MiSS-FENER

MiSS-FENER

Üye
18.05.2006
Genel Kurmay Başkanı
461.942
Hakkında

  • Gostivar Coğrafyası - Gostivar Nerededir - Gostivar Hakkında - Makedonya Gostivar

    Gostivar (Makedonca: Гостивар; Arnavutça: Gostivari), Makedonya'nın kuzeybatısında bulunan bir şehirdir.

    Coğrafya

    Gostivar, Makedonya'nın kuzeybatı kesiminde, Polog idari bölgesinde, Kosova'ya yakın bir konumda yer alır. Çevresinde iyi durumdaki karayolu ve demiryolu ağı ile Kalkandelen, Üsküp, Ohri ve Debre şehirlerini birbirlerine bağlantı güzergâhın üzerindedir.

    Ege Denizi'ne dökülen Vardar Nehri'nin doğduğu Şar Dağları Gostivar sınırları içerisindedir. Gostivar yakınlarındaki Vrutok köyü, 683 metre yükseklikte Vardar'ın kaynadığı alandır.

    Tarih

    Erken Tarih

    Romalı tarihçi Titus Livius, şehir hakkında ilk bilgileri derlemiştir. MS 3. yüzyılda Roma İmparatorluğu, ülkenin kuzeyinden ciddi akınlar düzenleyen Hunlar, Ostrogotlar gibi kavimleri durdurmak üzere bu bölgede birçok kale ve hisar kurdurmuştur. 10. yüzyılda, Gostivar'ın da içinde bulunduğu Polog bölgesi, Doğu Roma'nın egemenliğinde olmuştur.

    Osmanlı İmparatorluğu Dönemi

    14. yüzyılda Gostivar ve civarı, Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girmiştir. Şehrin simgesi olan saat kulesi 1566 yılında Osmanlı yönetimi tarafından yapılmıştır.

    19. yüzyılda şehir ticaret merkezi iken bugün daha çok Avrupa'nın diğer şehirleri dâhil başka şehirlerde çalışan işçilerin bıraktıkları dövizler önem taşımaktadır. Bulgar etnolojist Vasil Kançov, 19. yüzyılda şehirde 3,735 kişi yaşadığını belirtir ve bunlar 3.100 Türk, 310 Bulgar, 100 Arnavut, 25 Ulah ve 200 Rumendir.

    Gostivar'ı da içine alan bölgedeki Osmanlı egemenliği 1912 yılında sona ermiştir. Bu son dönem idari yapılanmasında Gostivar, Kosova Vilayeti sınırları içinde, Prizren Sancağı'na bağlı olmuştur.

    Yugoslavya Dönemi

    1943 yılı ile beraber Yugoslavya Krallığı ortadan kalkmış, yerine Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu dönemde de Gostivar, devam eden idari yapı içinde yer almıştır.

    Makedonya Cumhuriyeti Dönemi

    1991 yılında Makedonya'nın Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nden bağımsızlığını ilan etmesiyle Gostivar, bağımsız Makedonya Cumhuriyeti içinde yer almıştır.

    Turizm

    Doğal güzelliklerin bulunduğu, kayak ve spor merkezi bulunan turistik Mavrova Millî Parkı, Gostivar sınırları içerisindedir. Mavrova, özellikle kış turizmi açısından gözde bir yerdir.

    Gostivar'dan Kırçova ve Ohri yönü üzerinde Vrutok köyü, Makedonya'nın en büyük nehri Vardar'ın kaynak yeridir.

    Kültür

    Gostivar'ın Şar ve Galiçnik denilen peynirleri, Kaymaçina isimli meşhur tatlısı ve Şar köpeği denilen çoban köpekleri meşhurdur. Bunlar, Şar Dağları'nın kuzey kesiminde yer alan Kosova kısmında da bilinirler.

    Nüfus

    2002 sayımlarına göre Gostivar'ın toplam nüfusu 81.042 kişidir. Bu nüfusun etnik dağılımı şu şekildedir: Arnavutlar 54.038; Makedonlar 15.877; Türkler 7.991; Romanlar 2.237 ve diğerleri

    Gostivar çevresinde Vrapçişte, Zduyna, Aşağı Banisa ve Yukarı Banisa yerleşim bölgeleri, Türklerin nüfusun tamamını veya çok büyük kısmını oluşturduğu yerlerdir.

    noimage

    noimage
#04.11.2011 13:10 0 0 0
  • Konu: Beyaz Yonca
    Beyaz Yonca Hangi Hastalıklarda Kullanılır - Beyaz Yonca Hakkında - Beyaz Yonca Faydaları - Beyaz Yonca Yetiştiriciliği

    (Trifolium repens)
    Baklagiller familyasındandır.Diğer adları tıfıl,üçgül.

    Sarkık sürüngen halde 60 cm kadar uzayan üç parçalı yapraklı çok yıllık otsu bir bitkidir.Beyaz çiçekleri ve uzun fasulyemsi meyveleri vardır.Sürüngen sap boğumları aracılığıyla kökleşir.Çiçeklenme ve meyve verme mayıs-ekim aylarındandır.

    Türkiyede 100 dolayında yonca çeşidi bulunur.Genellikle üç yaprakçıktan oluşma yaprakları vardır."Dört yapraklı yonca" hikayesini duymuşsunuzdur:Uğur getirecek diye az bulunan şeyler değerlendirilir mantığının peşi sıra yoncanın dört yapraklısını arar durursunuz

    Bitkinin bileşiminde protein albümin yağ sepi maddeleri A ve C vitaminleri bulunur.Fazla yenmesi hayvanları kısır bırakabilir.

    Kökü gür olduğu için bitki erozyona maruz bölgelerde yetiştirilebilir.Uzun aylar boyunca çiçek açtığı için bal verici olarakta önemlidir.

    Park ve bahçelerde gerek yeşil alan gerek çiçekleriyle dekoratif bir görüntü sunması için yetiştirilebilir.
    Halk hekimliğinde çiçekli dalları güçlendirici romatizma ağrılarını dindirici olarak değerlendirilir.
#04.11.2011 13:05 0 0 0
  • Beyaz Papatya Hangi Hastalıklarda Kullanılır - Beyaz Papatya Hakkında - Beyaz Papatya Faydaları - Beyaz Papatya Yetiştiriciliği

    (Anthemis chia)

    Papatya giller familyasındandır.Diğer adları eşek papatyası, margarita, margarit.10-35 cm boylarında seyrek tüylü iki kez parçalı yapraklı bir yıllık otsu bir bitkidir.Çiçeklerinin 0.75-1,5 cm uzunluğundaki dişli yaprakları beyaz ortasındaki tüpsü kısım sarıdır.

    Ege de ve Trakyada yaygınlıkla bulunur.Kuruyulmuş çiçekleri bolca uçucu yağ içerir.Bildik papatya yerine de işlem görür ama çiçekleri ondan daha büyüktür ve kolay parçalanmaz.Topraktan köküyle dökülmüş bitkiler İstanbul pazarında süs bitkisi olarak satılır.Çiçekleri de boyar madde olarak kullanılır.
#04.11.2011 13:05 0 0 0
  • Konu: Beyaz Kekik
    Beyaz Kekik Hangi Hastalıklarda Kullanılır - Beyaz Kekik Hakkında - Beyaz Kekik Faydaları - Beyaz Kekik Yetiştiriciliği

    (Thymus capitatus yada coridothymus)

    Ballıbabagiller familyasındandır.Kara kekik de denilir.20-40 cm boylarında tüylü mayıs-ekim aylarında dal uçlarında top top pembemsi kırmızı çiçekler açan güçlü kokulu çok yıllık otsu bir bitkidir.
    Ülkemizde Ege ve Akdeniz kurak bölgelerinde kendiliğinden yetişir.

    Bütün kekikler gibi kışın nemli ortamları pek sevmez -10 derece soğuğa kadar dayanıklıdır.

    Bahçelerde yetiştirilebilir arıların pek sevdiği bal vericidir.

    Üretimi tohumla ve çelikle olur.Tohumlar sonbaharda sıcak seralara ekilir çıkan fideler kış bitiminde sürekli bulunacakları ortamlara alınıp dikilir.

    Kurutulmuş yaprak ve çiçekleri baharat olarak değerlendirilir ızgara türü etlere çorba ve salatalara ekilir.İştah açıcı, sindirim kolaylaştırıcı,gaz giderici,spazm çözücü,bronşit ve astım iyileştirici,yatıştırıcı, güçlendirici, idrar arttırıcı, balgam söktürücü, kurt düürücü etkileri vardır.

    Dikkat hamilelerle guatrı olanlar kullanmamalıdır, yüksek tansiyonu olanlarda dikkatli olmalıdır.
#04.11.2011 13:04 0 0 0
  • Beyaz Deve Dikeni Hangi Hastalıklarda Kullanılır - Beyaz Deve Dikeni Hakkında - Beyaz Deve Dikeni Faydaları - Beyaz Deve Dikeni Yetiştiriciliği

    (Cirsium spinosisium)

    Papatyagiller familyasındandır.20-70 cm boylarında dik dallı gövdeli;almaşık dizilişli, dişli kenarlı, derin parçalı ve her bir parçanın ucunda 1 cm ye varan dikenler bulunan, 30 cm ye varan sert yaprakları olan, temmuz -eylül aylarında tek yada bir kaçı bir arada kömeçler halinde beyazımsı-açık sarı çiçekler açan çok yıllık otsu bir bitkidir.

    Anayurdu Avrupadır.1500 -3000 metrelerdeki yüksek dağlarda nemli çayırlarda kayalıklarda bulunur.Meralarda istenmeyen ottur, çünkü uzun sivri dikenlerinden dolayı hayvanlar yemez.
    Tarihte varis tedavisinde kullanılmıştır.

    Devedikeni türlerinin ateş düşürücü ve terletici etkileri vardır.
#04.11.2011 13:03 0 0 0
  • Beyaz Balsam Çiçeği Hangi Hastalıklarda Kullanılır - Beyaz Balsam Çiçeği Hakkında - Beyaz Balsam Çiçeği Faydaları - Beyaz Balsam Çiçeği Yetiştiriciliği

    (Gnaphalium polycephalum)
    Papatyagiller familyasındandır.Diğer adları Medine çiçeği, sonsuz yaşam çiçeği.Boylarında dik beyazımsı yünlü gövdeli sık dallı hafif kokulu bir yıllık otsu bir bitkidir.Almaşık dizilişli ince uzun yapraklarının üst yüzleri koyu yeşil alt yüzleri yünlü beyazdır.Temmuz-eylül aylarında açan beyazımsı sarı çiçekler dal uçlarında yumrular oluşturur.ABD ve Kanadanın meralarında 1000 metre yüksekliğe kadar olan yerlerde bulunur.

    Çiçek başları halk hekimliğinde kullanılır.Hafif acı ve hoş kokuludur.Ateş düşürücü, göğüs yumuşatıcı, ishal giderici, yara iyileştirici etkileri vardır.Dizanteriye, akciğer problemlerine, siyatik ağrılarına, ağız ve boğaz yaralarına kullanılır.
    Taze bitki ağızda çiğnenip özsuyu yutulabilir.Bir çay kaşığı çiçekli yaprak bir bardak kaynar suyla demlenir ve günde bir iki bardak içilir.Bitkinin taze özsuyu afrodizyak olarak da ünlüdür.
#04.11.2011 13:02 0 0 0
  • Srebrenitsa Katliamı Hakkında - Srebrenitsa Katliamı Tarihi - Srebrenitsa Katliamı Olayları

    Srebrenitsa Katliamı ya da Srebrenitsa Soykırımı, 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı)'nda Srpska Cumhuriyeti Ordusu'nun Srebrenitsa'ya karşı giriştiği Krivaya '95 Harekâtı esnasında Temmuz 1995'te yaşanan ve en az 8300 Boşnak'ın Bosna-Hersek'in Srebrenitsa kentinde general Ratko Mladiç komutasindaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesine verilen addır. Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü, belgelerle kanıtlanmıştır. Bosna Sırp ordusunun dışında katliama "Akrepler" olarak tanınan Sırbistan özel güvenlik güçleri de katılmıştır. Birleşmiş Milletler Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda barışgücü askerinin varlığı katliamı önlememiştir.

