Şayeste

Şayeste

Üye
07.10.2008
Genel Kurmay Başkanı
101.596
Hakkında

#12.11.2009 09:05 0 0 0
  • - haklısın dedi
    - aslında haklı olmak fazla ilgilendirmiyordu beni

    kapı yavaşça örtüldü. düşüncesizce bir noktaya bakarken telefon çaldı. bir süre yerimde öylece oturdum, telefon ısrarlıydı. ağır ağır yerimden doğruldum. ahizeyi elime aldığımda bir patlama sesi yankılandı sanki. kulağıma dayadım. hiç ses yoktu. bu devim beni sinirlendirmişti. ahizeyi telefonun yanına bıraktım. anahtarlarımı aradım. her zaman bıraktığım yerde değillerdi. dışarı çıktım. tekrar açtım içeri şöyle bir baktım. kimsin sen? demek geçti içimden. saksı orda mıydı? kapattım kapıyı. iki kere kilitledim. Birsenbir büfesinden, iki şişe ucuz şarap aldım. döndüğümde herşeyin yerinde olması rahatlattı. televizyonda bir çizgi film açtım ve sesini iyice kıstım. gürültü yapmamaya çalışıyordum. elimde oynadığım kalem dikkatimi çekti bir ara. beyazdı. üzerinde yazılı firma ismi aşınmış, geriye anlamsız desenler kalmıştı. bir süre üzerindeki yazıları çözmeye çalıştım. ince bir ses uluyordu. telefon. kapattım ardından çaldı.

    - haklısın dedi
    - yalnızca fikir yürütmüştüm. şarap içmeye bekliyorum.
    - gelirim.

    kapattık. bir süre sonra kapı çaldı. açtım. mekanik bir ilişkiye girdik. sorular ve yanıtları...

    - peki ya yakın tarih?
    - herşey bize izletilen ve bildirilen gibi gelişmedi.
    - ayrıntılar?
    - özneler...
    - benden hoşlanmıyor musun?
    - seni sevmiyor değilim...
    - neden birlikte değiliz?
    - ayrı ayrıyız. telefondaki sen miydin?
    - evet.
    - neden konuşmadın?
    - konuştum...

    II
    - yanılıyorsun
    - yanılmış olmam mutluluğum dedim.

    "benden başka kimse çekemez seni. senden başka kimse çekemez beni." son yazmış olduğum tümceleri silip yeniden yazmayı denedim. yorulmuştum. radyoda benzer tınılarla pop parçalar çalıyordu. yanına uzandım. belleğimde görüntün yıpranmıştı bırak ilişkiye girmeyi senle beraber olmak bile kendi içinde bir çekilmezlik taşıyordu ama umursamıyordum. Elimi bacaklarına götürdüm, seninle yatarken bu durum bana huzur veriyordu.bacakların vıcık vıcıktı, yılan derisi gibi soğuk ve yağlıydı. kim o? deccal. şimdiye kadar çok anlatılmıştı. bütün betimlemelere olduğu gibi uyuyordu. uyandırdım seni. " deccal burada, uzaklaşalım buradan" dedim. bu ev kuşkulandırmıştı her zaman beni. işte tüm olanlar çözülüyordu. yüzündeki yabanıl bakışlar önünde hazırlandık.

    - gideceğiniz bir yer yok
    - var
    - yok
    - yok!
    - bundan böyle birlikte yaşayacağız.
    - neden biz?
    - yalnız siz değil
    - nasıl girdin buraya?
    - ben hep buradaydım.

    bu kadar ısrarlı bir konuğa karşı söylenecek bir şey yoktu. peki bundan sonra birlikte yaşamak mı? okurken, çalışırken, sevişirken hep o. sıkılmayacak mıydı bizden?..

    gün doğdu. deccal'in yüzünde umursamaz bir bakış vardı. uyumamıştı. gözü seğiriyordu. peki deccal bu kadar içimizdeyken bu yaşama katlanılır mı? konuşmak olanaklı mıdır? ya düşünmek?.. tasalanma bu kadar, dedi. zamanla alışırsın. yüzümdeki alışık olunmayana, yabancıya karşı olan bakışlarım henüz olağan tavrını almamıştı. ayaküstü atıştırıp, çıktın. deccal ile salona geçtik.

    III
    akşam oldu. elinde paketlerle girdin. bir kısmını mutfağa bırakıp kalan birkaç paketle salona daldın. deccal uyuyordu.

    - ondan uzaklaşmalıyız.
    - elindekiler ne öyle?..
    - kitaplar
    - fazla okumazdın?
    - herşey bize izletilen ve bildirilen gibi gelişmedi, ayrıntılarsa yalnızca özneler...

    deccal uyandı. bir süre camdan insanları izledi. oyalanacak ne kadar çok şey buldular dedi. eğlenceler, izlenceler, savaşlar, tapınmalar... gözleri beni görmüyor. karşılarına geçip şöyle bir haykırsam, ürkecekler, gülecekler sonra yok ettiklerini varsayıp çoğaltacaklar, üretecekler beni. hem ben bu kadar çok şeyi yüklenmişken, beni yok etme çabanızı anlayamıyorum...

