Asıl adı Tacettin İbrahim Bin Hızır'dır.Doğum yeri Uşak'ın Sivaslı İlçesidir.XIV. asır Anadolu Türkçesi Edebiyatının en büyük şairidir.Aynı zamanda hekim,hattat , ressam ve alim bir kişidir.Ahmedi çok sayıda kaside,gazel söyleyerek;büyük aşk ve macera hikayeleri yazarak manzum tarih ve tıp kitapları meydana getirerek,divan şiirinde nesne vadisinde ve ilim yolunda kurucu şair sıfatıyla çalışmıştır.Eserleri : Divan sanat bakımından en kıymetli eseridir.8000 beyiti aşan bir manzumedir.Kaside ve gazellerden oluşur.Çoğu Yıldırım'ın oğlu -Emir Süleyman adına yazılmıştır.
ÖMER BEDRETTİN UŞAKLIGİL (1904-1946)
1904 yılında doğan Ömer Bedrettin Cumhuriyet döneminin saygın şairlerindendir.Ününü kaynağı halk şiirinde olan lirik dizelerinden alır.Ömer Bedrettin ilk öğrenimini Uşak'ta orta öğrenimini Sivas'ta ve İstanbul'da yapmıştır.1943 yılında Büyük Millet Meclisine Millet Vekili olarak girmiş24 Şubat 1946 yılında hayata gözlerini yummuştur.Ömer Bedrettin memleket renklerini ve manzaralarını yansıtan duygulu,zevk,şekil,kalıp ve vezin yönlerinden sağlam şiirleriyle hecenin beş şairinden biri olarak geçmiştir.
Deniz Sarhoşları,Yayla Dumanı,Sarı Kız mermerleri isimli üç şiir kitabı vardır.
EFSANELER
ALİ İLE KEZBAN EFSANESİ
Bir zamanlar Uşak civarında yaşayan varlıklı bir ailenin Kezban adında bir kızı vardır.Çobanlık yapan Ali dağ eteklerinde sürü güderken bir gün Kezbanı görür.Çoban Ali ondan sonra Kezbana vurulur.Ali yıllarca sevdasını saklar durur.Artık dayanamaz hale gelir.Var git ana Kezbanı babasından iste der annesi oğlunun kıramaz varır beyin evine muradını söyler.Bey kızar oğluna söyle .yüksek dağların başı dumanlı olur baş döndürür.Başını yükseklerde gezdireceğine dağın eteklerinde sürüsünü gütsün dengini bulsun der.Bu hal üzerine Ali'de Kezban da derinden yaralanmışlardır.Neticede kaçmaya karar verirler gece yarısı bir pınar başında buluşurlar.Bu adara beyin adamları pusu kurmuşlardır. Orada ikisinide vururlar.
DİKİLİTAŞ EFSANESİ
Vaktiyle Uşak İlinin Banaz İlçesi yakınındaki Ayrancı Köyünde çocuklu bir kadın yaşarmış, bu kadının evi köy dışındaki bir tarlanın ortasındaymış,tarlanın civarında tek tek evler varmış bir gün bu kadın yufka açıyormuş,tam o vakit kadının çocuğu ağlamaya başlamış bunu gören kadın çocuğuna doğru uzanarak neden ağladığına bakmış ve çoçuğun altına pislediğini görmüş yerinden kalkıp bez almayı üşendiği için çocuğunun altını açtığı yufkalardan biriyle temizlemiş.Tam bu sırada annesi de çocukta oracıkta taş oluvermişler.Şimdi bu olayın geçtiği yer Dikili taş mevkii olarak bilinmektedir.
Atatürk Uşak'ı 3 kez ziyaret etmiştir.Birincisinde savaş zamanında 2-3 Eylül 1922 'de , ikincisinde Cumhurbaşkanı olarak , 3.sünde ise
İran Şahı Rıza Pehlevi ile birlikte Uşak'ı onurlandırmıştır
ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN ELBİSELERİ
ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN UŞAKTA KALDIĞI GÜNLERDE KULLANDIĞI ÇALIŞMA MASASI
Yöremizde gelişmiş olan cirit Orta Asya'dan beri oynanan bir ata sporudur.İlimize her yıl Nisan ayında Türkiye genelinde müsabakalar düzenlenmektedir.Cirit atlarının en büyük özellikleri ani manevra kabiliyetinin yüksekliği ile atın insanla aynı anda özdeşleşmesidir.Cirit atıldıktan sonra,at manevra yaparak sahibine cirit çubuğunu vurdurmamak için geriye ani dönüş yapar.İlimizde ciritle ilgil çeşitli spor kulubleri vardır.
UŞAK YÖRESİ HALK OYUNLARI
Uşak'ın konumu iç batı Anadolu eşiğinde olduğundan zeybek oyunlarından ve teke yöresinden etkilenmiştir.Teke ve zeybek yöresinin beşiğindedir.Geçiş yöresi olduğu için oyunları bol ve zengindir.
Zeybek oyunlarından daha çok Yörük zeybeğinden etkilenerek oynanmıştır. Kadınların oynadıkları zeybek oyunlarınada "efeleme" adı verilmiştir. Zeybek havalarının usulü dokuz zamanlıdır. Uşak yöresinde de en çok 9/8 zamanla oynanır. Oyunlar önce yavaştan gezinleme ile başlar,müzikli bir sergileme yaptıktan sonra nara atarak (haydi efeler,haydi efem,hayda vb.) oyuna başlanır.Oyun nakarat süresince döndürülür.Sonra yeniden gezinmeye geçilir.Kadın oyunlarında gezinme yoktur.
Kadınların oynadıkları oyunlar efelemeden sonra kadın oyunları ve düz oyunlar diye adlandırılır.
ZEYBEKLER
• İslamoğlu Zeybeği
• İslice Zeybeği
• Takmak Zeybeği
• Gediz Zeybeği
Bu oyunlar davul zurna eşliğinde kadın ve erkeklerin oynadığı kaşıkla oynanan oyunlardır.
B-DİĞER OYUNLAR
• Karataş
• Karanfil
• Ormandan Gel
• Elmanın İrisi
• Üzüm Sereriz.
• Ho tin tin (Banaz yöresinde kadınların tefle oynadığı bir oyundur.)
16.yy.da uşak ve çevresinde yapılan halılarla Türk halı sanatının ikinci ve son parlak devri başlamıştır. Uşak halılarının madalyonlu ve yıldızlı olarak iki türlü halı tipi görülmektedir. Uşak halılarından en önemlilerinden biri olan madalyonlu halının boyu 10 metreye ulaşmaktadır. Bol sayıda kalmamış olan bu halılar 18.yy. ortalarına kadar devam etmiştir. Madalyonların yıldız şeklini almasından sonra yıldızlı Uşak halıları meydana gelmiştir. Avrupa' daki müzelerde bu tip halılar çok sayıda saklanmaktadır. 16yy.sonlarında Uşak halılarının şöhreti bütün Avrupa'ya yayıldı. Asil aileler üzerlerinde kendi armaları işlenmiş Uşak halıları sipariş etmeye başlamışlardı.
