MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • EŞME

    Eşme, Uşak ilinin 74 km uzağındaki Manisa iline sınırı olan ilçesi. Toprakları doğuda Ulubey, batıda Salihli, Alaşehir,
    Sarıgöl, kuzeyde Selendi, Kula ve güneyde Güney ilçeleriyle çevrilidir


    TARİHİ

    Osmanlılar döneminde kaza merkezi olan Eşme 1. Dünya Savaşından sonra 1920'de Yunanlılar tarafından işgal edildi. 3 Eylül 1922'de Türk ordusu tarafından geri alınan
    Eşme, 1953 yılına kadar Manisa iline bağlı bir ilçeydi. 1953 yılında yeni kurulan Uşak ilinin ilçesi haline geldi. Her yıl 3 Eylül'de ilçenin kurtuluş günü kutlanmaktadır.
#26.08.2007 09:04 0 0 0
  • BANAZ

    Banaz, Uşak - Ankara karayolu üzerinde il merkezine 33 km mesafededir. Kuzeyde Kütahya'nın Gediz, Dumlupınar ve Altıntaş, doğuda Afyon'un Sincanlı ve Sandıklı, güneyde yine Sandıklı ve Sivaslı, batıda merkez ve yine Gediz ilçeleri ile çevrilidir.
    Denizden yüksekliği 914 metre olan ilçenin yüzölçümü 1063 km²'dir. İl genelinde en fazla orman Banaz ilçesindedir. Genelde çam ormanıdır. İlçenin hemen civarında başlayan çam ve meşe ormanları, tepe ve dağları tamamen örtmüştür. Gerek dağ eteklerinde, gerek ovanın düzlüklerinde
    45 tane köyle ilin en büyük topraklarına sahiptir.

    Banaz'da genellikle Ege Bölgesi'nin yumuşak ve İç Anadolu Bölgesi'nin sert hava şartları bir arada görülür. Yazın Ege'nin yakıcı sıcağı, kışın iç Anadolu'nun sert soğukları Banaz'ı fazla etkilemez. Yıllık yağış 60-70 cm. arasındadır. Nispi rutubet normaldir.

    En yüksek dağı, ilçenin kuzeyinde bulunan ve asıl zirve kısmı Kütahya'nın Gediz İlçesi sınırları içinde bulunan, 2312 metre yükseklikteki Murat Dağı'dır. İlçe sınırları içerisinde 1200-1800 metreye kadar olan tepe ve yaylalar bulunmaktadır. Bu tepe ve yaylalar zengin çam ormanları ve
    otlaklarla kaplıdır. İlçenin adı ile anılan Banaz Ovası kuzeydoğudan güneybatıya uzanır. Yaklaşık 65.000 dönüm olan ova, Uşak ilinin en büyük ve verimli ovasıdır.

    Düz olan bu ovayı, ortasından geçen Banaz Çayı sulayarak verimli bir hale getirir. Banaz Çayı, Murat Dağı'ndan doğar. Kuzey-güney doğrultusundan akarak Denizli ili sınırları içinde Büyük Menderes Nehri'ne ulaşır. Çayın uzunluğu 165 km'dir.

    İlçede tarım ürünlerinden yetişmeyen ürün yok gibidir. Ağırlıklı olarak şeker pancarı ve haşhaş üretimi yapılır. Suyu ve iklim şartları uygun olan ilçenin içerisi çiçek bahçesi gibidir her evin mutlaka bir bahçesi vardır. Bahçeler güller ve çiçeklerle kaplıdır.



    TARİHİ

    İlçenin adı, antik dönemde bölgenin adı olan Yunanca Panasion'dan gelmektedir.

    Türkler'in Banaz'a ilk yerleşmeleri Konya Selçukluları zamanına rastlar (1176). Bu zamana ait geniş bir bilgi yoktur. 1302 tarihinde Kütahya Germiyanoğulları Beyliği, Selçuklu Devleti idaresinden kurtularak bağımsız bir beylik oldu. 1302-1429 yılları arasında Banaz, Germiyanoğulları
    Beyliği'nin kazası idi. Germiyan Beyi Süleyman Şah kızı Devlet Hatun'u Osmanlı padişahı II. Murad'ın oğlu Yıldırım Bayezid'e verince Kütahya ve civarını çeyiz olarak Osmanlı Devleti'ne vermişti. Ancak Banaz'ın bu amaçla verilip verilmediği kesin değildir.

    Banaz, Osmanlı Devleti zamanında 1429-1451 yılları arasında Ankara Beylerbeyliği'ne bağlandı. Bu zamanda Banaz yine Kütahya Sancağı'nın kazası idi. 1451-1520 yılları arasında Kütahya, Bursa vilayetinin sancağı durumuna düşerken Banaz yine kaza olarak kaldı. Ancak 1591 yılında
    Kütahya vilayetinin bazı kazaları kaldırılmıştı. Bu arada Banaz da nahiye merkezi durumuna düşürülmüştü. 1953 yılında Uşak il haline getirildiğinde Banaz da Uşak'a bağlı ilçe merkezi oldu.


    TURİZM

    İlçe mesire yerleri açısından da oldukça zengindir. Evrendede, Çatalçam ve Yukarı Karacahisar Köyü sınırları içinde bulunan Çokrağan Mesire Yeri bunların başında gelir.

    1,5 hektar genişliğindedir. Banaz'a 4, Uşak'a 38 km uzaklıktadır. Evrendede mevkiinde bulunmaktadır.

    Topografik durum açısından fazla arızalı değildir. Saha, muhtelif yaşlarda karaçam ve kızılçamlarla kaplıdır.

    Mesirelikte yüzme havuzu bulunmaktadır. Banaz'dan geçen Ankara-İzmir asfaltına 4 km uzaklıkta olan Evrendede'ye her zaman her tür vasıta ile gidip gelmek mümkündür.

    Ahat Köyü'nde bulunan Akmonya harabeleri ve Banaz Şehitler Abidesi ilçenin tarihi değerleri arasındadır.
#26.08.2007 09:03 0 0 0
  • UŞAK ADININ TARİHİ

    Uşak yöresi tarihin bilinen dönemlerinden beri bir yerleşim bölgesidir. Kentin bilinen en eski adı Temenothytiadır. Kent bu adı Heraklilerden Aristomakhosun oğlu Temenostan almıştır. Temenos, Roma İmparatorluğu dönemi sikkeleri üstündeki Temenos Oikistes (Kurucu Temenos)
    ya da Ktistes yazıtları ve Temenos tasvirleriyle bilinmektedir.

    Temenothyria, Flavuslardan sonra Flaviopolis adını almıştır. Türkler 11. yüzyılda Ege Bölgesi'ne geldiklerinde kente Uşşak diyorlardı. Uşşak kelimesi iki anlama gelmektedir. İlki oğul, çocuk, torun; ikincisi Aşıklar Diyarıdır. Evliya Çelebi ünlü Seyahatname'sinde bu adı Aşıklar Diyarı olarak yorumlamıştır.


    EVREN DEDE SÖYLENCESİ

    Uşak'ta saz ve söz ustası birçok aşık yaşamıştır. Aşıklar halk arasında dilden dile yayılan söylencelere de konu olmuştur. Bunlardan biri Evren Dede söylencesidir. Anlatılanlara göre bir zamanlar Uşak'ın Banaz ilçesinin günümüzde Evren Dede koruluğu denilen bölgesinde,
    türküler çalıp söyleyen bir Türkmen koca yaşamaktadır. Ezgiler o kadar güzeldir ki; ezgiyi duyan sese doğru koşar ve Evren Dede susmadıkça da yanından ayrılamaz. Bir gün gelir ve artık koruluktan ses gelmez olur. Koruluğa gidenler ise, Evren Dede'den hiçbir iz bulamazlar.
    Ama Uşak'lılar onun sazından gelen nağmelerin koruluğa sindiğine ve hala rüzgar estikçe onun sazının nağmelerinin duyulduğuna inanırlar.
#26.08.2007 09:02 0 0 0
  • UŞAK'IN KURTULUŞU

    Uşak'ın düşman işgali altında kaldığı tam iki sene içinde Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Garp Cephesi'ni kuvvetli bir hale getirdi. Garp Cephesi Kumandanı İsmet İnönü, İnönü Savaşları'nı kazandı. Ordular Sakarya Meydan Muharebesi'nde düşmanı yendi. Bunu Mustafa Kemal Paşa'nın
    Afyon-Dumlupınar Savaşı zaferi takip etti. Mustafa Kemal Paşa'nın idare ettiği Türk kuvvetleri 30 Ağustos 1922 tarihinde Murat Dağları'nın doğu eteklerinde Çal Köyü mıntıkasında istilacı düşman ordularının büyük kısmını kuşatarak yok etti. Türk ordularının imha hareketinden kurtulabilen ve General Franko kumandasında
    toplanan I. ve II. Yunan piyade tümenleriyle, bir süvari tugayı ve meşhur Palantras Müfrezesi, I. kolordunun taarruzu karşısında 30 ve 31 Ağustos günlerinde Hallaçlar-Kaplangı dağı hattında kesin bir mağlubiyete uğratıldı. General Franko, 1 Eylül 1922 günü ümitsiz bir halde Uşak'ın Kapaklar-Kusura Deresi-Elma Dağı
    hattında tutunmaya çalıştı. Sonra da Karlık istikametinde ilerleyen 6. Tümenin önünde tutunamayarak kaçtı.