    Srebrenitsa katliami II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa'daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşır.

    Ön Bilgi

    Katliamın Gelişimi

    Yugoslavya'nın çöküşü üzerine 1992 yılında Sırpların Bosna'da başlattıkları soykırımın ardından bölgeye zoraki olarak müdahele eden Birleşmiş Milletler'in güvenli bölge ilan edilen 6 bölge arasında Srebrenitsa'da bulunmaktaydı.[6]

    Savaştan önce nüfüsu 24 bin civarı olan kentin nüfusu diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin civarına gelmişti. Artık Srebrenitsa 'açlık' ve 'hastalıklar' ile mücadele eden bir 'toplama kampı'na dönüşmüştü.Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.[7]

    Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenitsa'ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında müslümanların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru , sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16'yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi.

    Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna'daki BM Barış Gücü komutanı Fransız generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar. Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.

    Daha sonra orataya çıkan bir video kasedinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti.Bir hafta süren katliam II. Dünya Savaşı'ından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yer aldı.

    Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliamın bir 'soykırım' olarak kabul etti; ancak Sırbistan'ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi.

    Bosna'nın Doğusundaki Çatışmalar

    1992 Etnik Temizlik Kampanyası

    Srebrenitsa Katliamı ve Müslümanların Toplu Şekilde Kıyımı

    1992 Bosna Savaşı'ndan sonra Sırbistan, Bosna-Hersek'in stratejik alanı haline geldi. Özellikle ülkenin doğu tarafı Avrupa Birliği tarafından Yasak Bölge ilan edildi. Bu bölge içinde Sırbistan'ın o zamanki başkenti Srebrenitsa da vardı. Bu da Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri için bir fırsat olarak değerlendirildi. Ayrıca Bosna Hersek'in bütün maddi varlığı olan en büyük maden ocakları da ülkenin tek geçim kaynağıydı. Bu da Sırplar için bir araç olarak değerlendirildi. Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve Sırp zulmüne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalışan Srebrenitsa'nın Tanjarz Kırsalı'nda tam 10000 kişiyi esir alan askeri grup Mladiç'in emriyle esirleri öldürmeye başladı. Sırp vahşetinin Avrupa'dan yüz bularak doruğa çıktı ve tam 5 gün süren katliamda 8300 kişi öldürüldü. Kalan 2700 kişi serbest bırakıldı. Öldürülen bu 8300 kişinin cesetleri parçalanıp iskeletleri çıkarttırıldı ve bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı'na gömüldüler. Katliamdan yaklaşık 13 yıl sonra Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç kaçak olarak yaşadığı Sırbistan'ın Sermiyan köyünde Radovan Karadzic ile beraber yakalanarak tutuklanmış ve Lahey Uluslararası Ağır Ceza Mahkemesi'nde 1 hafta yargılandıktan sonra haklarında tutuklama kararı çıkmıştır, ayrıca Mladiç'in cezası müebbet hapis olarak belirlenmiştir. Ancak Ratko Mladiç'in cezası infaz edilememektedir; çünkü kendisi Sırbistan, Rusya gibi ülkelerin korumasında bir yaşam sürmektedir.

    Soykırımdan Sorumlu İsimler

    11 Temmuz 1995 günü Ratko Mladiç silahlarından arındırılmış kente hiç zorlanmadan girdi. Sonra da Sırp askerler Müslüman Boşnakları yolarda, dağlarda öldürdüler. Sırp askerler cesetlerin kimlikleri tespit edilmesin diye cesetleri parçalayarak sayıları 64'ü bulan toplu mezarlara gömdüler.

    Uluslararası Savaş Suçluları Mahkemesi Tarafından Srebrenitsa Soykırımından Dolayı Aranan, Yargılanan ve Mahkum Olan Sırp Üst Subaylar ve Siyasilerin listesidir.

    Momcilo Krajisnik Bir savaş suçlusu ve eski Bosnalı Sırp politikacı 20 Ocak 1945 Saraybosna doğdu.1990 ve 1992 yılları arasında Bosna-Hersek Millet Meclisinde milletvekili olarak bulundu. 1992-1995 yılları arasında Bosna genelinde başta Srebrenitsa olmak üzere işlenen cinayet, toplu katliam ve tecavüzler sonucu işlenen Soykırım suçunun baş sorumlularından biri olarak arandığı ilan edildi. 3 Nisan 2000 tarihinde SFOR'un Fransız komandası tarafından tutuklandı ve Lahey'de eski Yugoslavya için oluşturulan (ICTY) Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne teslim edildi. 27 Eylül 2006 tarihinde BM Lahey Savaş suçluları Mahkemesi tarafından 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 17 Mart 2009 cezasını 20 yıla düşürüldü. Momcilo Krajinsnik, mahkemede Miloseviç ve Kardziç'ten sonra yargılanan en üst düzey siyasi yetkililerden birisiydi.

    Bilyana Plavsiç 7 Temmuz 1930'da Bosna-Hersek'in Tuzla Şehrinde doğdu. Politikaya üniversite yıllarında başladı. Çok hırslı bir kadın olarak hedefini şöyle açıklamıştı; "En yüksek rütbeli Sırp siyasetçisi olmak benim hedefimdir. En büyük arzum "Büyük Sırbistanı" görmektir. Sırp Demokrat Partisi SDS'nin ilk kadın üyesi oldu. Bağımsızlık ilanından sonra ilan edilen Bosna-Hersek Sırp Cumhuriyetinin öncü kurucuları arasında yer aldı. Bosna-Sırp Cumhuriyetinde iki yıl cumhurbaşkanlığı yaptı. 1992-1995 yılları arasında Radovan Karadziç ve Momcilo Krajisnik ile birlikte "Müslüman ve Hırvatlardan Arındırılmış Bosna" projesinin çerçevesinde "etnik arındırma" uygulamalarını katılmak, insanlığa karşı suç sayılan soykırıma dönüşen imha, cinayet, siyasi, dini ve ırksal nedenlerle zülum, sürgün, alternatif olarak insanlık dışı eylemlere katıldığı gerekçesiyle Lahey'deki BM Savaş Suçluları Mahkemesi ICTY'ye tarafından 10 Ocak 2001 tarihinde suçlu bulunduğu duyuruldu. Yaptıklarını halkı için yaptığına dair açıklamalarda bulunsa da anlattıkları ikna edici gelmediğinden ötürü 11 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 26 Haziran 2003 tarihinde Kadınlar Hapishanesine nakledildi. Aralık 2008'de İsveç Adalet Bakanlığı, Plasiviç'in ilerleyen yaşını ve sağlık durumunu öne sürerek af talebinde bulundu. Fakat bu talep reddedildi. Daha sonara cezasının üçte ikisini tamamladığı için yaş ve sağlık durumu dikkate alarak 27 ekim 2009'da serbest bırakıldı.

    Ratko Mladiç 12 Mart 1942'de Bosna Hersek Kalinovik kasabasında doğdu. Bosna Sırp Cumhuriyetinin 1992 yılında Ordusu VRS'nin kurucularından oldu. Orduya katılan sivil kişilere eğitim verdi. 12 Mayıs 1992'de Bosna Sırp Cumhuriyeti tarafından Ordunun başkomutanı olarak atandı. BU görevde 1996 yılına kadar kaldı. 6 Nisan 199^'de başlayan savaşta binlerce insanın öldürülmesinde, yüzlerce kadına tecavüz edilmesinde, yerleşim yerlerinin işgal edilmesinde, dini mekanların yokedilmesinde etkili bir rol oynamıştır. Tüm bunların sorumlusu olan Mladiç 22 Aralık 1996 tarihinden beri aranmaktaydı. Sırbistan'da olduğuna dair ciddi belgeler olmasına rağmen Hükümet tarafından bu durum reddedilmiştir. Fakat 2009'da Mladiç'in bir düğünde çekilen fotoğraflarının basına yansıması ile hükümet zor duruma girmiştir. Bu durum akabinde Sırp Hükümeti, BM, Amerika ve AB üyesi ülkeler, Bosna Herkes devlet yetkilileri tarafından suçlamıştır. Mladiç 26 Mayıs 2011 günü Sırp istihbaratı tarafından yakalanmıştır.

    Zdravko Tolimir 27 Kasım 1948'de Bosna Hersek Glamoc Kasabasında dünyaya geldi. Sırp Cumhuriyeti Genelkurmay Başkan Yardımcısı ve istihbarat ve güvenlik şefi olarak görev yaptı. Direnen Boşnak Ordusu Nasıl Teslim Alınır? başlıklı raporunda ; Savaşan Boşnakların yakınlarının bir araya getirilerek diğerlerinin gözlerinin önünde kimyasal silahlarla yok edilmesini, eğer teslim olma durumu gerçekleşmez ise tüm boşnakların aynı yöntemle öldürülmesi; teslim olma durumu olursa kendileri ile birlikte ailelerinin müslüman bölgelere güvenli bir şekilde nakledileceğine dair tekliflerde bulunmuştur. Bu teklifi dolayısıyla Sırplar arasında " Kimyasal Tolimir" olarak anılmıştır. 31 Mayıs 2007'den beri tutuklu bulunmaktadır. Bosna genelinde olduğu gibi Srebrenitsa insanlık faciasına öncülük etmek, kadın ve çocukların zorla göç ettirilip erkeklerin yok edilmesine katılmak sebeplerinden yargılanmıştır.

    noimage


    Öldürülen Boşnak sivillerden birisi olan, 13 yaşındaki Sadık Ömer Hüseinoviç'in mezarı


    noimage


    465 sivilin defnedilişi (11 Temmuz 2007)


    noimage


    Şehitlikte taş var üstünde 8.372 rakamı yazılıdır

#04.11.2011 13:00 0 0 0
  • Çerkes Sürgünü Nedir - Çerkes Sürgünü Tarihi - Çerkes Sürgünü Olayları - Çerkes Sürgünü Konu Anlatım

    Çerkes Sürgünü, 19.yüzyılda, özellikle 1864 yılında yoğunlaşmak ve başta Adigeler olmak üzere, Kuzey Kafkasya halklarının Osmanlı topraklarına yönelik zorunlu göçleri. Bu olay sonunda bir milyonun üzerinde bir nüfus Osmanlı topraklarına yerleşmiştir.

    Göçlerin tarihçesi ve siyasal nedenleri

    Osmanlı'ya yönelik Çerkes göçleri, küçük gruplar halinde 19. yüzyılın ilk yarısında da yapılmıştı. Örneğin 12 Haziran 1828'de Anapa'nın Rusların eline geçmesi üzerine, kentteki Adıgelerin bir bölümü de Osmanlı'ya göç etmişti. Osmanlı'nın Karadeniz kıyılarına yerleşen, tarım ve ticaretle geçinen 370 Adıge ailesi vardı. Ayrıca K'emguy derebeylerinden Kaplan-Girey, Şubat 1847'de 1.619 kişisi ile birlikte İstanbul'a yerleşmiş, kölelerinin bir bölümünü de satmıştı.[1]

    Bu gruplar Çerkesya ile ticari vb. ilişkilerini de sürdürüyorlardı.

