Çine; kuzeyinde Köşk ve Merkez İlçe, güneyinde Muğla ili, doğusunda Bozdoğan, kuzeydoğusunda Yenipazar, batısında Karpuzlu ve Koçarlı ilçeleri ile çevrilidir. Büyük Menderes havzasının güneyinde Madran dağının
güneybatı eteklerinde Aydın-Muğla yolu üzerinde yer alır. Merkez ilçeye 38 km. uzaklıktadır. İlçe verimli toprakları, doğal koşullarının elverişliliği ve ticaret yolları üzerinde olması nedeniyle tarihi çok eskilere dayanır.
Zamanla; İon, Karya, Lidya, Pers, Roma ve Bizansların egemenlikleri altında kalmıştır. Selçuklu hakimiyetinde Bizans topraklarına yapılan akınlarla büyük çatışmalar yaşayan Çine, daha sonraları Menteşoğulları Beyliğine katıldı.
İlçede ilk yerleşme 8 km. güneyde, günümüzde Eski Çine olarak bilinen yerde oldu. Burası 1426 yılında II.Murat zamanında Osmanlıların eline geçti. Bugünkü Çine, Kıroba isimli küçük bir köydü. 1877-1878 Osmanlı-Rus(93) harbi sonunda Filibe,
Çırpan, Zağra' dan gelenlerin yerleşmesiyle 1880' de II.Abdulhamit tarafından ilçe yapıldı. Onun ismine atfen kasabanın diğer adı da Hamitabad oldu.
Önceleri Muğla iline bağlı olan Çine tanzimattan sonra Aydın' a bağlandı. 1900 yılında büyük bir yangına sahne olan ilçe yeniden imar edildi.
Ekonomisi tarım, orman ve hayvancılığa dayalıdır. Bitkisel üretim Çine ve Akçaova ovalarında yoğunlaşmıştır. Pamuk, tütün, zeytin ve yer fıstığı gibi geleneksel ürünlerin yanı sıra son yıllarda meyve, sebze ve seracılık üretimde ilçeyi oldukça söz sahibi yapmıştır.
Çevredeki çırçır, zeytinyağı fabrikaları, sabun atölyeleri ve maden ocakları ilçe sanayini oluşturur. Bunlardan başka metal işleme ve imalat tesisleri vardır. Hayvancılıkta özellikle süt inekçiliği ve besicilik halkın başlıca geçim kaynağını oluşturur.
İçme suyu Çine belediyesinin en büyük gelir kaynaklarından biridir.
Bozdoğan İlçesi' nin M.S. 13. yüzyılda Türkler tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Selçuklu döneminde Bizanslılardan alınan bu bölgeye
Anadolu'nun birçok yöresinde olduğu gibi Türk boyları getirilip yerleştirilmiştir. Bu bölgeye yerleşen Bozdoğanlı aşireti sebebiyle isminin Bozdoğan olduğu sanılmaktadır.
800 yıllık uzun bir geçmişe sahip olan Bozdoğan,Tanzimat' tan sonra yapılan idari yapılanma sonucu kaza olmuştur.Bozdoğan tarihi eserler bakımından zengin sayılabilir.
Doğu komşusu Karacasu ilçesinde bulunan Afrodisyas antik kentine çok yakın olması sebebiyle eski tarihlerde de insanların yaşadığı, yerleşim yerleri kurduğu bir bölge olmuştur.
İlçede yapılan kazılarda birçok tarihi eser çıkarılmıştır. Kavaklı Köyü yakınlarında Arya devletinin (Barkasa) şehri, Koyuncular Köyü yakınlarında (Neopolis) şehri kalıntıları bulunmuştur.
Körteke köyündeki (Körteke Kalesi), şu an Kemer Barajı suları altında kalan Kemer Köprüsü, Konaklı ve Örtülü Köylerinde bulunan su sarnıçları en önemli tarihi eserleridir.
Ayrıca Osmanlı dönemine ait eserler arasında Çarşı , Papuçoğlu, Baltacıoğlu, Hıdırbaba camileri ve ilçenin değişik yerlerinde bulunan höyükler bulunmaktadır.
İSMİNİ ALIŞI
İsmini alışı konusunda 2 değişik söylenti vardır:
1- Bozdoğan, Boz ve Doğan sözcüklerinin birleşiminden oluşan bileşik bir kelimedir. Efsaneye göre Selçuklu Beylerinden Boz Bey kendine bağlı obalarla Madran Tepesine, Doğan Bey de
Hıdırbaba tepesine yerleşmiştir. Bir süre sonra bu obalar çoğalarak birleşmişlerdir. Şimdiki Bozdoğan'ı kurmuşlardır.
2- Bozdoğan eski Türklerde kullanılan bir saldırı silahıdır. Askerler tarafından kullanılan ve atların eyerlerinde asılı duran altı toplu bir gürzdür. Eskiden bir Türk aşireti bu silahları
kullandığı için Bozdoğanlı Aşireti ismini almıştır. İlk kurucuları Bozdoğanlı Aşiretine mensup olduklarından bu yerleşim yerine Bozdoğan ismi verilmiştir.
Bozdoğan İlçesi; Ege Bölgesinin kıyı Ege kesiminde Menteşe yöresinde yer almaktadır. Aydın İli' nin Güneydoğusu' nda Madranbaba Dağı' nın eteklerinde kurulmuştur. Arazisi Büyük
Menderes nehrinin en büyük kolu olan Akçay' ın oluşturduğu vadi içinde yer alır.
Bozdoğan İlçesi; güneyde Muğla ve Denizli İlleri,doğuda Karacasu İlçesi,batıda Çine ve Kuzeyde Nazilli İlçeleriyle komşudur. Ayrıca Kuzeybatısında az bir sınırla Yenipazar İlçesiyle de komşuluğu vardır.
849 km2 yüzölçümü ile Aydın İli topraklarının % 10,6' sını kaplar. Yüzölçümü ve Köy sayısı ile Aydın' ın en büyük ilçelerinden biridir. Bozdoğan, Aydın'a 72, Nazilli'ye 30 km uzaklıktadır.
Bozdoğan' da sanayi de gelişmektedir. Bozdoğan denince akla ilk gelen Madran Suyudur. Madranbaba dağındaki kaynaklardan çıkan su ülkemizin en iyi memba suyudur. Bu nedenle ilçemizin en büyük sanayi
tesisi Pınar Madran memba suyu şişeleme ve dolum fabrikasıdır. Ayrıca ilçemizde zeytin sıkma ve işleme, biber işleme fabrikaları bulunmaktadır.
Körteke Köyü' ndeki linyit ile Başalan Köyü'ndeki Mermer ilçemizin en önemli madenleridir.
Halkın çoğunluğu tarımla geçinir. Son yıllarda kurulan sanayi tesisleri sayesinde ilçenin ekonomisinde gözle görülür bir ilerleme olmuş bu durum çarşı esnafına yansımış ve ilçedeki ticareti de canlandırmıştır.
Buharkent İlçesi Aydın il merkezinin 86 km doğusunda İzmir-Denizli karayolu üzerindedir.
