Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

#24.03.2013 23:12 0 0 0
  • @ozan-9 adlı üyeden alıntı:
    Söyle bakalım İslami devrimler yapılınca ne olacak? Aynı Osmanlı gibi geri kalacağız. Aynı Osmanlı gibi emperyalist bir ülke olmaya çalışacağız. Bir ülke din ile değil bilim ile gelişir. Siz bu düşüncelerle ancak ülkemizin gerilemesine yol açarsınız. Şunu da kafanıza sokun artık! Atatürk olmasaydı Osmanlı yıkılacak ve ittifak devletleri Anadolu'yu kendi aralarında paylaşacaktı. Bizi sömüreceklerdi.
    Orijinali Göster...




    İslam devriminin yapılmasını istemeyen kafir olur.Size göre,yani Kur'an'ın hükümleri uygulanmasın gavurun kanunları anayasamızda devam etsin biz öyle istiyoruz.İslam camiide kalsın o bize yeter" demek istiyorsunuz.İşte sizin kıt ve sığ aklınız bu kadar çalışmaktadır.Kafirlerin en büyük korkusu İslam adaletidir.Laik düzen tağuti küfür sistemlerden biridir.Müslümaların bunlarla işi olmaz.Bunlar ancak gavur milletinin kanunlarıdır.

    Yahu sen daha Osmanlının "O"sunu bile bilmiyorsun.Git araştır bakalım enderun mekteplerinde hangi ilimler öğretilirmiş kimler yetiştirilirmiş.Ahilik teşkilatlarıyla nice esnaf ve sanatkarlar yetiştirildi Osmanlı onlarla ayakta duruyordu.Anlaşılan o ki sen Osmanlı düşmanısın.Kanaatimce de alevisin.Hal böyle olunca sığınacak ve savunacak bir davan da yok.Atatürk'ün arkasına saklanan zavallılarsınız.Buraya ben kesin deliller getirirdim ama senin bundan anlayacağın veya ders alacağın zaten niyetin yok.Sana burada bir şey anlatmak duvara anlatmak gibidir.

    Cumhuriyet tarihi ile Atatürk'ün hayatı ve kişiliği sorgulanmalıdır.Bunlar sorgulanmadıkça asla bu millet gerçek tarihini öğrenemeyecektir.Ülkemizde kemalist sistem devam etmektedir.

    Hangi Atatürk? işte bazı belgeler:


    İngiliz kadın yazar G. Elison Atatürk’ün kendisine, “Benim dinim yok ve bazen bütün dinler denizin dibine batsın istiyorum ”dediğini ileri sürer. (Mete Tuncay, Türkiye’de Tek Parti Dönemi S:219)

    Kemalist tarihçi Cemal Kutay’a göre Atatürk şaman. “Dün Kuleli ’ye gittim, hepsini yetiştiren kaynak orası. Atatürk’ün şaman olduğunu gösteren bir belge okudum, Atatürk şamandı dedim.” Kuleli beni ayakta alkışladı. (Hürriyet Pazar Eki, 12 Aralık 1999)

    Düşünebiliyor musunuz, bir adam askeri liseye davet ediliyor, talebeler toplanıyor, konferans veriyor, Atatürk şamandı diyor, talebeler Onu ayakta alkışlıyor. Bu korkunç bir şey. Demek ki bu gençler; yarının subayları, generalleri milletimizin değerlerini benimsemiyor, mukaddeslerine saygı duymuyor demektir. Bu böyle devam etmemeli, edemez. Yapılması gereken, kanaatımca bütün askeri liseleri ve harp okullarını kapatmak; müfredat programlarını ve hocalarını değiştirip yeniden açmak olmalıdır.


    Atatürk kurucu liderdir. Her milletin kurucu lideri toplumun ortak paydasıdır. Herkes Onu sever, sayar, ölünce de hayırla yad eder. Ama Atatürk’ün manevi şahsiyeti günümüzde bile kalemle değil, kanunla korunmaktadır. Neden?

    Çünkü Atatürk parti kurdu. Partisi milletimizin sevmediği, istemediği, nefret ettiği ne varsa hepsini Onun adına yaptı.

    Mehmetçik Balkan Harbinde, Birinci Dünya Savaşında, Milli Mücadelede; din davam etsin, devlet baki kalsın, vatan ve namus kurtulsun diye can verdi, oluk oluk kan akıttı.

    Zaferden sonra ise geride kalanlar, İnönü-Peker ekibi; dini bireysel planda ferdin vicdanına, toplumsal planda ise camiye hapsetmek istedi.

    Evrensel Osmanlı Devletini yıktı, bir ulus devlet, kavim cumhuriyeti kurdu.

    Vatanı Mehmetçiğin ideallerine değil, düşmanın zihniyetine göre şekillendirdi.

    Bir heykel medeniyeti kurdu. Güzel ülkemizi çirkin heykellerle doldurdu. Kültürel soykırım yaptı.

    Kürtleri asimile edip Türkleştirmek; Türkleri laikleştirmek, yozlaştırmak istedi.

    Farklı düşüneni hain, muhalefeti ise düşman telakki etti, acımasızca ezdi.

    Bu kemalist ekip insanımıza Atatürk adına zulmetti. Atatürk’ün manevi şahsiyeti bundan dolayı günümüzde bile kalemle değil, kanunla (Anayasa kanunun 5816.ıncı madde ye göre)korunmaktadır.

    Olanları günümüze taşıyalım kavga konusu yapalım istemiyoruz. Ama bilelim, sorgulayalım, vicdanımızda yargılayalım ve de affedelim istiyoruz.Tarih yeniden irdelensin yazılsın istiyoruz.Hakikatler saklandıkça bu milletin merak etme hissiyatı elbette ki olacaktır.Sizde merak edin ve Atatürk'ün gerçek hayatını ve cumhuriyet tarihini sorgulayın.Öyle İSLAM VE OSMANLI DÜŞMANLARININ KURU VE YALAN BİLGİLERİYLE GERÇEK TARİH ÖĞRENİLMEZ.HELE DE BAŞBAKANLIK, CUMHURBAŞKANLIĞI VE DE GENEL KURMAY BAŞKANLIĞINDA Kİ ARŞİVLER HENÜZ PİYASAYA ÇIKARTILMADI.ÇIKARILDIĞI AN İŞTE O ZAMAN TÜRKİYE'DE VE DÜNYADA KIYAMETLER KOPACAKTIR.ŞİMDİDEN HAZIRLANIN! BUNLAR KESİNLİKLE ER GEÇ GERÇEKLEŞTİRİLECEKTİR.
#24.03.2013 23:03 0 0 0
  • @ozan-9 adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5004561]ASUR[/alinti]atatürk sadece bir insan. Allahın yarattığı , bana ibadet edin ,beni tanıyın diye yarattığı kullardan biri. Sen devrimleri iyi biliyorsun ama çok cahilsin ki bunu düşünemiyorsun. Atatürkte Allaha hesap verecek , sende vereceksin bende verecem. atatürkün arkasına sığınıpta devrimleri islamdan üstün tutmak saçmalığın daniskası. Devrim adına sığınıpta svunmak ise baştan sona bir cehalet örneği. Kendinizi çok bilgili sanıyorsunuz ama devrim dediğin ne? Hangi konuda üstünlük kazandırmış bize? islam adına hangi iyiliği yapmış ki , devrimler iyidir diyorsun? Devrimler iyiyse sende onlardansın demektir. bize devrimleri anlatanda hata yok çünkğ kimse bize devrimleri anlatamıyor. Biz sonuçlarına bakıpta , allahı bilip te değerlendirince zaten görüyoruz neyin ne olduğunu. Birkaç cahilinde kalkıp devrimler iyiydi diye bilinçsizce sabitlenmiş bir fikirle birşeyler söylemesi bizi pekte ilgilendirmiyor. Devrimler felaketimiz oldu. Sen savunmaya devam et ;)

    Öyleyse bu dünyada yaşadıklarımız hiç önemli değilse gidip sağ partilere neden oy verilir? Ben söyleyeyim çünkü sağ partilerin büyük kısmı Osmanlı kafasıdır! .Devrimler eşitliği,adaleti getirir. Atatürk devrimi de böyleydi. Evet İslam adına iyilik yapmadı. ama bu çok doğru nedeni de şu: Osmanlıda hoşgörü politikası olmasına rağmen diğer insanlar rahat yaşayamıyordu Atatürk devrimleri onların da müslümanlarla eşit olması için yaptı. Siz ne derseniz deyin Atatürk devrimi ve sosyalist devrimler doğrudur!
    Orijinali Göster...
    Öyleyse bu dünyada yaşadıklarımız hiç önemli değilse gidip sağ partilere neden oy verilir? Ben söyleyeyim çünkü sağ partilerin büyük kısmı Osmanlı kafasıdır! .Devrimler eşitliği,adaleti getirir. Atatürk devrimi de böyleydi. Evet İslam adına iyilik yapmadı. ama bu çok doğru nedeni de şu: Osmanlıda hoşgörü politikası olmasına rağmen diğer insanlar rahat yaşayamıyordu Atatürk devrimleri onların da müslümanlarla eşit olması için yaptı. Siz ne derseniz deyin Atatürk devrimi ve sosyalist devrimler doğrudur!

