YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

  • noimage


    Çocuktuk, bir dediğimiz iki edilmedi ne istediysek oldu… dünya etrafımızda döndü,ya çocuk diyeydik, ya da gerçekten bazıları için değerli şımartıldık,ailenin en küçüğü olmaktan hep nefret ettik, her zaman kötü olmadığını öğrendik.Bakkala gitmek gerektiğinde adımız her defasında tekrarlansa da, isteklerimiz hep "Değerliydi” küçüktük her şeyimiz olsun istendi yokluk nedir bilemedik.

    Etrafımızda insanlar pervane oldu, hiç yalnız kalamadık, hayatı öğrenemedik, büyüyünce ne yapacaktık, her düştüğümüzde onlar mı elimizden tutacaktı? Çekip gittiler, öğrendik.

    Büyüdük adam olduk sevdik, sevildik kimisi sırtımızdan vurdu kimisi yüreğimize hüküm koydu.Gönülden sevdik, bir seveni on sevelim dedik, bir bıçağa on bıçak çekelim,değer bilen de oldu bilmeyen de. Anladık;
    Sevdiğin kadar da sevilmiyorsun öğrendik.Kimseye hakkettiğinden fazla değer verilmeyecekti.

    Gördük;
    Hint kumaşı da bulunuyordu.
    Uzun;
    sevgilerimiz ve mutluluğumuz uzun sürsün istedik.
    İnce;
    Biz de insandık, bizim de yüreğimiz vardı alıngandık, çabuk kırılırdı sevdiğimize dikkat edilsin istedik.
    Fasulye;
    Kendimizi nimetten saydık, mutlu olan varsa sayemizdeydi, üzülen varsa sayemizde, her şeyin sebebi kendimizi bildik.

    Gördük ki;
    “kendimizi bi halt zannettik”
    pamuk ipliğine bağlıdır her şey, güven gibi,böyle düşünüp böyle hareket etme.
    Seviyorsan, sevdiğini kaybetmekten korkmalı.
    Seviliyorsan kendini şanslı saymalı, değer bilmeli.
    Yalnızsan, aşkı aramamalı, o seni bulmalı, bulunca da sahip çıkmalı.
    Evliysen ve çok mutluysan, ne yalana, ne gizeme, ne de ihanete yer vermeli, öyle ki, baş tacı yapmalı.biz böyle gördük, biz böyle fasulye olduk.
    Belki de bu yüzden,
    “kendimizi bi halt zannettik”
    İnsan yumurta misali, çıt diye kırılıveriyor.
#04.09.2016 05:57 1 0 0
  • noimage
    Adı Güzel Kendi Güzel Muhammed
    Canım kurban olsun senin yoluna,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed,
    Şefâat eyle bu kemter kuluna,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Mü'min olanların çoktur cefâsı,
    Ahirette olur zevk-u sefâsı,
    On sekiz bin âlemin Mustafâ'sı,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Yedi kat gökleri seyrân eyleyen,
    Kûrsûn üstünde cevlân eyleyen.
    Mi'râcda ümmetin Hak’dan dileyen,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Ol çâriyâr anın gökler yâridir,
    Anı seven günahlardan beridir,
    On sekiz bin âlemin serveridir,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed

    Aşık Yunus neyler iki cihânı sensiz,
    Sen Hak Peygambersin şeksiz, gümânsız
    Sana uymayanlar gider imânsız,
    Adı güzel, kendi güzel Muhammed.
#04.09.2016 05:41 0 0 0

  • Bazen anlayamıyorum. Aslında bazen değil, çoğunlukla anlayamıyorum.
    Ne kadar okusam, eğitim alsam ve insanlarla iç içe yaşasam da sonuç değişmiyor.
    Başka bir insan, başka bir dünya demek ....
    Bazen, birine sevgi verirsiniz. Emek verirsiniz. Zaman verirsiniz.
    Elinizden ne gelirse onu verirsiniz.
    Merak edersiniz. Korursunuz. Uykusuz geceler geçirirsiniz onun için.
    Hayatınızı değiştirirsiniz.
    Bir karşılık beklediğinizden değil, hak ettiğini düşündüğünüzden yaparsınız bunları.
    Karşılığı vardır belki de. Belki bir güler yüz, belki de sıcak bir gülümseme.
    Bazen bir teşekkür, bazen de ta içinize işleyen bir bakıştır.
    Ve bazen sadece derin bir suskunluktur beklediğiniz.
    Beklediğiniz, bazen kırıcı olmayan bir sözdür.
    Bazen, yaralamayan bir değerlendirmedir.
    Ama; her zaman olduğu gibi, hayat bize beklediklerimizi vermez.