    IV
    bütün gece okuduğun yapraklar dudaklarında kımıldadı. sabaha karşı gözlerin kızarmıştı. yılmadan kavramların peşinden koşturuyordun. önünde kalınca birkaç kitap, yerde birkaç sözlük açık duruyordu. sözlükten kafandaki kavramlara çözümlemeler yapıp, tekrar kalınca kitaba dalıyordun. kurgulandığın düşünceye - iyi ama...- sözcükleriyle başlayıp on onbeş dakika oyalanıyordun. arasıra soru soran gözlerle bana bakıp biraz düşündükten sonra yine bir başka kitabın aradığın yaprağını okuyordun. deccal uzanmış, kendine güvenin umursamaz bakışlarıyla kimi zaman tavanı, kimi zaman etrafını alaysı bir hava içinde izliyordu. olup bitenlerin nereye götüreceğinin merakıyla oturuyordum. bize zarar verebilir miydi? evin içine kadar girmişti. sinsi bir kaygı vardı içimde.

    - yaşam boştur dedi. olabildiğince daraltın dünyanızı, herşey daha gözle görünür, kolay olur. yaşamı çözmeye çalışmayın, sizi boğar. tüketir. kendinize mutluluklar yaratın. fazla düşünmeyin, düşünce kendinize yaptığınız en büyük kötülüktür. sizi paradokslara götürür, paradokslardan çıkmazlara. mutsuz eder. tarih değişmez. kendi kurallarıyla oynar. üzerinde hesaplar yapılmaz. yok eder. yalnız kendinizi sevin. çünkü diğer insanlarda kendini sever. olayları akışına bırakın. hoş, bırakmasanız da onlar akar gider zaten. bilimin size yettiği kadarını kullanın. doğru olanlar olması gerekenlerdir. dahasına gerek yok.

    gözlerini bana dikmiş, söylenenleri ilgiyle dinliyordun. seninle söyleştiğimiz anları anımsadım. mekanik, donuk bir söyleşi içinde olurduk hep. kitaplarına çevirdin yüzünü, başını ellerinin arasına alıp, gözlerini kapadın.

    V
    öğle üzeri olduğumuz gibi uyandık. deccal'e ilişkin ilk tepkimle, şimdiki tepkisizliğim usuma geldi. gülümsedim. zamanla alışırsın demişti. zaman hemen geçmiş miydi? bir sigara yakıp, gerindin. deccal'in gece söylediklerini düşündüm. ne hoş dedim. yaşamı ne güzel özetledi. mutluluk yöntemleri üzerine yaşamın büyük tecrübesini kullanıyor. hani seninle konuşurken bulgular yapar, kimi zaman tarih, kimi zaman felsefe veya bilimsel savlar üzerine konuşurduk ya; deccal ne güzel sonuçlandırmıştı. "doğru olanlar olması gerekenlerdir." diye. olması gerekenlerse zaten olanlardı... deccal gülümsedi. yüzündeki alışılmamış mimikler birbirine girerken gözü seğiriyordu. pencereden sokağa baktım. sokakta devim başlamış, herkes bir yerlere koşuşturuyordu.

    VI
    yanıma yanaştın. sokağa bir süre bakıp sonra beni olumlamaz bir bakışla süzdün.

    - yanılıyorsun dedim.
    - yanılmış olmam mutluluğum.

    yorgun gözlerinde ilk defa karşılaştığım bir mutluluk saklıydı. onay almak üzere deccal'e yöneldim.

    d e c c a l n e r e d e ?..


    ÖMER GENÇER
#12.11.2009 09:03 0 0 0
  • şunu yapacağım bunu yapacağım diye bir şey söylemeyeceğim. göreceksin, her an herşey yapabilirim.

    göreceksin dedim de usuma geldi. bakışların dilini bilmemeni veya bunca yıldır karşılığını bulamamış olmanı yadırgamıyorum. belki de seni hep aldattıklarından çözemedin.

    sapı kırılmış cam su kabına bıraktığın süs balığının adını hala koyamadım. adını koyamadığım daha birçok şey de var. sana sıralayacağım ama adı yok ki. nicel bir genelleme yada tanım içinde yer vermek istemiyorum. birgün tek tek dokunup, kırmadan yerli yerine koyacağız her şeyi. güneş yükselecek zevksiz binaların arasından. hayır güneş yükselmeyecek, "biz" kendi etrafımızda dönerken, onun etrafında da dönerek yükseleceğiz. yıldızların yanından geçeceğiz. gün tutulacak, sancılı buruş buruş bir gözle izleyeceğiz olup biteni. bizim için tasarlanmış yaşamlara, kendimizden kattığımız yalnızlıklarımızı ve kaygılarımızı ufalayarak gömeceğiz.

