NarCicegi

NarCicegi

Moderatör
11.09.2006
Yarbay
46.532
Hakkında

  • Gördüğünü çiz. Basit nesnelerle (klasik meyve tabağı gibi) ya da gündelik nesnelerle başlayıp daha karmaşık konulara geç. Örneğin karmaşık biçimli bir masa ya da insan suratı. Gerçek hayattaki nesneleri çizmede ne kadar ustalaşırsan fikirlerini kâğıda dökme konusunda da o kadar iyi olacaksın.
    Diyelim ki kafanda bir çizgi roman karakteri fikri var. Yüzündeki ifadeden gözlerindeki duyguya, bu karakteri temsil eden poza kadar her detayı hayal edebilirsin ama yüz, göz ve poz çizmeyi bilmiyorsan kafandakiyle uyuşan bir görüntüyü kâğıda aktarmakta zorlanacaksın.
    Daha en başından çıtayı yükseltmek yerine, küçükten ve basitten başla. Meyve dolu bir kâseye, bir eve ya da sıradağlara bak, sonra bu nesneleri sadece bir kurşun kalem kullanarak kâğıda geçir. Aynı şeyin farklı versiyonlarını çiz. Örneğin bir sıradağ çiziyorsan ilk çizimini alıcı gözle incele. Neyi yanlış neyi doğru yaptığını gör ya da bir arkadaşına dağın hangi kısımlarının doğal görünmediğini, neresinin geliştirilmeye ihtiyaç duyduğunu sor. Geliştirebileceğin şeylerin bir listesini yapınca aynı sıradağları bir daha çiz. Bu sefer ilkinde iyi çizemediğin şeyleri geliştir. İstersen birkaç hafta geçip de çizim becerilerin arttığında aynı resmi yeniden çiz. Ne kadar yol aldığını göreceksin!



    Kendini bir şef gibi düşün. Bir şef yeni bir tarif öğrendi mi, genelde günler hatta haftalar boyu sırf o tarifi uygular. Yemesi can sıkıcı olsa da, bir süre sonra o yemeği kusursuz hale getirebilir. Sen de yaptığın yemek ilk denemede harika olmadı diye havlu atma. İşleri yoluna koymak zaman ister.

    2
    Her fırsatta çiz. Ne kadar çok pratik yaparsan o kadar iyi çizersin. Dikkatini başka bir şeye verdiysen ama elin boşsa (mesela telefonda konuşmak karalama yapmak için biçilmiş kaftan) bir kâğıt kalem al, temel şekilleri çizmeye giriş.
    İşe en basit, temel şekillerle alıştırma yaparak başla. Bu temel şekiller sen çizmeye devam ettikçe çok daha zor şekillere temel teşkil edecek. Bunları çizmede ustalaşırsan yaptığın resim yolculuğu çok daha anlamlı ve üretken olacaktır.
    Daireler, kareler, üçgenler, dörtgenler vb. çiz. Bu şekilleri olabildiğince kusursuz çizmek için kendinle yarış. Sonra bir şeklin varyasyonlarını çizerek kendini zorla: Farklı büyüklüklerde daireler ve kareler, farklı türden üçgen ve dörtgenler çiz.
    Yeteri kadar tekrarla (ve çöp kutusunu dolduran buruşmuş kâğıtlarla) birçok şekli kolayca çizebileceğin bir noktaya ulaşacaksın. Bu temel beceriyi daha da geliştirmek için eğriler ve kıvrımlar da çiz. Çizdiğin eğrilerin tutarlılığına dikkat ederek helezonlar, yaylar, farklı sarmallar, süslü kıvrımlar ve süslemeler dene.
    Yöntem 2 / 3:
    Çizimleri Geliştirmek

    1
    Eskiz yap. Ağaç çiziyorsan işe yaprakları teker teker çizerek başlama. Yoksa kendini nesnenin bir kısmına kaptırıp “büyük resmi” ihmal edebilir, böylece yerini tüketebilirsin. Daha sık görülen bir durum da çizimin hiç de göz okşamayan biçimde dengesiz olmasıdır.
    Hafif ve tekrarlanan vuruşlar yap. Kendini çok kasma, hataları da kafana takma. Amacın genel fikri vermek; birebir aynısını yapmak değil. Kıyasla, değişiklik yap ve vardığın sonucu iyileştir.
    Gerçek hayattan bir nesne çiziyorsan kâğıttakiyle özgün nesneyi karşılaştır. Şekillerin birbirine olan orantısının gerçeğe olabildiğince yakın olmasını sağla.
    Ağacın çizim bittiğinde neye benzemesini istediğini hayal et ve kurşun kalemle hafifçe eskizini yap. Kafandaki çizimin konturlarını yani dış hatlarını çizebilir ya da vücut çizerken genelde yapıldığı gibi, iskelet çizebilirsin.
    Nesnelerin hangi temel şekillerden oluştuğunu kafanda canlandırmak harika bir yöntemdir. Bir başka deyişle, nesneyi kafanda parçalarına ayır. Örneğin bir ağaç çoğu zaman bir silindirin üstünde duran bir oval ya da üçgenden oluşur. İki şekli de üç boyutlu olarak çiz ki hem istediğin orantıları koru hem de sonradan detayları eklemen mümkün olsun.

    2
    Eskizini zenginleştir. Çizimin gereken yerlerini daha koyu, daha kalın çizgilerle vurgula ve gereksinim duymadığın çizgileri silgiyle sil. Azar azar ayrıntıları ekle ve sık sık biraz uzaklaşıp çizimine bir bütün olarak bak ve istediğin biçimde geliştiğinden emin ol. Farklı teknikler öğren ve bunlarla deney yap. Böylece fikirlerini çizerek ifade etme becerini geliştirebilirsin.
    Çizimlerinde gölgeleme kullan. Gölgeleme, ışık ve renk değişiklikleri demektir. Bir nesneye ışık vurduğunda nesnenin hangi kısımları aydınlık, hangi kısımları karanlık olur, bir düşün. Bu, resimlerine parlaklık, yoğunluk ve derinlik kazandırabilir.
    Ön planda bir bowling topu, arka planda ise batmakta olan güneşi hayal et. Güneş ufuk çizgisine yakın olduğundan ışığı bowling topuna çok düşük bir açıyla vuracaktır (hâlbuki güneşli bir günde, öğle saatinde yüksek açıyla vurur). Bu da bowling topuna vuran ışığı yakalamak istiyorsan bowling topunun üst kısmındaki gölgelemenin, topun alt kısmına kıyasla daha açık olması gerektiği anlamına gelir çünkü güneş, topun altına doğrudan vurmayacaktır.
    Gölgelerle alıştırma yap. Çok gerçekçi çizimler yapmak istiyorsan ışığın nesnelerden nasıl yansıdığını ve geride nasıl gölgeler bıraktığını incele. Gölgeler bazen nesnenin aynadaki yansıması gibi olabilir, bazen de nesnenin uzatılmış, çapraz ya da bozulmuş haline benzeyebilir. Güneşin gerçek hayatta ne tür gölgeler oluşturduğuna dikkat et ve bunu resimlerinde kopyalamaya çalış.
    Image titled Draw Step 5
    3
    Gerçekçi dokunuşlar yap. Amacın ilerde karikatür ya da çizgi roman çizmek olsa bile, resimlerinde bir nesneyi neyin gerçekçi yaptığını bilmek zorundasın. Eğer çizimlerinin gerçeğe daha yakın olmasını istiyorsan bu konularda ustalaşmak elzem.
    Perspektife aşinalık kazan. Uzaktaki nesnelerin daha küçük, yakındaki nesnelerinse daha büyük görünmesi fikrine perspektif denir ve bu tümüyle doğrudur. Eğer büyük bir nesne (söz gelimi bir bina) ya da karmaşık bir sahne (mesela bir mahalle) çiziyorsan perspektifi kavramış olman büyük önem taşır yoksa çizdiklerin karikatür gibi görünür. Küçük ve basit nesneler (mesela bir küp ya da bir kitap yığını) çizerken perspektife odaklanmak harika bir çizim alıştırmasıdır.
    Orantıları bil. Orantı, bir nesneyi oluşturan parçaların boyutları arasındaki ilişkidir. Orantı, bir resmin ne kadar gerçekçi olarak algılandığını etkileyebilir. Izgara yöntemi ya da ölçüm çentiği gibi ölçme yöntemleri kullanarak orantıları isabetli biçimde yakalayabilirsin. Orantıları değiştirmek (bazı özellikleri abartıp bazılarını küçültmek) benzersiz fikirleri aktarabilir ya da belli çizim tarzlarını temsil edebilir. Örneğin karikatürlerde ve anime tarzındaki karakterlerin gözleri abartılı büyüklükte, yüzleri de bununla orantılı olarak geniştir. Nesnelerin ve insanların orantılarını önce doğru olarak belirle, sonra bunları istediğin gibi çarpıt.
    Renkle oyna. Renk, bir esere farklı bir boyut kazandırır. Kontrast, renk kaynaştırma, doygunluk ve renk şemaları; rengin uygulanış biçimine bağlı olarak kimi çizimlerin daha canlı, kimilerininse daha gerçekçi ya da soyut olmasına yol açar. Eğer ilgini çekiyorsa suluboyaları ya da akrilik boyaları karıştırmaya başla. Uyumsuz görünen renkleri karıştırıp ortaya hangi yeni renklerin çıktığını gör. Bazı çizimlerinin fotokopisini çektir, farklı renklerle oyna, sonra sonucun kullandığın renklere göre nasıl değişim gösterdiğine bak.
    Yöntem 3 / 3:
    Daha da İleri Gitmek: Malzemeler, Saklama ve Zamana Karşı Çizim

    1
    Başlangıçta bunları kullan. Yeni başlıyorsan işine en çok yarayan eskiz kâğıdı olacaktır. Çok pürüzsüz kâğıtlar daha iyi detaylar elde etmeni sağlasa da, daha “pürüzlü” kâğıt, kurşun kalemin grafitini daha iyi tutar.
    Kurşun kalemlerin sertlik dereceleri vardır. “Sert” kalemler H harfiyle, “yumuşak” olanlarsa B harfiyle (9B gibi) gösterilir. Sert kurşun kalemlerin tonları, yani hem açık hem koyu çizim yapma olanağı sınırlıdır. Öte yandan yumuşak kurşun kalemler ton bakımından zengindir. Bir başka deyişle, uyguladığın basınç, çizgilerin koyuluğunu değiştirir. Eskizlerini 6B, 8B ya da nispeten yumuşak bir kalemle yap ki kalemi bastırarak daha koyu tonlar elde edebilesin.
    Hazır olduğunda füzenle, yani kömürle çizim yapmayı dene. Füzeni sıkıştırılmış çubuk ya da kurşun kalem formunda bulabilirsin. Sert füzenler gri tonlar sunarken yumuşak füzenler daha kolay kaynaştırılır. Füzeni tıpkı kurşun kalem gibi kullan. Unutma ki füzen, kurşun kalemden daha pahalı olabilir. Füzeni kapsamlı jest ve hareketleri yakalamak ya da koyu gölgeler elde etmek için kullanabilirsin. Tuval üstüne tablo yapmayı planlıyorsan boya kullanmadan önce füzenle konturları çizebilirsin.
    Image titled Draw Step 7
    2
    Çizdiklerini sakla. Tüm çizimlerini bir yerde tut ya da hepsini bir çizim dosyasında sakla. Böylece ilerlemeni görebilirsin. Çizmeye ne kadar alışırsan hataların o kadar gözüne çarpacak ve onları nasıl düzelteceğine karar verebileceksin. Çizime devam ettikçe kendi kişisel tarzın da gelişecek. Geriye dönüp kendini ifade etme becerinin ne kadar arttığını görmek daima ilginçtir. Sakın havlu atma. Alıştırma yaparak mükemmele ulaşabilirsin.
    Image titled Draw Step 8
    3
    Zamana karşı çizim yap. Eğer orantılar konusunda güçlük çekiyorsan, çizdiğin pozları çok katı bulup kendine kızıyorsan ya da en kötüsü, normalde bilinçli şekilde yapmayacağın hatalara düşüyorsan bu döngüyü kırmanın harika bir yolu var. Kendine bir mutfak zamanlayıcısı al. Beş dakikaya ayarla. Hareket etmeyen, birden çok çizecek kadar ilginç ve biraz da zor bulduğun bir nesne seç (örneğin ipekten yapılmış bir gül). Konuyu sevmenin gerçekten faydası olur. Yumuşak (B, 2B, 4B ya da herhangi bir B) kurşun kalemle iki ya da beş dakika içinde eskizini yap. Beş dakikayı geçmeyecek bir zaman belirle. Alarm çalınca çizimin tamamlanmasa da dur. Yeni bir sayfaya geçip tekrarla.
    Nesneyi beş dakika içinde çizmeye her çalıştığında farklı bir yanını gözlemleyip odaklanacaksın. Dönüp silmene gerek kalmadan hatalarını düzelteceksin.
    Bu yöntem özellikle de insan çizerken çok iyidir çünkü arkadaşını iki dakikalık bir “duruş eskizi” için ikna etmek, bir saat boyunca oturtup poz verdirmekten daha kolaydır.
    Bir kişinin duruş eskizini yaptıktan sonra kendine on beş dakika gibi uzunca bir süre tanıyınca, düzeltmek için sonsuza kadar zamanın olduğunu düşüneceksin. Muhtemelen bu süre bitmeden de resmi bitireceksin. Bu, dışarıda resim çizebilmek için çok yararlı bir alıştırma çünkü ışık yarım saat içinde değişebilir.
    Kısa zamanda kedinin ya da köpeğinin duruş eskizlerini çizmeyi dene. Hayvan dönmeden ya da uykusunda kıpırdamadan iki dakika kadar hareketsiz durabilir.
    Kurşun kalem gibi basit bir şey çizmeyi dene. Kolayca çizilen, yaygın şeylerin resmini yap. Doğru görünene kadar birkaç kez tekrarla. Sonra, bunun doğru göründüğünü düşündüğünde insan yüzü gibi daha zor şeylere geç.
#09.07.2021 05:13 29 0 0
  • 1. Vücudun senin. Onu sev ya da nefret et. Hayat boyu seninle beraber olacak.

