Freedom House Hakkında - Freedom House Tanımı - Freedom House Tarihçesi
Freedom House (Özgürlük Evi), merkezi Washington, D.C.'de olan ve sayılı ülkelerde şubeleri bulunan, kar amacı gütmeyen, hükümet dışı düşünce kuruluşudur.
1941 yılında, aralarında Wendell Willkie, Eleanor Roosevelt, George Field, Dorothy Thompson ve Herbert Bayard Swope'in bulunduğu bir topluluk tarafından kuruldu.
Misyonu
Özgürlük Evi'nin anlatımıyla:
"Özgürlük Evi dünya çapında özgürlüğün yayılmasını destekleyen, bağımsız bir sivil toplum örgütüdür. Özgürlük yalnızca hükümetlerin vatandaşlarına karşı sorumlu tutulduğu; hukukun hakim olduğu; ifade, bir araya gelme ve inanç özgürlüklerinin, azınlık ve kadın haklarının garanti edildiği; demokratik siyasi sistemlerde mümkündür."
Düşünce Kuruluşu - Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Hakkında - Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Tarihi
Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi, Avrasya Bir Vakfı bünyesinde 1999 yılında kurulmuş olan düşünce tankı kuruluşudur. Özellikle Türkiye'nin çevre bölgesi hakkında çalışmalar yürütür.
Cumhuriyet döneminin stratejik araştırmalar alanındaki ilk ve en büyük yatırımı olan ve gerek ülke içinde, gerek yurt dışında Türkiye'nin en önemli düşünce kuruluşu olarak kendini kabul ettirmiş olan ASAM, Türk bilim ve siyaset hayatına Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkeleri temelinde özgün araştırmalar sunmak amacıyla çalışmalarını yürütmektedir. Hedefi ulusal güvenlik kültürünün oluşturulmasına, jeopolitik bilincin geliştirilmesine, kamu ve özel sektörün karar alma süreçlerine katkıda bulunmaktır.
ASAM, millî çıkarlar doğrultusunda özgürlük içinde araştırmalar yapan bir düşünce kuruluşudur. ASAM'ın araştırma sahası Türkiye dahil bütün dünya olup, araştırma alanları, politik, ekonomik, sosyal, teknolojik, demografik, güvenlik, hukuki ve tarihî altyapıları kapsamaktadır.
Tarihçesi
1980'li yılların sonlarından itibaren uluslararası ilişkilerde Avrasya eksenli köklü bir değişim süreci yaşanmaktadır. Soğuk Savaş son bulmuş, Doğu ile Batı arasındaki nükleer dehşet dengesine dayalı dünya düzeni, tarihe mal olmuştur. ABD önderliğindeki tek kutuplu yeni yapılanma, beraberinde yeni umutlar, belirsizlikler ve yeni tehditler getirmiştir. Fırsatlar ve tehlikelerle yüklü bu farklı koşullarda Türkiye'nin jeopolitik konumunu değerlendirmek, Türk toplumunun maddi ve manevi yönleriyle ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerini araştırmak amacıyla, 1993 yılında Şaban Gülbahar'ın başkanlığında İstanbul'da Avrupa Asya Birliği Türk Ekonomik-Sosyal ve Kültürel Araştırmalar Vakfı (Avrasya-Bir Vakfı) kurulmuştur.
"Avrasya Dosyası" ismi ile üç aylık bir stratejik araştırma dergisi, bir grup akademisyen tarafından 1994 senesinde Ankara'da yayımlanmaya başlamıştır. Bu dergi çevresinde, yukarıda özetlenen kaygı ve amaçlarla bir araya gelen ve kısa zamanda genişleyen bir aydın halkası oluşmuştur. Avrasya-Bir Vakfı, 1996 yılında "Avrasya Dosyası" dergisine manevi ve mali destek vermeye başlamıştır.
Vakıf, 1999 yılından itibaren çalışmalarına stratejik, politik, ekonomik ve sosyal alanları da dahil etme kararı alarak Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'ni (ASAM) kurmuştur. ASAM Türkiye'deki ilk stratejik bilgi bankası ve stratejik araştırmalar merkezi olarak Aralık 1999'da dokuz ay süren bir ön çalışmadan sonra, faaliyetlerine Ankara'da kendi binasında başlamıştır.
