Yine sana sesleniyorum yar..!!
İznin olursa yüreğine ihtiyacım var...
Bırak gözlerin gözlerimde kalsın,
Yüreğimin yüreğine söyleyecekleri var..!!
Sana seni anlatacağım içinmidir bilmem
ama,
İlk defa cümlelerimde bir telaş var...
Nefes nefese hecelerim..
Sevdan uğruna bir araya gelmek için savaşıyor harflerim;
Belki de
bundan sonra hep kifayetsiz kalacak şiirlerim....
Seni hak ettiğin gibi anlatamayacakları için....
Biliyorum boynu bükük olacak bundan sonra cümlelerimin..
“Nedeni olan, nasıla katlanır. Her olayın ve durumun bir nedeni vardır. Hiçbir şey nedensiz değildir.
Hepimiz belirli bir amacı gerçekleştirmek için çalışırız, çabalarız. Bu ta çocukluk yıllarından başlayan bir hazırlık devresine dayanır. Okuyup meslek sahibi oluruz. Yaşadığımız sürece de belirli bir iş kolunda mesleğimizi yaparız.
Hayata karşı hazırlanamayan birçok insan, kendini boşlukta hisseder. Kesin olarak ne yapacağını kestiremez. Bilinçaltında hep bir şeyin peşinden koşmak ve ona ulaşamamak vardır. Kararsızdır. Tedirgindir. İç dünyasında karamsarlık hâkimdir. Böyleleri azımsanmayacak kadar çoktur hayatımızda.
Her şey bir nedene dayanıyor. Bizim de yaşamak için birçok nedenimiz olmalıdır. Ancak böylece yaşama karşı dayanıklı olabiliriz. Enerjimizi, direncimizi tüketmeyen; devamlı bizi motive eden nedenlerimiz yaşamı değerli kılar.
Çevremizde güzelliklerin olması, doğanın temiz olması sadece bir şey ifade etmiyor. Bizim güzellikleri görecek, algılayacak bir seviyemizin olması gerekir.
Nedenler bizi her zaman nasıllara götürmese de hayatın güzelliklerini görüp, yaşamalıyız. Allah bu güzellikleri, insan için yaratmış. Bunu yaparken de bize büyük sorumluklar yüklemiştir. Çevreye karşı duyarlı olmalıyız. En az biz de; yaratılan, oluşturulan güzellikleri, değerleri koruyup anlayıp ona göre yaşamalıyız. Yoksa insanın olmadığı tabiat, bir resim olarak kalır. Doğayı güzelleştiren değerli kılan biraz da bizim kişisel algılarımız değil mi?
Nerede olursa olsun nedenlere, nasıllara insansız ulaşamayız. İnsanı değerli kılan, yücelten en önemli yetisi bence budur. Onsuz yaşamak insan olma bilincinden yoksun olma demektir.
İnsanın olduğu yerde bu değer hükmü her zaman geçerlidir. Gerisi; nedensiz, niçinsiz yaşamaktır.
Her derde deva arkadaşlarım!
Neden hepsi birbirinden bu kadar farklı benim arkadaşlarımın?
Neden bazıları marjinal hatta?
Biri arkadaşımsa diğeriyle nasıl anlaşabiliyorum?
Neden kimse anlayamıyor?
Galiba onların hepsi içimdeki çok farklı “ben”leri gün ışığına çıkarıyor da ondan.
Biriyle uslu, kibar oluyorum.
Diğeriyle şakalar yapıyorum.
Biriyle oturup ciddi ciddi konuşuyorum.
Diğeriyle saçma sapan şeylere kıkırdıyorum
Biriyle oturup çay içiyorum.
Diğeriyle dans ediyorum.
Birinin derdini dinleyip öğüt veriyorum.
Diğerinin bana verdiği öğütleri dinliyorum.
Hepsi bir bulmacanın parçaları sanki, tamamlayınca ortaya bir hazine çıkıyor.
Arkadaş hazinesi!
Beni bazen benden daha iyi anlayan, iyi günümde, kötü gönümde beni yalnız bırakmayan arkadaşlarım...
Hepsi farklı günlerde aldığım rengarenk anti-depresanlarım sanki.
Arkadaşlar sağlık için de faydalıymış.
Hiçbir hissediş, düşünüş, bakış, algılayış, seziş de öyle.
Hatta bunların tersi de tesadüf değil.
Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, yolu sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan...
Bize gülümseyen küçük bir çocuk, önümüzden aniden uçuveren kuş...
Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal yada duygusal bir olayın tetikleyicisi olur.
Bazen hiç hesapta olmayan durumların içine çekiliveririz. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşarken buluruz kendimizi.
Bazen bazı insanların hayatına yalnızca katalizör olarak gireriz.
Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz.
Ve yüksek farkındalık içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan yolumuza devam ederiz.
En büyük düşmanımız en iyi dostumuzdur aslında. Çünkü bizde en büyük değişime neden olur genellikle.
Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan öğretmenimizdir.
Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri;
karmamızı çözüp, iç huzuruna, mutluluğa, ideal ilişkimize ve ruhsal eşimize kavuşuruz.
Varsın olmasın jipim, villam....
Varsın düşünmeyeyim bankadaki hesaplarımı....
Olmasın onlarca çift ayakkabım, gömleğim, pantolonum...
Olmasın şemşiyem,ıslanayım yağmurun altında,çoraplarım ıslansın tabandaki delikten.
Olmasın istemiyorum ikinci bir ceketi....
Olmasın güneşli havada dolaşmak.
Olmasın olmasın olmasın istemiyorum...
Çatısı akan,içine rüzgar giren bir evim olsun...
Dışı metal levhalarla yamanmış olsun,bizim olsun..
Beni kapıda karşılayan,hoşgeldin bey diyen eşim ve
Akşam gelirken evime elimde ki ekmekle bayram eden çocuklarım olsun...
Simit satayım,sahilde dondurma satayım,pazarda limon, çarşıda ayakkabı boyayayım ama mutlu olayım...
Ama sevdiğimle olsun,tam olsun...
Zamanın birinde bir hükümdar varmış, zenginliği tüm dünyaca
bilinirmiş. Hükümdar her gittigi yere hazinesinin bir bölümünü
götürür ve bunları sergilemekten büyük onur duyarmış.
Hükümdarın yaşamda en çok güvendiği, tek akil hocası bir bilge kişiymiş.
Günlerden bir gün bu bilge kişiyle otururken hükümdar şöyle
bir soru sormuş:
"Sen ki göğün gizemine ermiş, bilime yön vermiş bir adamsın.
İnsanlar, ister hükümdar denli güçlü, ister savaşçılar denli
onurlu olsun ayağına kapanır ağzından çıkacak bir sözü beklerler.
Şimdi senin gibi bilge bir adamın fikrini merak etmekteyim,
"Benim hükümdarlığım ve servetim hakkında ne düşünüyorsun?"
Bilge bu soru karşısında hükümdarın gözlerine bakarak şu
sözleri söylemiş:
"Diyelim ki hükümdarım, kızgın ve uçsuz bir çöldesiniz.
Ölmemek için, size uzatacağım bir bardak suya servetinizin
yarısını verir miydiniz?"
"Verirdim tabii."
"Zaman geçti diyelim susuzluğunuz arttı, size uzatacağım bir
sonraki bardağa servetinizin öteki yarısını da verir miydiniz?"
Hükümdar biraz düşünür ve ardından "Ölmemek için evet" der.
Bunun üzerine bilge kişi gülerek şu sözleri söylemiş:
"Madem öyle, o zaman övünmeyin fazlaca. Çünkü haşmetlim sizin
servetiniz yalnızca iki bardak suda
“İnsanların temel sorunu, diğer insanlarla aralarına nasıl mesafe koyacaklarını bilememelidir.
Sınırları olmayanların hayatları başkalarınca işgal edilir.”
Birçok insanın mutsuzluğunun nedeni, kendi yaşamında sınırlarını çizmeyi bilmemesidir.
Herkesin kendisine ait sınırları olması gerekir; ancak çok az insan bu sınırları çizmek üstüne
ayrıntılı bir şekilde düşünür. Başka insanların yaşamının içine çok girer ya da başkaları
onun yaşamının içine çok girer. Nerelerde sınır çizmeliyiz? Sınır çizerken nerelerde hata yapıyoruz?
Kendi derdimizle ilgilenmek yerine, başkasına yardım etmeye çalışmaktır.
Birçok insan farkında olmadan başkasına yardım ederken kendine zarar verir. Başkasının ödevine yardım ederken,
farkında olmadan kendi ödevini eksik yapar. Başkasına borç para verirken, kendi ev ihtiyaçlarını karşılayamaz.