    SENİN O AKLINA YANAYIM.HALA KİREÇ KAFALIĞINDAN KURTULAMADINIZ.BUNDAN BÖYLE İSLAMİ İNKILAP VE DEVRİMLERE HAZIR OLUN!HELE DE ANAYASANIN 5816.INCI MADDENİN KALDIRILMASI BİZE YETERLİ OLACAKTIR.
#24.03.2013 07:35 0 0 0
#24.03.2013 06:13 0 0 0
  • noimage


    Ulusal marşlar ne kadar ulusal?

    Genelde her Türk’ün ezbere bildiği Gençlik Marşı da bir İsveç türküsü olduğu ortaya çıktı.
    “Dağ başını duman almış/ Gümüş dere durmaz akar….”

    Milli duyguların ortaya döküldüğü her ortamda söylenen, maçlarda hep bir ağızdan tezahüratlara konu edilen Gençlik Marş ıaslında İsveçli’lerin çok iyi bildiği “üç hoppa kız” isimli bir türkü çıktı.

    İsveç’in milli şairlerinden GustafFröding’e ait olan “tre trallandejäntor” isimli şarkı İsveç’de sıradan bir köy yerinde yaşayan üç fingirdek kız kardeşin rahat hareketlerinden kızarıp bozaran üniversite öğrencilerinin utançlarını dillendiren bir hikayeyi anlatıyor. Bestesi FelixKörling’e (1864-1937) sözleri GustafFröding‘e (1860-1911) ait olan şarkının sözleri Ali Ulvi Bey tarafından kaleme alınarak Gençlik Marşı olarak düzenlenmiş.


    [video=youtube;_JeTRCs8eX0]http://www.youtube.com/watch?v=_JeTRCs8eX0[/video]


    BEDEN EĞİTİMİ DERSİNDEN MİLLİ MARŞA

    Birinci dünya savaşının Osmanlı’yı iyiden iyiye erittiği günlerde Çanakkale Zaferi’nin yeşerttiği umudun etkisi kalmamış, halkın umudu yok olmuştur. Ülke gençliğinin üzerindeki bu umutsuzluk ve ölü toprağını atıp, silkinmesi için, umut olması için bir şeylerin yapılması gerektiğini düşünen Selim Sırrı Tarcan, “Üç hoppa kız” türküsünü duyunca ilgisini çekmiş.

    Türkçe’ye çevirisi “Üç hoppa kız” anlamına gelen İsveç’te çok bilinen bir halk türküsü o dönemde Darülmuallimin Mektebi’nde beden eğitimi öğretmeni olan Selim Sırrı Tarcan türkünün güftesi üzerinde bir takım oynamalar yaparak marşlaştırmış. Ardından Ali Ulvi Bey’den marşın sözlerini kaleme almasını istemiş. Ve “Dağ başını duman almış” sözleriyle başlayan Gençlik Marşı ortaya çıkmış.



    HABER5.COM
#24.03.2013 06:12 0 0 0
  • @ozan-9 adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#5003314]Terakkiperver[/alinti]Hadi git işine!Şapka devrimi de mi doğruydu?Nedir bu zulümler?Burada bütün delilleri getirsem sayfalara sığmaz.

    Mustafa Kemal'in yaptığı tüm inkılap ve devrimler hep müslümanların ve İslam'ın önünü tıkamaktı ve bunu da başarmıştır..Devrimler kanla gelir.Demokrasi hikayedir.Demokrasi dediğiniz, uyduruk, şeytani, tağuti yollardan biridir.Atatürk, müslüman kanları akıtmıştır.Halka hiç danışmamıştır.Kimse kimseyi aldatmasın zira ben İstiklal ve Çanakkale gazisi torunuyum!.Rahmetli dedem Mustafa Kemal'in nasıl birisi olduğunu bize anlatmıştır. Öyle klasik okul tarih kitaplarıyla gerçek tarihi asla öğrenemeyeceksiniz.Çünkü sizlerden saklanılan birçok gerçekler henüz meydana çıkarılmamıştır.Kemalistler yalan tarih bilgileriyle bu milleti 90 küsur senedir aldatmışlardır.

    Sizler İslam dan başka hiçbir inanışa ve sizin görünüşünüzden başka hiçbir görüşe saygı göstermeyen insanlarsınız. Oysa devrimciler ve Mustafa Kemal böyle değildir. .Size eşitliği, demokrasiyi anlatan da hata.
    Orijinali Göster...
    Sizler İslam dan başka hiçbir inanışa ve sizin görünüşünüzden başka hiçbir görüşe saygı göstermeyen insanlarsınız. Oysa devrimciler ve Mustafa Kemal böyle değildir. .Size eşitliği, demokrasiyi anlatan da hata.


    Tağuti sistemler İslam dışı sistemlerdir.Eğer kendinizi müslüman olduğunuzu kabul ediyorsanız bu tağuti sistemlerden vazgeçiniz.Müslümanın bunlarla işi olmaz.Müslümanın hedefi, Hak ile batılı birbirinden ayırmak, adaleti dünyaya yaymak ve Din-i Mübin'i yeryüzüne hakim kılmaktır.Biz islam devrimcileriz.Öyle İran gibi devrim yapmak isteyenlerden değiliz.İran şiidir bunlar sadece mezhep kavgası yaparlar.Kendilerinden olmayanı tekfir ederler.Onlara biz hiç benzemeyiz.

    Bizim yolumuz ve hedefimiz iman ve cihaddır.İşte bütün kafirler bundan korkmaktadırlar.Ilımlı İslam, ılımlı müslüman olmaz.Bunlar gavurların tam istedikleri kılılıbık, korkak, laik, namazını kılan, orucunu tutan, cihaddan korkan, fakat İslam devletinin kurulmasını istemeyen gürühtandır.İşte bu gibi müslümanlar ancak gavurların istedikleri müslümanlardır.Bizler ise Allah'ın tüm yasak ve emirlerini kabul eden, hükümlerini baş taacı eden, ve de O'na tevekkül edenlerdeniz.

    Nasıl ki şu anda hıristiyan alemin papası varsa, yahudilerinde hahambaşısı varsa bizim niye halifemiz yok, biz niye başsız bırakıldık?.Demek ki baş giderse gövde zaten çalışmaz yaşamaz değil mi?Hilafet olmayınca yeryüzünde tüm müslümanların birlik ve beraberlik içinde yaşaması mümkün değildir.İşte M.Kemal Atatürk müslümanların başını kesmiştir.Yani hilafeti kaldırmıştır.Dünyada ki tüm sömürülen ezilen müslümanların mesuliyeti ona aittir.

    Müslümanın asla laiklikle işi olmaz.Kim laikliği desteklerse o, İslam yolundan sapmıştır.Yani tağuti yollara girmiştir.Tağuti yollar şeytanın yoludur.İşte ayet:

    NİSA SURESİ-76. İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.


    Allah yolunda savaşmak için kesinlikle laiklikten vazgeçilmesi lazımdır.Aksi takdirde küfür ve şeytan yolu üzerinde ölmüş olur.Yani cehennemin dibini boylar...

    Bu sözlerim sana pek sıcak gelmedi ama maalesef doğrulardan vazgeçecek de değiliz.Biz sadece tebliğimizi yaparız.Gerisi size aittir.Yeryüzünde Hak ve adalet, huzur ve refah arıyorsanız İslam'a sımsıkı sarılınız.Milliyetçilik, ulusalcılık,Siyonizm,Sosyalizm, komunizm laiklik, kemalizm bunlar tağuti yollardır.Bunlardan müslümanlara hayır gelmez.Bunlara, ancak İslam'dan haberi olmayanlar ve İslam'ı sevmeyenler sarılır ve medet umarlar.Halbuki bu yollar aldatmaca ve oyalamacadır.Bunlar Allah katında pek makbul olmayan yollardır.Şeytani olup küfür sistemine tabiidirler.Temelleri siyonizmdir.Siyonizm ise tamamen İslam düşmanlığıdır.

    Siyonizm bir timsaha benzer.Bu timsahın 4 ana dişi vardır ki onlarla avını yerler.Bunlar:

    1-Sosyalizm
    2-Komünizm
    3-Emperyalizm (Kültür Emperyalizmi diğer çeşitleri)
    4-Kapitalizm

    İşte biz bu dişleri sökmekle oyalanmayız.Esas o timsahın başını yani siyonizmi kökünden kesersek tüm dünyanın huzura kavuşacağı kesindir.İzmlerle insanlığın saadeti olmaz.Bunlar denenmiş ve sonu hüsranla bitmiştir.