2000 yılının Mayıs ayında Stratejik Analiz dergisinin ilk sayısı çıkmış ve o tarihten sonra her ay düzenli olarak yayınlanmıştır. İzleyen yıllarda çok sayıda telif ya da çeviri rapor, araştırma ve kitap Türk düşünce dünyasına kazandırılmıştır. 2001 yılı Şubat ayında ASAM bünyesinde, müstakil bir birim olarak Ermeni Araştırmaları Enstitüsü kurulmuştur. Enstitünün, ilk sayısını 2001 Mayıs ayında çıkardığı üç aylık Ermeni Araştırmaları ve Review of Armenian Studies dergileri ile yayın hayatına devam etmektedir. 2006 Ocak ayında "İnsanlığa Karşı Suçlar Araştırma Enstitüsü" (İKSAREN) ASAM bünyesinde çalışmalarına başlamıştır.
2004-2005 yıllarında, yönetiminde bir nöbet değişimi olan ASAM, kuruluş amaçları doğrultusunda çalışmalarını sürdürmüş, 2009'da ana sponsor Ülker firmasının desteğini kesmesiyle faaliyetlerini sona erdirmiştir. ASAM Ermeni Araştırmaları Enstitüsü'nün faaliyetlerini ise AVİM üstlenmiştir.
Amerikan Bilim Adamları Federasyonu Hakkında - Amerikan Bilim Adamları Federasyonu Nedir - Düşünce Kuruluşları
Amerikan Bilim Adamları Federasyonu (İngilizce:Federation of American Scientists (FAS), Manhattan Projesi üyesi olan ve kritik milli kararların alınmasında bilgi ve tecrübelerini sunmaya kendilerini ahlaken yükümlü hisseden bilim adamları, mucid ve mühendisler tarafından 1945 yılında ABD'de kurulan kar amacı gütmeyen organizasyon. İlk projeleri Nükleer silahların kontrolü ve sivil amaçlı Nükleer güç araştırmalarına odaklanana kuruluş, öne çıkan bu konuyu gündeminde tutmaktadır.
1984 yılında Kimya, iktisat, ilaç ve fizik alanında Nobel Ödülü'ne layık görülen FAS[2],bilim ve teknoloji çözümlemelerinin kritik olduğunu yayınlarında belirtmektedir.
Heterofobi, heteroseksüellere yönelik önyargı ve ayrımcılığı ifade eden bir terimdir. Bu terim seksoloji dışında pek kullanılmaz, hatta bu alanda da sınırlı bir kullanımı vardır. Terim aynı zamanda karşı cinsle ilişkiye girme korkusunu da ifade eder.
Heteroseksüellere yönelik ispatlanmış ayrımcılık vakalarına çok nadir rastlanır. Daphne Patai'nin ortaya koyduğu gibi heterofobi feminist hareket içerisindeki eleştirileri bünyesinde barındırır. Patai, feminizmin tehlikeli bir biçimde erkek-karşıtlığına dönüştüğünü ve bunun sonucu olarak hareket içerisindeki erkeklere bağlı olan ya da erkekleri seven kadınların dışlandığını iddia eder.
Bazıları heterofobi terimini lezbiyen, gay, biseksüel ve transeksüellere (LGBT) eşit haklar tanınması amacıyla yapılan çalışmaların heteroseksüellere yönelik bir ayrımcılık faaliyeti olduğunu iddia ederler. LGBT tartışmalarında heterofobi, homofobinin tersi olarak da kullanılmaktadır.
State Univetsity of New York'un öğretim üyelerinden Dr. Ray Noonan, 1999 yılında yaptığı "The Society for the Scientific Study of Sexuality" başlıklı sunumda şunları söylemiştir:
"Heterofobi terimi bazı insanlar için çeşitli nedenlerle kafa karıştırıcıdır. Diğer taraftan, On the one hand, some look at it as just another of the many me-too social constructions that have arisen in the pseudoscience of victimology in recent decades. (Many of us recall John Money's 1995 criticism of the ascendancy of victimology and its negative impact on sexual science.) Others look at the parallelism between heterophobia and homophobia, and suggest that the former trivializes the latter. Yet heterophobia may be one of the root contributors in the etiology of homophobia, as Noonan argued in 1998. For others, it is merely a curiosity or parallel-construction word game. But for others still, it is part of both the recognition and politicization of heterosexuals' cultural interests in contrast to those of gays—particularly where those interests are perceived to clash."
