumsuz teferruattan arındırdım.
Allah'ın bizim için kurduğu bu güzel bahçede, dinmek bilmeyen bu neşe ve hareket öylesine uyumlu ki bunları gören bir insanın aklına çirkin bir şey gelmemeli, zihnine günah düşmemeli.
Yeter ki insan, alışkanlıklarının tanıdık sahilini terk etmeyi göze alabilsin. O zaman bak sen, ne yeni kıtalar, ne yeni dünyalar keşfetmeye başlar kendi iç dünyasında."
Bir yudum su, bulutlar, yaprak, toprak, kar, hatta kendi ellerimiz...
Bu kitap böyle 'alışılmış' şeyleri ele alıyor; ve her birinden 'alışılmadık' dersler çıkarıyor. Gündelik hayatın akışı içinde bakıp da göremediklerimizden, O'na dair pencereler açan bir kitap... Bir tefekkür hazinesi...
Kitap Kapak
Şöyle Garip Bencileyin
Senai Demirci
Timaş Yayınevi
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 9786051140025
Sayfa: 144
Proto Türk kültürünün önemli merkezlerinde yapılan kazılarda Azerbaycan Gabustan kayalıklarında görülen dans eden insanlar 12-14 bin yıllık müzik gerçeğini ortaya koymaktadır. Uygur Türklerinin Hatent şehri mingyar kaya resimleri 6-8 bin yıllık bir müzik geçmişinden haber vermektedir.
Proto Türk kültürünü Çin kültürüne müzik, dans, vb. konularda etkileri bilim adamları tarafından ortaya koyulmaktadır.
Türklerin kam ve baksı adı verdikleri orta asya hekimleri müzik ve dansı hasta tedavisi için kullanırlardı. Asyada halen devam eden müzik ve dans terapisi kol, omuz ve baş hareketleri ile faaliyete geçen ruhi enerjinin bütün vücudu sarması ile trans halinde oluşur ve hastalığı tedavi amaçlanır.
Orta asyadan Horosan ve Uygur bölgelerinde gelişerek yayılan makam müziği Farabi, İbni Sina, Ebubekir Razi, Hasan Şuri, Hekimbaşı Gevrekzade Hafız Hasan Efendi, Haşim bey tarafından kullanılarak makamların duygularla ve organlarla ilişkileri belirlenmiştir.
İbni Sina tedavinin en iyi yolunun hastanın adli ve ruhi güçlerinin artırmak ona cesaret vermek ona en iyi müziği dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir diyor.
Selçuklu Sulatnı Nurettin Zengi tarafından Şamda yaptırılan Nurettin Hastahanesinde müzik makamları tedavi amaçlı kullanılmıştır. Sonraki dönmelerde Amasya, Kayseri, Bursa, Manisa İstanbul ve Edirne şifahanelerinde müzikle tedavi uygulanmıştır.
Bu tedavideki asıl amaç hastanın duygu durumunu değiştirerek onları rahatlatmak ve kendine güvenlerini sağlamaktır. Müziğin günümüz bilim adamları tarafından beyinde alfa ve beta dalgalarını değiştirdiği tespit edilmiş, araştırma hastaneleri ve rehabilitasyon merkezlerinde yaygın olarak kullanılmaya başlamıştır.
Müzik ile Tedavi
Oğlak - Yay
Makam : Nihavent Makamı (kuvvet ve hoşgörü) Öğleden sonra etkili
Etkisi ve zamanı : İkindi vakti etkilidir. Kan dolaşımı, karın bölgesi, kalça, uyluk ve bacak bölgelerine etkilidir. Bel ağrısı kulunç ve tansiyon rahatsızlığına fayda sağlar. Zihni sıkıntı giderir kuvvet ve hoşgörü hissi verir.
