SU-PERISI

SU-PERISI

Üye
08.10.2005
Genel Kurmay Başkanı
295.914
Hakkında

  • noimage

    Malzemeler:
    750 gr ıspanak (ayıklanıp, bol suda bir kaç kez yıkandıktan sonra süzülmüş)
    60 gr (4 çorba kaşığı) margarin
    1 1/2 çay kaşığı tuz
    taze çekilmiş karabiber
    5 yumurta
    1 1/4 litre (5 su bardağı) su
    125 ml (1/2 su bardağı) sirke
    300 gr yoğurt sosu
    1 çay kaşığı kırmızı biber

    HAZIRLANIŞI :
    Ispanakları hazırlamak için bir tencereye yarıya kadar su koyup, tuzu ekledikten sonra kaynatın. Su kaynayınca, ıspanakları katıp, 3-4 dakika haşlayın. Bu sürenin sonunda ıspanağı tencereden alıp, kevgire aktarın. Üzerinden soğuk su geçirin.
    Sonra haşlanmış ıspanağı bir top gibi sıkarak suyunu süzün. Bir başka tencereye margarinin 2 çorba kaşığını koyup, orta ateşte eritin. Yağ kızınca haşlanmış ıspanağı ekleyip, çatalla karıştırarak ısıtın. 1/2 çay kaşığı tuz ve biberini katın.
    Ispanak ısınınca tencereyi ateşten alıp, ıspanağı sıcak olarak bir kenarda saklayın. Yumurtaları poşe edin.
    Önceden ısıtılmış tabaklara ıspanağı eşit miktarlarda yerleştirin. Üzerlerine yine delikli kaşıkla alınarak süzdürülmüş yumurtaları koyun. Yoğurt sosunu en üste kaşıkla gezdirin.
    Küçük bir sahanda kalan 2 çorba kaşığı margarini orta ateşte eritin. Yağ kızınca kırmızıbiberi ekleyip iyice karıştırın. Biberli yağı yoğurt sosunun üzerine gezdirip, ıspanaklı çılbırı sıcak olarak servis yapın.
#13.05.2006 11:37 0 0 0
  • Malzemeler:
    800 gr Patates
    200 gr Bezelye
    1 Adet Soğan
    100 gr Jambon
    1 Adet Mozzarella ya da Dil Peyniri
    4 Adet Domates
    60 gr Badem
    Maydanoz
    Etsuyu
    Rendelenmiş Parmesan Peyniri Veya Eski Kaşar
    Tereyağı
    Tuz, Karabiber

    HAZIRLANIŞI :
    Bir tavaya koyduğunuz 20 gr (1 Çorba kaşığından biraz fazla) tereyağında, doğranmış soğanı öldürün. Bezelyeleri tuzunu ve karabiberini ekleyip birkaç dakika karıştırarak pişirin Patatesleri yıkayıp soyduktan sonra ince ince dilimleyin. Yağladığınız bir fırın tepsisinin dibine ilk patates katını dizin
    Üstüne bezelyelerin yarısını, dilimlenmiş mozzarelle ya da dil peynirinin yarısını, küp şeklinde doğranmış domates ve jambonun yarısını döşeyin.
    Tuz, karabiber ilave ettikten sonra ikinci patates katını dizin. Diğer malzemelerin kalanını da aynı sırayla koyup işlemi bitirin. Tüm yüzeyini 2 çorba kaşığı kıyılmış maydanoz, ince dilimlenmiş badem ve 2 çorba kaşığı parmesan peyniri ya da eski kaşar rendesiyle kaplayın.
    Tüm malzemenin üstüne 4 kepçe etsuyu döktükten sonra kabı, önceden ısıttığınız 180 derecelik fırına verin. 45 dakika sonra çıkarıp aynı kapta servis yapın.
#13.05.2006 11:31 0 0 0
  • Malzemeler:

    2 su bardağı un
    1 adet eritilmiş margarin
    1,5 su bardağı şeker
    2 yemek kaşığı kakao
    1 su bardağı süt
    1 limon kabuğu rendesi
    2 adet kabartma tozu
    3 adet yumurta