Hematofobi (Kan korkusu) kana karşı duyulan aşırı ve önlenemez korku durumudur. Diğer birçok fobiden ayrı olarak bu korkunun akut durumlarında, vazovagal senkop (bayılma)gibi bazı fizyolojik reaksiyonlar gözlenebilir.
Benzer reaksiyonlar travmatofobi (yaralanma korkusu) ve tripanofobi (iğne korkusu) gibi fobilerde de saptanmıştır. Bu üç fobi DSM-IV'e göre "kan-enjeksiyon-yaralanma fobisi" olarak kategorize edilmiştir.
Etyoloji
Hematofobi etyolojisinde sıklıkla çocukluk veya ergenlik çağındaki direk veya şahit olunan travma vardır. Ayrıca genetik bileşeni de bulunmaktadır.
Tedavi
Tedavisinde daha çok vazovagal senkopun önlenebilmesi üzerine davranışçı teknikler veya pacemaker gibi tıbbi cihazların kullanımı uygulanmaktadır.
Enoklofobi, kalabalıktan korkmaktır. Bu tarz insanlar fazla kalabalığa karışmaz, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmazlar. Bu durumularına karşı arkadaş edinmekte oldukça başarılıdırlar. Bu hastalığa sahip insanların genelinde ayna nöronlar oldukça gelişmiştir, bu sebeple empati yetenekleri oldukça gelişmiştir. Kalabalıkta rahat edememe sebeplerinden biride herkesi bir anda anlamaya çalışmasıdır.
Enoklofobi'lik, sonucu tek bir olay olan bir rahatsızlık değildir.Bu rahatsızlık hastalık olarak kabul görmez.Onun için kesin bir tedavisi, ilacı vb. şeyler yoktur.Bu insanlar sinestezilerinin fazla baskın olmasıyla Enoklofobi olmuşlardır.Sinestezi ise duyuların birbirine karışması durumudur.Örn kokuları duymak, müziği görmek, sesi ve tonlarını koklamak gibi.Sinestezileri baskın olduğu için duyguları algılayabiliyorlar.Bazı kendini iyi bilen empatlar insanların duygularını algılayabiliyorlar.Kişilerin o anki hislerini bilebiliyorlar.Ama bu sadece bilmekle kalmıyor, eğitilmiş veya kendini eğiten bu insanlar kişilerin elektromanyetik radyasyon alanını (bu alan kişinin bilincini oluşturur) biliyor ve istediğinde kişilere istedikleri duyguları-hisleri verebiliyorlar (enjekde edebiliyorlar).
Bunu ise nöronlarıyla yapıyorlar.Nöronları çok gelişmiş oluyor bu kişilerin.Bu kişiler ergenlikden itibaren Enoklofobi etkileri kişilerde gözükmeye başlıyor.Nöronları o yaşlardan itibaren daha etkili daha hareketli oluyor.Ateşlenen nöronlar diğer nöronları da tetikliyor.Böylece nöronların hepsi ateşlenmiş oluyor ve kişinin sinestezisine bağlı olarak güçlü olan bir duyusu inanılmaz düzeyde gelişiyor.Gelişen duyu ile bu kişiler, kişilerin duygularını biliyor ve onlara istedikleri hissi verebiliyorlar.Bu kişilerin çoğunluğu kalabalık korkusu yaşar.Bazıları da insanlara yaklaşamayabilir.Ama kendini iyi derece de zihnini perdeleyebilenler bu sorunları yaşamayabiliyor.Eğer bir Enoklofobi yaşayan birisi insanlara yaklaşamıyorsa bunu çözen başka bir Enoklofobi o kişinin tenine dokunarak veya rahatlama ve güven hissi göndererek, gönderen kişinin o hissi verdiği sürece yaklaşma sorunu yaşamayabilirler.Kalabalık sorunu aslında fazla algılamak sorunudur.Halk arasında ise buna ses duyma denir.Garipden sesler duymak.
