İnsan dediğin kapalı bir kutudur.O kadar çok sırları vardırki elini uzatıp ona dokunmak isteyenlere karşı ani bir refleksle kilit üstüne kilit vurur iç dünyasındaki dışa salımın yasak olduğu çığlık yüklü suskunluklarına!!!
Ben şimdi sana desemki;ben ışığın dahi girmeye korktuğu kalbine süzülüp orada ne varsa çekip alabilirim,senin suskunluğunu okuyup o sessiz çığlıklarına dokunabilirim,bakışlarınla dilinin ters düştüğü kelimeleri bulup hiç tanımadığın yeni harflerle seni dost edebilirim...
Ama sen bunlara inanmazsın elbet!Çünkü korkuların içinden dışına taşmış.Ama ben korkulu bir hayatın uç noktalarında gezinip umudun karekökünü bin parçaya böldüm ve benim payıma sen düştün...Buna ister inat de istersen imtihan!Senin inadın benim imtihanımdır bilesin...
Hayatta hiçbir zaman sonlar bitmez!Bu son olsun diye başladığımız herşeyin bir hata olduğunu kabullenmediğimiz müddetçe kendimizi hep o son sandığımız dağınıklığın içinde buluruz...
Biliyorsunki ben düşünülmeyeni düşünüp bulmak için hüznü giyinmişim kalbime.Evet aklıma geldi söylediklerin ama o cevabı verdiğim zaman sandalyenin güzelliğine ve anlamına ihanet etmiş olurum...Ben ne diyordum;herkes gölgeyi görür ama gölgenin güneşe olan aşkını anlayamaz...
Terkedilmiş bir şehir gibiyim
Yalnız,viran,harap bir haldeyim...
Penceresi demir parmaklıklarla çevrili düşlerimde baharı ararken
Yorgunlar sokağının kaldırım taşlarına ayak izim düşmüş!