    2. Hayat denen ve yaşadığın sürece devam eden bir okula kaydoldun. Sürekli dersler alıcaksın ve bunlar hiç bitmeyecek, hergün yeni şeyler yaşama fırsatın olacak. Bazıları senin kontrolünde bazıları da başkalarının. Bu deneyleri ya seveceksin ya da aptalca bulacaksın, ama bunlar olacak.

    3. Hatalar yok. Yalnızca dersler var. Büyümek, deneme ve yanılma sürecidir. Başarısızlık yalnızca başarının alt basamaklarıdır. Önceki başarısızlıklar sonraki başarıların temsilcileridir.

    4. dersler çeşitli şekillerde öğrenilene kadar sana sunulacaktır. Derslerini tümüğyle öğrendiğinde ancak diğerlerine başlama hakkın olacaktır.

    5. Öğrenmek asla bitmez. Hayatın hiç bir bölümü derssiz olmaz, yaşadığın sürece öğrenilecek dersler olacak. Öğrenmek seni güçlü kılan ve hayallerini gerçeğe dönüştüren en önemli deneyimdir. Neyi öğrenmek gerektiğini bilmelisin.

    6. '' Orası'' ''buradan'' daha iyi bir yer değildir. Hayatının her anında aslında burdasın. Buradan başka her yer orası olacaktır ve her zaman orası, buradan daha iyi görünecektir. Fakat bu bir yanılsamadır. '' Orası'' '' burası'' olduğundan, yeniden başka bir '' orası'' olacak ve her zaman ''orası'' ''buradan'' çok daha iyi görünecektir.

    7. Sensiz ya da seninle. Başkaları senin aynandır. Kendinde sevip ya da nefret ettiğin şeyler olmadan başka insanları sevemez ya da nefret edemezsin.

    8. Hayatta ne yaptığın tamamen sana bağlıdır. İhtiyacın olan bütün kaynaklara sahipsin. Onlarla ne yapacağın tamamen senin sorumluluğun. Seçim senin.

    9. 4 milyon yıllık bir biyolojik evrim sonucu mükemmel bir beyinle doğdun. Fakat sana bunu kullanma kılavuzu verilmedi. İşte burda iş sana düşüyor ve kendini yetiştirmek tamamen senin tercihin.NlP teknolojilerini öğrenerek bu mükemmelliğe ulaşabilme şansın var.

    10. Bütün bunları unut gitsin.

    John Seymore, NLP practitioner notlarından
#16.06.2021 11:32 28 0 0
  • Uzaklaşmak ve Yaklaşmak

    Diğerlerini motive etmenin anahtarını bilmek yararlı olabilir mi? Bu aynı zamanda Türk iş dünyasının önemli bir problemi olan motivasyon konusunda insanlara yardımcı olabilir mi? Aslında, motivasyonu buradaki anlamıyla şöyle açılayabiliriz; hoşa gitmeyen işleri de kolayca ve zorlanmadan yapabilmek.

    Hoşa gitmeyen işleri yaptırabilmenin sadece iki yolu var: havuç ya da sopa...

    Önemli olan nokta, sopayı ya da havucu ne zaman kullanacağınızı bilmek ve nerede hangi havucu ya da sopayı kullanacağınızı bilmek.

    Biz, havuca tepki verenlere "yaklaşmacılar", sopaya tepki verenlere ise "uzaklaşmacılar" diyoruz. Emin olun ki, ateş yeterince sıcaksa, herkes ondan kaçmak için, eğer altın küpü yeterince parlaksa, herkes ona ulaşmak için, elinden geleni yapacaktır.

    İnsanlar bir şeyi neden yaparlar? Ya belirli bir noktaya ulaşmak için (çoğunlukla keyif), ya da belirli bir noktadan kaçmak için (çoğunlukla acı ya da keyifsiz durum)... İnsanlar bu anlamda, onlara çekici gelen şeylere yaklaşır, onları iten şeylerden uzaklaşırlar. Uzaklaşılan ya da yaklaşılan bu şeyler değerlerle ilgilidir. Değerler, insanların uzaklaşmak ya da yaklaşmak için zaman, emek ve kaynaklarını harcadıkları şeyleri belirler.

    X ve Y Teorisi

    Motivasyon konusu, son elli yıldır, yönetim dergilerinde tartışılıyor. Bu süreç içerisinde iki önemli çatışan teori ortaya çıkmıştır. Douglas Mc Gregor 19602 da The Human Side of Enterprise dergisinde, bu iki teoriyi "X Teorisi" ve "Y Teorisi" olarak adlandırmıştır.

    Teori X aşağıdaki varsayımlar üzerine kurulmuştur:

    1. Ortalama her insan işi sevmez ve ondan kaçmak için yollar arar.

    2. Bu iş sevmezlikten dolayı çoğu insan zorlanmalı, yönetilmeli ve cezayla tehdit edilmelidir.

    3. Ortalama insanın hırsı yoktur ve yönetilmeyi tercih eder. Sorumluluktan kaçarlar ve en yüksek değerleri güvenliktir. Bu insanları iyi yönetebilmek için ceza gereklidir. Çoğu insan temelde tembel olduğundan, "sopa" gereklidir; yine de patron arkasını döndüğünde çalışmayı bırakacaklardır.

    Teori Y ise aşağıdaki varsayımlar üzerine kurulmuştur:

    1. Fiziksel ya da zihinsel çalışma, oyun ya da dinlenmek gibi doğaldır.

    2. Dış kontrol ya da ceza tehditleri, insanları motive etmenin tek yolu değildir. Çoğu insan hem fikir hedefe ulaşmak için kendilerini yönetir ve kontrol eder.

    3. Hedefle hem fikir olmaları, o hedefe ulaşmakla ilintilendirdikleri ödüller sebebiyledir.

    4. Her ortalama kişi, doğru şartlar altında, sorumluluk istemeyi ve/veya kabul etmeyi öğrenir.

    5. İnsanların büyük çoğunluğu, kurumsal problem çözme konusunda, hayal etmek, ustalık ve yaratıcılık için yeterli kaynaklara sahiptir.

    6. Modern iş dünyasında, ortalama bir insanın entellektüel yeteneklerinin çok azı harekete geçirilebilmektedir. Bu kişileri doğru yönetebilmek, doğru "havuçları" bulmakla olabilir. İnsan kaynağının potansiyelini ortaya çıkaracak çözümleri bulmak yöneticiler düşmektedir.

    Türk İş Gücünü Motive Etmek

    Teori X ve teori Y üzerindeki tartışmalar hala devam ediyor. Çünkü her ikisi de doğru ve her ikisi de yanlış. Bazı insanlar ilk teoriye uyarken, bazıları de ikincisine uyuyorlar. Yöneticiliğin sırrı, bireyin hangi kategoriye girdiğini ve ne türüyle motive olacağını bulmaktır.

    Yaklaşmacı kişiler ulaşmak istediklerine ulaştıklarında artık hareket etmezler, uzaklaşmacılar da istemediklerinden kurtulduklarında...

    Çalışan insanların içindeki uzaklaşmacılar, eğer hayat onlar için rahatsa hiç bir şey yapmayacaklardır. Bir çok şirket insanlara uzaklaşmak isteyecekleri hiç bir şey bırakmıyor.

    Kişinin normal standartlarda bir evi, ailesi, kazancı varsa, işten atılma problemi yoksa, iş yerinde rekabet yoksa, uzaklaşmak isteyeceği bir şey de yok demektir. Bu da o kişinin motive olamaması demek olacaktır. Benzer durum yaklaşmacılar için de geçerlidir. Eğer tüm hedeflere ulaşmışlarsa ve önlerine yeni ödüller konmuyorsa motive olamayacaklardır.

    Kimi insansa bazı durumda yaklaşmacı iken bazı durumda ise uzaklaşmacıdır. Bu kişilerin hangi durumlarda yaklaşmacı oldukları ve nelere ulaşmak istedikleri ile hangi durumlarda uzaklaşmacı ve nelerden kaçmak istedikleri bulunmalıdır.

    Motivasyon Stratejisini Ortaya Çıkarmak

    Motivasyon stratejisini ortaya çıkartmanın en iyi yollarından birisi onları bu sabah yataktan kaldıran şeyin ne olduğunu sormaktır. Çünkü kimi insan, yataktan kalmak için o gün olacak güzel şeyleri düşünerek motive olurken, kimi insan da kalkmazsa olabilecek kötü şeyleri düşünür.

    Tipik Bir Motivasyon Stratejisinin Unsurları

    1. Ateşleyici; istenen ya da istenmeyen işin düşünülmesi aşamasıdır. Burada çoğunlukla istenen durumun olumlu duygularını ortaya çıkartan görsel ve işitsel tasarlamalar ya da istenmeyen durumun olumsuz duygularını ortaya çıkartan görsel ya da işitsel tasarlamalar yapılır. Ayrıca oluşturdukları resimle içleşmek, motivasyonu arttırırken, dışlaşmaksa azaltır. İçleşmek ve dışlaşmak alt sistemlerin ayarlanmasıyla olur.

    2. Operasyon; işi yapmak ya da yapmamakla ilgili kendi kendine konuşma ve zihinde canlandırılması aşaması.

    3. Şu anın kriterleriyle, yapılma ya da yapılmama durumunun kriterlerinin karşılaştırılması aşaması.

    4. Yapılma ya da yapılmama durumunun, motive edebilirliği kararı aşaması.

    5. Yaklaşma ya da uzaklaşmaya giden ilk hareket.

    Hem yaklaşmacı hem de uzaklaşmacı stratejinin kişide varolması en etkili olan olarak görünmektedir. Zaman zaman insanlar daha stresli olduğu için ve yaklaşmacı strateji, zihni hedeflere daha iyi yönlendirdiğinden, uzaklaşmacı stratejilerini değiştirmek isteyebilirler.

    Bununla birlikte kişilerin motivasyon stratejilerini değiştirme çalışmalarında, ekoloji kontrolünün yapılması, kişinin tamamen demotive kalmaması açısından önemlidir. Hatırlayın ki zaman zaman uzaklaşmacı stratejiye de ihtiyaç duyulabilir.
#16.06.2021 11:34 27 0 0
  • İnsanoğlu hep savaşmıştır. Çünkü doğrularını yaşamaya çalışmıştır. Her savaşını kendince bir takım doğrulara bağlamıştır. Neden ise daima aynıdır: “Bu benim seçimim.” Seçimleri doğrularıdır. İnsan doğru olanı seçer. Her doğru, o insanın kabulüdür. Kabul ettiklerini doğrular. Doğrularını yaşar ve yaşatmak ister. İşte bu noktada “Doğruların Savaşı” işin içine girer.

    İnsan, bir taraftan “benim doğrum” derken diğer taraftan kendi doğrusu evrensel geçerliliğe sahip bir gerçekmiş gibi diğer doğrularla sonu gelmez bir savaşın içine girer. Aklın sonsuz olasılıklarını görmezden gelir. Tek bir olasılığa dayalı bir zihin serüveni içindedir. İşin bir kere içine girildiğinde ise dış kapı hemen kapanır. Artık insanoğlunun tek amacı doğrularını savaştırmaktır.