YÜN VE AKRİLİK PAMUK ÜRETİMİ
Uşak'ta çok eski senelerden beri üretilen halının Hammaddesi yün ipliği, önceleri kirman,çıkrık ve elemle gibi basit el aletleri ve insan gücü ile imal edilmekteydi. Zamanla Avrupa'da sanayileşme hareketlerinin etkisiyle 1890-1895 yıllarında Yılancızade Kumpanyası, Hacıgedik ve Bacaloğlu Yün iplik ve mensucat fabrikaları kurulunca bu fabrikalar Uşak ve civarının uzun süre halı ipliği ihtiyacını karşılamıştır
1950 yılından sonra Yılancıoğlu fabrikasının tasfiyesi ile burada bulunan makineler diğer iş sahipleri tarafından yeni iş yerlerine monte edilmiş, İstanbul' dan ve yurt dışından makineler getirilmiş, yurt dışında çalışan işçilerin girişimlerinin de eklenmesiyle bu sanayi kolu hızlı bir gelişme göstermiştir. Yün ipliği ağırlıklı olarak ştrayhgarn tipi olup az miktarda kammgarn tipi üretim de yapılmaktadır. Uşak, ştrayhgarn yün iplikçiliği alanın da hayli gelişmiştir. Faaliyette bulunan 275 tarakla Avrupa'nın en büyük ştrayhgarn tarak makine parkına sahiptir. Bugün Uşak'ta yün ipliği imal eden 80 civarında iplik fabrikası mevcut olup, yıllık üretim kapasitesi 40.000 ton/yıl'dır. Yıllık kapasite kullanım oranı % 50'dir. Yarı kammgarn iplik üretimi ise 7 işletmede yapılmakta, bu iplikler akrilik, trikotaj ve halı ipliği olarak tüketilmektedir. Yıllık üretim 2.500 tondur.
ELYAF VE İPLİK BOYA
Uşak'ta 41 adet işletmede elyaf ve iplik boya yapılmaktadır. Temel olarak yün ve akrilik boyaması uygulanmaktadır. Bu işletmelerden 16 adedi yalnız boya tesisi olup diğerleri entegre tesisleridir. Boyama çoğunlukla elyaf halindedir ve yılda 15.000 ton boyama yapılmaktadır.
ELYAF AÇMA
Elyaf açma işlemi genellikle penye telefi değerlendirme şeklindedir. Eskiden İtalya'ya ihraç edilen penye telefleri ( Konfeksiyon, kumaş artıkları ) son yıllarda yapılan yatırımlarla Uşak'ta değerlendirilmeye başlanmıştır.
Bu yöntemle hem elyaflar tekrar değerlendirilerek ekolojik açıdan yarar sağlanmakta, hem de dahilde işlenerek katma değer elde edilmektedir. Uşak'ta elyaf açma için kullanılan 100 adet garnet makinası vardır. Bu makinalarla yılda 15.000a Adet elyaf açılarak ekonomiye geri kazandırılmaktadır. Açma elyaflar ştrayhgarn ve OE.iplik işletmelerinde kullanılmaktadır.
TARHANA ÇORBASI=
Malzeme olarak un, yoğurt, süt, kırmızı ve yeşil biber, nane, soğan, domates ve tercihe göre haşlanmış yoğurt veya fasulye belli oranlarla hazırlanır. Bir gün öncesinden hamur için maya hazırlanır. Hazırlanan maya un ile yoğrulurken, yukarıda sayılan malzemeler de ilave edilmek suretiyle, karışım hazırlanır. Belli bir kıvama gelen karışım, geniş kap,(Toprak çömlek veya leğen) içine konulur.15-20 gün bu kapta bekletilir. Bu arada 2 günde bir, hafif ıslatılmış elle karıştırılarak mayalanması sağlanır.
ÇÖMLEK ETİ=
Parça etlerden yapılan bir yemektir. Özel olarak yapılmış bir çömleğin içine etler iyice yıkandıktan sonra yerleştirilir. İçine iki tane domates, yeşil bir tane soğan, acı tatlı karışık istenildiği kadar biber konur. Biraz salça, bir bardak su ilave edilir. Yeteri kadar tuz konup, çömleğin ağzı kalın bir kağıtla bağlanır. Üstüne bir kapak kapatılır. Mangala ateş yakılır, ateşin ortasına çömlek gömülür dibini tutmaması için arada bir sallayarak pişirilir.
CENDERE TATLISI=
Baklavalık undan yapılır, içine bir yumurta, biraz tuz, aldığı kadar su ile hamur yoğrulur. Nişasta ile un karıştırılır. Beze açılır. Küçük küçük açmak gereklidir. Üç dört beze bir araya getirilerek arasına ceviz dökülür, rulo yapılır. Kıvırcık olması için iki taraftan büzülür ve istenildiği ölçüde kesilir. Fırında kızartılarak üzerine ılık şerbet dökülür.
KEŞKEK=
Dövülmüş buğdaydan yapılan bir yemektir. Yıkanıp ayıklandıktan sonra ağır bir ateşte pişirilir. Pişmiş buğdaylar kabın içinde kepçeyle ezilir, kızartılmış tereyağı ilave edilir. Kıvamına gelince et suyu dökülerek servis yapılır.
TAHİN HELVA=
Günümüzde fabrikalaştırılmıştır. Küçük imalathanelerde yapılanları günlük yapım olduğundan tazelikten öte sıcak sıcak yenmesidir. Her kentte bulunandan farkı, çok tazeliği ve özel yapılanında glikoz bulunmasıdır.
HÖŞMERİM=
Peynir tatlısıdır. Taze keçi peynirinden yapılır. İçerisine irmik katılmaz. Uşak'ın höşmerimine kaşığı dokundurunca höşmerim sakız gibi uzar.
KATMER=
Saç üzerinde tahinli ve haşhaşlı olmak üzere iki çeşit yapılır.Hamurun içerisine sonradan konan tahin hamuru tel tel yapar. Bugün için pastanelerde yapılan katmere hiç benzemez. Çünkü Uşak'lı katmeri en az 400-500 gr. hamurdan yapar. 20x20 cm.lik bir kare şekline getirerek saç üzerinde pişirilir
Yöremizde tanınmış olan el sanatı Eşme Kilimleridir. Ancak diğer bölgelerimizde olduğu gibi Eşme Kilimleri de büyük bir değişikliğe uğramıştır. Geçmişte Eşme halkının kendi ihtiyaçları için yaptığı, bugün örnekleri camii ve mescitlerde bulunan eski kilimler, günümüzde evlerinde kullandıkları ve tüccar siparişleri ile ticari amaçla dokudukları kilimler karşılaştırıldığında, boya ve iplik kalitesi bakımından oldukça değişiklikler görülür. Eşme Kilimleri genel olarak, " Altınbaş,Toplu-hürriyet-Albaş-Selvili Namazlağ olarak gruplandırılır. Ayrıca " Gıcıklı dedikleri bir kilim türü de yapılmıştır. Her yıl mayıs sonunda Uluslar arası Eşme Kilim Kültür ve Sanat Festivali düzenlenmektedir.
