Sen Hiç Aşık Oldun Mu?" dedim Teyzeye.
Utandı herhalde bir güldü. Ben aşk neyin bilmem, benim herifte hiç seni seviyom demedi.
Bilmem ki, amma velakin, dişim yok ya, ekmeğin içini hep bana verir.
Bayramda da kendine ayakkabı almadıydı, bana güllü fistan aldıydı.
Seviyom diye soğanın cücüğünü,
karpuzun göbeğini de bana verir.
Yemeğin etlerini hep önüme ittiriverir.
Haa bi de ulan garı kıyamıyom sana der sıkça.
Ne bilem hanım kızım, heral AŞK budur...!
Bu gece yağmurla beraber gözyaşlarım yağıyor ve ismini yazıyor sensizliğin acısı ile kıvranan kaldırımlara.Süzülen her damlada sen vardın ve yine sen vardın gecenin en karanlık anında. o,doya doya bakamadığım gözlerin,gözlerimin içine bir kez daha değseydi ve tebessümünden bir gül açsaydı yanaklarında,yetmez miydi? Bir bakışın bir ömüre değmezmiydi????
Öyle bir kederdi ki yokluğun, kendi yaramı bile tanıyamadım. Soruyorum sana içinden atamadığın hangi aşkın artığıydım Kimin intikamı benden alındı Ömrünün kaçıncı aşkında bana gelmiştin ve hangi durakta inecektin Ellerin bendeyken kalbin kimdeydi.
"Bugün sayfalara seni anlattım biraz,
Kalemimi kırarcasına sen dedim,
Evet sen dünüm de sen, bugünüm de sen,
Eminim yarınımda da yine sen olacaksın
Biliyorum dercesine her satıra,
Her cümlenin başına ya da sonuna bir sen ekledim.
Nokta'ları, virgül'leri, ünlem'leri, soru işaret'lerini hiçe saydım,
Söze sen ile başladım, sen ile bitirdim,
Ve imzamı atarken sözün bittigi yerdeydim.
Ben senle bir bütün, sensiz bir hiç'tim..
Ben Aşkı Uzaktan Tattım. El Tutmak, Sarılmak Nedir Bilmeden..
Göz Göze Bile Gelmeden...Nefesini Tenimde Hissetmeden...Uzaktan Sevdim Ben, Karşılık Beklemeden...Birşeyler İstemeden. Aşkı Hiç Kirletmeden... Uzaktan Kurdum Tüm Hayallerimi... Hislerim Dipdibeydi , Bedenimiz Değil... Ruhumuz Birlikteydi... Uzaktan İnandım Ben Yalan Nedir Bilmedim, Gerek Bile Duymadım... . Doğrusuyla Yaşadım. Yalana, Tenezül Bile Etmedim...Uzaktan Tartıştık Biz Ama Hiç Küsmedim. Ufak Tefek Nazlarım Olsada Gönlümü Çabucak Aldın... Dargınlığı Hiiç Uzatmadım... Aşkı Bana Sen YAŞATTIN. Seni Kalbinden Öpüyorum.....
sendin "YÜREĞİME" gözlerinden "SEVDA"tohumları eken....! _______"SEVDİĞİM" sen benim "DÜNYAMDIN" seni görmediğim bir an özlemdin hasrettin "YÜREĞİMDE" adın dilimde tek heceydi.....! ______ ve yoktu benim dilimde senin "SEVDAN" ve adından başka birşey "BIRTANE"MIN " kokusu gülüşü ______başka "SEVDIGIM " ben seni günlük değil ömürlük sevdim sen aldığım nefes kadar "YÜREĞİMDESİN ☆♥☆ÖZLEDIM SENI☆♥☆
☆♥☆ASKIM KALBIMDESIN...
Bir veda değil, aslında başlangıç.
Sana anlatamadıklarımın karşılığı belkide..
Yalnızlığıma eşlik ettiklerim..
Dinlerken keyif aldıklarım.
''şarkılar seni/beni söyler''
KiŞi ÖNCE KENDi DEGERiNiN FARKINA VARMALI Ki ; BAŞKALARINA HAKKETTIKLERiNDEN COK VERMiŞ OLDUKLARI FAZLASI DEGER ; KENDiSiNE ACI OLARAK GERi DÖNMESiN !!!!!