    Soru: “Doğru” nedir? Cevap: “Altı Kral”dan biridir. Soru 2: “Altı Kral” kimlerdir? Cevap 2: Kabuller dünyasının altı kralı: üç ikiz kardeşlerdir. Soru 3: Üç ikizler kimledir? Cevap 3: 1. İkiz: Doğru – Yanlış, 2. İkiz: İyi – Kötü, 3.İkiz: Güzel – Çirkin’dir. İşte değerler ve yargılar aleminin altı kralı. Karşınızda: Değer yargıları! Değerler ve yargılar bir arada. Yargılar değerli ve değerlilerde yargı. Değerleri yargılayan diğer değerler. Her ikisi de değer ve her ikisi de yargılar. Bütün krallar gibi onlarda gizli asıl kral adına çalışırlar. Soru 4: Gizli asıl kral kimdir? Cevap 4: “Fayda” isimli seçilmiştir.

    Yoğun bir bilgi bombardımanı! Her yer ateş altı. Her taraftan ve yönden kıskıvrak sıkıştırılmış zihinler! Her şeye göre her şeyi değerlendirip asıl sonuca ulaşmak için çabalayan yüz binler. Bireyin gerçeği bulma adına verdiği büyük mücadele! Her türlü bilgi kendi türündeki türevleri ile birlikte ve insan zihinlerini ele geçirmekte. Derin sorgulamalar ve derin anlamalar iç içe! Farkındalık yolunda insan türünün yaşadığı en büyük savaşlardan biri. Zihinler katledilip zihinler kurtarılıyor. Doğru adına her türlü yanlış yapılıyor. İyiler bir savaşıp bir barışıyor, güzeller ise kaçarken çirkinler tarafından kovalanıyor. Altıya bölünmüş bir oyun

    Doğrular savaşıyor ama daima yanlışlar kazanıyor. Doğrularını savaştıran insanoğlunun hiç çıkamadığı derin kör nokta. Her durumda yanlışlar kesin bir isabetle kazandırılmakta. Mutluluğunu insan acaba hangi doğruyu savaştırarak elde edeceğini sanıyor? Zıddı olmayan bir şey olamaz. Doğrularında zıddı olan yanlışlarla ortak kaderleri vardır. Bu ortak kader göreceli bakışa göre yanlış olan diğer doğrunun da kaderidir. Bu gerçeğe rağmen ortak kaderi ile savaşmaktan alıkoyamıyor insanoğlu kendini. Derdi ise : “sadece benim doğrum her yeri ele geçirmeli” düşüncesi.

    Günler gelecek ve geçecek ve bir gün insanlar derin bir şekilde fark edecek. İnsan bir birey değildir diyecek. Birey algılaması çok zaman kaybettirdi ve bir çok doğru-yanlış ruh yitirildi. Bütünü kucaklayamayan bir algılayışmış. İnsanın faydası başkaları adına yaşamakmış. Başkalarının adına yaşayan insana altı kral hükmedemez. Yedinci kral ise onunla savaşmaya cesaret edemez. Başkalarının adına yaşanan bir hayatta kişisel sorunlar olmaz. Kişisel sorunların olmadığı yerde kısır şekilde dönülmez. Herkes bir diğerinin faydasınadır ve tüm bir insanlık tek bir bütün yapıda aynı candır. Canları birlemeyi öğrenen insan elbet acı çekmeyecek. Acılar devrini tarihe derin bir mezar kazıp gömecek. Mutluluktan sarhoş olmuş bir halde insanoğlu kendisinden geçerek kendisini bulacak ve kendini düşünmeden asıl en büyük faydayı kendisine yapacak. Doğruların savaşında aldığı sonsuz yarayı hatırlayacak. Herkes için çalışmak kendi için çalışmaktır. Kendi için çalışmak ise aslında kendini kör kuyuya atmaktır. İnsanın mutluluğu bir diğerinin mutlu olmasına bağlanmıştır. Diğerini mutlu etmeyen ne mutlu nede huzurlu olacaktır. Savaştıran doğrular eğilecek ve birleyip, bütünleyen yapılar toptan kabul edilecek. İnsan bir tek can değil, sonsuz can olduğunu fark edecek. Her insan benim diyecek. Başkaları diye bir şey yok. Bu bir ayırım ve parçalanmadır ve her parçalanma gibi bunun da sonu hüsrandır deyip birlik içinde bulundukları yapıyı hep koruyacaklardır.

    Bunlar tımarhanelik hayaller gibi gelebilir size. Tımarhanelerdeki bazı hayallerden biri de olabilir. Her halükarda kangren olmuş bir bacağa verilen reçetedir. İnsan denilen varlığın çaresi kendi türü ile bir olmaktan geçer. Kendini ayıran, negatif kritik kütleye hizmet eder. İçinde kendini ayıran dışında dünyayı parçalar. Sonrada parçaladığı dünyada yaşam arar. Yok edilen bir hayatı tekrar yaratma kudretine sahip misiniz? Eğer değilseniz kendinizi unutun. Siz, olmadığınızda rahat edersiniz. Olduğunuzda ise “Altı Krala” hizmet edebilirsiniz. Benliğini yok eden kendisini bulur. Kendisini bulan hem huzurlu hem de mutludur. Sizin olmadığınız yerde siz varsınız.

    Değer yargıları kötü değildir. Değer yargıları ile ayrılmak ve parçalanmak hiç iyi değildir. Değer yargıları birleştirici ve bütünleştirici olarak kullanıldığı sürece insanı mutlu edicidir. Niyet esastır. Niyetimiz insanlığın faydası ise eğer o takdirde değer yargıları ayırıcı olmaktan çıkıp bağlayıcı, tutup ta bırakmayıcı bir ana şefkati olur ki, buna da insanoğlunun itiraz edeceği pek düşünülemez.

    “İstediklerimizi” mi düşleriz yoksa “düşlediklerimizi” mi isteriz? Başlangıç neresindedir bu dairenin ve bitişi nerede? Birisi diğerini niçin gerektirmekte? Düşüncelerimiz “düş”lerimizdir. Düşlerimiz, olmasını “istediklerimiz”. İsteklerimiz ise “tamamlamaktır.” Eksiklerimizi gidermek için düşler üretiriz. Eğer ürettiğimiz düşlerimiz bizlerle uyum içinde olmazsa o zaman olmayacak hayaller peşinde sürükleniriz. Olmayacak hayaller, düş dünyamıza uyum sağlayamayan hayallerdir. Hayal yapımız tam bir ahenge büründüğünde olmayacak tüm hayaller oluyor olagelir.

    Düşlemeden düşünce üreten bahtsızlar arasından kıvrım kıvrım kıvrılarak akan “düş insanlarına” yol açın! Gözü kapalı hayaller peşinde koşmaktansa gözü açık aydınlıklar içerisinde düşlerle buluşalım. Gözümüzü açıp o şekilde hayaller kuralım. Hayal zenginliği sizlerin kaybedemeyeceğiniz malvarlığınızdır. Hayallerinizle varlık kazanır öylece yaşarsınız. Hayalleriniz kadarsınız. Zengin hayaller fakir ruhlarla kavuşmaz. Fakir ruhlara zengin hayaller asla uğramaz. Ruhların yaşadıkları evren, onların hayallerindeki evrendir. Her ruh kendi hayalinde yaşar. Yaşadığınız hayaliniz sizsiniz. Hayallerinizi değiştirme kudreti için hayal okulları kurunuz ve top yekun tüm insanlığa bir “hayal sıçraması” yaptırınız. Hayallerinizde gerçekten özgürsünüz. Hayal hızında bir yolculuk ulaşılabilecek en büyük hızdır. Hayal kıvraklığında bir yaşam yaşanabilecek en güzel varoluştur. Huzurun hayali, huzurun kendinden daha çok okşayan sıcak bir soluktur. Hayaller bizleri daima yaşatır durur.

    indigodergisi

    Yazar: Türker Ercan
#16.06.2021 11:25 27 0 0
  • 1. Hiçbir kural kural değildir.

    2. Yaşlanmak demek daha az yanlış yapmak demektir.

    3. Olan olmuştur.

    4. Kendini kabullen.

    5. Neye değer neye değmez bilmek lazım.

    6. Yaşamınızı bir değerli amaca adayın.

    7. Düşüncelerinizde esnek olun.

    8. Bir ilgi alanınız (hobiniz) olsun.

    9. Meleklerin tarafında ol, şeytanına uyma.

    10. Sadece ölü balık yüzeyde yüzer.

    11. Sesini yükselten son kişi ol.

    12. Kendi danışmanın ol.

    13. Korku yoksa, hep uyanıksan, tereddüt de olmaz, sürprizler de.

    14. Gözün açık gitme. Yapmayı istiyorum, yapacağım.

    15. Farkı fark et.

    16. Değiştirebileceklerini değiştir.

    17. İyi yaptığın şeyde ikinci iyi olma.

    18. Hayallerinden korkma.

    19. Şimdi ve burada olanı yaşa.

    20. Gelecek duygusundan kurtul.

    21. Yaşamını bir proje gibi yönet.

    22. Bugün çok önemli.

    23. İnanışların sistemli olsun.

    24. Her gün kendine daha fazla alan yarat.

    25. Planlarınız hayal olmasın.

    26. Esprili ol. Espri ile bak.

    27. Yaptıkların etki uyandırsın.

    28. Reklamını yap.

    29. Konfor alanların olsun.

    30. Soru sormaya alış. Sorgulanmamış düşünce açığa çıkmaz.

    31. Onurlu ol. Bütün başarılı insanlar gibi...

    32. Büyük duyguların adamı ol.

    33. Kaderin senin elinde.

    34. Herşeyi anlamak zorunda değilsin.

    35. Doğru mutluluğun nereden geldiğini bil.

    36. Ne ezil ne ez.

    37. Artık büyüdün. Sen kendinsin.

    38. Her durumda iyi davran.

    39. Kuralları olan bir insan ol.

    40. Derinde boğulmazsın.

    41. Kişisel sınırlarını yargılanmaktan korkmadan çiz.

    42. Fiyata değil kaliteye bak.

    43. Endişeli olmamayı öğrendiysen tamamsın.

    44. Genç kalmak için ne gerekiyorsa yap.

    45. Para problem çözmez.

    46. Kendine ait ol. Hayatın iyisi de kötüsü de senin.

    47. Hep bir tarafta olamazsın.

    48. Kendine dışarıdan bak.

    49. Pişmanlık duymayanlar kaybedenlerdir.

    50. İyi bir şey demeyeceksen konuşma.

    51. Farklılıkları kabul et aykırılıkları takdir et.

    52. Eşinize kendisine ait alan bırakın.

    53. Şirin olun.

    54. Yapmak istediklerini yapabiliyor musun?

    55. Özür sevgi ve saygı doğurur. Özür dileyen ilk sen ol kazanırsın.

    56. Ekstra adımların sahibi sen ol.

    57. Görmekten zevk aldığın insanlara bak.

    58. Ne zaman dinleyeceksin ne zaman konuşacaksın bil.

    59. İhtirası paylaşacağın zamanlardan çekinme.

    60. Aşk aşık olmak içindir.

    61. Diyalog kazandırır.

    62. Evliliğinizde birlikteliğinizin mahremiyeti olsun. "Bizi kendi
    halimize bırakın".

    63. Ortak amaçları paylaş eşinle...

    64. Eşinize en iyi arkadaşından daha iyi davran.

    65. Tatminkarlık kazandırır.

    66. Eşiniz ile aynı kurallara sahip olmak zorunda değilsin. Kurallarınızda
    karşılıklı esnek olun.

    67. Her gün yaşamına dahil edebilecek yeni kuralların olsun.
#16.06.2021 11:30 26 0 0
  • Karar alma yöneticinin özgül faaliyetidir. Etkin karar alma disiplinli bir sürece ihtiyaç duyar. Etkin kararların özgül nitelikleri vardır. Karar alma sürecinde ilk adım bir kararın gerekli olup olmadığını belirlemektir. Bir karara gerek olduğu kesinleştikten sonra ikinci adım kararın genel bir çözüm aranması gereken genel bir karar mı, yoksa benzersiz bir çözüm bulunması gereken benzersiz bir karar mı olduğunu saptamaktır. Kuruluşunuz tarafından daha önce de birçok problem çözüme kavuşturulmuştur. Şimdi de bir çözüm aranmalı ve yaşama geçirilmelidir.

    Problemi tam olarak anlamak çok önemlidir. Bunun ardından problemin çözümünün özelliklerini tanımlamanız gerekir. Böylece şu sorunun doğru yanıtını bulmuş olursunuz: “Problemin doğru çözümü- bütün sınır koşullarını karşılayan bir çözümü-ne olabilir?”

    Eğer bir uzlaşma gerekiyorsa, bunun problemin çözümü doğrultusunda bir miktar yol aldıracağından emin olmalısınız. İyi bir uzlaşmanın özelliği budur. Sonra kararı eyleme dönüştürmeniz ve kimin hangi adımları atacağını, ayrıca kararın sonuçlarından kimin sorumlu tutulacağını belirlemeniz gerekir. Son olarak da kararın istenilen sonuçları üretip üretmediğini görmek için izlemeniz gerekir.