    HAZIRLANIŞI :
    Eritilmiş margarini bir kaba alalım. İçine 2 yemek kaşığı kakao, 1,5 su bardağı şeker, 1 su bardağı sütü ve limon kabuğu rendesini ilave edip iyice karıştıralım. Bu karışımdan 1 su bardağı ayıralım. Kalan karışımın içine 2 su bardağı unu eleyerek ilave edelim, kabartma tozunu ve ayrı bir yerde çırptığımız yumurtalarıda ilave edip mikserle iyice karıştıralım. Daha sonra yağlanmış fırın tepsisine (30 cm.çapında) veya kek kalıbına boşaltıp fırında pişirelim. Kek pişince fırından alıp, üzerine 1 su bardağı ayırdığımız karışımı küçük bir tencere veya tavada 1-2 dakika kadar pişirip kekin üzerine dökelim. Soğuyunca servis yapalım. Afiyet Olsun.
#13.05.2006 11:26 0 0 0
  • noimage

    Malzemeler:
    8 Kare Milföy Hamuru (dondurulmuş)
    4 Olgun Armut
    3 Çorba Kaşığı Elma Suyu
    500 gr Krempeynir
    2 Yumurta Sarısı

    HAZIRLANIŞI :
    Donmuş hamurları kısa bir süre bekletin. Çözülen yaprakları teker teker hafifçe açın. Armutları soyup çekirdeklerini çıkardıktan sonra ince dilimler halinde doğrayın. Elma suyunu armutların üzerinde gezdirin.
    Peyniri bir kaseye alıp çırpın. Armut dilimlerini peynire ilave edin. Peynirli karışımı her bir milföy hamuru üzerine eşit miktarda paylaştırın. Yumurta sarısını çırpıp hamurun kenar kısımlarına sürün. Hamurları sarıp hafifçe bastırın ve tekrar üzerine yumurta sarısı sürün.
    Fırını 180 dereceye ayarlayıp önceden ısıtın. Bir fırın tepsisini yağlayın veya içine yağlı kağıt serin. Milföy hamurlarını kapanma yerleri alta gelecek şekilde tepsinin içine yerleştirin.
    Dilerseniz ruloları yine milföy hamurundan elde edebileceğiniz değişik şekillerle süsleyebilirsiniz.
    Fırına içi su dolu bir kase yerleştirin. Armutlu milföy sürprizlerini fırının orta bölmesinde 20 dakika kadar pişirin.
    Kıymalı Milföy Sürpriz Dilerseniz tatlınızın yanına tuzlu milföyler de hazırlayabilirsiniz. Bunun için 300 gr kıymayı küp doğranmış 1 soğan ve iki sarmısakla yoğurun. Tuz, karabiber ve toz kırmızıbiberle tatlandırıp hamurları doldurun.
#13.05.2006 11:20 0 0 0
  • Konu: Bahar Dalı
    noimage

    Malzemeler:
    1 bağ roka
    2 adet domates
    100 gr rende beyaz peynir
    2 diş sanmsak
    2 çorba kaşığı balzamik sirke sosu

    HAZIRLANIŞI :
    Roka ve domatesi ince doğrayın. Sızma zeytinyağını sarımsaklı balzamik sosla karıştırın.
    Üzerine rende beyaz peyniri ile servise sunun.
#13.05.2006 11:15 0 0 0
  • Malzemeler:
    5 adet yassı kadayıf
    3 adet yumurta (çırpılmış)
    1 bardak un
    1 su bardağı süt
    250 gr çiçek yağı
    450 gr şeker
    600 gr su
    Yarım limon
    50 gr çekilmiş yeşil fıstık
    Hazırlanışı
    Kadayıfların etrafını bir makas yardımıyla çok ince keserek aldıktan sonra tepsiye koyup ılık sütü ilave edin.
    Daha sonra önce una daha sonra çırpılmış yumurtaya bulayarak bir tavada kızgın yağda kızartın. Daha sonra hazırladığınız şurubun içine koyarak 20 dakika hafif ateşte arada bir alt üst ederek kaynatıp pişirip soğumaya alın.
    Soğuduktan sonra şurubun içinden alıp yeşil fıstık ile servis yapın.
#13.05.2006 11:06 0 0 0
  • Malzemeler:
    1 küçük kavanoz mayonez
    1 tatlı kaşığı acı biber salçası
    1 çay bardağı dövülmüş ceviz

    HAZIRLANIŞI :
    Salça ve cevizi karıştırın. Karışımı mayoneze ilave edin.
    Acılı cevizli sosu, sandviçlere sürebilir, haşlanmış etlerin yanında servis yapabilirsiniz.
#13.05.2006 11:03 0 0 0
  • Malzemeler:

    6-7 bardak tavuk suyu
    1 tavuk butu (haşlanarak doğranmış)
    1 kaşık un
    1 su bardağı süt
    1 yumurta sarısı
    ½ çay bardağı tel şehriye
    1 kaşık yağ
    ½ demet maydanoz