Arıların Bir Bildiği Var
1. Arılar 1 gram bal için çiçeklere en az 7000 uçuş yapıyorlar.
Sen ömür boyu mutluluk için yüzlerce kez pişman olmayı, binlerce kez naz çekmeyi, onlarca kez kavga etmeyi, anlaşmazlığa düşmeyi, hayal kırıklığına uğramayı, çiçekler getirmeyi, çikolatalar almayı, yüzlerce kez özür dilemeyi, binlerce kez sözünü geri almayı, binlerce kez 'affet beni' demeyi, on binlerce kez 'seni seviyorum' demeyi göze almalı değil misin?
2. Bir kg bal için ise 40 bin tane arı, 6 milyon çiçeği dolaşıyor.
Sen bir tutam sevda için, hiç bitmeyecek bir aşk için, en az beş duyunla, onlarca duygunla, binlerce güzel sözle, yüzlerce bakışla, susuşla, dinleyişle, dokunuşla, sevdiğinin beş duyusunu dolaşmalı, yüzlerce beklentisini karşılamalı, onlarca duygusuna karşılık vermeli, hayal kırıklıklarına, tedirginliklerine, nazlarına, kaprislerine, hüzünlerine, pişmanlıklarına, taşkınlıklarına, vurdumduymazlıklarına, kararsızlıklarına, korkularına, kaygılarına doğru yolculuk etmeli, onun kalbinin bütün köşelerini, aklının bütün kıvrımlarını, ruhunun bütün vadilerini dolaşmalı değil misin?
3. Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor ve 100.000 km kanat çırpıyor.
Evinde mutluluğu ağırlayabilmek için, kalbine aşkı doldurabilmek için, hayattan umduğunu bulabilmek için, çokça zahmete katlanmalı, çokça engelleri aşmalı, eşini anlamak için, onu bir çiçek kadar özel görmeli, ona konuşurken en az bir arı kadar seçici olmalı değil misin? Çiçekler nektarlarını gizlerler; arı çalıştığı için özlerini bala çevirirler; sen de eşinde saklı olanı açığa çıkarmak için çalışmalısın, sürekli kanat çırpmalısın.
4. Arılar bu çalışmanın arasında birbirlerine bakıp bakıp 'Neden hep ben çalışıyorum?' demiyorlar. Her biri kendisinden bekleneni yapıyor o kadar.
Sen 'hep ben bir şeyler yapıyorum, peki ya sen?' derken, eşine de aynı soruyu sorma hakkı tanımış olduğunun farkında değil misin? Sen sana düşeni yap; ona düşen ise ona kalsın. Sen kendinden bekleneni yapınca, hiç olmazsa eksik olan bir yarıyı tamamlamış olacak değil misin? Ama 'önce sen yap ki…' dedikçe, elinde yarım bile olmayacak, sonuçta daha çok eksiğin olacak.
5. Bir arı kolonisinin 1 kg bal üretebilmesi için 8 kg bal tüketmesi gerekiyor. Bu da koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesi anlamına geliyor.
Sevgiyi biçmek istediğin yere sevgi ekmelisin. Mutluluk almak istediğin tarlaya emek vermelisin. Dünyanın en güzel çiçeği bile bakımsız kalınca soluyor, renklerini kaybediyor. Arılar nasıl başkalarına verecekleri 1 kg bal için 8 kg balı kendileri için harcıyorlarsa, sen de 1 kg bal tadında aşk beklediğin eşinin hiç olmazsa 1 kg'lık (aslında 8 kg olması gerekiyor!) bal tadında aşkı almasına izin vermelisin. Korkma, bunun için dünya çevresini 6 kez dönmen gerekmiyor! Onu sarıp kucaklaman, kalbini çepeçevre kuşatman yeter de artar bile.
6. Arılar bunu binlerce yıldır yapıyorlar; çünkü onların fıtratına vahyedilmiştir bal yapmak.Sen hiç olmazsa sadece bugün arılar gibi davran. Dün arılar gibi davranmamış olsan da önemli değil; dünkü gün geçti. Dün yaptıkların/yapmadıkların bugün yapacakların konusunda ayağına çelme takmasın. Arılar gibi davranmak için yarını da bekleme. Şunu kesinlikle bil ki, yarın hiç gelmeyecek; gelince adını 'bugün' diye değiştirmiş olacak. Buna göre, 'yarın' yaptığın bir şey olmayacak. Ne yaparsan 'bugün' yaparsın. Bugün yaptığın her iş bir ömür boyu yaptığın iş olur.