İlimiz, Banaz İlçesi, Ahat Köyü, Asar Mevkii, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 21.1.1983 tarih ve A- 4049 sayılı kararı ile I. Derece Arkeolojik Sit olarak tescil edilmiştir.
Uşak İli merkezine 38 km. Banaz İlçesine 8km. uzaklıkta, Ahat köyünün güney tarafında üç tarafı dere ile çevrili ( Kuruçay ) hakim bir tepe üzerinde Akmonia antik yerleşimi yer almaktadır. Akmonia'nın İ:Ö. 7 yy'da kurulduğu Roma Devrinde önemli bir yerleşim merkezi haline geldiği bilinmektedir.Ele geçen sikkelerden buranın bir sikke darphanesine sahip olduğunu kanıtlamaktadır.En parlak dönemini İ:Ö. 1yy ile İ.S. 3yy'ları arası yaşadığı ele geçen buluntulardan anlaşılmaktadır. Antik kent büyük tahriplere uğradığı, birçok mimari parçaların taşındığı sanılmaktadır.Halen sit alanı içerisinde bazı temel taşları dışında herhangi bir yapı kalıntısına rastlanılmamaktadır
SEBASTE ANTİK KENTİ
İlimiz, Sivaslı İlçesi, Selçikler Kasabasında bulunan Sebaste antik kenti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 21.1.1983 tarih ve A- 4049 sayılı kararı ile I. Derece Arkeolojik Sit olarak tescil edilmiştir.
Uşak İline32 km. Sivaslı İlçesine 2 km. uzaklıktaki Selçikler köyündeki yerleşim alanı üzerindedir. Köyde tepe mahallesinde bir höyük tespit edilmiştir.Burada önceden yapılmış olan araştırmalarda İ.Ö:4 bin yıllarına ait buluntulara rastlanmıştır.Köyün güneydoğu kısmında 1966 da Nezih FIRATLI tarafından yapılan arkeolojik kazılarda iki kilise kalıntısı ortaya çıkarılmış ayrıca köyün güney tarafına düşen Çingil Çayırının etrafındaki alan nekropol sahası olarak tespit edilmiş burada üç ayrı tümülüse rastlanmıştır.Bu tümülüslerin daha önce açılarak tahrip edildiği bilinmektedir. Sebaste şehri Roma imparatoru Augustus'a Sadık anlamına gelen şehirlerden biridir.Bizans devrinde piskoposluk merkezi haline gelmiştir.
BLAUNDUS ANTİK KENTİ
İlimiz, Ulubey İlçesi, Sülümenli Köyünün kuzey doğusunda yer alan Blaundus antik kenti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 21.1.1983 tarih ve A- 4049 sayılı kararı ile I. Derece Arkeolojik Sit olarak tescil edilmiştir.
Uşak İl merkezine 40km.Ulubey İlçesine 10km. uzaklıkta bulunan Sülümenli köyünün kuzey doğusunda çevreye hakim bir tepe üzerinde üç tarafı, dere yatağı ile çevrili yarımada görünümünde bir arazi üzerinde kurulmuştur. İskender'in Anadolu seferinden sonra Makedonyalılar tarafından kurulduğu ve şehir halkının kendilerine Makedonyalı Blaundus adını verdiğini bazı kaynaklardan öğrenmekteyiz. İskender den sonra Bergama krallığına daha sonra da Roma İmparatorluğuna bağlandığını ve bu zamanda önemli bir merkez olduğu görülmektedir. Şehirde bir darphanenin yanında, tapınak, tiyatro, stadyum, giriş kapısı, şehir surları ve idari binalar yer almaktadır.
Evliya çelebi 300 sene evvel, 300 sene evvel ki uşak'ın hanlarını, hamamlarını yazdıktan sonra uşak bir kusur gibi, noksanlık gibi(amma bezanı yoktur.) der. Bu söz Uşak'lılara dokunmuş olmalı ki, her fırsatta Hacı Gedikoğlu, Hacı Mustafa Efendi Uşak'ın bu eksiğini gidermiş, çok güzel bir bedesten yapmaya geçmiştir. Uapılmasına paşa hanından üç sene sonra (1901) yılında başlanan bu yapı paşa hanı'na nazire olacak şekilde mimari bir güzelliktedir.
İki katlı,simetrik planlıdır.Eni 16m.boyu 44m, alt ve ast kat yükseklikleri 5.5m. olan yapının alt katında her iki giriş kapısı arasında uzun bir koridor bulunmaktadır. Bu koridorun sağ ve solunda sıralanmış 21 adet dükkan bulunmaktadır.
Altlı üstlü 30 kadar odası vardır. Hep demir malzeme ve kireç harçlıdır. Paşa hanı'nın bir Fransız, bedestenin de İtalyan bir mimar tarafından yapıldığı söylenir.
Bedestenin dış cephesindeki süsleme taşları binanın ihtişamını okşar. Bedestende paşahanı gibi şehre süs ve güzellik veren yapıt değerinde bir eserdir.
Yapının çatısının yarısı camdır. Bu nedenle üstün ışıklandırma özelliği vardır. Onarımdan sonra önce manifaturacılar ve terziler çarşısı olan bu yapı günümüzde sarraflar ve kuyumcular çarşısı olmuştur.
TARİHİ UŞAK EVLERİ
Uşak'taki tarihi evler çoğunlukla iki katlı olarak inşa edilmiştir. Tek ya da üç katlı olanlarda vardır. Zemin katlar tasarruflu bir düşünceyle günlük ve kışlık ihtiyaca göre düzenlenmiştir. Birinci katlar esas ikamet bölümü olduğu için daha fazla önem kazanmış, evin ası planı da burada teşekkül etmiştir. Üç katlı evlerde ise, genellikle yazlık olarak düşünülmüştür.
Türk evleri için karakteristik diyebileceğimiz kat aralarındaki kışlık odalar bazı Uşak Evlerinde de bulunmaktadır. Bunlar çoğunlukla kapısı merdiven sahanlığına açılan, ocaklı bir odadan ibaret mekanlar halindedir.
Kullanılan inşa malzemesinin sağladığı imkanla, katlar arasında plan serbestliğine az da olsa rastlanır. Ancak, çıkmaların dışında buna pek gefrek görülmediği; sağlamlık açısından mümkün olduğu kadar alt kattan yükselen beden duvarlarına uyulmak istendiği gözlenir.
Uşak evlerinin planlanmasında haremlik-selamlık ayrımına rastlanmamıştır. Ancak, söz konusu anlayış , erkeklerle kadınların ayrı oturmaları şeklinde uygulanmıştır.