    Biz ne yaparsak yapalım, karşımızdaki için çok da anlamlı değildir.
    Onun kafasında başka şeyler vardır.
    Yaptığımız her şeyi kendi değer yargılarına göre algılar ve değerlendirir.
    Bizler ne yaparsak yapalım, ancak kendimize göre iyidir yaptıklarımız.
    Garip! ! !
    İnsana hak ettiğinden fazla değer verip, hatta o kadar çok önemseyip yaşamında
    tüm olanlardan daha daha değerli görüp, baş tacı yaptığınızda o insanın kendini
    büyük yada ulaşılmaz görüp naza çekmesine baktığımda İNSAN ne GARİP demeden edemiyorum
    ve ne halin varsa GÖR demekten kendimi zor tutuyorum.
#04.09.2016 05:37 0 0 0
  • Eseri Tamamlamak
    Pek çok insan hayatında devrim yapacak bir sıçrayışın
    tam ucuna gelir. Birazcık daha dayansa kendisini zirvede bulacaktır. Ama tırmanmayı bırakır.
    Bir adım daha atamamak, atılan binlerce adımın yok olmasına neden olur.
    Başarının olmazsa olmaz kuralı “yapmak”tır. Yapmayı anlamlı kılan bir kural vardır:
    Bitirmek. Bitmeyen iş yapılmamış iş gibidir. Hepimiz yüzlerce defa teşebbüste bulunduk.
    Aramızda binlerce insan başarının tam ucundadır. Sadece birazcık daha ısrar etmeye ihtiyacımız var.
    Zaten çalışmıyor musunuz? Zaten hayatın yükü omuzlarınızı ezmiyor mu? Zaten büyük çabalar içinde değil misiniz?
    Bir tek fark yapacaksanız hayatınızda. Bu fark tüm hayatınızı farklılaştıracak. Bu fark sayesinde
    sandığınızdan daha güçlü olduğunuzu göreceksiniz. Devleşmiş insanlar gibi dahileşebileceğinizi anlayacaksınız:
    Bitirmek.
    Başladığınız bir işi bitirinceye kadar devam etmek; BAŞARI budur!!
#04.09.2016 05:33 0 0 0

  • Teşekkürler Baba;
    Kötüsüyle iyisiyle bu dünyada var olmama olanak sağladığın için...
    Sana kötü şeylerden bahsederken hep iyi bir noktasını bulup, iyimser olmayı gösterdiğin için...
    Çok kızdığım anda beni sakinleştirip ama diye başladığın cümleleri hep olumlu sonuçlandırıp hoşgörülü olmak budur işte dedirttiğin için.
    Beni egoistçe yetiştirmeyip insanları sevmeyi öğrettiğin aynı zamanda bana kendimi çok özel ve önemli hissettirdiğin için …
    Çocukluğumu, gençliğimi benimle yaşayıp baba olmanın ötesinde arkadaşım olduğun için...
    Sana yalan konuştuğum anda bunu anlayıp, bana doğruyu söylemem için ısrar ettiğin ve hata da olsa doğrunun değerini öğrettiğin için…
    Hatalar insanlar içindir mantığını gösterip, yaptığım hatalardan ders almamı ve yaşamıma kaldığım yerden devam etmemi sağladığın için...
    Bana eğlenmeyi öğrettiğin için...
    Özgürlüğümü yavaş yavaş verdiğin ama hep özgür olduğumu hissettirdiğin için...