Sabrın ancak bugünün hakkını vermeye yeter. Üstelik kalbini dinlersen, kalbine sevmek için vermek gerektiğini söyleyen 'sözler' kazındığını sen de fark edeceksin. Senin fıtratına da sıradan işlere bile aşkla başlamak, olağan şeylere bile olağanüstü hayranlıkla bakmak vahyedilmiştir.
7. Arılar iğnelerini ancak hayatları tehlikeye girdiğinde kullanıyorlar ve sadece bir kez kullanıyorlar.Sen de kendini tehlikede görebilirsin. İğneni kullanmakta kendini haklı gördüğün zamanlar olabilir. Ama, unutma ki iğnenin en tehlikeli ucu kendine batmaktadır. Eşinin canını yakman senin canını da yakıyor olmalı. Sevdiklerine acı vermen en başta seni acıtıyor olmalı. Mutsuzluk üretenlerin hiçbiri mutlu değildir; unutma. Oysa mutluluk ne kadar bulaşıcıdır!
8. Bir arı kendi ağırlığının 330 katı yük çeker.
'Bunca sözün bana faydası yok ki…' diyorsan, 'Artık sabrım kalmadı, dayanamıyorum!' diye düşünüyorsan, bir kez daha bak kendine; belki de kapasitenin hepsini kullanmıyorsun. Taşıdığın yük taşıyabileceğinin hepsi değil belki de…
9. Arılar çiçekleri sever, kovana elleri boş dönmezler.
Sen de, sevdiğin de çiçekleri seviyorsanız; eve elin boş dönme.
10. Arıların bu yazıdan haberleri yok.
Senin haberin olsun.
....alıntı...
Hani yüreğine ilmik ilmik işler ya insan sevdasını.
Hani hiç çözülmeyecesine atar ya kördüğümü..
Hani her aldığı solukta "sen" kokar ya nefesi..
Böylesine bir sevda dolaşıyordu damarlarımda..
Ağladığımı kimse görmesin,bilmesin diye;
Islandığım Eylül kokan geceye saldım kendimi ..
Yağmurlara yıkatmaya kıyamadığım yokluğunu da aldım yanıma..
Can çekişen düşlerimi bir de..
Tutunamadık sevdamiza
Şimdi;
Yüreğimi bırakıyorum ellerine..
Nemli tebessümümle öperek yanağından.
Gidiyorum...
Herkesi sevebilirdim. . .sevmeye senden başlamasaydım.umudu vuslat , sevdayı acı bellemeseydim
belki mutluluk tılsımını bulabilirdim ama ben seni sevdim işte....
Sanal ilişki gerçek evlilikleri bitirir mi?
Aynı yastığa baş koyduğunuz eşinizle bile birbirinize yabancıyken, gerçekte kim olduğunu bilmediğini bir insanla gerçek sevgi yaşama şansınız olabilmesi mümkün mü?
“Dervişin fikri neyse zikri odur” demiş atalarımız. Doğru söyledilerse milletçe yandık! Çünkü sizlerden gelen sorulara bakılırsa işimizi gücümüzü bırakmışız; internet başında ilişki sörfü yaşıyoruz gibi bir tablo var karşımızda. Acı ama gerçek.
İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte yaşam kalitemizde ciddi değişiklikler meydana geldi. Bir yanıyla elimizin altında kocaman bir dünya var; diğer yandan günlük hayatımızda yapmaya cesaret edemeyeceğimiz her şeyi sanal yollarla gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Teknolojinin nimetlerinden istifade edip hayatımızı rahatlatmamız ne kadar iyiyse, içimizdeki sadakatsizlik canavarını elektronik aletleri günah keçisi yaparak ortaya çıkarmak bir o kadar garip geliyor insana.
Sanal ortamda aşk yaşanır mı? Aynı yastığa baş koyduğunuz eşinizle birbirinize yabancıyken, gerçekte kim olduğunu bilmediğini bir insanla gerçek sevgi yaşama şansınız olabilir mi? Şimdi bu sorulara cevap arayalım hızlıca.