    HAZIRLANIŞI :
    Bir tencereye yağ ve unu koyarak pembeleşene kadar kavurun. Tavuk suyunu yavaş yavaş karıştırarak ilave edin. Haşlanmış tavuk etleri, tuzu ve karabiberi de katarak kaynatın. Kaynayan tencereye şehriyeleri atın. Ayrı bir kasede süt ve yumurta sarısını iyice çırpın. Şehriyeler pişince tencereye ilave edin. 1-2 dakika kaynadıktan sonra ince kıyılmış maydanozla servis edin. Afiyet olsun!
#13.05.2006 10:59 0 0 0
  • İşte yapmanız gerekenler...

    Amerikalı bilim adamları yüz yaşına kadar yaşayabilmek için 15 tavsiyede bulundu. İnsan ömrünün gittikçe uzadığına dikkat çeken araştırmacılar 1920'lerde 54 olan insan ömrü ortalamasının bugün 78 olduğunun altını çizdi.

    Beslenme kalitesi, yaşam standardının yükselmesi, daha hijyenik bir ortamda yaşamak ve tıp biliminin ilerlemesi gibi faktörlerin insan ömrünün uzamasında büyük rol oynadığı belirtildi. Ancak bütün bu faktörlere rağmen erken ölümlerin nedeninin bilinemediğini vurgulayan bilim adamları, uzun yaşamak isteyenlerin öncelikle hayatlarındaki
    kötü alışkanlıklardan kurtulması gerektiğini söyledi.

    ABD'nin Princeton kentindeki Uzun Yaşam Merkezi'nden Dr. David Fein, "Nasıl yaşadığınız, tercihleriniz çok önemli. Bu tamamen kişinin elinde. Kötü alışkanlıklara teslim olmak ve ihmalkârlık bir bahane olmamalı" dedi.

    1 Fazla uyumayın
    2 İyimser olun
    3 Fazla seks yapın
    4 Ev hayvanı edinin
    5 Zengin olun
    6 Sigarayı bırakın
    7 Sakin olun
    8 Evlenin
    9 Spor yapın
    10 Gülün, neşeli olun
    11 Zayıflayın
    12 Stresten uzak durun
    13 Meditasyon yapın
    14 Kolesterolü ölçün
    15 Antioksidan alın
#13.05.2006 10:45 0 0 0
  • E-Trombosis hastalığı ölüme bile neden olabilir...

    İngiliz bilimadamları, günde 8 saatten fazla bilgisayar başında oturanlar ile ofis çalışanlarını, e-trombosis isimli hastalığa karşı uyarıyor.