İlişkiler dengede olduğu zaman güzeldir. Uçakların ve kuşların iki kanadı vardır. Bu kanatlardan bir tanesi küçük olursa ya da hiç olmazsa uçağın dengesi bozulur ve düşer. İlişkilerde de denge önemlidir. Bu hatanın bir uzantısı da başkaları bizi üzse de, bizim onlara bağlılığımızı sorgulamadan sürdürmemizdir.
Dostlarımızın görüşlerini elbette güveneceğiz; ama yine de her şeyi bir mantık ve bilgi süzgecinden geçirmek gerekir.
Takım olmak demek, uyumlu olmak demektir. Başkalarına uyum sağladığınız zaman takım üyesi olmanın gereğini yerine getirmişsinizdir; ancak hiçbir zaman sizin istediğiniz program olmuyorsa burada bir sorun var demektir..
Saatler geçmez oldu yine.. Meğerse çabuk geçer bildiğim zaman geçmez olurmuş bir beklenen varsa..
Bekliyorum... Bıkmadan usanmadan.. Arada bir ah çekiyorum.. Sonra yine bekliyorum.. Ve bu böyle sürüp gidiyor günlerdir..
Kimselerle konuşmuyorum uzun zamandır.. Bana Onu bırak artık berbat görünüyorsun diyorlar..Sen bu aşkı tek başına yaşıyorsun, O seni sevmiyor diyorlar..Yıkılıyorum seni savunurken cümlelerimle..
Yine haksızlık ediyorum sana.. Anlamam gerekmez mi artık yaşadıklarını.. Çelişkilerini..
Hayatının ne kadar karmaşık ve ne kadar yalnızlıkla dolu olduğunu.. Aşk beni çok bencil yaptı sevgili..Ama sende beni anlarsın biliyorum..Hayatta tutunduğum bir küçük kuşum ,bir de kocaman adamım var.. Gerisi yalan..Gerisi boş..
Seni sensiz yaşamaya o kadar alıştım ki şimdi tüm korkularım onuda kaybetmek.
.
Kurtar beni artık..Ne olacaksa olsun..Ya varım de sonuna kadar ya da bitti artık de..
,Kurtar beni yaşadığım karmaşadan..
Mutluluk yaramıyor bana sevgilim.. günlerdirr o kadar mutluydum ki şimdi neden kendimi kapana kıstırmak için uğraşıyorum bu kadar..Ve neden birden bire içim bulanmaya başladı yeniden.,
Ya umursamamayı öğrenmeli hayatı ya da mutluluk peşinde koşmaktan vazgeçmeliymiş insan…
Gözlerinin kalbime sektiği günden beridir;baharlar hayalini boyar içime.
Birkaç damla daha düşerse de aldırma sen.En fazla on gün daha sürer bu
soguklar.Ondan sonra da düşerse birkaç damla,benden bilirsin.
Gözlerim sular bu aşkı....
Bilmem kaç mevsim daha rüzgara teslim yüzer kalbimiz...?
Ya bu çılgın yelken?Hangi yıldırımda çatırdar direği....?
Gün gelip bir fırtına düşürünce ikimizi farklı yöne,; 'büyüdük' der geçeriz.
Bugün yeşil düştü bahçedeki dala....
Gözlerinin kalbime doğduğu günden beridir;kelebekler göç eder içime.
Bir hüzün değerse de gözlerime,aldırma sen.En fazla bir busen kadar
kısa sürer bu hüzünler.Ondan sonra da hala hüzünlüsün dersen,benden
bilirsin.Mutluluğum sızar hüzün kılığında...
Bilmem kaç mevsim daha İstanbul taşır bu aşkı...?Ya bu amansız
sihir?Hangi tılsım bozar 'biz' diyebilmeyi...?Gün gelir bir kahve telvesinde
'biz' bir yudum olarak eridiğimizde,;'büyüdük'der geçeriz.
Yeni doğmuş bir bebek gözlerinin araladığında etrafa bakan o masum gözler ne şirindir değil mi?
yeni doğan bebeklerin gözleri niye lacivert olurki?niye kahverengi mavi ela yeşil olmaz.?
Aslında yeni doğmuş bir bebeğin gözleri renkli değildir.Çünkü doğum esnasında bebeğin gözlerinde renk hücreleri bulunmazmış.
Bu nedenle bebeğin gözleri hiçbir ışığı yakalayamaz ve gelen ışığı geri yansıtırmış.Bu yansıyan ışığın rengide mavimsi bir renkmiş..
Bu
renk bebeğin gözüne vurduğunda gözünün lacivert görünmesine sebep olurmuş.
