Terakkiperver

Terakkiperver

Üye
31.03.2008
Uzman Çavuş
6.031
Hakkında

  • Avrupalıların isim olarak nitelediği bir şey vardır.O da İmparatorluktur.Fakat bu hususta dikkat edilecek nokta şudur..İmparatorluk, emperyalizm demektir.Lakin Osmanlı İmparatorluğu denilirken buraya pür dikkatinizi çekmek isterim.Aslında "Osmanlı Devleti" denilmelidir.Osmanlı bir sömürgeci devleti asla değildir.Avrupalılar bu Osmanlı'ya imparatorluk adını vermişlerdir.Yanlış anlaşılmasın ki, Osmanlı adalet ve hak üzerine kurulmuş büyük bir devlettir.Yani ulusal bir devlettir..Yabacı kökenli bir çok devletlerden oluşmuştur.700 yıllık bir geçmişine bakarsak bir tane bile olsa zorla alınmış, halkı katledilmiş millet göremezsiniz.Bu yüzden Osmanlı'yı iyi tanımamız gerekir..
#11.08.2009 00:09 0 0 0

  • 5- Batıl inançlar

    Batıl inançların evrimsel hiçbir mantığı yok. Dinin bunu tetiklediği düşünülüyor.




    Bu söz aslında batıldır.İslam'da batıl inanç yoktur..Varsa hıristiyanlık ve yahudilik dinlerinde vardır...İslam akıl ve mantık dinidir.Vahye dayalıdır.Onun için vahiyle gelen şey batıl olamaz...
#11.08.2009 00:00 0 0 0
  • Ben bir erkek olarak bana "sen çirkinsin " deseler hiç aldırmam.Önemli olan ahlak güzelliğidir öyle değil mi arkadaşlar?...
#10.08.2009 17:08 0 0 0
#10.08.2009 17:06 0 0 0
  • Namaz Kılmazsak Bakın Ne Oluyor?

    Sabah namazını kılmayanın: Yüzünde nur kalmaz
    - Öğle namazını kılmayanın: Rızkından bereketi kaldırılır
    - Ikindi namazını kılmayanın: Vücudunda kuvvet olmaz
    - Akşam namazını kılmayanın: Evladının hayrını göremez
    - Yatsı namazını kılmayanın: Uykusunda rahat edemez


    Dünyadaki cezası

    - Salihlerin (nur) simasını yüzünden siler
    - Yaptığı hiç bir amele sevap vermez
    - Duası Allah katına çıkmaz
    - Dünyadaki bütün mahlukat ona buğuz eder
    - Salihlerin duasından nasibini alamaz

    Ölür iken

    - Zelil olarak ölür
    - Aç olarak ölür
    - Susamış olarak ölür (ne kadar içerse içsin susuzluğunu gideremez)

    Kabirde

    - Allah kabrini daraltır. (kaburgaları birbirine girer)
    - Kabrinde ateş yanar
    - Allah ona yılan musallat eder ki kiyamete kadar ona eşlik ederek (vurarak) kıyamete kadar azap eder

    Kiyamette

    - Allah ona yüzünün üzerinde sürünerek mulat eder ceheneme kadar
    - Allah ona gazapla bakar ki yüzünün eti eriyip gider
    - Allah onu en küçük günahlardan bile hesaba ceker, af etmez

    Peygamber Efendimiz SallAllahu aleyhi ve sellem:
    "Namazdan alı koyan işlere Allah bereket vermesin" diye beddua etmiştir.
#05.08.2009 00:28 0 0 0
  • Hak ve hakikatler neler uğruna terk ediliyor.

    İnsan süfli, düşüklükler âleminin değil ulvi, yücelikler aleminin varlığıdır. İnsan meleklerin secde ettiği Adem"in neslinden olup yeryüzünde Allah'ın halifesidir. İnsan en üstün ve en güzel Ahsen-i takvim üzere yaratılmıştır.

    İnsanın sevdası ve kavgası Hak ve hakikate mensup olma sevdası ve kavgası olmalıdır. Eğer değerlerimize sahip çıkmayacak olursak ötelerde neler uğruna yüce değerlerden vazgeçtiğimizi, önemsemediğimizi anlayınca iş işten geçmiş olacak. Evet. Heva, heves, nefis ve şeytana uşaklık yapma uğruna Hak ve hakikatler terk ediliyor.

    Hz. Mevlana der:

    Kıyamet günü âşıkla maşuku birbirine bağlarlar da herkesin önüne çıkarı verirler.

    Allah'tan başka bir şeye tapanlar o taptıkları şeyin altında kalmalarını mı bekliyorlar?