    DVT (damarda kanın pıhtılaşması) hastalığı Chris Simmons'un (41) 12 saat çalıştıktan sonra bilincini kaybetmesiyle gündeme geldi. Vejetaryen ve normal kilolu olan Simmons, "Artık uzun süre masa başında hareketsiz kalmayacağım" dedi. Bilimadamları, "Masa başında çalışanlar, sık sık yürüyüş yapmalı. Aksi halde kan pıhtılaşması beyne kadar giderek ölümlere neden olabilir" dediler.
#13.05.2006 10:42 0 0 0
  • Konu: Kuş Yemi
    Kadinin biri petshop'a gidip bir muhabbet kusu almak istemis.. ordan bir tane erkek kusu gozune kestirmis..adama sormus:
    "Bu simdi erkek olduguna gore kesin konusur degil mi?"
    "Tabiii efendim..hem de harika bir secim yaptiniz, bu oyle cinstir ki 2 haftaya kalmaz karsilikli sohbet bile edersiniz" Kadinin cok hosuna gitmis,kusu alip eve goturmus. 2 hafta sonra kadin yine dukkana gelmis:
    "Bu kus tek kelime etmedi!!"
    "Imkani yok hanimefendi salincagina cikip sallana sallana gayet guzel konusuyor olmali"
    "Iyi de siz salincak vermediniz ki bana?"
    Boylece adam kadina bir salincak satmis, kadin eve donmus....
    2 hafta sonra kadin yine dukkanda:
    "Bakin beyefendi 4 hafta gecti bu hayvandan hala ses cikmiyor!!!"
    "Gercekten anlamiyorum.... merdivenine cikip oynarken konusuyor olmasi gerekirdi!!!"
    "Merdiven mi? Bunun merdiveni yok ki?"
    Ve adam gule oynaya kadina bir de merdiven satmis. kadin yine evine donmus...
    2 hafta sonra:
    "Beyefendi bir bucuk ay oldu ve bu kustan hala tek bir kelime duyamadim, olmayacak bu is galiba!!"
    "Bakin hanimefendicigim ben bunlardan onlarca sattim biliyorum merdivenine cikip ordan salincagina konarlar ve aynada kendilerini seyrederken bicir bicir konusurlar"
    "Ayna mi."
    Ve adam o gun de bir ayna satmis olmanin mutluluguyla kadini evine gondermis....
    2 hafta sonra petshop'un kapisi acilmis,kadin iceri girmis....elinde kafes, kafesin icinde merdiven, salincak, ayna ve bacaklarini havaya dikmis olu muhabbet kusu....
    "BENI KAZIKLADINIZ!!! ISTE KONUSMAYAN KUSUNUZ VE YANINDA BANA KAKALADIGINIZ IVIR ZIVIRLAR!!!" Adam cok sasirmis....
    "Hanimefendi bu ilk defa basima geliyor inanamiyorum tek kelime etmedimi bu hayvan??????"
    "Valla olmeden once tek bir cumle soyledi"
    "Ne dedi??????????"
    "O DUKKANDA KUS YEMI SATMAZLAR MI?"
#13.05.2006 10:35 0 0 0
#13.05.2006 10:27 0 0 0
#13.05.2006 10:00 0 0 0
  • Gaziantep Rehberlik ve Araştırma Merkezi (GARAM) Müdür Yardımcısı Özgül Kılıç, anne ve babaların genellikle çocuklarını dinlediklerini düşünmelerine karşın, farkında olmadan aşırı müdahaleci davranıp dinler gibi gözüktüklerinin ortaya çıktığını söyledi. Kılıç, çocukları konuşurken sürekli ikaz, hatırlatma, önerilerde bulunma, fikir yürütme, yargılama gibi müdahalelerde bulunan ailelerin, çocuklarını dinlemiş olamayacaklarına dikkati çekti.
    Aşırı müdahaleci ailelerin çocukları ile arasında iletişim engeli sorununun ortaya çıktığını ifade eden Kılıç, 12 başlık altında topladığı bu engeller ve zararları hakkında şu bilgileri verdi:
    Emretme, yönetme: Korku ya da aktif direnç yaratabilir, söylenenlerin tersini denemeye davet edebilir, isyankar davranışa ya da misillemeye yol açabilir.
    Uyarma, tehdit etme: Korku, boyun eğme yaratabilir, söz konusu sonuçların gerçekten meydana gelip gelmeyeceğini denemeye yol açabilir, gücenme, kızgınlık ve isyankarlığa neden olabilir.
    Ahlak dersi verme: Zorunluluk ya da suçluluk duygusu yaratır, çocuğun durumunu daha şiddetle savunmasına yol açabilir.
    Öğüt ve fikir verme: Çocuğun kendi sorunlarını çözmekten aciz olduğunu ima eder, sorununu bütünüyle düşünüp, değişik çözümler getirip denemesine engel olur, bağımlılık ya da direnme yaratabilir.
