YILDIZYAGMURU

YILDIZYAGMURU

Üye
20.07.2016
Astsubay
9.100
Hakkında

#24.08.2016 20:48 0 0 0
#24.08.2016 20:34 0 0 0
  • Konu: Dönme....:

    TEMEL İLE CEMAL EVE İKİ KADIN GETİRMİŞLER. YATMADAN ÖNCE KADINLAR ;
    'SÖYLEMEDİ DEMEYİN, BİZ DÖNMEYİZ' DEMİŞLER.
    TEMEL;
    'HA PURA BİZİMDİR, İSTEDİĞUNUZ KADAR KALABİLURSUNUZ DA!':
#24.08.2016 19:45 0 0 0
  • noimage

    Geçmişi düşündüğümüz gibi, hep belirsiz bir yarından da söz ederiz.

    Sürekli dönmesini beklediğimiz, ailenin dışarıda yaşayan bireyi gibidir “yarın.” Yarını biz bekleriz ama yarın hiç gelmez.

    İşlerimizi, eylemlerimizi, önemli kararlarımızı ve birçok şeyi yarına erteleriz.

    Ya da “Yarın geldiğinde acaba ne olacak?” merakı ve endişesi vardır zihnimizde.

    “Acaba yapabilir miyim?” “Acaba başarabilir miyim?”

    Her türlü kaygıyı ve endişeyi yarına yükleriz. Yarın geldiğinde onunda “yeni bir bugün” olduğunu görür ve hiç zaman kaybetmeden yine işlerimizi “yarına” bırakırız.

    Sevgimizi vermek, işimizi yapmak, bir şeyleri paylaşmak için yarını beklemeye başlarız. Yine korkularımız depreşir en acı haliyle. Ve yarın gelmez. Çünkü yeni günün adı yine “bugün”dür.

    Elimizde var olan tek zaman dilimi aslında “Şu andır” Geleceğinizi belirleyen; şu an düşündüğünüz, yaptığınız, söylediğiniz her şeydir. Gelecek de başka bir şu andır.

    Öyle ise bir şey yapacaksanız, elinizdeki büyük fırsatı kullanın ve “bugün”, “şimdi”, “şu an” yapın ya da “gelmeyecek sonsuz geleceğe” erteleyin.

#24.08.2016 19:23 1 0 0
  • noimage

    Günün birinde bir çiçekle su karsilasir ve arkadas olurlar, ilk önceleri güzel bir arkadaslik olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzimdir birbirlerini tanimak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sigmaz artik ve anlar ki, su' ya asik olmustur.

    Ilk kez asik olan çiçek, etrafa kokular saçar, "Sirf senin hatirin için ey su" diye...
    Öyle bir zaman gelir ki, artik su da içinde çiçege karsi birseyler hissetmeye baslamistir. Zanneder ki, çiçege asiktir ama su da ilk defa asik oluyordur.

    Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba "Su beni seviyor mu?" diye düsünmeye baslar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle... Halbuki çiçek, aliskin degildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya "Seni seviyorum der. Su, "Ben de seni seviyorum" der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine "Seni seviyorum" der. Su, yine "Ben de" der. Çiçek, sabirlidir. Bekler, bekler, bekler...

    Artik öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya "Seni seviyorum." der. Su da ona "Söyledim ya ben de seni seviyorum." Der ve gün gelir çiçek yataklara düser. Hastalanmistir çiçek artik. Rengi solmus, çehresi sararmistir çiçegin. Yataklardadir artik çiçek. Su da basinda bekler çiçegin, yardimci olmak için sevdigine...

    Bellidir ki artik çiçek ölecektir ve son kez zorlukla basini döndürerek çiçek, suya der ki; "Seni ben, gerçekten seviyorum." Çok hüzünlenir su bu durum
    karsisinda ve son çare olarak bir doktor çagirir nedir sorun diye...Doktor gelir ve muayene eder çiçegi. Sonra söyle der doktor: "Hastanin durumu ümitsiz artik elimizden birsey gelmez."

    Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalik nedir diye ve sorar doktora. Doktor, söyle bir bakar suya ve der ki: "Çiçegin bir hastaligi yok dostum...Bu çiçek sadece susuz kalmis, ölümü onun için" der.