Sıcak suyu ve jeotermal enerji santraliyle ünlü bir ilçedir.
Buharkent nüfusunun temelini teşkil eden Ortakçı Köyü, 1901 yılı Eylül ayının 14. gününü 15. gününe bağlayan gecede büyük
bir deprem geçirmiştir. Bu depremde 53 kişi hayatını kaybetmiş, köy oturulamaz hale gelmiştir. Burhaniye adını alması da dönemin Padişahı
2. Abdülhamit'in 18. oğlu olan Burhanettin'e izafeten almıştır. Diğer bir rivayete göre, kurulmasında özel ilgi gösteren İzmir Valisi Kamil Paşanın oğlu
Burhanettin'den Burhaniye adını aldığı söylenmektedir.
Kuruluşundan hemen sonra bünyesinde büyük bir nüfus toplayan ve ona paralel olarak gelişen Burhaniye'de 2. Meşrutiyetin ilanına müteakip 1908 yılında belediye
statüsüne kavuşmuştur. 1 Mart 1954'de halkın isteği doğrultusunda Burhaniye'ye ikinci defa belediye teşkilatı kurulmuştur.
1955 yılına kadar Kuyucak ilçesine bağlı bir kasaba olarak kalan Burhaniye 1955 yılında, 8 bağlı köyü ile birlikte Bucak teşkilatına kavuşmuştur.
Bu zaman içerisinde 1 Mart 1942 yılına kadar Nazilli İlçesine, bu tarihte Nazilli ilçesinden ayrılarak Denizli - Sarayköy ilçesine bağlanmış,
1 Mart 1953 yılında Kuyucak'ın ilçe olması üzerine Kuyucak ilçesine bağlanmıştır.
Burhaniye kasabası 18 Haziran 1987 tarihinde yürürlüğe giren 3392 sayılı Kanunla ilçe teşkilatı statüsüne kavuşarak 3 Eylül 1988 tarihinde
fiilen teşkilatlanarak Buharkent ilçesi olmuştur.
Toplam yüzölçümü 121 Km2, İlçe merkezinin rakımı ise 160 metredir.
2000 Yılı Nüfus Sayımı sonuçlarına 12 984 kişi yaşayan ilçede 1 bağlı belediye ve 8 köy bulunmaktadır.
İlçenin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Sahip olduğu arazinin büyük bir kısmı sulanamayan kıraç, ormanlık alanlarla kaplıdır. İlçede 1968'de başlayan tavukçuluk
faaliyeti ile 80'e yakın olan tavuk çiftliklerinde çalışanlarla birlikte 400'e yakın aile geçimini bu alanda sağlamaktadır. Genellikle yumurta tavukçuluğu yapılmaktadır.
Son yıllarda et tavukçuluğu da gelişmeye başlamıştır.
Aydın mutfağı, Türkiye'nin çok zengin, çeşidi bol ve lezzetli mutfakları arasındadır. Yörenin zeytinyağlı yemekleri, incir,üzüm ve bunlardan yapılan şaraplar, narenciye ürünleri, turunç reçeli ve çipura, kefal,
mercan ve barbunya gibi zengin balık çeşitlerinin tadılması tavsiye edilir. Yörenin kendine özgü yemeklerinden bazıları; çorbalardan tarhana çorbası, kulak çorbası; yemeklerden acılı güveç, patlıcan biber kızartma, zeytinyağlı kırlı kızartma,
zeytinyağlı taze ve kuru börülce, patlıcan kavurma, sarmaşık ve kedirgen kavurma, yaprak sarma, etli nohut yahnisi, nohutlu kereviz, etli enginar, arap saçı,ciğer sote, imambayıldı, keşkek, tandır kebap, yuvarlama (sıkma), paşa böreği,
cilav(ayran böreği); salatalardan patlıcan-biber teretoru (turşusu), börülce teretoru, turp otu salatası, semizotu salatası, çingene pilavı; tatlılardan ise irmik helvası, zerde, muhallebi, sütlaç, aşure, lokma, pelvize tatlısı, paşa böreği,
yuvarlama, ısırganotu böreği sayılabilir.
Çilek üretimi, kalitesi, aroması ile Atça çilekleri Türkiye'nin en iyi çilekleri arasında gösterilmektedir. Bu çilekler Türkiye`nin birçok yerine ulaşmakta ve yurtdışına da ihraç edilmektedir.
Uluslararası Atça Çilek Festivali =
Her yıl mayıs ayında düzenlenen Uluslararası Atça Tarım, Çilek, Kültür ve Sanat Festivali'ne de pek çok turist gelmektedir. Yurt dışından davet edilen öğrenciler de kendilerine özgü halk danslarınıyla Atça festivaline katılmaktadırlar. Festivale her yıl ünlü sanatçılar
ve devlet adamları da iştirak etmektedir.
2006 yılında 1 Mayıs - 7 Mayıs tarihleri arasında yapılan 6. Uluslararası Atça Tarım Çilek Kültür ve Sanat Festivali'ne Gürcistan, Bulgaristan, Bosna-Hersek, Sırbistan-Karadağ'dan halk dansları ekipleri ile Ekvador ve Peru'dan müzik grupları iştirak etmişlerdir.
Çeşme, İzmir'de 13 Mayıs 2006'da yapılan 1. Dünya Özgürlük Kraliçesi Güzellik Yarışması (Miss Liberty Queen)'nın güzelleri de festivaldeki defilede boy göstermişlerdir.