    Doğru karar doğru analiz kadar cesaret de gerektirir. Problem hakkında bilgili kişilerden görüş talep ederek başlamalısınız. Bu görüşleri test edebilmek için görüş sahiplerinden görüşlerini gerekçelendirecek olgular toplamalarını isteyin. Etkin kararlar alabilmek için farklı görüşlere sahip olanlar arasında örgütlü uyuşmazlık geliştirmelisiniz. Bu şekilde kararın değişik boyutlarını daha iyi anlamanız mümkün olur. Ve her alternatifin riskleri ile kazanımlarını tartarak bir kere eylem hattı belirledikten sonra kararı en iyi kimin uygulayabileceğini de bilirsiniz.

    Yöneticiler etkin karar almanın altı unsurunu izleyerek karar almanın riskini asgariye indirirler. Bu altı unsuru şöyle sıralayabiliriz:

    1. Problemi sınıflandırmak

    2. Problemi tanımlamak

    3. Kararın özellikleri

    4. Neyin doğru olduğuna karar vermek

    5. Karara eylem katmak

    6. Kararı gerçek sonuçlarla karşılaştırarak test etmek.
#16.06.2021 11:21 26 0 0
  • Epiktetos yirmi asir önce demistir ki: "Kader önünde sonunda söyle veya böyle günahlarimizin bedelini önümüze koyar. Görünen ya da görünmeyen zaman içinde herkes günahlarinin bedelini öder. Ektigini biçer.

    Bunu bilen adam kimseye kizmaz, gücenmez, kimseyi asagilamaz, kimseyi itham etmez, kimseden nefret etmez, kimseye kin tutmaz. Bunu bilen adam karsilastigi aksiliklere sasmaz. Önüne çikan maddi-manevi engellerin kendi günahlarindan baska bir sey olmadigini bilir."

    Düsmanlarinizi düsünmek için ayiracaginiz bir dakika bile düsmanlarinizdan daha degerlidir. Nefret ve intikam hissi size büyük zararlar verir.

    Aristo söyle diyor: "Ideal insan iyilik yapmaktan zevk alir. Kendisine iyilik yapilirsa mahcubiyet duyar. Çünkü iyilik yapmak üstünlük isareti, bir iyilige muhtaç duruma düsmek zaaf isaretidir."

    Karsilasacagimiz nankörlükten dolayi üzülmemek için hazirlikli olalim.
    Karsilik beklemeden iyilik yapalim.

    Mutluluk minnet beklemekte degil, minnet gösterilmesinden rahatsizlik duyulacak olgunluga erismektir.

    8 Özel Armagan
    1) Dinleme... Ama gerçekten dinleyin. Kesmeden, hayal kurmadan, vereceginiz cevabi düsünmeden... Can kulagiyla dinleyin.

    2) Sevgi... Kucaklamalar, öpücükler, sirt sivazlamalar ve el tutmalar konusunda cömert olun. Bu ufak hareketler, aileniz ve dostlariniza olan sevginizi daha açik göstermenizi saglayabilir.

    3) Kahkaha... Fikra anlatin, neseli hikâyeleri paylasin. Bu armaganiniz "seninle birlikte gülmeyi seviyorum" anlamina gelir.

    4) Yazili bir not... Basit bir "Yardimin için tesekkürler" notu, ya da belki bir siir... Kisa, elle yazilmis bir not bazen ömür boyu hatirlanir.

    5) Iltifat... Basit, içtenlikle söylenen bir söz ("Bu renk sana ne çok yakismis", "Harika bir is çikardin", "Yemek nefis olmus" gibi) karsinizdakinin içini aydinlatir.

    6) Iyilik... Her gün, rutininizi kirip birisine hos, nazik bir sey yapin.
    7) Yalnizlik... Bazen tek istedigimiz yalniz kalmaktir. Bu anlara duyarli olun ve ihtiyaci olana yalniz kalma armaganini verin.

    Neseli bir yapi... Birine tatli bir söz söylemek gibisi yoktur. Selâm vermek veya tesekkür etmek o kadar zor mu?
#16.06.2021 11:23 25 0 0
  • ABD'li bilim insanları, bazı insanların koronavirüs kapmalarına rağmen neden hastalanmadıklarını, yani asemptomatik olduklarını keşfetti. Uzmanlara göre bazı insanların COVID-19 farkına bile varmadan atlatmasının nedeni, "HLA-DRB1*04:01" isimli bir gen. Üstelik bu gen, bazı bölgelerde daha baskın.

    Newcastle Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren bir grup bilim insanı, COVID-19'la ilgili dikkat çekici bir bulguya ulaştı. Bazı insanların hayatlarına mal olan hastalığın bazı insanları neden etkilemediğinin anlaşılmasını kapsayan bu araştırma, bu durumun "HLA-DRB1*04:01" olarak isimlendirilen bir genden kaynaklandığını ortaya koydu. Elde edilen bulgular, önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek farklı salgınlar için de büyük bir önem arz ediyor.

    ABD'de yapılan araştırmaya göre bazı insanların koronavirüs kapmasına rağmen hasta olmamalarının, yani asemptomatik olmalarının nedenlerinden bir tanesi, HLA-DRB1*04:01 geni. Bilim insanları, hiçbir hastalık belirtisi göstermeyen insanlarda bu genin 3 kat daha sık bulunduğunu ortaya çıkardılar. İşte bu genin bir insanda normalden fazla bulunması, o kişinin COVID-19'a karşı daha dirençli olmasını sağlıyordu.

    "Coğrafya kaderdir" ifadesi, hiç bu kadar doğru bir şekilde kullanılmamıştı

    "Coğrafya kaderdir." sözünü hepimiz biliriz. Türkiye'de bu cümleyi daha çok, içinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle kullanıyoruz. Ancak ABD'deki bilim insanları, bu cümleyi bu kez COVID-19'la ilişkilendirdiler. Yapılan araştırmalar, HLA-DRB1*04:01 geninin bazı bölgelerde yaşayan insanlarda daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanlarına göre özellikle de Avrupa'nın kuzey ve batısında yaşayan insanlarda bu genin fazla olması, Avrupa'daki asemptomatik koronavirüs vakalarının sayısının artmasına yol açıyor. Ancak bu iyi bir şey değil çünkü asemptomatik bir kişi hasta olduğunun farkına bile varmıyor ve koronavirüsü gittiği her yere saçıyor.

    Yaptıkları araştırmayı HLA isimli dergide yayımlayan bilim insanları, elde ettikleri bulguların COVID-19 için özellikle de aşı konusunda önemli olduğunu savunuyorlar. Zira uzmanlara göre koronavirüs aşısı yapılacak insanlara önce gen testi yapılması, kimlerin önce aşılanması gerektiğini açığa çıkarmış olacak. Böylelikle önce riskli gruplar aşılanmış olacak. Ancak dünya genelindeki aşılama durumuna baktığımızda, bu sonuçlar için artık geç kalınmış olabileceğini söyleyebiliriz.
#08.06.2021 11:14 19 0 0
  • Normalde şahit olsanız gerçekliğini sorgulayacağınız bir olayı, bir filmde görünce ve sorgulamadığınız oldu mu? Bu durum, filmi yapan kişilerin gerçeklik ve kurgu arasındaki çizgiyi başarıyla kaldırdıklarını, sizi ve algılarınızı kandırdıklarını gösterir. Bu başarıya sahip eserler "büyülü gerçekçilik" adı verilen bir akımın üyesidir. Bugün "büyülü gerçekçilik" akımının, sinemadaki başarılı örneklerini listeliyoruz.
    “Büyülü gerçekçilik, inanılamayacak kadar garip bir şeyin son derece detaylı ve gerçek bir ortama girmesi anlamına gelir.” Bu ifade, Narcos dizisinin açılış sahnesinde yazar. Dizideki olaylar, yaşanmış olaylardan uyarlanmış olsa da son yılların büyük ses getiren yapımlarından Narcos’ta büyülü gerçekçiliğe değinilmiş olması bu akımın popüler kültürdeki öneminin altını çiziyor.

    Dizi ya da film izlerken şaşırmayı kim sevmez? İşte büyülü gerçekçilik bunu pek alışık olmadığımız şekilde başarıyor. Bu da kullanıldığı filmleri çok daha merak uyandırıcı kılıyor. Seyirci olarak bize yabancı olmayan bir dünya sunup sonra bir anda onu hiç beklemediğimiz bir hale getiriyor. Büyülü gerçekçiliğin temeli bu. Eğer bu türde dizi ve filmler seviyorsanız ya da denemek istiyorsanız sizin için bazı önerilerimiz olacak.

    Büyülü Gerçekçilik Akımından Etkilenmiş Filmler
    The Future
    Electrick Children
    The One I Love
    Ruby Sparks
    Cashback
    The Science of Sleep
    The Life Aquatic with Steve Zissou
    Beasts of the Southern Wild
    Scott Pilgrim vs. the World
    Groundhog Day
    Big Fish
    Pan’s Labyrinth


    Bir kedinin ağzından anlatılan film: The Future
    Vizyon tarihi: 21 Ocak 2011
    IMDb puanı: 6,2
    Rotten Tomatoes puanı: %72

    Otuzlu yaşların ortalarında ve hayatta pek bir şey başaramamış gibi hisseden bir çift yaralı bir kediyi sahiplenmeye karar verince hayata bakış açıları tepetaklak olur. Tepetaklak derken filmde gerçek anlamda zaman ve uzay kavramı değişiyor. E tabii çiftin birbirlerine duyduğu güven duygusu da…

    Tiz ve insanın sinirine giden bir sesle konuşan bir kedinin ağzından anlatılan filmde büyülü gerçekçilik esintisi taşıyan tek şey bu değil. Aynı zamanda Ay’la konuşmanın bir yolunu bulup zamanı durdurabilme gibi durumlar da var. Daha fazla spoiler vermeyelim. Eğer dizi/film izlerken bildiğiniz anlamda gerçekliğin dışına çıkmayı seviyorsanız bu filme mutlaka bir şans verin.

    Rachel'ın beyninde her şey mümkün: Electrick Children
    Vizyon tarihi: 10 Şubat 2012
    IMDb puanı: 6,8
    Rotten Tomatoes puanı: %88

    Mormonlar arasında yetişen ve hayatta çok az şey görmüş olan Rachel’ın dünyasında her şey mümkündür. Böylece Rachel müzik dinlerken hissettiği güçlü duygular sebebiyle hamile kaldığına inanmaya başlar ve mucize bebeğin “babasını” bulmak için Vegas’a gitmek üzere yola düşer...

    Tüm bildikleri aslında hiçbir şey bilmedikleri: The One I Love
    Vizyon tarihi: 21 Ocak 2014
    IMDb puanı: 7,1
    Rotten Tomatoes puanı: %82

    Güven sorunlarını aşıp evliliklerini yeniden canlandırmaya çalışan bir çift, evlilik terapistleri tarafından bir tatil merkezine gönderilir. Terapist, gönderdiği tüm çiftlerin sorunlarını arkada bırakarak döndükleri konusunda garanti verir ama bu kez işler pek beklendiği gibi gitmez.

    Bu filmi izlenesi kılan şey, gerçeklik ile bilim-kurgu unsurlarını ustaca kaynaştırması. Ortaya çıkan sonuç; ilişkilerin ve kişiliğin bazen komik bazen huzursuz edici yönlerine bakış ve birini ‘gerçekten’ tanımanın aslında ne kadar zor olduğu.

    Bir yazar bir karakter yaratır ve bu karakter gerçeğe dönüşür: Ruby Sparks

    Vizyon tarihi: 25 Temmuz 2012
    IMDb puanı: 7,2
    Rotten Tomatoes puanı: %79

    İlhamını bir türlü bulamayan bir yazarn olan Ruby Sparks, aradığı romantizmi en beklenmedik yerde bulur: kendini çok sevecek bir kadın karakter yaratmakta…

    Filmin dünyasında karakterler başlangıçta Ruby’nin varlığı konusunda kafa karışıklığı yaşar ama hızlıca durumu kabullenip sorgulamayı bırakırlar. Çünkü filmin olayı bu kadın karakterin nasıl canlandığı değil de yazar ve kadın arasındaki ilişki ve birini sevmenin gerçekçiliği.