    Göçlerin temel nedeni ise, Rus emperyalist politikasıdır. Bütün sorumluluk Rus hükümetine aittir. Kırım Savaşı, Rusya açısından Çerkesya'nın stratejik önemini somut bir biçimde ortaya koymuştu. Büyük Rus birlikleri, Adıgeler ile İmam Şamil kuvvetlerine duyulan kaygılar nedeniyle, İngiliz ve Fransızlarla savaşmak üzere, Kırım'daki cepheye sürülememişti. Bu da Karadeniz yoluyla Türk ve Batı dünyasına açık bir kıyı ülkesi olan Çerkesya'nın stratejik önemini ortaya çıkarmıştı. Burada yıllardan beri Rusları uğraştıran, inatçı, Rus egemenlik alanı içinde bağımsız bir ada oluşturan, kültürlü ve Müslüman olan bir nüfus bulunuyordu. Fırsat bulduklarında Adıgeler, deniz yoluyla batıdan yardım alabilecek ve hızla kalkınabilecek bir konuma ve toplumsal yapıya sahiptiler.[2] Adıge tarımı ve hayvancılığı da, çağına göre çok ileri durumdaydı.[3] Ortodoks Hıristiyanların koruyuculuğunu üstlenen yayılmacı Rusya İmparatorluğu kendi politik çıkarları açısından, bütün bir Rusya'daki Müslüman nüfus yanında, özellikle Batılı ülkelere açık olan, yani Karadeniz kıyısında ya da yakınında yaşayan Müslüman toplulukları (Adigeler, Abazalar, Nogaylar ve Kırım Tatarları vb.) gerekirse yok etmek ya da iyice etkisizleştirmek istiyordu. Bunlar Rus makamlarınca görüşülen ve üzerinde durulan konular idiler.[4]

    Bu amaçla, yani Kuzey Kafkasya halklarının Osmanlı'ya göç ettirilmesi programına geçerlik ve ivedilik kazandırmak için, General Mihail Tarieloviç Loris-Melikov 1860'da İstanbul'a gönderildi. Amaç, Kuzey Kafkasya Müslüman nüfusunun Osmanlı Devleti'ne transferinin Rusya açısından yaşamsal bir önem taşıdığını İstanbul'daki Rus büyükelçisine kavratmak idi.[5] Bu doğrultudaki Rus diplomatik girişimleri sonucu Osmanlı Devleti, Rusya'dan, özellikle Kuzey Kafkasya'dan gelecek bir Müslüman nüfusu kabul etmeyi ilke olarak benimsedi ve karşılıklı göç komisyonları devreye sokuldu; ilk aşamada, yani 1860-1861 yıllarında on bin Kabartay [6] ve buna ek bir Müslüman Oset nüfusunun Osmanlı topraklarına göç ettirilmesiyle işe başlandı. Kabartay ve Osetleri göçe zorlamak için derebeylerinin ve köylülerin topraklarına el konuluyor, küçük köyler kaldırılıp daha büyük köylerde birleşmeye zorlanıyordu. Ruslar, göçü teşvik için bazı ajan ve derebeylerine gizlice para da veriyordu. Kabartayların öncülüğünde başlatılmış olan bu göç olayına, daha sonraları İstambulak'o (İstanbul'a Göç; İstanbul Yolculuğu) adı verilmiştir. Kabartay ve Müslüman Oset göçlerinin başlatılmasının bir başka nedeni de, daha batıdaki Adıge nüfusuna yönenlik "etnik temizlik" ve "dış sürgün" ya da "deportasyon" olayını gizleme ve olası tepkileri geçiştirme kaygısıydı. Irkçı ve yayılmacı Rus yönetimi, insanlığa karşı bir suç işlemekte olduğunun elbette bilinci içindeydi.

    Daha sonra 22 bin Çeçen ve onlarla birlikte, yine bazı Müslüman Osetler de Türkiye'ye gönderildiler[7]. Bu tür yöresel, kısmi ve etnik coğrafyayı kökten yok etmeyen göçler, aralıklarla 20. yüzyıl başlarına değin sürdü. Bu tür göçlere, Dağıstan halkları, Abhazlar, Karaçaylar vb. de katıldılar.

    Adıge'lerin Sürgün Edilmesi

    1860 yılı başlarında, Rus egemenlik alanı içinde, ele geçirilememiş bir ada biçiminde ve çözümlenmemiş bir sorun olarak, sadece Adıge ya da Çerkes sorunu bulunuyordu. Dış kışkırtmalarla da alevlendirilen ve yüreklendirilen bir Çerkes direnişi vardı. Ruslar bir türlü Çerkesya'ya söz geçiremiyor ve boyun eğdiremiyordu. Özellikle Karadeniz kıyısı boyunca ve doğuda Byelaya (Şhaguaşe) Irmağına değin yayılmış olan demokratik Çerkes (Abadzeh, Natuhay, Şapsığ, Hak'uç, Ubıh, Aibga, Ahçipsov, Ciget ve Pshu) toplulukları başkalarına boyun eğmeye alışık değildiler ve özgür yaşamlarını sürdürmek istiyorlardı. Yarı feodal Adıge toplulukları (Bjeduğ,K'emguy,Mahoş,Yegerukay,Kuban Kabartay,Besleney,vd) ise,1859'da Ruslara boyun eğmişlerdi. Ruslar batıya doğru ilerleyerek Şhaguaşe (Byelaya ya da Belaya) Irmağına ulaşmış, Adıgeleri dar bir dağlık alana sıkıştırmış, verimli tarım topraklarının hemen hemen tamamını ele geçirmiş ve yaşamsal önemdeki ekonomik kaynaklarını da yok etmiş bulunuyorlardı.

    Rus tarafında sorunun çözümü konusunda öteden beri iki farklı görüş vardı: Çerkesleri topraklarından sürerek yok etmek; Çerkeslerin dostluğunu kazanarak sorunu zaman içinde barışçı yollarla çözmek. Sürgün tezini, ilk kez, 1857'de, Rus Kafkasya Ordusu Kurmay Başkanı General Milyutin öne sürdü, Adıgelere boyun eğdirmek için, Adıgelerin en az bir bölümünün kuzeydeki Don Havzası yöresine sürülmesini önerdi, ama Rusya'daki diğer Müslümanların da tepkisini çekebileceği ve yeni sorunlara yol açabileceği kaygısıyla öneri sakıncalı bulundu [8]. Karşıt görüş olarak, General Filipson, Karadeniz kıyısındaki Çerkeslerin Osmanlı ile ticaretlerinin serbest bırakılması halinde sorunun barışçıl yollarla da çözümlenebileceğini savundu [9]. Ama 1861'de Rusya'da demokratik reformlar çerçevesinde toprak köleliğinin (serflik) kaldırılmasıyla, büyük bir toprak isteği belirmişti. Karadeniz kıyısında yaşayan Vıbıh ve Cigetler (Abazin) ile içerideki Abadzeh toplululuklarının Osmanlı ile erkek, özellikle haremler için kadın ihracına dayanan önemli bir köle ticareti vardı. Ubıhların bir bölümü köleleri ve köle ticareti nedeniyle zengindi, bu nedenle zengin kişiler olan Ubıhlar, yoksul kişiler olan Abadzeh, Ciget (Abazin) ve Abhazlar gibi kendi kölelerini değil, özellikle Abadzeh bölgesi köle tüccarlarından temin ettikleri köleleri, özellikle güzel köle kızlarını Osmanlı haremleri için Türk köle tüccarlarına satıyor, bu işten büyük paralar kazanıyorlardı. Ubıh zenginlerin etkisindeki Adıgelerin kıyıdaki konumlarını yitirmelerini kabul etmeyeceklerini, ayrıca 1861'de özgürlüğüne kavuşan eski Rus toprak kölelerinin (mujik) toprak gereksinimlerini de dikkate alan Kafkasya Ordusu Komutanı General Prens Baryatinski, Milyutin'in raporunu daha köktenci bir anlayışla ele alıp geliştirdi ve Çerkeslerin toplu olarak Osmanlı topraklarına gönderilmesini, Adıgelerden boşalacak yerlere de Rus mujiklerin ve Kazakların yerleştirilmesini Çar'a önerdi. İyi bir planlama yapılması halinde, sürgünün fazla bir sorun yaratmayacağı da öneride belirtiliyordu. Öneri, 1861'de bir devlet politikası olarak Rus hükumetince benimsendi. Tam bu sıralarda belirleyici bir nitelikte, 1855'te Çerkes köle ticaretini yasaklamış olan Osmanlı Devleti de, "Çerkes kölelerin kötü durumda olmadıkları" gerekçesiyle Çerkes köle ticaretini yeniden serbest bıraktı (Doç.Dr.İsmail Parlatır,Tanzimat Edebiyatında Köleleik,Ankara,1987,s.18-19). Bu da kuşkusuz Çerkes köle sahiplerinin bekleyebileceği sevindirici bir karardı. Adıge sürgününde köle sahipliğinin de önemli bir payı vardır.

    Adıgeler Rus hükumetinin niyetini az çok kavramakta gecikmediler. Büyük bir felaketi önlemek için uzlaşma yolları aramaya başladılar. Bir yandan da, gerekirse sonuna değin direnmek amacıyla, Haziran 1861'de Abadzeh, Şapsığ ve Ubıh bölgeleri birleşti. Soçi (Saçe/Шъачэ;) yakınlarında bir Çerkes Ulusal Meclisi ile bu meclise dayalı ve 15 üyeli bir Meclis Yönetimi oluşturuldu. Yeni yönetim, sığınmacılarla birlikte bir milyonun üzerinde bir nüfusu temsil ediyordu.

    Eylül 1861'de Çerkes temsilciler, Maykop yakınlarındaki Hamketi (Хьамк1эт1ый;) istihkamını ziyaret eden Çar II.Aleksandr ile görüştüler ve yerlerinden sürülmemeleri koşulu kabul edildiğinde uzlaşmak istediklerini belirttiler.Özellikle Vıbıhlar bu isteği vurguladılar ve Çar'a yazılı olarak koşullarını sundular.Ama Adıgeleri sürmekte kararlı olan ve hiçbir ödüne yanaşmayan Çar,Çerkes temsilcilere: "Ya Türkiye'ye göç edin ya da Kuban Irmağı boylarında gösterilecek olan yerlere yerleşin, kararınızı da bir ay içinde General Kont Yevdokimov'a bildirin" dedi. 1 milyonu aşkın bir nüfusun binlerce yıldan beri yaşadıkları kıyı bölgesinden kaldırılıp Rus askerleri ile Kazak milisleri denetimindeki sıtma yatağı bir bataklık, bir ölüm tarlası olan Kuban Irmağı boylarına yerleştirilmesi önerisi, makul bir öneri olamazdı, sadece "yasak savma" kabilinden bir alternatif olabilirdi. Bölgeye daha yakın bir alanda yaşayan bazı Abadzehler, Çar'ın toprak takası önerisini kabul etme eğilimi gösterdiler, ama kıyıda yaşayan Şapsığlar, özellikle direnişi hararetle savunan Vıbıhlar öneriyi ve Çar'ın diğer koşullarını (Tutsak askerlerin, sığınmacılar ile asker kaçaklarının koşulsuz teslimi,vb) kabul etmediler.Vıbıh zenginler çalışmaz,nüfusun dörtte birini oluşturan kölelerinin sırtından geçinirlerdi.Rusya'nın 1861'de köleliği kaldırmış olması,Türkiye'nin de 1855'te yasaklamış olduğu Çerkes köle ticaretini,bir taktik olarak 1860'larda yeniden serbest bırakmış olması,bir Ubıh-Rus uzlaşmasını da olanaksız kılıyordu.Vıbıhlar komşuları Abazalar (Abazin) üzerinde etkili oldukları gibi,Şapsığ ve Abadzehleri de birlikte savaşa yönlendiriyorlardı (bk.L.İ.Lavrov,Vubıkhlar Hakkında Etnografik Bir Araştırma,Kafkasya Gerçeği Dergisi,Samsun,1992,sayı 8,s.46-59;Doç.Dr.İsmail Parlatır,Tanzimat Edebiyatında Kölelik,Ankara,1987,s.18-19;V.T.Polovinkina,Çerkesya,Gönül Yaram,Ankara,2007,s.252-253).

