ZELAL

ZELAL

Moderatör
15.04.2010
Korgeneral
83.595
Hakkında

  • Abdestimizi aldık, namazımızı kıldık, “Ya Allah Bismillah” diyerek meydanlara döküldük. Yaralandık, can verdik, devletin ve milletin namusunu kurtardık. Ülkeyi iç savaşın, işgalin ve kaosun eşiğinden döndürdük.
    Sonra bir de baktık ki; Türkiye savaşta Müslümanların, barışta ise Kemalist laiklerinmiş!
    Ekranlar, köşeler, kıyılar bizi sevmeyen, dindarlığımızdan rahatsız olan, sloganlarımızı küçümseyen, bizsiz bir ülke hayâl eden adamlarla doluverdi birden. Ülkeyi kurtaranların dindarlığına bakarak bir parça Müslüman olmayı denemek yerine, ülkeye kast edenlerin dindar görünümünden yola çıkarak dine ve dindarlara vurdukça vurdular.
    Laik eğitimin önemine vurgular, bütün tarikatların aynı potansiyele sahip olduğunu anlatmalar, “sıradaki FETÖ kim olacak?” gibi imalı sorular, TSK başta olmak üzere bütün devlet kurumlarından herhangi bir intisabı bulunan herkesin tasfiyesini istemeler... Zırvanın bini bir para…
    Bir dakika beyler!
    Madem öyle, 27 Mayıs'a, 12 Mart'a, 12 Eylül'e, 28 Şubat'a bakıp, darbelerin arkasında Atatürkçüler var diyerek, ordu başta olmak üzere bütün devlet kurumlarından Kemalistleri azledelim evvela.
    Var mısınız?
    Hatta bir adım daha ileri gidip, eğitim sisteminden, ordu yapılanmasına, bürokrasiden bilmem nerelere kadar Atatürk'ü ve ilkelerini tartışmaya açalım, ne dersiniz? Sahte dindarlar ayağa kalkınca da dayak hakiki Müslümanlara reva görülüyor, hakiki Atatürkçüler ayaklanınca da… Bu işte bir gariplik yok mu?
    Biraz insaf, birazcık izan, bir parça özeleştiri yâhu!
    15 Temmuz'da darbeye kalkışanlar dindar değil, dinin aslında ne olduğunu öğrenemediği için, bir şarlatanın hezeyanlarını din zanneden ahmaklar sürüsüydü.
    Bunların ışığı nur, laf ebeliğini velayet, üçkâğıdı keramet zannetmesinde sizin payınız Pensilvanyalı'dan daha az değil.
    Güzel bir şeyin aslı bilinmediği için sahtesi gerçek zannediliyorsa, aslını yasaklayanın en az sahteyi satan kadar suçu vardır.
    14 asırlık geleneğin muhkem ve muhteşem duruşunu merdiven altlarına mahkûm ederek takiyye görünümlü münafıklığın kapısını siz açtınız.
    Tarikatı yasakladığınız için, o a(l)danmışlar ordusu, tasavvuf büyüklerinden çalıntıyı, kalbin zümrüt tepelerinden sızıntı zannettiler.
    Müslümanım diyene kapıları kapatmasaydınız, içeri girebilmek için Müslüman değilmiş gibi yapa yapa İslâm'ı unutan bu müptezeller ülkemize bu terörü yaşatamayacaktı.
    Şimdi de bu cürümdeki hata payınızla delikanlı gibi yüzleşmek yerine kalkıp bir de diyorsunuz ki; “tarikatlar da ileride böyle bir şey yapabilir, hepsi aynı, tiz önlem alınmalı” vs.
    Varlığını size borçlu bir terör örgütünden sizi kurtaranlara teşekkür edeceğinize bir de kalkıp onları suçluyorsunuz.
    İnsanların takım elbise giymesini yasakladığınız ülkede takım elbiseli bir maymun cinayet işledi diye dönüp bütün insanlara potansiyel katil muamelesi yapmaktan daha abes sizinki!
    Akıllı olun ve anlayın artık: FETÖ'nün varlığı istikbâlimizi ve istiklâlimizi imhadır; tasavvufun yokluğu mâzimizi ve kendimizi inkâr!
    Garibim tasavvuf ehli de, samimi ve safiyâne bir şekilde size bunlar gibi olmadıklarını anlatmak için çırpınıp duruyor.
    Yâhu arada benzerlik yok ki farkı anlatasın!
    Herhangi bir tekkenin kapısından üç gün evvel girmiş herhangi bir derviş namzedine gidin ve şu üç meseleyi anlatıp, “Bu sözleri söyleyen insan nasıl birisidir?” diye tek bir soru sorun.
    Bir adam çıkmış kendisinden bahisle diyor ki:
    “Kâbe'deydim, temizliğe o zaman şimdiki kadar dikkat edilmiyordu. Pislik sebebiyle de çok sinek bulunuyordu. Ben on beş gün kadar hiç haremden ayrılmamıştım. Buna rağmen herkesi ısıran sinekler bir kere dahi olsun beni ısırmadı”
    “Çocukluğumda kazlarımız vardı. Ben onları çok severdim. Bir gün bu kazlar bir komşumuzun bahçesine gitmişler. O da kızmış, kazları bir güzel dövmüş. Baktık bizim kazlar kan revan içinde. Onları öyle görünce içim sızladı, çok rikkatime dokundu. Çok geçmeden havada bir bulut belirdi. O komşunun tarlasına öyle bir dolu yağdı ki, bahçede ne var ne yok hepsini aldı götürdü. O da biz de şaşırdık, çünkü köyde başka hiç bir yere dolu yağmamıştı.”
    “Bir gün arkadaşlardan biri bir rüya görüyor; Hatice validemiz Peygamber Efendimiz'e, ders yaptığımız dört beş kişiyi kast ederek, “Ya Rasûlullah bunlar bizden hoşnut musun diye soruyorlar” diyor. Efendimiz'den cevap geliyor: “Evet hoşnudum. (Beni kastederek) Hele birisi, hele birisi...” diyor.
    O derviş namzedinden alacağınız cevap şudur: “Kendisi için bunları anlatabilen adam üçkâğıtçıdır, yalancıdır, şeytanın maskarası olmuştur.”
    FETÖ mensupları ise bunları anlatan dünyası küçük şarlatana “Kâinat İmamı” diyorlar.
    Farkı anlatabiliyor muyum?
    Maneviyatın ne olduğunu bilmeyen insanlara, bu kibir kokulu hezeyanları velayet diye satabilirsiniz. Ancak bir kez tekke eşiğinden girmiş taze bir derviş dahi, bunların yaşansa dahi dile dökülmemesi gereken şeyler olduğunu bilir ve anlatanın makbul bir kimse olamayacağını anlar.
    Yani demem o ki; bu türedi ahmağın çakma cemaatinden hareketle bütün tarikatlara potansiyel tehlike muamelesi yapacağınıza, tarikatların önündeki tekke ve zaviye sûretli bütün yasal engelleri kaldırın ki, bir başka şarlatan paralel bir ihanete teşebbüs etse bile kendisine inanacak adam bulamasın.
    Böyle bir şey bir daha olur mu, olursa nasıl anlarız?
    Ölçü meydanda: “Ben, benden öncekilerin Allah'ın Rasûlü'ne kadar uzanan bir silsile ile bu güne kadar taşıdığı dini, onların tek bir açık nokta kalmayasıya anlayıp yaşadığına inanıyor ve onlar gibi yaşamak istiyorum” diyen zatlardan çevresine, devletine ve milletine bir zarar gelmez.
    Bu zatlar eline Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye'yi alır ve “haydi bu ikisinin arkasından gidelim” diye çağırır insanları.
    “Ben size benden önceki 14 asır boyunca gelenlerin bilmediği, anlamadığı, yanlış anladığı şeyleri en doğru haliyle anlatıyorum” iddiasındaki adamlara gelince, işte orada durun.
    Bu adamlar, “Kur'ân'dan başkasını boş verin” der, eline kendi kitaplarını alır, “haydi benim arkamdan gelin” diye nida ederler.
    Anlatabiliyor muyum?
    Geleneği olmayanlar geleceğin tehlikesidir!
    Ötesini söylemeyeceğim.

    Serdar Tuncer
#27.08.2016 17:33 1 0 0
  • Ben galiba gidiyorum sevgili, içimde bir garip hüzün var. Sanki ne yapsam olmuyor gibi hissediyorum.

    Seni severken, üstelik senin de sevdiğine inanırken, nasıl beceremedik bu işi bilemiyorum ama sanırım ben gidiyorum.

    Ellerimin sana dokunmadığı bir dünyada yaşamaktan, yalnız sesini duyarak kısıtlı vakitlerde mutlu olmaya çalışmaktan, bedenini ve aklını yanımda hissedememekten yorgun düştüm. Kurduğum bütün hayaller boşuna, hiçbirini gerçekleştiremiyorum, etrafım sularla çevrili, ıssız bir ada gibiyim. Arada bir konan kuşlar da olmazsa, içimde yaşayan nefes kalmayacak.

    Sabretmeyi öğrenmiştim ama bu kadarı beni bile aşıyor. Taş olsa çatlardı diyorum. Zor demek ki aşkı gerçekten yaşatmak, ben beceremediysem özür diliyorum. Biliyorum, sevgi anlamaktır ancak sürekli anlayan taraf ben olacaksam, o zaman aşk da sadece bana ait olmaz mı? Bu durumda aşkımı da cebime koyup gitmek gerekiyor, demek vakti geldi, gidiyorum.

    İçimde hiçbir kırgınlık taşımadan, sadece iki kocaman insanın beceriksizliğine kızarak, şu minnacık yüreklerimizi bir arada tutamayışımıza içlenerek zaman zaman, inatçılığımızın sonunda ikimizi de köprüden düşüreceğini söyleyerek üstelik, yoksunluğumu hissetmediğini anladığım için, gitmeye hazırlanıyorum.

    Rüzgarda çarpan kapılar gibi, sürekli kendime çarparak yaşamaktan sıkıldım. Madem bunca yalnızlığa asılı kalıyorum, o zaman senin yaşamında bir yer işgal etmenin de anlamı yok diyorum. Zaten bensizliğe talimli hayatında eksilen ne olabilir ki? Günde bire düşmüş telefon sohbetlerimize bakınca, arkadaşlarımla seninle konuştuğumdan daha fazla diyalog kuruduğumu görüyorum. Nasılsa merak etmezsin, gidişim sende neyi değiştirir ki?


    Bugün alışverişe çıktım. Sana da güzel bir tişört aldım. Sonra neden aldığımı sordum kendime, cevabını bulamadım. İnsan, sevdiği kişi için bir şeyler yaptıkça mutlanıyor, işe yarar mı hissediyor acaba?

    Yüreğim öyle yorgun ki tahmin edemezsin. Senden önce de birikmiş vurgunlarım var zaten benim. Daha onları yeni temizlemişken, bir başka acıya tahammül etmemek için gideyim diyorum. Bana da alıştırdın ya sensizliği, ayrılığı da yadırgamıyorum demek!

    Ben galiba gidiyorum sevgili! İçimde bitirilmemiş düşlerim, cebimde seninle kurulmuş hayallerim, bir türlü anlatamadığım sevgim, beceriksizliğim ve her yanında ismin yazan kalbimi elime aldım, gitmeye hazırlanıyorum. Arkamızdan kimsenin söyleyecek sözü yok. Dedikodumuzu da yapamayacaklar. Kim ne biliyor ki? Benim anlattıklarımdan başka, senin dünyanda beni tanıyan bile yok. Yani, bu ayrılık seni vurmayacak.

    İçimde biraz burukluk olsa da, nefes aldığım sürece seni aklımın, kalbimin bir yerinde tutacağımı biliyorsun. Nerede ve kiminle olursan ol, hangi derdin içine girmiş olsan da, merak etme seni dualarım koruyacak. Bundan eminim çünkü seven bir kalbin ettiği güzel dualar, bu koca evrende kabul göreceği yere ulaşacaktır. Artık vakit geldi ve ben galiba gidiyorum sevgili, ama sen dur dersen….

    Candan Ünal
#26.08.2016 09:26 1 0 0
  • Gece erken uyumuşum, gözümü bir açtım ki; İstanbul bembeyaz…

    Şimdi camın kenarında bir kahve vakti ama şeytan da insanı dürtüyor arkadaş, bu anda evdeki eksik listesine eklenmeli; şömine, sevgili, kadifemsi bir battaniye, ah bir de sıcak şarap..