    Geçmiş Zaman Gömütlüğü yazdıracağız, meşeden, hüzünlü oymaları, solgun çizgileri olan levhaya. sonra beyaz kefenler içinde, boyunca açılmış çukurlara özenle yerleştireceğiz. yağmurkaryağmur yağıp, biz güneşin etrafında dönerken, çiçekler açacak gömütlükte. birbirimize bakarken boş bakışlarımızı işleyeceğiz. yeni sevinçler, yeni kaygılara uydurulmuş bir yaşama ama kendini yeniden yaratmış bir yaşama doğru elele tutuşup ilerleyeceğiz.

    suruce, işte o zaman insanların gözlerine sakınmadan bakabileceksin, ellerine izin almadan dokunabileceksin, yüzlerindeki horlanmış güzelliği keşfedeceksin. Geçmiş Zaman Gömütlüğünden topladığın çiçekleri kulaklarının üstüne içhuzurla yerleştirirken, söylenecek sözcüklerden tümceler kurup, tümcelerden kendini yeniden yaratmış yaşama ilişkin ilkeler edineceksin.

    suruce, bakışların diliyle anlatacağın yeni öykülerinde canlandırılarak, oyunlara dönüştürülmüş devimleri izlerken kendini yeniden yaratmış yaşama ilişkin kaygıları çoğaltacaksın.

    ama unutma. elde ettiklerini sımsıkı tut.

    ah suruce, kalabalık içinde ne kadar saydamdın. gövdenin belirgin aydınlık yüzünü dönerdin hep bana doğru. özkıyım sonrası göz kapaklarının gülen dudakları andırması gibi tek çizgide anlatırdın geçmişte yaşadıklarını, gelecekte de yaşayacağını. belleğimde sana ait çağrışımlar dönenirken bile sen o yapay belirginliğinle diz çökerdin yaşama, saygılar sunardın. kırmızı elbisenin yere değmiş olmasından çekinmezdin bile.

    ah suruce, bir insan yokluğu nasıl bu kadar varedebilir, kendinden bile kuşkuya kapılmadan? eski raflardan yeni yeni kaygılar türetebilir. suruce gideceğiz, hazırlan, adımlarınla belirlediğin ülkeye. ütopya değil diyeceksin. yalnızca derin bir soluk, ütopya değil haydi sende hazırlan. ütopya değilse derim bende neden bu kadar çokuz, tümevarıyoruz. önce sağaltmayacak mıyız kendimizi? yeni bir renk, yeni bir duruş, yeni bir söylem, yeni bir anlam vermeden mi kendimize; çıkacağız yola? konuştukça duruyoruz. durdukça geriliyoruz, geriledikçe konuşuyoruz diyeceksin belki ama konuştukça üretiyoruz, ürettikçe varediyoruz, varettikçe konuşuyoruz diyeceğim bende.

    karadan söz açmıştın. birbirimizin söylediklerini dinlemeden karadan konuşuyorduk. yeni bir kara parçasından mı konuşuyordun? hayır ben renk olmayan karadan konuşuyordum. böylesine kötü imgeler yüklenmiş, korkutucu, tükaka bir örtü değildi ki kara. daha iyimser bir çağrışımı olmalıydı. üzerine en sevdiğin çiçekleri mi ekecektin? hayır hayır karanın saltık kötünün habercisi olmuş olması bize dayatılan bir ahlaktı. özkıyımlara ayrılacak bir bölüm mü olmalıydı? anlaşamadık mı yoksa kara karadan mı konuşuyorduk.

    kar yağıp, tüm çirkinlikleri örtecekti sonra onlar üzerinde yeşerecekti yaşam. birbirimize alışacaktık. yavaş yavaş donuk mimiklerimize üfleyecektik. önce istemsiz olan devimlerimiz, yerini çalışkan devimlere bırakacaktı. insanları gözlerimizle bedenlerinden sarmalayacaktık. haydi biraz daha yürüyelim deyip, bir yer bulacaktık kendimize. sonra geceler gündüzler geceler mevsimler...

    suruce, kırmızı ayakkabıların eskimiş, bakışlarında eskiyen masalar, küllükler ve avuçiçleri gibi. peki ya hani gelip yitmelerin. sana öngörülmemiş bir sevgi sunamam ama istersen beni de gözlerinin arasına sıkıştırabilirsin. yeter ki gözyaşların dökülürken bile döküldükleri yerdeki kımıldanışı bir yerlerde unutma. ve unutma ki ellerinde büyüyen çiçekler yaprak dökmesin. ağla suruce, ağla ki kar üzerine dökülürken ıslaklığın derin çukurlar açsın. suruce, sessizlik deme bana, sessizliktir kötülüğün adı. benden söz etme de deme. çünkü neden söz etsem yine sana ilişkin birşeyler söylemiş oluyorum. bu duruşu sürdüremem. ya kendimi yada insan oluşumu gömmeliyim kara. kar yağmalı. artık eskimiş kırmızı ayakkabılarının neden kırmızı olduğunu biliyorum. kar üzerinde açtığın derin çukurların içleri de kırmızı çünkü. çıkar ayakkabılarını, korumasız bedenini aldatma, ellerimden tut. kar yağsın.