    Güven aramak için peşine düşülen şeylerin bizzat kendileri güvene muhtaçtırlar. Ölüm aradığı şeyi bizde bulmalıdır. Allah'tan bağımsız bir hayat yaşayacağını düşünebilenler, ahirette Allah'tan bağımsız kaldığı söylendiğinde hissedeceği cehennem azabını da düşünebilmelidirler. Allah'tan korkmayanın akıbetinden korkulur.

    Hz. Ömer (r.a.) bir gün Şam'a gitmek üzere ashabı kiramdan bir grup ile yola çıktı.Bir deveden başka bir şeyi yoktu.

    Kölesi Muğire ile nöbetleşe deveye biniyordu. Bir saat kadar kendisi biniyor, kölesi deveyi çekiyor, sonra bir saat kadar köle biniyor, Hz. Ömer deveyi çekiyordu. Allah'ın hikmeti, tam Şam'a yaklaştıklarında deveye binme sırası Muğire'ye gelmişti. Ashabı kiram, Hz. Ömer"e deveye kendisinin binmesinin uygun olacağını söylediler.

    Hz. Ömer de:

    -Nöbet Muğire'nindir. Benim deveye binme nöbetim geçti, buyurdu.

    Ashabı kiram:

    -Bugün Şam'a gireceğiz.Şehrin ileri gelenleri sizi atları üzerinde karşılayacaklar. Onların karşısında yaya olmanız münasip olmaz. Lütfedin de ricamızı kabul edin, dediler.

    Hz. Ömer; bu sözden huzursuz olup:

    -Hala bu evhamdan kurtulamadınız mı? İslam dininin yüceliğini böyle mi anladınız. Bize İslam'ın şerefi yetmez mi? İslam'dan daha üstün ve şerefli bir şey var mıdır? Hak Teala bu izzeti ve devleti bize ihsan eylemiştir.İslam tacını başımıza, Resulallahın (s.a.v.) şeriat hırkasını sırtımıza, kelime-i şahadeti dilimize, Kur'an-ı Kerim'i kalbimize koymuştur.İslam'ın kıymetini anlamışız. Halka at ile elbise ile gösteriş yapmanın ne kıymeti vardır. Yalnız Resul-i Ekrem'in ümmeti olmak şerefi size yetmez mi, diye cevap verdi.

    Hz. Mevlana şöyle der:

    Ey kardeş, Bir olan Allah'a ve Hz. Muhammed'e yapış da ten Ebu Cehil'inden kurtul!

    Cahil olan Hakkı uzak görür.

    Bütünden ayrılan her parça ölür, yok olur. Vucuttan kopan her organ murdar olur.

    Aklını başına al, ateşi ancak din nuru söndürür.

    Zulüm nedir? Bir şeyi, konmaması gereken yere koymak; buysa, belâlara kaynak olur ancak.

    Karınca bir tane buğdaya ömrünü harap eder. Oysa o taneye bakıp harmanı görse, taneye titrer durur muydu?

    Heva ve hevesi terk etmek acıdır. Ama Allah'tan uzak kalmak daha acıdır.
    Yapacağın her işte nefsine danışmak ve ne derse aksini yapmak olgunluktur.
    Kalbi ölen kişiye dünya geniş görünür.

    Sevdiğin şeyler, seni kör ve sağır eder.

    Zekidir, ince şeyleri bilir Bilir ama değil mi ki kıblesi dünyadır, onu ölü bil sen!
    Saf olmayan kaybolanı baki kalanı bilmez.

    Şer sahipleri Hakka meyletmezler.

    Heva ve heves taze olup durdukça iman taze değildir;

    Çünkü heva, iman kapısının kilididir.

    Aşağılık kişilerin çabası, domuz avlamaya benzer. Önce sonsuz zahmet, sonra da onu yemek haram!

    Bu dünya bir tuzaktır, faresi de istekler

    Dünya hırsı gitti de o yüzden hastanın gözü kuvvetlendi.

    Ruh bağışlayan güzelden ruhunu esirgeme. O, seni kıratın üstüne bindirir.

    Taçlar veren o başı yüce erden başını çekme. O, gönlünün ayağındaki yüzlerce düğümü çözer.

    Baş kulağını alaya, yalana, dolana kapa da aydın can şehrini gör.

    Bütün umanların ümidi, Allah'ın harmanından ancak bir arpadır.

    Lezzet, dışardan gelmez, içten gelir, bunu böyle bil. Köşkleri, kaleleri aramayı ahmaklık say.