    Birlikler, 1 Eylül 1922 günün ikindi vakti Uşak ovasında şehre doğru süratle ilerlerken, şehir yanıyordu. Bu sırada şehre ilerleyen birliklerin başında Kumandan İzzettin Çalışlar bulunuyordu ve 2 Eylül 1922'de Uşak düşman işgalinden kesinlikle kurtuldu.


    Yunan Başkomutanı Trikopis'in Esir Alınışı [değiştir]Uşak için gurur kaynağı olan konulardan biri de Yunan başkomutanı Trikopis' in, Eylül 1922'de Atatürk'ün komutasında bulunan Kafkas Tümen Komutanı Halit Bey tarafından Uşak'ta yakalanmasıdır.

    30 Ağustos 1922'de Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Muharebesi'nde bozguna uğrayan Yunan Ordusu'nun büyük bir kısmı, Dumlu, Büyükoturak, Banaz, Kızılhisar ve Kapaklar üzerinden Uşak'a doğru çekilirken Yunan orduları başkomutanı General Trikopis'in de içinde bulunduğu büyük bir birlik, Comburt Ovası'nı geçerek
    2 Eylül 1922 günü Aşağıkaracahisar köyüne gelmişti.

    Aynı gün 5. Kafkas Tümeni'ne mensup birlikler, muhtelif savaşlar vererek ve Elma Dağı'nın güneydoğusunda bulunan Göğem Köyü'nün doğu yakasına yaklaştığında, Karacahisar ve Çumyuva (Mıngırap) köylerinin yanmakta olduğu haberini almışlardı.

    Bir müddet sonra küçük rütbeli bir Yunan subayı, tümen kumandanının yanına gelerek General Trikopis'in teslim olmaya karar verdiğini söyledi. 5. Kafkas Fırkası Kumandanı Halit Bey, Liva Komutanı Hopalı Ali Rıza Bey'e Yunan subayının getirdiği haberi bildirdi ve gidip Yunanlar'ı teslim almasını emretti.

    2 Eylül 1922 gecesi saat 22:30 sıralarında Süvari Bölüğü Komutanı Sivaslı Yüzbaşı Ahmed Bey, esir generaller ile maiyetlerini Bölmeli Tepe'deki (Çakmaklı Tepe) 5. Kafkas Fırkası
    Komutanı Albay Dadaylı Halit Bey'in (Halit Akmansü) yanına getirdi. Yunan komutanının Uşak'ta Atatürk'ün huzuruna çıkarıldığı ev şu an müze olarak ziyarete açıktır.
#26.08.2007 09:00 0 0 0
  • UŞAK TARİHİ

    Uşak yöresinde yapılan kazı ve araştırmalar yöredeki ilk yerleşmenin MÖ.4000 yıllarında Kalkolitik Çağda başladığını göstermektedir. Bu yerleşim İlk Tunç Çağında daha da yoğunlaşmış, MÖ.2000'de Anadolu'da ilk siyasi birliği kuran Hititler yöreye yerleşmiştir. Hititler Assuvalılarla savaşmış,
    MÖ.XII.yüzyılda yöreye yerleşen Frigler Assuvalılarla kaynaşmıştır. Friglerden sonra MÖ.676'da Kimmerler ardından da MÖ.VII.yüzyılda Lidyalılar buraya hakim olmuştur. Dünyada ilk sikke basan ve dönemin en zengin krallığı olan Lydialılar, MÖ.546 yılında Persler tarafından yıkılıncaya kadar yöre ticaretinde Kral Yolundan
    da yararlanarak etkili olmuşlardır. MÖ.546'da Lydia kralı Kroisos ile Pers kralı Kyros arasında Sardes'te yapılan savaştan sonra Persler yöreye egemen olmuşlardır. Bu durum MÖ.334'e kadar devam etmiştir. Makedonya kralı Büyük İskender'in Anadolu seferi sonunda da Persler Anadolu'dan çekilmiş, yöre Büyük İskender'in
    egemenliği altına girmiştir. Büyük İskender'in ölümünden sonra Uşak yöresi generallerinden Lysimakhos'un payına düşmüştür. Bundan sonra Pergamon Krallığı yöreye egemen olmuştur. MÖ.189 yılında Pergamon Kralı III.Attalos'un topraklarını vasiyet yolu ile Roma'ya bırakmasından sonra da Romalılar buraya hakim olmuşlardır.

    Roma İmparatorluğunun 395'te ikiye ayrılmasından sonra Anadolu'nun bir bölümü ile birlikte Uşak yöresi de Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğunun hakimiyetine girmiştir. Bizans döneminde Anatolikon Theması'nın sınırları içerisinde olan yöre, zaman zaman Selçuklular ile Bizanslılar arasında el değiştirmiştir. Selçuklu sultanı
    II.Kılıçarslan ile Bizans İmparatoru Manuel Komnenos arasında yapılan Miryakefalon Savaşı sonucunda yöre Selçukluların yönetimine geçmiştir. Bundan sonra Anadolu Selçukluları sınırlarını Denizli'ye kadar genişletmiştir. Sultan II.Kılıçarslan 1185'te topraklarını on bir oğlu arasında paylaştırmıştır. Bunun sonucunda da Kütahya,
    Uşak ve Uluborlu bölgesi Gıyaseddin Keyhüsrev'in payına düşmüştür. I.Gıyaseddin Keyhüsrev 1192 tarihinde devletin başına geçmeyi başarmışsa da bu durum fazla uzun sürmemiş, 1196'da kardeşi II.Süleyman Şah tarafından sürgüne gönderilmiştir. Selçuklu sultanlarının aralarındaki bu mücadeleden yararlanan Bizanslılar da
    Kütahya ve Uşak yöresini yeniden ele geçirmişlerdir. Bu durum 1233 tarihine kadar sürmüştür.

    XIII.yüzyılın ilk yarısında Alaaddin Keykubat Uşak yöresini Anadolu Selçuklu topraklarına katmış ve bu dönemde Malatya yöresinden gelen Germiyanoğulları Uşak ve çevresine yerleşmişlerdir. Germiyanoğulları 1300 yılında burada bağımsızlığını ilan etmiş, bu durum Yıldırım Beyazıt'ın 1390'da yöreyi Osmanlı topraklarına katmasına
    kadar sürmüştür. Ancak Yıldırım Beyazıt Ankara Savaşı'nda (1402) Timur'a yenilince, Timur yöreyi yeniden Germiyanoğullarına vermiştir. Uşak ve yöresi 1429'da Germiyanoğullarının son hükümdarı II.Yakup Bey'in vasiyeti ile kesin olarak Osmanlı topraklarına katılmıştır.

    Osmanlı döneminde Anadolu eyaletinin Kütahya sancağına bağlı bir kaza konumunda olan Uşak, XVI.yüzyılda Celali İsyanlarından, XVIII.yüzyılda da Ayânların baskılarından etkilenmiştir. XIX.yüzyıl sonlarında Hüdavendigâr (Bursa) vilayetinin Kütahya sancağına bağlı bir kaza olarak yönetilmiştir. 1867 yılında Belediyesi kurulmuştur.

    Balkan Savaşları ve I.Dünya Savaşı'ndan sonra Makedonya ve Trakya göçmenlerinin bir bölümü buraya yerleştirilmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında 29 Ağustos 1920-2 Eylül 1922 arasında Yunan işgalinde kalmıştır. Yunan generali Trikopis Uşak'ta Elma Dağı'nda Türk kuvvetlerine teslim olmuştur. Bu dönemde Uşak yakılmıştır.
    Bu yangında Uşak kaza merkezindeki Kurtuluş Mahallesinin yarısı, Hamidiye, Sarayaltı ve Durak Mahallesinin tamamı yanmıştır. Uşak Ticaret ve Sanayi Odası tarafından yapılan incelemelerde 650 ev, l resmi bina, 3 hamam, 2 mektep, l hastane, 5 han ve otel. 5 cami ve mescit. 4 medrese. 2 kiremithane.
    2 fabrika. 26 çeşme ve su terazisinin yandığı tespit edilmiştir.