    Bna içinde bulunduğum durumun sonuçlarının nasıl olacağını anlatıp tercih hakkını bana bıraktığın ve hiç bir zaman dikte etmediğin için...
    Sana saçma sapan birşey anlatırken dahi beni dinleyip kendimi iyi hissetmemi sağladığın ve hep benimle ilgilendiğini gösterdiğin için...
    Hayatın her safasında hep anlayışla davranıp, anlayış kavramının aslında ne önemli olduğunu gösterdiğin için…
    Her gece uyumadan önce beni öptüğün, ve sevginin ne değerli olduğunu gösterdiğin için...
    Arkadaşlarımla zaman geçirip benden ötede onlarlada bişiler paylaşıp, çevremi tanımama yardım ettiğin için...
    Başarılı olmanın aslında ne büyük bir zevk olduğunu gösterdiğin için...
    Hiç uyumak istemediğim zamanlarda, uyumak yerine balkonda benimle sohbet ettiğin ve güneşin doğuşunu izlediğin için...
    Alışveriş yaparken sana sorduğum soruları bence diye cevapla***** seçimi bana bıraktığın ve seçimlerime saygı duyduğun için...
    Kendin halledebilirsin diyerek özgüvenimi sağladığın için...
    Mantığın düşünce bazında ne önemli olduğunu öğrettiğin için...
    Her alanda benimle hayatı paylaşmaktan hiç çekinmediğin, ve sonuna kadar bana güvendiğin için...
    Ve babacığım
    Herkesin bitti dediği gün sen yeniden başlatıp, nasıl başlatılacığını gösterdiğin için...
    Teşekkürler Baba
    'Sen bir hayatsın baba, yaşadıkça güzelleşen ve güzelleştikçe tapılan ve vazgeçilmez olan...’
    Teşşekürler Allah'ım
    Babamın kızı olma gururunu ve mutluluğunu bana yaşattığın için...
    Seni ne kadar sevdiğimi, sensiz geçen dakikaların ne çok acı verdiğini ve seni ne denli özlediğimi anlatabilecek kelimelerin yeryüzünde olduğuna inanmıyorum babacığım, canım…
#03.09.2016 16:45 0 0 0

  • Pers imparatorunun basveziri Buzur Mehir tarafindan 1400 yil once tasarlanan tavla oyunu; dunyanin en populer oyunlarindan biridir. Zaman kavramindan alinan ilhamla tasarlanan oyunun zamana boylesine direnmesi son derece etkileyici. Senenin birligi olarak tavla bir tanedir. 4 kosesi 4 mevsimi, tavlanin icindeki karsilikli 6''sar hane 12 ayi, pullarin toplami ayin 30 gununu ,siyah beyaz pullar gece ve gunduzu, karsilikli 12''ser hane gunun 24 saatini simgeler..
    Eski zamanlarda Hint Imparatoru, satranc oyununu Pers imparatoruna, yaninda bir mektup ile hediye olarak gondermistir.
    Mektubunda oyunla ilgili hic bir aciklama yapmazken soyle bir mesaj yazmistir. Pers imparatoruna:
    Kim daha cok dusunuyor,
    Kim daha iyi biliyor,
    Kim daha ileriyi goruyorsa
    O kazanir.
    Iste hayat budur...
    Pers Imparatoru donemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesaji paylasarak, ondan oyunu cozmesi ve kendisinin de karsilik olarak Hint Imparatoruna hediye edilmek uzere baska bir oyun icat etmesini ister.
    Vezir haftalarca calistiktan sonra gonderilen satrancin her tas hareketini ve oyunu cozer daha sonra da on gunde tavlayi icad eder ve imparatora sunar.
    Hint Imparatoruna tavla oyunuyla birlikte gonderilmek uzere soyle bir mesaj hazirlanir Hint imparatoruna:
    Evet,
    Kim daha cok dusunuyor,
    Kim daha iyi biliyor,
    Kim daha ileriyi görüyorsa
    O kazanir.
    Ama biraz da sanstir.
    Iste hayat budur...
    noimage
#03.09.2016 14:53 1 0 0
#03.09.2016 05:46 0 0 0
  • noimage
    Elimde değil ey yâr gönlüme geçmiyor söz
    İçimde bin bir ukte gelde bu düğümü çöz
    Ben seni unutmayı denedim binlerce kez
    Olmuyor inan ey yâr aklımdasın her saat
    Seni görmediğim gün inan bana yok rahat..!
    noimage
    Beni sana bağlayan bilmem nasıl ihtiras
    Varlığında pür neşe yokluğunda başlar yas
    Ne olur bir kerecik sevsen geçsen iltimas
    Ya gel murat alalım ya şu kalbimi sök at
    Seni görmediğim gün inan bana yok rahat..!
    noimage
    Dilerim ki sende sev aşk’la olalım harman
    Özleminle naçarım yokmu derdime derman
    Ben sevdanla yanarken sende ateşinde yan
    Senin için çektiğim bunca çileye inat
    Seni görmediğim gün inan bana yok rahat..!
    noimage
    Başka bir şey istemem bir tek sana muhtacım
    Sensin yürek yangınım sensin benim baş tacım
    İlk ve son kez olsa da sarabilmek amacım
    Yokluğunda katlanır içimde acın kat kat
    Seni görmediğim gün inan bana yok rahat..!
    noimage
#03.09.2016 05:39 1 0 0
  • noimage