    Ve anlamistir artik su, sevgiliye sadece ''SENİ SEVİYORUM'' demek yetmemekti
#24.08.2016 18:10 0 0 0
  • noimage

    Keşke sevgi ağaç dallarında asılı olsaydı...
    Sadece sevgi mi?
    Saygı, sadakat, huzur,
    Terbiye, barış, kardeşlik..
    Herkes toplayıp birbirine dağıtabilseydi.
#24.08.2016 12:51 0 0 0
  • Kapalı kavanozlardaki bal kristalize olur ve sertleşir. Ancak bu, bozulduğu anlamına gelmez.

    Açılmış ve kapağı kapatıldıktan sonra bir yerlerde unutulmuş bal kavanozlarını yıllar geçtiğinde bulsanız bile içerisindeki balın bozulmadığınız görürsünüz. Arkeologlar yapılan kazılarda hiç bozulmamış ballara rastlamaktadır. Peki, nedeni nedir? Buzdolabında unuttuğunuz bir parça makarna veya sebzenin çok değil sadece 1 hafta sonra tanımsız bir şekil aldığına şahit olabilirsiniz. Ancak aynı şey bal için geçerli değildir.

    Bakteriler içerisinde bulundukları yiyeceklerdeki şeker ve diğer maddelerle beslenir. Bir müddet sonra atık olarak asit ve diğer kimyasalları salgılarlar. Bu kimyasallar besinlerin renk, koku ve tadında değişikliklere sebep olur.

    Diğer pek çok yaşam formu gibi bakteriler de yaşamak için suya ihtiyaç duyar. Yiyeceklerin hemen hepsi içeriğinde su barındırırken balda neredeyse hiç su yoktur. Bu da, bakterilerin üremesi ve yaşaması için uygun koşulların var olmamasını sağlar. Balın içerisindeki çok az su bakterilerin yaşaması için yeterli değildir. Kapağı açık halde saklanan bal, havayla etkileşime girerek bozulacaktır. Ancak kapağı açılmayan bir kavanozdaki bal, yüzyıllar boyunca bozulmadan kalabilir.
#24.08.2016 12:38 1 0 0
  • Konu: KARADUT.....
    Bir zamanlar birbirlerine asık iki genc vardi.*
    > * *
    > *Kizin adi Tispe delikanlininki ise Piremus idi.*
    > * *
    > *Bunlar yanyana evlerde otururlardi.*
    > * *
    > *Birlikte buyuduler ve cocukluklarindan beri
    > birbirlerine karsi ask
    > beslerlerdi.*
    > * *
    > *Fakat aileleri gorusmelerini istemezler,
    > birbirlerine uygun olmadiklarini
    > dusunurlerdi. *
    > * *
    > *Oysa onlar birbirlerini olesiye seviyorlardi.*
    > * *
    > *iki evin arasinda gizli bir catlak vardi.*
    > * *
    > *Aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda
    > bulusur o aradan
    > birbirlerine seslerini duyurur Asklarini dile
    > getirirlerdi. *
    > * *
    > *Bir gece ormandaki agacin altinda bulusmaya karar
    > verdiler.*
    > * *
    > *Tispe agaca Piremus dan once varmisti.*
    > * *
    > *Gittiginde avini yeni yemis, agzindan kanlar akan
    > kocaman bir aslanla karsi
    > karsiya geldi.*
    > * *
    > *Korkarak bi magaraya dogru kosmaya basladi.*
    > * *
    > *Farkinda olmadan yolda boynundaki esarpini
    > dusurmustu.*
    > * *
    > *O sirada Piremus geldi.*
    > * *
    > *Gordukleri karsisinda donup kalmisti.*
    > * *
    > *Kocaman aslan agzinda kanlarla birlikte biricik
    > sevgilisi Tispe nin
    > esarpini parcaliyordu. .*
    > * *
    > *O an aklina gelen ilk ve tek sey Aslanin Tispe yi
    > oldurerek yedigiydi.*
    > * *
    > *Tispesiz yasayamazdi.*
    > * *
    > *Aklindan gecen sadece aski ugruna canina kiymakti.*
    > * *
    > *Belinden hancerini cikardi ve gogsune sapladi. *
    > * *
    > *Kanlar icinde cansiz bedeni yere dustu.*
    > * *
    > *Bu sirada Tispe ise korkusunu bi kenara atip Bir an
    > once askini gormek icin
    > magaradan cikmaya karar vermisti.*
    > * *
    > *Agacin altina geldiginde o korkunc sahneyle
    > yuzlesti.*
    > * *
    > *Piremus un cansiz vucudu yerdeydi ve elinde
    > Tispenin dusurdugu esarpini
    > tutuyordu.*
    > * *
    > *ilk once genc kiz olanlar karsisinda aglamaktan
    > hicbir seyi anlayamamisti.*
    > * *
    > *Ama esarpi ve uzaklasan aslani gorunce anladi.*
    > * *
    > *Bi an magarada dusundugu o korkunc sey basina
    > gelmisti.*
    > * *
    > *Ve onun oldugunu dusunen Piremus aski ugruna canina
    > kiymisti.*
    > * *
    > *Tispe bir an bile dusunnmeden hanceri aldi ve
    > gogsune goturdu..*
    > * *
    > *Onlarin aski olesiye bir askti ve olum bile onlari
    > ayiramazdi.*
    > * *
    > *Eger Piremus aski ugruna olumu goze aldiysa o da
    > hic cekinmeden canina
    > kiyabilirdi ve hanceri sapladi.*
    > * *
    > *Birden vucudu Piremusun bendeninin ustune yigildi.*
    > * *
    > *O anda tanrilar bu yuce aski olumsuzlestirmek
    > istediler ve bu ciftin
    > ustunde duran agaci onlarin askina adadilar.*
    > * *
    > *Piremusun kanini bu agacin meyvelerine, Tispenin
    > gozyaslarini ise agacin
    > yapraklarina verdiler.*