Tarihi uşak evlerinin en belirleyici özelliği ve merkezi sofa'lardır. Uşak'taki tarihi evlerin hemen hemen hepsinde küçük bir avlu ve bahçesi vardır. Evlerin avlu ve bahçeleri birbirinden farklılık gösterirler. Ancak, çoğunun ortak özelliğ, içlerinde fırın, ocak ve ekmek evi gibi elemanlarının bulunması, ön avlularında kayrak taşlarıyla döşeli taşlık denilen bir kısmının yer almasıdır.
İlimizde bu evlere Aybey, Işık ve Karaağaç Mahallerinde rastlamak mümkündür.
Uşak ili Banaz ilçesinin 7 km. kuzeydoğusunda bulunan şifalı suların tümüne Hamamboğazı Şifalı Suları ismi verilmiştir. Çevresi çam ağaçları ile kaplı olan kaplıcanın bulunduğu yer deniz seviyesinden 1.047 m. yüksekliktedir. Kaplıcada gazoz, sarı kız ve kara kız denilen üç ayrı su bulunmaktadır. Gazoz; kükürt, demir ve diğer şifalı madenleri içermektedir. Sarı kız; kükürtlü ve ılık, kara kız orta sıcaklıktadır. Toplam debi 40 lt sn olup sıcaklık 60 derecedir. Fiziksel, kimyasal ve bakteriyolojik analizleri yapılmış ve sağlık açısından çok yararlı görülmüştür. Kişi başına günlük su tüketimi 700 lt. olarak kabul edilen kaplıcanın suyunun Mide, Karaciğer, Bağırsak ve özellikle kronik romatizma hastalıklarına iyi geldiği tespit edilmiştir.
İstanbul üniversitesi Tıbbi Ekoloji ve Hidro, Klimataloi Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından yapılan analizlere göre; hareket sistemi, gerektiren nöroloji hastalıklarına banyo kürü şeklinde iyi gelmektedir.
Hamamboğazı Kaplıcaları Çevre ve Orman Bakanlığı'nın onayı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı adına 49 yıl süreyle tahsis edilerek, Bakanlar Kurulunun 22.10.2004 tarih ve 2004/8328 sayılı kararları ile Turizm Merkezi olarak ilan edilmiştir.
AKSAZ KAPLICASI (ULUBEY)
Uşak ili Ulubey ilçesine 25 km. uzaklıktaki Aksaz Kaplıcası deniz seviyesinden 650 m. yüksekliğindedir. Ağaçlık ve çamlık bir alanda bulunan kaplıcanın suyu Aksaz Çayı kenarındaki büyük bir granit kayasının dibinden, beş ayrı yerden kaynamaktadır. Sularının toplam debisi sn. de 20 lt.dir. Suyu kükürtlü olup 39 derecedir. Bu su sülfatlı karbonatlı sular kapsamı içerisindedir. Kaplıcanın suyu ağrılara, sancılara, felçlilere ve cilt hastalıklarına iyi gelmektedir.
EMİRFAKILI KAPLICASI (MERKEZ)
Uşak il merkezine bağlı Güre Bucağı, Emirfakılı Köyü yakınlarındaki bu kaplıca Roma döneminden itibaren kullanılmaktadır. İl bazında önemli bir kaplıca olup, özel kişi mülkiyetindedir. 1976'dan bu yana halka hizmet vermektedir. 6 lt/sn. debiye sahiptir. 36 derece sıcaklıktadır.
ÖRENCİK KAPLICASI (MERKEZ)
Uşak-İzmir karayolu üzerinde bulunan bu kaplıcanın suyu 38 derece sıcaklıkta olup, 14 lt/sn. debiye sahiptir. Kişi başına günlük su tüketimi 700 lt. dir.
Kaplıca yakınında kadın ve erkek hamamları olup, suyu karaciğer, mide ve cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.
Uşak yöresi antik çağın Lydia Bölgesi'nin önemli bir yerleşim alanı idi. Bu bölgede Heredotos'tan öğrenildiğine göre; Lydia hükümdar sülalelerinden Heraglikler hâkim olmuş, onları Lydia imparatoru Kroisos izlemiştir.
Yörede bu dönemlere ait çok sayıda eserle karşılaşılmış ayrıca kazılar yapılmıştır. Bu arkeolojik çalışmaların sonucu olarak da Uşak'ta bir müze kurulmasına karar verilmiştir. Uşak Müzesi olarak kullanılan bu yapı
1967 yılında yapılmaya başlanmış ve 1970 yılında da tamamlanmıştır.
Uşak Müzesi yeni yapılan binasında 23 Mayıs 1970 tarihinde ziyarete açılmıştır. Öncelikle arkeoloji ve etnoğrafya müzesi olarak düzenlenen Uşak Müzesi 1 Eylül 1978'de Atatürk ve Etnoğrafya Müzesi'nin açılmasından
sonra yalnızca arkeolojik eserlerin sergilendiği bir müze durumuna getirilmiştir. Karun Hazinesi olarak isimlendirilen Lydia Krallığına ait eserlerin Amerika'dan hukuk yolu ile getirtilmesinden sonra yeni baştan düzenlenmiştir.
Müzede Neolitik dönemden başlayarak Osmanlı dönemine kadar uzanan, oldukça uzun bir zaman sürecini kapsayan eserler bir araya getirilmiştir. Bunların arasında idoller, baltalar, kaplar, Lydia kültürünü yansıtan gümüş
tabak, kadeh, bilezik ve vazolar; Helenistik ve Roma Çağı kandilleri, tıpta kullanılan aletler; altın gümüş ve bronz sikkeler, çeşitli adak taşları, heykeller ve lahitler bulunmaktadır.
Müzenin en önemli koleksiyonu olarak tanımlanan Karun Hazineleri ise ayrı bir bölümde sergilenmektedir. Lydia eserleri olarak bilinen bu hazine 1965-1968 yıllarında kaçak kazılarda ortaya çıkarılmış, illegal yollardan
Amerika'ya kaçırılmış ve 1993 yılında Türk Hükümeti'nin çalışmaları sonucunda ülkeye getirilmiştir. Bu eserler çıktıkları bölgeden ötürü Uşak Müzesi'nde teşhir edilmiştir. Bu koleksiyon içerisinde altın ve gümüş takılar,
içki ve koku kapları, bronz kalıplar, süs eşyaları bulunmaktadır. MÖ. VI. yüzyıla ait olan Karun Hazineleri 363 parça eserden meydana gelmiştir.
Uşak Müzesi bahçesinde mermer sütunlar, sütun başlıkları, heykeller, lahitler, steller, çeşitli mimari parçalar, adak taşları, sunaklar ve küpler sergilenmektedir.