    Rus tarafının, yani Çar II.Aleksandr'ın katı tutumu sonucu bir uzlaşma sağlanamadı. Rus hükümeti 10 Mayıs 1862 tarihli, "Çerkeslerin Rusya dışına göç etmelerine izin veren" bir karar çıkardı. Ruslar 1856 Paris Antlaşması nedeniyle donanma bulunduramadıkları Karadeniz kıyısından çıkartma yapamıyorlardı.Bu nedenle Adıgeleri karadan müstahkem hatlarla çember içine aldılar ve çemberi kıyıya doğru daraltmaya başladılar. Rusların bu iş için 300 bini bulan büyük bir askeri gücü görevlendirdileri bilinmektedir.1862'de, karların erimesiyle birlikte, Rus birlikleri harekete geçtiler,direnenleri öldürmeye,köyleri ateşe vermeye,boşaltılan yerlere Kazak stanitsaları (müstahkem köy) yerleştirmeye başladılar. Bir yıldan fazla süren sert ve kahramanca bir direnişten sonra, Ruslar, Temmuz 1863'te Abadzehleri, Ekim ayında da Şapsığları ateşkes istemek zorunda bıraktılar. Abadzehlerin bir bölümü Kuban boylarına yerleşmeye, bir bölümü de Türkiye'ye göç etmeye başladı. Rus askeri hatlarından uzakta bulunan Vıbıhlar ise,Kırım Savaşı gibi bir Rus-Avrupa savaşı olacağını düşünerek,zaman kazanmayı ve beklemeyi yeğlediler. Ateşkes antlaşmasına göre, Şapsığlara kış koşulları ve herhalde Osmanlıların da istemeleri nedeniyle, 6 Mart 1864 günü akşamına değin yerlerinde kalma süresi verildi.Bu arada Adıgelere yönelik genel Rus askeri harekatı da, 6 Mart 1864 günü akşamına değin olmak üzere, geçici olarak durduruldu.

    Rus askeri birlikleri 1864 yılı Şubat ayı sonlarında,yani karların erimesiyle birlikte harekete geçtiler.Ateşkes imzaladığı için artık direnmeyen Şapsığ toprakları üzerinden yürüyerek, Mart 1864'te henüz boyun eğmemiş olan Vıbıh bölgesine ulaştılar. Ruslar, Vıbıhlardan gelen anlaşma ya da uzlaşma isteklerini, zaman kazanma taktiği de sayarak reddettiler.19 Mart 1864'te Vıbıhlar bir direniş denemesinde bulunduktan sonra dağıldılar ve 24 Mart 1864'te ateşkesi kabul ettiler. Ertesi gün, yani 25 Mart 1864'te Vıbıh bölgesinin merkezi durumundaki eski Navaginsk Kalesi de (Soçi), savaşsız Rusların eline geçti. Ruslar, daha güneydeki dağlık kesimlerde yaşayan küçük Abaza (Abazin) topluluklarının barındıkları Aibga, Ahçipsov, Ciget ve Pshu yörelerini,yani şimdiki Gagra yöresini, Nisan ve Mayıs aylarında kontrol altına almayı,direnen Aibga topluluğuna 12 Mayıs 1864'te boyun eğdirmeyi başardılar; bu küçük toplulukları da,istavroz çıkarıp Hıristiyan olmayı kabul edenler dışında,bütün Çerkesleri göç ettirdiler ve işgal edilen bütün bu Çerkes topraklarını "Kuban Ordusu Yönetimine" verdiler. Halk anlatımına göre,istavroz çıkaranlar "Sen kalabilirsin" denilerek sürgün dışı tutuldular,diğerleri askerler taraından süngü de kullanılarak gemilere bindirildiler.Ama Şapsığ ve Vıbıhların komşusu olup 1864'te Ruslara boyun eğmeyen ve dağlarda yaşayan Adıge Hak'uç topluluğu direnişini,yer yer 1870'li yıllara,tükeninceye değin sürdürdü (T.V.Polovinkina,Çerkesya,Gönül Yaram,Ankara 2007,s.281-285).Sonuç olarak bazı Çerkes toplulukları tamamen silindiler: Vıbıhlar (Yaklaşık 100 binden 1880'de 80'e düştüler), Cigetler, Aibga, Ahçipsov ve Pshular (hepsi 17 bin kadardılar,silindiler). Bazıları da tükenme noktasına geldiler ya da iyice azaldılar: Abadzehler (Абдзах;1864'te 260 binden 1880'de 14.660'a ), Natuhaylar (240 binden 175'e), Şapsığlar (300 binden 4.983'e), Hak'uçlar 83'e,doğuda Kuban ve Laba ırmakları boylarında yaşayan yarı feodal topluluklar olan K'emguylar 80 binden 3.140'a, Bjeduğlar 60 binden 15.263'e düştüler, vb

    Çerkesya'dan Sürülenlerin Sayısı

    Rus kaynaklarına göre, 1863-64 yılları süresince 418 bin kişi Türkiye'ye "göç" etmiştir. 1858-65 yılları arasında göç edenlerin toplam sayısı da 493 bindir. Bu bağlamda 45.023 Natuhay, 27.337 Abadzeh, 165.626 Şapsığ, 74.567 Vıbıh, 11.873 Ciget, 10.500 Bjeduğ, 30 bin Abaza (Abazin), 4 bin Besleney, 15 bin K'emguy, Mahoş, Yegerukay, 30.650 Nogay, 17 bin Kabartay ve 23.193 Çeçen Türkiye'ye yerleşmiştir. 1864 öncesinde tamamı 25 bin ile 100 bin arasında tahmin edilen Vıbıhların,göçe katılım sayısının 74.567 olarak verilmesi, Vıbıh limanlarından Türkiye'ye gönderilenlerin sayısının 100 bin dolayında olduğu kanısını güçlendirmektedir.Ancak belirtilen bütün bu sayılar,Ruslarca kayıt altına alınmış ve büyük bir olasılıkla düşük tutulmuş olan tek bir tarafın görüşünü yansıtan sayılardır.

    İngiliz savaş tarihçisi W.E.D.Allen'e göre, o zamanki Osmanlı topraklarına yerleştirilmiş olan Çerkeslerin (Adıge) sayısı 600 binden fazladır. Amerikalı Justin McCarthy, sürülen Çerkes ve diğer Kafkas topluluklarının sayısının 1.200.000 dolayında olabileceğini, bunun ancak 800 bin kadarının hayatta kalabildiğini belirtiyor. Sağ kalan nüfusun 600 bini 1856-64 arasında, 200 bini de 1864 sonrasında göç etmiştir. Şu durumda Allen ve McCarthy'nin 1864'te Türkiye'ye yerleşebilen nüfusa ilişkin tahminleri uyuşmaktadır. General İsmail Berkok'a göre ise, sayı 1 milyon kadardır. Bütün bunlar, kuşkusuz tahmini sayılardır. Sayıyı daha az ya da daha çok olarak gösteren kaynaklar da vardır. Ancak, Adıge-Çerkes kaynakları, genellikle 1.500.000 sayısı üzerinde birleşmektedirler.

    Sürgüne katılan nüfusun en az dörtte birinin yolculuk, kamp yaşamı ve yeni yerleşim yeri sırasında öldüğü kabul edilmektedir. Rusların doğrudan öldürdüğü Adıge sayısı ise 500 binden fazla olarak tahmin edilmektedir.

    W.E.D.Allen'e göre, 1864 Çerkes sürgünü sırasında birkaç bin Abhaz da, Abhazya'dan bir "kaçış" biçiminde ayrılıp Türkiye'ye sığınmıştır.

    Sürgün olayının bindirme limanları kuzeyden güneye Taman, Anapa, Novorossiysk, Gelencik, Tuapse, Soçi, Kosta, Adler, Gagra, Sohum, vb gibi Karadeniz limanlarıdır. Çerkesya'yı boşaltma işi 1864 yılı Haziran ayı ortalarında tamamlanmış, kuzeyde Kuban Irmağı ağzından güneyde Bzıb (Psıbe) Irmağı ağzına (şimdi Abhazya'da) değin uzanan Karadeniz kıyıları ile hinterlandında tek bir Çerkes bile bırakılmamış, ülke ıssız ve korkulası bir cangıla dönüştürülmüş, bütün Çerkes yerleşim birimleri istisnasız ateşe verilip yakılmış,tarlalar atlara çiğnetilmiş ve meyve ağaçları bile askerlerce bir bir kesilmiştir.Amaç,olası bir Adıge dönüşüne fırsat ya da dağlarda direnenlere,yani Hak'uçlara (Хьак1уцу;),vb yararlanacakları hiçbir şey bırakmamak idi.

    Orta Kuban ve Orta Laba ırmakları solundaki bataklık ovalara yerleştirilenlerle birlikte,bu yerlerde toplanmış olarak,geride sadece 80 bin kadar bir Adıge nüfusu kalmıştır. Bu 80 bin sayısı Adıge tarihçisi Samir Hatko'ya (Хьаткъо Самир;) göre ertesi yıl,1865'de 51 bine düşmüştü.

    İndirme Yerleri

    Adıge sürgünü sırasındaki Rus politikası, Çerkes nüfusu bir an önce Rusya sınırları dışına göndermek ve onlardan ebedi kurtulmak biçiminde uygulanmıştır. Karadeniz kıyısına yığılan sivil nüfus, nine ve dedelerce de doğrulandığı gibi, Rus askerlerinin süngü ve dipçik darbeleriyle de zorlanarak, bazı durumlarda oturmaya bile yer kalmayacak biçimde ve yığınlar halinde gemilere doldurulmuştur. Bu yüzden zayiat da büyük olmuştur. Osmanlı yönetimi ile koordineli olarak, Batum, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop, kefken şimdiki Akçakoca, Burgaz, Varna ve Köstence'de göçmen kampları kurulmuştur. Bu yerler açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle, kısa sürede ölüm kamplarına dönüşmüştür.1864'te Türk yönetiminde olan Batum'a 70 bin, Trabzon'a ilk posta 24.700 (19 bini öldü), ardından 63.900 Çerkes (günde 180-250 kişi ölüyordu), Samsun'a da 110 bin Çerkes (günde ortalama 200 kişi ölüyordu) çıkarılmıştır[22]. Kısa bir süre içinde kampların çevreleri yer yer toplu Çerkes mezarlıklarına dönüşmüştür.

    1863'te daha çok Natuhay ve Abadzehler ile yarı feodal topluluklar,1864'te ise Şapsığ, Hak'uç, Vıbıh ve Cigetler göç etmişlerdir. Bu arada salgın hastalıklar nedeniyle İstanbul'a göçmen sokulması yasaklanmış, sevkiyat Balkanlar'a yönlendirilmiştir.

    Kuzey Anadolu limanlarına çıkarılan göçmenler şimdiki Ordu, Samsun, Tokat, Amasya, Sinop, Yozgat, Düzce, Adapazarı, Kocaeli, vb gibi, o zamanlar boş durumda olan yerlere yerleştirilmiştir. Çerkeslere küçük ölçekli ve dağınık yerler tahsis edilmiş, belli yerlerde öbeklenmelerine, özellikle toplulaşmalarına fırsat tanınmamıştır. Çünkü "Çerkeslerin kötü ve saldırgan kişiler oldukları" biçiminde etkili bir Rus dezenformasyonu vardı. Osmanlı yönetimi de Çerkeslerin toplu bir etnik güç olmasını istemiyordu. Toplu yerleşim, sadece İç Doğu'daki Uzunyayla yöresinde (Kabartay, Hatukay, vb) küçük ölçekte gerçekleşebilmiştir. Sonuç olarak Kuzey Anadolu'ya yüzbinlerce Çerkes yerleştirilmiştir. Bunlara toprak ve hayvan verilmiş, parasal yardım da yapılmıştır.

    Balkanlar'da özellikle Tuna Irmağının güney boylarında şerit gibi uzayan ve yer yer toplulaşan Adıge yerleşmeleri oluşmuştur. Köstence, Varna, Silistre, Rusçuk, Plevne, Vidin, Niş, Burgaz, Kazanlık, Eski Zağra, Filibe, vb yörelerde, şimdiki Kosova, Makedonya, Arnavutluk ve Trakya gibi yerlerde irili ufaklı Çerkes yerleşim birimleri oluşmuştur. Adıgeler çoğunca köy köy ya da öbek öbek, dağınık halde yeni yerlerine yerleştirilmişlerdir. Şapsığ ve Abadzehler, daha çok etnik Adıge köyleri oluştururken, Vıbıhlar başka etnik kökenli köylere de yerleşmişlerdir.Şapsığ ve Abadzehler Gümüşhane,Bingöl ve Bitlis gibi ücra yerler de dahil şimdiki Türkiye'nin 50 kadar iline,Irak, Ürdün,Suriye, Lübnan,İsrail,Kıbrıs,Mısır,Libya (Mısrata kenti ve çevresinde ),Tunus,vb yerlere,Vıbıhlar da,daha az sayıda olmak üzere onların içlerine ya da yakınlarına yerleşmişlerdir.