Sultanhisar (Nyssa) Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali, Mayıs Başı 5 gün
Deve Güreşleri, ( Aydın, İncirliova, Germencik, Yenipazar, Köşk,
Buharkent, Koçarlı, Çine, Kuyucak, Sultanhisar), Ocak-Şubat Ayları
Kuşadası Altın Güvercin Şarkı Yarışması Temmuz, 1 Hafta
Germencik, İncirliova İncir Festivali, Eylül ilk Hafta 3 Gün
Söke Tarım ve Sanayi Fuarı, Eylül ilk Hafta
Söke Pamuk Festivali, Eylül ilk Hafta
Aphrodisias Kültür, Sanat ve Tanıtım Festivali, Eylül 3 Gün
Aydin ili arkeolojik sit alanları yönünden Türkiye'nin en zengin yörelerinden biridir. MÖ 4000 yılının sonundan günümüze kadar Hitit, Ion,Lidya, Roma, Bizans, Anadolu Selçukluları, Aydıoğulları, Menteşoğulları ve Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olan il,
bu birikimin sonucu olarak sahip olduğu antik kentler ve müzeleri ile iç ve özellikle dış turizm açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Batıda kıyı kesiminde bulunan önemli antik yerleşimlerden Milet,Didyma, Priene; orta güneyde Alinda, Alabanda; kuzeyde Tralleis, Nyssa ve doğuda Aphrodisias
ve kuzey yakınında İzmir, Efes ve Meryemana evi, doğuda Denizli'de Hierapolis, güneyde Muğla'da Labranda, lasos ve Halikarnassos antik kentleri, tarihi ve arkeolojik gezi alanları oldukça yoğun turizm talebi yaratmaktadır
Kent merkezlerindeki Camiler ve Nazilli'deki Arpaz Kalesi, Bozdoğan'daki Körteke Kalesi, Koçarlı'daki Cincin Kalesi, türbeler, medreseler, mescitler ve hamamlar, gereken restorasyonların yapılması ve tanıtımlarına ağırlık verilmesiyle yukarıda sözü edilen Roma ve Yunan dönemlerine ait ören yerleri
dışındaki Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait yapıların da turistik amaçlı ziyaretlere teşvik edilmesi, il turizmine farklı bir perspektif kazandıracaktır. Turizm talebi yaratabilecek ildeki diğer çekici unsurlar arasında, eski kentsel dokuları, özellikli tarihi yöresel konut yapıları, festivalleri, otantik
kırsal yerleşmeleri, gelenekleri, hali dokuma tezgahlarını, deve güreşlerini, orman ve yaylalardaki piknik ve mesire alanlarını saymak mümkündür. değişik kültürleri ve kültür eserlerini görmek, izlemek, folklorik faaliyetlere katılmak, yöresel mutfak, müzik, giyim gibi geleneksel etkinlikleri izlemek,
ziyaretlerde bulunmak için, Aydin ili önemli olanaklara sahiptir. Sivil mimari örnekleri ve ilginç kırsal yerleşmelerden biri olan Kuşadası yakınındaki Kirazlı köyü, mimari dokusunun yanısıra halıcılık ve dokuma tezgahları, saç böreği-ayran gibi yöresel yiyeceklerini de hizmetleri içinde sunan nitelikleri
ve yakınındaki Aslan Mağarası ile turist çekmektedir.Eski Çine ise mimari dokusu, 14. yüzyıldan kalma Ahmet Gazi Camii ve Ahi İbrahim Türbesi ile yakınında Asarlık mevkiindeki kaya mezarı ve kalıntıları, el dokuma sanatlarıyla dikkate değer bir tarihi yerleşimdir. Ayrıca Aphrodisias, Neopolis
arasında Bozdoğan ilçesinde Olukbaşı köyünde Türkmenlerin geleneksel kil çadırları üretilmekte ve bu çadırlarda otantik giysilerle yerel yemekler sunulması için çalışmalar yapılmaktadır. Genellikle turizm mevsimi dışında yapılan festival ve özellikle, deve güreşlerine, daha ziyade yerel halk ve iç turizm
tarafından katilim sağlanmaktadır. Deve güreşleri, kısıtlı sayıda da olsa, yabancı turistlerin de oldukça ilgisini çekmektedir. Ayrıca Sultanhisar, Nazilli, Ortaklar, Germencik, İncirliova, Kuyucak ve Köşk tren gar binaları, 19. yüzyıl ekonomi ve ulaşım tarihinin yasayan örnekleridir.
Aydın Müzesi 1959 yılında Zafer İlkokulu'nun bir odasında kurulmuş ve uzun süre müzecilik hizmetleri burada yürütülmüştür. 1973 yılından sonra ise bu hizmet
yeni müze binasında verilmeye başlanmıştır. Aydın arkeoloji ve etnografya müzesi zaman içerisinde Aydın merkez ve ilçelerinden gelen eserlerle zengin koleksiyonlara sahip olmuştur.
Müze binası geniş bir bahçe içerisinde yer almaktadır. Bahçede Aydın İl sınırları içerisinde yer alan Tralleis, Magnesia, Alinda, Alabanda, Nysa, Amyzon, Piginda, Harpasa, Myus, Pygela, Orthosia,
Mastaura vb. antik kentlerden gelen çeşitli dönemlere ait taş eserler sergilenmektedir. Bu eserler, heykeller, lahitler, sütun ve sütun başlıkları, altarlar, mezar stelleri, İslâmi mezar taşları, mil taşları,
yazıtlı ve kabartmalı stellerle çeşitli mimari parçalardan oluşmaktadır.
Müze Arkeoloji, Nümizmatik (Sikke) ve Etnoğrafya bölümlerinden oluşturulmuştur.
ARKEOLOJİK ESERLER BÖLÜMÜ=
Arkeoloji seksiyonunda eserler kronolojik bir sıraya göre sergilenmektedir. Müzede prehistorik dönem eserlerinin yanı sıra, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminin en güzel örneklerini görmek mümkündür.
Bunlar, el baltaları, kesici ve delici aletler, idoller, ağırşaklar, pişmiş toprak seramik örnekleri, kandiller, mask ve heykelcikler, cam objeler, altın, gümüş ve bronzdan yapılmış takılar, tıp aletleri, makyaj malzemeleri ve silahlardır.
Ayrıca Hellenistik Dönem Tralleis heykeltraşçılığının en güzel örneklerinden bazıları: Athena büstü, Nike heykeli, Satyr heykeli, çeşitli heykel ve kabartmalar arkeoloji salonlarını süslemektedir. Tralleis nekropolünde yapılan kurtarma
kazılarında elde edilen çok sayıda terrakota, kandil, unguentarium ve oyuncak figürinler özel bir koleksiyon oluşturmaktadır.
NÜMİZMATİK (SİKKE) ESERLER BÖLÜMÜ=
Bu seksiyonda Grek, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı gibi çeşitli dönemlere ait altın, gümüş, bakır ve bronz sikkeler sergilenmektedir.
ETNOGRAFİK ESERLER BÖLÜMÜ=
Etnografya seksiyonu bölgenin zengin halk sanat ürünlerinin sergilendiği bölümdür. Halı, kilim, cicim, sumak gibi dokuma örnekleri, efe kıyafetleri, sırmalı simli kadın kıyafetleri, oyalı yazmalar,tepelik,kemer,kolye,bilezik,
küpe ve yüzük gibi gümüş takılar, hamam takımları, el yazması Kuran ve kitaplar,sigara ağızlıkları,kalyenler,tas,lenger,sahan,ibrik,sefer tası, kazan ve sini gibi bakır mutfak kapları,dibek,kahve değirmeni,kahve soğutacağı,
takunya gibi ahşap eserler, kılıç, kama, çakmaklı tüfek, tabanca gibi silahlar sergilenmektedir.
MİLET MÜZESİ (SÖKE)
Aydın İli'nin Söke İlçesi'ne 40 km. uzaklıkta Miletos antik kenti içinde yer alan "Milet Müzesi" 1973 yılında açılmıştır.
Milet'de bulunmuş olan arkeolojik eserlerin teşhirine yönelik hazırlanmıştır. Havuzlu bir hol ile bu hole açılan biri asıl salon, diğeri de daha küçük olan ikinci bir salondan oluşur. Burada M.Ö. XV. yüzyıla tarihlenen Miken seramikleriyle,
Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı çağlarına ait eserler sergilenmektedir.