    En çok bu şehre yakışıyor kar, bir de kalbime… Dağların, ormanların üstünü kaplayınca beyaz, güzel ama alışıldık. Oysa en çok bir gökdelenin tepesine yağabilme inadına hayran olmalı insan, hiç durmadan çalışan ve bu koca Bizans’ı baştan sona dolaşan taksinin tepesinde yılmadan varlığını sürdürme çabasına hayret edilmeli ve o yüzden, bu şehre daha çok yakışır kar.

    En romantik düşlerin kardeşidir bu beyaz şarkı. Kaplayınca sokakları, caddeleri, çatıları; en çok aşıklara ıstırap verir bu şehirde kar çünkü vuslatı uzatır, birlikte geçirilen zamanı kısaltır.

    Kar bastırmadan bir eve sıkışıp kalmalı iki aşık oysa. Yanlarında bir şömine, bacaklarından dökülen yumuşacık bir örtü, bir kadeh sıcak şarapla eşlik etmeli onlara, bir de fonda Edith Piaf…

    Soğukluğun zorluk getirdiği doğru ve birçok çileyi de taşıyor yanında beyazın vahşeti ama mevsimler gelecek, geçecek, hep yaza, hep kışa dönecek dünya. Gecenin olmasını, güneşin doğmasını durduramadığımız gibi değiştiremeyeceğiz gerçekleri. İnsanlar doğacak, insanlar ölecek, her şeyin bir sebebi, bahanesi olacak. Yani hızına aklımızın ermediği şu dünyada her şey değişecek, bir tek aşk baki kalacak ve umarım kar…

    O yüzden önce aşkın kendine aşığım, sonra kara. Hangi sevgiliyi yazarsan yaz listene, hepsi hizmetkardır aşka. Hani derler ya kahve bahane, sen aşkın kendini al koynuna, sevgili de bahane sevdadan yanmaya…

    Candan Ünal
#26.08.2016 09:25 1 0 0
  • Apandis karnın sağ alt bölümünde, kalın bağırsağa bağlı olan, 6 ila 9 cm uzunluğundaki, ince organımızdır. ‘Apandisit’ ise, apandiste meydana gelen, ağrılı bir şişme ve iltihaplanma durumudur. ‘Vücudumuzda neden böyle bir organ var?’ sorusunun günümüzde hâlâ gizemini koruduğu söyleyebiliriz. Bazı bilim insanlarına göre apandis, sindirim için gerekli olan iyi bakterilere ev sahipliği yapmakla görevlidir. Bazı doktorlar bu organın bağışıklık sistemine yardımcı olduğunu belirtir. Kesin olarak söylenebilecek bir şey varsa o da, bir kişinin apandisi alındıktan sonra vücudun işleyişinde apandis yokluğundan kaynaklanan bir sorun olmadığıdır.

    Apandisitin yani iltihaplanmanın nedeni ise sindirim sistemindeki bir enfeksiyon ya da apandisin ağzındaki bir tıkanma olabilir. Apandisit her yaşta görülebilir ama çoğunlukla 10 ila 30 yaşları arasındaki kişilerde ortaya çıkar. Apandisitten şüphelenildiği an, acil olarak bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Çok sık rastlanılan bir rahatsızlık olmasına karşın apandisitten korkulmasının nedeni, tıkanan apandise zamanında müdahale edilmez ve apandis patlarsa, vücuda dağılacak enfeksiyon yüzünden ciddi sorunların ortaya çıkabilmesidir.

    Apandisin Tıkanması

    Apandis genellikle dışkı, yabancı bir cisim ve nadiren de bir tümör nedeniyle tıkanır. Apandisi parmağa benzeyen bir kese olarak düşündüğümüzde bu kesenin tıkanması, burada doğal olarak bulunan bakterilerin birikip çoğalmasına neden olur. Bunun sonucunda apandis şişer ve iltihaplanır.
    Apandisin içinde tıpkı bağırsaklarda olduğu gibi pek çok mikroorganizma yaşar ve bu bir sorun değildir. Oysa tıkanıklık yüzünden apandise hapsolan mikropların çoğalması zamanla iltihaplanmaya yol açar. İltihaplanmanın artması ise apandisin şişmesine ve bazı vak’alarda patlamasına neden olur. Apandisteki iltihabın diğer organlara yayılması ölüm riski doğuran, ciddi bir durumdur.

    Apandis patladığında ilk önce bir rahatlama hissedilir ancak birkaç saat sonra, enfeksiyonun yayılmasının ardından, belirtiler eskisinden de kötü olarak tekrar hissedilir. Neyse ki günümüzde modern tıp sayesinde, apandisit hastalarına zamanında müdahale şansı oldukça yükselmiştir.

    Genel olarak apandisin tıkanma ve iltihaplanma nedenlerini sıralayacak olursak:

    dışkı, parazitler veya meyve çekirdeği benzeri yiyecek artıkları,
    sindirim sisteminde (ya da vücudun diğer bir bölümünde) meydana gelen bir enfeksiyon nedeniyle apandisit duvarındaki lenf dokusunun genişlemesi
    Chron (Kron) hastalığı ve ülseratif kolit gibi iltihabi bağırsak hastalıkları,
    karna alınan şiddetli darbe
    Apandisitin Belirtileri

    Apandisitten korunmanın kesin bir yolu yoktur ancak sağlıklı beslenmek ve bolca taze sebze meyve tüketmek apandisit riskini epey düşürür. Apandisit belirtileri ise farklı şekillerde ortaya çıkabilir:

    Karın ağrısı: İlk belirti genellikle göbek deliği çevresinde bir ağrıdır. Ağrı hafif şekilde başlar ancak birkaç saat içerisinde keskin ve ciddi bir ağrıya dönüşür. Apandis şiştikçe ağrı, karnın sağ alt tarafına yönelir. Doktor karnın sağ alt kısmına bastırdıktan sonra, ters bir şekilde, baskı hafiflerken ciddi bir ağrı duyulur. Yürümek ya da öksürmek gibi bölgeyi etkileyen hareketler ağrıyı şiddetlendirir. Zamanında tedavi edilmezse apandisit patlayabilir. Bu durumda karın boşluğuna yayılan enfeksiyon ciddi bir tehlike doğurur. Karın şişliği, şiddetli ağrı ve bulantı görülür.

    Karnın sağ alt bölgesinde şiddetli bir ağrınız varsa, yukarıdaki tanıma benzer bir ağrı yaşıyorsanız ağrıyı ilaç içerek dindirmek bir hata olabilir. Ağrı kesiciler belirtileri azaltır belki ama apandisit teşhisinin gecikmesi başka tehlikeler doğurur. Apandisit ağrısından şüphe duyduğunuzda hemen bir doktora başvurmanız en doğrusudur.
    Karın şişliği: Apandisteki enfeksiyon bu organın iltihaplanmasına ve şişmesine neden olur. Dokunduğunuzda karnınızda bir şişkinlik ve hassasiyet dikkatinizi çekebilir. En ufak bir dokunuş şiddetli ağrıyla sonuçlanır.

    Bulantı ya da kusma: Apandisit sonucu kalın bağırsakta da enfeksiyon oluşabilir. Bunun sonucunda tıpkı mide bozulmasında yaşanan belirtilere rastlanır. Şiddetli karın ağrıları da bulantı, kusma, ishal, kabızlık ve iştah kaybı gibi belirtilere yol açabilir. Enfeksiyon ilerledikçe belirtilerin şiddeti de artar.

    Ateş: Apandiste enfeksiyon oluştuğunda vücut buna yükselen ateşle yanıt verebilir. Bağışıklık sistemi vücut ateşini yükseltir çünkü bu şekilde enfeksiyonu sonlandırıp vücuda yayılmasını önlemeye çalışır. Bazı hastalarda ateşle birlikte vücutta ürperme ve titreme de görülür. Genel olarak ateş, karın ağrısı ve şişlik belirtilerinden sonra ortaya çıkar. Enfeksiyon iyileşmedikçe vücut ateşi artar ve baş ağrısı, terleme ve sersemleme gibi diğer semptomlar da ardından gelir.

    Apandisit Şüphesiyle Ne Zaman Doktora Başvurmalı?

    Karnın sağ alt köşesindeki bir ağrıyla birlikte yukarıda okuduğunuz belirtileri yaşadığınızı düşünüyorsanız, hemen bir doktora başvurabilirsiniz. Bunun dışında aşağıdaki maddeleri de dikkate almanız önemlidir:

    Karın ağrınız keskin, şiddetli ve ani bir şekilde ortaya çıkıyorsa.
    Karın ağrısı dışında ateşiniz de varsa.
    Kan kusuyorsanız ya da kanlı ishal görülmüşse.
    Karnınızda sertlik ve hassasiyet varsa.
    Ağrıyla birlikte bulantı ve iştah kaybı da varsa.
    Bir haftadan uzun bir süredir karın ağrısı çekiyorsanız.
    İdrar yaparken yanma varsa ya da her zamankinden sık idrara çıkıyorsanız.
    İstemsiz şekilde kilo kaybediyorsanız.
    Yemek yedikten ya da mide ilacı aldıktan sonra ağrı kötüleşiyorsa.
    Apandisit Ameliyatı Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler:

    Apandisit tedavisi genellikle iltihaplı apandisin alınması yani ameliyat anlamına gelir. Kişilerin durumuna göre farklı tedavi yöntemlerinin düşünülmesi gerekebilir. Ameliyattan sonra tam olarak ‘iyileştim’ diyebilmek için kendinize birkaç hafta tanımanız gerekir. Eğer apandisit patlamışsa, iyileşme süreci biraz daha uzayabilir. Bu süreçte siz de bazı noktalara dikkat ederek, iyileşmenin tam olması için sürece katkıda bulunabilirsiniz:

    İlk etapta yorucu aktivitelerden kaçının: Normal yaşamınıza dönmeden önce en az 3 gün olmak üzere 2 haftaya kadar uzanan bir süre zarfında vücudu yoracak aktivitelerden kaçınmak gerekir. Ameliyatınızın türüne göre bu sürenin ne olacağını size doktorunuz söyleyecektir. Doktorun uyarılarına harfiyen uymaya çalışın.

    Öksürürken karnınızı destekleyin: Sadece öksürürken değil gülerken ya da benzeri hareketlerde karnınız ağrıyabilir. Bu tip hareketler esnasında karnınızın üzerine yumuşak bir yastık koyup elinizle hafifçe bastırarak karnınızı destekleyebilirsiniz.

    Ağrı kesiciler işe yaramıyorsa doktorunuzu arayın: Ağrı vücuda ekstra bir yük bindirir ve iyileşme sürecini yavaşlatabilir. Eğer size önerdiği ağrı kesiciler ağrınızı dindirmiyorsa, doktorunuzu bu durumdan haberdar edin.

    Hazır olduğunuzda ayağa kalkıp hareket edin: Hareketlenmek için acele etmeyin. Kısa yürüyüşlerle başlayın ve kendinizi ne kadarı için hazır hissediyorsanız o kadar hareket edin. Vücudunuzu zorlamayın.

    Yorgunsanız uyuyun: İyileşme sürecinde her zamankine göre çok daha fazla uykulu olmanız normaldir. Kendinizi yorgun hissettiğiniz her an dinlenin.

    Okula ya da işe dönme zamanını belirlemek için doktorunuzla görüşün: Kendinizi hazır hissettiğinizde işe dönebilirsiniz ancak ilk önce doktorunuza danışmanız ve onun da onayını almanız önemlidir. Çocuklara genellikle bir haftadan kısa bir süre içerisinde okula başlayabilecekleri söylenir ama okulda beden dersi veya benzeri aktivitelere 2 ila 4 hafta boyunca katılmamaları önerilir.
#26.08.2016 09:18 1 0 0
  • Diş gıcırdatma rahatsızlığının nedeni net olmadığı için sürece yayılacak, farklı tedavi yöntemleri uygulanır. Bu yöntemlerden etkili olan bulunarak çözüme ulaşılmaya çalışılır.

    Diş gıcırdatma için tedavi yöntemleri:

    Bilinen en yaygın yöntem dişleri korumak için kullanılan ve “gece koruyucuları” denilen silikon malzemedir. Bu koruyucu silikonlar sayesinde dişlerin üzerinde uygulanan baskı ve sürtünmenin önüne geçilir. Ancak hastalığı tedavi etme konusunda yeterli değillerdir. Mutlaka ek tedavi yöntemleri uygulanması gerekir.