    Evet ,yeryüzünü kana bulayan, sömüren, İslam ülkelerini karıştıran, müslümanları ezen bu sistemlerdir.Bunlarında ayrı ayrı kolları da vardır.İşte biz tümüne birden tağuti sistemler diyoruz.Bunların peşine bir müslüman takılıp giderse Vallahi Azimüşsan o kimse İslam dairesinden çıkmış demektir.Müslüman, asla İslam çizgisinden çıkmaz.Onu sonuna kadar savunur ve İslam yolunda can vermek için sırasını bekler.İşte biz bunun için varız.


#21.03.2013 10:28 0 0 0
  • @ozan-9 adlı üyeden alıntı:
    Devrimler ülkenin gelişmesini sağlar. Devrimler üvatandaşın aklını kullanmasını sağlar. Devrimler Doğrudur. Atatürk devrimi'de doğruydu.
    Orijinali Göster...


    Hadi git işine!Şapka devrimi de mi doğruydu?Nedir bu zulümler?Burada bütün delilleri getirsem sayfalara sığmaz.

    Mustafa Kemal'in yaptığı tüm inkılap ve devrimler hep müslümanların ve İslam'ın önünü tıkamaktı ve bunu da başarmıştır..Devrimler kanla gelir.Demokrasi hikayedir.Demokrasi dediğiniz, uyduruk, şeytani, tağuti yollardan biridir.Atatürk, müslüman kanları akıtmıştır.Halka hiç danışmamıştır.Kimse kimseyi aldatmasın zira ben İstiklal ve Çanakkale gazisi torunuyum!.Rahmetli dedem Mustafa Kemal'in nasıl birisi olduğunu bize anlatmıştır. Öyle klasik okul tarih kitaplarıyla gerçek tarihi asla öğrenemeyeceksiniz.Çünkü sizlerden saklanılan birçok gerçekler henüz meydana çıkarılmamıştır.Kemalistler yalan tarih bilgileriyle bu milleti 90 küsur senedir aldatmışlardır.
#19.03.2013 14:22 0 0 0
  • @gamLı adlı üyeden alıntı:
    "Borç alan, Buyruk alır" sözünü boşuna dememiş Atalarımız...

    Bu hükümet önceki hükümetlerden kalan100 lerce Milyar dolar lık borcu ödemiş...
    Adamların umurunda bile değil...

    Bundan önceki hükümetler ;IMF den borç almadan memur maaşlarını bile ödeyemiyordu diyorsun..

    Hiç oralı bile değiller...

    Boşver kardeş...Birilerinin birşeyleri görmüyor olması;Milletin tamamınında bu işleri görmediği anlamına gelmez..

    Zaten Milletin çoğunluğu bunu görüyor ki % 50 yi aşmış bir oy var...
    Orijinali Göster...


    Zaten Milletin çoğunluğu bunu görüyor ki % 50 yi aşmış bir oy var...

    Hakla batılı göremeyenler batıl karşısında çok çabuk pes ederler.Elhamdülillah,bizler Nuh'un gemisine binip de kurtulan az olan zümredeniz.Oysa dışarıda kalanların hepsi helak oldular..Hak'la batılı birbirinden ayıramayanları şeytan çok çabuk aldatır.AKP hükümeti; zalim AB, NATO, BM'nin güdümünde harekete ediyor.Bunlar ise hep zalimdirler.Yeryüzünü kana bulayan,İslam ülkelerini sömüren yine bunlardır.Ve Allah Azze ve Celle Hz.leri şu ayet ile bizleri uyarmaktadır.Artık aklınızı başınıza alın!..Kör olmayın sağduyulu veya aklıselim sahibi olunuz.

    HUD SURESİ-113.Sakın zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız). Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra (O'ndan da) yardım göremezsiniz!

    ABD Nato patriot füzelerini ülkemizin bazı yerlerine yerleştirdi.Zannetmeyin ki bu sadece İran'a karşı değil ki...Ülkemiz aslında işgal edildi.Buna biz "ABD mandacılığı" diyoruz.Bütün yetkiler onların eline geçti.Patriot füzelerinin tetik meselesi de hal olunduğuna göre biz şimdi kime güveneceğiz?.Gavurlara mı kendi ordumuza mı?...Kendi savunma sanayimizi onlara mı teslim etmemiz lazımdı?Onlara güvenmek bu vatana ihanettir.Vallahi bunun vebalini bu hükümet çekecektir.İşte bu zalimler ülkemizi fiiilen olmasa da bir nevi işgal olduğu için bunda ülkemizin hiçbir menfaatı da yok.Hep masraflı olup ileride bunun acısını bu milletten çıkaracaklardır.Siyonistlere hizmetin Allah katında nasıl da büyük bir vebal olduğu yukarıda ki ayetten anlaşılmaktadır. Tayyip Bey biz nato üyesi ülkesiyiz diyeceğine, burası Nato ülkesi demiştir. Patriotları savunma amaçlı diyordu ama meselenin arka yüzü işgal olduğunu söyleyemiyor.ABD, Irak'a "demokrasi ve özgürlük getireceğiz" dedi de ne oldu?Vah Irak halkına vah! VAY ZALİMLER VAY!
#19.03.2013 14:11 0 0 0
  • ‎1- İslam’ın kaynağı Kuran ve sünnettir.
    Demokrasinin kaynağı ise halktır.

    2- İslam da belirleyici ve ölçü kuran ve sünnettir.
    Demokraside ise çoğunluktur.

    3- İslam Hakkın yani bütün kainatın sahibinin koyduğu kanun ve yasalardan ibarettir.
    Demokrasi ise halkın kendi istek ve arzusuna göre koyduğu kanun ve yasalardır.

    4- İslam da görev istenmez verilir.
    Demokraside ise görevler istenerek alınır.

    5- İslam da halifeyi Ehlil-Hal ve Al-Agd veya önceki Halifenin tavsiye ettiği kişi veya kişiler içinden seçilir.
    Demokraside ise yöneticiyi, seçim vasıtası ile halk seçer.

    6- İslam’ın geliş kaynağı, bizleri yaratan tarafından, Dünya ve Ahiret kurtuluşumuzu sağlamak için Cibril vasıtası ile göndermiş olduğu vahiydir. Demokrasi ise Yunanlılardan bizlere gelmiş olan bir sistemdir.

    7- İslam da, İnsanlara yapılan muamele Müslüman olup olmadığına göredir.
    Demokraside ise herkes aynı eşittir.

    8- İslam da sorumluluk, Rabbe karşı ve ayrıca İslam’ın helal ve haramlar karşısında yani İslam yasaları karşısında sorumluluk vardır. Demokraside ise sadece kanunlara karşı sorumluluk vardır.

    9- İslam da hürriyet anlayışı(Akide, Fikir, Yaşantı) sadece Rabbin koyduğu ve belirlediği sınırlar dahilindedir.
    Demokraside ise yasalar çiğnenmediği müddetçe sınırsızdır.

    10- İslam da partiler ve onların ortaya atmış olduğu veya savunduğu planlar, projeler, yeni kanun tasarıları ve düşünceler yoktur, İslam toplumu yek vücut birdir aralarında farklı dine, ideolojiye, fikre veya anlayışa sahip olan yoktur. Bu nedenledir ki İslam’da partilerde yoktur çünkü herkes ilahi kanunlara uymak mecburiyetindedir.


    Demokraside ise Yönetime talip birçok partiler ve gruplar vardır. Ve bu partilerin her birinin ortaya atmış olduğu veya savunduğu planlar, projeler, yeni kanun tasarıları ve düşünceler vardır. Ayrıca bu partiler her zaman bir birleri ile çekişirler ve karalarlar ve eksik ve ayıplarını ortaya çıkartırlar, deşifre ederek halkın gözünden düşürürler.


    11- İslam da hiç kimse İslam dininden çıkamaz eğer İslam dininden çıkarsa öldürülür. Demokraside ise yaşamış olduğu Devletin kanunlarına uyduğu müddetçe herkes din seçme konusunda hürdür, istediği dini veya dinsizliği seçebilir.


    12- İslam da Müslüman olmayanlara has (cizye, şahitlik, dinini izhar etmeme v.s) uygulamalar vardır.
    Demokraside ise kanunlar karşısında Müslüman olan veya olmayan herkes eşittir.


    13- İslam da kadının şahitlik yapabileceği konular belli ve sınırlıdır.
    Demokraside ise kadın her konuda şahitlik yapabilir.


    14- İslam da kadın genel yönetici olamaz.
    Demokraside ise kadın genel yönetimin başına geçebilir.


    15- İslam da Gayrimüslim asla yönetici olamaz.
    Demokraside ise Müslüman olmayan bir kişide yönetici olabilir.


    16- İslam ve Demokrasi arasında kanunlar konusunda sayamayacağımız kadar farklılık vardır.İslam da birçok yasak olan zina, faiz, içki, iffetli kadınlara iftira atma gibi ve birçok şeyi haram ve yasak kılmıştır.

    Demokraside ise hürriyet ve özgürlük anlayışı hakim olduğu için bu tür şeylerin çoğu serbest veya basit cezaları vardır.