Aslında hepsi için geçerli değil bu.Bazılarının koku duyusu gelişmişitir.Buna bağlı olarak kokuyla duygu algılarla.Bazıları ise görsel olarak, bazıları duyusal.Gelişen duyularıyla veriyi aldıklarında bunu beyinlerinde daha çok ses olarak algılarlar.Çünkü aldıkları veri onlara veri-bilgi verir ve bu diğer yöntemlerle de olsa sesle daha anlaşılır olur.Bu kişiler iş alanında çok başarılı olabilirler.Etkileme ve ikna konularında çok başarılı oldukları için konuşma düzeyi işlerinde çok başarılı olabilirler.Bu kişiler küçük yaşlarında farkedilip, gerekli eğitimi aldıklarında insanları bükebilirler.Duyguları algılayıp bildikleri için kişilerin elektromanyetik radyasyon alanlarını yani bilinçlerini istediği bir veriyle-hisle kontrol edebilirler.Günümüzde ise daha şimdiden kabul ediliyor:Gelecekte savaşlar psikolojik ve zihinsel olacak.
Araknofobi veya Araknofobya (yunanca "örümcek korkusu") bir spesifik fobidir, Örümcek korkusuna verilen addır. zoofobi'nin (hayvanlardan korkma) bir türevidir, ayrıca en çok kişi tarafından duyulan fobidir. Araknofobisi olan insanların örümceklere olan tepkileri genelde mantıksız ve düzensiz olur (ve bazen kendilerine zarar verebilirler). Genelde örümceklerden çok korkar ve onları görünce panik atak geçirirler
Örümcek korkusu herhangi bir spesifik fobi'nin tedavi yöntemiyle tedavi edilebilir. Bu genelde korku duyduğu şeyle hastanın temas kurmasıyla sağlanır.
Anatidaephobia kişinin nerde ve nezaman olursa olsun bir ördek tarafından izleniyor olma korkusu olarak tanımlanır. Anatidaephobia Yunancada anatidae (ördek) ve phobia (korku) kelimelerinden türetilmiştir. Anatidaephobia genellikle çocukluk döneminde ortaya çıkar ve başlıca sebepleri arasında suya düşme ya da ördekler tarafından gagalanma bulunur. Her ne kadar başkaları için olması mümkün bir durum olarak görülmese de anatidaephobik kişiler sürekli bir travma halindedir.
Bir Ömür Yetmez Dizisi - Bir Ömür Yetmez Star Tv - Bir Ömür Yetmez Nezaman Başlayacak - Bir Ömür Yetmez Dizisi Oyuncuları
TMC Film Yapım, Erol Avcı yönetiminde yeni bir televizyon dizisine daha imza atıyor. Deneyimli bir ekip tarafından titizlikle hazırlanan yeni sezonun en iddialı yapımlarından biri.
Ailesinden küçük yaşta korkunç bir olay sonucu kopartılmış, sokaklara düşmüş, cepçilik, mendilcilik sonra da otoparkçılık yapmış Ali, şimdi İstanbul'un en nüfuzlu kuvvetli isimlerinden, nam-ı diğer Şeker'in sağ koludur. Sert geçmişi Ali'ye duygusuz olmayı öğretmiş olsa da o Şeker'in kızı Hazal'a karşı hissettiklerine engel olamaz. Ama iki genç de bu aşkı kalplerinde dondurur. Birbirlerine isteseler de yaklaşamazlar.
Şeker'in kızı kadar düşkün olduğu tek kişi, yıllardır hastalıklı bir tutkuyla aşık olduğu, cemiyet hayatının içindeki en güçlü kadın Zuhal'dir. Geçmişindeki trajedinin sorumlusunun Şeker olduğunu bilmeden, kaybettiklerinin derin hüznüyle tüm ömrünü onun kontrolüne bırakır. Aslında 25 sene önce Zuhal'in evini bastırıp, kocasını öldürtüp kendisini ve çocuklarını kaçırmasını emreden Şeker'dir. Ancak planlar bozulur. Zuhal'in kocası ölür ve evde yangın çıkar, Çocukların da kaçırılıp öldürüldüğü sanılır. Şeker ailesini yitirmiş kadının karşısına bir kurtarıcı gibi çıkar, o günden sonra da koruyucu meleği gibi hep yanında yer alır.