    ah suruce, birbirimize dokunurken bile çürüyor ellerimiz. önermelerimiz oluyor çokça. avunuyoruz, ısınıyoruz, ikna oluyoruz. ben bildiğim sözcükleri birbiri ardına sıralıyorum. sen tümceler oluşturuyorsun. gitarımı çalarken ellerimi rendeliyorum, yürürken ayaklarım eriyor, sevişirken bedenimi, bakarken yüzümü yitiriyorum. sana verdiğim sözlerin hiçbirini tutmayacağım. ne kadar paylaşsam seni kendim tükeniyorum.

    ah suruce, yolda yürürken başını önüne eğip, doğru yöne yürümüş olmanın umursamazlığına kapılarak o doğru yönün içindeki yanlışları görmezden gelen -yaşıyoruz işte- umarsızlığıyla yapacak birşey olmadığının, olsa bile bunun kendine göre bir şey olmadığının rahatlığıyla yürümeyen kimse var mıdır? var mıdır suruce? bul, onu da alalım yanımıza, bizi yöneltsin.

    hani kar yağacaktı. örtecekti tüm çirkinlikleri, sonra onlar üzerinde yeşerecekti yaşam. birbirimize alışacaktık yavaş yavaş, donuk mimiklerimize üfleyecektik, önce istemsiz olan devimlerimiz yerini çalışkan devimlere bırakacaktı. insanları gözlerimizle bedenlerinden sarmalayacaktık. haydi biraz daha yürüyelim deyip bir yer bulacaktık kendimize, sonra... biraz zaman.


    ÖMER GENÇER
#12.11.2009 09:00 0 0 0
#12.11.2009 08:57 0 0 0
  • bayan süveter moelleri - örgü bayan süveterleri - bayan süveter örgüleri - bayan süveteri örgü modelleri

    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
    noimage
#12.11.2009 08:54 0 0 0
  • bayan süveterleri - bayan süveter modelleri - örgü bayan süveterler


    noimage


    Modelin Yapılışı

    anchor "İda" El Örgü İpliği.
    Renk: 6072 degrade (Yaklaşık 300gr.)
    5,5 numara 1 çift örgü şişi
    Beden: 36 - 38 büyük beden ölçüleri parantez içindedir.
    Kullanılan örgüler:
    Çift lastik - düz örgü - 1/1 lastik
    Ölçü: 17 ilmek - 24 sıra 10cm eşittir.UYGULAMA:

    Arka: 5,5 numara örgü şişine 68 (72) ilmek atarak, 10 sıra çift lastik örün. 11.sıradan itibaren düz örgü örmeye devam edin. Örgü sonuna kadar düz örgü ile örülecek. Örgü boyu çift lastikten itibaren 27 cm. 64 sıra olduğu zaman, koltuk kesimi ve kol bantı için, 65.sıra başında 6 ilmeği sağ kol bantı için 1/1 lastik örün. Sıradaki 4 ilmekten, 3.ilmeği örgü yüzünden 1.ilmeğin önüne kaydırarak 2 ilmeği 1 ilmek düz örün. 4.ilmeği örgü yüzünden 2.ilmeğin önüne kaydırarak, 2 ilmeği bir ilmek düz örün. Sıradaki ilmekleri düz örgü örmeye devam edin. Sıra sonunda 10 ilmek kaldığı zaman sıradaki 3. ilmeği örgü tersinden 2. ilmeğin önüne kaydırarak, 1. ve 3. ilmeği 1 ilmek düz örün. 2. ve 4. ilmeği 1 ilmek düz örün. Kalan 6 ilmeği sol kol bantı için 1/1 lastik örün. Böylece sıra sonunda 4 adet ilmek eksilmiş olacaktır. Sonraki 2.sırada kol bantlarını 1/1 lastik örün. Sıra başı ve sonunda, ilmek kesme işlemlerini aynen uygulayın. Sonraki sıralarda iki kenardaki 6 ilmeklik kol bantlarını 1/1 lastik ve ortada kalan 48(52) ilmeği düz örerek, örgüye devam edin. Örgü boyu koltuk kesiminden itibaren 18cm. 44 sıra olduğu zaman, arka yaka için, örgü ortasından 18 ilmeği bir kerede kesin. Sağ tarafı beklemeye alın. Sol taraf arka yaka için sonraki her 2.sırada 1 kere 4 ve 1 kere 3 ilmek keserek örgüye devam edin. Bu arada örgü boyu koltuk kesiminden itibaren 20 cm 48 sıra olduğu zaman omuz için sol kenardan her 2.sırada 2 kere 7 (8) ilmek keserek örün. Aynı işlemleri ters uygulayarak, beklemede olan sağ tarafı da örün

    Ön: Koltuk kesimi dahil ön yaka kesimine kadar, arkada uygulanan işlemleri aynen tekrarlayın. Örgü boyu kotuk kesiminden itibaren 14cm. 32 sıra olduğu zaman ön yaka için örgü ortasından 10 ilmeği bir kerede kesin. Sağ tarafı beklemeye alın.
    Sol taraf ön yaka için sonraki her 2.sırada 1 kere 3, 1 kere 2 ve 6 kere 1 ilmek keserek örgüye devam edin. Örgü boyu koltuk kesiminden itibaren 20cm. 48 sıra olduğu zaman, omuz kesimini arkada olduğu gibi aynen uygulayın. Aynı işlemleri ters uygulayarak beklemede olan sağ tarafıda örün.