AFRODİSİAS MÜZESİ (KARACASU)
Karacasu İlçesi, Aphrodisias Antik Kenti içinde bulunmaktadır. 1979 yılında ziyarete açılan Müzede, sadece Aphrodisias kazılarında elde edilen eserler sergilenmektedir. Eserlerin çoğunluğunu heykeller oluşturmaktadır. Aphrodisias'ta M.Ö. I.yüzyıl
ile M.S. V. yüzyıllar arasında çok nitelikli eser veren bir heykeltıraşlık okulunun varlığı bilinmektedir. Müzede, M.Ö. 5000'den beri Aphrodisias'ta iskan olduğunu belgeleyen Pekmez Tepe ve Akropol Tepe buluntuları olan Prehistorik eserler, sikkeler ve heykeller sergilenmektedir.
Ünlü filozof ve devlet adamlarına ait büstlerin bulunduğu koridorda imparator heykelleri, portre heykeller, portre büstler ve dört mevsimi simgeleyen ünik bir lahtin bulunduğu salona ulaşılır. Ara koridorda ise kentin kurucusu Zoilos'un ana mezarına ait Augustus dönemi kabartmalar
görülür. Molpomene salonunda, devlet adamları tragedya peresi Molpomene ve Apollon heykelleri bulunmaktadır. Boksör heykelleri, oturur durumda betimlenmiş sanatçılara ait heykellerin bulunduğu salon ise Odeon salonudur. Köşede ise bitmemiş heykeller bulunmaktadır.
Cam vitrinlerde çeşitli dönemlere ait küçük buluntuların sergilendiği koridorda Akhilleus ve Pentasilia heykellerinin ismini verdiği, Diskoforos Genç Herakles ve Çocuk Dionisos'u taşıyan Satir heykellerinin bulunduğu salona geçilir. Ortada kentin ana tanrıçası Aphrodithe'nin kült heykelinin
bulunduğu salonda Aphrodithe salonudur. Bu salonda Aphrodithe baş rahibi Diogenes ve karısı Clodia Antonya Tatiana'nın heykelleri, Demos heykeli ve rahip heykelleri yer almaktadır.
Ayrıca, Müze çevresinde Tiberius Portikosundan getirilmiş kabartmalarla bezenmiş frizler ve lahitler sergilenmektedir.
Müzede sergilenen eserlerin büyük çoğunluğu Prof.Dr.kenan Erim'in Aphrodisias'ta yaptığı kazılarda ortaya çıkarılmıştır.
Aphrodisias Örenyeri
Aphrodisias özellikle Roma çağında, Aphrodithe'ye gösterilen saygı ve ibadet ile ünlenmiş, oldukça gelişmiş olan antik kent, günümüze çok iyi bir durumda gelmiştir. Aphrodisias Ören yeri anıtları, yapıları ile Türkiye'nin en önemli arkeolojik yerlerinden biridir.
Sonraki devirlerde üzerine tiyatro yapılan höyük, M.Ö. 5000'lere kadar giden Prehistorik bir yerleşmedir. M.Ö.VI. yüzyılda Aphrodisias küçük bir köydür. İlk Aphrodithe tapınağı da bu devirde yapılmıştır. Bu görünüm M.Ö.II. yüzyılda ızgara planlı kentin kuruluşu ile değişmiştir.
Bu devirde kentte, yaklaşık bir kilometrelik bir alana yayılmış 15000 civarında insan yaşıyordu.
M.Ö.I. yüzyılda Roma İmparatoru Augustus Aphrodisiası kişisel koruması altına aldı. Bugün ayakta kalan anıtlar ondan sonraki 2 yüzyıl içinde yapıldı. Tiyatro ve Tapınak arasında etrafı sütunlarla çevrili iki meydan planlandı (Tiberius Portikosu ve Agora). Antik dünyanın en iyi korunmuş
Stadyumu ise kentin kuzey ucunda yer alıyordu. M.S. III. yüzyılın sonlarında Aphrodisias Roma İmparatorluğunun Karia Eyaletinin başkenti oldu. M.S.IV. yüzyılın ortalarında da kentin etrafı surla çevrildi. M.S. VI. yüzyıldan itibaren bayındır halini ve önemini kaybetmeye başladı.
Aphrodithe Tapınağı kiliseye dönüştürüldü. Küçük bir kasabaya dönen kent XII. yüzyılda tamamen terk edilmiştir.
1961 yılında Newyork Üniversitesi tarafından başlatılan kazılar günümüzde de sürdürülmektedir.
Aydın; tarihin bilinen devirlerinden beri çeşitli uygarlıklara merkez olmuş, antik çağın Afrodisias, Milet, Alinda, Didyma, Nisa, Prien,
Magnesia gibi önde gelen kentleri olmuştur.
Bugünkü Aydın, kuzeyindeki Top Yatağı sırtında kurulan Tralles Kenti ile birlikte MÖ 2500 yılında Hititler zamanında gelişmiş, MÖ VII. yy.da Lydia zamanında da en parlak çağını yaşamıştır.
Düşüncenin yaşam ve felsefe arasında kopmaz bağ olarak insan yaşamını işlediği bu topraklar, sırasıyla Frigya, Lidya, Pers, Roma ve Bizans çağlarını yaşamış, daha sonra
1171-1270 yılları arasında Selçuklular, 1270-1307 yılları arasında Menteşeoğulları, 1307-1390 yılları arasında Aydınoğulları, 1390-1922 yılları arasında da Osmanlı dönemini yaşamıştır.
Selçuklularla birlikte Türk uygarlığının izleri olan kültür varlıkları ve vakıf eserleriyle donatılan Aydın; sanat, felsefe, sosyal hizmetler, tarım ve mimaride parlak ve uygar günlere şahit olmuş,
geçmiş dönemlerin tarihsel izleri korunarak günümüze kadar taşınmıştır.
Aydın''ın Türk egemenliğinde bir yönetim birimi statüsü kazanması 1390 yılında Yıldırım Beyazıt''ın şehzadesi Ertuğrul Bey''in Vali olarak Aydın''a atanmasıyla başlamıştır.
Aydınoğulları zamanında şehrin adı Aydın Güzelhisarı olmuş, daha sonraları Aydın adını almıştır. Şehir XIV yy. da bugünkü yerine kurularak idari kademelendirme sırasıyla, 1390 yılında eyalet,
1426 yılında sancak, 1811 yılında eyalet, 1850 yılında İzmir'e bağlı sancak olmuştur.
Aydın''ın 1919 yılına kadar sancak şeklinde devam eden bu yönetim şekli, 25 Mayıs 1919-7 Eylül 1922 yılları arasında 40 aya yakın süren işgalden sonra ve Kurtuluş Savaşının kazanılmasıyla birlikte
1923 yılında değişmiş, müstakil vilayet olmuştur.
Coğrafi konumu nedeniyle ilk çağlardan beri önemli bir yerleşim merkezi olan Aydın'ın kuzeyinde İzmir ve Manisa, doğusunda Denizli, Güneyinde Muğla yer alır. Batı sınırları ise Ege Denizi kıyıları çizer.