Şeker Zuhal'i görünmez iplerle kendine bağlar. Hemen yanı başında örülen ağın farkında değildir. Zuhal'in yıllar önce kaybettiği iki oğlu, şimdi kendi çatısının altındadır ve Zuhal bu durumdan bir haberdir. Dört yaşındayken, kardeşi Ömer'le beraber öldüğü sanılan çocuk Ali'dir. Şeker'in adamı onları bir aileye teslim ettikten bir süre sonra ayrı düşerler, birbirlerinin izini kaybederler. Kader iki kardeşe acımasız bir oyun hazırlamıştır. Ömer mafyanın içine sızan gizli polis, Ali de mafyanın en kıymetli adamı olmuş, yolları kardeş olduklarını bilmeden av ile avcı olarak kesişmiştir.
Seneler sonra Zuhal ailesini yok eden adamdan intikamını almak için bilmeden kendi elleriyle oğlu Ali'yi görevlendirir. Ali, Ömer'le ilgili gerçekleri öğrendikten sonra kardeşini korumak ve korumamak arasında sürekli gelip gider. Şeker bunlardan habersiz, kendi sırlarının açığa çıkmaması ve kızının bu dünyaya bulaşmaması için
uğraşır. Ama yanında çalıştırdığı Ali'nin kızı Hazal'la aşk yaşadığından tamamen bihaberdir
Bu hikayeyi izlerken geçmişteki hesapların doğru kişilere kesilmesini, onca yıl hasretten sonra Zuhal'in çocuklarına, kardeşlerin de birbirlerine kavuşmasını isteriz. Hazal'ın üvey annesi Figen'in derin hüznüne tanıklık eder, mutluluğu bulmasını bekleriz. Aşklarda taraf oluruz; Şeker'in Zuhal'e kavuşamamasını, ama Hazal'ın Ali'ye doya doya sevdiğini söylebilmesini, Ali'nin kalbinde buz tutmuş güllerin erimesini umarız.
Oyuncu Kadrosu :
Mert Fırat - Ali rolünde
Ezgi Mola - Hazal rolünde
Ahmet Rıfat Şungar
Lale Mansur - Zuhal rolünde
Nazan Kesal
Tek Başımıza Dizisi - Tek Başımıza Dizi Konusu - Star Tv Tek Başımıza - Tek Başımıza Hangi Kanalda
Tek Başımıza dizisi Most Production idaresinde kısa süre içerisinde izleyici ile buluşacak. Yönetmenliğini Oğuzhan Tercan'ın yaptığı dizinin oyuncuları ;
"Tek Başımıza" hayatları hiç beklemedikleri anda ellerinden alınan ve sıfırdan başlayıp her şeyi yeni baştan kurmaya çabalayan iki kadının öyküsü. İşini, zenginliğini, evliliğini ve yaşadığı her anı gölgeleyen büyük bir acıyı çocukluğundan beri içinde taşıyan Hande... Ve gözükara, deli gibi aşık bir adamın geçmişten çıkıp gelmesiyle hayatı altüst olan Zehra... Aynı gün içinde ikisi de ölümün eşiğine geliyor ve ikisi de her şeyi geride bırakıp kaçmak zorunda kalıyor. Sadece acımasız eşlerinden ve onlara hiçbir şans tanımayan ailelerinden değil tüm anılarından kaçmak zorunda kalan bu iki kadın, kendilerini uzun ve zorlu bir yolculuğun içinde buluyorlar. Bu yolculuk sırasında Türkiye'nin dört bir yanını dolaşıp Doğu'sundan Batı'sına, büyük şehirlerden ücra köylere kadar pek çok durağa uğrarken, aşkları, cesaretleri, güçleri ve doğru bildikleri her şey sınavdan geçecek. Hande ile Zehra bir yandan zor zamanlarda el ele vermenin, sırtını bir dosta yaslamanın değerini anlayacak, bir yandan da tek başlarına ayakta duracak kadar güçlü olmayı öğrenecekler. Hepsinden önemlisi, görünüşteki tüm ayrımlara rağmen aynı acıları çekip aynı umutları taşıdıklarını görecekler.