    > *O günden beri kara dut agacinin meyvesinin cikmayan
    > lekesini,(Piremusun kan
    > lekesini), Dut agacinin yapraklari,( Tispenin
    > gözyaslari) temizler.. *

    > *Bilirmisiniz dut agacinin meyvesinin lekesi cikmaz

    > *...ama Elinize agacin yapragini alir avusturursaniz
    > lekenin gittigine
    > goreceksiniz.*
#24.08.2016 10:56 1 0 0
  • İnsan hayatının ilk 28 günlük sürecine yenidoğan dönemi denir. Zamanında doğan yenidoğan bebeklerin %60’ında; erken doğan bebeklerin ise %80’inde yenidoğan sarılığı görülür. Yenidoğan bebeklerde görülen sarılıkların çoğu fizyolojik sarılıktır; yani belli bir tehlike sınırını aşmaz ve bir iki haftada kendiliğinden geçer.

    Yenidoğan sarılığı nasıl oluşur?

    Sarılık bilirubin adı verilen, cilde sarı rengi veren bir maddenin kandaki seviyesinin yükselmesi ve deride birikmesi sonucu oluşur. Yenidoğan bebeklerin kırmızı küre hücreleri (alyuvarlar) daha fazla olduğu için onların yıkımı (parçalanması) neticesinde bilirubin maddesi ortaya çıkar. Doğumdan önce bebeğin bilirubinini annenin karaciğeri temizler; doğumdan sonra ise bebeğin karaciğerinin bilirubini temizleyebilecek kapasiteye erişmesi birkaç gün alır; bu arada karaciğer tarafindan yeterince atılamayan bilirubin artarak sarılığa neden olur.

    Yenidoğan bebeklerde sarılığın erken tespiti ve takibi oldukça önemlidir çünkü, sarılık çoğunlukla kendiliğinden geçse de, bazı durumlarda bilirubin yüksek seviyelere ulaşıp beyin hasarına neden olabilir. Bu yüzden sarılığı olan yenidoğanların özellikle ilk bir hafta-on gün içindeki doktor takipleri son derece önemlidir. On günden sonra kan beyin bariyeri kapanarak bilirubinin kandan beyne geçmesinin engellendiği kabul edilir.