    Bitirme: Örgü parçalarını ölçüleriyle sabitleyip, nemli bezle örterek kurumaya bırakın. Omuzları birleştirin. Yan dikişleri birleştirin. Yaka bantı için 5,5 numara örgü şişine 98 ilmek atarak, 11 sıra çift lastik örün. İlmekleri açık olarak şişten çıkarın. Arka ortadan başlayarak, bantın açık uçlarını yaka kenarına yerleştirin. Son sırayı sökerek açık ilmekleri ilmek dikişi ile dikin. Yaka arka ortasını gizli dikiş ile birleştirin.

#12.11.2009 08:50 0 0 0
#12.11.2009 08:35 0 0 0
#12.11.2009 08:27 0 0 0
#11.11.2009 21:07 0 0 0
  • ozgurluk_5643 ben sana Özgür diyeceğim ismin her neyse.. Belki de sana en yakışan isim bu olduğunu düşünmemden.. Nickin başka olsa da böyle düşünürdüm..
    Seydunadan haber sormuşsun.. Uzun zamandır ben de iletişim kuramıyordum kendisiyle.. Bir kaç gün önce görüştük, evlendiğini söyledi hem de kendi gibi bir deliyle :) Nasıl duymazsın dedi Çinya'da bile duyuldu..Psikologmuş eşi.. Albüm konusunu sormadım ama zannetmiyorum yakınlarda böyle bir düşüncesi olduğunu.. Çünkü 4. albümü bile zorluklarla çıkardığını biliyorum.. Ona kalsa şiir, ezgi hepsi fazlasıyla mevcut ama maddi kaynaklar sınırlı.. Ve bu işler küçük paralarla dönmüyor takdir edersiniz.. Hem sonra bu internetten indirme durumlarının onu fazlasıyla yaraladığını da biliyorum.. Lafın kısası yeni albüm yok tahminimce ama yine de senin için ilk karşılaşmamızda sorarım..


    Bu gün kurcaladım yine eskileri ve Seydunamdan arşivimde sakladığım, yeni kitaplarından birinde yayınlamayı düşündüğü bir şiirini daha getirdim size..
    Beğenilmeyecek gibi değil..


    noimage


    Leyli Eşkıya


    çok derinlerde gökyüzü yüreğin
    uzanıp dokunamadığım
    ateş dilidir sözlerin yorgun yüreğime
    eşkıyayım ya
    inmeye gözüm yemiyor düzüne
    vuruldum her kezinde
    kafamda mıh gibi taşıyorum
    gözlerinin şafağını
    ölçüp biçiyorum amed düşünü
    umudumda koyacak yer bulamıyorum
    yüreğine ayak bağı olmamak kalıyor geriye
    bu eşkıya sevdayı yürek dağıma çekmek
    kendi ikliminde yeşil kalmak
    şewe
    ayrı akan ırmaklarız
    başımızı koyacak şahtularabımız da yok
    sözlerin resmi kıyafetli eşkıyalığıma
    oysa hani bakışlarında bir ara
    leyli eşkıya parlar
    şafak atar gözlerinde ya
    ölürüm
    yüreğim içer zeytin karası gözlerinin şevesini
    şiir gözlerinin bakışlarına dizilişi olur o dem
    meğer yoksul kalacakmışız dünyayla
    doğmasaydın eğer
    göğü yırtan dağ başı olursun
    servi duruşunla ya
    yüreğim olursun
    seni kucakladığımda
    bir kucak kara gül
    ve bırakıp gidiyorsun
    gitmekle iyi ediyorsun
    kalırsan mahkumun olurum
    suçlun biliyorsun
    hala yangın yanlarım var kuytumda
    kabuksuz yaram şeve
    acılarım gözlerimde gülüyor
    sustuğum her söz sinemde mezar kazıyor
    ben baş taşına kesen bir yüzüm hala
    karanlığa
    gel gör ki artık
    bir yara var elimin altında
    yüreğimde tuttuğum
    onulmaz
    ömrümde öyle taze ve diri kalacaksın yüreğime
    kavuşmamak gibi
    ..

    Tunay Bozyiğit ( Seyduna )
#11.11.2009 20:56 0 0 0
  • Konu: Tümceler
    noimage

    -Bizim işimiz kitap doldurmak değil, ahlakımızı yapmaktır; savaşmak ülke kazanmak değil, yaşayışımıza dirlik düzenlik getirmektir; En büyük en onurlu eserimiz doğru dürüst yaşamaktır. Geri kalan her şey, başa geçmek, para yapmak, binalar kurmak, nihayet ufak tefek eklentiler, yollardır.