“İyi ilişki” diye bir kavram var. İyi ilişki, anlaşabildiğiniz ve aranızda olup bitenlerin her iki tarafı memnun ettiği ilişkidir. Doğal olarak içinde sevgi, karşılıklı kayırma ilişkisi ve birbirini koruma güdüsünü barındırır. Gerçek ihtiyaçların giderilmesine yönelik yaşandığı için, doyurucudur. Besler. İyi hissettirir. “Bir kez daha dünyaya gelsem yine onunla evlenirim” dedirtir.
Gerçek bir ilişki sanal ortamda yaşanmaz! Aklı başında bir çok insan sağlıklı bir ilişkiyi, sanal olanından ayırır. Ve bilir ki karşılıklı tanışıklıkla başlayan, insanların birbirlerinin ihtiyaçlarını tatmin edebileceklerine inandıkları oranda devam eden, birbirlerine daha yakın hissettikleri ve güvene dayalı olarak derinleşen bir yaşam paylaşımıdır iyi ilişki.
Ülkemiz maalesef kaygı bozukluğu yaşayan insanlar yetiştiriyor. Genel anlamdaki kaygı, endişe, kendini güvende hissetmeme, sahip oldukları kaybetme endişeleri insanları gerçek ilişkiler yaşamaktan uzaklaştırabiliyor. Oysa sanal ortamda endişe daha az yaşanır. İlişki diye yaşananın yarısından çoğu sahte duygular üzerine kurulu olduğu için kaybetmedeki risk azdır. Günlük hayatın sıkıntıları, stresleri, koşuşturmaları, ekonomik zorlukları, aile içinde yaşanan ölüm/yas halleri zamanla kişileri mutsuzlaştırıyor. İnsanların savunmaları çöküyor. Yaşam güçleri azalıyor. Savunmaların çöktüğü yerde, kişisel zaaflar devreye girer ve birey o sıkıntıdan kurtulmak için en yakanında başvurabileceği bir maceraya yönelir. Maceradaki heyecan, tutku, dinamizm bir süre sonra “mutluluk” zannedilmeye başlanır. Tamamen günün koşullarına ve yaşanan heyecana bağlı abartı duygular, gerçek aşkı bulduğunu zannetme hayaline döner. Kişi, hormonlarının kabarması sonucu yaşadığı enerjik süreci “gerçek aşkı” olarak yorumlamaya başlar. Eskiye oranla daha az uyur ama yorulmaz! Daha fazla iş yapar ama enerjisi bir türlü tükenmez! Birileri etrafında konuşur durur ama eskisi gibi canı sıkılmaz! Çünkü “aşıktır” ya! Oysa tüm bu yaşananların aşk olmadığını anlaması uzun sürmez insanların. Durumdan uzaklaşırlar ama sorun yok, nasılsa sanal ortam yeni aşklar için hazır bekliyor. İlaç yine internet ortamlarında, yeni keşfedilecek ilişkilerde!
Ne yapalım?
Öncelikle şu “aşk” tutkunu hallerden vazgeçmek gerekiyor bence sevgili okurlar. Hepimize milletçe ne oldu anlayamıyorum artık. Önüme çıkan herkes gerçek aşkını arıyor! Eskiden adı bilinen bazı sanatçıların dilinden düşmeyen –ben aşk kadınıyım/adamıyım gibi çirkin- cümleler mahalle arasındaki ablalarımızın ağabeylerimizin ağzına yapışır oldu!
İkinci olarak; kendimizi kandırmaktan vazgeçelim. İnternetin başında bulduğumuz ve kendisini dünyanın en melek insanı gibi anlatıp duran şahısların, kendilik süreçleri hakkında doğru bilgiler yansıtmadığından emin olalım. Düşünsenize… adamın biri gecenin yarısı sizinle yazışıyor ve içerde yatan karısının ne kadar lanet bir insan olduğunu anlatıyor. Siz de aynı ifadeleri ona söylüyorsunuz kocanız için. Hayır siz o kadar iyisiniz, gecenin yarısı elin adamıyla bilgisayar başında ne işiniz var! Ve o adam aynı yastığa baş koyduğu kadını yalnız bırakmış, sizinle zaman geçiriyorsa, ilerde aynısını size yapmayacağının garantisini kim verebilir? Hatta sizinle birlikte aynı anda başka kadınlarla yazışıp yazışmadığını nerden biliyorsunuz?
