How much wood would a woodchuck chuck
If a woodchuck could chuck wood?
He would chuck, he would, as much as he could,
And chuck as much as a woodchuck would
If a woodchuck could chuck wood.
Peter Piper picked a peck of pickled peppers.
Did Peter Piper pick a peck of pickled peppers?
If Peter Piper Picked a peck of pickled peppers,
Where's the peck of pickled peppers Peter Piper picked?
Four fine fresh fish for you
A Tudor who tooted a flute
tried to tutor two tooters to toot.
Said the two to their tutor,
"Is it harder to toot
or to tutor two tooters to toot?"
Ruby Rugby's baby brother brought her rubber baby buggy bumpers.
Six silly sisters selling shiny shoes
Which wrist watches are Swiss wrist watches?
If a dog chews shoes, whose shoes does he choose?
Red lorry, yellow lorry
A skunk sat on a stump and thunk the stump stunk,
but the stump thunk the skunk stunk.
If Peter Piper didn't pick a pack of pickled pepper,
who picked a pack of pickled pepper?
I saw Esau kissing Kate.
I saw Esau, he saw me
and she saw I saw Esau.
I'm loking back,
To see if she's looking back,
To see if I'm looking back,
To see if she's looking back
at me!
Silly Sally swiftly shooed seven silly sheep.
The seven silly sheep Silly Sally shooed
shilly-shallied south.
"These silly sheep shouldn't sleep in a shack," she said.
"Silly sheep should sleep in a shed!"
A big black bug bit a big black bear
and made the big black bear bleed blood.
She sells seashells by the seashore.
The shells she sells are surely seashells.
So if she sells shells on the seashore,
I'm sure she sells seashore shells.
Said the flea to the fly in the flue.
Said the flea. "Oh, what shall we do?"
Said the fly, "Let us flee!"
Said the flea, "Let us fly!"
So they flew through a flaw in the flue.
Theophilus Thistle, the successful thistle sifter,
sifted a sieve of unsifted thistle.
If Theophilus Thistle, the successful thistle sifter,
sifted a sieve of unsifted thistles,
how many thistles did Theophilus Thistle sift?
Modal, "Kiplik" demektir. Modal'lar yardımcı fiil sisteminden yararlanan ancak farklı fonksiyona sahip kalıplardır.
EXAMPLES
I don't walk. (Yürümem.)
I can walk. (Yürüyebilirim.)
Yardımcı fiiller, anlamlarını yükleme katmazlar. Ama Modal'lar anlamlarını yükleme katarlar.
Modal'ların aşağıda açıklamalı olarak verilmiştir.
► Can: ...e bilmek: güç, yetenek
I can walk 20 miles. (Yirmi kilometre yürüyebilirim)
► May:. ..ebilmek: olası, tahmin
He may come tonight. (O bu gece gelebilir.)
► Be able to: ..e bilmek: Can' e eşittir.
I am able to jump 30 cm. (30 cm zıplayabilirim.)
► Must: ...meli, ...malı: Must'ta zorunluluk söyleyen kişiyle ilgilidir. Dışarıdan herhangi bir baskı yoktur.)
I must sleep early. (Erken yatmalıyım.) (Bu örnekte kişi erken yatması gerektiğini düşünmektedir ve kendi kararıdır.)
► Have to: zorunda olmak. Zorunluluk var. Bu modal'daki zorunluluk dışardan bir gücün etkisiyle oluşur. Herhangi bir kural, kanun veya dış etken nedeniyle birşey yapmak zorunda olduğumuzda bu modal'ı kullanırız.
I have to wear uniform at school. (Okulda üniforma giymek zorundayım) (Okulun kuralı) ► Should: gerekir. Her ikisi de "tavsiye öneri" anlamında kullanılır. "Ought to" ile arasında çok az bir nüans farkı vardır, aynı anlamda kullanılabilirler.
You should see a doctor. (Bir doktora gitmelisin) (Gitmeni tavsiye ediyorum.)
► Ought to: gerekir.
You ought to see a doctor. (Yukarıdaki örnekle arasında fark yoktur.)
Modal' ların Kullanımı
1.) Modal' lar çekimsizdir. Yani şahıslara göre değişmezler.
2.) Modal'lar daima V1 ile kullanılırlar.
3.) İki model kesinlikle yan yana kullanılmaz.