    Mantık yoluyla inandırma, tartışma: Savunucu tutumları ve karşı koymayı kışkırtır, çoğunlukla çocuğun aileyle iletişimi kesmesine yol açar, çocuğun kendini beceriksiz ve yetersiz hissetmesine neden olabilir.
    Yargılama, eleştirme, suçlama: Yetersizlik, aptallık, yanlış değerlendirme anlamı taşır, çocuğun azarlanma korkusu ile iletişimi kesmesine neden olabilir.
    Övme, teşhis koyma: Ailenin beklentilerinin çok yüksek olduğunu ima eder, istenilen davranışı yaptırabilmek için, söylenen içtenlikten yoksun bir manevra gibi algılanabilir, çocukta kaygı yaratabilir.
    Ad takma, gülünç duruma düşürme: Çocuğun kendisini değersiz hissetmesine, sevilmediği kanısına varmasına yol açabilir, çocuğun algılamasında olumsuz etkiler yaratabilir.
    Tahlil etme, teşhis koyma: Tehdit edici, tedirgin edici olabilir ve başarısızlık duygusu uyandırabilir, çocuk kendisini korumasız hissedebilir, çocuk yanlış anlaşılma endişesi ile iletişimi kesebilir.
    Güven verme, teselli etme: Çocuğun kendisini anlaşılmamış hissetmesine neden olabilir, kızgınlık duyguları uyandırabilir.
    İncelemek, araştırmak: Çocuklar kaçamağa, yalan söylemeye yönelebilirler, çocuk korku ve endişeye kapılabilir, çocuk kendi sorununu gözden kaçırabilir.
    Konu değiştirme, işi alaya alma, şaka yapma: Yaşamın güçlükleri ile savaşmak yerine onlardan kaçınmak gerekli imajı ima edilebilir, çocuğa sorunların önemsiz, saçma sapan ve geçersiz olduğu anlamı verebilir, çocuk bir güçlükle karşılaştığında açık davranmaktan çekinebilir.
    Zihinsel Gelişimi Olumsuz Etkiler
    İletişim engellerinin çocuğun zihinsel gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğini vurgulayan Kılıç, sözlerini şöyle tamamladı: Aileler, kendini anlatmaya çalışan çocuklarına bu fırsatı mutlaka vermek, bunu yaparken, bilinçli hareket etmek, çocukları ile sağlıklı iletişim kurmak ve onları en iyi şekilde anlamaya çalışmak zorundadırlar. Öncelikle, çocukların kendilerini ifade etmelerine fırsat verilmeli, daha sonra da kendilerinin yapmaları gereken görevleri hatırlamaları gerekir
#13.05.2006 09:57 0 0 0
  • Saygı nedir? Karşınızdakine değer vermeniz, kırmamanız, dikkat etmenizdir. Peki evlilikte saygı nasıldır? Bunun en güzel cevabı, ilk tanıştığınızda birbirinize nasıl davrandığınızdır.
    Hatırlayın biraz, geçmişe bakın bakalım nasıl davranıyordunuz ilk zamanlar? Birbirinizi göreceğinize yakın nasıl heyecanlanıp, nasıl giyiminize, temizliğinize, görünüşünüze dikkat ediyordunuz. Yemek yerken ağzınızı şapırdatmıyor, burnunuzu karıştırmıyor, özellikle geyirmiyor veya asla gaz çıkartmıyordunuz. Tuvaleti birlikte kullanır mıydınız veya pejmürde kıyafetler, saç baş darmadağın dolaşıp, kendinizi karşı tarafa çirkin gösterir miydiniz? Gözde çapak, yüz yıkanmamış, üstünüz başınız yemek veya ter kokarken sevgili eşinize görünür müydünüz?
    Peki şimdi nasılsınız? Kavga, dövüş var mı, küfür, fiziksel hareketler, hakaretler... Karşınızdakini aşağılayan, yeren, küçümseyen sözler söylerken hiç "Ben ne diyorum, ne yapıyorum?" diyor musunuz? O bayıldığımız, çiçek verdiğimiz, şiir yazdığımız, kucakladığımız, öptüğümüz insanı, yerle bir ederken kendimize de saygısızlık yapmıyor muyuz? Öyle ya, o kişi bizim en yakınımız değil mi? Aynı yatağı paylaştığımız, aynı evde oturduğumuz, en kötü ve en iyi günlerimizi birlikte yaşadığımız kişiyi böylesine saygısızca yerle bir edersek biz ne oluyoruz? Çocuklarımız varsa, anne ya da babasının birbirlerine karşı nasıl saygısızlık ettiğini, kendilerine örnek aldıkları kişilerin nasıl böyle sefil varlıklar durumuna düştüklerini görmüyorlar mı? Yazık hakikaten çok yazık. Sonra nasıl onlardan bize karşı saygı bekleyeceğiz. Kardeşine bağırdığı, küfrettiği, dövdüğü için çocuğunuza terbiye verebilecek miyiz? Çocuk bu ikilemi neyle izah edecek. "Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz" diyen atalarımız ne doğru demiş. Saygı bekliyorsak örnek olmalıyız. Eşler arasında saygı karşılıklı olarak tarafların yakınlarına, anne ve babalarına gösterilen ilgide de aranmalıdır.