Bebekler 8-9 aylık olduğunda gerçek göz rengine kavuşurmuş.
Adı Mehmet...
Kara kıtanın kara gözlü, zayıf yüzlü çocuğu.
Göz kapaklarında güneş ve çapakları çöl sarısı.
Çaresizliğin girdabında.
Kelebek renkli yüzünün yorgun yarısı.
Adı Mehmet...
Bir halkın hikayesi yani.
Yeni günün solduğu beldeye, asırlar öncesinin bir yolculuk efsanesi.
Bir halkın ismi yani.
Kaderden ötesi olmayan.
Adı Mehmet...
Kimseden medet ummayan.
Aç karınlı, hasta yüzlü ama tok gözlü.
Öylece duran ve sabreden.
Uzaktan gelen yolcuları ağırladığı günkü gibi.
Necaşi gibi, Habeşi gibi.
Doğru, dürüst, iyi, insan yani...
Adı Mehmet...
Bir umudun ismi.
Çöle yağmur yağdığı günün.
Karnının doyduğu günün.
Öldüğü günün.
Ve üstünde çiçekler açabilen bir mezara gömüldüğü günün ismi yani.
Adı Mehmet...
Kimse tanımaz, kimse bilmez.
Kara gözleri gülmez.
Dünyanın gözü kör olmuş sanki.
Kimse onları görmez.
Adı Mehmet...
Kim duyar ki; Dudağında bir feryat! !
Savaşmak dururken yani,
Mehmet'i kim dinler ki?
Açlığı kim dinler ki?
Adı mehmet...
Hastalığın gözlerindeki buğusu.
Açlığın kokusu.
Ve ölümün korkusu.
Bir kum fırtınası uğultusu.
Ağlayan bir bebek sesi.
Ve zayıf dizlerin yağmursuz çöllerdeki izi.
Söyle dünya insanların kaç kişi?
Kaçı sağır, kaçı kör, kaçı arsız, kaçı erkek, kaçı dişi?
Açlıktan ölmek kaldımı be şimdi?
Söyle dünya insanlık kimin işi? .....
Hala anlayamadınız değil mi?
Önemli olan haklı ya da haksız olmak değil!
Kavganın kazananı yoktur.
Ya kaybedersiniz ya da daha çok kaybedersiniz.
Önemli olan kalp kırmamak.
Önemli olan yargılamadan, karşılıksız sevebilmek ve iyilik yapabilmek.
Haklı bile olunsa özür dileyecek kadar asil olmak, bilge olmaktır.
Egonuzu kontrol edemediğiniz sürece, o sizi kontrol etmeye devam edecek.
Böyle olduğu sürece tüm dünya sizin bile olsa asla mutlu olamazsınız.
Gülüşün,Hiç kimsede olmadığı kadar içten,hiç olmadığı kadar yumuşak.
Gülüşün, gözlerine yansıyan ışık.
Sen gülüyorsun, ben çağlayan oluyorum gülmelerinde.
Gülüşün çocuk, haylaz, yaramaz,umursamaz.Ve bir o kadar uslu, söz dinleyen, huzur veren...
Gülüşün damarlarıma işliyor, bağımlılık yaratıyor. Bir tutku, vazgeçmesi mümkün olmayan.
Bir hayat senfonisi, her notasında aşkı saklayan.
Sevmeyi bilen gülüşün, sevdikçe sevdiren gülüşün...
Özlemin en koyusu senin gülüşüne konaklanmış. O gülüşü görmeden yaşamak öyle zor ki...
Sınırsız okyanusların, en mavi denizlerin beyaz yelkenlisi... Umudun ta kendisi...
Menzili olmayan bir uçuş, sonsuzlukta kayboluş...Güven veren gülüşün, cesaret veren...
Hayatın bütün kaypaklığına, ikiyüzlülüğüne ve acımasızlığına direnme gücü veren.
Yaşama sevincini her gördüğümde yeniden yüreğime yerleştiren gülüşün...
Ah gül kokulu yâr..!
sen gittin gideli
canımı acıtan
geçmek bilmeyen zaman
her nefeste sızlatırken yüreğimi..!
Sensiz kimbilir..?
kaç mevsim geçti
yine de ben
hâlâ unutamadım seni..!
Sen gittiğinden beri
yüreğimin sızlayan ucundan
ruhuma değerken adın
kirpiğimden dökülürken sensizlik
ayrılıklara inat
hiç unutamadım yâr..!
hiç unutamadım seni..!