    Psikolojik destek almak diş gıcırdatma tedavisindeki etkili yöntemlerden biridir. Stresin diş gıcırdatmada önemli bir tetikleyici olduğu düşünülürse alınacak psikolojik destek sayesinde stresten uzak, rahat ve huzurlu bir yaşam bu hastalığı tetiklenmesini engelleyebilir.

    Uyku kalitesini arttırıcı tedbirler de yine diş gıcırdatmayı önlemede işe yarayabilir. Gece yatmadan önce yemek yememek, sigara, alkol ve uyuşturucu madde kullanmamak gibi değişikliklerle uyku kalitesi arttırılabilir.

    Yine doktor kontrolü altında ve doktorunuzun yazacağı kas gevşetici ilaçlarla bu rahatsızlığın önüne geçilebilmesi mümkündür.

    Diş yapısında olan bozuklukların tedavi edilmesi, eksik dişlerin yerine protez yapılması gibi yapısal bozukluklara karşı alacağınız önlemler de bu rahatsızlığın tedavisinde önemli etkenlerdir.

    Çocuklarda ise süt dişlerinin dökülüp diğer dişlerinin tamamlanmasından sonra diş gıcırdatmanın ortadan kalktığı tespit edilmiştir. Yine yeni okula başlayacak çocuklarda oluşan stres ve bunun sonucu tetiklenen diş gıcırdatma, okula alıştıktan sonra kendiliğinden geçebilmektedir. Bu noktada çocuğa baskı yapılmamalı ve biraz zaman tanınmalıdır.

    alıntıdır
#26.08.2016 09:16 1 0 0
  • Kaliteli bir yaşam herkes için önemlidir. Ancak bu arada yaşam kalitesini etkileyen pek çok rahatsızlık bulunmaktadır. Bunlardan birisi de belki çoğu kişinin farkında bile olmadan zararını gördüğü diş gıcırdatma rahatsızlığıdır. Tıp dilinde “bruksizm” adıyla bilinen diş gıcırdatma oldukça yaygındır. Bruksizm, gece uyurken ya da gündüz uyanıkken istemsiz olarak dişleri sıkmak, çeneyi kenetlemek ve dişlerden gıcırtı sesi gelmesi olarak tanımlanabilir.

    Diş gıcırdatma, modern tıbbın tartışmaya devam ettiği, bazı risk faktörleri ve nedenler belirlenmiş olsa da, henüz kesin olarak ‘diş gıcırdatma neden olur’ sorusunun cevaplanamadığı bir rahatsızlıktır.

    Diş Gıcırdatma Nedir?

    Özellikle uyku halindeyken meydana geldiği daha çok görülen diş gıcırdatma, çoğu kez birkaç faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. İlginç olanı ise bu rahatsızlığa sahip çoğu kişinin, çeşitli komplikasyonlar ortaya çıkana dek durumlarının farkında olmamasıdır. Uyku sırasında istemsiz şekilde diş gıcırdatıldığı için, bu tip gıcırdatmaları kontrol altına alması da daha zordur.
    Diş gıcırdatma, parafonksiyonel alışkanlık olarak da tanımlanır. Yani kişinin dudak ısırma ya da parmak çıtlatma gibi, istemsiz edindiği alışkanlıklardandır.

    Genel olarak 20-40 yaş aralığında daha sık görülen diş gıcırdatma rahatsızlığı 4-5 yaşındaki çocuklar da bile görülebilir.

    Diş gıcırdatma çocuklarda bazen diş yapısıyla ilgili olarak bazen de ağrıya tepki olarak görülebilir. Örneğin kulak ağrısı ya da diş çıkarma ağrısı nedeniyle diş gıcırdatan çocuklar olabilir. Ayrıca hiperaktif çocuklarda da diş gıcırdatmaya rastlanabilir.

    Diş gıcırdatma nedenlerini modern tıp henüz kesin olarak netleştirebilmiş değildir. Psikolojik nedenler, stres, kaygı, uyku bozuklukları veya ağızdaki (çene, diş vb) yapısal bozukluklar, diş gıcırdatmada rol oynadığı düşünülen faktörler arasındadır.

    Diş gıcırdatmayı ikiye ayrılır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi gece uyurken ve gündüz uyanık haldeyken. İki durumun farklarını şu şekilde sıralayabiliriz:

    Gece Uyurken Diş Gıcırdatma:

    Uyurken yapılır.
    Uyanınca hissedilen etkisi yoğundur.
    Günün ilerleyen saatlerinde daha iyi hale gelir.
    Uyku halinde bilinçsizce meydana gelir.
    Uykunun belli zaman dilimlerinde yoğunlaşır.
    Genellikle seslidir. Yakında bulunanlar rahatlıkla duyar.
    Çeneyi sıkma ve dişleri gıcırdatma biçiminde yapılır.
    Yapılan araştırmalarda stresle bağlantısı kurulmuşsa da tek nedeni stres denilemez.
    Kadın ve erkeklerde eşit oranda görülmektedir. Baskın bir cinsiyet yoktur.
    Gündüz Uyanıkken Diş Gıcırdatma:

    Uyanıkken farkında olmadan yapılır.
    Belli bir zaman dilimi yoktur.
    Gün içinde yapılır.
    Gıcırdatma şiddetine göre yoğunluğu giderek artar ve verdiği rahatsızlık çoğalır.
    Nadiren seslidir. Çok sessiz ortamda dikkatli dinlenirse duyulabilir.
    Genellikle çeneyi sıkma ya da kenetle biçiminde yapılır. Nadiren sıkmayla beraber gıcırdatma da yapılır.
    Stresle ilişkisi güçlüdür. Ancak kesinlikle tek başına stresten kaynaklıdır denilemez.
    Genellikle kadınlarda görülmektedir.
    Diş Gıcırdatma Nedenleri

    Yapılan araştırmalar diş gıcırdatmayı tek bir belli nedene bağlayamamıştır. Kişilerin ruhsal yapısı, ağız-diş yapısı, genetik özellikleri vb. gibi birçok etken diş gıcırdatma rahatsızlığını tetiklemektedir. En bilinen nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

    Psikolojik Etkiler: Psikolojik etkilerin başında stres gelmektedir. Günümüz modern toplumunun en büyük sıkıntısı stres, birçok hastalığın da tetikleyicisidir. Günlük telaşlar, iş yoğunluğu, geçim derdi, eğitim sıkıntıları, gelecek kaygısı, ailevi problemler, trafik gibi sayabileceğimiz yüzlerce neden stresin kaynağını oluştururken vücudumuzda da bazı aksaklıklara yol açabilir.

    Çoğu araştırmacıya göre de diş gıcırdatma rahatsızlığının önemli nedenlerinden biri de strestir. Küçük çocuklarda özellikle aileden ayrılıp kreşe ya da okula başlanacağı dönemde görülmesi, iş hayatında işleri kötüye gitmeye başlayan, evlilikte bazı sorunlar yaşayan kişilerde diş gıcırdatmanın ortaya çıkabilmesi de bu görüşe temel oluşturur.

    Yaşam Biçimi: Diş gıcırdatma rahatsızlığını tetikleyen bir diğer etken de yaşam biçimidir. Sahip olduğunuz toplumsal statü ve bunun yarattığı baskı, alkol kullanımı, uyuşturucu madde kullanımı, düzensiz uyku, fazla kafein tüketilmesi, sigara alışkanlığı gibi yaşam biçiminizle ilgili etkenler diş gıcırdatma rahatsızlığını tetikleyebilir.

    Kişilik Özellikleri: Rekabetçi, hırslı, sinirli veya hiperaktif olarak da tanımlayabileceğimiz, bu tür karakter özellikleri taşıyan kişiler arasında diş gıcırdatmaya daha sık rastlanabilmektedir.

    Uyku Bozuklukları: Uyku bozukluğundan kaynaklanan sıkıntılar da diş gıcırdatma rahatsızlığının tetikleyicisidir. Özellikle “Obstrüktif Uyku Apne Sendromu” olarak da bilinen ve uyku apnelerinin önemli bir oranını kapsayan rahatsızlık, diş gıcırdatmanın temel tetikleyicileri arasında gösterilmektedir. Uyku bozuklukları aynı zamanda stres faktörünü de etkileyen önemli bir unsurdur. Diş gıcırdatmada birçok etkenin bir araya geldiği buradan da anlaşılabilir.

    Dişlerdeki Yapısal Bozukluklar: Dişlerin sıralanışındaki yapısal bozukluklar yüzünden diş gıcırdatma rahatsızlığı ortaya çıkabilmektedir. Bazen de bir diş tedavisi sonrası, örneğin çok yüksek bir dolgu nedeniyle diş gıcırdatması ortaya çıkabilir.

    Vitamin-Mineral Eksikliği: Vücudumuzdaki bazı vitamin ve minerallerin eksiliği bu rahatsızlığın tetikleyici olabilir. Özellikle anti-stres vitamini diye de bilinen B5 vitaminin eksikliği önemli bir etkendir. B5 vitamini eksiğini gidermek için yoğurt, avokado, sebze ve tahıl gibi doğal besinler tercih edilebilir.

    Kalsiyum ve magnezyum eksikliği de diş gıcırdatmayı tetikler. Özellikle kalsiyum eksikliği istemsiz kas hareketlerine neden olduğu için önemli bir faktördür. Süt ve süt ürünleri, badem, susam, baharatlar gibi besinlerle kalsiyum ihtiyacı karşılanabilir. Yine kabak çekirdeği, ıspanak, yeşil fasulye, susam, soya fasulyesi, kaju gibi gıdalar magnezyum ihtiyacını giderebilir.

    Diğer Nedenler: Midedekilerin yemek borusuna tırmandığı reflü rahatsızlığı, antidepresanlar ve bazı psikiyatrik ilaçlar, Parkinson gibi bazı rahatsızlıklardan kaynaklanan komplikasyonlar da diş gıcırdatmanın ortaya çıkmasına yol açabilir.

    Diş Gıcırdatmanın Vücuda Verdiği Zararlar

    Diş gıcırdatma ciddi sonuçları olabilen bir rahatsızlıktır. Özellikle dişler üzerinde ciddi zararları olan bu rahatsızlık tedavi edilmezse kişinin yaşam kalitesinde sıkıntılar oluşturur.

    Diş gıcırdatmanın zararlarını şöyle sıralayabiliriz:

    Diş Kırılmaları: Diş gıcırdatma dişlerin normalde olmayacak kadar çok sıkılması ve çenenin kilitlenmesidir. Zamanla dişlerin bu kadar çok sıkılması sonucu dişler aşınır ve kırılmalar meydana gelir.

    Diş Yüzeyinde Aşınma: Dişlerin sıkılması ve birbirine sürtünmesi sonucunda özellikle dişlerin çiğnemede etkili olan yüzeyinde aşınmalar meydana gelir.

    Dişlerde Hassasiyet Oluşması: Diş gıcırdatma rahatsızlığının bir diğer zararı da dişlerde genel olarak soğuğa karşı oluşan hassasiyet ve dişlerin sızlamaya başlamasıdır.

    Diş Etinin Çekilmesi: Dişlerin yoğun ve şiddetli sıkılmasından dolayı diş etlerinde çekilmelerde meydana gelir. Ayrıca buna bağlı olarak dişlerde sallanma ve dökülmeler de meydana gelebilir.

    Yanaklarda Meydana Gelen Tahriş: Dişlerin sıkılması ve sürtünmesi doğal olarak bir süre sonra yanaklarda tahriş meydana getirir. Bunun sonucu olarak da yanak ısırmak ortaya çıkar. Özellikle yemek yerken oluşan bu durum kişiye rahatsızlık verir.