    Kabartay, Bjeduğ, K'emguy, Besleney, Abaza ve Nogay gibi, daha önceleri Rus yönetimine girmiş olan yarı feodal toplulukların göçleri daha derli toplu olmuştur. Bunların soyluları mallarını elden çıkarıp köle ve taraftarlarını da yanlarına alıp, öncesinden belirledikleri yerlere göç etmişlerdir. Kabartaylar , daha çok Kayseri (Pınarbaşı), Tokat, Sivas Yıldızeli, Kahramanmaraş, Adana, İçel,Eskişehir,Balıkesir Bandırma,vd illere,Besleneyler Amasya,Çorum,Ankara,Düzce,Sakarya Hendek,vd illere,Barakaylar Bilecik,Sakarya,vd illere,Abazalar Kayseri (Pınarbaşı),Adana,Sivas Yıldızeli,Sivas Şarkışla,Yozgat, Eskişehir,Bilecik,Bursa İnegöl,Kütahya, vd illere,Hatukaylar Kayseri Pınarbaşı,Bolu,vd illere, Bjeduğlar Çanakkale Biga'ya, sonraları Balkanlar'dan Suriye'ye, K'emguylar Bilecik Bozüyük'e,Kocaeli ve Düzce'ye,Mahoşlar Samsun'a,Nogaylar Adana ve Osmaniye taraflarına yerleşmişlerdir.

    Balkanlar'daki Çerkes yerleştirmeleri sırasında, Osmanlı yönetimi Sırp ve Bulgar nüfusu rahatsız edici (toprağı Hıristiyan köylülerden alıp Çerkeslere verme,Hıristiyan nüfusa Çerkesler için ev yapımına yardım etme yükümlülüğü yükleme, angarya işleri, vb) davranışlarda bulunmuştur. Bu da, yönetimi aşıp Çerkeslerin aleyhine dönüşen tepkilere yol açmıştır[23]. Ayrıca Sırp ve Bulgar ayaklanmalarını bastırma işinde Çerkes milislerin de görev almış olması, tepkileri giderek düşmanlığa dönüştürmüştür.

    1878 Berlin Antlaşması gereğince, Türkler ve diğer Müslüman topluluklar ayrı tutularak, sadece Balkanlar'daki Çerkes nüfusa, bütünüyle Osmanlı Devleti'nin Asya ve Afrika'daki topraklarına sürülme cezası verilmiştir. Bugün Anadolu'nun Marmara, Ege, Akdeniz, İç,Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki ana Çerkes nüfusu, daha çok bu Balkan muhacirlerinin torunlarından oluşmaktadır. Balkanlar'dan sürülenler, ayrıca şimdiki Suriye, Lübnan, Filistin (şimdi İsrail), Ürdün, Irak, Mısır, Kıbrıs, Tunus, vb yerlere de götürülerek yerleştirilmiştir. Balkanlar'dan sürülenlerin sayısı üzerine 200 binden başlayıp 600 bine ulaşan tahminler yürütülmektedir.

    Şimdi Balkanlar'da Bulgaristan'da 4 köy (Varna, 1.300) olduğu bilinmekte, ayrıca Romanya, Kosova ve Makedonya'da da küçük Adıge kalıntıları bulunmaktadır. Türkiye Trakyası'nda Kırklareli'nin Vize ilçesinde, Tekirdağ'da ve İstanbul'un Silivri ilçesinde, vb yerlerde varlığını korumuş bazı köy ve köy kalıntıları ile perakende gruplar da vardır.

    1864 Sonrasındaki Göçler ve Nedenleri

    Osmanlı'ya gönderilmeyen ya da dağlarda saklandığı için gönderilemeyen çok küçük bir Çerkes nüfusu da (Şapsığ,Hak'uç,Vıbıh,Ciget,Abadzeh,vb) Orta Laba ve Orta Kuban ırmakları soluna götürülüp yerleştirilmiştir. Bu arada dağlara sığınmış olup saklanmaktan vazgeçenler de fırsat buldukça Kuban boyundaki Çerkeslere katılmıştır. Buralarda stanitsalarda (Kazak köyü) yaşayan ve çoğunlukta olan Rus Kazakları tarafından denetlenen yarı feodal Adıge topluluklarının bazı kalıntıları (Bjeduğ,K'emguy,Kuban Kabartayları,vb) barınıyorlardı. Bu nüfusa iç sürgün yoluyla, özellikle Abadzeh ve Şapsığ nüfusu da eklendi. Bu yeni nüfusa Byelaya (Şhaguaşe) Irmağı ile Laba Irmağı arasındaki yerlere yerleşme, ama Laba'nın doğusuna (Base Ovasına) geçmeme talimatları verilmişti. Bu yerler o zamanlar için yer yer bataklık, sivrisinek ve sıtma yatağı ölüm tarlaları halindeydi. Dönemine göre ileri bir tarım ve çalışma tekniğine sahip olan Adıgeler, en uygun gördükleri yerlerde, gözetim altında köylerini kurdular. Ama her taraftan silahlı Rus Kazaklarının sıkı denetimi altındaydılar; ayrıca Rus topları da yıllarca Adıge köylerine çevrili tutulmuşlardı. Bu yerlerdeki Adıgelerin toplam sayısı 1864'te 80 bin kadardı.

    Adıgelerce, imece usulüyle su tahliye arkları kazılarak bataklıklar kurutuldu, bentler ve sulama kanalları oluşturularak tarlalara su götürüldü. Rusya'daki sanayileşme hareketine koşut olarak, buğday ve mısır dışında, sanayi ürünleri olarak, özellikle tütün ve şeker pancarı ekimi önem kazandı. Hayvancılık, arıcılık, avcılık ve balıkçılıkta da becerikli olan Adıgeler hızla toparlanmaya ve zenginleşmeye başladılar. Altın ve gümüş işlemesinde de, geleneksel olarak ileri ve çok usta kişiler olan Adıgelerin içinden kuyumcu, sarraf ve deri tüccarları zümresi oluştu (Adıge ataları Sind ve Meotlar'ın da altın işleme ve sanat alanlarında çok usta ve yetenekli oldukları arkeolojik kazılarla da kanıtlanmaktadır,bk.Vikipedi-Adigey,Ekonomi bölümü). Zenginleşme sonucu birçok Adıge Türkiye'ye gidip gelmeye ve akrabalarını aramaya başladı. Ayrıca "Geguak'o-Vısak'o kup" (Джэгуак1о-усак1о куп;) denilen şarkıcı ve oyuncu grupları da Türkiye'ye giderek,Türkiye'deki yakınlarını ve sanatçıları da Kafkasya'ya davet ederek ilişkileri ve kültürel bağları canlı tutuyorlardı.Adıge nüfusu da, yaralarını sarıp hızla çoğalmaya başlamıştı.

    Ama Rus makamları durumu kavramakta gecikmediler. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı, Kuzey Kafkasya halklarına ilişkin Rus kaygılarını daha da arttırdı.Müslüman Abhaz, Adıge, Çeçen ve Dağıstanlılar arasında Türk yanlısı ayaklanma ve hareketlenmeler görüldü. Osmanlıların nostaljik yayılmacı özlemleri tükenmemişti. Bu doğrultuda Adıgeler ve diğer Kuzey Kafkasya toplulukları da Türklerin doğal müttefikleri sayılıyor ve bunlar Osmanlı ajanları tarafından sürekli kışkırtılıyorlardı. Bu arada önlem alınmadığı takdirde, Karadeniz kıyısında ya da yakınında yaşadıkları için, en tehlikeli topluluklar konumunda olan Adıge ve Müslüman Abhaz nüfusu 100 yıl gibi bir süre içinde milyona ulaşabilecek ve Rusya açısından 1864 öncesi duruma yeniden dönülmüş olacaktı. Kuzey Kafkasya'daki hızlı Müslüman nüfus artışı da Rus yöneticileri kaygılandırıyor ve azaltma çareleri aranıyordu. Ama, sonunda, Türkiye'ye yönelik göç ettirme programının,konjonktür gereği (Rus sanayici ve tüccarların muhalefeti sonucu) Kuzey Kafkasya ölçeğinde geniş tutulmayarak, sadece Orta Kuban ve Orta Laba solundaki, yani şimdiki Adigey Adıgeleri ile sınırlı tutulmasına karar verildi. Yeni sürgünlere gerekçe olması için de, sözgelişi şimdiki Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti yerindeki Adıgeler (Kabartay ve Besleneyler) çalışkan,üretici,sadık ve yerini benimsemiş kişiler sayılırken, şimdiki Adigey Adıgeleri "tembel, Türkiye'de akrabaları olan,yerini benimsemeyen ve Türkiye'ye gitmek için can atan" kişiler olarak tanımlandılar.

    Nitekim Kasım 1889'da Orta Kuban ve Orta Laba solunda yaşayan "Adıgelere ait 230 bin desyatin (250 bin hektar) tutarındaki verimli arazilerin alınıp 24 bin Adıge'nin Türkiye'ye göç ettirilmesine,onlardan alınacak toprakların da Kazak ve emekli askerlerden oluşacak 20 bin Rus erkeğine tahsis edilmesine" ilişkin bir hükümet kararı yürürlüğe sokuldu. Bu tür sürülmeler sonucu olarak, Adıge nüfusu da son derece azaltılmış oldu. Örneğin 1865'te Adıge nüfusu, şimdiki Adıgey ve Karaçay-Çerkes yörelerini de kapsamak üzere,Kuban oblastı toplam nüfusunun üçte biri kadardı (107 bin). Oran 1890'larda onda birin altına düştü:1897'de,şimdilerde Adıge ve Çerkes (Kabartay ve Besleney) denilenlerin toplam nüfusu 43 bin olarak belirlendi.Bu nüfusun 30 bin kadarı şimdiki Adigey ve Şapsığ bölgelerinde,kalanı da şimdiki Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti yöresinde bulunuyordu (1864 sonrası dönemde Adıgelere uygulanan baskılar için ayrıca bk.Tamara V.Polovinkina,Çerkesya, Gönül Yaram,Ankara,2007).

    Sürgüne tabi tutulan Adıgeler bugün Türkiye,Irak,Suriye,Lübnan,Ürdün,İsrail,Mısır, Kıbrıs,Libya,Tunus,Kosova,vd ülkelerde;buralardan göç etmiş olarak da AB ülkeleri (Almanya,Fransa,Hollanda,Belçika,Avusturya,Bulgaristan,vb),İsviçre,ABD (New Jersey,NewYork City,California,vb),Kanada,Avustralya ve toplam 40 kadar ülkede yaşamaktadırlar.

    Günümüzde,2002'de Adigey Cumhuriyeti ile Şapsığ yöresindeki ya da Rusya Federasyonu'ndaki (RF) Adige sayısı 131.769,Çerkes sayısı 60.517,Kabartay sayısı 519.958,Abaza (Abazin) sayısı 37.942,Gürcistan'dan tek yanlı ayrılan Abhazya'daki Abhaz sayısı da 100 bin dolayındadır.Diğer Kuzey Kafkas halklarının nüfusları da,RF'de ve 2002'de şöyleydi:Çeçen 1.360.253;Avar 814.473;Oset 514.875;Kumuk 422.409;İnguş 413.016;Lezgi 511.535;Dargi 510.156;Karaçay 192.182;Lak 156.545;Tabasaran 131.785;Balkar 108.426;Nogay 90.666;Rutul 29.929;Agul 28.297;Abhaz 11.367;Tsahur 10.366.RF içindeki toplam Kuzey Kafkasya yerli nüfusu 6 milyona,Gürcistan ve Azerbaycan'dakilerle 7 milyona yaklaşmakta,Diaspora (Türkiye,vb) ile birlikte,sayı,muhtemelen 10 milyonu aşmaktadır.