EXAMPLES
They can finish the game on time. (Onlar oyunu zamanında tamamlayabilirler.)(Güç, yetenek)
He may go abroad next year. (O önümüzdeki yıl yurt dışına gidebilir.) (Tahmin)
I may go. (Gidebilirim) (tahmin) I may not go. (Gitmeyebilirim) (tahmin)
I can go. (Gidebilirim) (güç, yetenek) I can not go. (Gidemem) (güç, yetenek)
We are able to produce more goods. (Daha fazla mal üretebiliriz.) (Güç, yetenek)
You must wait for us untill 5 o'clock. (5' e kadar bizi beklemelisin.) (Zorunluluk söyleyenden )
You have to brush your teeth three times a day. (Günde üç defa dişlerini fırçalamalısın.) (Zorunluluk dışardan)
You should do your homework. (Ödevini yapmalısın.) (Nasihat var.)
REPORTED SPEECHIndirect Speech ('reported speech' de denir) birisinin söylediği cümleyi aktarmaya denir.Genellikle konuşma dilinde kullanılır.
Eğer aktarılan eylem geçmişte yapılmış ise, cümle geçmiş zaman olur.Bu kalıp genellikle bahsedilen zamandan bir önceki geçmiş zamanla ifade edilir.
Örneğin:
<LI class=MsoNormal>He said the test was difficult. (Testin zor olduğunu söyledi.)
<LI class=MsoNormal>She said she watched TV every day. (Her gün TV seyrettiğini söyledi.)
Jack said he came to school every day. (Jack her gün okula gittiğini söyledi.)
Eğer aktarılan eylem; geniş zaman, geçmiş zaman veya gelecek zaman ile ifade ediliyorsa, kullanılan zaman aynı kalır, değişmez.
Örneğin:
<LI class=MsoNormal>He says the test is difficult. (Testin zor olduğunu söylüyor.)
<LI class=MsoNormal>She has said that she watches TV every day. (Her gün TV izlediğini söylemişti.)
Jack will say that he comes to school every day. (Jack okula her gün geldiğini söylüyor.)
Eğer aktarılan konu, genel geçer bir olayı anlatıyorsa geniş zaman kullanılır.
Örneğin:
The teacher said that phrasal verbs are very important
(Öğretmen Phrasal Verbs ' lerin çok önemli olduğunu söyledi.)
Zamir ve Zaman Zarflarının Değiştirilmesi
Konuşma aktarılırken, zamirin cümlede geçen nesne ile uyumlu hale gelebilmesi için zamiri de değiştirmek gerekir.
Örneğin:
<LI class=MsoNormal>She said, "I want to bring my children." (Çocuklarımı getirmek istiyorum", dedi. She said she wanted to bring her children. " Çocuklarını getirmek istediğini söyledi), olur.
Jack said, "My wife went with me to the show." (Şova karımla birlikte gittik), dedi.
Jack said his wife had gone with him to the show. (Jack, şova karısıyla birlikte gittiğini söyledi.)
Konuşulan anı; geniş zaman, geçmiş zaman veya gelecek zamanla uyumlu hale getirmek için zaman zarflarını da değiştirmek gerekir.
Örneğin:
<LI class=MsoNormal>She said, "I want to bring my children tomorrow." (Çocuklarımı yarın getirmek istiyorum), dedi.
( Çocuklarını yarın getirmek istediğini söyledi), olur.
<LI class=MsoNormal>Jack said, "My wife went with me to the show yesterday." (Dün şova karımla birlikte gittik), dedi.
(Jack, dün şova karısıyla birlikte gittiğini söyledi.)
Indirect Questions
Soruları aktarırken özellikle cümlelerin dizilişine dikkat etmek gerekir.Evet/Hayır ile başlayan soru cümlelerini aktarırken (if) "eğer" kullanılır.Niçin, nerede, ne zaman gibi soru kelimelerini kullanırken, cümleye bu soru kelimeleriyle başlamak gerekir.
Örneğin:
<LI class=MsoNormal>She asked, "Do you want to come with me?" "Benimle gelmek ister misin?", diye sordu.She asked me if I wanted to come with her. "Bana, onunla gidip gitmeyeceğimi sordu." olur.
<LI class=MsoNormal>Dave asked, "Where did you go last weekend?" Dave, "Geçen hafta nereye gittin?", diye sordu.
Dave asked me where I had gone the previous weekend. "Dave,geçen hafta nereye gittiğimi sordu." olur.
He asked, "Why are you studying English?"Niçin ingilizce çalışıyorsun?, diye sordu.