    17- İslam İnsanların arasını açabilecek veya nefsi hastalıklara yol açabilecek, toplumun arasını açacak (Gıybet, süi-zan v.s)bazı şeyleri de yasaklamıştır.

    Demokraside ise beşeri akıl ile üretildiği için bu tür hassas ve ince manevi yasaklar yoktur.



    18- İslam da cezalar dünyevi ve uhrevidir. Bu nedenle insanlar yasakları çiğnemede daha çekingen ve korku içindedirler.

    Demokraside ise cezalar sadece dünyevidir. Bu nedenle birçok insan bu beşeri kanunları çiğneme konusunda cesaretli ve cüretkardır.



    19- İslam da cezalar caydırıcılığı ve kökten çözüme gitmeyi hedefler.
    Demokraside ise cezalar basit ve caydırıcı olmadığı için her gün binlerce suç işlenir.


    20- İslam insanların beş ana unsurunu (Din, Can, Mal, Irz, Akıl) korumayı hedeflemektedir.
    Demokrasi ise Din ve nesil gibi kavramları korumayı hedeflemez.


    21- İslam da yönetici İslam dan çıkarsa yani din değiştirirse Müslümanlar güç hazırlayarak bu kafirin yerine Müslüman bir yöneticiyi getirmeleri vaciptir.

    Demokraside ise yönetici ne olursa öyle ki dinini değiştirse dahi fark etmez.


    22- İslam da Yöneticinin, belli bir müddeti yoktur kendisi delilik gibi, görevini yerine getiremeyecek müzmin bir hastalık veya irtidad gibi durumlar olmadığı müddetçe lider olarak kalır.Belirli bir süresi yoktur.

    Demokraside ise yöneticiler kanunlarındaki belirtilmiş mevcut müddetler için seçilirler.Daha sonra müddetleri bittikten sonra tekrar seçim yapılır.


    23- İslam kanunlarının hükümleri ve yasaları ilahi olduğu için asla değişmez.

    Demokrasi ise, kıt ve dar olan İnsan aklının ürünü olduğu ve ileriyi göremediği aynı zamanda bütün insanların maslahatını gözetip kavrayamadığı için her bir yönetim veya parti değiştiğinde onlarca kanun değişikliğine gidilir ve yeni kanunlar çıkartılır.


    24- İslam, küfrü ve Tağutu inkarı, ondan beri olmayı, buğz etmeyi, savaş açmayı ve onun ortadan kaldırılması ve Allah’ın dininin hakim kılınması için hazırlık yapmayı emreder.

    Demokrasi ise Yunan kafirlerinin ortaya atmış olduğu zatında küfür olan bir sistemdir. Bu nedenle böyle bir şey söz konusu değildir.


    25- İslam da Halife Müslüman olduğu müddetçe, Müslümanların ona itaat etmesi farzdır.
    Demokraside ise halkın yöneticiye itaat etmesi gibi bir şey söz konusu değildir..


    26- İslam da halife Allah’ın kanunlarını tatbik ettiği ve bu kanunları değiştirmediği veya başka kanunlar koymadığı ve Allah’ın hudutlarını koruduğu müddetçe halk buna itaat eder ve eleştiremez veya protesto edemez..

    Demokraside ise halk yöneticiyi beğenmediği ve icraatlarını doğru bulmadığı durumda eleştirebilir veya protesto edebilir.


    27- İslam da Allah’ın dini, kanunları tam ve eksiksizdir bu nedenle yeni kanun ve yasalar çıkarmak için meclis veya parlamento diye bir şey yoktur.Gerektiğinde Halife etrafındaki Alimler ile istişare edebilir. Ayrıca bu istişare, Halifeyi bağlayıcılığı yoktur.

    Demokraside ise genel olarak yönetimler değiştikçe kanunlarda değişikliğe uğrar ve bunun içinde parlamentoya ve meclise ihtiyaç duyulur.


    28- İslam da bir kimseye görev verilmesi konusunda adam ayırtma veya belli bir ideolojiye ve fikre sahip olması gözetilmez. O göreve en uygun olan kimse, o göreve getirilir.

    Demokraside ise hangi parti iktidarda ise o parti mensupları veya o partinin ideolojisine sahip insanlar üst makamlara veya görevlere atanırlar. Böylece ehil olmayanlar makam ve mevkii sahibi olurlar ve büyük haksızlıklar ve zulümler zuhur eder.


    29- İslam da ceza kanunları ve medeni kanunlar ve diğer kanun ve yasalar tamamen ilahi yani, ilmi ile olmuşu, olacağı, nasıl ve ne zaman olacağı, nerde neyin olacağını ilmiyle kuşatmış ve her şeyi bilen rabbimiz tarafından konulmuştur ve dolayısıyla adilanedir. Bu nedenle hakim karşısına gelen davalar çok kısa bir süre içinde sonuca bağlanır.

    Demokrasi ise, aciz ve duygusal heva ve hevese, kısa kıt bir ilme sahip olan insanlar tarafından konulduğu için bazen bir birine ters ve zıt olan veya adil olmayan birçok kanunlar içermektedir nitekim bir davanın çözümü, icraatları ve resmi işlemleri nedeniyle senelerce sürebilmekte ve hatta bazen zaman aşımı gibi bir saçma kanunla dava düşebilmektedir.


    30- İslam toplumunun bir biri ile kaynaşması ve yardımlaşması, birbirlerini sevmeleri kardeş olmaları, İslam da ki El-Vela ve El-bera (Allah için sevmek ve Allah için buğuz etmek) ile gerçekleşir.

    Demokraside ise sosyal bir dayanışma kaynağı yoktur ancak bu tür aktiviteler sivil dayanışma dernekleri veya örgütler tarafından genel olarak maddi bir sebep veya çıkara dayalı bir şekilde gerçekleşir. Asla manevi bir güç ve dayanak yoktur.


    31-İslam da Ümmet anlayışı vardır. bunun içindir ki toplum içindeki azınlıklar veya farklı milletlere mensub olan insanlara devletin yaklaşımı eşittir.Kimsenin kimseye veya bir milletin diğer millete üstünlüğü söz konusu değildir.Üstünlük takva iledir.

    Demokraside ise milliyetçilik, ırkçılık, devletçilik, ulusalcılık gibi bir çok cahilliye kavramları ve düşünceleri mevcuttur. Dolayısıyla farklı ırk veya milletlere mensup olan azınlıklara veya topluluklara çoğu zaman haksızlık ve kötü muamele yapılması söz konusudur.


    32-İslam da hakimiyet kayıtsız şartsız Allah’ındır. Aksini iddia eden kafir olur.
    Demokraside ise hakimiyet kayıtsız şartsız Milletindir.


    33- İslam da, Rab yani kanun koyucu ve yasa çıkartıcı bir olan Allahtır.
    Demokraside ise birçok Rabler yani kanun koyucu ilahlar vardır.
#07.03.2013 03:27 0 0 0
  • @RÜAGAR adlı üyeden alıntı:
    Haklısınız bende sinir oluyorum kendine iyi bak lafına..

    EN büyük yere emanet olmak varken bu ne saçma laf..
    Orijinali Göster...
    Haklısınız bende sinir oluyorum kendine iyi bak lafına..

    EN büyük yere emanet olmak varken bu ne saçma laf..

    Sokak Türkesi böyle oluyor.Diksiyon çok önemlidir.Veciz söz söyleyen artık yok gibidir.
#03.03.2013 21:39 0 0 0
  • noimage


    Kur’an-ı tefsir edebilmek için gereken 15 İlim dalı

    Zamanımızda birkaç ayetin manasını bilen insanların, Kur’an-ı Kerimi Türkçe malinden okuyarak “müfessir” kesildiğini ve ayetlere kendi yorumları ile mana verdiğini görüyoruz. Bu çok yanlış bir harekettir. Kur’an ayetlerinden mana çıkartmak yani tefsir ilmi herkesin yapacağı bir iş değildir. Tefsir âlimleri, bir insanın Kur’an’ı tefsir edebilmesi için o kişinin 15 ilim dalında ihtisas yapması gerektiğini vurgulamışlardır. İşte o 15 ilim dalı:

    1- Lügat İlmi: Kur’an-ı Kerimdeki her kelimenin asıl manasını bilmeye yarayan ilimdir. Mücahid (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki: “Allah’a ve kıyamet gününe iman eden kimsenin Arapça kelimelerin bütün manalarını iyice bilmeden Kur’an-ı Kerim hakkında ağzını açması caiz değildir.” Sadece bir kelimenin bir kaç manasını bilmek de yeterli değildir. Çünkü bir kelime birkaç manayı içine aldığı halde kişi bunlardan bir ikisini bilir. Halbuki orada gerçekten başka mana kastedilmiş olur. (Taha suresinde geçen “Allah arşı istiva etti” ayetinde istiva kelimesinin diğer ayetlerle çatışan “oturdu” manasını almak da böyle bir hatadır. Bu lügat ilmini iyi bilmemekten kaynaklanmaktadır.