Koç Burcu
Makam : Rast makamı (neşe ve huzur) Gece yarısı ve sahur zamanı
Etkisi ve zamanı : Sabah gün ışırken ve gece yarısı etkilidir. Kemik beyin ve yağlara etkilidir. Fazla uykuyu engeller nabzı yükseltir. Zihni rahatsızlıklarda iyidir. Zevk neşe iç huzuru verir. Felçe iyi gelir. Başı ve gözü rahatlatır. Kasları gevşetir.
Terazi Burcu
Makamı : Rehavi Makamı (Hüzün ve eylem) Seher zamanı etkili ilahiyat ilimcilerinin dinlemesi faydalıdır..
Etkisi ve zamanı : Zihni rahatsızlıklara faydalıdır. Baş ağrısı safra, sağ omuz, burun kanaması, ağız çarpıklığı, balgam, göğüs mide ve yan basenler için iyidir. Doğumu kolaylaştırır sonsuzluk ve özgürlük hissi verir.
Akrep - Kova Burcu
Makamı : Hüseyin makamı (Barış ve rahatlık) sabah etkili.
Etkisi ve zamanı : Karaciğer kalbe iyi gelir. İç sıkıntısını giderir sıtma hastalığına ve sol omuz ağrısına iyi gelir. İç organları rahatlatır. Kendine güven ve kararlılık duygusu verir. Otistik ve spastik hastalara karşı etkilidir. Güzellik iyilik sessizlik rahatlık verir ve ferahlatıcı özelliği vardır.
Yay Burcu
Makamı :Hicaz (Alçak gönüllülük) iki ezan arası etkili ilahi ve edebi işlerle uğraşanın dinlemesi fayda sağlar.
Etkisi ve zamanı :Kemiklere ve çocuk hastalıklarına iyi gelir. Cinsel güce ve böbreklere karşı etkilidir. Düşük nabzı yükseltir ve göğsü rahatlatır. Alçak gönüllülük duygusu verir.
Balık Burcu
Makamı : Uşak (Gülme hissi) Gün batarken etkili
Etkisi ve zamanı : Kalp ve ayak rahatsızlıkların iyi gelir. Derin aşk ve mistik duyguları ifade eder. Gülme sevinç ve kahramanlık duyguları verir. Çocukların iç organlarının iyi çalışmasını sağlar. Türk askeri müziğinde (Mehter) birçok örneği vardır ve Türk'ler tarafından en çok sevilen makamlardandır.
Aslan Burcu
Makam : Büzürk Makamı (Korku ve vesvese) Gece ve kuşluk vakti etkili
Etkisi ve zamanı : Kulunç ve beyin hasarı ile ortaya çıkan hastalıklara iyi gelir. Zihni temizler ve vesveseyi engeller, fikri yön verir. Güç kazandırır boyun boğaz göğüs ciğer ve kalp ve böğür ağrılarına iyi gelir.
Başak - Terazi Burcu
Makamı : Zengüle makamı (Gece etkili)
Etkisi ve zamanı : Kalp hastalıklarına beyin hastalıklarına menenjite etkilidir.Kalça eklemleri ve bacak içleri ile ilgilidir. Mide ve karaciğer ateşini düşürür. Zihni rahatsızlıkları giderir.
İkizler - Yengeç Burcu
Makamı : İsfahan Makamı (Güven Hissi) İkindi ve yatsı arası etkili idari işlerde çalışan amirlerin dinlemesi gerekir.
Etkisi ve zamanı: Ateşli hastalıklardan korur. Ense, boyun ve omuzlara etkilidir. Sol dirsek ağrılarını giderir. Güven, uyum hareket yeteneği zihin açıklığı gönül hoşluğu hatıraları tazeleme hissi verir. Türklerin en sevdiği makamlardan biridir.