    Cumhuriyetin ilanından sonra Uşak, Kütahya vilayetinin bir kazası olarak kalmış, Teşkilat-i Esasiye Kanunu ile Banaz, Sivaslı, Karahallı ve Ulubey Nahiyeleri, Uşak Kazasına bağlanmıştır. 1953 yılında Uşak il konumuna getirilmiş, Manisa İlinden Eşme buraya bağlanmış ve diğer nahiyeler kaza konumuna getirilmiştir.

    Uşak ve çevresinde günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Blandaus Antik Kent kalıntıları, höyükler, Tümülüsler, Sivaslı'da Antik Sebaste kenti Roma ve Bizans kalıntıları, Ulubey Kanyonları, Selçikler Erice Köyü Ballıkaya Kilisesi, Bulkaz Dağı yamacındaki Delikkaya Kilisesi, Uşak Ulu Camisi (XV.yüzyıl),
    Burmalı Cami (XVI.yüzyıl), Çakoloz Camisi (XIX.yüzyıl), Şeyh Hacı kemal Türbesi (1892), Aliağa Çeşmesi (XVI.yüzyıl), Ciccim Çeşmesi (XIX.yüzyıl), Cankış Çeşmesi (1901), Çanlı Köprü (1256), Beyler Han Köprüsü, Halı Pazarı Köprüsü ve Türk sivil mimari örneklerinden Uşak evleri bulunmaktadır.
#26.08.2007 08:59 0 0 0
  • UŞAK EKONOMİSİ

    Kuruluşundan itibaren geçiminin önemli bir kısmını topraktan elde eden Uşak, tarihi gelişimi içinde halısı, kilimi ve buna benzer el sanatlarıyla tanınmıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Uşak Şeker Fabrikası'nın kurulmasıyla bir sanayi
    şehri görünümüne kavuşmuştur. Dokuma, tabakçılık, trikotaj ve toprak sanayisi ile irili ufaklı imalathane ve fabrikaları da içinde barındıran bir ekonomiye sahiptir.

    Uşak, Türkiye'de ilk sanayi kuruluşlarının ortaya çıktığı illerden biridir. Uşak'ta imalat sanayiinin kurulmasında belirleyici rolü halıcılık oynamıştı. Bölgede dış pazara yönelik üretimin gelişmesi ister istemez halı dokumacılığında kullanılan girdilerin bölgede üretilmesini
    gerektiriyordu. Halıyla ilgili girdilerin bir bölümü geleneksel yöntemlerle yapılıyordu. Ancak üretimin artmasıyla geleneksel olarak üretilen girdiler talebi karşılayamıyordu. Bu durum fabrikasyon üretimi zorunlu hale getiriyordu. Öteden beri ticarete yatkın girişimci
    Uşak'lı tüccarlar ilk yün ipliği fabrikasının yapımına giriştiler. İlk olarak 1905'te Bıçakçızade Biraderler ve Mehmet Zeki Kumpanyası İplik Fabrikası açıldı. Bunu 1917'de açılan Hamzazadeler ve Şürekası Şayak Fabrikası izledi. 20. yüzyıl başlarında Türkiye'de çok
    az sayıda fabrika olduğu düşünülürse, Uşak'ta iplik fabrikalarının Uşak'lı girişimciler tarafından kurulması ve yaşatılması dikkat çekicidir. 1913 yılında yapılan sanayi sayımına göre Türkiye'de yün ipliği üreten ve yün dokumacılığı yapan 13 kuruluş vardı ve bunun üçü Uşak'taydı.

    Alaşehir-Afyon demiryolunun 1869 yılında tamamlanmasıyla İzmir Metropolü ile Uşak arasında ulaşım kolaylaşmış ve kilim ve halı ticareti daha da canlanmıştır. Bu yüzden Uşak garının tarihi çok eskilere dayanır.


    1926 tarihli Uşak Şeker Fabrikası hisse senediCumhuriyet'in ilk yıllarında Uşak, Türkiye'nin sanayileşme hamlesine önderlik eden bir il olmuştur. Türkiye'nin ilk şeker fabrikalarından biri olan Uşak Şeker Fabrikası 1926'da işletmeye açılmıştır.
    Uşak Şeker Fabrikası,Cumhuriyet tarihindeki ilk özel yatırımdır.

    1970'lerden sonra Uşak imalat sanayiinde yeniden bir canlanma olmuştur. Büyük bir bölümü yerel sermaye tarafından gerçekleştirilen ve imalat sanayiinin çeşitli alanlarına dağılan çeşitli yatırımlar gerçekleştirilmiştir.

    Uşak kamu yatırımı almadan büyüyen tek ildir. Bu durum, halkın ticarete olan ilgisine bağlanabilir.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye'nin sanayileşme hamlesine öncülük eden Uşak, bu görevine zaman içinde de devam etmiştir. Ana üretim konusunu tekstil, deri ve seramik oluşturmaktadır. Hali hazırda Türkiye'de tüketilen zig derinin % 60'ı, gazlı sargı bezinin % 91'i,
    pelüş battaniyenin % 90'ı, yün ipliğin % 65'i, seramiğin % 22'si Uşak'ta üretilmektedir.

    Şehir de son tespit edilen durumlardan biri de; Türkiye'nin en zengin altın maden yataklarının Uşak'ta olmasıdır.

    Eşme'de el yapımı kilim, Sivaslı ilçesinde; çilek üretimi çok yoğundur. Banaz ilçesi de kiraz üretimi konusunda öncüdür. Sivaslı ve Banaz'da Haziran ayı içerisinde festivaller düzenlenir.
#26.08.2007 08:58 0 0 0
  • UŞAK COĞRAFYASI

    Ege Bölgesinin İçbatı Anadolu bölümünde yer alan Uşak, kuzeyde Kütahya, doğuda Afyon, güneyde Denizli ve batıda Manisa illeri ile çevrilidir. İl arazisi genel olarak dalgalı plato görünümündedir.
    Kuzey ve doğu kesimleri dağlık, güney ve batı kesimleri ise ovalar ve dalgalı arazilerden oluşmaktadır. İçbatı Anadolu Bölümünün orta yükseklikteki dalgalı düzlüklerinde kurulmuş olan Uşak'ın kuzeyini Murat Dağı, doğusunu Ahır Dağı( 1.915 m.)
    ile Bulkaz Dağlarının batı uzantıları engebelendirir. İlin en yüksek noktası Murat Dağı'nda Kartaltepe'dir (2.309 m.). İl merkezindeki Elma Dağı (1.805 m), Tahtalı Tepe (1.644 m.) ve Kocatepe (1.298 m.) ilin diğer yükseltileridir.
    Bunlardan Elmalı Dağı'nın üzerinde geniş yayla ve otlaklar bulunmaktadır.

    İl toprakları vadilerle yarılmış, engebeli yaylalar görünümündedir. Gediz vadi tabanının genişlediği alanlarda Küçük Banaz ve Uşak ovaları bulunmaktadır. Bu ovalar akarsuların taşıdığı alüvyonlarla kaplı olup, il yüzölçümünün %5,5'luk bölümünü kaplarlar.
    Uşak Ovası il merkezinin kenarında, deniz seviyesinden 890 m. yüksekliğinde, doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Bu ovanın üzerinde yüksekliği az olan volkanik tepeler sıralanmıştır. Büyük Menderes Nehrinin önemli kollarından Banaz Çayı kenarında,
    kuzeydoğu-güneybatı yönünde uzanan Banaz Ovası yer almaktadır.

    İl topraklarından kaynaklanan sular Büyük Menderes Nehri ve Gediz Nehri aracılığı ile Ege Denizi'ne dökülür. Kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda akan Banaz Çayı Ulubey'in yakınlarında Kazancı (Yavu) Deresi ile birleştikten sonra il sınırları dışında
    Büyük menderes Nehri'ne katılır. İl topraklarından kaynaklanan Hamam Çayı da yine il sınırları dışında Büyük Menderes Nehrine katılır. Karayol (Güre) Çayı ise kuzeybatıdaki Gediz Nehri'ne katılır. Büyük Menderes Nehri üzerindeki sulama, enerji ve
    taşkınları önleme amaçlı Adıgüzel Baraj Gölünün kuzey kesimi de il sınırları içerisindedir. Bunun dışında il toprakları içerisinde doğal bir göl bulunmamaktadır.