    Zaman kavramı sorgulanıyor: Cashback
    Vizyon tarihi: 10 Ekim 2004
    IMDb puanı: 7,2
    Rotten Tomatoes puanı: %48

    Sevgilisinden ayrılan genç bir ressam uykusuz geceleri doldurabilmek için bir süpermarkette çalışmaya başlar. Zamanı istediği gibi şekillendirip hatta durdurabildiğini fark etmesi uzun sürmez. Bu yeteneği sevdiği kıza yaklaşmak için kullanmak isteyen genç, genç kızın kapıdan çıktığı anı dondurarak iki gün geçirir…

    Eternal Sunshine of the Spotless Mind'ın yönetmeninden: The Science of Sleep
    Vizyon tarihi: 16 Ağustos 2006
    IMDb puanı: 7,3
    Rotten Tomatoes puanı: %70

    Yazar ve yönetmen Michel Gondry, Eternal Sunshine of the Spotless Mind filmindeki kusursuz büyülü gerçekçilik kullanımıyla tanınan biri. The Science of Sleep filminde gerçeklik ve hayal arasındaki çizgi daha da bulanıklaşıyor.

    Filmde ressam ve mucit olan Stéphane’in sürekli olarak gerçek hayatla hayal dünyası arasındaki farkı anlama konusunda yaşadığı sıkıntıları görüyoruz. Etrafındaki insanlar onun yaşadığı dünyayı anlamakta güçlük çekerken aklı kendisi gibi işleyen bir komşusuyla tanışıyor. Yanında kendi gibi olabildiği birini bulan karakterimiz ve komşusunun yaşadıklarını izlediğimiz bu filme bir şans verilebilir.

    Wes Anderson yine şaşırtmıyor: The Life Aquatic with Steve Zissou
    Vizyon tarihi: 20 Kasım 2004
    IMDb puanı: 7,3
    Rotten Tomatoes puanı: %56

    Wes Anderson’ın filmlerinin çoğu, gerçek gibi duran ama minicik gerçek üstü detaylarla bezeli olan dünyalarda geçer. Denizbilimci Steve Zissou, denizi keşfetme tutkusunu kaybetmiştir ve partneriyle arkadaşını yiyen kaplan köpekbalığından öç almak için tekrar denize dönmeye karar verir. Beraberinde eski eşi, bir gazeteci ve kendi oğlu olup olmadığından emin olmadığı bir çocuktan oluşan ekiple denizin derinliklerine dalan Steve Zissou’nun karşılaştığı büyülü dünyayı mutlaka izleyin.

    Altı yaşında bir kızın gözlerinden: Beasts of the Southern Wild
    Vizyon tarihi: 20 Ocak 2012
    IMDb puanı: 7,3
    Rotten Tomatoes puanı: %86

    Beasts of the Southern Wild, Bathtub adlı hayali bir kasabada geçiyor. Altı yaşındaki korkusuz Hushpuppy adlı kız, Bathtub’da babası Wink ile yaşamaktadır. Küçük kızın babası hastalanınca dünyası parçalanmaya başlar. Gerçek anlamda bir parçalanmadan söz ediyoruz… Buzullar erir, nehirlere dolar ve kadim bir canavar yeniden ortaya çıkar.

    Zorlu şartlarda büyümüş ve kendine bakmakta zorlanmayan Hushpuppy, evrenin düzenini eski haline getirmek için annesini aramaya başlar. Küçük kızın nevi şahsına münhasır ama aynı zamanda bize tanıdık gelen bir dünyada geçen yolculuğunu izlediğimiz bu filme bir şans vermekte fayda var.

    Müziğe doyacağınız bir film: Scott Pilgrim vs. the World
    Vizyon tarihi: 27 Temmuz 2010
    IMDb puanı: 7,5
    Rotten Tomatoes puanı: %82

    Bu film, izleyeni daha filmin başından renkli, çok hızlı değişen, Nintendo jenerasyonunun alışkın olduğu bir dünyaya bırakıveriyor. Filmde ana karakterimiz olan Scott ile müzik grubu kendi hallerinde yaşayıp giderken renkli saçlı Ramona Flowers ışık hızıyla hayatlarına girer. Kızın geçmişiyle savaşmaya (gerçek anlamda) başlayan Scott, şeytani eski sevgililerle uğraşırken kavgalara video oyun müzikleri eşlik eder. “Neler oluyor?” hissinin film boyu hakim olduğu bu neşeli filme şans vermekte fayda var.

    Her gün baştan başlayan: Groundhog Day
    Vizyon tarihi: 12 Şubat 1993
    IMDb puanı: 8,0
    Rotten Tomatoes puanı: %96

    Bir Amerikan klasiği olan Groundhog Day, komedi ile fantazi elementlerini ustalıkla harmanlıyor. Filmde meteoroloji uzmanı Phil, Groundhog Day etkinlikleriyle ilgili bir görev için başka bir kasabaya gider. Açıklanamayan bir şekilde sürekli olarak aynı güne uyanmaya başlayan Phil, olayı çözmeye çabalar.

    Bir süre sonra ertesi gün nasılsa kimsenin bir şey hatırlamayacağını ve aynı güne uyanacağını bilen karakterimiz, türlü çılgınlıklara atılır. Daha fazla spoiler vermeyelim. Eğer izlemediyseniz Groundhog Day’i bir an önce izlenecekler listenize dahil edin.

    Hoş bir kitap uyarlaması: Big Fish
    Vizyon tarihi: 4 Aralık 2003
    IMDb puanı: 8,0
    Rotten Tomatoes puanı: %75

    Büyülü gerçekçilik genelde hikaye anlatmanın gücünü ve hikayelerin insanları çocukluklarından itibaren nasıl şekillendirebildiğini göstermek için kullanılır. Bu türü ustalıkla kullanan isimlerden biri olan Tim Burton, sıradan anları garipliklerle ve sihirle süslüyor. Bu anlamda çalışmalarının en güzel örneklerinden biri Big Fish.

    Filmde Will adlı karakter, babasının anlattığı hikayeleri başkaları kadar beğenmemektedir. Ancak babası Ed ölüme yaklaştıkça oğlunun kendi yerine hikaye anlatıcılığı rolünü üstlenmesini ister. Başlarda Will gerçekle hayali ayırt etse de babasının büyüleyici hikayelerinin kıymetini zamanla ancak ve hikayelerin aslında düşündüğünden daha gerçek olduğunu fark eder. Kaçırdığı dünyanın güzelliğini görmeye başlayan Will’in hikayesini mutlaka izlenecekler listenize alın.

    Ahlaki itaatsizliğin sorgulandığı bir film: Pan’s Labyrinth
    Vizyon tarihi: 27 Mayıs 2006
    IMDb puanı: 8,2
    Rotten Tomatoes puanı: %95

    Pan’s Labyrinth, hikaye anlatıcılığının önemini öne çıkaran ve aynı zamanda peri masalı gibi görünen bir film. Ofelia adlı karakterin annesi 1944 yılında zalim biriyle evlenince zavallı kız evden gitmek zorunda kalır. Fantazi dünyasını geride bırakıp ayrılması gereken Ofelia, kendisinin aslında bir yeraltı krallığının prensesi olduğunu söyleyen bir karakterle karşılaşınca işin rengi değişir.
#08.06.2021 11:46 16 0 0
  • image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    Araştırmalar, Afrika’da hastalık, kısırlık ve hatta hayvanın neslinin tükenmesine yol açabilen, soy içi çiftleşmeden kaynaklanan genetik mutasyonlar sebebiyle lekeli ve altın kürklü zebralar gözlemlendiğini ortaya koyuyor.

    Zebralar siyah ve beyaz çizgileriyle tanınırlar, ancak birkaç yıldan fazla bir süredir bilim adamları bazı hayvanların lekeler, garip desenler ve hatta altın rengi tüyler taşıdığını fark ettiler.

    Genellikle genetik mutasyonların neden olduğu bu tür değişiklikler memelilerde nadiren gözlemlenir ve bu da zebraların değişmesine neden olan yeni bir çalışmayı harekete geçirmiştir.

    Ekip, Afrika’daki dokuz ulusal parkta yaşayan ve yedisi tuhaf kürklü olmak üzere 140 zebrada DNA testi gerçekleştirdi.

    Araştırmacılar, akraba çiftleşmenin bir sonucu olarak izole edilmiş popülasyonların anormal desenler ürettiğini buldu.

    Genetik çeşitlilik eksikliği genetik kusurlara, hastalıklara ve kısırlığa yol açabilir ve bu da sonuçta zebraların neslinin tükenmesine neden olabilir.

    Zebralar türleri en az tehdit altında olanlardandır; ancak popülasyonları 2002’den bu yana yüzde 25’lik bir düşüş gördü.

    Ve bu süre zarfında, uzmanlar ve korumacılar aralarında anormal şerit desenleri gözlemlediler, ancak bunun yer veya genetikle ilgili olup olmadığından emin değillerdi.

    image
    orjinalini görmek için tıklayınız


    National Geographic’e göre , yaklaşık 500.000 zebra, Afrika’da çit, yol ve bina inşa etmek gibi insani gelişmenin neden olduğu habitat parçalanmasından etkilendi.

    Bu, hayvanları daha küçük alanlara zorlamak ve onların genetik çeşitliliği için önemli olan farklı sürülerle göç etmelerini engelliyor.

    Zebraların ünlü çizgileri, açık düzlükte dolaşırken kamuflaj gibi davranacak şekilde tasarlanmıştır; ancak tuhaf desenlerle doğanlar öne çıkar ve avcılara daha açıktır.

    Ancak araştırmacılar, hayvanın genetik sağlığı konusunda daha fazla endişe duyuyor ve bu da yeni bir zebra alt türü ile sonuçlanabilir.

    Genetik çeşitlilik eksikliği aynı zamanda genetik kusurlara, hastalığa ve nihayetinde kısırlığa yol açarak onların neslinin tükenmesine neden olabilir.

    Pretoria’daki Güney Afrika Ulusal Biyoçeşitlilik Enstitüsünde yaban hayatı genetiği üzerine çalışan Desire Dalton, National Geographic’e bunun yüzlerce başka zebrayı mahvedebileceğini söyledi.

    Esaret altındaki insanlarda ve hayvanlarda aynı soydan çiftleşme bulunmuştur, bu da deformitelere ve hastalığa neden olur.

    Zebraların genetik yapısını değiştirmenin yanı sıra, zürafalar için de aynı durum bulundu.

    Bu ayın başlarında, Zürafa Koruma Vakfı ve Smithsonian Koruma Biyoloji Enstitüsü tarafından zürafalarda bulunan ve her ikisi de esaret altındaki ebeveynlerden doğan cücelikle ilgili bir çalışma yayınlandı.

    Ekip, daha küçük zürafaların benzerlerinden daha kısa bacaklara, özellikle daha kısa yarıçap ve metakarpal kemiklere sahip olduğunu buldu.

    Ayrıca farklı derecelerde kısaltılmış ön uzuvlar sergilediler ve farklı boyun uzunluklarına sahiptiler.
#30.05.2021 11:38 10 0 0
  • Bu kelimenin kökeni dilimize aittir.

    Büyük bir kısım şarkıyı merak etmiş ve öyle gelmiş olabilir.

    öncelikle Ervah kelimesinin kökenine iner isek

    Ervah = Ruh ve Ruhlar Demektir.
    Ezel ise geçmiş zamanlar her şeyin başlangıcı anlamına gelebilmektedir.

    Peki nedir bu Ervah-ı Ezel o zaman? Kelimeleri birleştirince aslında çok tanıdık bir şey ortaya çıkmaktadır..

    Ervah-ı Ezelden = Kâlu beladan beri.

    Nedir bilirsiniz değil mi Kal-û bela?
    Allah insanları bir bedene koymadan önce tüm insanlığın ruhunu bir yere toplamış.

    Ve tüm kullarına demiş ki, elestü birabbiküm.. (Ben sizin rabbiniz değil miyim?)

    Ruhlar da yani bizler de BELA diye cevap verdik..

    Evet, kabul ettik diye.

    Kalu Bela da budur işte arkadaşlar.. Ervah-ı Ezel de budur.

    Yani Ruhlarımızın evet dediği gün.

    Ervahı ezelden beri. Ruhlarımızın evet dediği günden beri.

    insanlığın yaratıldığı günden beri anlamları taşımaktadır..

    Kalu Bela ve Ervahı Ezel Aynı Şeyler mi?
    Evet ikiside aynı kelimelerdir fakat farklı şekilde söylendiklerinden kafa karıştırabilmektedirler.

    Aşık Sümmani, Halil Sezai Paracıkoğlu, Grup Abdal, Burcu güneş ve bunun gibi daha onlarca sanatçının seslendirdiği bu parçadan dolayı insanlar bu tarz konuları merak edebilmektedir.

    Aslında parça daha çok o ses türkiye yarışmasında meşhur olmuştur.

    Ervah-ı Ezelden levh-i kalemden, levh-i kalemden. Bu benim bahtımı kara yazmışlar. Bilirim güldürmez devr-i alemden. Birgünümüzü yüz bin zara yazmışlar

    Genel tabiri ile şarkının sözleri bu şekilde olabilir.
#26.05.2021 05:35 9 0 1
  • Bir paranın caiz olabilmesi için kullanıcılar arasında değiştirilebilmesi veya kıymet ölçüsü olarak genel kabul gören, kaynağı itibariyle kullanıcılara güven veren bir özellikte olması gerekiyor.