    Ağrılar: Diş gıcırdatmanın oluşturduğu en büyük etki baş, eklem ve kas ağrılarıdır. Yanak ve şakaklara uygulanan yoğun baskı öncelikle bu bölgelerdeki kas ağrılarına neden olur. Özellikle şakaklara uygulanan baskı sonucunda baş ağrıları ortaya çıkar. Bu ağrılar can sıkıcıdır ve günlük aktiviteleri olumsuz etkiler. Yine çene eklemlerine uygulanan baskı bu eklemlerde ağrılar oluşturur. Bu ağrılar yemek yemeyi zorlaştırabilir.

    alıntıdır
#26.08.2016 09:15 1 0 0
  • Polikistik Over Sendromu Tedavisi

    Polikistik over sendromunun tedavisi yoktur ancak bu sendromun ortaya çıkardığı problemlerin çözümüne yönelik tedaviler uygulanır. Hangi belirtilerden şikayetçi olunduğu veya kişinin hamile kalmak isteyip istemediğine göre farklı tedaviler uygulanabilir. Kalp hastalığı, karaciğer yağlanması ya da diyabet gibi ileride oluşabilecek hastalıkların önüne geçmek PKOS tedavisinin diğer başlıca amaçlarındandır.

    Yaşam Biçiminde Değişiklikler: PKOS rahatsızlığı bulunan çoğu kadın fazla kilolu veya obezdir. Bu durum başka sağlık sorunları için de bşr zemin oluşturur. Polikistik over sendromunun kontrol altına alınması için sağlık açısından tehlike oluşturmayan bir kiloya inmek önemlidir. Sağlıklı beslenmek, kan şekeri seviyesini dengelemek, vücudun insülin kullanımını geliştirmek ve vücuttaki hormon seviyelerini normale çekmek düzenli adet görmek açısından yardımcı olabilir.

    Doğum Kontrol Hapları: Hamile kalmak gibi bir isteği olmayan kadınlarda doğum kontrol hapları düzenli adet görmeye, erkeklik hormonu seviyesini aşağı çekmeye ve akne sorununu çözmeye yardımcı olabilir. Ancak doğum kontrol hapı kullanmayı bırakan bir polikistik over sendromu hastasının adetleri yeniden düzensizleşecektir.

    Doğurganlık İlaçları: Polikistik over sendromu bulunan kadınlarda yumurta oluşumunun gerçekleşmemesi doğurganlık sorununun ana nedenidir. Bazı doğurganlık ilaçları yumurta oluşumuna yardımcı olarak polikistik over sendromu olan kadınların hamile kalmasını sağlayabilir. Ancak doğurganlık ilacı kullanmadan önce ortada hamile kalmaya engel başka bir problem olmadığının bilinmesi gerekir.

    Ameliyat (Ovaryan Drilling / Over Delinmesi): Polikistik over sendromunda yumurtlama şansını yükseltebilen ameliyatlardan biri de ovaryan drilling adı verilen ameliyattır. Doğurganlık ilaçlarından olumlu bir sonuç alamamış kadınlara önerilebilir. Ameliyat erkeklik hormonu seviyesinin düşürülmesinde ve yumurtlamada yardımcı olabilir ancak yumurtalıkta skar doku oluşması gibi riskleri de vardır. Üstelik etkileri de sadece birkaç ay sürebilir. Bu ameliyatın saç dökülmesi ya da aşırı tüylenme gibi belirtiler üzerinde bir iyileştirme etkisi yoktur. Karar vermeden önce doktorunuzla ameliyatın tüm detaylarını görüşmeniz tavsiye edilir.

    Bunların dışında aşırı tüylenme ve akne gibi sorunlar için doktorun önerebileceği antiandrojen ilaçlar da vardır. Ancak hamile kalmak isteyen kadınlar bu tip ilaçları kullanmamalıdır.

    Polikistik Over Sendromu Hamileliği Nasıl Etkiler?

    Polikistik over sendromu olan ancak hamile kalmış olan kadınlar için düşük, erken doğum, gebelikte yüksek tansiyon gibi bazı riskler söz konusudur. Polikistik over sendromu olan kadınlar gebelik ve riskleri ile ilgili olarak doktorlarından mutlaka ayrıntılı bilgi almalıdırlar.

    alıntıdır
#26.08.2016 09:13 1 0 0
  • Polikistik over sendromu (kısaca PKOS) bir kadının yumurtalıklarının nasıl işlediği ile ilgili, yaygın bir rahatsızlıktır. PKOS nedeniyle bir kadının adet döngüsü, doğurganlığı, hormonları, kalbi, kan damarları ve dış görünüşü etkilenecektir. Kadınlık hormonlarında dengesizlik söz konusudur. Anormal hormon seviyeleri, yumurtalıklardaki androjen ve östrojen hormonları arasındaki dengesizlik, polikistik over sendromunun başlıca nedenlerinden biri olarak gösterilir.

    PKOS olan kadınlarda genel olarak şu belirtiler görülür:

    Yüksek seviyede androjen hormonları (Kadın vücudunda da üretilen erkeklik hormonlarıdır.)
    Düzensiz adet görme (Adet görülmemesi, adetin çok ağır geçmesi ya da adet zamanının belirsiz olması gibi.)
    Yumurtalıklarda küçük kistler
    PKOS genç kızlar da dahil olmak üzere kadınlarda sık rastlanan rahatsızlıklardan biridir.
    Polikistik Over Sendromu Neden Olur?

    Polikistik over sendromunun kesin nedeni bilinmemektedir. Pek çok uzman genetik faktörlerin rol oynadığını düşünmektedir. Polikistik over sendromu olan kadınların çoğunun annesinde ya da kız kardeşinde de aynı şikayete rastlanır.

    Polikistik over sendromunda altta yatan ana problemlerden biri hormonal dengesizliktir. Bu hastalığı olan kadınlarda yumurtalıklar normalden daha fazla androjen hormonları üretir. Androjen hormonları erkeklik hormonlarıdır ancak kadın vücudunda da üretilir. Bu hormonların seviyesi kadın vücudunda normalden daha yukarı çıktığında yumurtalıklarda yumurtaların gelişimini ve dışarıya atılmasını da olumsuz etkiler.

    PKOS ile bağlantısı olduğu düşünülen diğer bir sağlık sorunu insülin direncidir. Araştırmacılar insülin hormonunun da POS ile bağlantısı olduğunu düşünmektedir. İnsülin, şeker ve diğer yiyeceklerin, vücudun kullanması için enerjiye dönüştürülmesini kontrol eden hormondur. Polikistik over sendromu olan pek çok kadının vücudunda insülin direnci nedeniyle fazla insülin üretildiği ve insülin fazlalığının androjen üretimini arttırdığı bağlantısı kurulmuştur. Yüksek androjen seviyeleri aşağıdaki şu belirtilere de yol açabilir:

    Akne
    Aşırı tüylenme
    Kilo alma (özellikle göbek, karın ve kol bölgelerinde yağlanma)
    Adet düzensizliği
    Polikistik Over Sendromunun Belirtileri

    Polikistik ove sendrom belirtileri kadından kadına farklılık gösterebilir. Bazı belirtileri şu şekilde sıralayabiliriz:

    Adet görememe nedeniyle hamile kalamama
    Düzensiz adet görme
    Vücutta aşırı tüylenme (özellikle yüz, göğüz, karın bölgesinde)
    Yumurtalıklarda küçük kistler
    Akne, yağlı cilt, kepek
    Kilo artışı, obezite, bel bölgesinde yağlanma
    Kaygı, depresyon
    Uyku apnesi
    Erkek tipi saç dökülmesi
    Boyun, kol, göğüslerde koyu renk, yama şeklinde, kahverengi veya siyah lekeler
    Pelvik ağrı, kasık ağrıları
    Polikistik Over Sendromunda Neden Adet Düzensizliği ve Doğurganlık Sorunu Olur?

    Yumurtaların oluştuğu yumurtalıklarda sıvı dolu küçük kesecikler vardır. Yumurta büyüdükçe kesecikte sıvı birikir ve yumurta olgunlaştığında kesecik açılır ve yumurta dışarı bırakılır. Dışarı salınan yumurta rahme doğru yol alır. Polikistik over sendromunda ise yumurtalık bir yumurtanın tam olarak olgunlaşması için gereken tüm hormonları üretmez. Kesecikler sıvı dolabilir ancak yumurta oluşumu gerçekleşmez. Bunun yerine bazı kesecikler kist olarak kalır. Bu nedenle yumurta oluşmaz ve progesteron hormonu üretilmez. Progesteron hormonu olmadan bir kadının adet dönemi düzensiz olacak ya da hiç adet görülmeyecektir. Üstelik yumurtalıklar erkeklik hormonu üreterek yumurtlamayı başka bir şekilde daha engellmeiş olacaktır.

    Her PKOS problemi olan kadında kısırlık problemi de ortaya çıkar denilemez ancak kısırlığa PKOS’lu kadınlar arasında yaygın olarak rastlanır. İyi haber ise, tedavi gördükten sonra pek çok PKOS’lu kadının hamile kalabildiği görülür. Kilo verilmesi, hormonların düzenlenmesi ya da cerrahi müdahale gibi yöntemler sonrası yumurtlama sağlanabilir.

    alıntıdır
#26.08.2016 09:12 1 0 0
  • Prolaktin Yüksekliğinin Tedavisi

    Prolaktin seviyesinin yüksekliği ciddi bir durumdur ve uzman bir doktor kontrolünde tedavi edilmelidir. Tedaviyi ikiye ayırmak gerekir. Hipofiz bezindeki tümörlerden kaynaklanan seviye artışının tedavisi ile diğer nedenlere bağlı seviye artışının tedavisi. Tedaviye başlamadan önce gerekli tetkiklerle prolaktin yüksekliği teşhisi net olarak konmalıdır. Yapılacak diğer tetkiklerle de nedeni araştırılıp tedavi sürecine başlanmalıdır.

    1- Hipofiz Bezindeki Tümörlerin Tedavisi

    Hipofiz bezindeki tümörler genellikle iyi huylu tümörlerdir ve kansere dönüşmezler. Hemen hemen her insanda oluşan bu tümörler manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya kompüterize aksiyal tomografi (CT scan) yöntemleri ile teşhis edilirler.

    Tümörler için uygulanan ilk yöntem ilaç yöntemidir. Kullanılan ilaçlar cabergolin ve bromokriptin içermektedir. İlaçlar sayesinde tümörlerde %50’ye kadar küçülme gözlemlenmiştir. Ancak yan etkileri fazladır. Bayılma, kusma, baş ağrısı, halüsinasyon görme gibi yan etkiler, hastaları zaman zaman ilaçları bırakmak zorunda bırakabilir.

    Tümörler ciddi tehlike oluşturuyorsa ameliyat yöntemine başvurulur ki bu çok nadir olarak kullanılan bir yöntemdir. Yapılan cerrahi müdahale ile tümörler hipofiz bezinden alınır ve hasta yaklaşık olarak 6 ay içinde tüm şikayetlerinden kurtulur.

    Hipofiz bezinde küçük tümörler bulunduysa ve bu tümörlerin herhangi bir zararı yoksa 6 ayda bir yapılan kontroller ve tetkiklerle tümörler sadece izlenir.

    Radyoterapi de bilinen bir yöntemdir. Ancak hipofiz bezi yetersizliğine neden olması ve başarısının düşük olması nedeniyle pek tercih edilen bir yöntem değildir.(11)

    2- Diğer Nedenlere Bağlı Prolaktin Yüksekliği Tedavisi

    Burada prolaktin miktarının neden yükseldiğinin tespiti büyük önem taşır. Tiroid bezinden kaynaklı bir durumsa tedavi o yöne kayar ve buna göre biçimlenir. Memelerden süt gelme sorunu tek başına bir belirtiyse herhangi bir tedavi uygulanmaz.

    Yüksek prolaktinin nedeni tespit edildikten sonra genel olarak ilaç tedavisi uygulanır. Uygulanan ilaç tedavisi sayesinde kısa sürede şikayetler diner. Ancak tek başına ilaç kullanmak yetmez. Hastanın tedavi süresince doktorunun tavsiyelerini çok iyi dinlemesi, stresten uzak durması gerekir.

    Prolaktin seviyesi 100 ng/ml olan bir hasta moralini iyi tutarak ve doktorunu dinleyerek 1 ay gibi kısa bir sürede 25 ng/ml olan normal seviyeye inebilir. Ancak moralsiz, stres yüklü bir hastanın 50 ng/ml olan prolaktin seviyesi 6 ayda bile normal seviyeye inemeyebilir.

    Prolaktin Yüksekliğinin Tespiti

    Prolaktin seviyesini belirlemek için kan tahlili yapılır. Prolaktin seviyesi yüksek çıkarsa durumdan tam emin olmak için ikinci bir kan tahlili istenebilir. Kan tahlilinden kesin sonuç almak için dikkat edilmesi gereken, aç karnına ve sabah saatlerinde test yapılması gibi, bazı hususlar vardır. Bu konuda doktor veya laboratuvar tavsiyelerine dikkatle uyulmalıdır.