Maragha Katliamı Nedenleri - Maragha Katliamı Sonucu - Maragha Katliamı Tarihi
Maraga Operasyonu ya da Maraga Katliamı, Maraghar Katliamı, Karabağ Savaşı sırasında 10 Nisan 1992 tarihinde Terter rayonu'nun Maragha köyünde Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri askerî birliklerinin Ermeni sivilleri öldürdüğü olayı.
Zararlarını gözeten[kaynak belirtilmeli] ve görgü tanıklarıyla röportaj yapan Caroline Cox'a göre, Maragha köyüne saldıran Azerbaycan askerleri tarafından yaklaşık 45 köylü öldürülmüş, köy yakıp yağmalanmış ve yaklaşık 100 Maragha'lı bayan ve çocuğu kaçırılmıştır.
Saldırıların ardında köyünden sürülen Maragha'lılar 1994'te imzalanan ateşkes sonrasında da kendi köyüne geri dönememişlerdir. Bölge hâlen Azerilerin kontrol altındadır. Dağlık Karabağ Cumhuriyeti Parlamentosu Başkanı Gevorg Petrossian'e göre, Maragha'ya karşı düzenlenen saldırı sırasında 53 sivil öldürülmüştür.
BM Cenevre Ofisi Nezdinde Ermenistan Daimi Temsilciliği'nin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 58. oturum sekreterliğine gönderdiği 27 Mart 2002 tarihli mektupta "10 years of Maragha massacre (Armenian village in mardakert region of Nagorno Karabagh)" başlıklı bilgi aktarılmıştır.
Oset İnguş Çatışması Nedenleri - Oset İnguş Çatışması Sonucu - Oset İnguş Çatışması Hakkında
İnguş-Oset Çatışması diye adlandırılan çatışma Prigorodny bölgesi'nde etnik gruplar arasındaki bir anlaşmazlıktır. Prigorodny bölgesi, Kuzey Osetya-Alanya'daki Rusya'nın federal yapılanması'nın bir parçasıdır. 1989 senesinde başlamıştır ve 1992 senesinde İnguş and Oset yarı askeri birlikleri arasında gelişmiş olan bir etnik anlaşmazlıkdır.
Helsinki İnsan Hakları İzleme Komitesi tarafından Ekim and Kasım 1992'te Oset militanları tarafından yapılan etnik temizliği konu alan bir kamp yapıldı. Komite bu etnik temizlikte 600'den fazla sivil İnguş'un öldürüldüğünü ve Prigorodny bölgesinde ikamet eden yaklaşık 60.000 İnguş'un sınır dışı edildiğini ilan etti.
Anlaşmazlığın başlangıcı
Rusların Kafkaslar'ı fethi boyunca, Inguşların bazı toprakları Osetler ve Ruslar tarafından sömürgeleştirildi. Rus General Evdokimov ve Oset albayı Kundukhov, İnguş topraklarının sömürgeleştirme işlemenin başarıyla sonuçlandığını Opis No. 436'da "memnuniyetle raporladı".
İnguş köyü, Ghazhien-Yurt yeniden isimlendirildi. Stanitsa Assinovskaya 1847,
İnguş köyü, Ebarg-Yurt yeniden isimlendirildi. Stanitsa Troitskaya 1847,
İnguş kasabası, Dibir-Ghala yeniden isimlendirildi. Stanitsa Sleptsovskaya 1847,
İnguş köyü, Magomet-Khite yeniden isimlendirildi. Stanitsa Voznesenskaya 1847,
İnguş köyü, Akhi-Yurt yeniden isimlendirildi. Stanitsa Sunzhenskaya 1859,
İnguş köyü, Ongusht yeniden isimlendirildi. Stanitsa Tarskaya 1859,
İnguş kasabası, Ildir-Ghala yeniden isimlendirildi. Stanitsa Karabulakskaya 1859,
İnguş köyü, Alkhaste yeniden isimlendirildi. Stanitsa Feldmarshalskaya 1860,
İnguş köyü, Tauzen-Yurt yeniden isimlendirildi. Stanitsa Vorontsov-Dashkov 1861,
İnguş köyü, Sholkhi yeniden isimlendirildi. Khutor Tarski 1867.