    Bu noktada önemli olan husus, para olarak bilinen değişim aracının kendi özünde yani üretim şeklinde, sürüm aşamalarında ve muhataplık niteliğinde büyük belirsizlik (garar) içerip içermemesi, bir aldatma (tağrir) aracı olarak kullanılıp kullanılmaması ve belli bir kesimin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine vesile olup-olmamasıdır.

    Son yıllarda ortaya çıkan ve birçok çeşidi bulunan, dijital-kripto paralardan her birini kullanmanın hükmünü yukarıdaki genel ilkeler doğrultusunda değerlendirmek gerekir.

    Buna göre kendi özünde ciddi belirsizlikler taşıyan, aldanma ve aldatma riski ileri düzeyde olan, dolayısıyla herhangi bir güvencesi bulunmayan ve kamuoyunda saadet zinciri olarak bilinen uygulamalar gibi belirli kesimlerin haksız ve sebepsiz zenginleşmesine yol açan dijital kripto paraların kullanımı caiz değildir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı

    Not: 07 Mart 2020’de Helal Finans Açısından Kripto Paralar Çalıştayı’nın Sonuç ve Değerlendirme Raporu şöyledir:

    1. İslami finans açısından parada aranan ölçü, kıymette istikrar ve ona itibar edilmesidir. Bunun için de paraların arkasında bir garantör bulunmalıdır. Garantör toplum olabileceği gibi toplumu temsilen devlet veya başka bir müessese hatta paranın dayandığı sistemin kendisi de olabilir. Para olarak kullanılan şeyin ölçüsü, ham maddesinin ne olduğu değil; bu konuda esas olan insanların örfü, yani bir şeyi para olarak kabul etmeleri ve tedavülüdür. Anılan kriterleri taşıdıktan sonra paranın mal, maden, kâğıt, kaydî, elektronik ya da kripto birim olması arasında fark yoktur. Bir şeyin içsel/hakiki değere sahip olup olmaması onun para olma hükmünü etkilememektedir. Nitekim Kur’an ve sünnette neyin para olup olmadığı konusunda bir tanım veya belirlemede bulunulmamıştır.

    2. Kâğıt paralardan itibaren tedavüldeki paraların tamamına yakınının itibari veya kaydi nitelikte oldukları unutulmamalıdır. Bunlar madeni paralar gibi hakiki bir değer içermediklerinden, manipüle, aldatma ve değeri dışında dalgalanmalara daha fazla açıktır. Bu sebeple, paranın istikrar ve itibarını koruma imkânlarına yönelik araştırmalar yapılırken diğer taraftan kripto paralar gibi yeni paraların zayıf noktaları ve yol açacağı muhtemel mağduriyetler konusunda da toplum ve ilgili paydaşlar uyarılmalıdır.

    3. Bugüne kadar kripto paralar konusunda ortaya konan çalışmaların çoğu en yaygını olan bitcoin merkezlidir. Halbuki tamamen farklı temelde çalışan yine blokzincir teknolojisi temelinde üretilen kripto para birimleri de bulunmaktadır. Çalışmalarda kripto paraların bir bütün olarak ele alınması önem arz etmektedir.

    4. Mevcut değerlendirme ve fetvalarda bu paraların dayandığı blokzincir teknolojisinden bahsedilmemekte ya da bir bütün olarak sanki zikredilen olumsuzluklara tüm kripto paraların ve dayandıkları teknolojinin de caiz olmadığı belirtilmektedir. Bundan sonraki çalışmalarda bu teknolojinin merkeze alınması daha gerçekçi sonuçlar verecektir.

    5. Kripto paralar ve dayandığı teknoloji konunun etik ve fıkhî boyutu yanında iktisat, finans, bilişim teknolojisi, mühendislik gibi farklı disiplinlerin ortak çalışma alanıdır. Bu nedenle yapılacak değerlendirmelerin ve/veya alınacak kararların ilgili disiplinlerden uzmanların ortak çalışmasıyla oluşturulacak kurullarca alınması gerekir.

    6. Mevcut haliyle kripto paraların “para” olarak kullanımı, ortaya çıkan veya çıkması muhtemel olumsuzluklar sebebiyle İslami finans ilkeleri açısından uygun gözükmemekle birlikte bu, ilgili paraların dayandığı blokzincir teknolojisinden kaynaklı değildir. Bu çerçevede İslami finans alanında da blokzincir teknolojisi yanında diğer finansal teknolojilerden azami derecede faydalanılması yoluna gidilmelidir.

    7. Kripto paraların bir takım olumsuz yönleri bulunmakla birlikte kara para aklama, illegal yapılara finans sağlama, belirsizliğe bağlı yüksek risk, para sahiplerinin meçhuliyeti, yasal dayanaktan yoksunluk gibi olumsuzlukları da barındırmaktadır.

    8. Dijital para birimlerinin üretiminde maliyetler yüksektir. Mecazen madencilik olarak isimlendirilen bu faaliyet için gerekli olan işlemcilerin ve bilgisayarların kurulumu pahalı, tükettikleri elektrik enerjisi oldukça fazladır. Ayrıca üretim tedricen zorlaştığından çok fazla zaman almaktadır. Kripto paralarla ilgili değerlendirmelerde bu konu da göz önüne alınmalıdır..

    9. Kripto paralar, şifreli bir elektronik cüzdanda muhafaza edilmektedir. Dolayısıyla şifrenin unutulması veya başkaları tarafından ele geçirilmesi durumunda o paralara ulaşmak imkânsız bir hal alır. Aynı şekilde bu paralara sahip olan bir kimsenin ölmesi halinde paraların miras yoluyla varislerine intikali ile ilgili bir düzenleme henüz söz konusu değildir. Bu da fıkhî açıdan malın korunması maksadına aykırı olarak görülebilir.

    10. Konuyla ilgili değerlendirmeler dikkate alındığında netice itibariyle kripto paraların aslen mubah oldukları; ancak bazı İslam hukuk araştırmacılarının yukarıda bahsi geçen mahzurlara yol açtıklarından şer‘an sakıncalı sonuçlara götürmesi kesin veya kuvvetle muhtemel sedd-i zerai konular kapsamına dahil ederek caiz görmedikleri anlaşılmaktadır. Bu olumsuzluklar ortadan kaldırıldığında veya minimize edildiğinde caiz olmalarının önünde bir engel kalmayacaktır.

    11. Son olarak finansal teknolojinin bir çok alanı yanında bu konuyla ilgili de daha kapsamlı ilmi toplantıların yapılması ve bu toplantılarda kripto para birimlerinin teknolojisi, niteliği (mal, değer, para), kullanımından kaynaklı spekülatif sorunların boyutu gibi hususlara özellikle yoğunlaşılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
#31.05.2021 13:36 9 0 0
  • Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Göğüs ve Uyku Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nejat Altıntaş, iki doz aşı olanların 'Ben aşı oldum maske takmama gerek yok' algısının yanlış olduğunu söyledi

    Göğüs ve Uyku Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nejat Altıntaş, "Aşı oldunuz, korunuyorsunuz ama hastalıklı birisiyle muhatap olduğunuz zaman etkileşime girdiğiniz zaman siz virüsü alıyorsunuz, dolayısıyla bu virüsü de başkalarına siz bulaştırabilirsiniz. Türkiye için henüz bu aşı olanların maske çıkartması şu an için uygun değil. Aşı oldum rehavetine kapılıp, maskeyi çıkarmayın" dedi.

    "REHAVETE KAPILMAYIN"
    Doç. Dr. Nejat Altıntaş, iki doz aşı olan vatandaşların, 'Ben aşı oldum maske takmama gerek yok' algısının yanlış olduğunu söyledi. İsrail ve ABD'nin nüfusunun büyük oranını aşıladığını ve bu yüzden vatandaşlarına maskelerini çıkarabileceğini açıkladığını belirten Doç. Dr. Altıntaş, Türkiye'de aşılama sürecinin devam ettiğini ve maskelerin çıkarılmasının henüz erken olduğunu kaydetti.

    Doç. Dr. Altıntaş, şunları söyledi: "Siz aşı olduğunuz zaman hastalıktan korunuyorsunuz, ama bu 'virüsü üzerinizde taşımıyorsunuz' anlamına gelmiyor. Dolayısıyla siz virüsü hala taşıyor olabilirsiniz. Yani aşı oldunuz, korunuyorsunuz ama hastalıklı birisiyle muhatap olduğunuz zaman, etkileşime girdiğiniz zaman siz virüsü alıyorsunuz, dolayısıyla bu virüsü de başkalarına siz bulaştırabilirsiniz. Türkiye için henüz bu aşı olanların maske çıkartması şu an için uygun değil. Ama ne zaman ki İsrail'deki ya da Amerika'daki gibi yüzde 50'lere, 60'lara geldiğimiz zaman hem dışarıda hem ev içerisinde maskeleri çıkartabiliriz. Maskeyi şu anda Türkiye'de çıkartmak çok uygun değil. Çünkü siz kendinizi koruyorsunuz, ama başkalarını korumuş olmuyorsunuz. Aşı oldum rehavetine kapılıp, maskeyi çıkarmayın."

    "TEK MASKE YETERLİ"
    Doç. Dr. Altıntaş, kendisinin tek maske takma taraftarı olduğunu ifade ederek, "Çünkü her halükarda bu cerrahi maskelerden virüs geçiyor. Bizim amacımız maske takarken kendimizin hastalanmasından daha ziyade maskeyle başkalarına hastalığı bulaştırmayalım diye. Özellikle aşı olanlarda ne dedik, hasta aşı olduğu zaman kendisi korunuyor ama ağzının içerisinde, burnunun içerisinde virüsü taşıdığı için etrafındakilere virüsü bulaştırabilir. Ama siz maske takarsanız ve yakın mesafede maske olduğu için ağzınızdan birtakım çıkacak salya, tükürükleri etrafa bulaştırmıyorsunuz. Dolayısıyla maske takmak, özellikle aşı olanlar için hastalığın bulaşmasını engelleyecektir. Tek maske bu anlamda yeterlidir. Çift maskenin anlamı yoktur. Çünkü çift maskeyi bir dönem ben de denedim. Çift maske taktığınız zaman onu düzelteyim derken alttakini elliyorsunuz, düzensiz hale getiriyorsunuz. Dolayısıyla aslında fayda yerine zarar getirmiş oluyorsunuz" dedi.

    "AŞILANDIĞI HALDE İNSANLAR HASTALANIYOR"
    Aşı karşıtlarının halen insanların kafalarını karıştırdığını kaydeden Doç. Dr. Altıntaş, "Aşıyla ilgili aşı karşıtlarının söylemiş olduğu Hint Okyanusu'nda bir ada var. Seyşeller Adası. Bu Seyşeller Adası'nın yaklaşık olarak nüfusu 96 bin 700 yani 100 bin kişilik bir nüfusu var. Ve halkının yüzde 70-80'ini aşılamış vaziyette. Ve aşı oldukları halde hastalık hala yayılmaya devam ediyor. Hatta aşı olduktan sonra hastalığın yayılma hızı daha artmış vaziyette. Aşı karşıtları şunu diyor, 'Bakın elinizde bir örnek var. Bir ada var. Halk aşılanmış. Aşılandığı halde insanlar hastalanıyor' Ama unuttukları bir şey var. Nüfusu topu topu 100 bin nüfuslu bir ada. Ve aşılandıktan sonra rehavete kapıldılar. Maskelerini çıkarttılar ve bol miktarda turist almaya başladı. Yani günlük aldığı turist sayısı kendi nüfuslarından daha fazla. Turisti alırken hem PCR testlerini yapmadılar hem de PCR testlerine gereken önemi arz etmediler. Dolayısıyla turistlerle hastalık içeriye gelmiş oldu. Buradan şunu demek istiyoruz, aşı olsanız bile bu adadakiler gibi dikkat etmediğiniz takdirde yani sosyal mesafeye dikkat etmediğiniz, maskeye dikkat etmediğiniz ve yurt dışından gelecek turistlere dikkat etmediğiniz takdirde hastalığın yayılma ihtimali, bu ada bizim için çok güzel örnek teşkil ediyor" diye konuştu.