ATATÜRK VE ETNOGRAFYA MÜZESİ (MERKEZ)
Uşak il merkezi, Bozkurt Mahallesi, Hisarkapı Sokağı'nda Uşaklı Kaftancı ailesi tarafından 1910 yılında yaptırılan iki katlı bina, Atatürk'ün doğumunun 100.Yıldönümü nedeni ile onarılarak 1 Eylül 1981'de Atatürk ve Etnoğrafya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Bu konakta Kurtuluş Savaşı sırasında, Uşak'ın kurtuluşundan 2 gün sonra 2 Eylül 1922'de Uşak'a gelen Atatürk, İsmet İnönü ve diğer komutanlar 3-4 gün kalmışlar ve burasını karargâh olarak kullanmışlardır. Ayrıca İstiklal Savaşı sırasında Yunan
Kuvvetleri Başkomutanı General Trikopis'in esir alınarak Atatürk'ün huzuruna çıkarılmıştır.
XIX. yüzyıl Osmanlı mimari örneği olan bu konağın giriş katında yöresel etnoğrafik malzemeler sergilenmiştir. Bu bölümde XVI.-XVII. Yüzyıl Uşak halıları, takılar bulunmaktadır. Müzenin ikinci katında Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili fotoğrafların
yanı sıra Ankara Anıtkabir Müzesi'nden getirilen Atatürk'ün özel eşyaları sergilenmektedir.
Uşak il merkezi, Selendi yolunda, Gediz Nehri üzerinde bulunan bu köprünün kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan Germiyanoğulları
dönemi veya Osmanlı'nın ilk döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Köprü h.1309 (1892) yılında Beylerhan Köyü'nden Mıdıkoğlu Sabit Ağa tarafından onarılmıştır. Bunu belirten kitabe de köprünün büyük gözü üzerine yerleştirilmiştir.
Köprü halk arasında Köprübaşı, Sarıkız, Güre ve Beynihan isimleri ile tanınmıştır.
Kesme taştan yapılmış olan köprü yuvarlak altı gözden meydana gelmiştir. Bunlardan üç göz büyük, üç göz de küçüktür. Bunlardan büyük gözün su seviyesinden yüksekliği de 7.50 m. dir. Köprünün uzunluğu 60 m. genişliği
3 m. olup, en büyük kemer açıklığı da 10 m. dir.
Köprü günümüzde iyi durumda olup, halen kullanılmaktadır.
HACI GEDİK KÖPRÜSÜ (MERKEZ)
Uşak il merkezinde, Uşak-Karahallı yolunda, Banaz Çayı üzerinde bulunan bu köprünün kitabesi günümüze gelememiştir. Bazı kaynaklarda Uşaklı Hacı Gedikoğlu Hacı Mustafa Efendi tarafından 1880 yılında yaptırıldığı belirtilmektedir.
Köprünün yapımı ile ilgili bir de söylence bulunmaktadır. Araştırmacı Gülgün Tunç'tan öğrenildiğine göre; köprüyü yaptıran Hacı Mustafa Efendi halı ticareti ile uğraşan bir kişi imiş. Bir gün sırtında halı ile köprüden geçerken düşme tehlikesi geçirmiştir.
O anda "Ulu Tanrım beni zengin et de buraya bir köprü yaptırayım" diye dua etmiştir. Aradan yıllar geçmiş Hacı Mustafa Efendi zengin olmuş ve verdiği sözü tutarak bu köprüyü yaptırmıştır.
Köprü kesme taştan üç gözden meydana gelmiştir. Uzunluğu 26 m. genişliği 4.50 m. dir. Köprünün bir büyük orta ayağı, iki de daha küçük yan ayağı bulunmaktadır. Tabliye kısmı ahşap olup, bunun dışında kalan bütün bölümleri kesme taştandır.
Ahşap tabliye Uşak Valiliği tarafından 1955 yılında beton olarak yenilenmiştir.
CILANDIRAS (CEYLANDRAS) KÖPRÜSÜ (KARAHALLI)
Uşak il merkezine 35 km. uzaklıkta, Karahallı ilçesinde, Banaz Çayı üzerinde bulunan bu köprünün, bazı kaynaklarda MÖ.600 yıllarında Lydia'lılar tarafından yaptırıldığı belirtilmiştir. Bazı kaynaklarda da Roma dönemine ait olduğu yazılmıştır.
Büyük olasılıkla bu köprü yöreden geçen kral yolunun bir parçasıdır.
Kayalar üzerine yapılan bu köprü kesme taştandır. Hafifi sivri tek gözlü olan köprü 24 m. uzunluğunda, 1.75 m. genişliğindedir. Bu ölçüler dikkate alınacak olunursa ve tabliye kısmının da çok az oluşundan ötürü köprünün yalnızca yaya geçitlerine ayrıldığı sanılmaktadır.
Köprü değişik zamanlarda onarım geçirmiştir. Karahallı Belediyesinin yapmış olduğu onarımla da köprünün tabliyesi betonlaştırılmış ve iki yanına da birer korkuluk yerleştirilmiştir.
TAŞ KÖPRÜ (ULUBEY)
Uşak ili Ulubey ilçesinde, kuru bir dere yatağı üzerinde bulunan bu köprünün kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi bilinmemektedir. Yapı üslubundan XVII.-XVIII. yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.
Köprü moloz taştan yapılmış olup, yuvarlak kemerli tek gözden meydana gelmiştir. Köprü iki yönden kemer gözünün orta noktasına kadar yükselmektedir. Köprü üzerinde kesme taştan koruma duvarları yapılmıştır.
Yalnızca yayalara mahsus olan bu köprü günümüzde iyi bir durumdadır.
Uşak Aybey Mahallesi'nde, Eski Hükümet Konağı yakınında bulunan bu çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre h.1320 (1901) yılında, dönemin zengin ağalarından olan İbrahim Ağa'nın
kızı Emine Hatun tarafından yaptırılmıştır. Söylentiye göre Emine Hanım üç günlük gelin iken ölmüş, babası İbrahim Ağa tarafından onun ruhu için yaptırılmıştır.
Kitabe:
"Ve sahabüz rabbühün saraban tahura
Gerek Allah kıldı bu çeşmeyi Emine
Hatun fi sebilullah akıttı böyle
Bu ab-ı revan hem delil oldu
Bu çeşmeyi pederi İbrahim Ağa
Dai duada satlabı (dar)
Canan ola 1320 (1921)"
Çeşme kesme taştan yuvarlak bir niş şeklindedir. Bu yuvarlak kemer yanlardaki yivli konsollar üzerine oturtulmuştur. Niş içerisinde kabartma bir bordür çepeçevre dolaşmaktadır. Çeşme günümüze iyi bir durumda gelmiştir.
Ali Ağa Çeşmesi (Merkez)
Uşak il merkezinde Ali Ağa denilen bir semtte Ali Ağa Sokağı'nda, dört yol ağzında bulunmaktadır. Çeşmenin yapım tarihi bilinmemekle beraber, üzerindeki onarım kitabesinden h. 1202 (1787) yılında onarıldığı anlaşılmaktadır.