İlin denizden yüksekliği 40 metredir.Akdeniz ikliminin etkisindedir. Bu iklim şartları ve topografik yapı Aydın ve çevresinde iki ayrı bitki topluluğunun (maki ve orman) gelişmesine neden olmuştur. Bunun yanında zeytin, incir, turunçgiller,
kestane vb. kırsal kesimde ise çam ve benzeri türler mevcuttur.
En yağışlı mevsim kıştır. Yaz mevsiminde yok denecek kadar az yağış almaktadır. Kar yağışı ender görünür. Aydın, özellikle batıdan gelen hava akınlarına açıktır. Rüzgar yönü daha çok doğu - güneydoğusudur.
Bunu güneybatı (lodos) ve batı rüzgarları izler.Aydın'da Akdeniz İklimi görülür. Yıllık sıcaklık ortalaması 18° civarındadır.
İl orta ve batı kesiminde verimli ovalar, kuzeyinde Aydın Dağları, güneyinde Menteşe Dağları ile çevrili Büyük Menderes Havzası üzerinde 8007 km2 lik bir alan üzerine kuruludur.
Aktif nüfusun % 30'u ticaret, % 28'i tarım, % 12'si inşaat , % 9'u imalat sanayi ,
% 8'i devlet hizmetleri ve geri kalan % 13'ü ise diğer işlerde çalışmaktadır.
2001 yılında İl'de kişi başına düşen Milli Gelir 2017 dolar iken, 2006 yılında bu rakamın 5.000 doları aştığı tahmin edilmektedir.
B.Menderes Irmağının suladığı bereketli ovalar üzerinde kurulu olan İlimiz, sahip olduğu toprak ve su kaynaklarının zenginliği ile
Akdeniz İklimi sayesinde her türlü bitkisel üretimin yapılması için önemli bir tarım potansiyeline sahiptir. İl topraklarının %47.50 sini oluşturan 395,494 hektar alanda tarımsal
üretim yapılmaktadır. Geriye kalan arazilerin 298,000 hektarı orman, 47,466 hektarı çayır-mera, 14,271 hektarı göl-bataklık, 76.669 hektarı tarım dışı arazilerdir.
Sulanabilir nitelikteki 252.486 hektar alanın % 68'lik kısmını oluşturan 173.173 hektarda sulu tarım yapılmaktadır. Üretimde küçük ve orta boy işletmelerin ağırlığı görülür.
İlin en çok katma değer yaratan bitkisel ürünleri; incir, zeytin, pamuk ve kestanedir. İlimiz; zeytin, incir, kestane üretiminde Türkiye genelinde 1. sırada, pamuk üretiminde
Şanlıurfa'dan sonra 2.sırada yer almaktadır. (İl'de 2005 yılında 191.009 ton yaş incir, 104.965 ton zeytin(Yok yılı) var yılında 500.000 tonun üzerinde üretim yapılır, 190.123 ton pamuk,
17.379 ton kestane üretilmiştir.)
İlimizin tarımdan sonra ki ikinci önemli gelir kaynağı turizmdir. 150 km'lik sahil şeridine sahip olan İlimizde, 63.873'ü turizm işletme belgeli yaklaşık 150.000'i bulan yatak kapasitesi mevcuttur.
İlimizi 2005 yılında yaklaşık 1 milyon turistin ziyaret ettiği tahmin edilmektedir.
İlimizde faaliyette olan Aydın ile ASTİM (Aydın Sanayi ve Ticaret İş Merkezleri) Organize Sanayi Bölgeleri vardır. Ayrıca; Nazilli, Söke, Ortaklar, Çine ve Buharkent Organize Sanayi Bölgeleri çalışmaları devam etmektedir.
2006 yılı itibariyle AYDIN ve ASTİM Organize Sanayi Bölgelerinde işletmede olan fabrika sayısı 134'e yükselirken, istihdam edilen kişi sayısı 5500'e ulaşmıştır.
Kurulu haldeki 18 adet Küçük Sanayi Sitelerinde bulunan 5401 işyerinde yaklaşık 15.000'e yakın kişinin istihdamı sağlanmaktadır.
Aydın İlinin ihracat yapısını; pamuklu dokuma, salamura zeytin, konserve, işlenmiş incir gibi tarımsal ürünler, tarım makinaları, zeytinyağı makinaları, otomotiv yan sanayi ürünleri, beyaz eşya ürünleri, yer altı servetleri
feldispat, kuvars, mermer ile şişelenmiş içme suları dünyanın bir çok ülkesine ihraç edilmektedir. İhracat tutarının yaklaşık 800 milyon ABD doları olduğu tahmin edilmektedir.
Türkiye'de üretilen feldispat, kuvars madenlerinin % 95'i Çine ile Milas arasındaki dağlık bölgeden çıkarılmaktadır.
İlin önemli bir gelir kaynağı olmaya aday Jeotermal kaynaklar mevcuttur. Sultanhisar Salavatlı'da özel sektöre ait 8,5 Megawatt gücünde Jeotermal elektrik santralinin montajı tamamlanmış, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan
elektrik üretimi lisansını almış ve 2006 Şubat ayı sonunda üretime başlamıştır. Yine Germencik İlçesinde özel sektörce 100 Megawatt Gücünde Jeotermal Elektrik Santrali kurulumu için çalışmalar sürdürülmektedir.
Son 73 yılda Türkiye'nin nüfusu yaklaşık beş kat artış göstermiş, aynı dönemde,
Aydın ilinin nüfusu yaklaşık 4,5 kat artış göstererek 2000 yılı nüfus sayımına göre ilin toplam nüfusu 950.757 olmuştur.
Merkez ilçesiyle birlikte 17 ilçenin yönetim merkezi olan Aydın ilinde 54 belediye, 487 köy, 258 mahalle kuruluşu vardır
Yüzölçümü 7870 km2 olup, nüfus yoğunluğu 105'tir.
İzmir denince akla sağlıklı, insanı fazla yormayan, hafif yemeklerden oluşan bir mutfak gelir. Özellikle zeytinyağı İzmir mutfağı'nın baş tacıdır. Sabah kahvaltılarının vazgeçilmezidir zeytinyağı aynı zamanda. Zeytinyağının yanında çeşit çeşit yabani otları ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan bağları unutmamak gerek Ve tabii balık
İzmir mutfağı, Ayvalık gibi Ege mutfağının tipik özelliklerini taşır. İzmir denince akla ilk gelen Kumru sandviç, buzlu badem ve Kordonboyu'dur. İzmir mutfağına özelliğini veren yabani ot yemekleri, Ege'nin ot cenneti Tire yöresinde yoğunlaşır. Ot kavurması, Sarmaşık ve Kuşkonmaz Kavurması diğer ot yemeklerinin yanında göze çarpanlardan. Bir de ısırgan otundan yapılan Okma var.
İzmir ve yöresinin yemekleri de çeşit açısından son derece zengindir. Başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz.
TARHANA ÇORBASI:
Yaz mevsiminin sonuna doğru un, yoğurt, bol domates, kırmızı biber, İzmir'e özgü yabani otlar önce kazanlarda pişirilir, daha sonra ekşimeye bırakılır, kurutulur, el ile ovularak, un haline getirilen tarhanalar, iyice kurutulup, kışa saklanır.Soğuk kış günlerinde et suyu ile pişirilip, kızarmış ekmekle sıcak sıcak servis yapılır.Tarhana çok lezzetli, besin değeri yüksek yöresel bir çorbadır.