Kova - Oğlak Burcu
Makamı : Neva Makamı (Lezzet ferahlık ) Yatsıdan sonra kuşluk zaman etkili
Etkisi ve zamanı : Sağ göğse, böbreklere, omuriliğe , kalça ve uyluklara etkisi vardır.Üzüntü giderir gönül okşar ve lezzet verir. Kötü fikirleri kovar cesaret ve yiğitlik verir.Kuvvet ve kahramanlık duyguları verir. Zihni rahatsızlıklara iyi gelir gönül sevinci oluşturur. Türklerin en sevdiği makamlardandır.Askeri müzikte (mehter) birçok örneği vardır.
Boğa Burcu
Makamı : Irak makamı (Kuşluk zaman etkili)
Etkisi ve zamanı :Beyin ve zihin hastalıklarına menenjite faydalıdır. Omuz kol ve ellere etkilidir. Başın üstüne etki eder düşünme ve kavramaya fayda sağlar.Korkuyu giderir.Haz verir.
Yengeç Burcu
Makamı : Zirefkend Makamı (Gece yarısından sonra etkili )
Etkisi ve Zamanı : Sırt mafsal ağrıları kulunçlara faydalıdır . Felç kalp , ciğer göğüs, kalça ve sağ omuzda etkilidir. Derin duygular uyandırır sevinç arttırır.
Acemaşiran Makamı : Vücutta yağ dengesini sağlar yaratıcılık duygusu verir. Hanımlarda doyumu sağlar.
Segah Makamı: Şişmanlık,uykusuzluk, yüksek nabız, kalp, ciğer ve kas ağrılarına fayda sağlar. Mistik duygular oluşturur. Ağrı giderici etkisi vardır.
Saba Makamı: Cesaret kuvvet rahatlık verir.
Pentatonik Melodiler: Asya kökenli Türk müziğinin önemli karakteridir. Kendine güven ve kararlılık sağlar. Çocuklara 9-10 yaşına kadar yalnız pentatonik müzik dinletilmelidir.
Müzikle tedavi niçin gereklidir.
1.Ekonomiye katkı sağlar ve ucuzdur.
2.İnsan ruhunda değişiklikler meydana getirir. Doğru müzik psikolojiyi düzeltir.
3.İnsanın kendini ifade etmesine zemin hazırlar.
4.Sosyal etkinlik sağlar.
5.İnsanın vücut ritmini düzenler. Fiziki kabiliyeti destekler.
6.Kadınların doğum esnasında stresini alır ve ağrısını azaltır.
7.Ruh hastalıklarında beyinin alfa-beta dalgalarını etkileyerek sukünet sağlar.
8.İnsanların eğitilmesini kolaylaştırır.
9.Doğru müzik insanı ruhsal ve fiziksel olarak yapacağı iş ve eyleme hazırlar.
Müzikle Tedavi Yöntemleri
Dans : Müzik fizik ve ruhsal etkiyi sağlar daha yoğun trans oluşturur, kasların eklemlerin rahatlamasını ve motivasyon eksikliği giderir.
Şarkı söylemek : Kendini ifade etme gücü sağlar, konuşma güçlüğü çekenlerde kullanılır. Nefes kontrolünün oluşmasına yardımcı olur. Hafızayı tazeler.
Enstrüman çalmak : Beyinle bütün vücudun ortak hareket etmesini sağlar. Kendine güveni artar. Grupla hareket etme yeteneği kazanır.
Dinlenme : Zihni kabiliyetlerimizde dikkat ve hafızayı kuvvetlendirir. Dinlenen müziğe göre hisleri geliştirir ve güven duygusu sağlar. Vücut ritmini düzenler. Kültürlerin aktarılmasını sağlar.
Müzik konusunda araştırma yapan uzmanların görüşüne göre müzik, konuşmadan önce de var idi. Konuşma için gerekli olan soyut kavramlar, hafıza, semboller, çağrışımlar, analojik bağlantılar insanla beraber gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Tabiatın her zerresinde ise büyük bir nizam ve ahenk içinde devam eden ritim ve melodi beraberliği bulunmaktadır. Kuş seslerindeki ahenk ve ritim mükemmelliğinde; elektronların, atomların, galaksilerin hareketleri ile vücudumuzdaki sıvıların dolaşımlarının büyütülen seslerinde müziğin varlık alemiyle ilgi ve ilişkisini gözlemleyebilmekteyiz.
