MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • Konu: Unutma
    Birdahaki sunumlarinizda boyle degilde bir konu icin ayri konu aciniz bir konu altinda birkac konu sunmayiniz,eger oyle olursa karantinaliktir

    Yönetici Arkadaşımız Uyarmış Ama Anlamadınız Sanırım..
    Konu İçinde Konu Açmayınız..Konu Ayrı Açınız..

    Emeğinize Sağlık..
#02.12.2008 16:19 0 0 0
  • noimage

    Ne Bayramlar Geçirdik
    Çok Mutlu Bir Aile İdik Yeri Geldi Aza Kanaat Ettik
    Canım Babam Yoksa Nazara mı Geldik..

    Bu Bayramda Ezildik Sen Yoksun Tükendik..!
    Bir Lokma Ekmeği Yiyemedik, Bu Bayramda Sensiz Geçti Baba

    Herkesin Evinde Bayram Neşesi Bizim Evde Yokluğunun Cenazesi
    Ölümün Sarstı Bizi Bu Bayramda Sensiz Geçti Baba

    Gözlerim Yaşlarla Doluyor, Evin Her Köşesinde Anılar Canlanıyor
    Hatıraların Her An Yaşıyor, Bu Bayramda Sensiz Geçiyor Baba

    Bu Bayramda Geldim Yanına, Başım Dayadım Musalla Taşına
    Nasılda Uyuyordun Toprak Altında, Bu Bayramda Sensiz Geçti Baba

    Toprağını Avuçladım, Allaha Yalvardım
    Yokluğuna Bir An Dayanamadım Bu Bayramda Sensiz Geçti Baba

    Mezarlıkta Tek Başına Ben Alışmamışım Suskun Haline Baba
    Özledim Konuşmalarını Bağırmalarınıda
    Bu Bayram Da Sensiz Geçti " Canım Babam"


    Alıntı..
#02.12.2008 16:00 0 0 0
  • Konu: Rüya
    Ölüme Sevda..Emeğine Sağlık..
#02.12.2008 15:39 0 0 0
  • Konu: Günaydın
    ve biz hiçbir zaman zamanı geri getiremeyeceğiz

    Ozaman Hiç Gelmez Emeğinize Sağlık..
#02.12.2008 15:37 0 0 0
  • Konu: Adı Yok
    Emeğine Sağlık COCO..
#02.12.2008 15:36 0 0 0
#02.12.2008 15:35 0 0 0
#02.12.2008 15:34 0 0 0
#01.12.2008 18:25 0 0 0
  • Ege Çubukçu, "Bir de Baktım" isimli yeni albümünü Ulusoy Yapım Müzik etiketiyle yayınladı. Remixler ve outro da dahil olmak üzere 12 şarkıdan oluşan albümde "Bir de Baktım" şarkısında Pamela, "İsyan Etsem" şarkısında Ajda Pekkan, "Bu Kalbi Al da Gel" şarkısında NEM'den Hakan Özlücan, "Hadi Bize Gidelim" şarkısında Fallen Angelz, "İnleyen Nağmeler" şarkısında Ferhat Göçer ile düet yapan Ege Çubukçu, 5 şarkıda Hüseyin Karadayı, 2 şarkıda Erdem Kınay, 2 şarkıda Stealth Maestro, Beatz, 2 şarkıda da Ege Çubukçu'nun kendisi olmak üzere toplam 5 aranjör ile çalıştı.

    Albümdeki şarkıların bestelerinde Ege Çubukçu'nun kendisi haricinde Erdem Kınay, Hüseyin Karadayı, Dj Broke gibi isimlerin de imzası bulunuyor. İlk video klip Pamela ile düet yaptığı albüme de ismini veren "Bir de Baktım"a Barış Bayraktar, Ege Çubukçu ve Doğan Sarıgüzel yönetmenliğinde çekildi.

    noimage

    ALBÜMDEKİ PARÇALAR:

    01- Bir de Baktım (Feat. Pamela)
    02- İsyan Etsem (Feat. Ajda Pekkan)
    03- Sonuna Kadar
    04- Bu Kalbi Gel De Al (Feat. Hakan Özlücan / NEM)
    05- Hadi Bize Gidelim (PT2 Feat. Fallen Angelz)
    06- Asit Yağmuru
    07- Doğduğum Günden Bu Güne Kadar
    08- İnleyen Nağmeler (Feat. Ferhat Göçer)
    09- Bir de Baktım (Krdy Remix)
    10- Doğduğum Günden Bugüne Kadar (Low Rider Remix)
    11- Doğduğum Günden Bugüne Kadar (Instrumental)
    12- Serüven (Outro)