    Fizyolojik sarılık

    Fizyolojik sarılık genellikle hayatın ikinci günü başlar, üç ve dördüncü günlerde en yüksek seviyesine ulaşır, daha sonra giderek azalır.
#24.08.2016 10:12 1 0 0
#24.08.2016 09:58 0 0 0
  • noimage
    kaç kere yazdım,
    şu satırlara elveda diye
    kaç kere!

    gönderemedim, ne çare.
    gönderemedim, yare...
    bir şeyler çöreklendi, nah şurama!
    işte tam sol yanıma...
    sanki zincirle bağlamışlar onu bana.

    gömemedim onu geçmişe...
    diyemedim elveda.
    binlerce kez isyan ettim yüreğime.
    sevme artık! sevme! diye.
    kaç kere kırdım kalemi,

    bir bilseniz, kaç kere....
    bir daha yazmayacağım,
    adını anmayacağım diye.
    yine de yazdım, 'canım' diye...
    kadir kıymet bilmeze.

    hükmedemedim yüreğe.
    sel oldu, taştı.
    yağmur oldu, yağdı, yinede.
    sevda nedir bilmeze,
    edemedim veda.

    sevda bu ya...
    kaç kere kırdım kalemi.
    bir bilseniz, kaç kere...
    bir daha yazmamak adına.
    ama edemedim veda..

#24.08.2016 09:34 1 0 0
  • noimage

    Şöyle bir oturup dinleyin..
    Biliyor musunuz?

    Benim hiç ütülü kıyafetim olmadı, hiç öf diyemedim,
    hiç sıcak çorba içemedim , yatak düzlemesini de bilmem…

    Çok iyi bir babam var mesala..
    Başka çocukları seven, başka çocuklara şeker alan, onlara hikaye anlatan...
    O çocuklar da seviyor babamı, baba diyorlar hatta.....
    Söyler misiniz? Sizin hiç babanız başka çoçukları sevdi mi?

    Bir de anneleri var o çocukların; annemin yatağında yatan anneleri..
    Ellerinden tutup gezdikleri, ağladıklarında susturduğu ,
    acıktıklarında çorba yapan anneleri…

    Ben sevmezdim gezmeyi, ağlamam da hiç…
    Yalan söyledim evet.. ağlıyorum ben.
    Ağlıyorum, ama kimse susturmaz beni…

    Sizin bunları yapan anneniz oldu mu?

    Ya da
    sizin hiç anneniz öldü mü?

#24.08.2016 06:49 1 0 0
  • noimage

    Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
    büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
    pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
    Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
    yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
    değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
    çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
    önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
    kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
    Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
    bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı.
    Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
    onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.
    Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
    dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
    bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
    düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
    konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
    ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
    annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
    karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
    söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
    bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
    Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
    baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
    Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
    Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
    söyleyerek kızı ameliyat ettiler.
    Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
    korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye
    yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
    müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.
    Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki
    bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan
    burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
    yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
    Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
    "Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir
    çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
    Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!."
    diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri
    taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."
#24.08.2016 06:40 0 0 0
  • noimage

    Kazanan her zaman çözümün bir parçasıdır,
    Kaybeden her zaman problemin bir parçasıdır
    Kazananın her zaman bir programı vardır,
    Kaybedenin her zaman bir özürü vardır
    Kazanan "Bu işi senin için yaparım" der,
    Kaybeden "Benim işim değil ki" der
    Kazanan her sorunda bir çözüm görür,
    Kaybeden her çözümde bir sorun görür
    Kazanan "Uzak ama yolu biliyorum" der,
    Kaybeden "Yakın ama yolu bilmiyorum" der
    Kazanan çakılların yanındaki çimeni görür,
    Kaybeden çimenin yanındaki çakılları görür
    Kazanan "Zor olabilir ama mümkün" der,
    Kaybeden "Mümkün ama çok zor" der
    Kazanan konuşmak yerine yapar,
    Kaybeden yapmak yerine konuşur
    Kazanan ağlamak yerine çalışır,
    Kaybeden çalışmak yerine ağlar
    Kazanan beynini çalıştırır,
    Kaybeden çenesini ...
#24.08.2016 06:27 1 0 0
#24.08.2016 05:58 0 0 0