Dünyada müzik ve müzikterapi tarihi anlayışı bizi antropoloji, tarih, ethnoterapi, ethnomedicin, psikoloji, pedagoji, sosyoloji, spiritüalite, parapisikoloji gibi bilimlerle işbirliğine götürmektedir.
Tarih açısından konuya girdiğimizde çok eski yıllara yolculuk yapmamız gerekir :
Azerbaycan'da Gobustan Kayalıklarında görülen dans eden insan şekilleri, 12 - 14 bin yıllık müzik ve hareket gerçeğini ortaya koymaktadır. Uygur Türklerine ait Hoten şehri Çerçen kazası yakınında Mülçe ırmağı kenarında bulunan Mingyar kaya resimleri 6-8 bin yıllık bir geçmişten haber vermektedir.
Çok eski zamanlara bizi ulaştıran tarih ve kültür birikimi, Proto Türk kültürü ile gözlendiğinde, Alman bilim adamı Dr. Wolfram Eberhard tarafından yazıya geçirilmiş bilgiler önem taşımakta olup, Türk kültürünün M.Ö. III bin yıllarında Çin kültürüne; müzik, dans seramik, tiyatro, hayvan terbiyesi v.b. konularındaki etkileri belgelenmektedir. Fransız araştırıcı Maurice Curan'ın Çin kaynaklarına dayanarak Lavinniac müzik ansiklopedisinde neşredilen verilere göre, Eski Türk müzik enstrümanları ve pentatonik (beş sesli) müzik icra şekli Çin kültürünü geniş biçimde etkilemiştir. Bu konuda Eduard Chavannes, Bela Bartok, Robert Lach isimli araştırıcılar ve büyük Türk Etnomüzikologları Mahmut Ragıp Gazimihal ile Ahmet Adnan Saygun, Ferruh Arsunar araştırmalar yapmışlar, Türk müzik kültürünün Orta Asya - Anadolu bağlantısını ve Çin kültürüne etkisini belgelerle ortaya koymuşlardır. Bu araştırmalara göre Proto Türk kültürünün önemli merkezleri, Sensi ve Kansu eyaletleridir. Hakas ve Tuva kültürü, Altay Türk kültürü bizi M.Ö. 3000 yılları ile buluşturmaktadır. XX . yüzyılın başında Sovyet araştırıcılar Rudenko ve Griaznov, Altay'lardaki Pazırık Vadisinde buzların altında "Çeng" adı verilen bir enstrüman buldular. Rudenko, bu enstrümanın ait olduğu Proto-Türk kültürü tarihini 3700 yıl önceye götürmektedir.
MÜZİK VE HAREKET TEDAVİSİ GELENEĞİ
AKTİF MÜZİK TERAPİ
Kam ve Baksı adı verilen Orta Asya hekimleri, müzik ve dansı hasta tedavisi için kullanıyorlardı. Kazakistan, Kırgızistan, Altay, Moğolistan ve Sibirya bölgelerinde halen devam eden bu dans terapisi, kol, omuz ve baş hareketleriyle faaliyete geçen ruhi enerjinin bütün vücudu sarması ile elde edilen trans hali sonucu, hasta kişi için gerekli tedavi bilgisine ulaşmayı amaçlamaktadır. Baksılar; KILKOPUZ, DOMBRA, ŞANKOPUZ, ASATAYAK, DAVUL gibi müzik aletleri ile trans ve tedavi eylemini gerçekleştiriyorlardı. Bu seanslarda genel olarak Pentatonik müzik tonları kullanılıyordu. İngiltere'de, Londra Nordoff Robbins müzikterapi enstitüsünde uygulanan tedavi sisteminde Pentatonik müziğin kişilerde kendine güven ve kararlılık oluşturduğu bulgusu ile, otistik çocukların tedavisi ve eğitiminde bu müzik kullanılmaktadır.