    Forumumuzda Mp3 Sunumu Yasaktır..Albümler Tanıtımdır..
    Burada Bilgilerinizi Ve Görüşlerinizi Paylaşabilirsiniz..
#01.12.2008 18:18 0 0 0
#01.12.2008 17:53 0 0 0
  • SANATÇI ADI: Grup Tohum

    ALBÜM ADI: Oğul

    ALBÜM YILI: 2008


    COVER:

    noimage

    noimage



    ALBÜMDEKİ PARÇALAR:

    ( Mikail Aslan, Kemal Dinç, Ergin Aslan )

    01- Sevdaları Kuşan
    Söz & Müzik: Kemal Dinç
    02- Kao Vorin
    Söz & Müzik: Mikail Arslan
    03- Le Le Yar
    Söz & Müzik: Kemal Dinç
    04- Oğul
    Söz & Müzik: Kemal Dinç
    05- Karacaoğlan
    Söz: Karacaoğlan Müzik: Ergin Aslan
    06- Karadeniz
    Söz & Müzik: Kemal Dinç
    07- Utku
    Söz: Muzaffer Oruçoğlu Müzik: Kemal Dinç
    08- Aşka Çağrı
    Söz & Müzik: Kemal Dinç
    09- Melem Tiya
    Anonim Derleme: Kemal Dinç
    10- Gel Gönül
    Söz & Müzik: Anonim
    11- Taşa Verdim
    Anonim Derleme: Kemal Dinç
    12- Şiye
    Söz & Müzik: Mikail Arslan


    MAIN-BOARD FARKI FARK EDENLERİN DİYARI
#01.12.2008 17:44 0 0 0
  • İnanılmaz bir sahneydi okuduğum: Görmeyenler arası futbol müsabakası...
    Görmeyen bir forvet, görmeyen bir kaleciye penaltı atacak.
    İyi de kaleyi nasıl "görecek"?
    İşte Halis Kuralay, Ayşe Arman'a buna buldukları çözümü anlatıyordu.
    Kale direği niyetine, görmeyen iki insan koyuyorlarmış. Penaltıyı çeken bağırıyormuş:
    "- Sağ kale direği?.."
    Karşıdan ses geliyor:
    "- Buradayım!.."
    "- Sol kale direği?.."
    "- Ben de buradayım!.."
    "- Kaleci?.."
    "- Burada!.."
    Şut.!..

    Selis yayınlarından çıkan "Hayata Dokunmak" kitabında görme özürlülerin sorunlarını yazan, Boğaziçi Psikoloji mezunu İngilizce öğretmeni Halis Kuralay, o söyleşisinde - görenleri kastederek - "Sizler" diyordu "Boğaz köprüsünden geçerken köprünün üzerinde olduğunuzu titreşimlerden fark etmeyi düşünmezsiniz değil mi? Ya da 'Otobüs birazdan sola meyil yapıp duracak, iki durak sonra da ben ineceğim' demezsiniz. Titreşimlerden meyillerden size ne?"
    Hayata bir başka gözle "bakmamı" sağlayan bir söyleşiydi.
    Zil sesi duysak, "Telefona bak" diyorduk. Oysa telefona koşan, cihaza gözünü dikip bakmıyordu değil mi?
    Rüya da öyleydi.
    "Rüya gördün mü" diye soruyorduk. Peki görmeyenler rüya(yı da) görmüyor muydu?
    Kuralay, rüyasında yumuşak bir yastığı hissediyordu. Arkadan esen rüzgarı, ortalıkta dolaşan kedinin sesini, kağıtların hışırtısını...
    Görüntü yoktu yani... sadece sesler ve hisler...

    Altı Nokta Körler Derneği'nden gelen mesajla anımsadım bu söyleşiyi...
    Mesaj "Körlüğün Nezaket Kuralları"nı sıralıyordu, görenlerin acemiliğini gidermek istercesine...
    "Ben sıradan bir insanım, yalnızca görmemek gibi bir engelim var. Konuşurken sesinizi yükseltmenize ya da bana çocukmuşum gibi davranmanıza gerek yok.
    Ne istediğimi yanımdaki kişiye sormayın, 'Kahvesine krema ister mi' demeyin, bana sorun.
    Yolda beyaz baston ya da rehber köpek kullanabilirim veya kolunuza girmeyi rica edebilirim. Kararı bana bırakın ve lütfen koluma sarılmayın; izin verin ben sizin kolunuza gireyim.
    'Görmek'le ilgili sözcükleri kullanmaktan kaçınmayın. Onları ben de kullanırım. 'Sizi gördüğüme sevindim' gibi...
    Bana acınmasını istemem. Ama körlüğü yüceltircesine konuşmanızı da istemem.
    Eğer sizin misafirinizsem bana banyoyu, lavaboyu, pencereyi ve hatta ışık anahtarını gösterin; ışığın açık olup olmadığını bilmek isterim.
    Çok merak ediyorsanız, körlük hakkında konuşabiliriz, ama bu benim için eski bir hikaye. Benim, sizin olduğu gibi, farklı alanlara ilgim var".