Onarım Kitabesi:
"Maşallah bu mekânda çeşme
Müminler geçip akıttı içreye
Bu Hamdüllillah vücut buldu geh-i
Cümlemizin sayi olmasın leh-i
Ali Ağa çeşmesi diye buldu şöhret
Mahalle-i Kamer ehalisi bünyad
Sene 1202'sinde buldu hitam."
Çeşmenin orijinal yapısı bilinmemektedir. Bugünkü hali ile XVIII. yüzyıl geç dönem çeşmelerini yansıtmakta olup, kesme taştan yapılmıştır. Günümüzde çukurda kalan çeşme, iki yuvarlak kemerli bir niş şeklindedir.
Bu kemerler düz yivli konsollar tarafından taşınmaktadır.
Cimcim Çeşmesi (Merkez)
Uşak il merkezi Cimcim Sokağı başında, Halit Ziya İlköğretim Okulu'nun yakınında bulunan bu çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre; h.1316 (1896) yılında yaptırılmıştır. Banisi bilinmemektedir.
Kitabe:
"Toplanıp ehli mürüvvet yaptılar bu çeşmeyi
Oldu çari ab feyz harü şevrullah ile
Görmek istersen eğer dünyada ab-ı kevseri
Çeşme-i Cimcimden iç bi kâse aşkullah ile
Sene 1316 (1896)."
Çeşme muntazam kesme taştan yapılmış, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. İkiyüzlü olan çeşmenin her iki yüzünde basık yuvarlak silmeli kemerler, akantus yapraklı yivli ayaklar üzerindeki konsollara oturmaktadır.
Köşe dolgularında kabartma ay yıldız motifleri bulunmaktadır. Çeşmenin cephesi oldukça hareketli natüralist bitki kıvrımları ile barok dönemi sanatını yansıtmaktadır. Ancak kıvrımlarındaki incelik taş oyma sanatının
en güzel örneğini yansıtmaktadır.
Uşak il merkezinde, Kurtuluş İlköğretim Okulu'nun arkasında bulunan bu türbenin Germiyanoğulları zamanında Uçbeylerinden Hacı kemal'e ait olduğu söylenmektedir. Bir başka söylentiye göre de
Hacı kemal Sultan Yıldırım Beyazıt'ın karısı Devlet Hatun'un kızkardeşi Cemile Hatun ile evli idi. Türbe içerisinde iki lahit bulunmaktadır. Ancak bu söylentilere açıklık getirecek bir belgeye rastlanmamıştır.
Şeyh Hacı Kemal'in mezarı üzerinde h.1311 (1892) tarihli kitabe bulunmaktadır.
Kitabe:
"İadei şeref eyledi Hacı Kemal Sultan himmeti kutsiyyesi yerini buldu. Mamur sağ olsun âlemde din vatan hayhuhan kıldılar bu eseri necate sebebi magfur 1311."
Şeyh Hacı Kemal'in Germiyanoğulları zamanında Uçbeyi olduğu söylenirse de mezar taşındaki tarih ile arada büyük bir fark bulunmaktadır.
Türbe kesme taştan dikdörtgen planlı olup üzeri yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Türbenin kuzey cephesinde dikdörtgen şeklinde bir kapıdan içerisine girilmektedir. Bu kapının iki yanına birer pencere yerleştirilmiştir.
Kapı ve pencerelerin üzerleri tuğladan yassı kemerli nişlerle şekillendirilmiştir. Ayrıca doğu yönündeki cepheye de sivri kemerli bir pencere daha açılmıştır. Türbe içerisinde herhangi bir bezeme elemanına rastlanmamaktadır.
HACİM SULTAN TÜRBESİ (SİVASLI)
Uşak ili Sivaslı ilçesisi Hacım Köyü mezarlığında bulunan türbe üzerinde kitabe yeri olmasına rağmen kitabe yeri boş bırakılmıştır. Yalnızca h.1223 ( 1808) tarihi yazılıdır. Bu tarihin türbenin yapımı ile ilgili olup olmadığı da kesinlik kazanamamıştır.
Ancak türbe içerisindeki kalem işlerinin XIX. yüzyılın başına ait olduğu da görülmektedir.
Bu türbenin Hacim Sultan'a ait olduğu söylenmekte olup, Hacim Sultan'ın Hazreti Pir'in üçüncü halifesidir. Onunla birlikte Horasan'dan Anadolu'ya geldiği rivayet edilmektedir.
Türbe düzgün kesme taştan sekizgen planlı olup, yüksek kasnaklı içten pandantifli kubbe, dıştan çatı ile örtülüdür. Giriş kapısı önünde yuvarlak kemerli bir giriş bulunmaktadır. Bu bölümün sonradan türbeye eklendiği sanılmaktadır.
Türbenin giriş kapısı üzerinde geometrik motifli mermer bir plaka üzerinde iki palmet motifine yer verilmiştir.
İç mekân muntazam kesme kalker taşından yapılmış, yer yer de devşirme parçalardan yararlanılmıştır. Türbenin içerisi oldukça sade olup, pandantiflerde XIX. yüzyıla ait kalem işleri görülmektedir.
Uşak il merkezinde bulunan Uşak Ulu Camisi'nin yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, Germiyanoğulları dönemi mimari
özelliklerini yansıtmaktadır. Caminin giriş kapısı üzerindeki Arapça yazılı sülüs kitabesi bulunuyorsa da bu kitabe cami ile bağlantılı değildir. Bir çeşmeye ait olan bu
kitabe caminin yapım tarihi ile ilgili bir bakıma bilgi vermektedir.
Bu kitabede "Germiyan illerinin beyi Süleyman Şah oğlu Yakup Bey h.822 (1419) yılında yaptırdı ve suyunu getirdi" yazılıdır.
Cami ile ilgili araştırma yapan Mahmut Akok: "Meskür çeşme evvelce camiin kuzey avlusunun bir kenarında iken son yapılan tamirler ve avlunun tanzimi sırasında buradan
kaldırılmış ve üzerinde bulunan kitabe de caminin yapılış tarihine uyması bakımından bugün bulunduğu yere konulmuştur" demektedir.
Uşak Ulu Camisi Germiyanoğulları devri, özellikle Beylikler devri ile Osmanlı mimarisi arasında bir geçiş dönemini yansıtmaktadır. Bununla beraber bu yapı daha geç dönemlerde onarılmış,
XIX. yüzyılda ampir üslubunda bezenmiştir. Yine bu dönemde önüne bir son cemaat yeri eklenmiştir.
Cami kesme taştan bir yapı olup, önündeki son cemaat yeri ve ibadet mekânı ile bütün halinde tek bir kütle görünümündedir. Avlusunun mihrap ve kısmen de doğu yönünde bir mezarlık bulunmaktadır.