Ruslar önceden İnguş köyü Zaur olan bölgede Vladikavkaz (anlamı: "Kafkaslar'ın Hakimi") isminde bir kale inşa ettiler. 1924'de İnguş Özerk Bölgesi oluşturuldu.
İnguşlar genel olarak Prigorodny bölgesi ve Vladikavkaz'ın bir kısmında ikamet ediyordu. 1934 senesinde Moskova'dan gelen Sovyet kararnamesiyle İnguş Özerk Cumhuriyeti Çeçen Özerk Bölgesi ile birleştirildi. İngluş'ların Vladikavkaz toprakları paylaştırıldı. Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti altındaki Prigorodny bölgesinden ayrılan yeni bir Kuzey Osetya kuruldu. 1944'de İkinci Dünya Savaşı sonlarına gelirken Stalin'in emriyle yüzbinlerce İnguş ve Çeçen Orta Asya ve Sibirya'dan Nazi Almanyasıyla işbirliği yaptıkları iddiasıyla sınır dışı edildi. Çok geçmeden, Prigorodny bölgesi Kuzey Osetya'ya transfer edilerek buradaki nufüs azaltıldı.
1957 yılı içerisinde baskı altında tutulan İnguş ve Çeçenlerin ana topraklarına dönmelerine izin verildi. Ve Çeçen-İnguş Cumhuriyeti geri verildi. Prigorodny bölgesinin kontrolu Kuzey Osetya'da kaldı. Sovyet yetkililer İnguşların Prigorodny bölgesindeki topraklarına dönmesine izin vermedi. Yine de, İnguş aileleri topraklarına yerleşmeyi başardı. Osetlerden evlerini geri satın aldılar. Ve bölgede büyük sayılarla yeniden yerleştiler. Bu İnguş halkı ve aydınları arasında "tarihi hakkını geri almak" ve "ana topraklara geri dönmek" fikirlerini yükselmesine neden oldu. Bu Oset ve İnguş etnikleri arasında halen var olan gerginliği arttırdı. 1973 ve 1980 yılları arasında İnguşlar Grozny'de yaptıkları çeşitli protestolarla ve toplantılarla Prigorodny bölgesi ile İnguş Cumhuriyetinin yeniden birleşmesini istediklerini söyleyerek seslerini duyurdu.
İnguşların Supreme Soviet of the USSR tarafından benimsenmiş Sovyet hukukuna haklarını açık bir şekilde bildirdi. Böylece durumlar 1991'in başlarında kötüye gitmeye başladı. Metnin üçüncü ve altıncı kısmında "karasal rehabilite"" ibaresi bulunuyordu. Mahkeme İnguşlara talep ettikleri yasal bölgeleri verdi. Bu silahlara rahatça erişebilen çoğu bölge insanı arasında ciddi bir çalkantılı havaya neden oldu. Prigorodny bölgesindeki İnguş halkı ve Vladikavkaz'den gelen Oset zırhlı milis kuvvetleri bu anlaşmazlıkta silahlandılar.
Silahlı çatışma
Komiteler arasındaki şiddet Prigorodny bölgesinden Terek Nehrinin doğusuna kadar durmadan yükseldi. Bölgeye 1.500 Sovyet dahili süvari askerinin gelmesine rağmen.
1992 yazı ve sonbaharı başlangıcı boyunca, İnguş milliyetçi militanları orada düzenli olarak arttı. Aynı zamanda, Kuzey Osetya nufüsuna karşı onların komşuları,polis, güvenlik görevlileri ve askerler tarafından organize yapılan taciz, adam kaçırma ve ırza geçme gibi olayların sayısı da düzenli olarak yükseldi. İnguş savaşçılar uygun adım yüreyerek Prigorodny bölgesinin kontrolünü ele geçirdi. Ekim 30, 1992 gecesi aniden Kasım'ın 6'sına kadar sürecek olan savaş patlat verdi. İnguş militanları Osetlerle bölgede ve Kuzey Osetya'nın başkenti Vladikavkaz'da savaşırken, Kuzey Osetya başka bir yerden zorla ve kuvvetle tahliye ettirildi ve evlerinden kovuldu. Rus dahili kuvvetleri savaşa faal olarak katıldı ve bazen Oset savaşçılarının önderi konumuna geldi.