She asked me why I was studying English. " Bana niçin ingilizce çalıştığımı sordu." olur.
Emir kipi demektir. Türkçe'de emir tüm şahıslara verilebilir. Ingilizce'de böyle değildir. Ingilizce mantığına göre emir sadece karşıdakine verilir. Diğer şahıslara emir verilmez.
Olumlu Olumsuz
I speak. (Konuşurum.) I don't speak. (Konuşmam.)
You speak. You don't speak.
He speaks He doesn't speak.
She speaks. She doesn't speak.
We speak. We don't speak.
You speak. You don't speak.
They speak. They don't speak.
İnglizce'de emir yapısı Simple Present Tense ile kurulur ve sadece karşıdakine verilir. Bu da "sen ve siz" olmak üzere iki kişidir.
inglizce'de Simple Present Tense'de özne söylenmediği zaman emir kipi oluşturukmuş olunur. Emir kipinin mastar yapısındaki "to"nun atılarak oluştırılduğunu savunanlar da vardır. Ama bu açıklama sadece olumlu emir yapısı için geçerlidir. Olumsuz emir yapısı için geçerli değildir. Bu yüzden Inglizce'de emir kipinin Simple Present Tense'den geldiği açıklaması doğrudur.
Sen ve siz için emir yapısı bu şekilde oluşturulur. Peki diğer şahıslar için emir yapısı acaba nasıldır?
Diğer şahıslar için emir yapısı "izin vermek" anlamına gelen "let" fiilinden faydalanılarak oluşturulur.
Let us speak. (Konuşalım.)
Diğer şahıslar için de emir kipi oluşturulurken aslında yine Simple Present Tense'den faydalanılır. Normalde yukarıdaki cümlede yazılmamış bir "you" vardır. "İzin ver konuşalım"anlamına gelir. "you" atılarak "we"için emir kipi oluşturulmuştur. Bunu Türkçe'ye uygun şekilde "konuşalım" diye çeviriyoruz.
Emir verilecek "subject pronouns"lar Verb'den sonra geleceklerinden "object pronouns"lar konumuna geçerler ve "gideyim, gitsin, gidelim, gitsinler" anlamında emir yapısına girerler.
Olumlu Olumsuz
Let me speak. (konuşayım.)
Don't let me watch.
(seretmeyeyim.)
Let him/her speak. (konuşsun.) Doesn't let him/her watch.
(seyretmesin.)
Let us speak. (konuşalım.)
Don't let us watch.
(seyretmeyelim.)
Let them speak. (konuşsunlar)
Don't let them watch.
(seyretmesinler.)
Normalde "let"ten önce you var ve yazılmayarak diğer şahıslar için emir kipi oluşturulmuş demiştik. Olumsuzunu yazarkan de aynı mantıkla "let"ten önce you var, atılmış ve sonrasında olumsuzluk (Do not) eklenerek diğer şahıslar için olumsuz emir kipi oluşturulmuş olunur.
Emir kipinin soru formunu oluşturmak için de "shall"den faydalanılır.
Soru
Shall I answer the phone? (telefona cevap vereyim mi?)
Shall he come in? (....gelsin mi?)
Shall we go out? (........çıkalım mı?)
Shall they be here? (burda olsunlar mı.?)
Olumsuz Soru
Shall I not answer the phone? (telefona cevap vermeyeyim mi?)
Shall he not come in? (....gelmesin mi?)
Shall we not go out? (........çıkmayalım mı?)
Shall they not be here? (burda olmasınlar mı.?)
Aşağıdaki tabloda en sağ kolonda gözüken zamirler "reflexive pronouns" olarak adlandırılır ve Türkçe'de "kendim", "kendisi", kendimiz" gibi anlamlara gelir.
Imemyselfyouyouyourself/yourselveshehimhimselfsheherherselfweusourselvestheythemthemselves
Aşağıdaki Türkçe cümleye bakın.
- Beni bıçakla kestim.
Bu cümle yanlıştır, çünkü bu cümlede "beni" yerine "kendimi" kelimesi kullanılmalıdır. Şimdi aşağıdaki İngilizce cümleye bakın.
- I cut me with a knife.
Bu cümle de yanlıştır. "Me" beni ve bana anlamlarına geldiğinden burada kullanılması gereken reflexive pronoun "myself" olmalıdır.
- I cut myself with a knife. (Kendimi bıçakla kestim.)
Aşağıda reflexive pronoun'ların kullanımlarına ilişkin örnekler verilmiştir.