    "AĞUSTOS AYINA KADAR DİKKAT ETMELİYİZ"
    Doç. Dr. Nejat Altıntaş, Türkiye'de vaka sayılarının ciddi oranda düştüğünü belirterek, "Sayı azaldıkça sayıyı azaltmak gittikçe zorlaşıyor. Daha çok tedbir almak gerekiyor. Tabi ki bu tedbirleri alırken özellikle vatandaşın dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü biz hastaneler olarak elimizden gelen dikkati yapıyoruz. Ve şunu söyleyebilirim, bizim hastanelerimizdeki hastalık oranlarına, yoğun bakım oranlarına ya da poliklinik oranlarına baktığımız zaman biz bu sayıyı net olarak görüyoruz. Yani şu an Türkiye'de ve özellikle Tekirdağ bölgesinde hasta sayısında ciddi oranda azalma var. Yani o televizyonlardaki verilen rakamlarla bizim sahada tespit ettiğimiz rakamlar üst üste örtüşür vaziyette. Mutlaka sayıları daha fazla azaltacaksak bir süreliğine daha en azından ağustos ayına kadar sosyal mesafeye ve maskeye dikkat etmemiz gerekiyor" ifadelerini kullandı.
#29.05.2021 11:25 9 0 0
  • Bulut hizmeti veren pCloud adlı bir şirket, akıllı telefonlara en çok zarar veren uygulamaları bulabilmek için bir araştırma başlattı. Bellek kullanımı ve arka planda çalıştırılan uygulamaları göz önüne alan şirket, Fitbit ve My Verizon gibi birçok uygulamanın "akıllı telefon katili" olduğunu dile getirdi.

    Bugüne kadar akıllı telefonumuzun ömrünü kısaltan en büyük unsurun, işletim sistemine gelen güncellemeler olduğunu düşünürdük. Bir şirketin yaptığı araştırma ise sadece güncellemelerin değil, telefonu aldığımız ilk andan itibaren indirmeye doyamadığımız uygulamaların da telefonun ömrünün kısalttığını ortaya koydu.

    Bulut hizmeti veren pCloud adlı bir şirket, hangi uygulamanın telefonu ne kadar yorduğun gözlemleyebilmek için yeni bir araştırma başlattı. Araştırma kapsamında baktıkları ilk şey, uygulamaların telefonun hangi donanımlarından (kamera ve GPS gibi) yararlandıkları oldu. Tüm bunların yanında karanlık mod ve batarya tüketimi de incelendi ve telefonlar için en zararlı uygulamanın Fitbit olduğu ortaya çıktı.

    Araştırmacılar, akıllı telefonlar için en zararlı uygulamaları bulmak için dünya çapında en popüler 100 uygulamayı inceleme altına aldı. Bildiğiniz üzere çoğu uygulama, telefonun kamera ve lokasyonunu arka planda çalıştırmaya devam ederken, tam bir batarya katili olabiliyor. Batarya ömrünün zamanla tükenip telefonu kullanılamaz hale getirmesi bir yana, bazı uygulamaların arka planda yüksek oranda bellek kullanmaya devam ettiği ve bunun da telefonu bir hayli yavaşlattığı ortaya çıktı.

    medya uygulamaların arasına girerken, 6'sının da arka planda aynı anda kamera, fotoğraflar, mikrofon ve lokasyon özelliklerini kullandığı ortaya çıktı. Dilerseniz akıllı telefon katili 20 uygulamaya, yüzde kaç zararlı olduklarıyla beraber daha yakından bakalım.

    Akıllı telefon katili 20 uygulama:
    Fitbit - 92%
    Verizon - 92%
    Uber - 87%
    Skype - 87%
    Facebook - 82%
    AirB & B - 82%
    BIGO LIVE - 82%
    Instagram - 79%
    Tinder - 77%
    Bumble - 77%
    Snapchat - 77%
    WhatsApp - 77%
    Zoom - 77%
    YouTube - 77%
    Booking - 77%
    Amazon - 77%
    Telegram - 77%
    Grinder - 72%
    Likke - 72%
    LinkedIn - 72%

    Bellek kullanımına bakıldığı zaman listeyi domine eden grubun seyahat uygulamaları olduğu ortaya çıktı. Örneğin ABD'de yaygın bir şekilde kullanılan havayolu uygulaması United Airlines, 437,8 MB alan kaplayarak kendi kategorisinde en çok yer kaplayan uygulama konumunda. Aynı zamanda listede en az diğer uygulamalar kadar sık kullanılan Twitter 25'inci, TikTok 41'inci, Spotify 32'inci ve Netflix de 40'ıncı sırada.
#04.06.2021 13:02 8 0 0
  • Gayb âlemi, duyular ötesi âlemdir. Gözü görmeyen, kulağı duymayan, burnu rahatsız bir insan, renkler, sesler ve kokular âlemine yabancıdır. Böyle insanın ameliyatla gözü açılsa, birden âlemi genişler, rengarenk bir âleme muhatap olur. Sonra kulağı açılsa, değişik sesler duymaya başlar. Ardından burnundaki nezle gitse, gözle görmediği, kulakla duymadığı yerden kokular hisseder.

    İşte, ruhun gayb âlemine açılışı bunun gibidir. Yani, ruh için başka bir göz, başka bir kulak, başka bir burun vardır. Mevlâna'nın ifadesiyle:

    “Vesvese pamuğunu can kulağından çıkar ki, semalardaki meleklerin tesbîh ve takdîs uğultusunu işitesin.”

    “İki gözünü ayb kılından temizle ki, âlem-i gaybın bağlarını ve serviliklerini göresin.”



    “Beyninden ve burnundan nezleyi defet ki, burnuna Allah rayihası girsin.”

    Mevlâna, gaybî sırların ruha yansımasını şöyle bir misalle anlatır: Bir padişah, Çinli ve Rum mimarları yarıştırır. Sarayın bir odasını perdeyle ikiye böler. Her iki tarafın, duvarda sanatlarını göstermesini ister. Çinliler, rengarenk bir sanat meydana getirirler. Rumlar ise, kendilerine ayrılan duvarı cilalamakla meşguldür. Müddet bitip sanat tamamlandığında aradaki perde kaldırılır. Çinlilerin rengarenk sanatı, karşı tarafın cilalı duvarında daha parlak bir şekilde akseder. Yarışmayı Rum mimarlar kazanır.

    Günahlar ruh aynamızın üzerindeki tozlar gibidir. Bir başka açıdan ise, manevî pisliklerdir. Bunları temizlemek, gözyaşlarıyla mümkündür. Çünkü gözyaşı, manevî bir pişmanlığın ve tövbenin göstergesidir. “Zahirî necasetin pis kokusu yirmi adımlık yerden duyulur. Batınî necasetin pis kokusu ise, Acemistan'daki Rey şehrinden Şam şehrine kadar gelir ve hatta göklere çıkar da, Cennetteki hurîlerin ve oranın Hazini bulunan Rıdvan'ın genzine kadar gider.”



    Toprağın içindeki çekirdek, dar bir yerde sıkışıp kalmıştır. Fakat ne zaman ki kabuğunu parçalar, toprağın yüzüne çıkıp etrafına bakarsa, bambaşka bir âleme geldiğini görür. Güneşle sohbet eder, rüzgarın tatlı esintilerine mazhar olur.

    Maddî âlemin kaydından kurtulup mana âlemine açılmak da bunun gibidir. “Gayb âleminin başka bulutu, başka rahmeti, başka seması, başka güneşi vardır.” Peygamberler ve bazı büyük evliya, maddenin dar kalıplarından sıyrılıp, manâ âlemine kanat açabilmişlerdir.

    “Peki, biz niye açılamıyoruz?” sorusu hatıra gelebilir. Cevabı Mevlâna'dan dinleyelim: “Fikir kanadın çamura bulaşmış ve ağırlaşmış. Zira, çamur yiyorsun. Çamur sana ekmek olmuş.” “Çare nedir?” diyecek olursak, yine Mevlâna'ya kulak verelim: “Nur ile gıdalan da, göz gibi ol ve meleklere uy.” Yani, kanadı çamura batmış bir kuş semalara havalanamadığı gibi, fikri süflî şeylere yönelmiş bir insan da, gayb âlemine kanat açamaz. Göz gibi olmak gerektir. Zira, göz nuranîdir ve gıdası da nurdur. Melekût âleminin sakinleri olan melekler, nuranî gıdalarla gıdalandığı gibi, fikrini ulvi şeylere yönelten, manevî gıdasını iyi alan insanlar da melekût âlemine açılır.

    Mevlâna'nın şu sözleri de, insanın gaybî boyutuyla yakından ilgilidir: Sofinin biri, bir bahçede murakabeye dalar. Bir tanesi ona der: “Ne uyuyorsun? Gözünü aç! Üzüm çubuklarına, çiçek açmış ağaçlara ve yeşermiş çimenlere bak! ‘Allah'ın rahmet eserlerine bak!' (Rum suresi, 50) ayetine dikkat et!”. Sofi, şu cevabı verir: “Ey heveskar adam! Allah'ın rahmet eserlerinin asıl tecelligâhı gönüldür. Hariçtekiler ise, ancak eserlerin eserleridir. Ruhta öyle bağlar ve yeşillikler vardır ki, hariçteki akisler, akarsuda görülen akisler gibidir.”
#31.05.2021 13:44 8 0 0
  • Evet ama o cılız görünümü hiç kaybetmezler.

    Şişman böcekler üzerine yapılan ilk araştırmalar, 1960’ların başlarında ABD’nin Florida eyaletinde çalışan bir böcekbilimcinin obez sivrisinekler üzerine araştırma yayımlamaya başlamasıyla ortaya çıkmış. Bu araştırmacı doğadan yakalanan sinekleri eliyle beslediğinde (“hortumu bir mikropipet haline getirerek”), sineklerin vücudunun yarısını kuru ağırlık olarak yağa dönüştürebildiğini keşfetmiş.

    Daha yakın zamanlarda ise bilim insanları, erkek yusufçuklardaki obezite üzerinde çalışma yapmış. Penn State Üniversitesi’nde biyolog olan Ruud Schilder, belirli bir parazit enfeksiyonunun böceklerin göğüs bölümünde ve uçmak için kullandıkları kasların etrafında yağ birikmesine yol açtığını göstermiş. Bu yağlı yusufçuklar, eşleşme ve bölgelerini rakiplerine karşı savunmada daha düşük başarı sergilemişler; belki de uzun süre uçamadıkları için. Fakat enfekte olmayan böceklerde biraz yağın faydası olabilir: Schilder’ın meslektaşlarından biri, tombul ve sağlıklı yusufçukların daha güçlü uçma kaslarına sahip olduğunu ve daha kolay ürediklerini bulmuş.

    Böcek obezitesi üzerine yürütülen en kapsamlı çalışma meyve sineklerinde yapılmış. Yüksek kalori içeren besinler ile beslenen larvalar, hızlı şekilde şişmanlama eğilimi göstermiş. Yüksek şeker içeren besinlerin verildiği larvalarda ise diyabet benzeri bir durum gelişmiş ve bu sineklerin ömrü kısalmış. Fakat bir sinek yetişkinliğe ulaştığında, belli bir sınırdan fazla büyüyemiyor. Tıpkı bir insan gibi, meyve sineği de fazladan enerjiyi hücrelerde saklanan lipit damlacıkları şeklinde depoluyor. (Bizdeki lipit damlacıkları yağ dokusunda bulunuyor; meyve sineği ise “yağ cismi” adı verilen benzer bir organa sahip.) Fakat yetişkin sinekler, diğer böceklerde olduğu gibi kitinden oluşan bir dış iskelet ile kılıflanmış durumda. Washington Üniversitesi’nde endokrinolog olan Thomas J. Baranski’ye göre bu durum, göbeklerinin genişleyemeyeceği anlamına geliyor. “Böyle bir dış iskeleti bulunduğundan, yağları daha sıkı şekilde depoluyor.”

    Yazar: Daniel Engber/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.
#30.05.2021 11:11 8 0 0
  • Avustralya’da eğitimi düşünüyor musunuz?

    Avustralya eğitimi dünya standartlarındadır. Saygınlığı ve mezunları, birçok öğrenci için Avustralya’yı tercih edilen bir yer yapmıştır. Avustralya kurumlarından eğitim almış 2,500,000 uluslararası mezun dünyanın her yerinde bir fark yaratmaktadır.

    Avustralya akademik mükemmeliyet konusunda bir saygınlığa sahiptir:

    Yedi Avustralya üniversitesi, dünyanın en iyi 100 üniversitesi arasında yer almaktadır (QS Dünya Üniversiteler Sıralaması).
    Avustralya üniversitelerinin yarısı, Times Yüksek eğitim sıralamasındadır ve 14 tanesi en iyi ilk 250 arasındadır (Times Yüksek Eğitim Sıralaması).
    Avustralya üniversiteleri 15 Nobel ödülü çıkartmıştır.
    Üniversitelerimizin araştırmaları, WIFI’dan IVF’ye ultrasona kadar bugün yaşadığımız hayatı değiştiren teknolojileri sunmuştur.


    Avustralya okurken yaşamak için dünyadaki en iyi yerlerden biridir. Öğrenci çeşitliliği, alım gücü, hayat
    kalitesi ve işveren aktivitesi açısından dünyadaki en iyi 30 şehirden beşine sahibiz.