    Rus makamları Adıgeler ile diğer Kuzey Kafkas halklarına uyguladıkları sürgünü ya da etnik temizliği,aradan 140 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına karşın,itiraf etmiş ve Adıgelerden özür dilemiş değildirler.Olayı gizledikleri gibi,sürülen bu insanların Diaspora'daki torunlarının,Ata topraklarına dönüş isteklerini de kabul etmemekte, engellemelerde bulunmaktadırlar.1864 sürgünü,Rus yönetimlerince,Rus ve dünya kamuoyundan halen gizlenmekte,konuya bir tür sansür uygulanmaktadır.Rus makamları tarihi bir ülke olan Çerkesya'yı yok ettikleri gerçeği konusunda da derin bir sessizlik içindedirler.

    21 Mayıs 1864'te Rusların Kbaada yaylasında düzenlemiş oldukları askeri tören ve dini ayin olayını,Rus milliyetçileri "Kafkas Savaşı"nın sona erdiği bir fetih günü olarak halen her yıl 21 Mayıs'ta Kbaada (şimdi Krasnaya Polyana)'ya da gidip anmaya ve kutlamaya devam etmektedirler.Bunu kınayan Çerkesler de,alternatif olarak "21 Mayıs"ı Kuzey Kafkasya halklarının sürüldüğü ve Çerkeslerin soykırıma uğratıldığı bir "Yas Günü" olarak her yıl anmaktadırlar.

    Abhaz ve Diğer Sığınmacılar

    Abhazya, İmereti Krallığı (Açıkbaş Krallığı) ile birlikte Osmanlı korumasında iken, 1810'da feodal bir prenslik statüsü verilerek Ruslarca koruma altına alınmış ve Rusya'ya bağlanmış,bu bağlanma durumu 1812 Bükreş Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti tarafından da tanınmıştı. Abhaz yazarı Hayri Ersoy'un naklettiğine göre, Abhaz Prensliği'nin nüfusu 1858'de 94.023 idi[28].Rus korumasındaki bu Abhaz Prensliği , Çerkesya'nın Ruslarca işgal edilmesinin ardından, 1864'te,Rusya'daki genel demokratik reform programı gereğince lağvedildi ve Abhaz Prensliği arazisi "Sohum okrugu"na dönüştürüldü; 1861 reform programı çerçevesinde,üç yıllık bir gecikmeyle de olsa,1864'te,Abhazya'daki derebeyliği (feodal ayrıcalıklar) ve kölelik de kaldırıldı. Bu gelişmeler üzerine Abhazya'da bir ayaklanma oldu[29] ve binlerce Abhaz Türkiye'ye sığındı[20]. 1866'daki toprak reformu sırasında da Türkiye'ye sığınmalar oldu[30]. Mayıs 1877'de Abhazya kıyılarına, şaşırtma amaçlı Osmanlı çıkartmaları yapıldı. Türkler ve destekleyicileri olan Abhazlar, Abhazya'nın kıyı bölümünü 4 aya yakın bir süre ellerinde tuttular. Toprak sahibi bir bölüm Abhaz ise, iç kesimde, eski prens ailesi (Şervaşidze) önderliğinde Rusları destekledi. Savaşı Rusların kazanması üzerine, Osmanlılarla işbirliği içindeki Abhazların ön ayak olmasıyla 30 bin[31] ile 50 bin arasında değişen sayılarda bildirilen ve 1864-78 yılları arasında da,toplamı 100 bin ile 125 bin arasında tahmin edilen bir Müslüman Abhaz nüfusunun Osmanlı Devleti'ne sığındığı yazılmaktadır[32]. Bunlar şimdiki Düzce, Sakarya, Kocaeli, İstanbul, vd illere yerleştirildiler.

    Feodal hiyerarşi,halen ve en çok Abhazlar arasında varlığını korumaktadır: Geleneksel Abhaz toplantılarında,toplum içi kan davaları ve yargısal konular,vb sorunlar görüşülmekte ve sorunların çözümlenmesine çalışılmaktadır.Bu toplantılar soyluların ve önde gelen asil kişilerin yönetiminde yapılmakta,alınan kararlar uygulanmaktadır.Bu arada 2005 yılında RF'nin Soçi (Saçe) kentinde Abhaz Prens ailesinden (Şervaşidze ya da Çaçba ailesi) Denis Çaçkhalia'nın (Денис Чачхалиа;) katılımı ile "II.Abhaz-Abazin Soyluları (ya da "Asiller") Kongresi" de (Abaza Duney.ru/nobles Congress) yapılmıştır (Ayrıca bk."Nart" dergisi,sayı 41-42,s.47;sayı 44,s.36-37).

    1877 ayaklanması sonucu,Abhazya büyük ölçüde Müslüman Abhazlardan boşaldı ve Ortodoks Hıristiyan Abhazlar Abhaz nüfusunun çoğunluğu haline geldiler. 1886'da Sohum okrugu'nda (Abhazya), Fahrettin Çiloğlu'na göre 68.773 olan genel nüfus içinde 28.320[33], Hayri Ersoy (Siuktar)'a göre de 58.960 Abhaz kalmıştı[34].Bu 30 bin dolayındaki fark,30 bin kadar Samurzakan'ın,Ersoy tarafından Abhaz olarak,Çiloğlu tarafından da farklı değerlendirilmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir. Her iki yazara göre 1926'da Abhazya'da 55.918 Abhaz bulunuyordu.

    Oset sığınmacılar; Kars, Erzurum, Sivas, Yozgat, vd illere; Karaçaylılar Eskişehir, Afyon, Konya, Tokat (Reşadiye), Kayseri (Pınarbaşı),Sivas Yıldızeli,vd illere; Çeçenler; Sivas Yıldızeli, Konya (Beyşehir), Kahramanmaraş (Göksun), Mardin (Kızıltepe), vd illere; Dağıstanlılar; İstanbul, Yalova, Balıkesir, Sivas, Kahramanmaraş, Muş, Kars, Erzurum, Tokat, İzmir, Denizli, Çanakkale, Samsun, Trabzon, Kayseri , Sinop, Hatay vd. yerlere yerleştiler.

    1877'deki Abhaz sığınmacılara ait bir mezarlık Kocaeli'nin Kandıra ilçesi Kefken mevkiinde, deniz kıyısında bulunmaktadır. Her yıl 21 Mayıs günü, bir Anıt Mezarlık haline getirilen bu yerde,Türkiye'deki Abhaz ve Kafkas (Adıge, vd) sivil toplum kuruluşları öncülüğünde toplanılmakta, dua edilmekte, gece ateş yakılarak ve denize çelenkler bırakılarak geçmişin üzücü anıları yaşatılmakta, ayrıca aynı gün İstanbul'da Üsküdar Kız Kulesi önünde toplanılıp sürgünde ölenler anısına Boğaz'a çelenkler bırakılmakta, daha başka yerlerde de benzeri etkinlikler düzenlenmekte, Çerkeslerin bulunduğu birçok ülkede de 21 Mayıs bir "Yas Günü" olarak anılmaktadır.

    Adıge/Çerkesler,2010 ve 2011 yılları 21 Mayıs günlerinde,21 Mayıs 1864'ü,yaniYas Günü'nü,İstanbul Taksim Meydanı'ndan başlayan,İstiklâl Caddesi boyunca sloganlar eşliğinde süren ve Galatasaray'daki Rusya Federasyonu (RF) Başkonsolosluğu önünde sona eren yürüyüşlerle anmış ve soykırımı inkâr eden Rusya Federasyonu yönetimini kınamışlardır.Çerkesya yurtseverleri adlı bir Çerkes grubu da RF Başkonsolosluğu önüne soykırımı ve RF politikalarını kınayan bir siyah çelenk bırakmıştır. Rusya Federasyonu ise,Çerkeslere soykırım uygulandığı iddialarını kabul etmemektedir.

    Bu anmalar her yıl düzenlenen bölgesel etkinlikler olan Kafkas İlkbahar Şenlikleri'nde de sürdürülmektedir. Buralarda da günün anlamına ilişkin konuşmalar yapılmakta,müzik,dans ve tiyatral gösteriler sunulmaktadır.Ayrıca her yıl,sürgünde ölenler ve Anayurt şehitleri adına Çanakkale'nin Biga ilçesinin Hacıköy ve Kocaeli Merkez ilçesinin Uzuntarla köylerinde anma toplantıları yapılmakta, İstanbul'un tanınmış eski mevlithanlarından, Adıge folkloru derlemecisi ve Adıgece mevlidi Adıge makamı dışında, Türkçe makama uyarlayıp kayda geçiren ve çoğaltan Adıge-Şapsığ asıllı Hafız Fahrettin Abatay (Guser)'in (doğ.1934) sesi ve daha başka hafızların, ayrıca her yıl Adigey'den gelen hafız ve konukların katılımı ile törenler yapılmakta ve Adıgece Mevlid okunmaktadır (Abhazlar, Adigey, Krasnodar Kray,Şapsığ Ulusal Rayonu,Şapsığlar).

    Genel Özet

    21 Mayıs 1864; 300 yıl süren Kafkas - Rus savaşlarının sona ermesi ve Kuzey Kafkas halklarının sürgüne zorlanmasının başlangıç tarihidir. Bu tarihten sonra Çerkes toplulukları dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmışlardır. Sürgün süreci içerisinde birçok insan hayatını kaybetmiş, sürüldükleri topraklarda ise hastalık, açlık ve yoksulluk gibi problemlerle karşı karşıya kalmışlardır.

    Sürgün yolunda çekilen çileler, yolda telef olanların feci durumları Trabzon'daki Rus konsolosunun, tehcir işlerini idare etmekte olan General Katraçef'e yazdığı raporda şöyle anlatılır: Türkiye'ye gitmek üzere Batum'a 70,000 Çerkes geldi. Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor. Trabzon'a çıkarılan 24,700 kişiden şimdiye kadar 19,000 kişi ölmüştür. Şimdi orada bulunan 63,900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir. Samsun civarındaki 110'000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor. Trabzon, Varna ve İstanbul'a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım." İşte bu suretle peş peşe sürüp gelen felaketlerin ve musibetlerin darbeleri altında inleyen ve eriyen bu kahraman ve faziletkar milletin bedbaht bakiyesi de Dobruca, Bulgaristan, Sırbistan, Arnavutluk, Suriye, Irak gibi daima tehlikeye maruz bulunan ve daima emniyetsizliğin hükümran olduğu yerlere iskan edilmiştir.

    Modern tarihin en büyük kitlesel nüfus hareketlerinden biri olan Çerkes sürgünü (Henze, 1986: 247) esnasında deniz gibi kan akıtıldı. Gemiye binmek için aç bîilaç kıyıda yağmur çamur içinde, ölüm iniltileriyle bekleşenler, yanaşan gemiye üşüşüp taşıma kapasitesinin çok üzerinde biniyorlardı. Gemiler de daha fazla para alabilmek için çok yolcu alıyor, bu yüzden fazla yol almadan batan gemilere sık rastlanıyordu. 1864 Mayısında, Trabzon'daki Rus konsolosunun yazdığına göre 30 bin kişi açlık ve hastalıktan kırıldı. Gemilerde hastalık alameti gösteren olursa derhal denize atılırdı.

    Çerkes Soykırımı 20 Mayıs 2011 tarihinde Gürcistan parlamentosunun oybirliğiyle aldığı bir kararla Gürcistan tarafından resmen tanındı. Böylece Çerkes soykırımı,bağımsız bir devlet tarafından resmen uluslararsı gündeme taşınmış oldu.
#04.11.2011 12:42 0 0 0
  • Orhan Bey Dönemi Gelişen Olaylar Nedir - Orhan Bey Dönemi - Orhan Bey Dönemi Olayları - Orhan Bey Dönemi Konu Anlatım

    (1324-1362)

    a) 1325-Orhaneli(Atranos),Mudanya ve Yalova'nın alınması.

    b) 1326-Bursa'nın alınması.(Başkent yapılmıştır)

    c) Kocaeli Yarımadasının Fethi: (1330-1337)

    -1330-Palekanon(Maltepe)savaşı: İznik'i kuşattığı sırada kentin yardımına gelen Bizans ordusunu yenmiştir.