    2-Nahv (gramer ilmi): İrabın, yani harekelerin değişmesi ve başka şekle girmesiyle mana tamamen değişir. İrabı bilmek ise nahv ilmine bağlıdır.

    3- Sarf İlmi: Bu ilmi bilmek gerekir. Çünkü kelimenin şekil ve binalarının değişmesi ile manaları tamamen değişir. İbni Faris (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki: “Sarf ilmini kaybeden çok şeyi kaybetmiştir.”

    4- İştikak (kelime türetme) İlmi: Bir kelime iki ayrı kökten meydana gelmiş ise onların manası da değişik olur. “Mesih” kelimesinin dokunmak manasına gelen “mesh” ve ölçek manasına gelen “mesahet” kökünden geldiği gibi.

    5- Mania İlmi: Bu ilimle sözün manaya göre dizilişi bilinir.

    6- Beyan İlmi: Bu ilimle sözün açık ve kapalı manaları, benzetme ve kinayeleri bilinir.

    7- Bedi İlmi: Bu ilimle sözün ifade etme bakımından güzellikleri bilinir. Bu üç ilme “İlmi belagat” denir ki, Kur’an tefsir edenin bilmesi gereken önemli ilim dallarındandır. Zira Kur’an-ı Kerim başlı başına bir mucizedir. Belağatı ile onun benzeri getirmekten herkesi aciz bırakan hali bilinir.

    8- Kıraat İlmi: Çeşitli okuyuşlar yüzünden farklı manalar anlaşılır. Böylece bir mananın diğeri üzerine tercihi bilinmiş olur.

    9- Akaid İlmi: Kuran’ı Kerim’de bazı ayetler vardır ki, onların zahiri manalarını Allah’u Zülcelal için kullanmak doğru değildir. Bu bakımdan onlarda bir tevile ihtiyaç doğar. Mesela Fetih Suresi 10. Ayette geçen “Allah’ın eli” ifadesi gibi.

    10- Usul-ü Fıkıh İlmi: Bununla bir delile dayanarak ve kaynağına inerek hüküm çıkarma yolları bilinir.

    11- Sebe-i Nuzül: Ayetlerin iniş sebebini de iyi bilmek gerekir. İniş sebebini bilmekle mana daha açığa çıkar. Bazen mananın kendisini anlamak bile iniş sebebine bağlı olur.

    12- Nasih ve Mensuh İlmi: kur’an’da lafzı ve manası sonradan başka bir ayet ile kaldırılan ayetler bulunmaktadır. Bu ilim bilinmezse o ayetleri anlamak imkansızdır.

    13- Fıkıh İlmi: Bir şeyin teferruatı tam olarak kavranırsa onun bütünü tanınmış olur.

    14- Hadis İlmi: Kur’an-ı Kerimde tafsilatı zikredilmeyen ayetleri tefsir eden hadisleri de bilmek gerekir.

    15- Vehbi İlim: Bunların hepsinden sonra “Vehbi İlim” gerekir ki, Cenab-ı hakk’ın özel ihsanıdır. Onun hususi kullarına lutfeder.

    Halk hazreti Ali (Radıyallahu Anh)’a “Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sana bazı özel ilimler öğretti mi veya başkalarına söylemediği, sana ait özel vasiyeti var mı?” diye sorduklarında bu konuyu işaret ederek şöyle buyurdu: “Cenneti yaratan ve Vücuda can veren (Allah)a yemin olsun ki, bu (bende olan şey) Allah’u Teâlâ’nın kendi kelamını anlamak bir kimseye lütfettiği anlayıştan başka bir şey değildir.”

    İbni Ebiddünya (Rahmetullahi aleyh) diyor ki: “Kur’an ilimleri ve ondan hasıl olanlar sahili olmayan deniz gibidir.”

    Yukarıda anlatılan bu ilimler Kur’anı tefsir edecek biri için vasıta yerindedirler. Eğer bir kişi bu ilimleri bilmeden Kur’an’ı tefsir ederse, o kendi görüşüne göre tefsir yapmış olur k, bu yasaktır ve bunu yapanlar için tehdit hadisleri vardır.

    Kimya-i Saadet’te şöyle yazılmıştır: “Kuran’ı Kerim’in tefsiri üç kişinin kalbine açılmaz.
    1- Arapça ilimlerini bilmeyene
    2- Büyük günah işlemekte ısrar eden veya bid’at işleyene ki, onun işlediği günah ve bid’at yüzünden kalbi kararır. Bu yüzden Kur’anı anlamaktan aciz kalır.
    3- İtikadi meselelerde zahiri manaya inanmış olup Kur’an-ı Kerimin herhangi bir cümlesi inancına ters düşünce bundan hoşlanmayan kişiye de Kur’an’ı anlamak nasip olmaz.

    Allah bu üç kısımdan bizleri muhafaza eylesin.

    Kur’an-ı Kerime mana vermeye kalkışan adama sorarlar: “Sen bunlardan hangisini biliyorsun” diye. Cevap veremez, tutulur. Çünkü ihtisas alanı başkadır. O fitneciliğin, bidatçiliğin tezini yapmıştır.

    Kimisi de kız tavlama taktikleri alanında uzmandır ama bir bakarsınız Türkçe okuduğu mealden yola çıkarak ayeti tefsir etmeye kalkar.

    Dolayısıyla hiç alakası olmadığı, bu ilimlerin onda birini bile bilmediği halde Kur’an’ı tefsir etmeye kalkışan insanların sapıtması normaldir. Çünkü tutunacağı dal, dayanacağı birşey yoktur.

    BÜYÜK TEHLİKE

    Bilerek saptıran ve ayetleri tahrif edenlerden başka cahil olup iki ayet bile okuyamayan insanlar da vardır. Cehalet mazeret kabul edilmeyeceğinden bu konudaki tehditleride sıralayalım:

    Bir Hadis-i Şerifte buyruluyor ki:

    “Kim, Kur’an’ın hükümleri ve anlamı hakkında bilgisiz olarak konuşursa, Cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizi, Tefsir-i Kur’an 1)

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
    Kur’an-ı kerimin tefsiri, Resulullahtan işitildiği gibi yapılabilir. “Kur’an-ı kerimi, kendi görüşüne, anlayışına göre tefsir eden kâfir olur” hadis-i şerifi, bunu bildirmektedir. (1/234)

    “Kur’an-ı kerimi, kendi görüşüyle açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir“ (Nesai)

    Allah’u Teala böyle insanlara akıl fikir ihsan eylesin, şerlerinden Ümmeti Muhammed’i muhafaza eylesin.



    Kim, Kur’an’ın hükümleri ve anlamı hakkında bilgisiz olarak konuşursa, Cehennemdeki yerine hazırlansın.(Tirmizi, Tefsir-i Kur’an 1)

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:

    Kur’an-ı kerimin tefsiri, Resulullah'tan işitildiği gibi yapılabilir. “Kur’an-ı kerimi, kendi görüşüne, anlayışına göre tefsir eden kâfir olur” hadis-i şerifi, bunu bildirmektedir. (1/234)

    Kur’an-ı kerimi, kendi görüşüyle açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir(Nesai)

    KAYNAK
#03.03.2013 17:59 0 0 0
  • [video=youtube;pO0PLetIT0w]http://www.youtube.com/watch?v=pO0PLetIT0w[/video]

    Nurettin Yıldız hocaefendi çok haklı.Günlük yaşantımızda bilhassa bunu, "Kendine iyi bak!" kelimesini gençler söylüyor.Bu bir lakayt sözlerdendir.Böyle bir alışkanlığımız varsa hemen terkedelim.
#02.03.2013 06:03 0 0 0
  • Biz toplumsal ve dini olarak olarak neslimizin akibetini düşünürken,devletimiz bu projenin rağbet görmesi için para veya başka yardımlar önereceğini gözönünde bulundurursak ve de böyle bir ortam oluşturulursa şayet, zaten ülkemizin fakir ve yoksul orta hallinin toplam durumu takriben % 75 civarındadır.Geri kalan kısmı ise tuzukuru ve zengin olanlardır.Bu yüzde % 75'lik duruma yardım etmek veya para söz konusu olursa gelecekte neslimizin büyük bir kısmı hep süt kardeşlikten ibaret olacağını düşünmemiz lazımdır.Çünkü bu işler hep para ve yardıma dönüştürülürse evliliklerin çok aza indirileceği göz önünde bulundurulacağını hiç hesap etmişler midir?Hem üstelik bu proje ek gider bütçesi gündemini beraberinde getirir.

    Evet yine tekrar ediyorum bu proje pürüzlü, sakat ve sorunludur..Ülkeye fayda değil hep zarar getireceğini aklımızdan çıkarmayalım..Kısacası; yıllar geçtikçe öz ve süt kardeşlerin bir arada yaşayacağı ülkemizde dünyada en çok bizde olacağı da kesindir.Ne trajı komik bir ülke olacağımızı tüm dünya bize nasıl bir gözle bakar yahu!..Eğer bu proje çok rağbet görürse bekar gençlerimiz, orta yaşlı olanlarımız evini barkını bırakıp ta gurbet ellerde evlenebilme teşebbüsünde bulunacağından şimdiden beni olumsuz etkilemeye başladı.Bu proje bize göre olamayacağı kesindir.