31 Ekim 1992'de, bir üst düzey Rus delege komitesi şiddeti durdurmak için bölgeye ulaştı. Bununla birlikte Rus barış koruyucularının ilk konuşlaması Kasım'ın başlarına kadar başlamadı. Buna rağmen Rus askeri kuvvetleri; Oset polisleri ve cumhuriyet muhafızlarıyla ile birlikte sıklıkla bazı şiddet olaylarına araya girerek engel oldu. Rus barış koruyucularının tutumu güçlü ölçüde Oset yanlısıydı. Ve koruyucuların konuşlanması sonuç olarak sadece tarafsızlık getirmediği gibi. Bir taraflılık getirdi de. Başkan Boris Yeltsin 2 Kasım'da bir kararname bildirdi. Bu Prigorodny bölgesinin Kuzey Osetya bölümünün aynen kalmasıyla ilgiliydi.
Kuzey Osetya'daki husumet ve kısas yaklaşık olarak 590 ölüye, 1.000 yaralıya ve hem İnguş sivilleri arasında 1.200 rehine hem de 65.000 İnguş ve 9.000 Oset mülteciye neden oldu.
Etnik temizlik suçlaması
Helsinki İnsan Hakları İzleme Komitesin tarafından, Oset polisi ve cumhuryite muhafozları tarafından İnguş sivillerine karşı savaş suçları işlendiğine ve etnik temizleme yapıldığına karar verildi. İnsan Hakları İzleme Komitesi, Oset polisinin ve cumhuriyet muhafızlarının bölgedeki İnguş nufusuna karşı gerçekleştirilmiş uç nokta gaddarlığının çok sayıda video ve fotoğraf materyalleri topladı.
Helsinki İzleme Komitesi bu insan hakları şiddetinin ve savaş suçlarının raporunu yayınladı. 1996'nın Nisan ayında yayınlanan bu raporda İnguş sivillerinin Ekim ve Kasım ayları boyunca uğradığı katliam detaylarıyla tasvir edildi.
Moskova'nın baskısı ve Rus aracılarla Kuzey Osetli yetkililer ikna edilerek 1995'te Oset-İnguş anlaşmasına varıldı. Bu anlaşma dört yerleşim bölgesinden İnguş mültecilerinin Prigorodny bölgesine, evlerine dönmelerine izin veriyordu. Geri dönen bir çok mülteci yerel hükümet tarafından engellendi ve sadece Osetyalılar geri dönebildi. Bu esnada, İnguşların bölgedeki evleri ve toprakları Gürcistan'dan gelen Oset mülteciler tarafından gitgide işgal edildi.
11 Ekim 2002'de İnguş Cumhuriyeti ve Kuzey Osetya başkanları "dayanışmayı teşvik etmek ve komşuluk ilişkileri" için aralarında bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, İnguş mültecileri ve insan haklarının müdafası için daha umut veren bir anlaşmaydı. Lakin, 2004'deki Beslan'daki Rehine Krizi sürece ve Oset-İnguş ilişkilerine zarar verdi.
Osmanlı Devleti Öncesi Balkanlar - Balkanlar Hakkında - Osmanlı Devleti Öncesi Bizans - Bizans Hakkında
-Balkanlar'da da Bizans'ın toprakları vardı.
-Bulgar ve Macar krallıkları, Eflak ve Boğdan Prenslikleri, Sırp ve Rum Despotlukları da vardı.
-Bizans zayıflamıştı ve siyasî bölünmüşlük halindeydi.
-Anadolu'da da Tekfurlar halk eziyordu.
Bu durum bölgede Türk hakimiyetini kolaylaştırmıştır.
-Bizans imparatorluğu küçülmüş, zayıflamış ve iç karışıklık içerisindedir.
-Anadolu ve Rumeli de tekfur denilen Bizans derebeyleri halktan ağır vergiler alarak ezmektedirler.
-Balkanlarda siyasi birlik yoktur.
-Krallıklar (Sırp,Bulgar ve Macar) Prenslikler ve Beylikler (Eflak,Arnavutluk ve Bosna-Hersek) birbirleriyle sürekli mezhep farklılığı ve siyasi nedenlerden dolayı mücadele etmektedirler.