    -1331-İznik'in alınması. (Orhan Beyin oğlu Süleyman Bey tarafından burada ilk Osmanlı medresesi kurulur.(Bu medresenin ilk hocası felsefe-mantık uzmanı Davudi Kayseridir.)

    -1334-Gemlik ve çevresinin alınması.

    -1337-İzmit'in(Nikomedia) alınması. (Böylece Kocaeli yarımadasının fethi tamamlanmıştır.)

    d) 1345-Karesioğulları beyliğinin Osmanlı topraklarına katılması (Osmanlılara ilk katılan beyliktir. Bu beyliğin donanmasından Osmanlılar Rumeliye geçişte faydalandılar.Ayrıca Karesioğullarının değerli komutanları da-Evrenuz Bey,Hacı İlbey,Ece Halil,Gazi Fazıl-Osmanlıların hizmetine girerek Rumeli'nin fethinde büyük yararlılık göstermişlerdir).

    e) Rumeli'ye Geçiş ve Burada Yerleşme(1354):Bizans imparatoru Kantakuzen taht kavgalarını önleyebilmek için Orhan Beyden yardım ister.Orhan Bey bunun üzerine oğlu Süleyman Bey komutasındaki bir orduyu yardım için yollar. Böylece Türklerin yardımıyla Kantakuzen rakiplerini yener. Daha sonra da Türk kuvvetleri Bizans imp'na yardım etmeyi sürdürmüş hatta Edirne'yi savunarak Sırp ve Bulgarların eline geçmesini önlemişlerdir.

    -Bu yardımlara karşılık olarak Orhan Bey Gelibolu yarımadasındaki Çimpe kalesini isteyince

    -Kantakuzen burayı Türk kuvvetlerine üs olarak verir. Böylece Rumeli fetihleri için önemli bir üs elde edilir (1354). Türkler Bizans'a yardım ederken Rumeliyi iyice tanıdıktan sonra bir yandan Gelibolu, Bolayır, Tekirdağ ve Çorlu'yu ele geçirmişler bir yandan da Anadolu'dan getirilen Türkleri buralara yerleştirerek Rumeli'ye yerleşmeye başlamışlardır.

    -Ancak Süleyman Bey'in ani ölümü ve Orhan Bey'in küçük oğlu Halil'in Cenevizliler tarafından kaçırılması ve bir süre sonra da Orhan bey ölümü Rumeli fetihlerinin duraksamasına neden olacaktır.

    -Orhan Bey Döneminde Devlet örgütünün temelleri atılmıştır.


    Bunun için;

    1) İlk divan teşkilatı kuruldu,

    2) Vezirlik kurumu oluşturuldu.

    3) İllere kadı ve subaşılar gönderildi.

    4) İlk imarethaneler (Nilüfer hatun) açıldı.

    5) Donanma oluşturuldu(Karesi beyliğinden),

    6) İlk medreseler (İznik ve Bursa da) açıldı


    Osmanlıların Rumeliye geçişini kolaylaştıran etkenler şunlardır:

    1) Bizans imp'daki taht kavgaları,

    2) Bulgarların ve Sırpların Bizans'ın içişlerine karışması,

    3) Venedik ve Ceneviz arasındaki rekabet,

    4) Doğu(Ortodoks-İstanbul)ve Batı (Katolik-Roma) Kiliseleri arasındaki anlaşmazlık,

    5) Balkanlarda siyasi birliğin olmaması,

    6) Balkan halkı üzerindeki Katolik baskısı ve halktan ağır vergiler alınması
#04.11.2011 12:35 0 0 0
  • Orhan Bey Dönemi - Orhan Bey Dönemi Önemi - Orhan Bey Dönemi Olayları - Orhan Bey Dönemi Konu Anlatım

    (1324-1362)

    -Bursa'yı alarak burayı devlete başkent yaptı.

    -1329 Maltepe (Palekenon) Savaşı'nda Bizans'ı yendi ve İznik, Gemlik ve İzmit'i fethederek Kocaeli yarımadasını Osmanlı hakimiyetine aldı.

    -Karasioğulları Osmanlıya bağlandı.

    -Böylece ilk defa bir beylik Osmanlıya bağlandı. Anadolu Türk birliği yolunda ilk adım atılmış oldu.

    -Osmanlı ilk defa deniz gücüne kavuşmuş oldu.

    -Bizans'taki iktidar kavgalarından yararlanan Osmanlı Beyliği Rumeli'deki Çimpe Kalesi'ni aldı ( 1351 ).

    -Böylece Rumeli'de ilk toprak alınmış oldu.

    -Rumeli'de fetihlere devam edilerek; Gelibolu, Tekirdağ, Çorlu, Keşan, Malkara fethedildi.

    -Orhan Bey zamanında idari, adli, askeri, eğitim ve sosyal alanlarda teşkilatlanmalar yapılmıştır.

    Bunlar:

    -İlk divan teşkilatı kuruldu.

    -Yaya ve Müsellem adıyla ilk düzenli ordu kuruldu.

    -İlk medrese İznik'te açıldı.

    -İllere ilk defa kadılar ve subaşılar gönderildi.

    -İlk donanmaya sahip olunda ve Karamürsel'de ilk tersane kuruldu.

    -İlk defa vezirlik makamı kuruldu.

    NOT: Bütün bunlarla beylikten devlete geçiş sağlanmıştır.

    -1326'da Bursa'yı başkent yapmış, İznik'i kuşatması ile 1329 Maltepe (Palekanon) Savaşı'na sebep olmuştur. Bu savaş Bizans'ın Anadolu'daki etkinliğini kaybetmesine ve Kocaeli yarımadasının fethine neden olmuştur. İznik ve İzmit alınarak Kocaeli yarımadasının fethi tamamlanmıştır. İznik başkent yapılmıştır.

    -1345'de Karesi Beyliği alınarak Anadolu Türk birliğini kurma çalışmaları başlamıştır. Bu olayın en önemli yönü Rumeli'ye geçişin kolaylaşmasıdır.

    -Ahilerin elindeki Ankara'yı ele geçirmiştir.

    -Bizans'ta taht karışıklığı ortaya çıkmış imparatorluğunu ilan eden Kantakuzen Orhan Bey'den yardım istemiştir.

    -Orhan Bey oğlu Süleyman Paşa komutasında keşif amacıyla yardımlar göndermiş, yapılan bu yardımlara karşılık olarak Çimpe kalesi alınmıştır. (1353) Burayı bir üs olarak kullanan Süleyman Paşa Rumeli'de fetihlere başlamış, Malkara, Çorlu gibi yerleri fethetmiştir.

    -Onun bir av sırasında ölümü üzerine Rumeli'deki faaliyetlerin başına I. Murat getirilmiş, fakat 1362'de babası da ölünce I. Murat tahta geçmiştir.

    Orhan Gazi zamanında teşkilatlanma çalışmaları : Orhan Gazi babasından bir uç beyliği devralmış oğluna bir devlet bırakmıştır. Devlet teşkilatının temelleri bu dönemde atılmış ilk divan, ilk vezirlik, yaya ve müsellem adıyla ilk düzenli ordu, İznik'te ilk medrese, ilk donanma ve ilk vakıf örgütü kurulmuş, ilk kez subaşı ve kadı ataması yapılmıştır.


#04.11.2011 12:33 0 0 0
  • Malazgirt Zaferi - Malazgirt Zaferi Sonrası - Anadolu'nun Türkleşmesi - Anadolu'nun Türkleşmesi Hakkında

    1) Bizans'ın Anadolu'daki etkinliğini kaybetmesi

    2) Türkmenlerin gruplar halinde Anadolu'ya göç etmesi

    3) Anadolu halkının ağır vergiler ve adaletsizlikten dolayı, Bizans İmparatorluğu'ndan ve Anadolu'ya gönderdiği memurlardan memnun olmaması

    4) Anadolu Türk beyliklerinin kurulması
#04.11.2011 12:28 0 0 0
  • Türklerin Anadolu'yu Yurt Edinmesi - Anadoluda Kuralan Devletler - Anadoludaki İlk Türk Devletleri

    1) Kalabalık Oğuz Türkleri, Horasan ve Maveraünnehir bölgelerinde Karahanlı ve Gazneli devletlerinin baskısı altında kaldıkları ve kendilerine yeterli toprak olmadığı için yaşayacakları yeni yerler aramaya başladılar Türkler, Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'ya kalabalık gruplar hâlinde girip fetihlere başladılar

    2) Başta Tuğrul ve Çağrı Beyler olmak üzere Büyük Selçuklu sultanlarının Oğuz topluluklarını Anadolu'ya yönlendirmesi,

    3) Bölgenin tarım ve hayvancılık yapmaya uygun bir yer olması Türklerin Anadolu'yu yurt edinmelerinde etkili oldu

    4) Rumların ve Ermenilerin bulunduğu bu toprakların fethedilmesi, İslâmiyetteki gaza yapma ve ganimet elde etme anlayışına da uygundu

    -Anadolu'nun nüfusu karışıklıklar ve savaşlar yüzünden azalmış durumdaydı Kalan yerli halkın çoğu Güney ve Batı Anadolu'daki sahil bölgelerine göç etmişti Yoksul halk genel olarak yönetimden memnun değildi Bütün bu nedenlerden dolayı Oğuzlar komşuları olan Karâhanlı ve Gazneliler ile mücadele etmektense Anadolu'ya yönelip savaşmayı tercih ettiler

    Malazgirt Zaferi'nden sonra Anadolu'nun Türkleşmesini hızlandıran Etkenler


    1) Bizans'ın Anadolu'daki etkinliğini kaybetmesi

    2) Türkmenlerin gruplar halinde Anadolu'ya göç etmesi

    3) Anadolu halkının ağır vergiler ve adaletsizlikten dolayı, Bizans İmparatorluğu'ndan ve Anadolu'ya gönderdiği memurlardan memnun olmaması

    4) Anadolu Türk beyliklerinin kurulması
#04.11.2011 12:27 0 0 0
  • Konu: Alkestis
    Alkestis Nedir - Alkestis Tanımı - Mitolojide Alkestis - Alkestis Kelime Kökeni

    Eski Yunan mitolojisinde bir prenses. Kocasına olan sevgisi nedeniyle yaptığı fedakarlıkla bilinir. Hikayesi, Evripides'in tragedyasında anlatılır.

    Kral Pelias'ın kızı Alkestis, Artemis tarafından cezalandırılan kocasının hayatına karşılık, kendi hayatını verir. Bu yaptığı tanrıların takdirini görür. Herakles de onu, Ölüler Ülkesi'nden geri getirir.
#04.11.2011 12:23 0 0 0
  • Konu: Akteon
    Akteon Tanımı - Akteon Hakkında - Mitolojide Akteon

    Yunan mitolojisinde bir avcı. İnanışa göre Diana ya da diğer ismiyle Artemis nehirde duş alırken onu gördüğü için cezalandırılmış ve kendi köpekleri tarafından tanınmaz hale getirilmiştir.
#04.11.2011 12:22 0 0 0
  • Cenaze Ve Düğün Şiir - Cenaze Ve Düğün Şiiri Dinle - Alıntı Şiirler

    Adını anmaya cesaretim yok, Yer gök çatlayacak diye korkarım,
    Yaklaşmışım gibi kıyamete çok Sur üflendiğinde seni ararım,
    Kanarken göğsümde bir zehirli ok

    Aklımı aldılar benden bir gece Yerine saçından bir tel koydular.
    Şimdi tüm bildiğim bu iki hece; Beni dinleyenler seni duydular,
    Bu şarkıyı söyler dilim sadece

    noimage

    Seni bekleyerek geçen bir asır Bana bilmediğim bir şey öğretti
    Zaman perdeleri ardındaki sır, Beni sana mecbur etmeye yetti;
    Bir gün gelir sana kendi anlatır

    Cenaze ve düğün aynı yürekte Bir elinde güller diri, kırmızı,
    Bir elinde solgun durur çelenkte. Benimle birlikte göm acımızı,
    Sana güzel günler var gelecekte

    Limanda bekleyen bir gemi gibi, Dalgın, bakıyorum okyanuslara.
    Durulmaz ruhumun sensin sahibi, Gözlerinden düştüm ben kâbuslara,
    Ateş ve kan dolu kuyunun dibi

    Ayrılıp giderken beni idam et, Gözlerinin kanlı darağacında
    Titremesin kalbin, duyma nedamet. Boğulur gidersin gönül acında,
    Gözünden tek damla düşerse şayet

    Islak gözlerinde bir Anka kuşu Alev alır önce avuçlarında
    Ve omuzlarında mağrur duruşu, İçimde can verir ve saçlarında
    Başlar küllerinden tekrar doğuşu

    Razıdır bu beden çile çekmeye Yeter ki, unutma, beni hatırla
    Bu ıstırap bana senden hediye, Ruhum bekleyecek birkaç satırla
    Bir mezar taşında, gelirsin diye

    Sedat Büyük
#03.11.2011 23:05 0 0 0
  • Konu: Bugünlerde
    Bugünlerde Şiir - Bugünlerde Şiiri Dinle - Alıntı Şiirler

    Bugünlerde, garip bir his taşıyorum yüreğimde
    Sebepsiz özlüyorum seni
    anlam veremesem de.
    Adın, hüzünlü bir şarkı gibi geziniyor dudaklarımda
    Ne vakit ansam seni
    bir şeyler kıpırdıyor içimde.
    Ne yana baksam sen varsın
    Ne yana dönsem sen...
    hayalin hep gözlerimin önünde.