- She fell off her bicycle and hurt herself. (Bisikletinden düştü ve kendini incitti.)
- I sometimes talk to myself. (Bazen kendimle konuşurum.)
- He saw himself in the mirror. (Kendisini aynada gördü.)
- They paid for themselves. (Kendi hesaplarını ödediler.)
Reflexive pronoun ne zaman kullanılır?
Reflexive pronoun üç temel durumda kullanılır.
- When the subject and object are the same
(Özne ve nesne aynı olduğunda)
I hurt myself.(Kendimi incittim) (kendi kendimi)
The band call themselves "Dire Straits". (Grup kendine "Dire Straits" diyor.
He shot himself. (Kendini vurdu) (kendi kendini)
- As the object of a preposition, referring to the subject
(Özneyi gösteren bir edatın nesnesi olarak)
I bought a present for myself.
She did it by herself (=alone). Kendi kendine yaptı. (=tek başına)
That man is talking to himself.
- When you want to emphasize the subject
(Özneyi vurgulamak istediğiniz durumlarda)
I'll do it myself. (No-one else will help me.)
They ate all the food themselves. (No-one else had any.)
Passive voice "edilgen" anlamındadır. Bir cümlenin Active kullanımında yüklemi yapan bellidir ve özne olarak adlandırılır. Passive kullanımında ise özne yüklemden etkilenir. Ayrıca eylemi yapanın, yani öznenin bilinmediği veya önemli olmadığı durumlarda passive kullanılır.
Active: I saw him. (Onu gördüm.)
Passive: He was seen by me. (O benim tarafımdan görüldü.)
(Bu örnekte görüldüğü gibi aktive cümlenin nesnesi pasif cümlenin öznesi konumuna geçmektedir.)
Passive: The window was broken. (Cam kırıldı.)
(Bu cümlede camı kimin kırdığının önemi yoktur. Anlatılmak istenen sadece camın kırılmış olmasıdır.)
Bilindiği gibi bazı fiiller yüklem olduklarında nesne alırlar ve böyle fiiller "geçişli fiiller"dir. Nesne almayan fiillere ise "geçişsiz fiiller" denir. Geçişsiz fiillerin bulunduğu bir cümlede yükleme maruz kalmayan bir nesne olmadığı için passive formu da olamaz.
Example:
Active: Ben iyi yüzerim (Bu cümlede yüzmek geçişsiz bir fiildir.)
Passive: Ben iyi yüzülürüm. (Yanlış! Yüzmek fiilinin pasifi olmaz.)
Bunun gibi gitmek, gelmek, uyumak gibi fiiller de geçişsiz fiillerdir.
Inglizce'de bütün active zamanların passive formu vardır. Active bir cümleyi passive'e çevirirken sadece yardımcı fiil üzerinde değişiklik yapılır ve fiil üçüncü haliyle gelir. Bu bütün zaman veya modallarda aynıdır.
Örnek: to break - to be broken
Tüm zamanlarda active-passive formunu inceleyelim.
S. Present: He writes a letter. A letter is written by him. (Bir mektup onun tarafından yazılır)
S. Past: He wrote a letter. A letter was written by him. (...........yazıldı.)
S.Future: He will write a letter. A letter will be written by him. (................yazılacak.)
Pr. Perfect: He have written a letter. A letter has been written by him. (............yazılmış.)
Past Perfect: He had written a letter. A letter had been written by him. (............yazılmıştı.)
Present Cont.: He is writting a letter. A letter is beingn written by him. (..............yazılıyor.)
Past Cont: He was writting a letter. A letter was being written by him. (.............yazılıyordu.)
Future Cont.: He will be writting a letter. A letter will be beingn written by him. (.............yazılıyor olacak.)
Present Perfect Cont.: He has been waiting a letter. A letter has been beingn written by him. (........yazılmaktadır.)
Past Perfect Cont.: He had been waiting a letter. A letter had been beingn written by him. (........yazılmaktaydı.)
Future Perfect Cont.: He will have been waiting a letter. A letter will have been beingn written by him. (........yazılmakta olacak.)
Eğer cümlede "be" fiilinden sonra V3 varsa mutlaka pasif bir cümledir. Normalde "be" fiilinden sonra gelen fiil "ing" takısı alır. Yani eğer "ing" takısı yoksa mutlaka "V3" gelmiştir ve cümle pasiftir. .