    Bugün caddelerde daha çok görme engelliye rastlıyoruz. Bunun nedeni sayılarının artması değil, kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenen ve dışarı çıkan görmezlerin çoğalması...
    Kuralay'ın bir cümlesi çarptı beni:
    "Görenler bana görmediğimi söylemese, ben görmediğimi bilmiyordum ki!.."
    Bu cümleyi söyleyen adam, söyleşide öyle bir sevda tarifi yapıyor ki, insan "Bunu görebilen biri söylemese, ben aşkı görmediğimi hiç bilemeyecektim" diyor.
    Gören bir eşi var Kuralay'ın... "Görür görmez" âşık olmamış tabii... Onun nesini beğendiğini anlatırken, "Konuşması, ses tonu, ama asıl, bana olan ilgisi ve paylaşmak, aynı şeyleri hissetmek, ortak hedeflere ilerlemek önemliydi" diyor.
    "Karınız güzel mi?" sorusuna yanıtı bir yaşam dersi:
    "Kendisi 'Değilim' diyor. Bence güzel!.."
    İşte - görebilene - güzellik bu!..
    Yüzde değil, bizde...

    Can Dündar
#01.12.2008 17:10 0 0 0
  • Bu yıl 68 olaylarının 40. yılı. Her taraf 40 yıllık hikayelerle dolu.
    Hikayeler hep aynı, 68'lilerin o dönem "sol" kaldırımda bulunanlarının ne kadar "ulvi" insanlar, "sağ" cenahtakilerin de ne kadar saldırgan oldukları ile dolu hikayeler...
    Solcu çocukların memleketi ne kadar çok sevdiğini, aslında her şeyi bu ülke için yaptığını öğreniyoruz. "Faşizm" uçurumuna yuvarlanmak isteyen ülkeyi çıkmazdan kurtarmak için yırtınan "Kahraman" bir neslin "özyaşam" öyküsü 68...
    Sağcılar mı? Onlar her zamanki gibi; köylü, son günlerin moda tabiri ile "feodal alışkanlıklar"a sahip kıro topluluklardan müteşekkil; bilim, kültür, düşünce gibi kavramdan bî haber,ülkeyi Franko İspanya'sına veya Hitler Almanyasına çevirmek isteyen kalabalıklar...
    Bu uğurda Amerikan emperyalizmi ile işbirliğine girebilecek kadar "alçak" bir güruh...
    Amerikan uşaklığı "uğruna" Alevi-Sünni, Sağ-Sol kavgasını körüklemiş, suçsuz "solcu" çocuklara kuduruklar gibi saldırmış ve nihayet derin devletle işbirliği yaparak 12 Mart ve 12 Eylül darbesine zemin hazırlamıştır. Ve hatta, darbelerin olması için "işbirliği" bile yapmış olabilirler...
    İşte 68'in "fırtına çocukları" devrimciler, bu ilkel topluluğun ülkeyi Faşizm batağına düşürmemesi için mücadele etmişlerdir.
    68'in sol izdüşümü bu uğurda yürümüştür, boykot yapmıştır. Örgütlenmiştir, okulları işgal etmiştir. Tüm bu "barışçıl" eylemlere rağmen hala uyanamayan Türkiye Halklarını iyice "uyandırmak" için bir adım daha atarak, ülkeleri için suç işlemişlerdir.
    Banka soymuştur, asker kaçırmıştır, polis kulübeleri kurşunlamıştır. Bu uğurda karakterlerine uymasa bile insan öldürmüşlerdir; daha doğrusu buna mecbur bırakılmışlardır!... Gerçi yapacak çok şeyleri de yoktu, devrim yolunun önünü tıkayanlar temizlenmeliydi...
    68'in "yiğit evlatları" Atatürk'ün Cumhuriyeti'ni "Marks ve Lenin"in öğretileri ile "taçlandırıp" Türkiye Halklarını özgürleştireceklerdi.
    Bu uğurda Bekaa'dan Nurhak'a gezmedik dağ, ODTÜ'den İTÜ'ye işgal etmedik üniversite bırakmadılar. İstanbul'dan, Ankara'ya, Kızıldere'ye kan dökülmedik yer bırakmadılar...
    Neticede "Devrim kanla yazılırdı"...