    Milletimiz biraz şuurlanıp da aklı başına gelirse bu proje yüzünden AKP'ye oy vermeyeceğini zannediyorum.AKP hükümeti ne yaptığını bence bilmiyor.Bunlar akıllıca işler değildir.Ülkemizin nesli açısından tehlikeli ve olumsuzdur.ben asla korkak birisi debdeğilim.Sağduyulu olmak için illa ki alim, profesör olmaya da gerek yoktur.Ben her zaman ülkemizin geleceğini düşünenlerdenim.Akıllıca olan, faydalı hizmetlere de şapka çıkarırım.Lakin bu proje hiç de hoş değildir.Bana hak veriyorsunuz değil mi?

    Tayyip Bey, "çok çocuk yapın nüfusumuz yaşlanmaya başladı"gibi sözlerle neyi kastettiğini henüz anlamış değiliz.Yoksa bu proje için mi bu sözleri söylemiştir, Allahu alem...

    Ülkemizin kaynakları henüz işletilmiş ve tükenmiş de değildir.Eğer tüm gelir kaynakları harekete geçirilirse sözümüz olmaz.Lakin vaziyet şimdilik biraz kötü durumda olduğu için bu teklif pek olumlu görülmüyor.
#02.03.2013 00:25 0 0 0
  • Bu konu Çok önemlidir...Hemen güncelleyelim ve peşini de bırakmayalım.

    Bilhassa hanım kardeşlerimizin bu konuda çok duyarlı olmasını temenni ediyorum.

    Devlet büyüklerimiz ve diyanetimiz büyük bir gaflet örneği göstermiştir..Bu mesele meclise sunuldu mu onu bilmiyorum ama dini yönden bu projenin gelecek nesil için büyük zararı vardır.

    Bu projenin bir maddesinde "isteye bağlı razı olunursa din ve mezhep ayırımı yapmadan gönül rızasıyla başkasının çocuğunu emzirip süt anne olabilir" diye şerh düşürmüşler.Yahu bu kadar cehaletlik olur mu?Mezhepler her neyse ki, ya din faktörünü nasıl hallediyorlar onu anlamış değiliz.

    MÜSLÜMAN BİR ANNEDEN DOĞMUŞ, LAKİN HIRİSTİYAN VEYA YAHUDİ BİR KADINDAN SÜT EMMESİ DİNiMİZİN NERESİNDE VARDIR?
    HIRİSTİYANLAR DOMUZ ETİ YERLER.BUNA GÖRE, EMZİRİLECEK ÇOCUĞA DA HALİYLE SÜTÜ GEÇECEKTİR.BÖYLE BİR ORTAMDA SİZLER BUNA NASIL RAZI OLABİLİR MİSİNİZ??BİR BEBEK HANGİ ANNEDEN SÜT EMMİŞ İSE ONDAN AHLAKİ VE IRSİLİK GEÇECEKTİR.TECRÜBE EDİLMİŞTİR

    Diyanetimiz diyor ki:"Her emzirilen çocuk kayıda geçirilecek ve 5-10-15-20-25 yaşlarına gelince her 5 yılda bir evlerine tebligat gönderilip "senin filan kadın süt annendir" denilecekmiş.Düşünün bir kere; bu çocuklar, annesi vefat ettiğinde veya her hangi bir sebeple öz annesinden ayrıldığında diğer süt annesinin yanında büyürlerse onların yanında ki süt kardeşleri büyüyünce kendi aralarında, süt annesi vefat etmiş olsa, miras kavgası olmayacak mı?Zaten öz kardeşler bile mirasta birbirilerine kurşun atarken nasıl olur da bunlar anlaşabilecekler?Bunlar ileride hep sorun olacak meselelerdir.Bütün bu çalışmaların asıl maksadı bu neslin ahlakını ve ırkını bozmak, ileride ne idüğü belli olmayan çeşitli ahlak sahibi olmuş nesiller türeyecektir. .Bunlar Türk neslini mahfetmek istiyorlar.Bunlar siyonizmin bir oyunudur.Bu tuzaklara düşmeyiniz

    Eğer bir bebeğin öz annesinde her hangi bir sebeple sütü kalmayınca veya kesilince yapılacak tek şey, saliha olup, namazlı abdestli tanıdık komşu veya akrabadan olan bir hanıma çocuğunu emzirse bu çok güzel olur.Zira böyle yapıldığı takdirde sütten geçecek ahlaki ve ırsi durum Allah'ın izniyle sorunlu olmayacağına inanıyorum.

    Ha, aklıma gelmişken söyleyeyim; anne ve babası bulunamamış veya her ikisi de ölmüşler ise; sahipsiz, yani yetim ve öksüz kalmış ise, onu emzirmek merhamet açısından bu da hayırlı olur..Elbette ki kimsesiz, sokağa atılmış, veya bir camii avlusuna terkedilmiş olup, annesi bulunamamış ise insanlık için Allah rızası için onları emzirebilirsiniz.Bunları yapmak için kanunen kayda geçirmeniz icap eder.Aksi takdirde bu çocuklar rüşde erince sizden gelecek mirastan resmi olarak hak alamayacakları malumunuzdur.

    Meselenin maddi yönünü ele almışlar ama manevi yönünü hiç hesaba katmamışlar.Yahu sütlerin birbirine karışmaması meselesi de bu pek inandırıcı olmamaktadır.Zira bu ülkede sahtekarlar üçkağıtçılar cirit atarken bunlara güvenilmez.Hastanelerimizde veya süt bankalarında skandal olmayacağını kim garanti edebilir ki?Bunlardan kesin bir teminat istenmelidir.Ben şahsen hiçbir kimseye güvenmiyorum.Bu proje biz müslümanlara göre değil, gavurlara göredir.Dinimizde de yeri yoktur.

    Bu çalışmalar dinlerarası diyalogçuların işidir.Zira onlar gavurlara kucak açanlardır.AB kriterlerine göre bizim vatandaşlarımızı yönlendirmeye çalışıyorlar.Bunlar tehlikeli gelişmelerdir.Ben şahsen gelecek neslimizden kaygı duymaya başladım...Allah sonumuzu hayırlı etsin!.

    Taze anne sütü kadar değerli bir süt yoktur.Hijyenik bir ortamda da saklansa bile bu verimli olmaz.Zira bekletilen anne sütü bebekte bir takım hastalıkların bulaşmayacağını garanti edebilirler mi?Biz çok gördük hijyenik bir ortamda neler döndüğünü..Para için yapamayacakları şey yoktur.

    Faruk Başer hocaefendi videoda tam tesbitte bulunmuş... Aynen benim dediğim gibi bu proje sakıncalı ve sorunlu olacağı kesindir.Bu proje bize göre değildir.Avrupalılar bile bu projeden vazgeçtiğine göre bu bir siyonistlerin tuzaklarıdır.

    Hanımlar bilhassa aman sakın hata etmesinler bunun vebali maddi ve manevi olarak hesap vermek mecburiyetinde kalırlar.

    .BEBEĞİ EMZİRECEK SÜT ANNE SALİHA BİR KADINDAN OLMALIDIR.AKSİ TAKDİRDE ÇOCUĞUN AHLAKINDA ANORMALLİKLER DOĞACAKTIR.TECRÜBELERİMİZ BİZİ YANILTMIYOR..

    Bizler müslümanlar olarak çok çok titiz olmalıyız...
    Fetvayı kim verirse versin bir de kendi vicdanımıza, kendi kalbimize sormalıyız...
    Hatta ve hatta en sağlamı; fetva ile değil takva ile hareket etmektir inşallah...

    Bu konuya çok önem veriyorum.Zira neslimiz mahf edilmek istenmektedir.

    Emzirecek olan kadın, bebeğin süt annesi olacaksa o kadının bütün kimlik ve açık adreslerini bizzat yerinde görüp, ondan sonra ona göre emzirmeye çalışılmalıdır.Bunda sakınca olmaz.Bu şekilde muamele ve anlaşma resmiyete dökülürse sorun çıkmaz.

    Mezheblerin farklılığını kabul etsek de din farklılığı bu meselede pek olumlu görülmüyor.Zira emzirilen bebek büyüyünce hangi dinden olacağını nasıl bir ortamda yetiştirileceğini iyi bilmek lazımdır ki müslüman bir bebek kafirlerin veya hıristiyan veya yahudi kadınların elinde heba olmasın..O bebek büyüyünce din değiştirme meselesi de ayrı bir sorun olacağını da unutmayalım.