    Dünya malı, zayıf kuşların tuzağıdır. Ahiret mülkü ise yüce kuşların tuzağı!
#26.07.2009 05:29 0 0 0
  • Propolis, baharatçılarda, kavanoz veya şişelerde sıvı ve haplar halinde satılmaktadır.Resimlerde bir firmanın ürününü versem reklam olacak.Onun için buna lüzum görmedim ...
#24.07.2009 03:43 0 0 0
  • Propolisin Tarihçesi

    Propolis insanoğlu tarafından binlerce yıldır kullanılmaktadır. Günümüzde ise artan bir popülerlik kazanmıştır. Arılar propolisi milyonlarca, insanlarsa binlerce yıldır kullanmaktadır. Arılar ve insanoğlu propolisi yararlı ve faydalı bulmaktadır. İnsanlık için bu reçinemsi yapının keşf edilen yararları henüz çok az kalmaktadır.

    Propolis geçmiş dönemlerden beri çeşitli amaçlarda özellikle tıpta kullanılmaktadır. Eski yunan yazıtları bu maddeyi iltihaplanan yaralar ve çürükler için kür olarak tanımlarken Roma'da yara üzerine konulan lapa benzeri karışımın yapımında pratisyenler tarafından kullanılmaktadır. İbranice eski vasiyetnamelerde tzori olarak geçmektedir ve terapetik özellikleri ile anılmaktadır. Avrupa'daki 12 yy kayıtları propolisin medikal preparatlarının ağız ve yara enfeksiyonlarının tedavisi ve diş sağlığı için kullanımından bahseder.
#24.07.2009 03:40 0 0 0
  • Propolisi hangi hastalıklardan korunma için kullanabiliriz?

    Propolisin doğal bir antibiyotik olduğu, bağışıklığı önemli ölçüde artırdığı, fagosit fonksiyonlarını hızlandırdığı, vücudun antikor salgılayarak hastalıkları önlediği de bildirilmektedir. Propolisin anestetik etkisi de olduğu ve ilaçların etkinliklerini artırdığı da söylenmektedir. Sentetik antibiyotiklerin aksine uzun süre kullanımı propolis zararlı bakterilerde direnç oluşturmamakta, yararlı bakterileri de olumsuz olarak etkilememektedir. Bu nedenle ender bulunan propolis geniş spektrumlu antibiyotik olarak kabul edilmektedir.

    Klinik çalışmalarda propolisin comedo, beriberi, shingles, zosfer psorias, deri ülserine karşı çok etkili olduğunu göstermiştir. Propolis ayrıca ağız yaraları, periodonditis, diş ağrısı, rhinitis, mide ülseri, nefrit, idrar yolları enfeksiyonu, influenza, diare, polypus, özellikle kanser ve diğer birçok hastalıkta da başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Herhangi bir yan etkisi yoktur. Özetle propolis bu yüzyılda keşfedilen en mükemmel doğal ilaçtır.

    Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya ve Klinik Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Aysun Çetin
#24.07.2009 03:37 0 0 0
  • noimage

    noimage

    PROPOLİS

    Propolis, arıların bitki filiz ve tomurcuklarından topladığı, kovan giriş deliğine, çatlak ve kırıkları kapattığı, antibakteriyal, antiviral, antifungal, antioksidan, antiparazitik özelliklere sahip yapışkan ve reçinemsi bir maddedir. Arılar bu bitkilerden topladığı reçinemsi maddeyi arka ayaklarında kovana taşırlar. Balmumu ve bazı sindirim salgıları ile karıştırarak kovan içinde kullanırlar. Arılar propolisi kavak, meşe, kayın, okaliptus ağaçları ve çalılıklardan toplarlar. Arının arka bacağında taşıdığı propolis kovanda ancak diğer arıların yardımı ile boşaltılabilir. Arılar propolisi kovanda dip tahtası, çerçeve kenarları ve giriş deliği arkasında biriktirirler.
    Propolisin Fiziksel Özellikleri
    1. Renk: Bitki türüne bağlı olarak renk sarıdan koyu kahveye kadar değişir.
    2. Propolis 60-70 0C de sıvı, 25-45 0C de yumuşak ve yapışkan, 15 0C altında ise katı kırılgandır.
    3. Propolis etanol, glycol ve suda belirli oranlarda çözünür
    4. Anti bakteriyal komponentler genellikle alkol ve suda çözülürler.
    5. Propolis saf katı, sıvı, tablet, sprey, pomad, propolisli sabun, propolisli şeker vb. gibi birçok şekil ve formulasyonlarda pazarlanmaktadır.
    Propolisin Yapısı ve Bileşimi
    Propolis örneklerinde bitkisel kaynağa bağlı olarak 150-200 bileşik veya kimyasal saptanmıştır.
    Bunlardan bazıları:
    1. Flavonlar ve flavonoidler
    2. Terpenler ve terpenoidler
    3. Aromatik asit ve esterleri
    4. Alifatik asit ve esterleri
    5. Amino asitler
    6. Alkoller
    7. Aldehitler
    8. Kalkonlar
    9. Ketonlar
    10. Hidrokarbonlar
    Propolis Toplama Yöntemleri
    · Çerçeveler Arasından Toplama
    · Kovan Giriş Deliğinden Toplama: Polen üretimi ile birlikte yapılır. Bu amaçla polen tuzakları kullanılır. Arının dışarıdan getirdiği propolis bu tuzaklardan geçerken hazneye düşer.
    · Örtü Bezinden Toplama: Bunun için teli özel örtüler kullanılır. Arılar bu telli örtünün deliklerini kapatmak için bu kısımları propolis ile doldurur. Bu örtü sıcak suya batırılarak propolisin suya geçmesi sağlanır. Buradan toplanır.
    Propolisin Faydaları Ve Kullanma Alanları