    Kan tahlili yaptırmadan hemen önce yapılacak yorucu egzersiz ya da duygusal stres sonuçları etkileyebilir.
    Stresten uzak durulmalı ve uykusuz kalınmamalıdır.
    Testten 24 saat öncesine kadar göğüslerin uyarılmamasına dikkat edilmelidir.
    Bu hususlara dikkat ederseniz prolaktin seviyesinin daha sağlıklı ölçülmesini sağlarsınız.
    Kan tahliline paralel olarak prolaktin seviyesinin neden yüksek olduğunu belirlemek için tiroid ve böbrek fonksiyonlarını ölçen testler de yapılabilir.
    Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) veya kompüterize aksiyal tomografi (CT scan) ile hipofiz bezinde tümör olup olmadığına bakılabilir ve neden bulunursa buna göre tedavi süreci başlayabilir.
    Prolaktin yüksekliği ciddi bir duruma işaret edebilir ve tedavi edilmesi gerekir. Uzman bir doktordan teşhis ve tedavi konusunda yardım alınmalıdır.(12)
#26.08.2016 09:10 1 0 0
  • Prolaktin Nedir?

    Prolaktin, beynimizin arkasında bulunan hipofiz bezi tarafından salgılanan bir hormondur. Süt hormonu veya stres hormonu olarak da adlandırılır. Bu hormonun vücuttaki temel görevi, kadınlarda doğumdan sonra süt üretimini sağlamaktır. Erkeklerde ne gibi bir işlevi olduğu ise tam olarak bilinememektedir.(2)

    Hamileliğin ikinci ayından itibaren vücuttaki prolaktin oranı artmaya başlar. Bu sayede bebek doğduktan sonra beslenmesi için anne sütü hazır olmuş olur. Ayrıca doğumdan sonra -belli bir süre- adet görülmemesini ve böylelikle emizrme döneminde hamile kalınmamasını da sağlayan yine prolaktin hormonudur.

    Prolaktin seviyesinin gebelik boyunca yüksek olması normal bir durumdur. Aksine gebelikte düşük prolaktin normal kabul edilmez. Gebelik dışında ise durum tam tersidir. Gebe olmayanlarda prolaktin seviyesinin yüksekliği vücutta bir şeylerin ters gittiğinin habercisidir.(3)

    Vücudumuz prolaktin hormonunu dengede tutmak için dopamin adı verilen başka bir hormon salgılar. Bu sayede prolaktin hormonu dengeli olarak işlevini yürütür. Kadın üreme organlarının gelişimi ve fonksiyonları için gerekli olan prolaktin hormonunun yüksek seviyelerde olması kontrol altına alınması gereken bir durumdur.
    alıntıdır
#26.08.2016 09:09 1 0 0
  • Hormonlar, vücudumuzun temel işlevlerini yerine getirmesini sağlayan önemli unsurlardır. Hormonların fazla ya da az salgılanması ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Prolaktin de bu hormonlardan biridir. Kanda prolaktin hormonu yüksekliğine tıp dilinde hiperprolaktinemi denir.

    Bu hormonun fazla salgılanması kadınlarda adet düzensizliği, bebek söz konusu olmadığı halde memelerden süt gelmesi, gebe kalamama gibi şikayetlere yol açabilir. Erkeklerde de bu hormon vardır ve erkeklerde prolaktin fazlalığı cinsel gücün azalması, iktidarsızlık ya da memelerde büyüme gibi başka sorunlara neden olabilir.(1)

    Önemli bir sağlık sorunu olan prolaktin yüksekliği uzman bir doktor kontrolünde tedavi edilmelidir.
    Prolaktin Yüksekliği Neden Olur?

    Stres
    Prolaktin seviyesinin az miktarda artmasında yoğun egzersiz ya da stres gibi faktörler rol oynayabilir. Bilindiği gibi yoğun stres altında kalan insanların beyin kimyasında değişiklikler olur. Bu durum prolaktin hormonu salgılayan hipofiz bezini de etkileyebilir.(4)

    Altta yatan hastalıklar
    Prolaktin seviyesi dikkat çekici şekilde artmışsa bu durumda sadece stres deyip geçilemez ve daha derin bir araştırma yapılması gerekir. Hormon seviyesini yükseltebilecek kimi rahatsızlıkların söz konusu olup olmadığına bakılır.

    Polikistik Over Sendromu rahatsızlığı olan kadınlarda da prolaktin seviyesinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir.

    Kronik böbrek yetmezliği rahatsızlığı olanlarda ve siroz hastalığına yakalananlarda da prolaktin seviyesinin yükseldiği bilinmektedir.(5)

    Hipotiriodi adı verilen, tiroid bezinin az çalışması sorunu da bu hormonu arttıran önemli bir nedendir. Kişide prolaktin hormonu seviyesi ölçülürken aynı zamanda hipotiroidi olup olmadığı da yapılan ek tahlillerle kontrol edilir. TSH ve T4 gibi hormon tahlilleri sonucunda tiroid bozukluğu belirlenirse tedavi buna göre şekillenir.(6)

    Kullanılan ilaçlar
    Depresyon ve depresyona bağlı kullanılan antidepresan gibi bazı psikiyatrik ilaçların prolaktin seviyeleri üzerinde etkili olduğu bilinmektedir.

    Hipertansiyon hastalarının kullandıkları bazı ilaçların yan etkisi prolaktin seviyesinin yükselmesidir. Yine doğum kontrol haplarında ve östrojen hormonu ilaçlarınında da aynı yan etki söz konusu olabilir.

    Tümörler
    Hipofiz bezinde ortaya çıkan ve prolaktinoma adı verilen tümör hipofiz bezinin sağlık çalışmasını engelleyerek gereğinden fazla prolaktin salgılamasına neden olan başlıca tümör türüdür. Çapı 1 cm’den büyük tümörlere “makroadenom”, 1 cm’den küçük tümörlere “mikroadenom” denir. Bunlar çoğunlukla iyi huylu tümörlerdir.(7)

    Hipofiz bezinde prolaktin salgısını arttırmayan ama yine de prolaktin seviyesinin yükselmesine neden olan tümörler de olabilir. Bu tümörler dopamin adlı hormonu etkileyerek prolaktin yüksekliğine yol açarlar.

    Diğer nedenler
    Kadınların meme uçlarının sürekli uyarılması, göğüs bölgelerine aldıkları sert darbeler veya göğüs bölgesine uygulanan büyük operasyonlar da prolaktin seviyesini arttırır.

    Protein ağırlıklı bir beslenme geçici olarak prolaktin seviyesinin yükselmesinde bir etken olabilir. Vücudun temel ihtiyaçlarından olan proteinin fazla tüketimi prolaktin seviyesinin yükselmesinde etki edebilir.(8)

    Bu veriler şu ana kadar yapılan bilimsel araştırmalar sonucu ortaya çıkmış bilgilerdir. Her zaman ana etken olmasalar da tetikleyici etkenler oldukları bilinmektedir. Hiperprolaktinemi rahatsızlığını yaşayanların yaklaşık üçte birinde, hormon artışını açıklayan kesin bir neden söylemek mümkün olmaz.

    Prolaktin Yüksekliğinin Belirtileri

    Prolaktin hormonu normal seviyenin üstüne çıkması vücut için ciddi riskler oluşturabilir. Özellikle kadınların üreme organlarının gelişiminde ve fonksiyonlarını yerine getirmesinde etken olan prolaktin hormonu, normal değerlerini aştığı zaman bu fonksiyonların sağlıklı olarak işlemesini engeller. Prolaktin yüksekliğinin belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:

    Proklatin kadın vücudundaki en temel görevinin gebelik döneminde sonra süt üretimini sağlamasını olduğunu belirtmiştik. Emzirme dönemi dışında nedensiz olarak vücudun süt üretmesi ve memelerden süt gelmesi prolaktin yüksekliğinin önemli bir belirtisidir. Memelerden nedensiz olarak süt gelmesine tıp dilinde ‘galaktore‘ denir.(9)

    Anne sütünü vücut doğumdan sonra üretir. Ancak gebelik döneminde de vücudun süt üretmesi ve memelerden süt gelmesi normal olarak karşılanan bir durumdur.

    Kadınlarda adet düzensizliği, çok az adet görme ya da adet görmeme prolaktin yüksekliği belirtisi olabilir. Kadın üreme organının fonksiyonlarında önemli etkisi olan prolaktin, vücutta yüksek seviyeye ulaştığında yumurtlama ve adet görme döngüsünün bozulmasına neden olur.

    Prolaktin yüksekliğine bağlı yumurtlamanın olmaması kadınların gebe kalmasını engeller. Bu durum yüksek prolaktin seviyesinin tedavi edilmediği durumlarda kısırlığa neden olur. Uzun süre denenmesine rağmen gebelik gerçekleşmiyorsa kan tahlili yapılarak prolaktin seviyesi kontrol edilir.(10)

    Erkeklerde de nadir olsa da “galaktore” yani memelerden süt gelmesi durumu görülebilir. Yine yüksek prolaktin seviyesi erkeklerde cinsel isteğin azalmasına ve iktidarsızlığa yol açabilir. Sperm üretimini olumsuz etkileyerek kısırlığa neden olduğu da bilinmektedir. Prolaktin yüksekliği olan erkeklerde meme büyümesi görülebilir.

    Diğer belirtiler: Çok sık rastlanmamakla birlikte baş ağrısı, görme bozuklukları ya da bulantı gibi prolaktin yüksekliğine bağlı diğer belirtilerden söz edilebilir.

    Erkeklerde tespit edilen tümörlerin önemli kısmının makroadenom (1 cm’den büyük), kadınlarda tespit edilen tümörlerin önemli kısmının ise mikroadenom (1 cm’den küçük) olduğu görülmüştür.
#26.08.2016 09:09 1 0 0
  • D Vitamini Eksikliği Hangi Sorunlara Neden Olur?

    Vücutta D vitamini seviyesi düşük olduğunda bu durum kemiklerde depolanan kalsiyumun da düşmesine yol açar. Böylece kemiklerde kırık riski de artmış olur.

    İnsanların yaygın olarak tarlalarda, çiftliklerde, bahçelerde yani ‘dışarıda’ çalıştıkları eski zamanlarda D vitamini eksikliğinin nadir rastlanan bir durum olduğu söylenebilir. Ofis hayatı ile birlikte çok daha yaygın bir sorun haline gelmiştir. Kapalı mekanlar dışında bağırsak hastalıkları, karaciğer veya böbrek rahatsızlıkları da D vitamini eksikliğine yol açabilir. Ek olarak bazı ilaçların D vitamini üzerinde olumsuz etkisi görülebilir. Her şeyin normal göründüğü, sağlıklı bireylerde bile yaşın ilerlemesiyle birlikte D vitamini eksikliği riski artar.

    Osteoporoz ve Kemik Erimesi: D vitamini olmadan bağırsaklar kalsiyumu yeterince ememez. Öte yandan kalp, sinir ve kasların gerektiği gibi işlemesi için kandaki kalsiyum seviyesi kritik bir önem taşır. Dolayısıyla vücut kanda kalsiyum seviyesinin düşmesine izin veremez ve sistem kemiklerdeki kalsiyumu kana aktarır. Böylece kandaki kalsiyum normal seviyesini korur ve hem kalp hem sinirler sorunsuz çalışmaya devam eder. Ancak bunun bedelini kemikler öder ve kalsiyum kaybı nedeniyle zayıflarlar.

    Pek çok araştırma sonucu D vitamini eksikliğinin kemik erimesi, kalça ve diğer kemik kırıkları riskini arttırdığını göstermiştir.

    Kas ve Sinir Sistemi: Osteoporoz kırık riskini arttırır. Osteoporoz kadar düşmeler de kırıklara neden olur ve D vitamini hem osteoporoz hem de düşme konusunda yardımcı olabilir. 2004 yılında yapılan bir araştırma D vitamini desteğinin düşme riskini % 22 oranda azalttığını göstermiştir. D vitamini kasların ve vücut dengesinin iyileşmesinde etkili olabilir.