    Yıllar geçtikçe ülkemize turist olarak gelen hıristiyan kadınlar, anne sütüne ihtiyacı olan sahipsiz müslüman bebekleri emzirip sonradan onları alıp ülkelerine götürürlerse akibeti ne olur diye hiç düşündünüz mü?..Bu meseleyi devlet büyüklerimiz veya diyanet hocalarımız hiç düşünmüşler midir?Veya yıllar geçtikçe para kazanmak için ülkemize yoğun bir şekilde hıristiyan kadınların gelmeyeceğini düşünebilirmisiniz?İsteğe bağlı razı olunursa eğer,zannedersem ülkemize yoğun turist akını olacağa da benziyor.Bu, ülkemiz açısından maddi yönde çok iyi olur ama ilerisi çok sakat bir durumdur..

    Nereden baksanız bu proje hep pürüzlü, sakat, sorunlu ve faydasız olacağı ta başından kesinlik kazandı.. İnşaallah bu projeyi rafa kaldırırlarda dahada tartışma olmaz ülkemizde ...

    Evet, bu fikirlerimde her hangi bir yanlışlık varsa onu da sizinle beraber müzakere etmeye hazırım...
#02.03.2013 00:24 0 0 0
  • "Anne Sütü Bankası" - Samanyolu Haber

    8 Mart 2013 de İzmir' de açılacakmış ilk ANNE SÜTÜ BANKASI...
    Rabbim sonumuzu hayreyleye..

    Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklama şöyle:

    "Anne sütü, erken doğmuş ve hasta yeni doğan bebekler için hayat kurtarıcıdır.
    Hastanelerde, bu bebeklerin yalnızca anne sütü ile beslenmesi yeni doğan ölümlerini azaltacak ve sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlayacaktır.
    Bu bebekler için öncelikle kullanılacak olan kendi annelerinin sütüdür.
    Anne sütünün yeterli düzeyde veya hiç olmaması durumunda, bebeklerin anne sütünden yararlanabilmeleri için "Anne Sütü Bağışı" sisteminin kurulması düşünülmüştür.
    Bu husustan hareketle ülkemizde Anne Sütü Bankalarının kurulması ve Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerine entegre edilmesi konusunda çalışmalar yapılması kararlaştırılmıştır."

    "HEKİM KARARIYLA DAĞITACAK BİR YAPIDIR"

    "Anne Sütü Bankası, gönüllü annelerin bağışladıkları anne sütünü; uluslararası standartlarda toplayacak, saklayacak, testlerden geçirecek, işleyerek güvenliğini sağlayacak ve gereksinimi olan bebeklere, hekim kararıyla dağıtacak bir yapıdır.
    Konuyla ilgili uluslararası uygulamalar da incelenmiştir.
    Yüz yıldan fazla geçmişi olan bu sistem gelişmiş ülkelerde bebek sağlığını iyileştirmeye yönelik ulusal stratejilere entegre edilmiştir. Ülkemizde ise Anne Sütü Bankacılığı ile asırlar öncesine dayanan 'Süt anneliği' geleneğimizin etkin ve güvenli şekilde sisteme kavuşturulması amaçlanmıştır."

    "HER BEBEK İÇİN TEK DONÖRDEN SÜT ALINACAKTIR"

    "Ülkemizde Avrupa ülkelerinden farklı olarak süt kardeşliği hukukunu güvence altına alacak bir sistem oluşturması hususu göz önünde tutulmuştur.
    Bu anlamda Anne Sütü Bankacılığı sisteminin sağlıklı ve güvenli şekilde hayata geçirilebilmesi noktasında şu esaslar öne çıkmaktadır:
    Süt bağışlayan annelerin sütleri karıştırılmayacak, her bebek için tek donörden süt alınacaktır.
    Bağış yapan bir annenin bir süt bebeği olacaktır.
    Güvenli bir kayıt sistemi kullanılacak, süt bağışı yapanın ve alıcının kimlikleri kayıt altına alınacak, bu bilgiler her iki nüfus kütüğüne gönderilecek ve her iki tarafa da verilecektir.
    Hem bağışçı hem de alıcıdan yazılı onam formu istenecektir.
    Bağışçı annenin bebeği ile alıcı annenin bebeği aynı cinsiyetten olacaktır.
    Süt alan bebekler 5 yıldan sonra ve her 5 yıllık periyodda en az 5 defa bilgilendirilecektir."

    "ANNE SÜTÜ BAĞIŞI UYGULAMASINA BAŞLANACAKTIR"

    "Anne Sütü Bankası" sistemi konusunda, yukarıdaki esaslar çerçevesinde, tüm ilgili paydaşlarla çalışmalar devam etmektedir.
    Kamuoyunda tereddüde neden olabilecek riskleri ortadan kaldıracak düzenlemelerin hayata geçirilmesinin ardından Anne Sütü Bağışı uygulamasına başlanacaktır."
#02.03.2013 00:23 0 0 0
  • Pr.Dr.Hayrettin Karaman:"Müslümanlar bu konuda çok dikkatli davranmalı"

    İslam hukuku Profesörü Hayrettin Karaman, eskiden emzikli kadınların fazla sütünü alıp uygun bir ortamda koruyup, gerektiğinde ihtiyacı olan bebeklere vermesinin mümkün olmadığını belirtiyor ve bu yüzden geçmiş fıkıhçıların bu konu üzerinde durmadığını aktarıyor.
    "Süt bankalarıyla ilgili verilen bilgiye göre bu sütler ayrı ayrı verildiği gibi birbirine karıştırılarak da verilmekte, hangi kadının sütünün hangi çocuğa verildiği bilinmemektedir." diyen Karaman'a göre başka dinlerde ve topluluklarda 'sütanneliği' ve bundan doğan evlenme engeli (sütanne ve bazı yakınları ile onu emenin evlenmesinin haram olması hükmü) bulunmadığı için böyle bir uygulamada sakınca görülmemiş, bebekler için en uygun gıda olan kadın sütünden yararlanmak tercih edilmiştir.
    İslâm'da ise sütanneliği ve bundan doğan evlenme engeli olduğunu hatırlatan Karaman şu ifadeleri kullanıyor:
    "Bu sebeple bebek, ilk iki yaşı içinde emdiği kadının 'süt çocuğu' olur, o kadınla, onun usulü, fürûu ve bazı yan akrabası ile evlenemez.
    Günümüzde süt bankası uygulaması başlayınca bazı fıkıhçılar, 'Sütler birbirine karıştığı ve kimin sütünü kimin emdiği bilinmediği, ayrıca süt kadının memesinden değil, biberon vb. bir şeyden verildiği için' bu uygulama sonunda sütanneliği ilişkisi doğmaz.' diyor.
    Bize göre kimin olduğu bilinmeyen bir kadın sütünü bebeğe vermek için zaruret bulunması; yani verilmediği takdirde çocuk için hayatî tehlikenin bulunması gerekir.
    Bu takdirde süt, zaruret sebebiyle verilmiştir, annenin kim olduğu da bilinmemektedir, insanlar bilmeden yaptıkları şeylerden sorumlu olmazlar.
    Zaruret hali dışında eğer kadın sütü alınacak ve bebeklere verilmek üzere bir yerde bekletilecekse bu sütün kime veya kimlere ait olduğu hem kabının üzerine hem de uygun bir yere kaydedilmelidir.
    Süt bir bebeğe verilirse bebeğin de kimlik kayıtları sütanneninkinin yanına kaydedilmeli, ayrıca ailesine bilgi verilmelidir.
    Bir bebek ayrı zamanlarda veya birbirini takiben birden fazla kadını emse bu kadınların hepsi bebeğin sütannesi olur.
    Buna göre sütleri karıştırılarak verilmiş kadınlar da verilen bebeğin sütannesi olurlar.
    Sütanneliğinin oluşmasında etkili/belirleyici olan, sütün bebeğe nereden ve nasıl verildiği değil, sütün bebeğin midesine girmesidir.
    Süt bankalarından yararlanmak isteyen Müslümanların bu konularda hassas davranmaları gerekir."
#02.03.2013 00:22 0 0 0
  • Anne sütü…
    Saf, temiz, faydalı, doğal…
    Bebeklerin temel gıdası...
    Kur’ân-ı Kerîm’de bile önemine binaen âyetler gelmiş, bu kadar önemli bir gıda anne sütü...

    Son zamanlarda bu tertemiz anne sütünü bulandıracak faaliyetler başladı.
    Bazısı kasıtlı, bazısı masumane…
    Gayet masumane başlatılan bir hareketle bu konuya bizim dikkatimiz çekildi.
    Bir hanım iyi niyetlerle ortaya çıkıp, mamanın içindeki zararlı maddelerden dolayı sütanne bulup bebeğine kendi veremediği anne sütünü bir başka anne ile yani sütanne vasıtasıyla vermeye başladı.
    Sonra bu durumu yaygınlaştırıp bir harekete öncülük etti.
    “Anne Sütü Olanlar Olmayanları Bulsunlar Hareketi” adını verdiği bu hareketle sütü olmayan anneleri sütü olan annelerle buluşturdu.
    Bu bir gönüllük hareketiydi, Allah razı olsun, pek güzeldi, pek hoştu.
    Pek çok anne de sayesinde kendi bebeğinin yanısıra başka bebeklerin de sütannesi oldu.
    Süt ememeyen bebekler de süte kavuştu.
    Ancak, bu oluşum sakıncaları da beraberinde getirdi.
    Öncelikle dinî hassasiyet hususundaydı sakıncalar.
    Bizi de ilgilendiren yanı bu husustu.