    Sevmesek dahi eşinizin hatırı için onlara saygı göstermek gerekir. Esasında yapılan, söylenen her söz, her hareket, eşlerin birbirlerine gösterecekleri saygı demektir. Konuşurken dinlemesini bilmek, lafını kesmemek, başkalarının yanında (bilhassa) tenkit etmemek, başkaları ile karşılaştırmamak, hele hassas oldukları konuları yüze vurmamak, hepsi eşlerin birbirlerine olan saygılarını gösterir. Yardım eden, el veren, göğüs geren, koruyan, her şeyden önce ona öncelik veren, anlayış gösteren, alttan alan kişiler, evliliğe ve eşine değer veren, saygı duyan insanlardır. Eşine sormadan karar vermeyen, plan yapmayan, birbirlerine ait mektupları açıp, telefon mesajlarını kurcalamayan kişiler saygılıdır. Kapıyı çalmadan içeri dalmak, "Burası benim evim" deyip ortalığı dağıtmak, toplamamak hep karşı tarafa saygısızlıktır. Yemekleri, tatlıları bitirip diğer tarafı düşünmemek, bize sıcak geliyor diye klimayı çalıştırmak, yahut avaz avaz televizyon dinlemek, karşı tarafın isteyip istemediğini hesaba katmaksızın, arzumuza göre davranmak, sonrada kalkıp saygıdan bahsetmek. Daha yığınla hadiseye değinebiliriz. Bütün bunların sonunda ne oluyor? Saygının, düşüncenin kalmadığı yerde, sevgi de kalmıyor. Bir süre sonra öfke, hınç, kin duymaya başlayıp kısas yapıyoruz.
    Geçmişi düşünün
    Yalama olmuş ilişkiler zamanla müthiş geriye gidiyor. Bir zamanlar birbirlerine çok dikkat eden çiftler, şimdi aynı evde yaşayan iki yabancı ve hatta düşman oluyorlar. Arada sevgi olmasa da hala saygı varsa, kişiler birlikte yaşayabiliyor, çocukları için katlanabiliyorlar. Unutulan hatıralar, davranışlar, birlikte geçirilmiş güzel günler tekrar hatırlanabilse, rutin, lakayt, hatta düşmanlık dolu günler düzelebilir, yaşam kalitesi yükselir; huzur ve saygı gelebilirdi. Münakaşaların dahi saygı eşliğinde yapılması, karşı tarafın görüşlerine önem verilmesi, aynı evin içinde, iki eşit hakka sahip insan muamelesi gösterilmesi, evliliğe duyulan saygıdır. Evlilik terapisi alan çiftlerle, özellikle saygı ve saygısızlık kavramları işlenip davranışlarını irdelemeleri sağlanır. Terapist ile birlikte tek tek veya ikili konuşmalarda şahıslar, nedenleri, niçinleri tartışırlarken, saygının önemini, evlilik sanatındaki rolünü, hayatlarını alt üst eden hadiselerin, ne denli saygı kavramına uzak olduğunu realize ederler.
#13.05.2006 09:49 0 0 0
  • Bazen daha sonra kullanmak üzere aldığımız makyaj malzemelerimiz cildimize zarar verebilir. Ne de olsa onların da belirli bir ömrü var. Kötü kokuyorsa, rengi değişmişse kozmetik ürünlerinden uzak durun.
    Sürekli kullandığınız ruj veya rimel kampanyaya girdiğinde ondan birkaç tane alıp saklamak pek akıllıca bir iş değil. Çünkü her malzemenin belirli dayanma süresi var. Ürün açıldıktan ve kullanılmaya başlandıktan sonra bakteriler, ısı ve ışık ürünün etkisini olumsuz etkileyebilir. Bir krem ne kadar sıvı içerirse, dayanma süresi ve mikroorganizmalara karşı direnci de o kadar düşer. Örneğin yağ oranı yüksek bir krem, sıvı oranı yüksek nemlendirme özelliği olan bir kreme karşın daha dayanıklıdır. Kullanım süresini aşan, çok sıcak ve aydınlık yerde muhafaza edilen makyaj malzemeleri hemen bozulmaya başlar. Bu durumda tek çare; onları çöpe atmak ve yenilerini alıp kullanmaktır. Peki hangi ürünü kullanmaya devam etmeli, hangisini zamanı geldiğinde çöpe atmalı? İşte cevapları;
