Uzat saçlarını gecenin balkonundan
isteğimin çok tüylü suyuna.
Bir orman gecesinde
bir kar gündüzünde,
gördüm nasıl süzüldüğünü
yırtıcı ölüm kuşlarının.
Hadi uçsun memelerindeki güvercinler
hadi cennet ülkeni sun.
Kardeşliğin şarabını istemiyorlar
söyle kaç sofra kaldı kurulu?
Baktıkça içleniyorum fotoğraflarına
yüzlerini öpmüş anneleri ayrılığa benzer
çilekeş kadınlar rüzgârlarına vurgun,
onlar silâhları ve şarkılarıyla
hani şuracığından geçerlerdi
korkularınla kaldığın zaman.
Ölümü en güzel kullandı onlar
bir karanfil dişleri arasından
aşk içinde ulaştırdıkları sana,
cepheden, sürgünden, mapustan.
Sıra bizim, hadi günler bitiyor.
hadi uzat mavi saçlarını
yenik gövdemin üstünden.
Öpücüklerle havalandık,
bir ten karmaşasında.
Belki ilk defa vardık,
muğlağın yapısında.
Gel gör ki bitmeliydi,
kör bir uğraş değil bu,
sıkça yinelenmeliydi,
günün yorgunluklarında.
Oysaki varlığım tek ve
yinelenmez, nasıl bir
kader ki bu, kolay
ötelenmez. Sessizce
tuttum elini, pamuk
bir çelik gibi, iyice
umutlandım, bu öykü
bitmez idi, daha çok
yapardım, geçişgen
mesafelerde, anladım ki
mümkün, öpüşler heryerde.