He is known by everyone in the area. (O bölgedeki herkes tarafından tanınır veya tanınıyor.)
He was found guilty by the jury. (O jui tarafından suçlu bulundu.)
Over the last months, this book has been sold very well. (Geçen aylarda bu kitap çok iyi satılmış.)
The robbers had been followed by the police. (Soyguncular polis tarafından takip edildi.)
He will be appointed as the new chairman. (Yeni bir başkan olarak atanacak.)
İki Nesneli Cümlelerde Passive Form
Eğer cümlede iki adet nesne varsa bunlardan biri "indirect object" diğeriyse "Direct object"tir. İki nesneli bir cümle iki farklı şekilde Passive yapılabilir. Bu cümlelerde kullanılan fiiller şunlardır:
Leave: ayrılmak
Send: öndermek
Lend: ödünç vermek
Show: göstermek
Order: emretmek
Tell: söylemek
Pay: demek
Bring: getirmek
Promise: söz vermek
Give: vermek
Refuse: red etmek
EXAMPLES
I gave him a gift. (Ona bir hediye verdim.)
Yukarıdaki cümlenin iki nesnesi vardır. İndirect object = him, Direct object = gift' tir. Bu durumda aynı anlamda olan iki farklı passive şekli vardır.
He was given a gift by me. (O'na bir hediye benim tarafımdan verildi.)
A gift was given to him by me. (Bir hediye ona benim tarafımdan verildi.)
Yukarıdaki cümle için şuna dikkat çekmek gerekir: İki nesneli cümlelerde passive formu yazarken "yalın object" başa alındığında "indirect object"ten önce "to" yazılır.
Prefer ve would rather kalıplarını tercihlerimizden bahsederken kullanırız.
Examples:
- I prefer to live in the country. (Köyde yaşamayı tercih ederim.)
- I prefer to play basketball rather than play football.
(Futbol oynamaktansa basketbol oynamayı tercih ederim.)
● PREFER
Genel olarak hayatta neyi tercih ettiğinizi ifade ederken "prefer" kalıbı üç farklı şekilde kullanılabilir:
a) prefer something to something else
(birşeyi başka birşeye tercih etmek)
- I prefer football to basketball. (Futbolu basketbola tercih ederim.)
- I prefer city to country. (Şehiri köye tercih ederim.)
b) prefer to do something rather than do something else.
(Birşeyi yapmak yerine başka birşeyi yapmayı tercih etmek.)
- I prefer to drink tea (Çay içmeyi tercih ederim.)
- I prefer to drink tea rather than (drink) coffee.
(Çay içmeyi kahve içmeye tercih ederim.)
c) prefer doing something to doing something else
(Birşeyi yapmak yerine başka birşeyi yapmayı tercih etmek.)
- I prefer drinking tea (Çay içmeyi tercih ederim.)
- I prefer drinking tea to drinking coffee.
(Çay içmeyi kahve içmeye tercih ederim.) DİKKAT! Bu üç kullanım arasında anlam olarak bir fark yoktur.
● WOULD PREFER (I'd prefer)
"would prefer" kalıbı genel tercihelirimiz değil, belirli bir durumda neyi tercih ettiğimizi ifade ederken kullanılır.
Example:
- Would you prefer coffee or tea? (Kahve mi alırsınız, çay mı?)
- I'd prefer to stay at home rather than go to the cinema tonight.
(Bu gece sinemaya gitmektense, evde kalmayı tercih ederim.)
● WOULD RATHER (I'd rather)
"would rather" ve "would prefer" kalıpları arasında anlam olarak fark yoktur. Sadece kullanımda aşağıdaki fark vardır.
would rather do
would prefer to do
"would rather" kalıbından sonra doğrudan fiil gelir ve ek almaz.
Examples:
- I'd rather go by car. (Arabayla gitmeyi tercih ederim.)
- I'd rather stay at home. (Evde kalmayı tercih ederim.)
ADJECTIVES (SIFATLAR)
COMPARATIVE AND SUPERLATIVE FORMS
Sıfatların "comparative" ve "superlative" formları İngilizce'de farklı nesneleri mukayese etmek için kullanılır. Comparative form iki nesne arasında farkları anlatmak için kullanılır.
Örnek: New York is more excitin than Seattle (New York Seattle'dan daha heyecanlıdır.)
Superlative form ise üç veya daha fazla şey hakkında konuşurken "en" uzun, "en" kısa gibi ifadelerle bir tanesini ayırmak için kullanılır.