    İlin yüzölçümü 5.341 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 322.313'tür.

    Akdeniz iklimi ile Karasal iklim arasında geçiş özelliği gösteren bir iklime sahiptir. Sıcaklık ve yağış, Ege bölgesine göre düşük, İç Anadolu bölgesine göre daha yüksektir. Kışlar Ege'ye göre daha sert geçmektedir. Yağışlarda ilkbahara doğru bir kayma dikkati çekmektedir.
    Yıllık sıcaklık ortalaması değeri 12,3 derecedir.

    Uşak'ın bitki örtüsü genelde step görünümünde olup, Nehir boylarında söğüt, kavak ağaçları ve tarım alanları yer almaktadır. İlin yüksek kesimlerinde meşe, kızılçam, karaçam ve ardıç ağaçlarından oluşan ormanlar bulunmaktadır.
#26.08.2007 08:56 0 0 0
  • UŞAK NÜFUSU

    1924 Türk Ticaret Salnamesinde Uşak merkezinin nüfusu 15 bindir. Uşak kazasına bağlı nahiye ve köylerin (150 civarında köy ve Karahallı,
    Ulubey ve Banaz Nahiyeleri) nüfusu ise 70 bin'dir. Buna göre 1924'te Cumhuriyet' in 1. yılında Uşak'ta 85 bin kişi yaşamaktadır. 1926 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Devleti
    Salnamesinde ise Uşak' ın nüfusu. 91.298 kişi olarak verilmektedir.

    Cumhuriyet Devri'nin ilk nüfus sayımı 28 Ekim 1927' de yapılmıştır. Bu sayım sonuçlarına göre Uşak Kazası'nın toplam nüfusu 88.463 olarak tespit edilmiştir. Bunun 40.965'i erkek.
    47.678'i kadındır. Yine aynı nüfus sayımı sonuçlarına göre merkez nüfusu 16 887 dir.

    Uşak'ta nüfus artışı ülke genelinden düşük seyretmektedir. 1950-1955 yıllarındaki binde 68,10 luk artış, 1953 yılında Uşak'ın il olması ve Eşme'nin Manisa'dan ilimize bağlanmasından kaynaklanmaktadır.
    Son yıllarda Türkiye nüfusu artış hızına paralel bir düşüş görülmektedir.

    Son 25 yıl içinde Merkez ilçe dışında Sivaslı ilçesinde nüfus artışı gözlenmektedir. Merkez ilçe şehir nüfusu 1927 den bu yana 73 yıllık dönemde yıllık binde 28, 68 oranında artış göstermiştir.
    İlçelerde nüfus artışının çok az oluşu hatta bazı ilçelerde mutlak nüfus azalması nedeniyle merkez ilçenin genel nüfus içindeki payı sürekli artmıştır. 1965 yılında nüfusun % 37 si merkez ilçede yaşarken
    2000 yılında bu oran % 56 seviyesine yükselmiştir. Merkez ilçe ağırlıklı bir nüfusa sahip Uşak, bu ağırlığını diğer alanlarda da hissettirmektedir.

    noimage
#26.08.2007 08:55 0 0 0
  • YÖRÜK ALİ EFE

    Yörük Ali Efe, (d. 1895-Kavaklı, Sultanhisar, Aydın, ö. 23 Eylül 1951-Bursa), Kurtuluş Savaşı sırasında 16 Haziran 1919'da Malgaç Baskını ile düşmana ilk darbeyi vurmak suretiyle Aydın yöresinde düşman kuvvetlerinin ilerlemesini durdurmuş olan Türk kahramanı.

    Babası Sarıtekeli aşiretinden İbrahim oğlu Apti, annesi yine Yörüklerin Atmaca Aşireti'nden Fatma'dır.

    Yörük Ali 19 yaşına geldiğinde, Aydın (il) dağlarında dolaşan Alanyalı Molla Ahmet Efe'nin gurubuna katılmak istedi. Ağır bir sınavdan geçirilerek guruba alındı. Kısa zamanda Efe'nin ve tüm zeybeklerin güven ve sevgisini kazanarak gurupta ikinci adam konumuna yükseldi. Alanyalı Molla Ahmet Efe'nin Bozdoğan Kavaklıdere baskınında ölmesi üzerine Yörük Ali Efe olarak gurubun başına geçti. Dört yıldan fazla dağlarda dolaşan Yörük Ali Efe, bu süre içinde daima ezilenin mağdur edilenin, güçsüzün yanında oldu. Haklı olarak halk tarafından sevildi, itibar ve destek gördü.


    İstanbul, Büyükçekmece'de bulunan Yörük Ali Efe heykelciğiYörük Ali Efe 1919 senesinde dağdan indi. O sıralar düşman İzmir'i, ardından Aydın ve Nazilli'yi işgal etmişti. Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve bazı arkadaşları, Aydın İli'nin Çine ilçesi Yağcılar köyünde toplanarak, Sultanhisar ilçesine iki kilometre uzaklıkta Malgaç demiryolu köprüsü yanındaki güçlü ve tam teçhizatlı düşman karakoluna baskın yaptılar. Tarih:16 Haziran 1919. karakol tümüyle imha edildi. Oldukça önemli cephane ve erzak ele geçirildi. Bu baskın Batı ve Güney Anadolu'da düzenli, bilinçli, ve milli şuurla düşmana yapılan ilk baskındır. Bu önemli başarı halka ümit ve cesaret vermiş, düşmanın yurttan kovulabileceğine olan inancını arttırmış ve Yörük Ali Efe'nin liderliğini perçinlemiştir. Düşman beklemediği bu baskın karşısında paniğe kapılmış, Nazilli'deki kuvvetlerini Aydın istikametine çakmıştır. Ne yazık ki çevreyi yakarak, yıkarak, masum insanları öldürerek... Daha sonra 7. Tümen kumandanı Şefik Aker'in başkanlığında kurulan halk meclisinde oy birliğince alınan karar uyarınca Aydın, Yörük Ali Efe emrindeki kuvvetler tarafından kurtarılmıştır. Ancak takviye kuvvetlerle güçlenen düşman ordusu Aydın'ı ikinci kez işgal etmiştir. Artık kanlı savaşlar başlamıştır. Köşk, Umurlu ve Dörtyol cephesi kurularak olağanüstü cesaretle, donanımlı ve sayıca çok fazla olan düşman kuvvetleri büyük kayıplara uğratılmıştır. Böylece düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir süre düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engellenmiştir.


    Yörük Ali'nin Yenipazar'daki evinden hayat hikayesiDüzenli ordunun kurulması üzerine Yörük Ali Efe, emrindeki savaş deneyimi çok iyi olan büyük bir gurubu her ferdinin istek ve sevgisiyle orduyla bütünleştirmiştir. Kendisi de Milli Aydın Cephesi Komutanı olarak savaş sona erene kadar vatani görevini sürdürmüştür.

    Yörük Ali Efe alçakgönüllü bir insandı. Kurtuluş Savaşı'ndaki rolü ile ilgili olarak yapılan övgülere verdiği şu cevabı her zaman hatırlanacaktır:

    "Bazı kimseler savaş zamanında yapılan işlerin bir çoğunu bana ve başkalarına mal ederler. Bu yanlıştır. Bir kişinin, beş kişinin böyle büyük davalarda ne ehemmiyeti olur ki? Gönlünde vatan muhabbeti taşıyan her vatansever o günlerde bizim gibi düşünmüş, bizim gibi duymuş, ondan sonra da bizimle beraber olmuştur. Milli mukavemette aslan payını kendine ayırmakta hata vardır. Bir elin şamatası olur mu ki?"

    Cumhuriyet döneminde Yörük soyadını alan Ali Efe, Kurtuluş Savaşından sonra altı sene İzmir'de yaşadı, 1928 senesinde, Kurtuluş Savaşında bir süre karargahı olan Yenipazar'a taşındı. 1951 senesinde, İzmir'de geçirdiği tramvay kazasında bacaklarını kaybetmiş, 1953 yılında tedavi için gittiği Bursa'da ölmüştür.

    Yörük Ali Efe vasiyetinde Yenipazar'da toprağa verilmesini istedi. Ayrıca "Halkı iyidir, toprağı sever, toprağı seven insan sever. Ben orada rahat ederim dedi."