    Ruj
    Ömrü 2 - 3 yıldır. Ancak yaz aylarında havanın çok sıcak olması nedeniyle rujların yüzeyinde küçük su kabarcıkları oluşabilir. Bu normaldir. Eğer rujunuz kurumuşsa, dudağınıza sürdükten sonra üzerine parlatıcı sürerek kuruluğu giderebilirsiniz. Çok kuruları çöpe atın.
    Fondöten
    Açılmadığı sürece 2 - 3 yıl dayanır. Eğer fondöteniniz dibe çökmüş ve üst yüzeyde yağ tabakası oluşmuşsa, biraz sallayarak tekrar eski haline getirebilirsiniz. Fondöten süngeri kullanıyorsanız, bunu her kullanımdan sonra yıkamalı ve özenle saklamalısınız.
    Göz kalemi
    Likit olanların, tıpkı rimeller gibi içine hava dolabileceğinden ömürleri kısadır. Açılıp uzun süre kullanılmayanların da kuruma tehlikesi var. Kalemlerin ise dayanıklılığı üç yıldır.
    Pudra
    Tıpkı allıklar gibi uzun ömürlüdür. Ama kompakt pudralar, hava aldıkları süre boyunca kuruma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar.
    Gözaltı kapatıcıları
    1 - 2 yıl dayanır. Fakat kompakt şeklinde olanlar daha çabuk kurur ve bir zaman sonra kullanılamaz hale gelebilir.
    Allık
    Suya dayanıklı olduğu için uzun müddet kullanılabilir. Fakat aşırı sıcakta kuruyan allıkları derhal çöpe atmalısınız.
    Far
    Dayanıklılık süreleri 1 - 2 yıldır. Bundan sonra farlar kuruyabilir veya çatlayabilir. Zamanı geçen farların en belirgin özelliği ise gözkapaklarında dağılmamasıdır.
    Parfüm
    Açıldıktan sonra ömrü iki yıldır. En iyisi parfümleri kuru ve serin bir yerde saklamaktır. Güneş ışınlarına maruz kalan parfümlerin kokusu çabuk uçar.
    Oje
    Hiç açılmadığı sürece ömrü iki yıldır. Ağzı açılan ve uzun zaman kullanılmayan ojeler kalınlaşarak bozulmaya başlar. Ojelerinizin ömrünü uzatmak için, her kullanımdan sonra fırçasını temizlemeli ve ağzını uzun süre açık bırakmamalısınız.
    Cilt temizleme ürünü
    Uzun süre dayanır. Çünkü içerdikleri maddeler bakteri oluşumunu önleme özelliğine sahiptir. Fakat temizleme mendilleri 1 - 2 yıl içerisinde tüketilmelidir. Alkollü ürünlerin ömrü yaklaşık iki, yağlıların ise bir yıldır. Eğer üründe tortulaşma başlamışsa, kesinlikle kullanmayın.
    Nemlendirici krem
    Açılmadığı sürece yaklaşık üç yıl dayanır. Açılan ve uzun zaman kullanılmayan malzemelerin üst yüzeyinde yağ tabakası oluşabilir ve kötü kokmaya başlar. Tüp içinde bulunan nemlendirici kremler, havayla temas etmediği için daha uzun ömürlüdür.
    Güneş kremi
    Asla bir önceki yazdan kalan güneş kreminizi kullanmayın. Çünkü genelde kumsala götürülen ve güneş ışınlarına direkt maruz kalan kremlerin içeriğindeki maddeler bir müddet sonra ısı nedeniyle olumsuz yönde etkilenmeye başlar. Normalde güneş kremlerinin dayanma süresi altı aydır.
    Otobronzan
    Kullanım ömrü 1 - 2 yıldır. Fakat çok sıcak ortamlarda uzun süre bekletilen ürünlerin içeriğindeki bronzlaştırıcı maddeler kısa zamanda etkilerini kaybedebilir.
    Ampüller
    Yüksek düzeyde konsantre edilmiş etki maddeleri içeren ürünler açılıp ısı ve ışıkla temas ettikten sonra, ancak 12 saat dayanabilir.
#13.05.2006 09:45 0 0 0
  • Afrika'da moda yeteneklerini biraraya getiren en büyük etkinlik olan Nokia Cape Town Moda Haftası, 11-15 Temmuz 2006 tarihleri arasında düzenlenecek.
    Afrika'nın Alt-Sahra kesiminden gelen tasarımcılar için uluslararası bir platform sağlayan etkinlik dördüncü yılında "yeni dünya" moda haftalarının en önde gelenlerinden biri haline geldi.
    Bu yılın Yeni Dünya Afrika temasına sahip etkinliği kıtayı saran yeni bir yaratıcı ruhu kutluyor. Yeni Dünya Afrika teması, kıtanın hem yerel hem de uluslararası anlamda yeniden tanımlanması, kutlaması ve 21. yüzyıl Afrikası olanaklarının tanıtılması anlamına geliyor.