Örnek: New York is the most exciting city in the USA
(New York Amerika'nın en heyecan verici şehridir.)
Tek heceli sıfatlar
İki, üç veya daha çok heceli sıfatlar
Sonu "y" ile biten iki heceli sıfatlar
Sıfatın sonuna "er" ekleyin
Sıfattan önce "more" getirin
Sıfatın sonundaki "y" harfini kaldırın, yerine "ier" getirin
Örnek: cheap - cheaper / hot - hotter / high - higher
Örnek: interesting - more interesting / difficult
Örnek: happy - happier / funny - funnier
Örnek cümleler
Yesterday was hotter than today.
(Dün bugünden daha sıcaktı)
Örnek cümleler
London is more expensive than Madrid.
(Londra Madrid'den daha pahalıdır)
Örnek cümleler
I am happier than you.
(Ben senden daha mutluyum)
Tek heceli sıfatlar
İki, üç veya daha çok heceli sıfatlar
Sonu "y" ile biten iki heceli sıfatlar
Sıfattan önce "the" getirin ve sıfatın sonuna "est" ekleyin
Sıfattan önce "the most" getirin ve sıfatın sonuna "est" getirin.
Sıfatın sonundaki "y"yi kaldırın ve yerine "iest" getirin.
Örnek:cheap - the cheapest / hot - the hottest / high - the highest
Örnek:interesting - the most interesting / difficult - the most difficult
Örnek:happy - the happiest / funny - the funniest
Örnek Cümleler
Today is the hottest day of the summer.
(Bugün yazın en sıcak günü)
Örnek Cümleler
London is the most expensive city in England.
(Londra İngiltere'deki en pahalı şehirdir)
Örnek Cümleler
New York is the noisiest city in the USA.
(New York Amerika'daki en gürültülü şehirdir.)
ÖNEMLİ İSTİSNALAR
Kuralın dışında kalan bazı istisna durumlar vardır.
good
<LI class=MsoNormal>good - adjective
<LI class=MsoNormal>better - comparative
the best - superlative Örnek Cümleler
This book is better than that one.
This is the best school in the city.
bad
<LI class=MsoNormal>bad - adjective
<LI class=MsoNormal>worse - comparative
the worst - superlative Örnek Cümleler
His French is worse than mine.
This is the worst day of my life.
How many: kaç tane, ne kadar, kaç (sayılabilenler için)
How much: kaç tane, ne kadar, kaç (Sayılamayanlar için)
How long: ne kadar (zamanı sorar)
How far: ne kadar (mesafeyi sorar)
How often: ne kadar (frekansı sorar)
İsim cümleciklerinde QW'ların kullanımını, normal soru cümleleri ile karıştırmamak gerekir. Bir soru cümlesinde QW'lar daima cümlenin başında söylenir ve cümle sonunda soru işareti vardır. Sour sözcüğü olsun veya olmasın bir soru cümlesinde yardımcı fiil vardır ve özneden önce yazılır. Bazen bu kural konuşma dilinde ihmal edilse de cümlenin soru olduğunu hissettirecek bir vurgu mutlakavardır.
What can I do for you? (Sizin için ne yapabilirim?)
Where are you going? (Nereye gidiyorsun?)
When will you come back? (Ne zaman döneceksiniz?)
How long will you be staying here? (Burada ne kadar süre kalacaksınız?)
In 1850,during the Gold Rush,a twenty-year-old immigrant from Bavaria named Levi Strauss stepped off the boat in San Francisco.He had with him a special cloth called Serge de Nimes which was later called denim in America.Levi Strauss hoped to sell the denim as material to make tents and covers for wagons to the men who were going tothe goldfields to look for gold."You should have brought pants to sell.In the goldfields we need strong pants that dont wear out" one young miner advised Strauss.So Levi Strauss took some of his denim to the nearest tailor and him make the miner a pair of pants.The miner was so pleased with his pants that he told other miners about the wonderfull new Levi's pants or Levis,and soon Levi Strauss had to open a shop,manufacturing enough trousers for the miners.The miners wanted trousers that were comfortable to ride in,that were low cut so they could bend over easily to pick up the gold from under their feet,and which had big useful pockets.One miner complained that the gold in his pockets kept tearing them.So Levi put a metal corners in the pockets to maket hem stronger.Very soon,miners and cowboys from all over came to get fitted up with Levi's pants.Today,more than a hundred years later.Levi's pants walk the world as Levi's blue jeans