Sanal ilişkiler, gerçek evlilikleri bitirir. Karşınızdakini sizin için yaratılmış özel insan diye düşünürseniz, eşinizi duygusal olarak kendinizden iyice uzaklaştırırsınız. Yanına yatmak, elini tutmak, çamaşırını yıkamak istemezsiniz. Aranızdaki her şeyi bitirirsiniz.
Rüyadan uyanmak lazım. Ve gerçek ilişkiye yapılan yatırımın size misliyle geri döneceğini bilmeniz gerekli. Bir anne düşünün. Sanal ortamda evlat edinmiş ona yardım ediyor. Derslerine, dertlerine yoldaşlık ediyor. Bu sanal evlat ilerde yaşlılığınızda yanınızda olacak mı? Hayır. Hasta olduğunuzda yanınıza gelip bir bardak su verecek mi? Hayır. Peki aynı emeği evinizin içindeki evlada verseniz daha doğal bir durum yaşamış olmayacak mısınız? Evet.
Evlatlar için düşündüğümüzü eşler için niye düşünmüyoruz? Emin olun ki her kaba adam, eşine “Allah belanı versin!” diye bağıran adam, internet başında Don Juan gibi davranır. Veya eşine iyi davranmayan, onu ihmal eden, her hareket ve davranışında eşinden tiksinip rahatsız olduğunu hissettirerek itici davranan kadın, internet başında dünyanın en verici en anlayışlı en muhteşem, ama kıymeti bir türlü anlaşılamamış mazlum insanı gibi gösterir kendisini.
Diyorum ki… özetle….Sanal ilişkiye verilen emek, yapılan yatırım, kişiyi memnun etmek için kullanılan tatlı cümleler, anlayışlı/dinleyen olumlu tavır; evinizin içindeki eşe de aynen uygulansa? Sohbet bittiğinde fişi çekip yatmak yerine, gerçek eşinizle sarılıp uyursunuz da! Daha güzel olmaz mı?
ALINTI......
Yasaklar İçinde Tanıdım Onu.
O Bana YASAK, Ben Ona TUTSAK.
Hayalimde Elini Tuttuğum Anlarda Bile,
Ne Kadar Yakınsa, Bi O Kadar Uzak.Aslında.
Oysaki Dönüş Yok Bu Aşk'tan.
Bir Kara SEVDA Bu Zordan Ve Yasaktan.
Ecel Bile Daha Kolay OnsuzOlmaktan..
Çok Severek Düştüm Ben Bu AŞK'a.
Yanardağ Olsada Gönül Bahçeme,
O Bana YAĞMUR, Ben Ona TOPRAK....
Neydi Sevda..
Neden vardı ki..
Madem mutluluk yok sonunda..
Neden Girer ki yüreklere..
Yıkmak mı Sevda yıkılmak mı ?
Gelmek mi Gitmek mi ?
Sebepsiz Sevmek mi SEVDA ?
Neydin Sen..
Neden sevdim ki seni ben..
Sevdamıydın sen ?
Yoksa..
Yitik zamanlar harmanında Kayıp bir Zamanmıydın SEN ? ..
SEVDAM MIYDIN ?..
YANGINIM MIYDIN ? ..
NEFESİM MİYDİN?..
YÜREĞİM MİYDİN?..
Neydin Sen..............................? sevınç
Taktığımız maske, büründüğümüz kişilik, oynadığımız rol farklı olsa da sahne hep aynı.
Dünya yalan dedik diye bizler de yalancı olup çıktık… Kendi olabilen hatta kendini aşabilen insanların sayısı azalıyor.
Başrolü kendimiz oynayıp, çevremizdeki insanları figüran tayin ediyoruz. Hal böyle olunca,
taktığımız etiket başrol kapma hengâmesinde ufalıyor.
Aşina olduğumuz davranışları farklı sergilediğimizi ve anlamları üzerine felsefe yapsak mı?
Düşünün bir kere; kahkaha atarak üzüldüğümüzü, ağlamanın sevinme, oynamanın kahrolma ifadesi olduğunu…
Alışık olmadığımız bir durum değil mi?
Umudunu kaybetmemeli insan. Gelecek kim bilir neler getirecek…