KEŞKEK:
Özellikle düğün ve bayram yemeği olarak bilinir. Taş dibeklerde döğülerek kabuğu çıkarılmış yumuşak buğdayın, koyun etiyle büyük kazanlarda ve bol odun ateşinde iyice pişirilmesiyle oluşan keşkek, düğünlerde misafirlere ikram edilir.Kalaylı bakır sahanlarda ikram edilen keşkeğin üstüne salçalı ve kırmızı biberli tereyağı dökmekte adettir.
ZERDE:
Keşkek gibi özel günlerin yemeğidir. Tatlı olarak sofraya en son getirilir. Nişasta, pirinç ve şekerden yapılıp, üzerine tarçın ilave edilir.
SURA:
Özellikle Kurban Bayramından sonra yapılan bir yemektir. Kurban etinin kaburga kemiklerinin bulunduğu bölüm kesilerek, büyük et parçası çıkarılır.Kaburga kemikleriyle et kısmının arası tuz ve baharatla oğulduktan sonra, iç pilavla doldurulur. Doldurulan kısmın etrafı pişerken pirinçler dağılıp dökülmesin diye yorgan iğnesiyle dikilir. Kuzu tenceresi denilen büyük bakır tencerede pişirilir. Daha sonra bir tepsiye alınarak, üzeri salçalı tereyağ ile yağlandıktan sonra, fırına sürülür. Pembeleşinceye kadar kızartılır.Sıcak olarak servis yapılır.
İZMİR KÖFTESİ:
Et iyice döğüldükten sonra soğan suyu, tuz , karabiber ve diğer baharatlar, ekmek içi ve yumurta ile yoğrulur.Köfte şekil verilerek, yağda kızartılır. Üzerine domates konularak pişirilir. Sıcak servis yapılır.
PAPAZ YAHNİSİ:
Dana eti doğranarak toprak bir tencereye konur. İçine soğan, sekiz-on tane bütün sarmısak, tuz, biber, kimyon ve sirke ilave edilir. Hiç su konulmadan tencerenin kapağı buhar çıkmayacak şekilde sıkıca kapatılarak, pişirilir.
MÜCMERİ:
Kıyma ve soğan yoğrulur.Haşlanmış pirinç ile karıştırılıp, ovulur. Macun haline gelince yumurta, maydonoz ve tuz ilave edilir. Üstü örtülüp bir süre dinlendirildikten sonra, yağda kızartılır.
PİRİNÇLİ DOMATES DOLMASI: Domates rendelenir, tereyağında biraz pişirilir. Birkaç domatese bir çorba kaşığı tereyağ yeterlidir. Et suyunu koyup, kaynattıktan sonra, içine biraz tuz atıp, pirinç salınır. Fındık büyüklüğündeki köfteler, tepsiye serpilen una bulanır, daha sonra kaynayan pirinç suyunun içine salınır ve pişirilir.
KOL BÖREĞİ:
Alt üst böreği hamuru ile olur. İstenildiği kadar beze tutulur. Açılır ikiye katlanır, peynirli veya kıymalı iç konur. İzmir'de genellikle ıspanaklı yapılır. Ispanak kavrulursa ağır olur. Temiz yıkanıp, doğranan ıspanaklara ince doğranan bir soğan, tuz, karabiber karıştırılıp, böreğin içine katılır, rulo şeklinde sarılır. Sonra tepsiye sıralanıp, kesilir. Üzerine bol zeytinyağı sürülüp, fırına verilir. Pişince üzerine tepsi kapatılır.
GERDAN TATLISI:
Kurban Bayramlarında özellikle kurban etinden yapılan baharatlı bir et tatlısıdır. Kurbanın boyun kısmı önce çok az bir tuzla haşlanır. Sonra pişmiş et lifleri didiklenerek, kemiklerden ayrılır. Üzerine et suyu, şeker, tarçın, karanfil gibi baharatlar atılarak, ağdalı bir hal alıncaya kadar pişirilir. Pişmeden biraz önce içine kayısı ve kara erik kurusu ile kavrulmuş badem veya çam fıstığı ilave edilir, yemek üzerine sıcak olarak yenir.
RADİKAL SALATASI:
Yabani bir ot olan radika, İzmir ve çevresinde şifalı bir yiyecek olarak kabul edilmektedir. Pek çok çeşitleri olan bu ot cinsinin, temizce yıkanmış, bol su ile haşlanmış, üzerine bol limon ve zeytinyağı ilave edilmiş salatası servis yapılır.
ZEYTİNYAĞLI TAZE FASULYE: İnce doğranmış bir adet kuru soğan yarım su bardağı kadar zeytinyağında biraz öldürülür, üzerine ayıklanmış doğranmış taze fasulyeler ilave edilir, biraz kavrulur, üzerine bolca rendelenmiş domates, tuz, biraz şeker ilave edilir. Daha sonra yeteri kadar sıcak su ilave edilip, kısık ateşte pişirilir. Tencerede soğutulup, servis yapılır.
TELKADAYIF:
Türkiye'nin hemen her yöresinde çok lezzetli yapılan besin değeri çok yüksek olan telkadayıf İzmir'de de çok sevilen tatlıların başında gelir. Eritilmiş margarin ve tereyağı karışımı telkadayıflara iyice yedirilir. Yağlanmış tepsiye serilir, üzerine bolca dövülmüş ceviz dökülür, tekrar yağlanmış kadayıf serpilip, bastırılır. Orta hararetli fırında pembe renkli pişirilir.Biraz ılıyınca üzerine soğuk şurup dökülür.Arzu edilirse, üzerine bir parça kaymak koyup, servis yapılır.
KAYMAKLI DONDURMA: Yazları çok sıcak olan İzmir'de güneş körfezde batarken, dondurma yemek bir alışkanlıktır. İzmir' in kaymaklı dondurması nefis lezzetiyle hem serinlik hem de sıcak nedeniyle gün boyunca vücudun harcadığı enerjiyi geri verir. Süt, şeker, ve salep bir tencerede pişirilip, kavrularak, soğutulur. Buzdolabının buzluğunda ve ara sıra karıştırarak, iyice donması sağlanır, fıstıklarla süslenerek, servis yapılır
30 Ağustos 1922'de Dumlupınar (Başkomutan) Meydan Muharebesi'nin kazanılması ile Yunan ordusu imha edilmiştir.
1 Eylül 1922'de "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir" emrini verir. 9 Eylül 1922'de ordumuz İzmir'i alır. Atatürk İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Rauf (Orbay) Bey'e telgrafta: "Birliklerimiz İzmir doğu sırtlarında düşmanın son direnişini kırdıktan sonra bugün mağlup düşmanla beraber İzmir'imize zaferle girdik. Ben yarın öğleden itibaren İzmir'de bulunacağım"der.