TÜMATA çalışmaları içinde, Baksı dansı ile birlikte çeşitli sufi dansları (semah ve sema) incelenmekte ve oluşturulan aktif müzikterapi anlayışı ile bu eski teknikler, modern tıp içinde, otizm, geriatri, onkoloji, immünoloji, nöroloji, kardiyoloji, depresyon, anksiete vb. konularında tedavi amacı ile uygulanmaktadır. Bu konularda Berlin Urban hastahanesi ve Viyana Meidling Kliniği işbirliği sözkonusudur.
PASİF ( RECEPTİV ) MÜZİK TERAPİ GELENEĞİ
Türk tarihi ve kültüründe önemli bir yeri olan müzik ve dans ve bunlarla yapılan tedavi konusunda; pentatonik müzik formu ve Baksı-Kam tedavi geleneğinin yanısıra olgunlaşıp yerleşen makam müziği ile tedavi' günümüz tıbbında yeniden güncelleşmiş bulunmaktadır. Bin yıldan daha önceki zamanlarda Orta Asya'da, Horasan ve Uygur bölgelerinde gelişerek yayılan makam musikisi hakkında Farabi, İbn-i Sina, Ebu Bekir Razi, Hasan Şuri, Hekimbaşı Gevrekzade Hafız Hasan Efendi, Haşim Bey eserler yazmışlar ve makamların duygular ve organlarla ilişkilerini tasniflerle belirtmişlerdir. Pentatonik müzik Türk illerinde gelişmeye devam ederken, yedili sistem olan ve bir tam sesin dokuz komadan oluşması esasına dayalı makam sistemi, takriben dört yüzü geçen makam zenginliği ile kültür ve sanatımıza büyük katkıda bulunmuştur.
M.S. 834-932 yıllarında yaşamış olan müslüman Türk bilginlerinden Ebu Bekir Razi, melankoliklerin tedavisi üzerine yazdığı bir eserinde şöyle diyor: "... melankolik hasta kesinlikle meşguliyetle tedavi edilmelidir. ... melankolik hasta balık tutma veya avlanma gibi eğlenceli işlerden biri ile uğraşmalıdır. Mümkünse çeşitli oyunlara alıştırılmalıdır; huyunu, ahlakını, davranışlarını beğendiği ve sevdiği kimse ile buluşup görüşmeli özellikle güzel sesle okunan şarkılar dinlemelidir."
Büyük Türk Bilgini Farabi (870-950) makamların ruha etkisini şöyle sınıflandırır:
1. Rast makamı: İnsana sefa(neşe, huzur) verir.
2. Rehavi makamı: İnsana beka (sonsuzluk fikri) verir.
3. Küçek makamı: İnsana hassasiyet ( duyarlılık ) verir.
4. Büzürk makamı: İnsana havf ( çekinme, sakınma duygusu) verir.
5. İsfahan makamı: İnsana hareket kabiliyeti ve güven hissi verir.
6. Neva makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir.
7. Uşşak makamı: İnsana gülme 'dilhek' verir.
8. Zirgüle makamı: İnsana uyku 'nevm' verir.
9. Saba makamı: İnasana şecaat (cesaret, kuvvet) verir.
10. Buselik makamı: İnsana kuvvet verir.
11. Hüseyni makamı: İnsana sulh ( sükunet, rahatlık) verir.
12. Hicaz makamı: İnsana tevazu (alçak gönüllülük ) verir.
Büyük islam bilgin ve filozoflarından İbn-i Sina ( 980-1037), musikinin tıpta oynadığı rolü şöyle tanımlamaktadır: "...tedavinin en iyi yollarından, en etkililerinden biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, ona en iyi musikiyi dinletmek , onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir..."
