Geceye güneş doğmuş gibi bunaltıcı bir hava var!Şuan karda yürümek istermiydin diye sorsalar hiç düşünmeden hayır derdim.Çünkü ben karda yürümek değil buzda uyumak istiyorum...
Sen hiç rüzgârın peşine takılıp sürüklendinmi bilmediğin topraklara?Rüzgârın nereden eseceği belli olmaz ama en acımasız rüzgâr sırtından vurur çoğu zaman...
Gözlerimi her kapatışımda bir yağmur tanesi düşüyor avuçlarıma
Avuçlarım ıslak,avuçlarım yorgun
Gece bana vurgun ben sana
Ay o kadar büyükki gücüm yetmiyor ışığı tutmaya...
Bugün ben geceyim,sen güneş
Onun için doğ hesapsızca üzerime...
Sözleri sende başlayıp bende biten bir şarkı buldum
Hani aşk her dilde aynıdırya
İşte bu yüzden şarkılar sevdanın cennetidir...
Şarkıların bana getirdiği sen ise
Cennetteki bir melek...
Dünya insanın başına yıkılırsa kaç kıyameti birden yaşar?
İnsanın hesabını kendine veremediği şeyler vardır.Birileri senden birşeyler beklerken bilmezlerki senin sana yetemediğini!Yeter artık diye bağırasın gelir içinden ama için paramparçadır susarsın...Aslında her susuşun yeni bir parçalanmadır ama ne önemi varki!Zaten olabildiğince küçülmüştür dünyan.Başına yıkılsa neye yarar!
Küçücük dünyan başına yıkılsa kaç kıyameti birden yaşarsın?
Kıyamat tek olur diye getirme aklına,hergün ayrı bir kıyamet yaşatır sana ve yaşadıklarına aklın şaşar...
İnsan hiç aldığı nefesin hesabını tutar mı?
Tututyormuş işte!
Kanayan yara gibi hemde...
Aldığın nefesin hesabını tutup
Verdiğin nefesi hesapsızca harcamak
Gökkuşağının üzerine yağmur yağması gibi
Renkten renge sokarmış insanı...
Yüzüm solgun içim rengârenk
Unuttum ben,gökkuşağının içinde siyah var mıydı?
Söyle hadi
Söyle ki siyahı gözlerime alayım
Ve kararsın gözlerim sevdana...
Biliyormusunuz aslında somut ya da soyut diye birşey yoktur!Çünkü görünmeyen ile görünen arasına fark koyan insanın kendisidir ve bu farklar hayatın anlamıdır bir nev-i...O zaman hayatta soyuttur ama yaşıyoruz sonuçta!Kafam karıştı bir anda