    * Anti-astımatik etki ve ağız spreyleri
    * Anti romatizmal (Donadieu, 1979), etki
    * Akciğer rahatsızlıklarında,
    * Melanoma ve carcinoma tumor hücreleri tedavisinde,
    * Doku yenileyici,
    * Kapillar damarları güçlendirici,
    * Anti diabetik,
    * Fitoinhibitor, (Donadieu, 1979;Bianchi, 1991)

    Propolisin herhangi bir yan etkisi yoktur ancak bazı kişilerde hafif alerjik reaksiyona neden olabilir. Japonya ve Çin gibi Uzakdoğu ülkelerinde propolisin bu yüzyılda keşfedilen " en mükemmel doğal ilaç" olduğu kabul edilmiştir.
    Propolisin Tıpta Kullanımı
    Antibiotic aktivite :

    * Gram positive bacteriae (Bacillus brevis, B.polymyxa, B.pumilus, B. sphaericus, B. subtilis, Cellulomonas fimi, Nocardia globerula, Leuconostoc mesenteroides, Leuconostoc mesenteroides, Staphylococcus aureus ve Streptococcus faecalis)
    * Gram negatives (Aerobacter aerogenes, Alcaligenes sp., Bordetella bronchiseptica, Escherichia coli, Proteus vulgaris, Pseudomonas aeruginosa ve Serratia marcescens).
    * Staphylococcus aureus ve Sptreptococcus mutans. (flavonoids galangine ve pinocembrine)

    Antioksidan aktivite :
    Arthritis, Romatizma, Artrosis
    Anti-fungal aktivite :
    (cynamic acid ve flavonoid crisina).
    Anestetik etki :
    Kokainden 3-5 kez daha kuvvetli anestetik etki nedeniyle diş hekimliğinde kullanma (Ghisalberti 1979)
    Antiprotozoan etki :
    Trichomomas vaginalis (Scheller et.al., 1977). Giardia lamblia, (Towers et. al., 1990).
    Antiviral aktivite :
    erpes simplex tip 1 ve 2, adeno virus, corona virus, ve rota virus.,
    Antikanser :
    Propolisin yapısındaki cynamic asit ve terpenoidler sitotoksik activiteye sahiptir ve propolis intestin, böbrek, meme, burun ve pharynx kanserinde başarılı bir şekilde kullanılmaktadır.
    Dermatoloji ve Kozmetikte:
    Antibakteriyel, antifungal ve Doku yenileyici
    PROPOLİS