    Bu gece sadece mutluluk getir bana
    çocuklar gibi gülmek istiyorum kana kana
    selam da verme halimi de sorma
    sadece güneşten çaldığın gülüşünü getir
    sayfamdaki satır aralarına
    istersen pencereme yıldızları diz
    ayı nöbetçi bırak rüyalarıma
    fakat unutma sadece mutluluk getir
#03.09.2016 04:57 1 0 0
  • noimage

    Yarın yaparım, bu hafta yapacağım, bu ay bu işi yapmış olacağım… Bu gibi cümleler pek çoğumuzun kullandığı erteleme cümlelerdir.

    Önemli ve yapılması gereken bir işi ertelemek, zihinsel olarak yorgunluk getirir.

    Yarım bırakılmış ve bitmemiş her iş, zihinde yapılması gerekenler listesinde kalır ve bu zihin için yorucudur.

    Ayrıca, erteleme davranışı kişinin huzursuz ve gergin hissetmesine sebep olabilir.

    Erteleme davranışını nasıl önleyebilirsiniz?

    ‘’Sonra değil, şimdi’’ prensibini benimseyin.

    Ne zamana kadar erteleyebileceğinizi düşünün. Önemli olan ve mutlaka yapacağınız bir işi ertelemek sadece zaman kaybetmektir.

    Ertelemenin size verebileceği zararları gözden geçirin.

    Zamanınızı ve enerjinizi harcadığınız işin, ertelediğiniz işten daha önemli olup olmadığını değerlendirin.

    Erteleme davranışının sizi zihinsel olarak yorduğunu ve gergin hissettirdiğini fark edin.

    Ertelediğiniz işin ne kadar zamanınızı alacağınızı planlayın. Çoğu zaman işleri olduğundan daha büyük ve zor algılarız.

    Ertelediğiniz işleri yapmak için bir zaman dilimi belirleyin. Bu şekilde daha programlı olabilirsiniz.

    Başlamanın, işin bitmesi için atılacak en büyük adım olduğunu unutmayın.

    Uzun zamandır ertelediğiniz işi yaptığınızda nasıl hissedeceğinizi düşünün.
#02.09.2016 20:56 0 0 0
  • noimage

    Yaşam içinde karşılaştığımız zorlukları elimizden her ne geliyor ise yapıp aşmaya çalışırız. Çıkmaza girdiğimizde de yakın dostlarımıza danışırız. Bazıları “Şunu denedin mi?” veya “Şöyle yapsaydın daha iyi olurdu” gibi önerilerde bulunur. İçlerinden en spiritüel olanı “ Belki de; her şeyi olduğu gibi kabul etmelisin” der ve siz de “ her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi” denersiniz.

    Zaman geçer, olduğu gibi kabul etmenin işe yaramadığını düşünür, pes eder, “Her şeyi denedim olmuyor ” demeye başlarsınız..
    Çok sevdiğiniz bir dostunuz ile aynı fikirde olmadığınızda onu çok seviyorsunuz diye her dediğini kabul edip uygulamaya koymak zorunda değilsiniz. Yani söylediklerini onaylamasanız da her ne ise onu olduğu gibi kabul etmeyi seçebilirsiniz. Bu şekilde hem onu sevmeye devam eder hem de istemediğimiz bir şeyi yaparak enerjinizi düşürmemiş olursunuz. Eskiden çok sevdiğim insanların söyledikleri ve yaptıklarını kabul ettiğimde o konu her ne ise o doğrultuda aksiyon almaya çalışırdım. Aykırı davranırsam onlara ihanet etmiş olacağımı düşünürdüm. Halbuki zaman zaman onlar dahi kendi fikirlerinin arkasında durmazken ben kim oluyordum da, onların fikirlerinin uygulayıcısı haline geliyordum. Zamanla bir şekilde öğrendim ki sevdiğim, kabul ettiğim kişilerin illa her dediğini onaylamak zorunda değildim.