    Montaigne
#11.11.2009 19:58 0 0 0
  • Sesin çarpar duvarlara
    Öfke olur döner sana
    Yalvar yakar bir yıldıza
    Uykularını ada
    Ya'da tanrıya

    noimage

    Demek sen de gidiyorsun
    Başın alıp uzaklara
    Beni öyle atıyorsun
    Yangınlara karıyorsun
    Sen kendinden kaçıyorsun
    Aldanıyorsun
    Meğer benim harcım değilmeş
    Yokluğuna bir an alışmak
    Ya da böyle sensiz olmak
    Farzet ki unutmak
    Ölüm demekmiş

    Dudağımda bir çığlık
    Kanadım kollarım kırık
    Ecelim olur ayrılık
    Ağla erkeğim ağla

    Dudağımda bir çığlık
    Kanadım kollarım kırık
    Ecelim olur ayrılık
    Ağla sen de sen de ağla
    Bir alaca karanlıkta

    Düşersen kör boşluklarda
    Yüreğin bir fener olsa
    ol uçurumdur orda
    Erkeğim ağla
#11.11.2009 13:36 0 0 0



  • Yıldızlar vuruyor gözlerinin içine
    Resminde tebessüm gani
    Mırıl mırıl bıyık altı seslerin dün gibi...


    Yeşil bakışların susağında çırpınırken özlemim
    Sen gittin
    Bırakıp umutları yalnız başına
    Katığımdan çalıp seni
    Gittin
    Bir sen daha bulamazken gözlerim
    Ve yaslanacak omuz yokken viran cihanda
    Sığamazken zaman mekân içine
    Dilimde henüz ısınmışken sen özneli cümleler
    Gittin... Ardına bakmadan
    Tozu dumana katarak yüreğimin içinde
    Gittin... Meçhul bağlara...

    noimage

    Akışkanlığı son buldu sevgilerimin
    Hederim dalgın bakan hüznüne
    Kıvranmışsın ya çınar eteğine en çok o acıtıyor
    En çok çınar altında kıvranıyor benliğim
    Toprak rengi düşlerinde bana da yer var mı ?
    Söyle,
    Unuttun mu adımı
    Adım hüzün
    Adım sen gideli hüzün
    Ruhsuz bir yanım...
    Yağmurlu yüzüm...


    Kül elenmemiş sığınağımda seherlere küskünüm
    Ilık bir yel
    Bir ahraz poyraz
    Tez aldı cesaretimden seni üzgünüm
    Bitkinim kederinle...


    Meşrebi bozuk rüzgârla mı savaşsam
    Direği yıkık seherle mi avunsam
    Yoksa
    Çabasız uzaklaşsam mı yaşamdan
    Ne yapsam olmuyor
    Koltuğumda iki kelime
    İki hece
    Baba ve cüda...


    Cümleler bîaman
    Ben bimekan
    Sersefil yanılgılar
    Buz kesmiş zaman...


    Ellerim de dualardan kesikler
    Dudağımda yeşil sözlü deyişler
    Toprağın şimdi benim irtifak hakkım
    Sularım yaşlarımla
    Sularım özleminle
    Mirasçınım ya
    Doğmuş irtifak hakkı....


    Ne melun sıkıntı
    Ne mühim özlem
    Vakitsiz sızılar ruhumu saran
    Aralanan kapılardan geçerken ötelere
    Bilmedin sen
    Bilemedin belki de
    Ardında amansız sağu/m
    Âmâ'lı gözlerimde çöl oldu yaşam
    Diken diken büyüdüm...
    Çığ düştü sessizliğe...



    Suretini göğsünden yakalarken, bir anda uyandı zihnim
    Bir anda kurşun gözlü feryadıma yenildim
    Bakakaldım geriden
    Bakakaldım sadece...


    /Öznel duygularıma vakitsiz yokluk düştü/


    Gittin...
    Serçeler ağladı benle
    Sildikçe yaşlarını
    Döküldü ha bire
    Gittin
    Depremler delirdi yokluğunda
    Delirdi evim
    Adımlarımda tükendi rüyalarım
    Kıt kanaate meftunum
    Sorguladıkça öz umarsız bakışlarımı
    Yenilgim sözcüklere...


    İlmeklendi güncelerime
    Sayfalarca şanssızlığım
    Sayfalarca yaralı kahkahalar/ım...
    İhtiyar kasketinden yaş süzüldü bir anda
    Sesi yankılandı vadilerimde
    Sızlatma gönlümün lirik ezgilerini
    Yorgunum artık baba!


    Yokluğunla çırpınırken ellerim, kanıyor bak dizlerim
    Yorgunum
    Durulmadan sensizliğim
    Tam şuramda
    Sol yanımda bir efsun
    Öfkemi arşınlamakta
    Çıngıraklı yılan mı?
    Yedi başlı ejder mi?
    Bilmem!
    Bildiğim
    Hasretini çekiyorum mezarında derince
    Zikir demlerimin hünkârı
    Ruhumun hasret salıncağı
    Özlem diyarım
    Acıların düğününe katıldım sensiz
    Havar koptu
    Umulmaz hesaplara kapıldım
    Zılgıt çekmek bana düştü vakitsiz..