    PROPOLİS, arıların bitki tomurcuk ve filizlerinden topladığı çok kuvvetli anti-viral, anti-bakteriyel,anti-fungal etkiye sahip yapışkan organik bir maddedir. Arılar kovan içerisindeki besinleri, yavruyu ve kendilerini çeşitli mikroplardan (virüsler, bakteriler, fungus) korumak için PROPOLİS toplarlar ve bununla kovan içerisini dezenfekte ederler.
    Kovan içerisinde kapalı bir ortamda 50,000-80,000 ergin arı bir o kadar da yavru (yumurta, larva, pupa) bulunmasına, kovan içi sıcaklığın (34°C) ve rutubetin (%40-%65) de virüsler, bakteriler ve funguslar için çok ideal bir ortam oluşturmasına rağmen PROPOLİS sayesinde hastalıklara yakalanmadan 80 milyon yıldan beri yaşamlarını sürdürmektedir. Kovan içerisine giren taşıyamayacakları kadar büyük canlıları da PROPOLİS ile kaplayarak bir enfeksiyon kaynağı oluşturmasını önlerler. Kovanın giriş deliğini kırık ve çatlakları PROPOLİS ile kapatarak mikropların kovana girmesini ve çoğalmasını önlerler.
    PROPOLİS bir çok ilacın aktif maddesi olan bitkisel flavonoidler, antioksidanlar, biyolojik aktif maddeler ve terpenlerden oluşmaktadır.
    Yapılan çalışmalarda düzenli ve sürekli olarak PROPOLİS alınması durumunda sindirim, solunum ve dolaşım sistemindeki hastalık etmenlerini (patojenleri) yok ettiği, internal toksinleri vücuttan attığı saptanmıştır.
    Sentetik antibiyotiklerin aksine uzun süre PROPOLİS kullanımı zararlı bakterilerde direnç oluşturmamakta, yararlı bakterileri de olumsuz olarak etkilememektedir. Bu nedenle PROPOLİS ender bulunan geniş spektrumlu antibiyotik olarak kabul edilmektedir. Klinik çalışmalarda PROPOLİSin comedo, beriberi, shingles, zosfer psorias, deri ülserine karşı çok etkili olduğunu göstermiştir. PROPOLİS ayrıca ağız yaraları, periodonditis, diş ağrısı, rhinitis, mide ülseri, nefrit, idrar yolları enfeksiyonu, influenza, diare, polypus, malignant tümör (Kanser) ve diğer bir çok hastalıkta da başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Özellikle Japonya'da yapılan klinik çalışmalarda 3 ay ile 1 yıl sürekli bir şekilde alınan PROPOLİSin, çeşitli internal kanser hücrelerinin devitalize ettiği saptanmıştır. PROPOLİS çeşitli kanser hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde de önemli rol oynamaktadır.
    PROPOLİSin yapısındaki flavonoidler dolaşım sisteminde de önemli bir etkiye sahiptir. Kan pulcuklarının ve beyaz kürelerin konglomerasyonunu azaltmakta trombosisi önlemekte, damar sertliğini önlemekte, kan dolaşımını düzenlemekte, kan şekerini, lipit ve kolesterolü azaltmakta, kanı temizlemektedir. PROPOLİSteki flavonoidler ve terpenler oldukça kuvvetli antioksidan ve antisenilitik etkilere sahiptir. Unutkanlığa ve beyin damarları kireçlenmesine iyi gelmektedir. PROPOLİSin antioksidan etkisinin BHT den 2 kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Sürekli PROPOLİS kullanımı lipitlerin peruksidasyonunu ve melanin sedimentasyonunu önlemekte, cytotoxinleri yok etmekte, vücut aktivesini artırmakta ve yaşlanmayı (deception) geciktirmektedir.
    PROPOLİSin doğal bir inmunopotentior olduğu, bağışıklığı önemli ölçüde artırdığı, fagoçyte fonksiyonunu hızlandırdığı, vücudun antibody salgılayarak hastalıkları önlediği de bildirilmektedir. PROPOLİSin anestetik etkisi de olduğu ve ilaçların etkinliklerini artırdığı da söylenmektedir. PROPOLİSİN HERHANGİ BİR YAN ETKİSİ YOKTUR.
    Ancak bazı kişilerde hafif alerjik reaksiyona neden olabilir. Japonya ve Çin gibi Uzakdoğu ülkelerinde PROPOLİSin bu yüzyılda keşfedilen en mükemmel doğal ilaç olduğu kabul edilmiştir.

    Alıntı
#24.07.2009 03:25 0 0 0
  • Ben de bir erkek olarak kadının timsah ağlamaları silahtır..Karşısında ki erkeği yumuşatmak için uygulanan bir oyundur.Mahkeme kapılarına gidin de görün.Hakimi nasıl da kandırmaya çalışıyorlar..Hakim ise numara yaptıklarını bilip boşanmalarda başka bir celseye bırakıyor davayı..

    Kadınlar hep hisleriyle hareket ederler.Mesela; Türk filmlerinde dramatik aşklarda mendiller hazırdır.Halbuki filmi çeviren aktörler filmin çekiminden sonra kahkahalara boğuluyorlar.Siz hala ağlamaya devam edin!..
#23.07.2009 15:16 0 0 0
  • Alkolsüz bira diye yutturanlara kanmayın.Çünkü alkolsüz bira kesinlikle yoktur.Nedeni ise bağımlı yapmak için içine alkol katılıyor..%5 ile 10 arasıdır...Bunu da devlet yaptırıyor ki gelir vergisi almak için..
#23.07.2009 15:10 0 0 0
  • Hiç yaşlanmayan organımız midedir.Onu adam gibi koruduğumuzda yıpranmaz,yaşlanmaz...
#23.07.2009 03:14 0 0 0
  • Evet; az ve sık yenilip içildiğinde mide şikayeti kalmaz..Biberli, acılı, yağlı, gaz yapıcı içecek ve yiyeceklerden sakınılması lazım...Bazen mide yalancı yanma ve acıkma hissi verir.Bu durumda bir parça ekmek ağıza atılır fakat su içilmez..Aşırı sigara da ağrı,yanma, ekşime yapar.Bunu da böyle bilmelidir...
    Asit giderici (proton pompası) ilaçları almanızı tavsiye ederiz...Doktor değilim ama bir çok tecrübelerimiz vardır.Bitkisel tedavileri de var olup
    mümkündür.
#21.07.2009 15:50 0 0 0
  • Tevbe Suresinin 113.cü ayetin meal ve tefsiri

    113. Peygamber için ve imân edenler için uygun değildir ki, müşrikler hakkında af talebinde bulunsunlar. İsterse akrabaları olsunlar. Onların cehennem ehli oldukları kendilerine açıkça belli olduktan sonra.