Taş döşeli avlusu ise günümüzde yol seviyesinden birkaç metre daha aşağıda kalmıştır. Caminin doğu duvarına sonradan bitişik olarak yapılan minaresi de ayrı bir kütle görünümündedir. Son cemaat yeri
pandantifli, dıştan sekiz köşe kasnaklı beş kubbe ile örtülü, üç kapılıdır. Cephe görünümünü geniş sivri kemerlerin oluşturduğu kalın taş sütunlar oluşturmaktadır. Son yıllarda bu taş sütunlar camekânla kapatılmıştır.
Son cemaat yerinden ibadet mekânına ampir üslubunda bir kapıdan girilmektedir. İbadet mekânı 18.50x22.00 m. ölçüsünde dikdörtgen planlıdır. İbadet mekânı dört kütlevi paye ile üç sahna bölünmüştür.
Bunlardan girişin önünde sivri tonozla örtülü bir nevi giriş holü, bunun arkasında 10 m. çapında büyük bir kubbenin örttüğü asıl ibadet mekânı bulunmaktadır. Bu bölümün üzerini örten kubbe geniş kemerlerin
yardımı ve payeler ile çevre duvarlarının üzerine oturtulmuştur. Bunun yanı sıra kubbe dışında kalan iki yan bölümler üçer küçük kubbe ile örtülüdür.
Mihrap taş oymadan olup, geç dönemlerde yapılan onarımlar sırasında orijinalliğinden oldukça uzaklaşmış ve bezemelerle de ampir üslubuna dönüşmüştür. Minber ise orijinalliğinden uzak bir görünümdedir.
Eski minbere ait bazı parçalar yeni yapılan minber üzerine eklenmiştir.
Uşak Ulu Camisi kendine özgü bir yapı olmasına rağmen aynı dönemde yapılmış diğer yapılarla da ortak benzerlikler göstermektedir. Edirne Eski Cami, Sofya Büyük Cami ve Filibe Cuma Camisi ile plan
yönünden ilginç benzerlikleri vardır. Bu konuda araştırma yapan Mahmut Akok; "Orta sahna verilen kıymet ve burada yaratılmış olan genişlik ve irtifa ile müteakip çağlarda inkişaf ettirilmiş merkezi tek
sahanlı camilerin bir nevi prototipi gibi durmaktadır" demektedir.
Caminin yanındaki minare beden duvarlarına kadar yükselen dikdörtgen taş kaide üzerinde Türk üçgenlerinin yardımı ile tek şerefeli yuvarlak gövdeye geçilmektedir.
BURMALI CAMİ (MERKEZ)
Uşak İl merkezinde, şeker fabrikaları ile Buğday Pazarı'nı ayıran yolların köşesinde bulunan bu caminin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ayrıca kitabesi de günümüze
gelemediğinden banisinin ve mimarının isimleri bilinmemektedir. Bununla beraber yapı üslubundan XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Caminin giriş kapısının sağında yer alan onarım kitabesinden de h.1185 (1769) yılında onarıldığı öğrenilmektedir.
Kitabe:
"Çün harabe müşerref oldu bu cami ey hüncaz
Hoş delalet kıldı tamirine Abdullah izam
Hayre sai olduğu içün ol azizi muhterem
Yeğinle buldu hayatı kubbe şadırvan can
Çün minare giyecek başına bir zerrin külah
Dedi tarihi bir müferriş camii oldu bu tamam hicri sene 1185 (1769)."
Kesme taştan yapılmış olan camiye merdivenli bir avludan girilmektedir. Giriş portalinin önü sonradan camekânla kapatılmıştır. İki kare mekânın birleşmesinden meydana gelen caminin ibadet yerinin önündeki bölüm basık kubbelidir.
Bu kısmın sonradan eklendiği sanılmaktadır. Son cemaat yeri niteliğindeki bu kısmın duvarlarında sivri kemerli nişler bulunmaktadır. Bu bölümün üzerini örten kubbe sekizgen bir kasnak üzerine oturmaktadır. Böylece ibadet mekânını
örten ana kubbeye uyum sağlanmak istenmiştir.
İbadet mekânının duvarları 1.50 m. kalınlığında olup, 9.00x9.00 m. ölçüsünde kare planlıdır. Bu bölümün üzerini örten kubbe sekizgen kasnak üzerine oturtulmuştur. Kubbenin basık oluşu iç mekâna ağır bir görünüm vermiştir.
İbadet mekânı küçük pencerelerle aydınlatılmış olmasına rağmen iç mekân loştur. İç mekânı süsleyen bezemeler XIX. yüzyılda yapılmıştır.
Mihrap üçgen bir niş şeklinde çıkıntılı olup, taşa oyulma sureti ile yapılmış, üzeri mukarnasla sonuçlandırılmıştır. Geç devirde yapılmış olan ahşap minberin üzerine eski minbere ait eski parçalar da eklenmiştir.
Girişin sağında yer alan minare ilk mekânın uzantısı ile birleştirilmiştir. Sekizgen kaide üzerine kırmızı tuğladan silindirik olarak yapılan gövde tek şerefelidir. Gövde üzerindeki kırmızı tuğladan yivler helezoni bir şekilde dizilerek
minareye değişik bir görünüm kazandırılmıştır.
ÇAKOLOZ CAMİSİ (MERKEZ)
Uşak il merkezi Kurtuluş Mahallesi, Çakoloz Cami Sokağı'nda bulunan bu caminin de kitabesi günümüze gelemediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber portal üzerinde
bulunan Sultan II. Abdülhamit'e ait tuğradan XIX. yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca caminin mimari üslubu da bunu açıkça göstermektedir. Cami çeşitli tarihlerde yangın geçirmiş ve onarılmıştır. Uşaklı Çakoloz ailesinin
bu onarımlarda büyük payı olduğundan camiye Çakoloz ismi verilmiştir. Caminin gerçek ismi ve banisi de bilinmemektedir.
Cami kesme taştan yapılmış olup, dikdörtgen bir avlunun güneydoğu kenarındadır. Kütlevi bir görünümü olan yapıda XIX. yüzyıl mimarisinin batı etkileri açıkça görülmektedir. Cephe görünümünde kırmızı kemerler, duvarlara gömülmüş
ayaklar üzerine oturtulmuş volütler, diş kesimleri ve kornişlerle hareketlilik verilmiştir. XX. yüzyılda caminin önüne bir de son cemaat yeri eklenmiştir. Bu bölüm sivri kemerlerle birbirine bağlanmış dört kalın sütun ve bunların üzerini
örten üç küçük kubbeden meydana gelmiştir. Son cemaat yerinden rokoko üslubunda bir portalle ibadet mekânına girilmektedir. Bu portal kademeli kırma kemer şeklinde olup, akantus yaprakları ile bezenmiştir. Kemerin üzerine oturduğu
konsollar kompozit sütun başlıklı yivli sütunlara dayanmaktadır. Kırma kemerin ortasına da kabartma çiçek ve karanfil yaprakları yerleştirilmiştir. Bunun üzerinde de Sultan II. Abdülhamit'in tuğrası bulunmaktadır.