    Bugünlerde, çok düşünür az konuşur oldum.
    Yerli yerine koyamıyorum kelimeleri.
    Susmak, bugünlerde en doğal halim...
    Konuşmayı denesem,
    bildiğim tek sözcük; adın...

    noimage

    İsimsiz bir hastalığa tutulmuş gibiyim,
    Sol yanımda bir sancı her an seni hatırlatıyor.
    Tanıyamıyorum kendimi
    Sesini duysam sendeliyorum,
    Bir koma hali sarıyor bedenimi...
    Her geçen gün daha bir garipleşiyorum
    Daha bir yabancılaşıyorum kendime.
    Yalnızlığım artıyor,
    Gitgide büyüyor yokluğun...

    Bugünlerde, herkes sana benziyor benim gözümde
    Ve herkes senin sesinle konuşuyor.
    Sen varsın bütün şarkılarda,
    Bütün siyah beyaz filmler bizi anlatıyor.
    Seni düşünüyorum çoğu zaman,
    Bir gece anlıyor beni, bir de sessizlik...
    Seni düşünmek güzel ama,
    Düşündükçe acı veriyor sensizlik.

    Hani, tanımasam kendimi,
    diyeceğim ki, aşık oluyorum.
    Ama biliyorum bunlar gelip geçici,
    ve geçmesini bekliyorum.

    Bazen düşünüyorum;
    kalbimi dinleyip haykırsam sana...
    Bir çılgınlık gibi geliyor.
    Seni kaybetmekten korkuyorum
    Yutkunuyorum kelimeleri her defasında,
    konuşamıyorum.

    Bugünlerde, içimden gelmiyor yemek, içmek...
    Açlığı hissetmiyorum seni düşünürken.
    Geceler soğuk olmuş ne yazar,
    Yağmur yağsa ıslanıyorum bile bile.
    Hoşuma gidiyor üşümek,
    yüreğimde sen varken.
    Bugünlerde, anlam veremesem de hissettiklerime,
    Kendimi alamıyorum bazen
    "acaba" demekten.

    Gariptir ama,
    bugünlerde acıyor kalbim.
    Bir boşluk hissediyorum benliğimde.
    Ellerim, bilmediğim bir şeyler arıyor.
    Ve seni buluyorum,
    tüm ihtimalleri elediğimde...

    Bugünlerde seni düşündükçe,
    Hiç tatmadığım bir his uyanıyor yüreğimde.
    Özlüyorum seni,
    anlam veremesem de.
    Ve bugünlerde seni gördükçe,
    Hızla çarpıyor kalbim,
    titriyor dizlerim
    tutuluyor dilim.
    Ve sen gülümseyince bana
    Çocukça bir duyguyla seviniyorum.

    Bugünlerde bana ne oldu,
    bilmiyorum ama...
    Ben...
    galiba...
    seni seviyorum...

    Sedat Büyük
#03.11.2011 23:04 0 0 0
  • Bir Avuç Cesur Yürek Yazısı - Bir Avuç Cesur Yürek Ayşe Sönmez Bulut - Ayşe Sönmez Bulut Yazıları

    Bir toplumu oluşturan insanlar birbirlerine muhtaçtırlar.Yaşamlarını devam ettirebilmek için birlikte yaşamak zorundadırlar.Ürettiklerini değiştirerek gereksinimlerini karşılarlar.Buna dayanışma denir.Dayanışma içinde olmayan toplumlar yok olmak tehlikesiyle karşı karşıyadırlar.

    Günümüzde "dayanışma"kavramı gittikçe değerini kaybetmektedir."Ben "kavramına verilen değer arttıkca da kaybetmeye devam edecektir.Çevreye karşı duyarsızlığımızın çoğaldığı günümüzde en yakın komşumuzun bile adını bilmeden yaşıyoruz.Komşularımız kimdir?Ne yapar ?Nasıl geçinir ?Aç mı yoksa tok mudur?Hiç umurumuzda değil....Kaldı ki yolda düşene bakmadan geçip giden,yardıma ihtiyacı olana elini uzatmayan kişiler de az değil.

    Bir sivil toplum örgütünde gönüllü olarak çalışıyorum.Pek çok ihtiyaç sahibine yardımcı olmaya çalışıyoruz.Maddi durumu iyi olmayan üniversite öğrencilerine karınca kararınca burs vermeye çalışıyoruz.Ama zaman geliyor tıkanıyoruz,gücümüz yetmiyor.İşte böyle günlerden birinde bir avuç cesur yürekli üniversite öğrencisi gençle tanıştım.Yürekleri ellerinde yardım için,ihtiyacı olanlara yardım edebilmek için ellerini taşın altına koymaya hazır cesur yürekler....Kendilerinin gereksinimlerini bir yana bırakıp başkaları için bir şeyler yapmak için yola çıkmış bir avuç cesur yürek...

    Birlikte çok güzel bir proje gerçekleştirmek üzereyiz şimdi.Geliri maddi durumu iyi olmayan öğrenciler yararına kullanılacak bir tiyatro hazırlıyoruz.Oyunu seçtik.Provalarımız başladı.Kostüm dekor hazır sayılır.Çalışmalarımızda iki kere heyecanlıyız şimdi.İlki bir şeyler yapabilmek,bir şeyler koymak ortaya.İkincisi ise kendimizden daha zor durumda olanlar için bir şeyler yapabilmek...

    Çok yoruluyoruz,çok yoruluyorlar bekli...Ama duyduğumuz mutluluk,iç huzuru her şeye değer.
    Öğrencilerim bana bir iş düşürmeden buldukları her fırsatta provalar yaparak en iyi şekilde hazırlanıyorlar.Amaçları pek çok kişiye ulaşıp mümkün olduğunca gelir elde edebilmek.Dolayısıylada daha çok kişiye yardımcı olabilmek...

    Ellerinde pek çok olanak varken hiç kimse için hiç bir şey yapmayanların egemen olduğu toplumumuzda bu bir avuç gencin yaptıkları gerçekten takdir edilmesi gereken bir davranış.Aslında kendilerininde ihtiyaçları var.Ama onlar kendilerinden daha güç durumda olanları düşünüyorlar.Bence örnek alınması gereken gençler.Örnek alınmalı ve birkez oturup düşünmeliyiz...biz ne yapıyoruz insanlar,insanlık için.?Ya da ne yapabiliriz,güç durumdakiler için..?Olanaklarımız elverdiğince bir şeyler yapmalıyız.Hatta bu cesur yürekli gençlere destek olarak başlayabiliriz bir şeyler yapmaya...

    Bir toplumun huzuru insanların huzuruna bağlıdır.Yine toplumların mutluluğu toplumu oluşturan insanların mutluluğuna bağlıdır.Gelin o zaman bir şeyler yapalım.En azında bu akşam "ne yapabiliriz?"diye düşünelim....Düşünmekte bir şeydir..düşünmekte bir başlangıçtır...

    Bu cesur yürekli gençler eminim çok çok başarılı olacak.Bence başarılı oldular bile..Çünkü bir şeyler yapmak için harekete geçtiler bile.Hepsini ayrı ayrı kutluyorum.Umarım örnek olurlar başkaları da bir şeyler yapmak üzere yola çıkarlar..

    Sizlerle gurur duyuyorum...İyi ki varsınız..

    Ayşe Sönmez Bulut
#03.11.2011 23:04 0 0 0
  • Bütün Kır Çiçekleri Anneme Yazısı - Bütün Kır Çiçekleri Anneme Ayşe Sönmez Bulut - Ayşe Sönmez Bulut Yazıları

    Anne nedir?Hiç düşündünüz mü?Ozaman ilk defa düşünün.Düşünün ki annenin ne kadar fazla tanımı olduğunu,ne kadar çok parçaya ayrıldığını görün.

    Anne sevgidir...........sevmeyi,sevmenin ne demek olduğunu öğretir.Sevginin bu denli hor kullanıldığı,bu denli unutulduğu bir dünyada...Sevginin her şeyi çözeceğini öğretir,silahların patladığı,çiçeklerin kurutulduğu bir zamanda...

    Anne güçtür,kuvvettir.Güçlüklere göğüs germeyi,yılmamayı öğretir.Çılgın dalgalar çarpsa da parçalanmamayı...

    Anne insandır......İnsanca yaşamanın öylesine zor olduğu dünyamızda insan olmayı,insanca yaşamayı,insanlara saygı duymayı öğretir.Bunca tezatlıklara rağmen..
    Anne ışıktır,bilgidir......çevresindekilere ışık saçar ,bilgi veriri.düşünmeyi öğretir,doğruları ve yanlışları....iyileri ve kötüleri...

    Anne umuttur.....Bu evrende yarının ne olacağı belli değilken,yarından bir şeyler umut etmeyi öğretir.
    Anne emektir.....çalışmayı öğretir......Dünyada hiç bir şeyin alın teri olmadan,emek olmadan elde edilemeyeceğini öğretir...haksızlıklara karşı...

    Anne vatandır....vatan sevgisini öğretir.....Vatanın nasıl kanla sulandığını,şu an nasıl bir bedel ödeyerek bu vatanda yaşadığımızı öğretir.Vatanı sevmeyi,vatanı korumayı,atalarımızın bize miras bıraktığı bu cennet vatana iyi bakmayı öğretir...

    Anne yaşamdır....Yaşamın nasıl olduğunu öğretir.Bu labirentte hangi kötülüklerin,hangi güzelliklerin olduğunu öğretir.Gülün dikenine,yaşamın güçlüklerine katlanmayı öğretir.Yaşamayı öğretir,çılgınca akan,önüne ne gelirse sürükleyen "yaşam" denilen bu nehirde..

    Anne fedakarlık,cefakarlık demektir...Anne hayatın kendisidir....Çocukları için yuvası için neler yapar,nelere katlanır anlatmakla bitmez...Anne için gece gündüz kavramı yoktur,çocukları söz konusu olunca....Tüm bunların karşılığında istediği yine kendisi için bir şey değildir..çocuklarının mutlu olmasından başka...

    Anneler çocukları uğruna gerekirse canlarını veririler,kendilerini feda ederler.....ama bir "annem "sözüyle mutlu olurlar....Bizler onların bize verdikleri onca şeyden mutlu olmasını bilmeyip üzeriz onların...
    Annelerinin hakkını ödeyemeyen tüm evlattlar adına bu dünyada var olmuş,var olan ve var olacak olan o kutsal varlıklara "ANNELERE" sesleniyorum:

    "ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN..!"

    Ve kalbimden kopardığım sevgi dolu tüm kır çiçeklerini ayaklarınız altına seriyorum..

    Ayşe Sönmez Bulut
#03.11.2011 23:04 0 0 0