    113. Bu mübarek âyetler, kâfirler ile öldüklerinden sonra da alâkadar olmanın caiz ve haklarında af talebinde bulunmanın meşru olmadığını gösteriyor bu yasaklamanın İslâm dinine mahsus olmayıp İbrahim dininde de mevcut olduğuna işaret buyuruyor. Şöyle ki: (Peygamber için ve imân edenler için uygun) sahih, doğru, Allah'ın hükmüne uygun (değildir ki, müşrikler hakkında) yani: Küfr ve şirk üzere ölmüş olanlar veya küfr ve şirk üzere sebat edip duranlar hakkında (af talebinde bulunsunlar) çünkü bunların bu halde affa ulaşamayacakları Allah'ın bir hükmü gereğidir. (İsterse) O kâfirler, müşrikler o af talebinde bulunan kimsenin (akrabları olsunlar) kendilerinin anaları, babaları amcaları bulunsunlar. Bu affın böyle caiz olmaması (onların) o akrabadan olan dinsizlerin (cehennem ehli oldukları) yani küfr ve şirk üzere öldükleri (kendilerine belli olduktan sonra) artık af talebinde bulunmaya mahal kalmamış olur. Fakat bir mü'min zat, daha dünyada bulunup duran bir kâfirin imâna kavuşmak suretiyle Allah'ın affına ulaşmasını temenni edebilir. Nitekim bütün dinsizlerin imânı kabul edip de ahiret azabından kurtulmaları hakkında dua ederiz. Fakat herhangi bir şahsın kâfir olduğu halde affa kavuşması asla temenni edilemez. Çünki öyle dinsizlerin ilâhî affa kavuşamayacakları Allah tarafından kesin şekilde beyân buyurulmu;tur.

    Bir rivayete göre ashabı kiramdan bazıları şirk üzere ölmüş olan yakınları hakkında af talebinde bulunmuşlardı. Bunu müteakip bu âyeti kerime nazil olmuş, böyle bir af istemenin caiz ve fayda verici olmadığı bildirilmiştir.

    ÖMER NASUHİ BİLMEN (Rahmetullahi aleyhi)

#20.07.2009 23:44 0 0 0
  • Evet; maalesef kızlarımız ve kadınlarımız pantolon giyiyorlar.Ahirette başına gelecekleri hiç akıllarına gelmiyor...Keferelerin daha önceden uydurduğu, aslında israftan başka bir şey olmadığı ve de kendini beğenmişlik duygularının arttırdığı,moda denilen israfın bol olduğu bir devirde yaşıyoruz.Allah böylelerine akıl ve şuur versin...Tesettürün ne olduğunu tam bilen çok az kimseler vardır..

    Son bir kaç senedir hele de yaz vaktinde; kızların veya kadınların giyinişinde hıristiyanların giyinmesine özen gösterenler çoğalmıştır...Bu nedenle müslümanım diyen bir kadın veya kızı bir hıristiyan kadınla yanyana bir araya getirsek inanın ki hangisinin müslüman olduğu ayırt etmek hayli zorlaşmıştır...

    "İrfan meclisinde aradım taleb;
    İlim geride kaldı illa edeb illa edeb...

    "Hâyâ başa taac imiş Nur-u Hüda'dan,

    Ol kişi ki, giy onu kurtul her türlü beladan..."
#20.07.2009 01:14 0 0 0
  • Pantolonlu Başörtülüler


    Kadınlar pantolon giyebilir mi?

    sorusunun cevabı gayet nettir.
    Aklı başında herkesin bu soruya cevabı, giyemez şeklinde olur.
    Mü'min hiçbir hanımefendi de böyle bir uygulamaya, ahiretteki hesaplaşmayı dikkate alarak giymek bir yana tevessül bile edemez.
    Günümüzdeki uygulamasıyla pantolon giyen kadınların tamamı, dinen çıplak hükmündedir.

    Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed ( s.a.v .),
    ilâhi rahmetten mahrum bırakacak giyim kuşamdan haber verirken, şu iki kelimeyi kullanmışlardır:"Kâsiyâtün, âriyatün..."
    Giyinmişler;
    ama çıplaktırlar.