    Kuvayı Milliye'nin bu değerli komutanı TBMM tarafından İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Ayrıca Türk halkının onun adına yaktığı bir türkü de vardır.

    Yörük Ali Efe'nin Aydın 1997'de Aydın Belediyesi'nce yaptırılan heykeli, efelerin bıyıksız olamayacağı gerekçesiyle kaldırıldı ve 1998'de bıyıklı olarak yeniden dikildi. Ayrıca Yenipazar'da Yörük Ali Efe Müzesi'de yapılmıştır.
#26.08.2007 06:55 0 0 0
  • Akköprü (Dalaman)

    Muğla Dalaman ilçesinde, Dalaman Çayı üzerindeki bu köprü XI.yüzyılda yapılmış Selçuklu dönemine tarihlendirilmektedir.

    Muğla yöresinde yapılan ilk köprülerden biri olup, kervan yolunun önemli bir geçididir. Taş, tuğla ve horasan harçtan yapılmıştır. Günümüzde iyi bir durumdadır.



    İnce Kemer Köprüsü (Merkez)

    Muğla-Aydın il sınırında bulunan bu köprünün kitabesi bulunmadığından kimin tarafından ve hangi tarihte yaptırıldığı bilinmemektedir. Bununla birlikte mimari üslubundan XVI.yüzyılda, Osmanlı döneminde yapıldığı sanılmaktadır.

    Kesme taş ve moloz taştan yapılmıştır.



    Değirmen Çayı Köprüsü (Marmaris)

    Muğla Marmaris ilçesinde, Değirmen Çayı üzerinde bulunan bu köprünün kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Köprü XVI.yüzyılda, Osmanlı döneminde yapılmış ve sonraki yıllarda birkaç kez onarılmış olup, özgünlüğünden uzaklaşmıştır.

    Köprü moloz taş ve kesme taştan yapılmış olup, günümüzde kısmen harap durumdadır.


    Kemerli Köprü (Yatağan)

    Muğla Yatağan ilçesine bağlı Bozüyük beldesinde Akçay üzerindeki bu köprünün de kitabesi günümüze gelemediğinden ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak, Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos seferi sırasında, XVI.yüzyılda yaptırıldığı söylenmektedir.

    Köprü kesme taştan yapılmış olup, günümüze yalnızca yuvarlak üç kemeri gelebilmiştir.
#26.08.2007 05:55 0 0 0
  • Tavşanburnu Kaplıcası (Bodrum)

    Muğla ili Bodrum ilçesinin doğusunda Tavşanburnu yakınında, deniz kıyısında bulunan bu kaplıcanın suyu bağırsak, karaciğer, mide, safra kesesi hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.



    Karada Kaplıcası (Bodrum)

    Muğla Bodrum ilçesinin 5 km. güneyinde bulunan Karaada'da Fok Mağarası içerisinde çamur banyosu yapılan bir kaplıca bulunmaktadır. Bu kaplıcanın romatizma ve cilt hastalıklarına iyi geldiğine inanılmaktadır.



    Belceğiz Kaplıcası (Fethiye)

    Muğla ili Fethiye ilçesinin 123 km. doğusundaki Ovacık Köyü'nün yakınında, deniz kıyısında bulunan Belceğiz Kaplıcasının suyu bağırsak hastalıklarına iyi gelmektedir.



    Ölemez Kaplıcası (Köyceğiz)

    Muğla, Köyceğiz ilçesi Ölemez Dağı eteğinde, Sultaniye Köyü sınırları içerisinde, göl kıyısındaki bu kaplıca Türkiye'deki radyoaktivitesi en yüksek derecede olan kaplıcadır. Kaplıcanın suyu bağırsak, böbrek, mide, hormon ve romatizma hastalıklarının tedavisine iyi gelmektedir.



    Sultaniye (Kapniç) Kaplıcası (Köyceğiz)

    Muğla ili Köyceğiz ilçesine 6 km. uzaklıkta bulunan Sultaniye Kaplıcasının tarihi MÖ. Yıllara inmektedir. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminde bu kaplıca Şifa Yurdu olarak hizmet etmiştir. Özellikle Roma döneminde 400 hastaya aynı anda hizmet verecek kadar gelişmiş ve çağın önemli bir şifa merkezi konumunda idi. Kaynaklardan öğrenildiğine göre bu şifa yurdunun girişinde "Tanrılar adına buraya ölüm giremez" ibaresi yazılmıştır. Yakınındaki Ölemez Dağı da ismini bu kaplıcadan almıştır.

    Sultaniye Kaplıcasının suyu böbrek, karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır.
#26.08.2007 05:45 0 0 0
  • Yağcılar Hanı (Merkez)

    Muğla il merkezinde bulunan bu han 1493 yılında Osmanlılar döneminde yaptırılmıştır. Hanın banisi bilinmemektedir. Bu konuyla ilgili bir kitabesi günümüze gelememiştir.

    Osmanlı döneminde Muğla'nın önemli bir ticaret merkezi olan bu han, kesme taş ve tuğla hatıllı olarak yapılmıştır. Han avlu etrafında sıralanmış odalardan meydana gelmiştir. Değişik dönemlerde onarım ve ilavelerle özelliğini büyük ölçüde yitirmiştir. Han 1990 yılında mülk sahipleri tarafından onarılmış ve iş merkezi haline getirilmiştir.


    Hacılar Hanı (Merkez)

    Muğla il merkezinde bulunan bu hanın kitabesi günümüze ulaşamadığından, yapım tarihi ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Yapı üslubundan XIX.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Han avlu etrafında sıralanmış dükkânlardan meydana gelmiştir.

    Kesme taş ve tuğla hatıllı olarak yapılan han, günümüzde Belediye tarafından kamulaştırılmış ve restore edilerek Kültür Merkezi olarak kullanılmaktadır.



    Hacı Molla Hanı (Bodrum)

    Muğla Bodrum ilçesinde Kale Caddesi'nde bulunan bu han, Hacı Molla tarafından 1769 yılında yaptırılmıştır.

    Kesme taş ve tuğladan yapılan han iki katlı, kare planlıdır. Avlu etrafında sıralanmış mekânlardan meydana gelmiştir. İkinci katta odalar avluya açık bir revak çevresinde sıralanmıştır. Günümüzde iş merkezi olarak kullanılmaktadır.



    Kızıl Han (Milas)

    Muğla Milas ilçesi, Beçin'de bulunan bu han Orhan Bey Camisi'nin doğusunda yer almaktadır. Kitabesi günümüze ulaşamamakla beraber, XIV.yüzyılın başlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    Han moloz taştan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olan hanın yuvarlak kemerli giriş kapısı bulunmakta olup, avlu etrafında odalar sıralanmıştır. İki katlı olan hanın alt katında revaklar ve üzeri tonozlu ahırlar bulunmaktadır. Üst katta yolculara ait mekânlar bulunmakta olup, bunların üzerlerinin kubbe ile örtülü olduğu kemer izlerinden anlaşılmaktadır.

    Günümüzde harap ve yıkık bir durumda olan hanın tam olarak planını çıkarmak mümkün olamamıştır.

    Bu hanlar dışında Muğla'da bulunan hanların başlıcaları; Milas ilçesinde Hacı Abdullah tarafından 1885 yılında yaptırılan Sünnetçi Hanı, XIX.yüzyıla tarihlendirilen Çaputçu Hanı; Fethiye'de Ilıca Han, İncir Hanı, Karatoprak Hanı, Paşa Hanı, Davdur Hanı, Naldöken Hanı; Marmaris'te Osmanlı dönemine tarihlendirilen Taş Han'dır.
#26.08.2007 05:39 0 0 0
  • MUĞLA YEL DEĞİRMENLERİ


    Muğla yöresinde, özellikle Bodrum ilçesinde bulunan yel değirmenleri ilçenin simgesi konumundadır. Bodrum'daki yel değirmenleri ilk defa 1850'li yıllarda, bol rüzgâr alan tepelerde yapılmıştır.

    Tarihi kaynaklara göre ilk yel değirmeni MS.644 yılına tarihlenen İran-Afganistan sınırındaki Seistan'da görülmüştür. Bunun ardından MS.750-850 yıllarında Çin'de pirinç tarlalarının sulanması amacıyla kullanılmıştır. Sonraki yıllarda da doğuda ortaya çıkan yel değirmenleri, batıda geliştirilmiş ve bu değirmenler yatay eksenli bir konuma getirilmiştir. Tarihteki ilk yatay eksenli yel değirmeni Normandiya Krallığı zamanında XII.yüzyılın sonlarına doğru yapılmıştır.