İbn-i Sina, Farabi'nin eserlerinden çok yaralandığını ve hatta musikiyi de ondan öğrenerek Tıp mesleğinde uygulamaya koyduğunu söylemektedir. Arapça yazdığı Kitap'ün necat ve Kitab'ün Şifa'daki oniki fasıl tamamen musikiye ayrılmış olduğundan, bu kısım Baron Rodolph Dearlangar tarafından Fransızca olarak 'La musique Arap' adıyla yayınlanmıştır.
Eski Türk hekimlerinden Şuuri'nin 'Tadil-i Emzice' adlı eserinde müzik ile tedavi hakkında geniş bilgi vardır. Şuuri, 'Tadil-i Emzice'de belirli makamların günün belirli zamanlarında etkili olduğunu belirtmektedir. Ona göre:
* Rast ve Rehavi makamları: Seher zamanları etkilidir.
* Hüseyni makamı: Sabahleyin etkilidir.
* Irak makamı: Kuşlukta etkilidir.
* Nihavend makamı: Öğleyin etkilidir.
* Hicaz makamı: İki ezan arası etkilidir.
* Buselik makamı: İkindi zamanı etkilidir.
* Uşşak makamı: Gün batarken etkilidir.
* Zengüle makamı: Gurubdan sonra etkilidir.
* Muhalif makamları: Yatsıdan sonra etkilidir.
* Rast makamı: Gece yarısı etkilidir.
* Zirefkend makamı: Gece yarısından sonra etkilidir.
Şuuri'ye göre musikinin meclis adamlarına olan etkileri de birbirlerinden farklıdır.
* Ulema ( Alimler ) Meclisine: Rast ve Tevabii makamları
* Ümera ( Emirler ) Meclisine: Isfahan ve Tevabii makamları
* Dervişler Meclisine: Hicaz ve Tevabii makamları
* Sufiler Meclisine: Rehavi ve Tevabii makamları etkilidir.
Günümüzden 900 sene önce Selçuklu Sultanı Nureddin Zengi tarafından Şam'da yaptırılan Nureddin Hastanesi'nde musiki makamları tedavi amacıyla kullanılmıştır. Sonraki dönemlerde 700 senedenberi Amasya, Sivas, Kayseri, Manisa, Bursa, İstanbul (Fatih Külliyesi) ve Edirne şifahanelerinde 100 sene önceye kadar musiki ile tedavi uygulanmıştır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde şöyle yazılıdır: """Merhum ve mağfur Bayezid Veli ... Vakıfnamesinde hastalara deva, dertlilere şifa, divanelerin ruhuna gıda ve def'i sevda olmak üzere on adet hanende ve sazende gulam tahsis etmiştir ki, üçü hanende biri neyzen, biri kemani, biri musikari, biri santuri, biri udi olup, haftada üç kere gelerek hastalara ve delilere musiki faslı verirler..."
Anlaşıldığına göre, Horasan kaynaklı Türk Sanat musikisi ve Horasan-Anadolu musiki makamlarımızın olgunluğu ile gelişen pasif-receptiv müzik terapi geleneği icrası sırasında hastalar rahat bir şekilde oturarak veya uzanarak dinlenme halinde idiler. Bu tedavi şeklinde amaç, hastaların emosyonel (duygu) durumlarını değiştirerek onları rahatlatmak ve kendine güvenlerini kazanmalarına yardımcı olmak idi.