    Kalp ve Damar Hastalığı: Damar sağlığında D vitamini öne çıkar. Osteoporoz koroner arter hastalığı riskinin artmasıyla ve D vitamini düşük kan değerleri de koroner arter kireçlenmesinin artışıyla bağdaştırılır. Yüksek tansiyon ve D vitamini arasında bir ilişki bulunamamıştır ancak D vitamini eksikliğinin kalp krizi ve kalp yetmezliği riskini arttırdığı bilinmektedir.

    Prostat Kanseri: Erkekler kemik erimesini genellikle bir kadın hastalığı olarak görür ve konuyla pek ilgilenmezler. Ancak D vitamini eksikliği sadece osteoporoz riski doğurmaz. Prostat kanseri erkeklerin görmezden gelemeyeceği ve son yıllarda D vitamini ile sıkça ilişkilendirilen bir konudur.

    D vitamini hücre büyümesini düzenlemekte önemli bir rol üstlenir. Çeşitli deneyler, D vitamininin kanseri tanımlayan kontrolsüz hücre çoğalmasını önlemeye yardımcı olduğunu göstermiştir. Ayrıca D vitamini kanser hücrelerinin yayılmasını sınırlandırmaya ve kanser hücrelerini öldürmeye de katkıda bulunur.

    Yapılan araştırmalar güneşli iklimde yaşayan ve kanında D vitamini değerleri yüksek olan erkeklerde prostat kanseri riskinin azaldığını göstermiştir. Bu konuda kesin konuşmak için daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır ve prostat kanserinin yanı sıra kolon, göğüs, pankreas ve böbrek kanseri için de D vitaminin riski azalttığına dair bulgular sunan bazı çalışmalar olmuştur.

    Diğer Sağlık Sorunları: D vitamini eksikliğinin risk oluşturduğu düşünülen diğer sağlık sorunları şöyledir:

    Obezite
    Bağışıklık sistemi hastalıkları
    MS hastalığı
    Romatoid artrit
    Kireçlenme
    Gut hastalığı
    Parkinson hastalığı
    Depresyon
    Alzheimer hastalığı
    Kronik halsizlik sendromu
    Fibromiyalji
    Kronik ağrı
    Dişeti hastalıkları
    Sedef hastalığı
    D Vitamini Eksikliğinde Rol Oynayan Başlıca Faktörler

    Yaşadığınız Yer: Ekvatordan uzak bölgelere, D vitamini için gerekli olan güneşin UVB ışınları, kış aylarında giderek daha az ulaşmaya başlar. Günlerin kısalmaya başlaması ve vücudun büyük kısmının giysilerle kapatılıyor olması da D vitamini açısından dezavantajdır.

    Hava Kirliliği: Fosil yakıt ve benzerlerinden havaya salına karbon gazları UVB ışınlarını tutarak D vitamini üretimine engel oluşturur.

    Güneş Kremleri: Güneş kremleri UVB ışınları engelleyerek D vitamini üretimini engelleyebilir. Aslında engellemekten çok belki de azaltır demeliyiz. Güneş kremi kullananlar arasında çok az kişi tüm UVB ışınlarını önleyecek miktarda krem sürmektedir.

    Yaş: Yaşlandıkça vücudun D vitamini üretme kapasitesinde de azalma görülür.

    Karaciğer ve Böbrek Hastalıkları: Her iki organ da D vitamini üretiminde kilit rol oynar. Dolayısıyla karaciğer veya böbrek rahatsızlıkları D vitamini eksikliğine yol açabilir.

    Sindirim Sistemi Hastalıkları: Bağırsaklarda emilen D vitaminin, ister yiyeceklerden ister takviye şeklinde ilaçlardan emilmesini ve vücuda geçmesini önleyen Çölyak hastalığı gibi sindirim hastalıkları D vitamini eksikliğine sebep olabilir.

    Koyu Ten Rengi: Koyu tenli kişilerde, cilde rengini veren melanin adlı pigment D vitamini üretimini olumsuz etkiler.

    Obezite: Yağ hücreleri kandaki D vitaminini emer ve bu da vücutta D vitamini eksikliğine neden olur.
    D Vitamini Nasıl Alınır?

    Güneşlenmek: D vitamini almanın en zahmetsiz yolu güneşlenmektir. Genel olarak tavsiye edilen, eğer D vitamini eksikliğiniz yoksa, her mevsim günde 20 dakika kadar güneş kremi kullanmadan yüzünüzü, kollarınızı veya bacaklarınızı güneşlendirmenizdir. Vücudunuzu tümüyle güneşe çıkarmanız gerekmez. Örneğin balkonda sadece kollarınızı veya bacaklarınızı güneşlendirmeniz de yeter. Güneş kremleri az faktörlü de olsa vücudun D vitamini üretimini engeller. Ayrıca evde ya da arabada cam kenarında oturmak da yine ışınları engeller ve D vitamini üretimi açısından faydası olmaz.

    Ancak güneş ışınının zararlarını unutmamak ve güneşin en dik geldiği saatlerde korumasız şekilde güneşlenmek iyi bir fikir olmayabilir. D vitamini üretmek için cildin güneşin UVB ışınlarına ihtiyacı vardır. Oysa bunlar aynı zamanda cilde zararlı ve güneş kremlerinin engellediği ışınlardır. Dolayısıyla özellikle yaz aylarında dikkatli olmanız, cildi bir anda yakmamanız ve daha az riskli saatleri tercih etmeniz gerekebilir.

    Vitamin Takviye İlaçları: Güneşin zararları ile ilgili bu kadar çok konuşurken, şimdi korumasız şekilde her gün neredeyse yarım saat güneşlenmeniz kulağa doğru gelmiyor olabilir. haksız da değilsiniz, öyleyse D vitamini takviyesi almayı düşünebilirsiniz. Burada altını çizebileceğimiz bir nokta en çok önerilen ve en faydalı olduğu düşünülen takviyenin D3 vitamini olduğudur. Bunun dışında doğru dozajı almanız da çok önemlidir. Eksik ya da fazla olmamalıdır. Dolayısıyla szin için en doğru D vitamini takviyesini doktorunuza danışarak alabilirsiniz.

    Gıdalar: Açıkçası vücuda gerekli D vitaminini gıda yoluyla almak oldukça zor olacaktır. Zaten çok az gıdada bulunan D vitamini bu gıdalarda da son derece az miktarda bulunur. yeterli D vitamini için bir günde onlarca yumurta sarısı tüketmek gerekmesi gibi bir sonuç ortaya çıkar.
    alıntıdır
#26.08.2016 09:06 1 0 0
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, TSK'nın Suriye'nin Cerablus şehrinde IŞİD hedeflerinin temizlenmesi için başlattığı operasyon için, "Dedik ki Burada noktalanması lazım" ifadelerini kullandı
    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Birileri 'Türkiye şöyle olacak, böyle olacak' diyor. Türkiye'ye meydan okuyanlar siz ne olacağınızın hesabını yapın. Türkiye'ye tehdit unsuru oluşturacak kim varsa bu millet ordusuyla, polisiyle, korucusuyla, milletiyle vardır, var olacaktır" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye'yi bölgemeyeceksiniz, devletimizi yıkamayacaksınız, ezanlarımız susturamayacaksınız, bu ülkeye diz çöktüremeyeceksiniz, bu halka boyunduruk vurduramayacaksınız... 1000 yıldır yürüdüğümüz bu yoldan bizi geri döndüremeyeceksiniz, ülkemizi hedeflerinden vazgeçiremeyeceksiniz" diye seslendi.
    Cumhurbaşkanı Erdoğan, engellilerin kamu kurum ve kuruluşlarına yerleştirilmelerine ilişkin Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'ndeki atama ve kura törenine katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasının satırbaşları şöyle:
    "15 Temmuz gecesi içinde bulunduğumuz Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nin önünde toplanan vatandaşlarımızın üzerine bombalar atıldı, uçaklardan ateş edildi. Tam 38 vatandaşımız yaralandı, 6 kardeşimiz de şehit oldu. Ankara ve İstanbul'daki şehitlerimiz 241 oldu, 2 bin 194 yaralılarımız var. Şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılarımıza da Rabbim'den acil şifalar diliyorum. Böyle ihanetler, cinayetler yaşatmasın diye Rabbime dualarda bulunuyorum.
    Üsküdar'da tankın üzerine çıkan bir spastik engelli kardeşimiz orada bulunan herkesin hayranlığını kazanmıştır. Koltuk değnekleriyle, tekerlekli sandalyeleriyle, koltuk değnekleriyle gösterdikleri yüreklilik her türlü takdirin üzerindedir. Türkiye her kesmiyle birlikte engelillerinin istiklali ve istikbaline sahip çıkan bir ülke olduğunu ilan etmiştir. Hiçbir terör örgütünün, onları destekleyenlerin bu birlik ve beraberlik karşısında şansı yoktur.

    "04.00'TE BU SÜREÇ BAŞLADI"

    Bu sabah 04.00 itibariyle Suriye'nin kuzeyinde ülkemizi tehdit eden DAİŞ, PYD gibi terör örgütlerine yönelik operasyonu ordumuz, güvenlik güçlerimiz başlatmış durumda. Bir millet şüphesiz ki onuruyla, gururuyla vardır. Bir millet istikbal, istiklal mücadelesiyle iman etmesiyle vardır. Şu anda da ne yazık ki Suriye'den ülkemize Gaziantep'e, Kilis'e yapılan bu saldırılar bir yere kadar. Bu iş burada noktalanması lazım dedik. Bu sabah 04.00'te bu süreç başladı. Bu işi çözmemiz gerekiyor.

    "TÜRKİYE'YE MEYDAN OKUYANLAR SİZ NE OLACAĞINIZIN HESABINI YAPIN"

    Birileri 'Türkiye şöyle olacak, böyle olacak' diyor. Türkiye'ye meydan okuyanlar siz ne olacağınızın hesabını yapın. Türkiye'ye tehdit unsuru oluşturacak kim varsa bu millet ordusuyla, polisiyle, korucusuyla, milletiyle vardır, var olacaktır. Bu ülkenin arkasında kendi vatandaşlarımızla birlikte dünyanın her yerinde yüz milyonlarca kardeşimizin duası vardır. Allah'ın izniyle önümüze çıkacak tüm engellerin üstesinden geleceğimize inanıyorum.

    Bugün geleceğimize, 15 Temmuz sabahından daha emin, daha güçlü, daha umutlu bakacak bir yerde bulunuyoruz. Bugün engelli kardeşlerimizin atamasını yapıyoruz. Türkiye'de böyle bir anlayış var mıydı? Böyle bir mekanizme adeta 0 noktasındaydı. Biz geldik bunu tırmandırmaya başladık. Özel sektör burada biraz ağır hareket ediyor. Bakanlarımdan rica ediyorum, özel sektörü biraz daha sıkıştıracağız. Devlet yüzde 3'lere varıyorsa, onlar da en az o kadar. Biz sizlerden burada, belli bir iane, sadaka değil, onuruna, şahsiyetine saygı göstermek suretiyle istihdam istiyoruz.

    Ekonomide faizi indirimi başta olmak üzere olumlu haberler geliyor. Bu yetmez, faizin daha da inmesi lazım. Yatırımın daha da artması için, istihdamın artması, üretimin daha da artması için, rekabetin artması için faizin inmesi lazım. Birilerinin parası üzerinden para kazananların işine gelmiyor, onun için indirmiyorlar. Dünya, gelişmiş ülkeler bunun örneği. Şu anda gidiş iyi, daha da iyi olacak.

    2023 hedeflerimize ulaşma konusundaki kararlılığımız karşılaştığımız her badireden sonra perçinleniyor. Bizim krizlere dayanma katsayımız bir hayli yüksek. Bize bu tezgahları kuranların aynı derecede yüksek mi göreceğiz. Arapların bir atasözü var 'Men dakka dukka'. Biz de ise bunun karşılığı, kapı çalanın kapısını çalarlar.
    Bizi terör örgütlerine, darbecilere karşı yürüttüğümüz mücadelede yalnız bırakanların yarın kimseden yardım isteme hakları olmayacaktır. Bölgedeki çatışmaları körükleyerek 600 bin insanın hayatını kaybetmesinden sorumlu olanlar bu vebalin altından kalkamayacaklardır. Suriye halkını katletmeyi dünyaya terörle mücadele olarak sunmaya çalışanlar sadece kendilerini kandırıyor. Türkiye'nin terör örgütlerine destek verdiği yalanıyla işledikleri insanlık suçlarını örtmeye çalışıyorlar.