    Gittin...
    Hastayım babacığım
    Al beni yüreğine
    Çek derin çukuruna
    Kül olmak var göğsünde...



    Hazal Karadağ
#11.11.2009 13:03 0 0 0

  • Duy ki...


    Sarhoş bir naranın
    Bilenmiş sözcüklerinde eridim
    Umutsuz duaların yedivereninde yaprak yaprak sarardım
    Yüz sürdüm sızılı türkülere
    Vakti dolu darlığın
    Üvey sözcüklerin esrarında
    Kırbaçlandı özgüvenim
    Ömrün gam hali yoğruldu satır aralarında..

    Duy ki...

    Yalın ayak bir veda dudaklarımda
    Bir çift göz gizli akşam hüzzamlarında
    Özge bir ağrı derinliğinde
    Çakır bakışlarla fısıldaşır sınırsız nihayetsiz zamansızlığım...

    noimage

    Duy ki...

    Yanı başımda suskunluk
    Düşleri kelepçeli uykusuzluğun
    Ela gözleri sıla bürümüş
    Beden ruhuna eşkıya
    Gönül kabarır olmuş...

    Duy ki...

    Yolların düğümü açılmaz gamdan
    Kirli duvar diplerine saklanır gözlerim
    Yusuf'un kuyusuna bir kıyımlık ah ile tükenişim
    Sürüye uyup gürültüye verdim cümleleri
    Sitemkâr bercestelerin yüzünde ayyuka figanım
    Gölge nöbetlerine aldırmaz ilmek ilmek gözyaşım...

    Duy ki...

    Kırmızı veladet vaktidir
    Kızılcık şerbetinden sızan
    İç kanamalı sabır hüzünlü bir dağ başında
    Ayaz bulaşır dimağa
    Sızıldanma o anki zaman
    Ötesine gizlenir öncesi özne
    Umuda ramak kala...

    Duy ki...

    İnmez kirpiğim kaşım üstünden
    Donuk yarınlara kilitli umutsuzluğum
    Karagül hüznü bu ay ışığı gölgesinde cefakar
    Yorgun penceresinden baktığım
    Hızması kınalı yıldızlar
    Katran kara şarkılar
    Telaşımdan arta kalan yarımlıklar...

    Duy ki...

    Seferi göçlerin seyrine
    Zamanın öznesi düşer
    Zehri paye ısırık dudak ucu vesvesem
    Kıt kanaat şiir dökülür alaturka hüznümden
    Ateşten gömlek giyinirim bilmeden
    Açıp örgüsünü yılların
    Beden ruha sığmadan hercai yutkunurum...

    Duy ki...

    Mevsimler çıldırmış umarsızca
    Mücrim titreyişinde iklimler
    Vurgun gözlerin derinin de
    Hesapsız direnişte
    Ten yanığına aldırmaz özlem
    Yıllar sorguladıkça çoğalır söylem...

    Duy ki...

    Çok sevdim gökyüzünü
    Sessiz gidişlerin şaşkınlığında
    Mavileri büyüttüm
    Türkü sürdüm turna kanatlarına
    Sürme çektim bulutlar arasına
    Katran kara...

    Duy ki...

    Gözyaşı büyüttüm nehirler misali
    Efsunlu ışıklarına dokundum dolunayın
    Hasreti kokladım kana kana
    Arkamı dönmeden yollarım ayrımında
    Sesi uzaklaşmış güvercinlerin...
    Kışa dönünca bahar
    Ayaz vurdu goncalarım söndürdü
    Ayrılık çöreklendi bıçak kesen tipiyle
    Gün söndü...

    Duy ki...

    Hüznün darağacında
    Ebedi serçeler ağlayacak
    Biliyorum ki çığlıksız soluksuz nidam..



    Hazal Karadağ
#11.11.2009 12:39 0 0 0
#09.11.2009 17:33 0 0 0
  • Kayısı Çekirdeği Yağı Neye Yarar - Cilde Faydaları Nelerdir - Kayısı çekirdeği yağının cilde faydaları nedir - Kayısı çekirdeği yağı ile cilt bakımı

    Kayısı Çekirdeği yağı nasıl elde edilir?

    Kayısı çekirdeği yağı, kayısı çekirdeklerinin soğuk preslenmesi ile elde edilmektedir. Oleik (omega-3) ve linoleik (omega 6) yağ asitlerince zengindir. Kayısı çekirdeği yağı kuru ve yaşlanmış ciltlerde, göz çevresinin nemlendirilmesi amacıyla pek çok kozmetik ürünün içeriğinde yer almaktadır. Kayısı çekirdeği yağı tarihte tümör gelişmesini durdurmada kullanılmıştır. İngilterede 1600lü yıllarda tümör ve ülser tedavisinde uygulanmış, arap doktorlar tarafından hemoroid, kulak ağrısı gibi durumlarda kullanmışlardır. Aromaterapide en önemli taşıyıcı yağlardan biridir.Kayısı çekirdeği yağı cildi gençleştiriyor.

    Kayısı Çekirdeği Yağı hangi ciltlere uygundur?