İbadet mekânı doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı olup, bugün üzeri oldukça yüksek bir çatı ile örtülmüştür. İlk yapımında kubbeli olduğu sanılmaktadır. Mihrap dışarıya çıkıntı yapan bir niş şeklindedir. Ahşap minberin ise hiçbir mimari
ve sanat tarihi yönünden özelliği yoktur.
Son cemaat yeri ile ibadet mekânını birleştiren köşeye minare yerleştirilmiştir. Minare kare kaide üzerinde tek şerefeli ve silindirik gövdelidir.
Ulubey, Uşak iline 30 km uzaklıkta yer alan ve Denizli iline sınırı olan ilçe
Ulubey yerleşim yerinin kuruluşu 1898 yılına dayanır. Yakın zamana kadar Göbek ve Ulugöbek olarak kullanılan ilçe adı daha sonra değiştirilerek Ulubey olmuştur.
1919-1922 yılları arasında Yunan işgali altında kalan Ulubey, 2 Eylül 1922'de kurtarılmıştır.
Deniz seviyesinden 810 m yüksekte yer alan Ulubey'in nüfusu belde ve köyleri ile birlikte 20.000 civarındadır. 1953 yılında Uşak ilinin bir ilçesi haline gelen Ulubey'in 4 belde belediyesi ve 23 köyü bulunmaktadır.
798 km2 yüzölçümüne sahip ilçe topraklarının yarıya yakın kısmı tarım arazisidir.
Ulubey'in doğusunda Karahallı, batısında Eşme, kuzeyinde Uşak merkez, güneyinde Denizli'nin Çal ve Güney ilçeleri bulunmaktadır.
İlçenin arazisi her haliyle tipik bir yayla görünümündedir. Düzlükler azdır. Tarlalar çoğu kez eğimli arazi üzerine yayılmıştır. Çam, ahlat ve palamut ağaçları bulunur.
İklim genellikle ılımandır. İç Anadolu ve Ege arasında bir geçiş iklimi hakimdir.
İlçe ekonomisi tarıma dayanmaktadır. Halkın çoğu çiftçilikle uğraşır. Buğday, arpa, mısır, nohut, mercimek vb. yetiştirilir. Koyun, kıl keçisi ve az miktarda da sığır yetiştirilir. Kümes hayvancılığı son yıllarda gelişmektedir.
Bazı küçük atölyeler dışında sanayii yoktur. İnşaa halinde bazı fabrikalar vardır.
Eşme ilçesinde Uşak Üniversitesi'ne bağlı, Ulubey Meslek Yüksek Okulu bulunmaktadır
Sivaslı 1953 yılına kadar Uşak'a bağlı bir nahiye iken, 15 Temmuz 1953'te Uşak'ın il olmasıyla birlikte ilçe olmuştur.
Sivaslı, Ege bölgesinde (İç Batı Anadolu) Uşak iline bağlı bir ilçedir. Uşak'ın güneydoğusunda ve Uşak-Denizli Devlet Karayolunun 35. kilometresinde Bulkaz Dağları'nın eteklerinde kurulmuştur.
38-39 derece enlem, 29-30 derece boylam çizgileri arasındadır.
Sivaslı; kuzeyde Uşak Merkez İlçe, kuzeydoğuda Banaz, doğuda Afyon'un Sandıklı ilçesi, güneyde Denizli'nin Çivril ilçesi, güneybatıda Karahallı ilçesi, batıda Ulubey ve Merkez ilçe toprakları ile çevrilidir.
İlçenin doğusunda Bulkaz Dağları mevcuttur. Bu dağlar Denizli-Uşak il sınırının olduğu yerde Kuruçay vadisi ile ikiye ayrılmış olup, güney kısmına Bulkaz Dağı, kuzey kısmına da Kocadağ adı verilir.
Diğer yandan Afyon-Uşak doğal il sınırını oluştururlar. Yüksekliği 1990 metredir.
İlçenin geriye kalan arazisi genellikle düz olup, yer yer engebelidir. Topraklarından Büyük Menderes nehrinin bir kolu olan Banaz Çayı geçmektedir. Sivaslı 2. sınıf deprem bölgesinde bulunmaktadır.
Bitki örtüsünü bozkırlar ve çalılıklar teşkil eder. Dağlarda ise orman alanları geniş yer tutar. Ormanlarda en çok çam, ardıç ve meşe ağaçları bulunmaktadır
İlçede İç Batı Anadolu Bölümü'nde hakim olan karasal iklim hüküm sürer.
İlçenin geçim kaynakları tarım, hayvancılık ve nakliyeciliktir. İlçe ekonomisinde 1960'lı yıllardan sonra Avrupa'ya işçi olarak giden kişilerin getirileri de önemli yer tutmaktadır. Bunların dışında ilçede; dokumacılık,
halı-kilim, testi-bardak ve mermer ocakları gibi işletmeler de mevcuttur. Sivaslı'nın sucuk ve çileği çok meşhurdur. Her yıl Haziran ayının başında Çilek Festivali düzenlenir.
Şeker pancarı ve tütün; tahıllardan arpa, buğday, mısır; yağlı tohumlulardan susam ve haşhaş yetiştirilen tarım ürünleri arasındadır. İlçe çileğiyle de meşhurdur.
İlçenin tarihini ortaya koyacak kesin bilgiler yoktur. Ancak halk arasında yaygın bir inanışa göre Karahallı'yı, Kara Halil adında bir Türkmen beyi kurmuştur.
Bundan 700 yıl önce Karahallı bölgesine yerleşen Kara Halili Türkmen oymağı tarihi süreç içerisinde konar-göçer hayat şeklinden yerleşik hayata uyum sağlamış ve kültürel yapılarında göçebe hayat
tarzının motiflerini de barındırmışlardır. Kara Halil Oğulları, Karahallı bölgesine yayılarak civar bölgelerde de yerleşim birimleri oluşturmuşlardır. Böylece Karahalil'in yerleştiği köyün adı Karahallı,
Garib Hasan'ın yerleştiği köyün adı Karbasan, Kara Bedir'in yerleştiği köyün adı Karabedirler Köyü olarak zaman içerisinde değişikliğe uğramıştır.
Kuzeydoğusunda Sivaslı (Uşak), batısında Ulubey (Uşak), güneydoğusunda Çivril (Denizli) ve güneybatısında Bekilli (Denizli), güneyinde Çal (Denizli), kuzeyinde Uşak merkez ilçeleri bulunmaktadır.
İlçenin toplam yüzölçümü 460 km2 olup rakımı 873 m'dir. İlçeden geçen tek akarsu Banaz Çayı'dır ve Ege Denizi'ne Didim civarlarından dökülür.
Karahallı'da karasal iklim hüküm sürer. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Yağışlar kışın ve ilkbaharda görülür. Yıllık sıcaklık ortalaması 12,3 oC'dir.