    Hepiniz “ Olduğu gibi Kabul Etme” nin bu halini hayatınızın belli alanlarında uygulamaktasınız. Önemli olan soru; “Olduğu gibi Kabul Etme” halini “Her şeye Uygulamaya Ne Kadar Yatkınsınız ? ” Yani Körfezi dolaşıp evde keyifle sevdiğiniz diziyi seyretmeye mi yoksa olmuş bitmiş olan bir şey üzerine sürekli söylenmeyi seçerek hem kendinizi hem de diğerlerini üzmeyi seçmeye mi yatkınsınız ? Kısaca Mutlu mu Yoksa Haklı mı olmak istiyorsunuz?
#02.09.2016 20:50 1 0 0

  • Bütün vücudumuz sistemli bir şekilde var olup sistemli bir şekilde çalışmaktadır. Bu sistemli çalışmanın bazı doğal yapılar sonucu değiştiğini görmemiz mümkün olacaktır. Tüm vücudumuz bu yapılara karşı korunmak için tüy veya kıllar ile kaplıdır. Bu kıl ve tüylerin diplerinde ana maddesi yağ olan sebum adında yağ bezleri bulunmaktadır. Bu yağ ise derimize temas etmekte olan suyu derimizin altına almasına engel olmaktadır. Bu durum sonucunda ise su derinin üzerinde durur ve deri bu sayede yumuşuk bir şekilde kalmaktadır.

    Fakat bazı bölgelerimizde ise kıl veya tüy çıkması mümkün değildir. Örneğin parmak uçlarımız avuç içlerimiz veya göz kapaklarımız bu bölgelere örnek olmaktadır. Bu nedenle deri üzerinde biraz önce bahsettiğimiz yağ tabakası yoktur. Bu yağ tabakasının olmaması bazı durumların çıkmasına da neden olmaktadır.

    Bu bölgeler sulu bölgeler de fazla kaldığınde ise osmos olayı gerçekleşerek daha çok sulu yerden daha az sulu olan yere su akışı sağlanmış olur. Bunun sonucunda su ayak veya ellerimizde kıl ve tüylerin olmadığı yerlerde derinin altına geçmektedir. Su bu bölgeye geçtikten sonra ise deri şişer daha fazla suyu taşıyamayan deride bazı genleşmeler meydana gelmektedir. Bu olayın ardından ise banyo yapıldığında hepimizin bildiği gibi buruşma ve yıpranmalar meydana gelmektedir. Bu durum sıcak havalarda yolların bozulması veya daha farklı bir şekilde asfaltların yıpranması ile aynıdır.
#02.09.2016 20:26 1 0 0
  • “Sevgi, güveni de beraberinde getirir.” Küçükken hep buna inandım. Korktuğumda, üzüldüğümde hep dostlarımın omuzlarına dayandım. Kalp atışlarını duymak beni rahatlatırdı. Dünyanın her pisliğine karşı sevgi ve güvenin olduğunu bilmek beni hayata daha çok bağlardı. Tabi o zamanlar düzenbazlığın ne olduğunu bilmezdim…
    Şimdi gelin sorun bana, dokuz yıllık arkadaşlarımı bir anda geleceğimden sildim. Silmek zor. Fikirlerimi bile paylaşamıyorum insanlarla. Yapabilecekleri ama sadece üşendikleri için adını kısaca “imkansız” koydukları şeylere bir ışık tuttuğumda elimdeki feneri hızla alıyorlar, koşarak uzaklaşıyorlar ve beni o zifiri karanlıkta tek başıma bırakıyorlar. Artık karanlıkta yolumu aramaktan sıkıldım. Olduğum yere çöküp ölümü beklemek çok mu zor? Hayır. Bunu seçen insanlar var. Şu anda aramızda bunu seçen insanlar olduğunu sanmıyorum. Çünkü kim güvenin tam olarak ne olduğunu biliyor ki!
    Bir dosta sarıldığında onun sıcaklığıyla kalbinin hızlı hızlı atması, kanın pompalanmasıyla birlikte kendini daha canlı ve huzur içinde hissetmek ve az önce sarıldığın omuzların hiçbir zaman desteğini senden esirgemeyeceğini bilmek, hiç düşünmeden canını ona emanet edebileceğini bilmek ve karşındakini bir işe inandırmak için yemin etmek zorunda kalmamak. Güven budur bence.
    Karşındakinin kalbinin anahtarı ne kadar elinde olsa da istediğin kadar dene güven olmadan o kapıyı açamazsın.
    Bir süre önce “en yakınım” diye nitelendirdiğim biricik dostlarımı geleceğimden sildim, bana yalan söyledikleri için. “Geleceğimden” dedim çünkü ölene kadar dost kalmayı planlıyorduk. Bu kadar yakın olduğum insanları bir anda nasıl unutabildim bende çok şaşırdım. Sonra anladım ki onların benden çekip kopardıkları değil, benim onlara verdiğim değer bana acı veriyormuş ve ben istediğim zaman onlara verdiğim sevgiyi geri alabilirmişim
#02.09.2016 20:14 1 0 0
  • noimage
    Hani dua ediyordun,
    " Hayırlısı olsun Rabbim " diye.
    " Hayırlısı değilse olmasın " diye.
    Geceleri kalkıp yalvarıyordun O'na.
    Bak, olmadı işte.
    Niye teslim olmuyorsun.
    Allah duanı kabul etti işte. Hayırlısı değilmiş ki, olmadı.
    Fuzuli şekilde neden O'nun işine karışıyorsun.
    Kalbini rahat bırak...
#02.09.2016 19:41 1 0 0
  • Hayat zamanla akıllandırdı beni.