    Kayısı çekirdeği yağı tüm ciltlere uygun doğal bir üründür.

    Kayısı Çekirdeği Yağı neye Yarar? Kayısı çekirdeği yağının cilde faydaları nelerdir?

    Kayısı çekirdeği yağı özellikle ileriki yaşlarda ortaya çıkan kırışıklıkları azaltıyor.

    Kayısı çekirdeği yağı yoğun miktarda A vitamini içerdiğinden cildi nemlendirip, doğal bir canlılık ve parlaklık vererek, akneleri temizliyor.

    Kayısı yağı aynı zamanda kalsiyum, magnezyum, karotin ve betakaroten maddelerini içeriyor.

    Kayısı çekirdeği yağı cildin daha genç görünmesini sağlar.

    Kayısı çekirdeği yağı cildi gençleştiriyor

    Kayısı çekirdeği yağı tüm ciltlere uygun doğal bir üründür. Kayısı çekirdeği yağı özellikle ileriki yaşlarda ortaya çıkan kırışıklıkları azaltıyor.

    Kayısı çekirdeği yağı yoğun miktarda A vitamini içerdiğinden cildi nemlendirip, doğal bir canlılık ve parlaklık vererek, akneleri temizliyor.

    Kayısı yağı aynı zamanda kalsiyum, magnezyum, karotin ve betakaroten maddelerini içeriyor. Kayısı yağı yaşlanmayla ortaya çıkan kırışıklıkları azaltıyor. Cildin doğal güzelliği için haftada bir gün, kuru ciltlerde ise günde bir defa deriye kayısı yağı sürülmesini tavsiye ediyoruz.
#09.11.2009 17:26 0 0 0
  • nar çekirdeği yağının faydaları

    Bir tatlı kaşığı yoğurt ve bir tatlı kaşığı yaş mayayı iyice karıştırın. Bu karışımı cildinize sürüp 20 dakika bekletin.Akşamları da cildinize organik
    nar çekirdeği yağı ile masaj yapın. Bu arada kırışıklar için en önemli
    koruyucuda koruma faktörlü kremlerdir.Unutmayın dışarı çıkarken, cildinize uygun güneş koruyucu ürünler sürmeyi de ihmal etmeyin.

    Kırışıklıklar için püf noktaları

    Diyelim ki, ne bıçak altına yatabileceksiniz ne peeling yaptırma imkânınız var. Kırışıklıklara karışı savaşmak için yöntem çok!

    Bakın bu da sizin ellerinizle yapabileceğiniz bir uygulama: Bilindiği gibi yüzdeki bu çizgilerden sadece yaşlılar değil gençler de yakınabiliyor. Bunun nedeni de genellikle mimikler! Güneşli havalarda gözleri kısmak veya kaşları çatmak, alnı kırıştırmak birçok insan için tik haline gelmiş. Bu alışkanlıkları takip edip kurtulmak gerekir.

    Yatma biçiminizin de bu istenmeyen çizgilere yol açtığınızı biliyor musunuz? Uyurken başınızın şekline dikkat edin. Yastığa yanlış konan bir bir baş nedeniyle genç yaşta kırışıklıklarla tanışabilirsiniz.

    Yüksek yastığı kesinlikle tercih etmeyin. Yüksek yastığa konan baş göğse doğru kıvrılır. Bu yüzden de çene bölümünde ve boyunda kırışıklıklar meydana gelebilir. Yüzükoyun yatanlarda ise göz ve yanakta boyuna kırışıklıklar oluşur ve gün içerisinde hafifler. Fakat belli bir yaştan sonra bu çizgiler yüzünüze yerleşir.

    Eğer kırışıklıklar yavaş yavaş belirmişse önleminizi çok basit bir şekilde alabilirsiniz. Evde uygulayabileceğiniz bazı yöntemler işe yarar: Bir çay kaşığı öğütülmüş badem çekirdeğinin üzerine çok az su ilave edin. Buna gliserin de katın. Bu karışımı iyice birbirine karıştırdıktan sonra kırışıklıklara uygulayın. Yaklaşık bir saat bu şekilde dinlendikten sonra yüzünüzü yıkayın. Bu işlemin ardından bir kremi yedirerek cildinize sürün.
#09.11.2009 17:20 0 0 0
  • Nar Çekirdeği Yağı (Punica grantum): Yaşlanmayı önleyici ve tersine çevirici özelliklerinden dolayı çok kullanılan Nar Çekirdeği Yağı cildi serbest radikallere karşı koruyarak cilt dokusunun daha pırıltılı ve elastik görünmesini sağlar ve hafif kırışıklıkların giderilmesinde etkilidir. Nar Çekirdeği Yağının yaklaşık yüzde 60′ı punicic asittir. Bu asit antioksidan özelliği gösterir ve yağın sağlığı koruyucu etkisini güçlendirir. aisha, nar çekirdeğinin soğuk preslenerek değerinden hiçbir şey kaybetmeyen organik nar çekirdeği yağını vücut ürünlerinde, granüllerini ise bazı arındırıcılarda kullanıyor.
#09.11.2009 17:16 0 0 0