    Kule tipi yel değirmenleri ise Akdeniz yöresinde yoğun biçimde yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda rüzgâr elektiriği de Danimarkalı Prof.Paul la Cour tarafından 1891 yılında yel değirmeninden yararlanarak üretilmiştir.

    Muğla ili Bodrum ve Milas ilçelerinde sıkça görülen yel değirmenleri kesme veya moloz taştan silindirik gövdeli olarak yapılmışlardır. Değirmenin üzeri ahşap konik bir çatı ile örtülmüştür. Ana duvarlar genellikle beyaz badana ile sıvanmış, bazen de taş gövdesi olduğu gibi bırakılmıştır. Yel değirmenlerinin içerisine yuvarlak kemerli basit bir kapıdan girilmektedir. Duvarlardaki küçük boyutlu mazgal pencerelerle içerisi aydınlatılmıştır. Ayrıca içeride ahşap katlar yapılmış ve zemine değirmen taşı ile buğdayı öğüten mekanizma yerleştirilmiştir. Bazı örneklerde de değirmenin yanında veya içerisinde un depoları da bulunmaktadır.

    Bu tür yel değirmenlerinin benzerlerine İspanya ve İtalya başta olmak üzere Akdeniz ülkelerinde rastlanmaktadır. Daha çok buğday öğütmeye yönelik olan bu değirmenlerin önlerinde ahşap malzeme üzerine yelken bezi türünden değirmen çarkı bulunmaktadır.

    Muğla yöresindeki yel değirmenleri günümüzde kendi hallerine bırakılmış, bazıları depo, samanlık ve ahır olarak kullanılmaktadır. Bu örneklerin bazılarının restore edilerek değirmen müzesi şekline sokulması, kültür varlığı yönünden yararlı olacaktır.



    noimage
#26.08.2007 05:29 0 0 0
  • TACETTİN AHMET GAZİ TÜRBESİ (MİLAS)

    Muğla Milas ilçesi, Beçin'de Menteşeoğullarından Tacettin Ahmet Gazi'nin türbesi 1375 yılında yaptırmış olduğu medresesinin eyvanı içerisindedir.

    Medresenin ana eyvanı içerisinde bulunan Taceddin Ahmet Gazi'nin mezar şahidesi üzerinde kitabesi bulunmaktadır. Burada "Ahmet Gazi Bey ibn İbrahim Bey ibn Orhan Bey ibn Mesut Bey, ibn Menteşe Bey ibn Elbistan Bey ibn Kuri" yazılıdır. Ayrıca kitabede Ahmet Gazi'nin 1391 yılında şehit düştüğü de belirtilmiştir. Buradaki yazıları Hacı Hatip İbn Hacı Hatip yazmıştır. Bu hattat Mustafa bin İsa bin Musa ismi ile tanınmıştır.

    Medrese eyvanı içerisindeki ikinci mezar şekil olarak Ahmet Gazi'ninkine benzemektedir. Yalnızca baş ve ayakucu şahidelerindeki yazılardan bu mezarın Ahmet Gazi'nin kızına veya eşine ait olduğu sanılmaktadır. Ayakucu şahidesindeki yazının tarihi silinmiştir. Bazı araştırmacılara göre de bu ikinci mezarın Menteşe Beyi İlyas Bey'e aittir.
#26.08.2007 05:13 0 0 0
  • MUĞLA SAAT KULESİ


    Muğla il merkezinde bulunan saat kulesini, giriş kapısı ve yanındaki çeşme kitabesinden öğrenildiğine göre, Muğla Belediyesi ilk başkanı Hacı Süleyman Ağa 1885 yılında yaptırmıştır. Mimarı Konstantin oğlu Filvari'dir. Kitabeyi de Muğla Rüştiyesi hocalarından ve Şahidi Mevlevihanesi Neyzeni Dede İsmail Hakkı Efendi yazmıştır.

    Kitabe:

    Sahibül hayr Hacı Süleyman Efendi
    Yine deryayı itâsını ikân eyledi zuhur
    Bahusus aktar-ı eshar vaktini ilân için
    Bu mahalle bir muvakkithane yaptı bi kusur
    Beldemizde misli nâmesbuk kebir çan saati
    Avrupadan celb edince herkese verdi süru
    Kalmadı hiç ihtiyaç cep saati taşımaya
    Aksi avaz ile alem vakti etti şuur
    Hem ziya şevkiyle buldu mücevher tarihi
    Geldi meydana muvakkithane bi evsa-ı vufur
    Harerehu İsmail Hakkı 1301 fi Şaban.

    Saat Kulesi, kesme taş ve tuğladan, kare planlı ve beş katlı olup, aşağıdan yukarıya doğru küçülmektedir. Kulenin alt katı muvakkithane olarak kullanılmıştır. Üçüncü, dördüncü ve beşinci katlarının köşeleri dışarıya doğru pahlı olup, her katta biraz daha küçülmektedir. Dördüncü katın üzerine sonraki yıllarda yapıya uyum sağlayamayan uzun bir bölüm eklenmiştir. Yuvarlak saat kadranı da bu son kata konulmuştur.

    Saat Kulesinin her katının cephelerine sivri ve yuvarlak kemerler yerleştirilmiştir. Bu pencerelerden muvakkithane pencereleri diğerlerine göre çok daha büyüktür. Saat Kulesinin yanında ve ona bitişik olarak Hacı Süleyman Efendi tarafından bir çeşme eklenmiştir.



    noimage
#26.08.2007 05:09 0 0 0
  • BODRUM KALESİ (BODRUM)

    Muğla Bodrum ilçesinde bulunan kale, iki liman arasında üç tarafı denizle çevrili kayalık bir yarımada üzerinde yer almaktadır. Bodrum'un 1402'de Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilişinden hemen sonra başlanan kalenin ilk duvarlarını Alman Mimar Heinrich Sclegelhold (1415-1437) yapmış, onu izleyen yıllarda ise kale yenilenmiştir.

    Halikarnassos'ta bir deprem sonucunda yıkılan Maussollos'un mezar anıtının taş blokları, heykelleri, kabartmaları, mimari parçaları bu kalenin yapımında kullanılmıştır.

    Kareye yakın bir plân düzenindeki kale, yaklaşık 180x185 ölçüsünde olup, en yüksek yeri deniz seviyesinden 47.50 m. yükseklikteki Fransız Kulesidir. Bu kulenin yanı sıra 1480'de John Candali İngiliz Kulesi'ni, Angelo Musvettola 1436'da İtalyan kulesini yapmış, onları Alman ve Yılanlı Kule izlemiştir. Burada yaşayan Saint Jean Şövalyeleri deniz yönünden gelecek bir hücuma karşı kendilerini güçlü kılmak için kara yönünü çift taraflı kalın duvarlarla takviye etmişlerdir. Kaledeki son değişikliği de Grand Master Pierre d'Aubusson 1476-1503'te yapmıştır.

    Bodrum Kalesi'nde Rodos Şövalyeleri 1 Ocak 1523 yılına kadar burada hüküm sürmüş, bu tarihten sonra da Kanuni Sultan Süleyman'ın komutanlarından Palak Mustafa Paşa tarafından teslim alınmıştır.

    Kalenin doğu duvarı dışında kalan karaya yönelik duvarları çifte beden duvarları ile takviye edilmiştir. Bunun da nedeni Şövalyelerin denizde güçlü donanmaları olduğundan, denizden yapılacak hücumları kolaylıkla karşılayabilmek düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de kalenin deniz surları diğerlerine göre daha zayıf yapılmıştır. İç Kaleye yedi kapı ile girilmektedir. Bunlardan birinci kapı kalenin kuzeybatı köşesindedir. Karakol yanından bir rampa ile çıkılan bu kapı meyilli yolun arkasında kalmaktadır. Böylece herhangi bir saldırıda kapı, top atışlarına karşı korunaklı hale getirilmiştir. Kapının mermer lentosu üzerine Grekçe bir yazıt yerleştirilmiştir. Bu yazıtta 1512-1513 yıllarında kalede komutanlık yapan Jacques Gatineau'nun kalede casusluk edeceklerin cezalandırılacağı belirtilmiştir. Bu kapıdan Kuzey Hendeği diye isimlendirilen bir bölüme geçilmektedir. Kapının iç tarafında üçlü bir arma grubu bulunmaktadır. Bu armalar Haçlı Seferleri sırasında Avrupalıların kullandığı motif ve işaretlerdir.