    Amerika ve İngiltere’den sonra Avustralya, dünyada en yüksek sayıdaki uluslararası öğrenciye sahiptir. Avustralya eğitim kurumlarında yaklaşık 680,000 uluslararası öğrenci bulunmaktadır. Uluslararası öğrencilerimize değer veriyoruz ve çalışmalarında yüksek başarı için ihtiyaç duydukları desteği sağlıyoruz.

    Avustralya eğitimi sınırsız bir gelecek sunuyor: daha iyi kariyer ve yaşam fırsatları, küresel kariyer seçenekleri ve uluslararası alanda yetenek ve beceriler.
#26.05.2021 02:39 8 0 0
  • Bazı şarkılar vardır, ilk birkaç notasını duyduğumuzda bile gözümüzde bir damla yaş oluşmasını engelleyemeyiz. Bu şarkıların hikayeleri de en az kendileri kadar etkileyicidir. Dillere pelesenk olan, yıllardır dinlemekten bıkmadığımız bazı Türkçe şarkıların hikayelerini öğrendikten sonra dinlerken bir başka hissedeceksiniz.

    Ülkemizdeki müzik piyasası çoğu zaman eleştirilir ve basit olmakla suçlanır. Doğru, bazı popüler şarkılar gerçekten anlamsızdır. Ancak bazıları, aradan yıllar geçse bile birkaç notasını duyduğumuz anda bizi duygusal bir fırtınanın içine sürükler. Çünkü bu şarkıların hikayeleri vardır. Şarkıların hikayeleri ne kadar derin olursa dinleyenlere hissettirdiği duygular da bir o kadar yoğun oluyor.

    Listemizdeki bazı Türkçe şarkıların hikayeleri aslında ülkemizin de genel bir özetini sunuyor. Aşklarımızı, kayıplarımızı, acılarımızı, yaşam mücadelemizi en iyi anlatan onlar oldukları için zaten yıllar geçse bile onlardan vazgeçemiyoruz.

    Listemizdeki şarkıların hikayeleri nedir, kimin için, hangi koşullarda yazıldılar öğrendikten sonra bir daha bu şarkıları dinlerken daha da yoğun hislerle dolacaksınız.

    Çok sevilen bazı Türkçe şarkıların hikayeleri:
    Delikanlım - Yıldız Tilbe
    Hani Bekleyecektin - Hakan Altun
    Elfida - Haluk Levent
    17 - Teoman
    Beni Unutma - Sezen Aksu
    Kod Adı Bahtiyar - Ahmet Kaya
    Gülpembe - Barış Manço
    Deli Kızım Uyan - Şebnem Ferah
    Bal - Kaan Tangöze
    Firuze - Aysel Gürel

    Erken bir kayıp için: Delikanlım - Yıldız Tilbe

    Şüphesiz Yıldız Tilbe, ülkemizin en önemli kadın söz yazarı olmakla kalmıyor, en önemli kadın şairlerinden biri olma unvanını da başarıyla taşıyor. Öyle ki Delikanlım şarkısı, bir stad dolusu insanı ağlatarak şarkıya eşlik ettirebilen türdendir. Şarkı ile ilgili iki rivayet var. İlkine göre Yıldız Tilbe, erken yaşta hayatını kaybeden müzisyen sevgilisi Uzay Heparı için bu şarkıyı yazmıştır. İkinci rivayet ise evliliği bittikten sonra kocası için yazdığı yönündedir. Ancak Delikanlım sözünün gençler için kullanıldığını düşünürsek ilk hikayenin gerçek olma olasılığı daha fazla.

    60 saniyeyi çok gören aşkına: Hani Bekleyecektin - Hakan Altun
    Romantik şarkıların buğulu sesi Hakan Altun imzalı Hani Bekleyecektin şarkısı, kaybedilen vefasız aşklar ardından ilk dinlenilen şarkıdır. Hikayesi de bir o kadar vefasız. Hakan Altun askerliği sırasında o dönemki sevgilisini aramak için 17 gün telefon sırası bekler. Tam sıra ona gelip de sevgilisini aradığı zaman ‘Müsait değilim, sonra ara.’ yanıtını alır. Altun bu anı ‘Ben onunla konuşmak için 17 gün bekledim, o 60 saniyesini ayırmadı.’ şeklinde anlatıyor. Şarkı ise olayın hemen ardından gözyaşları içinde yazılmış.

    Tek hayali şarkıyı birlikte dinlemekti: Elfida - Haluk Levent
    Elfida şarkısını ne zaman dinleseniz, bunun bir aşk şarkısı olduğunu zannederseniz. Aslında değildir. Son yıllarda AHBAP platformu ile adını duysak da aslında Haluk Levent uzun yıllardır ihtiyacı olan insanların yanında olmaya çalışıyor. Bunlardan biri de 9 yaşında kanser hastası küçük bir kızmış. Elfida isimli bu küçük kız için böyle güzel bir şarkı yaparken tek hayali, bu şarkıyı ona dinletmekmiş. Ancak maalesef, küçük Elfida bu şarkıyı duyamadan hayata gözlerini yummuş.

    Henüz bir çocuktu: 17 - Teoman
    Rock dünyasının asi ve sıradışı yıldızı Teoman’ın 17 şarkısını dinlediğiniz zaman bir gençlik aşkının rüzgarı esiyor gibi hissedebilirsiniz. Ancak bu şarkı, 1980 yılında henüz 17 yaşındayken yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren için yazılmıştır. Olay tutanakları gerçek anlamda incelendiği zaman tamamen suçsuz olduğu görülmesine rağmen Erdal Eren, henüz 17 yaşındayken kurban edilmiştir. 17 şarkısı, bir aşk hikayesinden çok daha acı bir hikayenin çığlığıdır aslında.

    Her şarkı onun için: Beni Unutma - Sezen Aksu
    Ülkemizin en önemli kadın söz yazarlarından ve kadın şairlerinden biri olan Sezen Aksu’nun istisnasız her şarkısı, dinleyenlerin yüreğine dokunmayı başarır. Beni Unutma şarkısı da bunlardan biri. Bu şarkı Aksu’nun unutulmaz aşkı Onno Tunç bir uçak kazasında hayatını kaybettikten sonra kaleme alınmıştır. Sezen Aksu, Beni Unutma şarkısına cover yapılmasına asla izin vermemiştir. Sanatçının Onno Tunç için Git, Yarası Saklı, İki Gözüm şarkılarını da yazdığı biliniyor.

    Yaşanmadan biten bir gençlik: Kod Adı Bahtiyar - Ahmet Kaya
    Ülkemiz bir dönem çok zor yıllar yaşadı. Böyle bir dönemde hapishanede olan Ahmet Kaya, orada Bahtiyar isimli Diyarbakırlı bir genç ile tanışıyor. İşkence altında kaldıkları uzun süre boyunca gencin ağzından çıkan tek sözler ‘Adım Bahtiyar’ oluyor. Bahtiyar’ın, ondan önce salınacak Ahmet Kaya’dan tek isteği memleketteki sazını alıp kullanması oluyor. Yıllar geçiyor, Ahmet Kaya bir Diyarbakır yolculuğu sırasında genç Bahtiyar’ın bir fotoğrafını görüyor. Bahtiyar, bir ölüm ilanında karşısına çıkıyor.

    Bir bayram sabahı yiten çocukluk: Gülpembe - Barış Manço
    Bu topraklardan geçmiş en büyük sanatçılardan biri olan Barış Manço; Türkçeyi ustaca kullanmasıyla, her yaştan kişinin gönlüne dokunmayı başarmasıyla, yalnızca coğrafyamızda değil tüm dünyada sevilmesi ile unutulmaz bir insandır. Gülpembe şarkısının ise hepimizde ayrı bir yeri vardır, Barış Manço’da da öyle. Hüzünlü bir aşk şarkısı zannettiğimiz Gülpembe, aslında Manço’nun babaannesi için yazılmıştır. 1957 yılındaki ramazan bayramında ölen babaannesi Nimet Manço için kaleme aldığı bu şarkının hikayesi, aslında Bugün Bayram gibi şarkıları da daha anlamlı kılıyor.

    Zor günlerin hatırası: Deli Kızım Uyan - Şebnem Ferah
    Türk Rock müzik dünyasının en önemli kadın seslerinden biri olan Şebnem Ferah, aynı zamanda önemli bir söz yazarıdır. Kendi kaleme aldığı Deli Kızım Uyan şarkısının hikayesi ise en az şarkının kendisi kadar hüzünlü. Şarkı, ölümcül bir hastalığa yakalanan ablası Aycan’ın başucundan ayrılmadığı dönemde, birkaç dakika içinde yazılmıştır. Tek hayali, bu şarkıyı ablasıyla birlikte söylemektir. Ancak Aycan, 1997 yılında bu şarkıyı duyamadan hayata gözlerini yumar.

    Bir daha asla söylemedi: Bal - Kaan Tangöze
    Türk Rock dünyasının asi çocuğu Kaan Tangöze, grubu Duman ile birlikte ölümsüz şarkılara imza atmıştır. Bal şarkısının hikayesi ise oldukça trajik. O dönem birlikte olduğu sevgilisi Ahu Paşakay için kaleme aldığı Bal şarkısını söylediği 2002 yılında bir konser sırasında Ahu intihar eder. Günlerce evinden bile çıkmayarak acısını yaşayan Kaan Tangöze travmasını atlatamaz ve Bal şarkısını yıllar boyunca bir daha söylemez. Bir efsaneye göre Kaan Tangöze, aradan yıllar geçtikten sonra bir açıkhava konseri sırasında bu şarkıyı son kez, yalnızca gökyüzüne bakarak söyler ve hikayeyi noktalar.

    Bir anneden kızına: Firuze - Aysel Gürel
    Müzik dünyamızın deli dolu söz yazarı Aysel Gürel tarafından kalem alınan Firuze şarkısını hepimiz uzun yıllar boyunca Sezen Aksu’dan dinledik. Daha sonra Tarkan tarafından da yorumlanan Firuze şarkısı, Aysel Gürel tarafından kızı Müjde Ar için yazılmıştır. Neden olduğu bilinmiyor ancak Aysel Gürel, kızının adı yerine şarkı boyunca ona Firuze olarak seslenmeyi tercih etmiştir. Hikayesi bilinen ama derinliği bilinmeyen şarkılardan bir tanesi.

    Müzik dünyamızın unutulmazları arasına giren bazı Türkçe şarkıların hikayeleri nedir, kim için yazılmıştır gibi soruların yanıtını bulabileceğiniz bir listenin sonuna geldik. Yalnızca öne çıkan ve bilinen bazı şarkıları anlatma şansımız oldu. Hikayesini bildiğiniz diğer şarkıları yorumlarda paylaşabilirsiniz.
#04.06.2021 18:37 7 0 0
  • Apple'ın bu sonbaharda tanıtacağı iPhone 13 modellerine dair yeni gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. 120Hz ekranların üretimine başlanmasından sonra şimdi de yeni nesil iPhone'ların batarya kapasiteleri ortaya çıktı.

    iPhone 13’ün tanıtımı yaklaştıkça hakkında daha fazla bilgi gelmeye başladı. Daha önce de Samsung ve LG’nin iPhone 13 serisi için 120Hz ekran üretimine başladığından bahsetmiştik. Bu seferki bilgilerse bataryayla ilgili.

    Çin’in sosyal paylaşım platformu Weibo’da paylaşılan bilgilere göre bu yıl tanıtılması beklenen iPhone'ların batarya kapasiteleri, geçen yılki iPhone 12’lerden çok daha fazla olacak.

    Weibo üzerinden birkaç güvenilir kaynaktan gelen bilgilere göre yeni iPhone serisi; 2406 mAh, 3095 mAh ve 4352 mAh olmak üzere üç boy batarya ile tanıtılacak. Bu bataryaların iPhone 13 Mini, iPhone 13 ve iPhone 13 Pro Max için olduğu söyleniyor. iPhone 12 serisinde ise bataryalar şu şekilde:

    iPhone 12 Mini - 2227 mAh
    iPhone 12/12Pro - 2815 mAh
    iPhone 12 Pro Max - 3685 mAh

    Sızdırılan bilgiler doğruysa Apple, bu yıl tanıtacağı iPhone modelleri ile batarya konusunda tabiri caizse kendini aşmış olacak. Özellikle Apple’ın yeni seri iPhone'lar için 120 Hz ekran üretimi yapacağının ortaya çıkmasından sonra bataryaların büyümesi zaten beklenen bir gelişmeydi. Ancak yine de bu beklentilerin gerçeğe dönüşebilme ihtimali iPhone kullanıcılarını sevindirmiş gibi görünüyor.

    Buna ek olarak önceki raporlarda iPhone 13 serisinin bir önceki modele göre biraz daha kalın olacağı iddia edilmişti. Bu iddialar da batarya sızıntısını destekler nitelikte.
#04.06.2021 12:57 7 0 0


Sürüklemek İçin Tıkla