    Yani çıplak gibi tahrikci ve teşhirci görüntüleri vardır.
    Peki, hanımların etek, pardüsü, çarşaf gibi üst giyeceklerin
    altına pantolon giymeleri câiz olur mu?
    Bu da olmaz.
    Çünkü konumu ne olursa olsun pantolon, bir erkek kıyafetidir.

    "Kadınlardan erkek giyimi,
    erkeklerden kadın giyimi giyerek karşı cinse benzeyenlere..."
    diye başlayan hadiste lânet bedduası vardır.

    Bu ikaz dikkate alan hanımlar, giyimlerinde birinci olarak tesettürü esas aldıkları gibi, ikinci olarak da erkeğe benzememeyi esas alırlar.Bir olay vesilesiyle, Peygamberimiz ( s.a.v .) Efendimiz'in hadislerinden
    birinde sirval kelimesi geçer.

    Nedir sirval?
    Önce olayı özetleyelim:
    Peygamberimiz ( s.a.v .) Hz. Ali (r.a.) ile Bâki mezarlığında iken
    yoldan eşeğe binmiş bir kadın geçiyordu.

    Hava az yağışlı olduğundan eşeğin ayağı bir çukura girdi.
    Hayvan tökezleyince kadın yere düştü.

    Peygamberimiz ( s.a.v .) hemen yüzünü ters tarafa çevirdi.Ya Rasülûllah! Kadının üstünde sirval var dediler.
    Bunun üzerine Peygamberimiz ( s.a.v .):

    "Allah'ım! Sirval giyen kadınları bağışla.
    Ey insanlar! Hepiniz sirval giyiniz.
    Kadınlarınız dışarıya çıkacakları zaman sirval kadar
    örtülmesi gereken yerleri örten birşey yoktur." buyurmuşlardır.
    (Beyhaki, Edep. Şuabü'l-İman. Dârkutni, el-Efrâd, el-Kenz: 8/55. Hayatü's-Sahabe: 3/367

    Burada geçen sirval ne demektir?

    Sirval: Uzun ve vücudu belli etmeyen bolluktaki don demektir.
    Anadolu hanımlarının vücut hatlarını belli etmeyecek bollukta giydikleri şalvar tipinde bir dondur.

    Bu derece bolluktaki donun kimseyi rahatsız etmeyeceği ayrıca tesettürü muhafaza edeceği malumdur.
    Bazı zevat sirvali pantolon olarak açıklıyor ve üzerinde bir giyim olması halinde kadınların pantolon giyebileceklerini ifade ediyorlar.
    Bu hatalı ve zorlamalı bir beyandır.
    Asla isabetli de değildir.
    Silvar, asla pantolon olamaz; o bir dondur.

    Diz kapaklarına kadar dar bir üst elbise giyip, dizden aşağısında sadece pantolon bulunması sünnet ölçülerinden giyim şekli değildir ve tesettürü de oluşturmaz. Böyle giyinen kadın da tesettürlü değildir.Sadece pantolon giymek konumu ne olursa olsun 104 kitabın hiçbirinde yeri yoktur. Kesinlikle câiz değildir.

    Giyenler Efendimiz (sa.v.)'in lânet bedduasının muhataplarıdırlar.
    Etek altına pantolon, liberal modanın saçmalıklarından biridir.

    Moda furyası kadınların yüzde 85'ini,
    bu arada bir bölüm erkekleri de çekirdek gibi çatlattı.
    Pantolon giyen, burunlarına hızma takan, kaşına göbeğine ve
    bilumum yerlerine piercing takan "kız"lar piyasayı doldurdu.

    Sağcısı-solcusu, başını örteni, örtmeyeni erkeği-kadını
    hep aynı çizginin acınasıcıları oldular.Kadın-erkek gençliğin
    (istisnaları hâriç) tümüne yakını 1980 sonrasında marka pantolon giymeye başladılar.
    C 21 marka kot pantolonla başlayan mâcera Lee Cooper'le, Levis'la, Lee'yle, FBI'la sürüyor.
    Başını örtenler de pardesü ve tunik altına (veya pardesüsüzler de) marka pantolonlar giyiyorlar.

    Marka, toplum anlayışında önemli bir sınıf atlama taşıdır.
    Bundan dolayı doğası gereği gizlenemez.

    Pantolon markaları arkada ve bir hayli de üstte olduğundan bir kısımları pardesüyü kısalttılar.


    Son yıllarda düşük bel pantolon modası çok sürmeden düşük kalça pantolon modasına inkilâp etti.
    Çünkü kapitalizm insanların bedenlerini istiyor:

    "Bedenini özgür bırak. Zihnini bana emanet et"
    Kapitalizmin sömürü sloganı budur.
    Bu slogana aldananlar kim olursa olsun kişiliksiz olmaya ve
    evde kalmaya mahkumdurlar.
    Kendilerini özgür zanneden köleler de bunlardır.