Aynı gün Yunan'ın ateşe verdiği Kasaba'ya (Turgutlu) varıp burayı ve yanan köyleri geçer. Armutlu'ya gelinir. Burada mola verilir Mustafa Kemal koyu bir güneş gözlüğü taktığı için tanınmaz. Orada bulunan bir ihtiyar, koynundan bir resim çıkarır, bir kaç kere önce resme, sonra Mustafa Kemal'e bakar. Mustafa Kemal gözlüğünü alnına doğru kaldırınca ihtiyar daha yakına yanaşır ve daha dikkatli bakar. Birdenbire yüzünün rengi değişir, her yanı titreyerek, "Bu sensin, bu!"diye bağırır. Sonra orada bulunanlara dönerek, haykıra haykıra "Ey ahali koşun, koşun! Bu odur, Kemalimiz geldi!"der demez bütün halk otomobile koşar. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı kimi toprağı, kimi tekerlekleri öpüyor, kimi Mustafa Kemal'in boynuna, eline sarılıyor kimi otomobili omuzlarında taşımaya çalışıyordu.
Mustafa Kemal 9 Eylül 1922 Cumartesi günü karargahı ile Belkahve'ye varır. Bir incir ağacının altında Kadifekale'de şanlı bayrağımızın dalgalandığı İzmir'i uzun uzun seyreder. Düşman devletlerin karma donanması körfezdedir. Hava kararıncaya kadar burada kalır. Geceyi geçirmek için Nif (Kemalpaşa)'ya gelinir. Rüşen Eşref Ünaydın anlatır:
"Seni, bir iki basamak merdivenle ilk katına çıkılan, zaten sanırım o ev sadece bir katlı idi, o evin kapısından içeri girişte, başları beyaz örtülerle sımsıkı sarılı köy kadınları karşıladılar. ....Yedi sekiz kadın... Gölgeler gibi çekingendirler. Seni o dar girişte görünce, yerlere doğru eğildiler; sarılıp dizlerinden öptüler; baş örtülerinin ucu ile ayaklarından tozlar aldılar, bir ikisi o tozları gözlerine sürdüler! Ve onların gözlerinden senin ayakkabılarına yaşlar damladı. Sen onları ağır başla selamladın. Onlar senin önünde el bağladılar, yaşlı gözlerle sana uzun uzun baktılar. Bu el bağlayışlar, bu susuşlar sana bir sonsuz minneti ve hayranlığı bin sözden ne kadar daha iyi anlatıyordu."
Atatürk yanında Mareşal Fevzi (Çakmak) Garp Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa Garp Cephesi Kurmay Başkanı Asım (Gündüz) Paşa ve karargahı ile 10 Eylül 1922 günü İzmir'e girmiş burada Fahrettin (Altay) Paşa İle buluşarak doğruca Hükümet Konağına gitmiştir. İzmirliler kurtarıcılarını büyük bir törenle, sevinç ve coşkunlukla karşılamışlardır. İzmir Hükümet Konağı balkonundan, Konak alanını hınca hınç dolduran İzmirlileri, selamlayarak kısa bir konuşma yapar.
"Bu başarı milletindir" der.
Daha sonraları da yapılan her türlü hamleyi ve başarıyı hiç bir zaman kendine değil, canından çok sevdiği milletine mal etti.
Konak Meydanı'na İzmirli Türklerin büyük kurtarıcılarına armağanı olan bir açık otomobil getirirler. Otomobilin her yanı kırmızı beyaz kurdelelerle küçük beyaz güllerle süslenmiştir. Gül bahçesi gibi arabayı beğenerek seyreder. İzmirlilerin inceliğinden duygulanır. Fakat; çiçeklerin arasındaki kuzuyu fark edince, Ruşen Eşref (Ünaydın) Bey'e dönerek:
"Aman! Çabuk gidin söyleyin; şu kuzuyu kesmesinler..."
Ruşen Eşref Bey anlatır:
"Aşağıya çok hızla koştum. Fakat; kapını önüne varınca gördüm ki beyaz mermere al kanlar yayılmış, vaktinde yetişemediğimi arz için başımı ve ellerimi kaldırıp yukarı sana doğru baktım. Gördüm ki balkondan çekilmişsin şimdi o anı bir daha hatırladıkça, saldırgan ordusunu yok etmiş bir Muzaffer Başkomutanın bir kuzu kanı dökülmesine bakamayacak derecede bir insan yüreği taşır olduğunu hasretle bir daha anıyorum."
İzmir'de Düşman Bayrağına Saygı
Aynı gün öğleden sonra bir atın kuyruğuna bağlanmış yerde sürüyen Yunan bayrağını görünce "Bayrağı ters taşıyabilirler fakat; yerde süründürmesinler, bu bizim adetlerimize yakışmaz" diye haber gönderir ve bayrak atın kuyruğundan kaldırılır.
Daha sonra Mustafa Kemal yanına yazar Ruşen Eşref'i ve yaverlerini alarak otomobiline biner, biri otomobilinin önünde diğeri arkasında yer alan iki kısraklı süvari bölüğünün arasında, Konak Meydanı'ndan Karşıyaka'da onu konuk etmek için hazırlanmış eve gitmek üzere ayrılır.
Karşıyaka'daki kalacağı eve geldiğinde evin mermer taraçasına çıktıktan sonra kapının önüne ipek bir Yunan bayrağı serilmiştir. Üzerine basılacak bir yol halısı gibi yayılmıştır. Kadın ve erkek orada bulunan İzmirliler:
"Buyurunuz geçiniz.... Bizim öcümüzü yerine getiriniz. Yabancı kral bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti. Siz lütfedin, bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir. Bu ev sizin evinizdir. Bu hak sizindir"diye yalvarıyorlardı. Mustafa Kemal yerde serili bayrağın önünde durur, ağlayarak yalvaran kadın ve erkeklere tatlılıkla bakarak;
"O geçmişte kötü etmiş. Bir milletin istiklalini temsil eden bayrak çiğnenmez. Ben onun hatasını tekrar edemem"der. Bayrağı kaldırtır ve bembeyaz mermerlere basarak içeri girer. Ruşen Eşref Ünaydın "İşte sen İzmir'e ilk gün zaferinle böyle girdin"der.
İzmir Hemşehriliği
İzmirliler Atatürk'e 14 Eylül 1922 tarihinde hemşehrilik teklif ederler ve Atatürk tarafından kabul edilir. Atatürk, 24 Eylül 1922 tarihinde İzmir Muhterem Hamiyetli Ahalisine hitabı ile yazdığı mektupta:
"İzmir Belediye ve Yönetim Meclisleri aracılığı ile bana İzmir Hemşehriliği sanı verildiğini öğrendim. Ülkemizin Akdeniz'e karşı ışığı olan, düşman işgalinden kurtulması için bütün ülkeyi seve seve yıllarca sıkıntılara sürüklemiş bulunan İzmir'imizin hemşehrileri arasında sayılmak bana sonsuz bir sevinç ve övünç olmuştur.