    "BUNLAR LANETLİDİR, ALLAH BUNLARIN BELASINI VERECEKTİR"

    Nereden gelirse gelsin, faili kim olursa olsun bunlar lanetlidir. Dikiş tutturamayacaklar. Bedelini ağır ödeyecekler. O canım çocukları canlı bombal olarak yetiştiriyorlar. Rabbim bunların belasını verecektir. Bunların İslam'la alakası yoktur. Bunlar İslam'ın başına bela olmuşlardır. Bunların pisliklerini, bu gölgeyi biz temizlemeye çalışıyoruz. İslam bir barış dinidir, dilidir. Bu ülkede bunu yapmak suretiyle, bir darbe girişiminde 241 kardeşimiz şehit oldu, burada da 53. Devamlı arka arkaya devam ediyor. Dünya ise bunu seyrediyor. Sağolsunlar kınıyorlarmış, lanetliyorlarmız. Tamam da ortak ne yapıyor, beraber ne yapıyoruz ona bakalım. Birlikte bir mücadele şart.

    Bizim en başından beri, Suriyeli kardeşlerimize samimi yardım eli uzatmak dışında hiçbir faaliyetimiz olmamıştır. Türkiye ve birkaç mazlum ülke Suriyelilere kucak açmıştır. 3 milyon Suriyeli ve Iraklı misafirimizi topraklarımızda barındırıyoruz, evsahipliği yapıyoruz. Bombalardan kaçan insanlara kapımızı kapayamazdık. Ülkemizle ilgili en haysiyetsiz kampanyaların yürütüldüğü yerlere baktığınızda bunlar bölgenin istikrarsızlığı için çalışan ülkelerdir. Ortaya çıkan yükü paylaşmayıp, Türkiye'yi eleştirenlerin bizim için bir hükmü kalmamıştır. '3 milyar avro destek vereceğiz' dediler, nerede? Yok. Bunlardan sadece nasihat alırsınız. Biz ayaklarımız üzerinde duruyoruz, durmaya devam edeceğiz. Sonra diyorlar ki 'Erdoğan, bizim sözlerimizi dinlemiyor' diyorlar. Bu milletin şanında bu yok. Bu milletten bunu bekleyemezsiniz. Ben milletime ihanet edemem. Yeri gelir kuru ekmek yeriz, haysiyetimizden, onurumuzdan taviz vermeyiz.

    "SURİYE'DE OLDU BİTTİ YAPILMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ"

    Türkiye, Suriye'de sahneye konulmaya çalışan oyuna asla rıza göstermeyecektir. Meseleye bilfiil el koymak dahil tüm imkanlarımızı ortaya koyarak, Suriye'nin toprak bütünlüğünü sağlayarak, Suriyelilerin kendilerini yönetilmesine kararlıyız. Suriye halkı kiminle yöneticileğine karar versin. Buna tahammül edemiyorlar. Tüm terör örgütlerini üzerimize salanlar bu oyunun deşifre olduğunu görmeliler. Son dönemde yoğunlaşan terör olaylarıyla verilmek istenen mesaja cevap veriyoruz, Türkiye'yi bölgemeyeceksiniz, devletimizi yıkamayacaksınız, ezanlarımız susturamayacaksınız, bu ülkeye diz çöktüremeyeceksiniz, bu halka boyunduruk vurduramayacaksınız... 1000 yıldır yürüdüğümüz bu yoldan bizi geri döndüremeyeceksiniz, ülkemizi hedeflerinden vazgeçiremeyeceksiniz.

    Bunlar sanıyorlar ki her saldırıda zayıflıyoruz, tam tersine güçleniyoruz. Dabba var ya, dericilerin, deriye vurdukça hem güzelleşir, hem güçlenir; işte böyle. 15 Temmuz öncesi FETÖ ile ilgili farklı düşünceler, kafa karışıklıkları vardı. Darbe girişimiyle bu şüpheler ortadan kalktı, hep birlikte özgürlüğümüze, geleceğimize baktık.

    ABD BAŞKAN YARDIMCISI BIDEN'IN ZİYARETİ

    ABD Başkan Yardımcısı burada. Söyleyeceğimiz şudur; FETÖ elebaşı ülkenizde. 1999 yılından bu yana ülkenizde. Siz bizden istediğinizde hep gönderdik. 1 değil, 5 değil, 10 değil; hep gönderdik. Artık hiç kimse Suriye meselesini Türkiye'nin içişlerinin bağımsız göremez. En son İran'dan gelen heyetle görüştük. Daha sonra Dışişleri Bakanı ve MİT Müstaşarını gönderdik, orada da süreci başlattık.
    Gerek PKK, gerek DAİŞ, gerek FETÖ olsun, terör örgütlerinin saldırılarına maruz kalmamızın nedeni Suriye'dir. Bölgede projelerini hayata geçirmekte zorlananlar bizi terör örgütlerilye hizaya getirmeye çalışıyorlar. Dün akşan Sayın Mesut Barzani buradaydı, kendileriyle çalışmalarımız oldu. Aynı şekilde Irak'ta da müşterek neler yaparız onları görüştük.
    Biz 100 yıl öncesini unutmuş olabiliriz ama herkes çok iyi hatırlıyor. Irak, Suriye dediğimiz yerlerin bu ülkenin parçası, orada yaşayanların kardeşimiz olduğu gerçeğine sırtımızı dönemeyiz. Bazılarımız bunu hatırlamasa da karşımızdaki ülkeler bunun farkında. Biz tüm hesapların üzerinde bir hesap, kaderin üzerinde bir kader olduğuna inanıyoruz. Terör örgütleri karşında dimdik duran Türkiye, Suriye kaynaklı tehidtlerin de üzerinden gelecektir.
    Türkiye engellilerin durumu konusunda adeta bir devrim yaşamıştır. Engelliler Kanunu'ndan aylıklara, bakım hizmetlerinden istihdama kadar yapılan hizmetleri en iyi siz biliyorsunuz.
    http://www.haberturk.com/gundem/haber/1286767-erdogan-turkiyeye-meydan-okuyanlar-siz-ne-olacaginizin-hesabini-yapin
#24.08.2016 13:08 1 0 0
  • Suriye'nin Halep iline bağlı bir kent. Fırat'ın batı yakasında, Esad Gölü'nün kuzeyinde bulunan kentin rakımı 367 metredir. Türkiye-Suriye sınırında yer alan Cerablus'un nüfusu 25.705'dir. Cerablus bir Arap şehridir.

    Antik dönemdeki orijinal adının Djerabis olduğu düşünülen kent Karkamış antik kentinin hemen yanında yer almaktadır.

    Fırat'tan dolayı her tarafı sulak tarım arazileri ile çevrilidir.[1] Kavun, karpuz, üzüm, ceviz, kayısı, nar, incir, kokulu domates ve göbekli marul yetişir.[1]

    Cerablus'un karşısında Gaziantep'e bağlı Karkamış beldesi yer alır.
    noimage
#24.08.2016 09:44 1 0 0
  • Türkiye yaşanan terör olaylarıyla sarsıldı. Ankara'da 5 ayda yaşanan 3 patlamanın ardından İstanbul'da da terör saldırısı meydana geldi. İstiklal Caddesi'nde meydana gelen patlamada 5 kişi hayatını kaybederken, 7'si ağır 36 kişi yaralandı. Polis olay yeri etrafından güvenlik çemberi oluştururken, İstiklal Caddesi trafiğe kapatıldı. Bölgeye sadece, polis, itfaiye, ambulans araçları girebiliyor. Yine bölgeye çok sayıda polis, ambulans, itfaiye sevk edildi. 17 Şubat'ta meydana gelen terör saldırısının üzerinden 1 ay bile geçmemişken Ankara'nın kalbi Kızılay'da patlama meydana gelmişti. 18.45 sıralarında Güven Park'taki otobüs duraklarının yakında bir aracın patlaması sonucunda 37 kişinin hayatını kaybetmişti, 70'den fazla vatandaş yaralandı. 28 kişi öldüğü 61 kişi yaralandığı 17 Şubat Ankara saldırısını YPG'nin düzenlediği iddia edilmiş ancak sonra patlamayı TAK üstenmişti. 13 Mart Ankara saldırısını gerçekleştiren teröristlerden biri olan Seher Çağla Demir'in YPG kamplarında eğitim aldığının belirlenmesinin ve İstanbul saldırılarının ardından gözler yine terör örgütlerine çevrildi.
    YPG NEDİR?

    YPG, PKK'nın Suriye'de konuşlanan kolu olan PYD'nin silahlı kanadına verilen isimdir. Tam açılımı Kürtçe "Yekineyen parastina gel" dir. Türkçe'de "halkçı koruma birlikleri" anlamına gelmektedir. Yüksek Kürt Komitesi’nin yani Kürt Ulusal Konseyi’nin silahlı gücü konumunda olan YPG 2004 yılında kurulmuştur.

    YPG genel olarak Kuzey Suriye'de kontrolü elinde bulundurmaktadır. Buralar: Afrin, Kobani, Tel Abyad, Resulayn (Serê Kaniyê), Amûdê (Amuda), Dêrika Hemko (al Malikiya), Kamışlı ve Haseke (Hasiçi)'dir. Halk Koruma Birlikleri, Suriye İç Savaşı'nda Irak ve Şam İslam Devleti gibi radikal İslamcı örgütlere karşı Özgür Suriye Ordusu, Birleşik Özgürlük Güçleri, MLKP ve TİKKO ile ittifak oluşturmuştur.
    SAVAŞ SUÇU İDDİALARI

    5 Haziran 2015'te BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunduğu "Çocuklar ve Silahlı çatışmalar" adlı raporun Suriye İç Savaşı kısmında,

    15 yaşından küçük kız ve erkek çocukların YPG/YPJ tarafından silah altına alındığının tespit edildiği ve çocukların savaş bölgelerinde kullanıldığı açıklandı. Raporda, 13 yaşındaki bir kız çocuğunun örgüt tarafından askeri eğitim amacıyla Resulayn şehrine götürüldüğü ve ailesinin kızlarını görme isteğinin reddedildiğine dair ifadelere yer verildi.

    15 Temmuz 2015'te İnsan Hakları İzleme Örgütü'nden yapılan yazılı açıklamada; YPG'nin çocuk askerlerin örgütten çıkarılması konusunda Geneva Call adlı sivil toplum kuruluşu ile imzaladığı taahhüt sözleşmesini uygulamadığını, 18 yaş altı reşit olmayan çocukların YPG ve örgütün kadın kolu YPJ içerisinde çatışmalara dahil edildiğinin tespit edildiğini ve YPG'nin uluslararası hukuku ihlal ettiğini açıkladı. 28 Ekim 2015'te YPG'den yapılan yazılı açıklamada, 18 yaşından küçük oldukları gerekçesiyle üyelik şartlarını karşılamayan 21 YPG üyesinin görevinin sona erdirildiği ve ailelerine teslim edildiği açıklandı.

    13 Ekim 2015'te Uluslararası Af Örgütü, Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile askeri kanadı YPG’nin Suriye'nin kuzeyinde Arap ve Türkmen sivillerin yaşadığı bölgeleri kullanılamaz hale getirdiğini, bölge sakinlerini zorla yerlerinden ederek insan haklarını ihlal ettiği ve savaş suçu işlediğini bildiren bir rapor yayımladı. YPG raporu yalanladı ve ihlallerin istisna düzeyinde olduğunu belirterek, savaş suçu işlendiğine dair iddiaların gerçekle ilgisinin bulunmadığını iddia etti.

    mynet
#23.08.2016 11:34 1 0 0
  • Herkesle selfie çeken 11 yaşındaki Yakup Nurullah Narin kimdir?
    Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan, siyasi liderlere... Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'dan ünlü sanatçılara... Türkiye'nin zirvesiyle teker teker selfie çekti, bir anda sosyal medyada fenomen haline geldi. İşte Türkiye'nin "Kim bu çocuk?" dediği, 11 yaşındaki Yakup Nurullah Narin.
    Türkiye bu çocuğu, bu fotoğrafları konuşuyor.

    Liderler, askerler, sanatçılar...

    Yani Türkiye'nin zirvesi. Hepsiyle tek tek selfie çekti.

    Bir anda fenomen haline geldi.