    Mevlüt ÖZCAN
#20.07.2009 00:56 0 0 0
  • Mirac Kandili hürmetine..

    Şairler aciz kaldı, dile getiremedi
    Edipler bitab kaldı deyip bitiremedi
    Alimler hayran kaldı, sırrına eremedi
    Miracı Nebevinin, müjdesi hürmetine
    Ya Rab ihsanda bulun Muhammed ümmetine!
    ......
    Bu gece öyle gece, bizlere nasip ettin
    Yüce peygamberinle bize müjdeler verdin
    Tövbe edicileri affedeceğim dedin
    Tövbe ettik, el açtık Yüce azametine
    Ya Rab mağfiret eyle Muhammed ümmetine!
    ......
    Bu gece başka gece, güller seni zikreder
    Gönüllerde sen varsın, diller seni zikreder
    Rahmetine uzanan eller seni zikreder
    Allah'ım sen bizleri gark eyle rahmetine
    Ya Rab in'amda bulun, Muhammed ümmetine!
    ......
    Tevfikin ile bizi doğru yola ilettin
    Habibin Muhammede bizi ümmet eyledin
    Miraçta ümmetini bağışladım söyledin
    Allah'ım nail eyle bizi şefaatine
    Ya Rab ikramda bulun Muhammed ümmetine!
    ......
    Hüsrana düşenlerden etme bizi Allah'ım!
    Kulluğundan kovarak atma bizi Allah'ım!
    Yolunu sapmışlara katma bizi Allah'ım!
    İltica ettik Rabb'im engin merhametine
    Ya Rab merhamet eyle Muhammed ümmetine!
    ......
    Ya Rab ikram etmezsen bize kim yardım eder!
    Gamdan kurtulamayız, kablar kasavet, keder
    Biz sana kul olalım, bu şeref bize yeter
    Ya Rab bağışla bizi, dahil et cennetine!
    Miracı mübarek kıl, Muhammed ümmetine!
#18.07.2009 23:47 0 0 0
  • Ateş sizi yakacak!
    Muinüddin-i Çeşti hazretlerinin zamanında, Bağdat'ta yedi kişi vardı ki, Ateşe tapıyorlardı.

    Sıkı riyazetler çekiyor, uzun süre aç kalıyor, böylece nefslerine eziyet ediyorlardı.

    Böyle günlerce açlık, susuzluk çekerek sonunda istidraca kavuştu bunlar.
    Yani harikulade işler yapabiliyorlardı.

    Fakat cahil halk bunların yaptığı işlere keramet diyor, evliya zannediyorlardı bunları da.

    Nihayet Muinüddin Çeşti hazretlerini işitip, görüşmek istediler kendisiyle.
    Ve Bağdat'tan kalkıp Hindistan'a geldiler.
    Evini öğrenip huzuruna girdiler birlikte.

    Fakat onu görür görmez büyük bir dehşete kapıldılar birden.
    Sonra bir titreme aldı bedenlerini.

    O büyük zat, onlara heybetle bakıp;
    - Siz Allah'tan hiç utanmaz mısınız ki, Hak teâlâ dururken, ateşe tapıyorsunuz? buyurdu.

    Şaşırdılar.
    Zira gizliyorlardı ateşperest olduklarını.
    - Ee şeyy, biz ateşe, ahirette bizi yakmasın diye tapıyoruz, dediler.

    Büyük Veli;
    - Ey ahmaklar! Ateşe tapanlar, ahirette yanmaktan kurtulamazlar. Allah'a inanmayanlar muhakkak yanacaktır. Siz de yanacaksınız! buyurdu.

    Ve ilave etti:
    - Bakın ben Allah'a inanıyorum. Bu yüzden ateş beni dünyada da yakmaz, ahirette de.

    - Nasıl olur? dediler. Ateş elbette yakar. Yakmaz diyorsanız, isbat etmelisiniz bunu.

    Közleri avuçladı

    Muinüddin-i Çeşti hazretleri, içi kor ateşle dolu mangalı getirip, Allah'a sığınarak o kızgın közleri avuçladı.

    Adamların dehşetten açık kaldı gözleri.
    Onlar, hayret ve dehşetle bakarken, kor ateş sönüverdi Onun avcunda.
    Bunu gözleriyle gördüler.

    O anda kalbleri değişti.
    İslam'ın sevgisi doldu gönüllerine.

    O esnada gaibten;
    - Ateş, halis mümine zarar veremez! diye bir ses işittiler.

    Artık bahaneleri kalmamıştı.
    Kelime-i şehadeti söylediler oracıkta.

    Ve yedisi de talebesi oldu bu büyük Veli'nin.
    Hem kısa zaman içinde Evliya oldu hepsi.
#09.07.2009 00:22 0 0 0