    Galiba bu hareketi başlatan hanıma da bu konuda yapılmaktaydı tenkitler.
    Ancak hanım, çocuklara süt veren anneyi ailenin tanıdığını söyleyerek bir bakıma temize çıkarıyordu başlattığı bu hareketini.
    Fakat bir havuz oluşturacağını ve bu süt havuzuyla sütü olmayan annelere süt ulaştıracağını söyleyince işin yönü de değişti.
    Burası Türkiye ve burada bunu suiistimal edenlerin de bulunabileceğini ve bu başlattığı hareketin sonradan başka bir mecraya kayabileceğini düşünemedi veya düşünmek istemedi.
    Ya bilmeden sütkardeşler birbirleriyle evlenirlerse…
    .....
    Düşünsenize gelecek nesildeki bebekler farkında olmadan birbirleriyle kardeş oluverecekler!
    Kardeş kardeş yaşayacağız anlaşılan.
    Evlenmeler de kalkacak (!), ya da bilmeden sütkardeşler de birbirleriyle evlenecekler.
    Çünkü verilen sütler karıştığı için kimin sütü kimin belli değil.
    Bu durumda kim kimin sütannesi, kim kimin sütkardeşi yine belli değil…
    İlerde aynı anneden beslendiğinin farkında bile olmayan çocuklar, belki birbirlerini sevecek ve evlenmeye kalkacak, nesepler karışacak, nesiller bozulacak, dinin hükümleri hiçe sayılacak, toplum dejenere olacaktır.

    Anne sütü bankaları varmış bizde de meğer!
    Biz yalnızca iyi niyetle yola çıkan bir hanımın başlattığı bu hareketi sorgularken aslında atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş de haberimiz yok!
    Anne Sütü Bankaları varmış bizde de…
    Üstelik yakında biri daha açıldı iyi niyetlerle(!).
    “Anne Sütü Bankası da ne” diye düşünenlerimiz vardır muhakkak.
    Açıklayalım.
    Efendim, Anne Sütü Bankası uygulaması Finlandiya’da başlamış 1937 yılında.
    Bu bankalarda para yerine süt biriktirilmiş.
    Annelerin sütleri özel pompalarla sağılıp bir havuzda toplanıyor ve ihtiyacı olan çocuklara içiriliyor.
    Yani süt bankaları bizim sütannelerimiz gibi…
    Ancak burada bir iki annenin değil, onlarca, yüzlerce annenin sütü birbirine karışmakta ve bebeklere bu karışım süt içirilmektedir.
    Bu havuzlarda biriktirilip karıştırılan süt belki modern Batılılar için bir sorun değil..
    Ama bizim için yani Müslümanlar için mahzurlu…
    .....
    Satılık anne sütü
    Yakında “Satılık anne sütü” diye reklamlar duyarsanız şaşırmayın.
    Çünkü birkaç yıldan beri televizyonlardaki dizilerde, özellikle bir kanalın dizilerinde sütannelik konusu işlenmekte ve para ile sütanne tutulmakta, hatta gizliden gizliye annelere gönderme yapılarak göğüslerinin bozulmaması için sütanne tutmaları mesajı verilmektedir.
    Yakınlarda para ile sütanne tutulması konusunda bir sektör oluşturabilir ve “evlere sütanne gönderilir” diye reklamlar ve ilanlar görebiliriz gazete ve televizyonlarda.
    İş bununla kalsa iyi, ya sütü bol olan annelerin sütlerini sağıp bir havuzda karıştırıp onları dondurup satışa sunarlarsa...

    Bebeklerimizin en doğal gıdası olan ana sütü bulandırılmakta, kirletilmekte…
    Bulandırılıp kirletilen ana sütü mü, nesillerimiz mi?

    Fatma Toksoy
#02.03.2013 00:21 0 0 0
  • @ASUR adlı üyeden alıntı:
    [alinti=#4997681]Terakkiperver[/alinti]İMF zaten borç batağına girmiş.Lakin Türkiye'den alacağı veya aldığı 5 milyar doları nasıl bize iade edecek onu da siz söyleyin!.

    türkiye borç batağındayken, enflasyonun aşırı derecede fazla olduğu zamanlardayken nasıl borcunu ödediyse, onlarda borcunu ödeyecek. Devletler arası hukuku bozmaları mümkün değil. anlaşma yapıldıysa eninde sonunda ödemeye mahkumlar. biz nasıl ödediysek , borç batağında bile ödediysek onlarda ödeyecek. Ayrıca 5 milyar dolar ilk defa duyulan bir rakam değil. Çok daha fazlaları karşılıklı olarak alınıp ödeniyor. Neden 5 milyara takıldık ki?
    Orijinali Göster...
    türkiye borç batağındayken, enflasyonun aşırı derecede fazla olduğu zamanlardayken nasıl borcunu ödediyse, onlarda borcunu ödeyecek. Devletler arası hukuku bozmaları mümkün değil. anlaşma yapıldıysa eninde sonunda ödemeye mahkumlar. biz nasıl ödediysek , borç batağında bile ödediysek onlarda ödeyecek. Ayrıca 5 milyar dolar ilk defa duyulan bir rakam değil. Çok daha fazlaları karşılıklı olarak alınıp ödeniyor. Neden 5 milyara takıldık ki?

    Artık tartışmak istemiyorum.Türkiye bugüne kadar tuttuğunu koparan bir ülke olsaydı o zaman bu sözlerinle sen haklı olacaktın...
#27.02.2013 14:06 0 0 0
  • @ASUR adlı üyeden alıntı:
    Adalı :
    BU rakamların birtek rakamı bile yanlış değil
    noimage

    Bu resmin bir tek rakamı bile yanlış değil, derken kaynağını alabilir miyiz? Kim hazırlamış bu tabloyu. Devlet bunu açıklamadan dvletin hesaplarına girebilen biri mi acaba? bu rakamlar gerçek olsaydı şu an yunanistan gibi, italya gibi, ispanya gibi olurduk. bu ülkelerle aramızdaki farkı kıyaslayıp her gördüğünüz resme balıklama atlamayın diye düşünün derim size.

    Terakkiperver:
    İMF'ye verilen borcun geri alınıp alınayacağı hakkında bana delil gösterirsen memnun olurum.Bu paranın üstüne soğuk su içeceklerine inanıyorum.Türkiye daha Mavi Marmara'da yapılan Türk katliamından tazminat alamamışken bunu nasıl alabileceğiz ki?.Açıkçası dış ülkelere karşı dirayetli bir devletimiz yoktur.


    burada karıştırmışsınız biraz. Mavi marmara bir terör olayıdır. Kendilerini akıllarınca haklı gören israil neye karşılık vereyim diye düşünüyor. Devletler arası anlaşılan alınıp verilen borçlar ise mutlaka ödenir. biz nasıl yıllardır imf ye borç ödüyorsak , onlarda ödeyecekler. bu devletler arası hukuktur. israilin mavi marmara olayı ile bağlantı kurulamaz. bu paranın üzerine bir bardak soğuk su içeceklerine inanıyru, derken faraz konuşmanında bir mantığı yok. sadece bir bardak soğuk su mu içilecek , yoksa kesin bir kaynağınız var da biz mi bilmiyoruz.
    Orijinali Göster...
    Bu resmin bir tek rakamı bile yanlış değil, derken kaynağını alabilir miyiz? Kim hazırlamış bu tabloyu. Devlet bunu açıklamadan dvletin hesaplarına girebilen biri mi acaba? bu rakamlar gerçek olsaydı şu an yunanistan gibi, italya gibi, ispanya gibi olurduk. bu ülkelerle aramızdaki farkı kıyaslayıp her gördüğünüz resme balıklama atlamayın diye düşünün derim size.



    burada karıştırmışsınız biraz. Mavi marmara bir terör olayıdır. Kendilerini akıllarınca haklı gören israil neye karşılık vereyim diye düşünüyor. Devletler arası anlaşılan alınıp verilen borçlar ise mutlaka ödenir. biz nasıl yıllardır imf ye borç ödüyorsak , onlarda ödeyecekler. bu devletler arası hukuktur. israilin mavi marmara olayı ile bağlantı kurulamaz. bu paranın üzerine bir bardak soğuk su içeceklerine inanıyru, derken faraz konuşmanında bir mantığı yok. sadece bir bardak soğuk su mu içilecek , yoksa kesin bir kaynağınız var da biz mi bilmiyoruz.

    İMF zaten borç batağına girmiş.Lakin Türkiye'den alacağı veya aldığı 5 milyar doları nasıl bize iade edecek onu da siz söyleyin!.
#27.02.2013 11:46 0 0 0