    Bu uğurda önlerine çıkan Faşizm artıklarına tabii ki müsamaha edilemezdi. Kim çıktıysa devirdiler. Gencecik canları mekteplerden sürüp geleceklerinden ettiler, çekilmemekte ısrar edenleri kurşunlayıp devrim "sürecini" hızlandırdılar...
    Devrim'i hızlandırmak için "mısır patlatır gibi" sokakları bombalarla şenlendirdiler, öğrenciyi, askeri provake ederek Cuntayı teşvik ettiler.
    68'liler denince akla gelen yukarıdakiler gibi bir şey değil mi? Bunlar benim iddialarım değil, kendi "kahramanlık öyküleri"nden özetlenmiştir.
    Birkaç aydır basında estirilen "68 fırtınasını" özellikle izliyorum. Manzara tıpkı yukarıda hikaye ettiğim gibi. 40 yıl önce işlenen suçlar öyle mistifike ediliyor ki, zannedersiniz hepsi birer Mustafa Kemal, ülkeyi Yunan işgalinden kurtarmak için mücadele etmişler.
    Kendileri Kuvvacı olmuş, "sağcı" diye saldırıp, okula, mahalleye, işe almadıkları; işkencelerden geçirip katlettikleri insanlar da Anzavur güçleri...
    İşin en komik tarafı ise bu arkadaşların "Kemalizm ideolojisi için mücadele ettik" iddiaları.
    Yıllarını Bolşevik Lenin'in "öğretileri"ni yaymak için geçiren, idam sehpasında bile "Marksist Leninist umdeler için mücadele ettim" diyenler öldükten kırk yıl sonra Kemalist oluverdiler.
    Burada bu arkadaşların Kemalizm'e ne anlam yüklediği önemli. Kemalizm her ne kadar Milli Şef icadı bir ideoloji de olsa özünde "tam bağımsızlık" yatar. Ülkesini bir ve bütün olarak, "insanı ile birlikte" sevmekten geçer...
    Kendi "ideolojik" takıntısı için banka soymak, insan kaçırmak, öldürmek, fakir "halk yığınlarının" emekleri ile inşa edilen okulları harap etmek, toplumsal yaşamı istikrarsızlaştırmak adına ülkeyi kaosa sürükleyerek "ara rejim" ortamı hazırlamak, yani "dış destekli Cuntacılık" Kemalizm değildir.
    Görünen o ki bu insanlar için Kemalizm, terörizme Atatürkçü kılıf bulmanın adı olmuştur.
    Türkiye "68 terörizmi"ni hala yaşıyor. O "terörizm", bal gibi suçlu olan insanları "kahraman" olarak lanse ediyor.
    Ve bütün bunlar televizyon, gazete marifetiyle gençlere aktarılıyor. Dahası 40 yıl önceki kavgalar gençlerin karşısına getirilerek bugüne taşınıyor.
    Amaçları geçmişin kötü anılarından ders çıkartmak değil intikam almak.
    Kırk yıllık hesabın peşinde dün sokaklarda sloganlarla, taş ve sopalarla yaptıklarını bugün kuruldukları plazalarda yaptıkları dizi ve gazete manşetleri ile yapıyorlar...
    Ve üstelik bu yapılanlar "sürpriz telefonlarla" en üst seviyeden "takdir" görüyor.
    Kırk yıl önce olmuş akıl ve ruh sağlığı normal olan hiç kimsenin tasvip edemeyeceği sağdan veya soldan gelen olayları yüceltmek, kendi hastalıklarımızı gelecek nesillere "intikal" ettirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
    Kırk yıl önce düşman olduklarına bugünün gençliğini düşman ederek "kâra" geçmek isteyen bu zavallı güruha en iyi cevabı yine gençlik verecektir kanaatindeyim.
    Kimseyi suçlamadan düşünebilmeyi, saldırmadan ülkesi adına bir şeyler yapabilmeyi, düşmanlıkla değil sevgi ile yaşayabilmeyi göstererek düşmanlıklardan beslenen, suçu yücelterek ve özendirerek geleceğini karartmak isteyen bu "hastaları" hüsrana uğratacak genç potansiyel Türkiye'de var.