    Cape Town, Afrika'ya açılan bir geçit niteliğindeki mirası ve farklı kültürlerinin seçkin harmanı ile yaratıcı yetenekler için mükemmel bir buluşma noktası.
    Koleksiyonları Afrika tasarımından etkilenen Stella McCartney ve Dolce & Gabbana gibi ünlü tasarımcıların bulunacağı etkinlik, bölgenin tasarımcıları için yeteneklerini dünya çapında duyurmak adına büyük bir fırsat.
    Yetmiş tasarımcının yer alacağı haftada sergilenecek 2006/07 İlkbahar/Yaz koleksiyonları arasında Hip Hop, Klûk, CGdT, Maya Prass, Habits, Sun Goddess, Fred Eboka, Catherine Moore ve Dicky Longhurst koleksiyonları bulunuyor.
#13.05.2006 09:33 0 0 0
  • Vücudumuzu dış etkenlerden koruyan cildimiz, eşyalar gibi zamanla güzel görünümünü kaybetmektedir. İşte bu görünümü korumamız bizim elimizde .
    İNSANIN yaşlı veya genç olduğu, iç organlarından değil dış görünüşünden belli olur. Bazı kişiler vardır ki, 25-30 yaşlarında olmalarına rağmen dış görünüşleri 50-60 yaşlarındaymış gibidir. Bazılarıda vardır ki yoğun iş temposu ve düzensiz yaşamları göz önünde bulundurulmalarına rağmen yaşları 40-50 gibi olmalarına rağmen 30-35 yaşlarındaymış gibi görünürler. Peki bunun sırrı nedir, nasıl böyle bir görüntüye sahip olurlar.
    Yaşlanmanın kanser gibi bir hastalık olduğunu ve çaresinin henüz bulunamadığını belirten uzmanlar, "Yaşlanmanın önüne tam olarak geçilemiyor. Lakin uygulamalarla cildinizdeki yaşlanmayı geciktirebilirsiniz. Bu yaşlanmanın etkisini besinlerle, yaşam tarzınızla ve çevresel etkenler büyük faktör oynuyor." diyor. Cilt sağlığı ve güzelliği üzerinde tereyağı, kırmızı et ve şekerli yiyeceklerin olumsuz etkisi bulunuyor. Kızartma, kan dolaşımını ve ciltteki sebum oranını negatif yönde etkilemekte; sigara ve alkol de gözeneklerin tıkanmasına, ince çizgilerin belirginleşmesine ve cildin matlaşmasına neden oluyor.
    Buna bağlı olarak, yaşadığınız ortamda yüksek stres altında kalıyorsanız o zaman cildinizin yaşama şansını tamamen kaybediyorsunuz. Güzel bir cilde sahip olmak ve onu korumak için yapacaklarınız, aslında beden ve zihinsel sağlığınızı da etkiliyor. İşte yapmamız gerekenler:
    Herşeyden önce cildinizdeki kırışıklıkların önüne önceden geçmeye çalışın bunun için aldığınız besine dikkat etmelisiniz. Yukarıda belirtildiği gibi vücudunuza zarar vercek nitelikte olan besinlerden kaçın. Bununla birlikte vücudunuza ve cildinize yararının fazla olduğu ispatlanan Somon ve onun gibi yağlı balıklar, cildin su tutma kapasitesini artırarak yumuşak ve taze görünmesini sağlıyor. Nemli bir cilt daha diri oluyor ve kırışıkların oluşması gecikiyor.
    Cildinizin taze kalmasını sadece deniz ürünleriyle sağlanamayacağını unutmayın. Bunun yadında vücudunuzu ve cildinizin dayanıklılığını arttırmanız gerekir. Portakal, kivi, ıspanak, tatlı patates ve biber, cildin darbelere karşı daha dayanıklı olmasını sağlıyor. Soyalı ürünler cildin incelmesini ve kurumasını yavaşlatarak, yaşlanmayı geciktiriyor. Cildin kendini yenilemesine yardımcı oluyor. Süt ve süt ürünlerinin içindeki kalsiyum, ciltteki hücrelerin sürekli olarak kendilerini yenilemesini sağlıyor.
    Aynı zamanda, besinlerinizi alırken, düzenli uyku, haftada en az iki kez düzenli yürüyüş veya koşu yapılmalıdır. Beyninizdeki oksijen miktarı azaldığı zaman, beyniniz bu oksijeni kan yoluyla vücudunuzdan temin eder. Tabii ki kan bu oksijeni cilt altındaki canlı deri hücrelerinden temin eder. Canlı hücre oksijensiz kaldığı için direkt ölü hücreye dönüşür. Ölü hücrelerin artması cildin kırışmasına neden olur. Bu nedenledirki her sabah yatağınızdan kalktığınızda mutlaka camları açıp derin nefes almanız 10 yıllık ömrünüzde 1 yıl genç kalmanızı sağlar.


    .
#13.05.2006 09:26 0 0 0
#12.05.2006 21:47 0 0 0