    Kimin ne kadar dost,

    Kimin ne kadar nankör olduğunu tek tek gösterdi.

    Artık virgülle bitirmiyorum insanlarla olan ilişkilerimi.

    Direk noktalıyorum verdiğim değeri.

    Ve noktayla bitirdiğim insanın,

    Artık nokta kadar değeri de olmuyor benim için...!

    noimage
#02.09.2016 19:38 1 0 0
  • noimage

    Bazen insan birini tanır. Acır belki. Belki içi ısınır. " Yardım edeyim." der. "Destek olayım." der. İçinden ilan eder "Ben bu şahsın dostu olayım." O andan itibaren de kendi mantığı, dostluk anlayışı, duyguları nasıl hareket etmesi gerektiriyorsa öyle hareket eder. Mutludur. Sadece dostuyum dediği şahsa dostluk yapmaktır maksadı. Ve dostu olur.

    Sevinciyle sevinir, sevincini daha da arttırmak için gayret eder. Üzüldüğünde üzülür ama dostunun daha fazla üzülmemesi için olayı hafifletmeye çalışır. Hayatta böyle şeylerin olabileceğini, normal olduğunu kabul ettirmektir maksadı. Böylece dostuyum dediği insanın üzüntüsünü hafifletecektir.

    Sırlarını paylaşmak ister. Kendi gibi bilir dostuyum dediği insanı. İnanır, güvenir, hiçbir zaman ve hiçbir şartta dostuyum dediği şahsın kendisini kullanacağından, güvenmeyeceğinden şüphe etmez, kendisini enayi yerine koyacağını düşünmez.
    Bazen insan birini tanır, acır, yardım eder, destek olur, üzüntüsünü ve sevincini paylaştığını sanır. Mutlu olur birine dostuyum demekten. Sonra sorular belirmeye başlar küçük küçük. Hep olumlu cevaplar verir kendi kendine. " O yapmaz!" diyerek bu inancını korumaya çalışır.

    Dün yardım ettiği, yol gösterdiği küçük şahıs, bir sabah kendini dev aynalarının karşısında yardım edeni yerlerde ararken bulur. Onun ebatları büyürken dostuyum diyenin ebatları, bilgi, beceri, kişilik ve dostluğunu da yanına alarak küçülmüştür.
    Kalın bir silgi görünür ufuktan. Alınır, hafif darbelerle ama devamlı olarak silinir. Sonunda, bir buruk hatıra kalır yürekte. Sayfa temizlenmiştir.
    İhanete uğramıştır dostluk.
    Adam yerine konulanın adamlığı bitmiştir artık.
#02.09.2016 19:21 1 0 0