    Bodrum Kalesi'nin duvarlarında buna benzer 249 arma bulunmaktadır. Bu armalar çoğunlukla birbirine benzemektedir. Üzerlerinde haçlar veya bantlar, ejder ve arslan figürleri bulunmaktadır.

    Kalenin birinci kapısının iç tarafında bulunan üçlü arma grubunun ortasındaki arma, kale komutanı Jaques Gatineau'ya aittir. Bunun üzerindeki iki arslanlı arma ise, devlet başkanı Gui de Blanchfort'a aittir. Bu armaların altındaki Latince kitabede; "İnanç, Katolik Kilisesi adına burada Gatineau tarafından korunacaktır" yazılıdır. Bu girişten eğimli bir yol ile ikinci kapıya ulaşılmaktadır. Bu kapının üzerinde de en üstte taçlı bir kartalın olduğu üçlü bir arma grubu bulunmaktadır. Bu armalar Fabrizio del Carretto (1513-1521), Cornelius Hamberoeck (1517-1518), Jacques Aylmer De La Chevalerie'e aittir. İkinci kapıdan sonra küçük bir avluya geçilmektedir. Bu avlunun denize bakan yönünde liman kulesi bulunmaktadır. Top koruganları da buraya yerleştirilmiştir. Bugün bu koruganlar müzenin sanat galerisi olarak kullanılmaktadır.

    Kalenin üçüncü kapısı çok iyi korunmuş olup, duvarın içerisinde aşağıdan yukarıya doğru hareketli demir levha içerisinde kapı boşluğu ve yağ delikleri bulunmaktadır. Bu kapı üzerinde de Philibert De Naillac'ın (1396-1421) arması bulunmaktadır. Bu arma mavi zemin üzerine yapılmış iki beyaz leopardan oluşmaktadır. Bunun altındaki haçlı armanın kime ait olduğu bilinmemektedir. Bu kapıdan sonra kalenin batı hendeğine ulaşılmaktadır. Buradaki kale duvarlarının yeşil taşları Mauseleum'dan getirilmiştir.

    Dördüncü kapının karşısında Liman Kulesi nişi içerisine bir Roma komutanının heykeli yerleştirilmiştir. Merdivenli bir tonoza açılan dördüncü kapı üzerinde Amaury d'Amboise'nin (1503-1512) arması bulunmaktadır. Dördüncü kapının solunda XIV.yüzyılda yapılmış Türk kalesine ait duvarlar bulunmaktadır. Dördüncü kapının duvarları üzerinde St.George'nin ejderhayı öldüren bir kabartması bulunmaktadır. Buradan iç kaleye geçebilmek için dar bir yol takip edilmektedir. İç kaleye tonozlu bir koridorla girilmektedir. Bu koridorun altında bir sarnıç bulunmaktadır. İç kale girişi üzerinde de Amauri d'Amboise'nin (1503-1512), kale komutanı Jacques Aylmer De La Chevalria'nın armaları bulunmaktadır.

    İç avlunun sağında gotik üslupta küçük bir şapel görülmektedir. Şövalyelere ait olan bu şapel, kalenin yapımıyla birlikte 1402-1437 tarihlerinde yapılmıştır. Daha sonra 1519-1520 yıllarında da İspanyol şövalyeleri tarafından onarılmıştır. Şapelin ön cephesi bezemeli olup, içeriye ortada büyük yanlarda iki küçük kapıdan girilmektedir. Orta kapı üzerindeki üst üste iki pencere bitkisel bezemelerle süslenmiş olup, gotik üsluptadır. Şapelin güneyinde Osmanlı döneminde yapılmış bir hamam bulunmaktadır. Kale duvarlarına bitişik olan bu hamam dikdörtgen planlı olup, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümlerinden oluşmuştur.

    Kalenin kuzeydoğu köşesinde İngiliz Kulesi bulunmaktadır. Kulenin temelleri ana kaya üzerine oturtulmuştur. Üç katlı olan kulenin batısında biri sur dışında, diğeri de kuzeyde iç kalede olmak üzere iki girişi vardır. Günümüzde bu kule müzenin cam laboratuarı olarak kullanılmaktadır. Kulenin alt katında deniz seviyesine kadar inen birbirleri ile bağlantılı iki zindanı bulunmaktadır. Batı duvarının üzerinde Arkaik dönemde yapılmış bir arslan görülmektedir. Bu arslanın üzerinde de İngiliz Kralı IV.Henry'nin (1399-1413) kraliyet arması bulunmaktadır.

    Bodrum Kalesi'nde İngiliz Kulesi dışında Yılanlı Kule, İtalyan Kulesi, Fransız Kulesi ve Alman Kulesi bulunmaktadır. Kalenin en eski kulesi olan Yılanlı Kuleye, girişinin yanındaki yılan kabarmasından ötürü bu isim verilmiştir. Fransız Kulesi ile İtalyan Kulesi daha geç dönemde yapılmıştır. İngiliz Kulesi yakın tarihlerde onarılmıştır.

    Bodrum Kalesi 1964'te Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi adı ile ziyarete açılmıştır. Sualtı arkeoloji ve araştırmalarında ele geçen eserlerin oluşturduğu zengin bir müzedir. M.Ö.IV.-III.yüzyıllara tarihlendirilen Knidos, Rodos, İstanköy amforaları, Serçe Limanı kazısında çıkarılan Bizans batığı (M.S. XI.yüzyıl), Loryma antik kenti yakınlarında bulunan Cam batığı (M.S.XI.yüzyıl), Yassıada batıkları (M.Ö.XIV-M.S.XI.yüzyıl), M.S.VII.yüzyıl batığı, sikke ve mücevher örnekleri, Geç Miken devri eserleri ile camlar müzedeki belli başlı eserlerdir.




    MARMARİS KALESİ (MARMARİS)

    Muğla Marmaris ilçesi Kemeraltı Mahallesi'nde, yüksek bir tepe üzerinde bulunan kale Osmanlı döneminde 1521'de yapılmıştır. Bu kale ile ilgili bir söylentiye göre; Kanuni Sultan Süleyman Rodos Savaşı dönüşünde bu kaleyi beğenmemiş ve mimarını astırmıştır. Bu yüzden de Marmaris isminin "Mimarı As" anlamından geldiği söylenmektedir.

    Kalenin yapımından söz eden Evliya Çelebi burasının askeri bir üst olarak kullanıldığını belirtmiştir. Kale ana kaya üzerine dört tabyalı olarak düzgün taşlardan örülmüştür. Giriş kapısı üzerinde kitabesi bulunan kale içerisinde Dizdar, İmam, Kayyum ve nöbetçilere ait birer oda bulunduğunu Evliya Çelebi'den öğrenmekteyiz.

    Piri Reis'in çizdiği haritada Marmaris Kalesi görülmemektedir. Kalenin tarihlendirilmesi ile ilgili bir başka görüşe göre, Kanuni Sultan Süleyman bu kalenin yapımını özellikle istemiştir. Kanuni Sultan Süleyman'ın 1520'de tahta çıktığı dikkate alınacak olunursa kalenin yapım tarihinin de 1521 olması düşünülmektedir.

    Kaleye bugün mahalle aralarından, dar ve basamaklı bir sokaktan girilmektedir. Bu sokağın girişinde Hafsa Sultan'ın kervansarayı da bulunmaktadır. Kale duvarları kesme taştan olup, 120 m. uzunluğunda ve 10 m. genişliğindedir. Kalenin yedi küçük bir de büyük odası vardır. Kalenin beşik tonozlu girişi avluya açılmaktadır. Avlunun sağ ve solundaki merdivenlerle de surlara çıkılmaktadır.

    Kalenin büyük bir bölümü I.Dünya Savaşı sırasında, 1914'te bir Fransız savaş gemisinin topu ile yıkılmıştır. Bundan sonra Marmarisliler tarafından içerisinde bir mahalle kurulmuştur. Kaynaklarda kale içerisinde 18 ev ve bir çeşme ile sarnıç olduğu belirtilmektedir.

    Kale 1980-1990 yılları arasında restore edilmiş ve 1991 yılında Marmaris Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
#26.08.2007 05:06 0 0 0
  • VAKIFLAR HAMAMI-ELVAN BEY HAMAMI

    Karya ilini 1284 Tralles (Aydın Güzelhisarı) savaşindan sonra Bizans'tan alan Menteşe Bey, bağlı olduğu Selçuklu Sultanlığı'nın çöküş döneminde, Emir-ül Sevahil ünvaniyla beyliğini kurdu.