Günümüzde tarafımızdan uygulanan teknikte bu esaslara sadık kalınmıştır. Hasta istirahat pozisyonunu alır, bir seans süresince geniş ve rahatlatıcı bir ritim ve su sesi eşliğinde, Ney, Rebab, Çeng, Ud, Dombra ve Rübab ile emprovize (ritimli taksim) yapılır ve uygun makamlar üzerinde çalışılır. Bu şekilde bir icra sırasında, otizm'den ve psikolojik çocuk hastalıklarından Geriatri'ye kadar çeşitli psikolojik ve fizik hastalıklarda olumlu değişmeler ve iyileşmeler gözlenmektedir. Bu konuda Dr. L. Gutjahr ve Prof. V. Mechleid tarafından EEG ölçümleri yapılmış ve en az 1000 yıllık bu gelenek bugünün labarotuvarında doğrulanmıştır. 400'den fazla olduğu bilinen bu makamlardan önemli olan 15 tanesi üzerinde uygulamalardan sonra tedavide kullanılacak kaset ve CD'ler tarafımızdan vücuda getirilmiştir.
Viyana'da Meidling Rehabilitasyon Merkezi'nde komada bulunan hastalara Türk musikisi makamları dinletilerek terapi uygulamaları yapılmakta olup, beyinde alfa ve teta dalgalarının değiştiği tespit edilmiştir ve bir çok hastanın müzik terapi seansları ile komadan çıktıkları gözlenmiştir.
22 Ekim 2007
Tümata ile müzik terapi Medical Park Hastahanelerinde:
Medical Park Sağlık Grubu, ney, ud, rebab gibi otantik Türk müziği çalgılarıyla icra edilen ve su sesinin rahatlatıcı etkisinden faydalanarak uygulanan ?Müzikle Terapi?yi hastalarına sunuyor. Yaklaşık bin yıllık bir geçmişe sahip Müzikle Terapi, Medical Park Bahçelievler Hastanesi'nde fizik tedavi ve rehabilitasyondan nörolojiye, kalp-damar cerrahisinden onkolojik bilimlere kadar birçok branşta uygulanacak.
Avrupa?nın ve Amerika?nın önde gelen bazı hastanelerinde ameliyat stresine, cerrahi müdahale ve doğum sonrasında ortaya çıkan ağrılara karşı uygulanan Müzikle Terapi, Türkiye?de de Medical Park Sağlık Grubu tarafından başlatılıyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi'nde 22 Ekim Pazartesi günü, gerçekleştirilen basın toplantısında Medical Park Sağlık Grubu Müzikle Terapi Projesi tanıtıldı.
Medical Park Sağlık Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Usta ve Müzikle Terapi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Oruç Güvenç'in katılımı ile gerçekleştirilen toplantıda, Medical Park Bahçelievler Hastanesi'nde fizik tedavi ve rehabilitasyondan nörolojiye, kalp-damar cerrahisinden onkolojik bilimlere kadar birçok branşta hastalara Müzikle Terapi'nin ücretsiz uygulanacağı belirtildi.
Yrd. Doç. Dr. Oruç Güvenç'in kurucusu olduğu Türk Müziğini Araştırma Grubu (TÜMATA) tarafından Müzikle Terapi seansları uygulanacak. Müzikle Terapi Seansları ney, ud, rebap, çeng gibi otantik Türk müziği çalgılarıyla icra ediliyor. Bin yıl önce Orta Asya'da temelleri atılan Müzikle Terapi uygulanırken su sesinin rahatlatıcı etkisinden de faydalanılıyor. Aktif ve pasif olmak üzere iki aşamadan oluşan Müzikle Terapi seansları yaklaşık iki saat sürüyor.
Gazi Üniversitesi Algoloji Bölümü ile yapılan çalışmalardan alınan ilk sonuçlar:
Merhaba,
Sizin harika müziğiniz ve hastalarımızla yaptığımız çalışmada sonuçlarımız şöyle:
Muzikoterapi sonrasında hastalarda anlamlı olarak öncesine göre ağrı değerlerinde azalma oldu.
Hormon değerlerine bakıldığında ise, ACTH ve kortizol değerleri müzikoterapi öncesine göre müzikoterapi sonrasında anlamlı olarak azaldı.
İstatistikler ektedir.