Bundan yaklaşık üç yıl önce İzmir felaketi ile yüreği en büyük üzüntü ve aynı zamanda en güçlü bir inanç kararlılığı ile çarpmış; başladığımız bağımsızlık savaşında bana en güçlü umutları vermiş olan yiğit Erzurum halkı da beni hemşehrileri arasına almakla ödüllendirmiş oluyordu.
Bana ulusal savaşımızın, önemli bir girişiminin başlangıcını anımsatmakta bulunan Erzurum hemşehriliğine, savaşımızın zaferini müjdeleyen İzmir hemşehriliğini ekleyerek, değerli bir ödül vermiş oluyorsunuz.
İzmirli hemşehrilerime sevgi ve bağlılıkla teşekkürlerimi sunarım. İzmir'in acılarını gidermek için genel görevlerimizin verdiği zorunluluktan başka özel ve içten bir ilgi ile çalışmak, benim için bir ülkü olacaktır.
Torbalı, İzmir`in güneydoğusunda yer alır. İl merkezine uzaklığı 45 km`dir. Kuzeyinde Kemalpaşa; doğusunda Tire ve Bayındır; batısında Menderes;
güneyinde Selçuk ile çevrelenir.
İlçenin yüzölçümü 603 km2`dir. Ayrancılar, Çaybaşı, Karakuyu, Pancar, Subaşı ve Yazıbaşı olmak üzere 6 beldesi ve 22 köyü bulunmaktadır.
2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı`na göre toplam nüfusu 93.216`dır. Bu nüfusun 55.117`si merkezde, 35.037`si belde ve köylerde yaşamaktadır.
İlçede 46 İlköğretim Okulu, 9 Orta Öğretim kurumu bulunmakta; 21309 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 1.193 öğretmen görev yapmaktadır.
İlçede, 1 Devlet Hastanesi, 1 SSK Dispanseri, 9 Sağlık ocağı, 10 Sağlık Evi, 1 Ana Çocuk Sağlığı, 1 Verem savaş Dispanseri hizmet vermektedir.
İlçe ekonomisinde tarım çok önemli bir yer tutmaktadır. Seracılık, sebzecilik ve hayvancılık ileri düzeydedir.
Torbalı, İzmir`e 45 km uzunluğunda çift hatlı demiryolu ile bağlıdır. İzmir-Aydın otoyolu karayolu ulaşımı hızlandırmıştır. Adnan Menderes Havalimanı`na ve
Ege Serbest Bölgesi`ne 30 km uzaklıktadır. Karabel üzerinden, Kemalpaşa ? Ankara karayoluna bağlantısı vardır. Bu olanaklar, son yıllarda, ilçeyi sanayi yatırımları
açısından önemli bir çekim noktası haline getirmiştir.
Torbalı tarihi kalıntılar açısından zengindir. İlçedeki Metropolis antik kenti önemli bir turistik merkezdir. Sultan Abdülhamit`in Seyir Köşkü, Osmanlı döneminin önemli eserlerindendir.
Seferihisar, İzmir`in batısında yer alır. İl merkezine uzaklığı 47 km`dir. Kuzeyde Urla, Doğuda Menderes, batı ve güneyde Ege Denizi ile çevrilidir.
İlçenin yüzölçümü 371 km2'dir. Doğanbey-Payamlı ve Ürkmez olmak üzere 2 beldesi ve 8 köyü bulunmaktadır.
2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı`na göre toplam nüfusu 34.761`tür. Bu nüfusun 30 777 merkezde, 3 984'ü köylerde yaşamaktadır.
Seferihisar`da 12 İlköğretim Okulu, 5 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 3 525 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda, 213 öğretmen görev yapmaktadır.
İlçede, sağlık hizmetleri, 1 Devlet Hastanesi, 4 Sağlık Ocağı, 1 Sağlık Evi tarafından verilmektedir.
Seferihisar ekonomisinde tarım ağırlığını korumaktadır. İlçe toprakları, zeytinlikler ve narenciye bahçeleriyle kaplıdır. Son yıllarda seracılık gelişme göstermektedir.
Seferihisar yöresi, Antikçağ`da önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Yöredeki en önemli ören yeri Teos`tur.
Seferihisar, XIII. yüzyılda Selçukluların, XIV. yüzyılda Aydınoğulları ve Osmanlıların egemenliğinde kalmış, XV. yüzyılda bir süre Timur İmparatorluğu'nun yönetiminde kaldıktan
sonra kesin olarak Osmanlı egemenliğine geçmiştir. İlçe ve çevresinde Selçuklular ve Osmanlılar tarafından yaptırılmış eserlerin başlıcaları Koçibey Mescidi, Gözsüzler Mescidi,
Turabiye Camii, Sığacık Camii, Ağa Camii, Yeni Camii ve Hıdırlık Camii`dir. Seferihisar`ın 6 Km batısında küçük bir balıkçı yerleşimi olan Sığacık, Selçuklular döneminde yapılmış surlarla çevrilidir.
Kaptan Piri Reis`in önerisiyle yapılmış olun Osmanlı Kalesi, XVI. yüzyıldan kalmadır.
Menemen, İzmir`in kuzeyinde yer alır. İl merkezine uzaklığı 28 km`dir. Kuzeyinde Aliağa ilçesi; doğusunda Manisa ili; batısında Foça;
güneyinde Çiğli ve Karşıyaka ile çevrelenir.
İlçenin yüzölçümü 665 km2`dir. Asarlık, Emiralem, Harmandalı, Koyundere, Maltepe, Seyrek, Türkeli ve Ulukent olmak üzere 8 beldesi 20 köyü bulunmaktadır.
2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı`na göre toplam nüfusu 114.457`dir. Bu nüfusun 46.079`u merkezde, 63.378`i belde ve köylerde yaşamaktadır.
İlçede 1 Anaokulu,41 İlköğretim Okulu, 10 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 28189 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda, 1.128 öğretmen görev yapmaktadır.
İlçedeki Özel Okul sayısı 17,öğretmen sayısı 326,öğrenci sayısı 5430'dur.
İlçede, 1 Devlet Hastanesi, 112 Acil Servis İstasyonu, 1 Semt Polikliniği, 10 Sağlık Ocağı, 4 Sağlık Evi ve 2 Özel Poliklinik,1 Özel Tıp Merkezi,15 Hekim Muayenehanesi,
13 Özel Diş Hekimi Muayenehanesi,1 Özel radyoloji Laboratuarı,2 Özel Bakteriyoloji, Özel Biyokimya Laboratuarı,8 Gözlükçü,40 Eczane hizmet vermektedir.Sağlık Grup başkanlığına bağlı sağlık ocaklarında
37 Pratisyen doktor,1 Diş Hekimi,11 Sağlık Memuru,27 Hemşire,52 Ebe,5 Memur,4 Hizmetli personel olmak üzere 137 personel hizmet vermektedir.
İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Özellikle kavun ve çilek üretimi yaygındır. İhracata yönelik deri ve deri mamullerinin üretildiği önemli bir merkezdir. Menemen daha çok çömlekleri,
testileri, saksıları ve rengarenk desenli seramik ürünleriyle ünlüdür.