    14.yüzyıl, Menteşe Beyliği'nin Menteşe ilinde yaptığı eserlerle doludur. Camiler, Medreseler, Hanlar, Hamamlar, Zaviyeler ve Tekkeler yapılan imaretler arasında başlıca sırayı tutar."
    "14. yüzyılın başlarında, Milas Beçin kalesinde oturan babası Menteşe Bey'i, Orhan Bey'in Muğla Valisi olarak Muğla merkezde görev yapan İbrahim Bey, Hicri 745, Miladi 1344 yılında şimdi Ulucami olarak bilinen, tarih içinde Elvan Bey veya Camikebir olarak da geçen camiyi yaptırır.

    Devrin anlayışı ve geleneği, yaptırılan camiler için ayrı vakıflar kurulur. Vakfedilen dükkan, hamam ya da tarla sağladığı gelirleri itibariyle camilerin veya medreselerin temizlik,onarım,tadilat masraflarını karşılar. İmam, hatip ve müezzinlerin aylıklarını sağlar



    noimage


    noimage
#26.08.2007 04:28 0 0 0
#26.08.2007 04:15 0 0 0
  • ULU CAMİ (MERKEZ)
    Muğla il merkezinde, elektrik fabrikasının karşısında bulunan Ulu Cami'yi, kitabesinden öğrenildiğine göre, Menteşeoğullarından İbrahim Bey 1344 yılında yaptırmıştır.

    Kitabe:

    "Bismillâhirrahmanirrahim Benel emir'ul kebir'ül ecellü İbrahim Bey İbn Orhan kemâ kalen nebüyyü Aleyhisselâm. Men benâ mesciden Lillâhi ben Allahû lehu beyten fil cenneti. Senet'i hamsin ve erbâun ve seb'a mie."
    Caminin son cemaat yerindeki mihrap üzerinde de rika yazı ile Abdizâde tarafından 1838 yılında onarıldığını gösteren bir başka kitabe daha bulunmaktadır. Bundan sonra yangın geçiren camiyi Hacı Nazife Hanım onarmıştır.
    Cami kesme ve moloz taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmış, üzeri çatı ile örtülmüştür. Yanında taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli tek şerefeli minaresi vardır. Caminin mihrap ve içerisinde mimari ve sanat
    tarihi yönden dikkati çeken bezemesi bulunmamaktadır.


    ŞEYH CAMİSİ (MERKEZ)
    Muğla Şeyh Bedrettin Mahallesi'nde bulunan bu camiyi Şeyh Bedrettin 1565 yılında yaptırmıştır. Cami Menteşe Mütesellimi (Tanzimat öncesi vergi toplayan devlet memuru) Tavaslı Osman Ağa'nın eşi
    Ümmü Gülsüm Hatun tarafından 1831 yılında ilk onarımı yapılmıştır. Osman Ağa ayrıca camiye geniş vakıflar yaptırmıştır. Caminin ikinci onarımını Şerif Efendi ile Ragıp Efendi 1896 yılında yaptırmıştır.

    Caminin ikinci onarımına ait Hattat Hamzazade İbrahim Ethem Efendi'nin yazmış olduğu 1896 tarihli onarım kitabesi:

    "Bu bir Nuran'i Mesciddir. Yapup evvelce Bedreddin
    Girenler buldu kutsiyet vahdi evânı saatte
    Habibe ile giyup zevci saadet tacı Ragıp
    Bak eser cami-i yaptı Şerif eşrafı saatte."



    MUSTAFA PAŞA CAMİSİ (BODRUM)
    Muğla Bodrum ilçesi İskele Meydanı'nda, Bodrum Kalesi'nin karşısında bulunan bu cami, Bodrum'a tersane yapmak üzere gelen Kızılhisarlı Mustafa Paşa tarafından 1723 yılında yaptırılmıştır.
    Halk arasında bu camiye Eski Cami de denilmektedir.Giriş kapısı üzerinde yapım kitabesi bulunmaktadır.

    Kitabe:

    "Hüdâ bir kulun tergip edince böyle hayrata
    Mücahit fi sebilullah o Gazi Mustafa bil kim
    Müyesser itmamı duhuliden desün âmin
    En teselli düşer daim nice türlü ibadete
    İdüp ihya Beytullaha talip oldu margate
    Dualar çün anın tarih dâhil ola cennete."

    Cami kesme taştan, kareye yakın dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. Üzeri çatı ile örtülüdür. Önünde birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlı iki sütunlu, üç bölümlü bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Mimari yönden bir özellik göstermemektedir.
    Caminin yanında taş kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.



    FİRUZ BEY CAMİSİ (MİLAS)
    Muğla Milas ilçesi, Firuz Paşa Mahallesi'nde bulunan bu cami, girişindeki dört satırlık sülüs yazılı Arapça kitabesinden öğrenildiğine göre, 1394 yılında Menteşe Valisi Hoca Firuz Bey tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında Kurşunlu Cami ismi ile de
    tanınan bu cami mavi damarlı mermer kaplamalarından ötürü de Evliya Çelebi tarafından Gök Cami olarak tanıtılmıştır.

    Erken Osmanlı mimarisinin zaviyeli ve ters T planlı mimari tipindendir. Cami birçok kez onarılmıştır. Caminin üst kısımları ile kuzeyindeki şadırvanı XIX.yüzyılda yapılmış, minberi ile kapı kanatları 1875 yılında İstanbul'a götürülmüş ve yerlerine yenileri yapılmıştır. Avusturyalı gezgin A.Von Prokesch
    1824-1826 yıllarında Milas'a gelmiş, cami çevresinde içerisinde zambakların olduğu bir hazireden söz etmiştir. Ancak bu hazireden günümüze hiçbir iz gelememiştir. Yalnızca Firuz Bey'in eşine ait mezar bulunmaktadır.

    Cami kesme taştan yapılmıştır. Önünde üç bölümlü bir son cemaat yeri ile giriş mekânının iki tarafında birer yan mekânlı hücresi bulunmaktadır. Kare planlı orta bölüm sekiz dilimli bir kubbe ile dikdörtgen planlı yan bölümler beşik tonozlarla örtülmüştür. Avlu zemininden iki basamak aşağıda bulunan
    son cemaat yeri beş sivri kemerlidir. Kuzey cephesinde dikdörtgen bir kapı ile geçilen giriş mekânı kare planlı olup, üzeri tonozla örtülmüştür. Buradan ikişer basamakla doğu-batı eksenine açılmış basık kemerli kapılar ile yanlardaki hücreye geçilir. Bu bölümlerden doğudaki tromplarla, batıdaki ise
    üçgenlerle geçilen birer kubbe ile örtülmüştür. İbadet mekânını örten kubbe diğerlerinden farklı olup, çift katlı ve sekizgen kasnaklıdır. Kasnağın doğu, güney ve batı yüzlerinde alçı şebekeli, yuvarlak birer pencere bulunmaktadır.

    Caminin dış cephesi özenli bir işçilik gösteren mavi damarlı mermerlerle kaplanmıştır. Kubbeler kurşunla örtülmüştür. Caminin bezemesi daha çok son cemaat yeri, giriş, mihrap ve ibadet mekânında görülmektedir. Özellikle üç sıra mukarnas şeridi ile çevrili olan kapının üzerinde çift renkli taş işçiliğini
    yansıtan sivri kemerli bir alınlık bulunmaktadır. Buradaki kitabe çevresinde gül, karanfil ve yaprak motiflerinden oluşan bitkisel malzeme ile kapı lentosunun altında palmet, rumi ve lotuslar dikkati çekmektedir.

    Mihrap iki sıra mukarnasla çevrilmiş ve bunların üzerine palmetle sonuçlanan tepelikler yerleştirilmiştir. Mihrabın iki yanındaki yazılardan yapının Hasan Bin Abdullah el-Benna; bezemelerinin de Musa Bin Abdullah en-Nakkaş tarafından yapıldığı öğrenilmektedir. XIX.yüzyılda buraya konulmuş olan mermer
    minber kıvrık dal, spiral ve zencerek motifleri ile bezelidir. Ayrıca ibadet mekânı ile yan mekânların üzeri de kıvrık dal, rumi ve palmet motifleri ile süslenmiştir.

    Cami 1974, 1977 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmış, kubbe kasnağı içerisindeki kalem işleri ile birlikte yenilenmiştir.

    Caminin yanında, cami ile aynı tarihte yapılan medresesi bulunmaktadır.
#26.08.2007 03:26 0 0 0