    Onlar şunu biliyorlar ki, örnek alacakları "genç" bir takım "ucuz" dizi ve gazetelerin dayattıkları gibi banka soyguncuları değil 21 yaşında İstanbul rüyaları gören Fatihler, 20 küsür yaşında vatanı için Yemen'den Süveyş'e, Trablusgarp'tan Çanakkale'ye koşan Mustafa Kemallerdir!..


    Alıntı..
#01.12.2008 17:05 0 0 0
  • Konu: Gidiyorum
    Emeğinize Sağlık Güzel Bir Sunum Olmuş..
#01.12.2008 16:53 0 0 0
#01.12.2008 16:50 0 0 0
  • kopacak kasırgaların
    limanım ve özgürlüğümsün

    Bazen Sığınacak Bir Liman Zor Bulunur..
    Emeğinize Sağlık..
#01.12.2008 16:49 0 0 0
  • Yokluğuna yazılmış bir Şiir'dir Yüreğim
    Zamana inat hayallerimin en şiddetli gök gürültülerine aldırış etmeden
    kapkara bulutlardan geçerken
    ardında aydınlığını bıraktığı çizgidir Gülümsemelerin...
    Yokluğuna Çizilmiş Bir Hüzünlü Resimdir Yüreğim
    Sensiz uyandığım sabahlardan akşam karanlığına yol alırken
    biriktirdiğim hasret sancıları dağlasada bedenimi avuçlarımdaki avuçlarının sıcaklığını ekledim ayışığına...

    Çam kolonyası getirdim sana uzak diyarlardan
    Bir tutam karanfil yükledim bakışlarıma
    Ateşten gömlek giyindim,sana geldim
    Yüreğim kor
    Yüreğim esmer yüzlü çocuk
    Öyle hüzünlü bakma bana yarim
    Talan etme bu aşkın küllerini
    Silme bir kalemde doyumsuz hayallerimi
    Sanadır tüm iç geçirişlerim
    Bırak benim olsun ;
    Kederler
    Hüzünler
    Hasretler

    Ey Sevdiğim,suskunum
    Küllere emanet etme ;
    Hayallerini
    Gülüşlerini
    Özlemlerini

    Özgürlük türküleri söyleyelim gökyüzüne
    Yeşil vadileri aşalım nasırlı ayaklarımızla
    Ellerini ellerimden ayırma gül yüzlü yarim
    Masmavi göğe savuralım küllerini sevdamızın

    Yokluğuna yazılmış bir Şiir'dir Yüreğim
    Yokluğuna Çizilmiş Bir Hüzünlü Resimdir Yüreğim...


    Alıntı..
#01.12.2008 16:46 0 0 0
  • noimage

    Bazen Uzun Cümlelerin Noktasıdır Aşk
    Bazende Sebepsiz Akan Yaşların Şahidi
    Kimi Zaman Zarafetidir Güzelliğin
    Kimi Zamanda Kalbin Akla İhaneti
    Güzellikler Arasında Sarhoş Olursun
    Sokaklarda El Ele Dolaşırsın
    Gece Olur Hayaliyle Isınırsın
    Sabah Yine Sesiyle Uyanmak İstersin
    Mevsimsiz Bir Yağmuru Andırırsa Eğer
    Bu Ne Yaşamaya Nede Üzülmeye Deger
    Zaten Fazla Da Sürmez Bu Yağmur
    Çok Geçmeden Ayrılık Rüzgarları Eser
    Ve Hep Olduğu gibi
    Ayrılık Çıkar Karşına
    Bu Acıyla Kavrulurken Bedenin
    Değmez Hiç Birşey Yaşamaya
    Ve Koyu Bir Karanlığa Bürünür Her Yer
    Yüzün Ne Mutlu Olur Nede Bir Daha Güler
    Hep Bir Çıkmaza Sürüklenirken Yollar
    Avcundan Akıp Gider Yıllar
    Dört Duvar Arasında Hapis Olursun
    İnsanların Yüzünde Nefreti Okursun
    Gün Gelir Geçmişin Karanlığında
    Elinde Olmadan Sende Kaybolursun
    Ve Uzun Zaman Sonra Hatırlarsın Geçmişi
    Gözünde Canlanır Yaşanılanların Her Biri
    Hayatın Geçerken Tıpkı Bir Film Gibi
    Kapını Çalmaya Uzanır Azrail Diye Biri..


    Alıntı..

    noimage
#01.12.2008 16:26 0 0 0
#01.12.2008 15:11 0 0 0