Saygılarımla,
Didem Akçalı
HASTANIN ADI SOYADIVNS-1VNS-2 RABİA SAYAR00 ARZU KIZILASLAN52 ŞÜKRAN KIZILASLAN85 KEREM KIZILASLAN74 HÜSEYİN KIROĞLU86 ZELİHA GÜL00 HAVVA DİLEK54 GÜLTEN YAMAN20 ŞÜKRAN SAVAŞKAN44 BÜNYAMİN DAĞ5.55.5 NURŞEN KIYICIER80 SANİYE BİLGİN53 OSMAN ADIBEŞ5 HACER ÇENGEL33 BEYHAN KAVURMACIOĞLU30 HATİCE AKYOL108 GÜLŞEN YELİTAŞ7.56 NACİYE ÇENGEL0 FATMA ÖZMEN73 KEMAL YAHŞİ102 (başağrısı başlamış) 5.153,083333333
Müzikterapi seanslarındaki etkiler. Bir örnek:
İsmim Esma Satıoğlu. Bu sene Gökçedere, Mehmet Rasim Mutlu Kültür Merkezi'ndeki 40 gün 40 gecelik etkinliğe 2.kere katıldım.
21 Ağustos Salı günü müzikle terapiye ve baksı dansına katıldım. Belim ve sağ omzumdaki ağrılardan ve hareket kısıtlılığından dolayı bu seansta yer aldım. Sağ omzumdaki ağrının yarısı 21 Ağustostan önce katıldığım sema gösterilerinde geçti. Terapi sırasında Oruç Bey Rast ve Hüseyni makamını icra etti. Müzikle terapide alnımda, gözlerimde ve elmacık kemiklerimde uyuşmalar ve karıncalanmalar hissettim. Terapinin bitiminden 45 dakika kadar sonra genzimde gıcık ve hafif bir öksürük oldu. Yerden kalktım ve lavaboya koştum. Önce avuç dolusu kan ve iltihap geldi. Sonraki 2 saat boyunca 15 dakikalık aralıklarla sürekli iltihap aktı. Kronik geniz rahatsızlığım olduğu için ilk önce korktum, fakat sonra çok rahatladığımı hissettim. Omzumdaki ağrı ise tamamıyle geçmişti.
Oruç Bey ve ekibine sonsuz teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum.
Toplumsal Tarih Çalışmaları - Çağlar Keyder - Toplumsal Tarih Çalışmaları Kitap Özet
Kitap Özet
Kapitalizme geçiş, azgelişmişlik ve emperyalizm tartışmaları uzun bir süre Türkiye'deki sosyal bilimlerin gündemini belirlemişti. Bu tartışmalar, nereden gelip nereye gittiğimizi, devlet-toplum ilişkilerini, siyasal ittifakların niteliğini anlamaya yönelikti. Çağlar Keyder'in Toplumsal Tarih Çalışmaları başlığı altında toplanan makaleleri bu sorulara cevap ararken, 16. yüzyıldan itibaren kapitalist dünya sisteminin kuruluşunu, farklı tarih ve kültürlerin ürünü olan Fransız ve İngiliz modellerini, Osmanlı İmparatorluğu ve değişme/modernleşme/gelişme sorunlarını ele alıyor. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan süreçte tarım sektöründe meydana gelen yapısal dönüşümü araştıran makalelerle beraber ele alındığında kitabın tamamı, akademik ve siyasi tartışmalarda hangi metodolojik ve kavramsal araçlara ihtiyaç duyulduğunu hatırlatıyor. Cumhuriyet'in miras aldığı siyasi, iktisadi ve toplumsal süreçleri dünya tarihi bağlamında inceleyebilmek için zengin bir çerçeve çiziyor.
Kitap Kapak
Toplumsal Tarih Çalışmaları
Çağlar Keyder
İletişim Yayınları
Baskı Tarihi: Haziran 2009
ISBN: 9789750506819
Sayfa: 358