    7 Ağustos'ta Yenikapı'daki Demokrasi ve Şehitler mitingi'ne ailesi olmadan tek başına gitti.
    Korumaları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çevresinde etten duvar örse de pes etmedi.

    O kadarla kalmadı. Başbakan Binali Yıldırım, Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli'yle de aynı karede buluşmayı başardı.

    Yüzlerce haberciyi atlatıp Genelkurmay başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve komuta kademesine yaklaşabilen tek isim de o oldu.

    11. cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Diyanet işleri Başkanı Mehmet Görmez, Cübbeli Ahmet Hoca, İbrahim Tatlıses, Orhan Gencebay, Yılmaz Erdoğan ve diğerleri.

    Türkiye'nin en ünlü isimleri onunla selfie çektirdi.

    Yakup'un en büyük amacı siyasete atılmak. Fotoğraf çektirdiği liderlerden bir gün koltuğu devralabilmek.
#18.08.2016 08:59 1 0 0
  • 28 Şubatta bu Ülke nasıl soyuldu biliyormusunuz;
    Önce Pavyonda Konsomatrislik yapan bir bayanı bulup,Tesettüre soktular,
    Sonra onu Sarık,Sakal,Cübbe,Kaportası uygun bir sahtekarın koynuna soktular ve Canlı yayında bastılar...
    Fadime Şahin
    hergün ekranlarda gözyaşı döküyordu...
    Bir yandanda gerçekte
    Esrar Satıcısı bir uyuşturucu müptelası olan;
    ALİ KALKANCI'ya
    sakal bıraktırılıyor, Cübbe giydiriliyor,ekranlarda Cinci Hoca diye kafa sallarken gösteriliyor,
    Sonra başka bir kadını tuzağa düşürürken Gazete ve Televizyonlara yansıyordu...
    Bizler ekranlarda
    Fadime'nin gözyaşlarını,
    Ali Kalkancı'nın kafa sallamasını,
    Ankara'nın ortasında toplu kafa sallayan sahtekarları izlerken,
    Birileri
    26 Bankanın
    içini boşaltıyor,
    Bir yanda Hazine soyuluyor,
    Hükümet devriliyor,
    Bir yanda
    Faizler %70 ve birileri malı götürüyor ve
    Enfalasyon almış başını gidiyordu...
    Bizlere bu tiyatroyu seyrettirenler çoktan MALI götürmüşlerdi bile...
    Önümüze İRTİCA
    Yemini atmışlardı ve bizler sazan gibi üzerine atlamıştık...
    Meşhur bir sözü var ya;
    Eşşek eşşek olduğu halde,Aynı yolda iki kere çamura saplanmaz..."

    Ne garip;O günlerde insanlar faizler yüzünden Başbakanlığın önünde üzerine benzin döküp kendini ateşe verirken,
    Esnaf Başbakana
    Yazar Kasa fırlatırken,Gazeteler ve Tv'ler ne HIRSIZLIKTAN bahsediyor,
    Ne de ülkenin soyulduğunu,
    Nede 26 Bankanın içinin boşaltılıp İsviçre Bankalarına kaçırıldığını yazıyordu...
    Yaşadığım Ülkemden ümidimi kesmiştim,saldım çayıra deriz ya...
    Derken
    Sn.R.T ERDOĞAN geldi :
    Hani yaşama gözlerini kapatmış bir insanın aniden gözlerini açması gibi bir şeydi...
    Bu ZAT hergün koşturuyordu,
    Hergün açılışlar yapıyordu...
    Yollar,
    Hasteneler yapılıyor,
    Yerin altından tüneller açılıp Kıtalar birleşiyor,
    Marmaray devreye giriyor,
    Yerli tank,
    Yerli Helikopter,
    Kanal istanbul,
    Hızlı Tren,
    3.Köprü,
    3.Hava Limanı,
    Dünyanın 2.Büyük Asma Köprüsü, Milyonlarca öğrenciye ücretsiz kitap ve tabeletler dağıtılıyor,
    Faizler %4 lere kadar iniyor,
    Herşey yolunda gidiyor,
    Engellilere maaş bağlanıyor,
    İlk defa bu ülkede insan yerine konuyor, Türkiye yeryüzünde ki mazlumların umudu olmuşken,

    bir sabah baktım 17 ağacın yeri taşınacak diye İstanbul'da sokaklar ateşe veriliyor, bir anda ülke karanlığa gömülüyordu...
    Ama dilimiz yanmıştı;Bu işte bir iş vardı,
    Koç Ünversitesi yapılırken;
    80 bin ağacı kesenler nasıl olurda Üniversitesini FİNAL döneminde tatile çıkarıp öğrencileri Taksime eyleme yollardı?
    Nasıl olurda hergün 10 bin kumanya yollardı?
    Duran adam SIRP çıkıyor,

    Soyunan kadın Alman çıkıyor,

    Gezicileri yönlendiren siyahlı kadın Amerikalı çıkıyor,

    Konser veren piyanist Alman çıkıyor,

    Almanya Sokakları yanarken ortada olmayan Claudia Roth Gezi Parkında en önde Polise hakaret ediyor.
    Suriye'de milyonlarca insanın katledilmesini görmeyen CNN;
    22 saat kesintisiz canlı yayın yapıyordu...
    Bu işte bir iş vardı,
    Faizlerle anamızı ağlatan bir bankanın genel müdürü canlı yayında iş çıkışı toplu olarak Gezi Parktayız diyordu..?
    Niçin?
    Faizler yüzünden kendini yakan insanlara acımayanlar 17 ağaca mı acırdı?
    Zevk için hayvanlara nasıl kurşun yağdırdığını anlatan Safarici Boyner; Gezi Parka iniyor ben çapulcuyum diyordu.
    Sokakları ateşe Verenler,

    Yüzleri gözleri sarılı olan eşkiyalar

    Türkiye'nin en lüks otelinde ağırlanıyorlardı...
    Olaylar her yanı sarmış;
    Ve Sn.Erdoğan uçağa atlayıp sırtını dönüp Ortadoğu gezisine sessizce gitti.
    O giderken evde oturmuş gözlerimden yaşlar süzülüyordu,

    Çünkü seni Menderes gibi asacağız diyorlardı.
    Rabb'im o günleri bir daha yaşatmasın.
    17 Ağaç için Türkiye'ye 100 milyar doların üzerinde zarar verenlerin sözcüleri Bülent Arınçla görüşmeye gittiler.
    Ne garip sokakları ateşe verenler dünyadan habersiz MALLARDI,
    Ama sözcüleri 28 şubatta ülkeyi soyan ve Erbakan Hükümetini deviren Beşli Çete diye tarihe geçen ekibin temsilcileriydiler.
    Görüşmeden sonra kameraların önüne geçmişlerdi,
    Bütün Türkiye onlara kitlenmişti, Herhalde hükümetten
    bütün Türkiye'nin ağaçlandırmasını istediler diye düşünmüştüm,
    Hükümetten isteklerini sıraladılar...
    Kanal İstanbuldan derhal vazgeçilecek, 3.Hava Limanı yapılmayacak,
    3.Köprü yapılmayacak,
    Hidro elektrik santralleri yapılmayacak.
    Televizyon başında şok olmuştum, Ağaç kimsenin umrunda bile değildi. bunlar sanki Lozan'da ki İNGİLİZ HEYETİYDİ...
    İnsanlar Sn.Erdoğan'ı anlamamıştı, Medya gerçekleri yazmıyordu...
    Türkiye kendi boğazlarını denetleme hakkına sahip olmayan,
    Hiç bir yabancı gemiyi denetleyemeyen, Para alamayan eli kolu bağlı bir ülkeydi.
    İşte Sn.Erdoğan Kanal İstanbul projesiyle canını ortaya koyuyordu,
    Eğer Kanal İstanbul'u yaparsa;
    Bütün yabancı gemileri kanal İstanbul'dan geçirip hem denetleyecek, hemde milyarlarca dolar Türkiye para kazanacaktı,
    İngiltere aylardı Sn.Erdoğan'ı tehdit ediyordu,
    Kanal İstanbul'u yapamazsın,
    Lozan'da verdiğiniz sözler var diye...
    İngiltere'nin yapamadığını;
    Bizden görünen Gezi Platformu Temsilcileri yapıyordu...
    3.Hava Limanı Almanyanın pabucunu dama atacak,
    Hava sektöründe Türkiye'yi Avrupanın merkezi yapacak bir proje,
    Gezi Platformu derhal vazgeçilecek diyordu...
    Sn.Erdoğan tamda bu sırada yurt dışından geri dönüyordu...
    Gecenin bir yarısı ve insanlar sokaklara dökülüyordu...
    Ve Sn.Erdoğan otobüsün üzerine çıktığında;
    "FAİZ LOBİSİ BENİ TEHDİT EDİYOR" diyecekti...
    İşte bu söz herşeyi,
    Bütün meseleyi anlatıyordu...
    Türkiye'yi geçmişte kendine borçlandırıp,
    Maliyenin topladığı bütün vergiyi FAİZ olarak cebe indirenler,
    12 yıldır Sn.Erdoğan'ın kesip ödemediği o paranın peşine düşmüşlerdi,
    Bütün meselenin özü buydu...
    Ve sokaklara dökülenler tezgahı görüyor,sanki dünyaya meydan okuyor "DİK DUR EĞİLME "diyordu...
    Erdoğan dik durdu ve olaylar tam dindi, derken...
    Bir sabah 17 Aralık Operasyonu yapılıyordu...
    28 Şubatta kılıf İRTİCA,
    Gezide AĞAÇ,
    17 Aralıkta insanların en hassas olduğu noktadan vuruyorlardı HIRSIZ...
    Yüzbinlerce Filsitnliyi katleden Netenyahu'ya OTORİTE,
    Filistin Kasabı Ariel Şaron'a ÇIĞIR AÇAN LİDER diyenler,
    Sn.Erdoğan'a Hırsız,
    Haramzade, Diktatör, Yezid diyordu...
    Polisin götürdüğü Para Sayma Makineleri,
    Şike Davasında ki para dolu çantalar, Amerika'da ki bir uyuşturucu operasyonundaki fotoğraflar servis edilip,yem olarak önümüze atılıyor, Yatağın üzerine paralar serpiliyor, muhteşem bir ALGI OPERASYONU yapılıyordu...
    Bizler Bu tiyatroyu seyrederken birileri HALK BANKASINA giriyordu...
    Bütün gizli sırlarını,
    Devletin en mahrem biligilerini götürüyordu...
    Ne acı ki Kuzey Irak Petrolünün parasının Halk Bankasına yatırıldığı gün, Halk Bankasına operasyon çektiler...
    Bir bakana verilen hediye yada rüşvet saat için ortalığı yıkanlar;
    26 Banka soygununu görmeyen namussuzlardılar...
    Yıllarca bu ülkenin iliğini kurutanları, Türkiye'den çalıp İsviçre Bankalarına götürenleri görmyenler,
    İran'ın ALTIN Ticaretinden milyarları Türkiye''ye akıtan Rezza Zarrab'ı hedefe koyuyor,
    Mütüş bir algı operasyonu yapıyordu.
    Ve İran'ın Altın Ticaretinin önünü kestiler,
    Yönünü Amerika'ya çevirdiler...
    O kadar ALÇAKLAR...
    Benim dünyadan hebrsiz arkadaşımda yazıyorlar;
    Rezza'yı anlat,Rezzan'ın önüne yatarmısın
    Eğer o parayı Türkiye'ye değil,
    İngiltere'ye akıtsaydı;
    Rezzan'ın önüne ben değil ama İngiltere KRALİÇESİ yatardı,
    İşte siz bu kadar basiretsizsiniz..
    Nelerden haberiniz var...
    Önünüze attıkaları yemi sazan gibi yutarsınız...
    Bizler 17 Aralık’la uğraşırken;
    Asıl bomba 25 Aralık'ta patlıyor.
    Savcı 40 kişinin tutuklanmasını istiyordu,
    listenin ilk sırasında;
    Kanal İstanbul,
    3.Köprü,
    3.Hava Limanı,
    Marmaray ve Hızlı Treni yapan bütün firmaların sahiplerinin,kısacası Türkiye'yi uçuracak bütün projelere imza atan mütahitlerin tutuklanmasını istiyordu.
    İşte gizledikleri asıl hedef te buydu...
    Gezide başaramadıklarını 25 Aralıkta Hırsızlık kılıfıyla yapmaya kalkıyorlardı.
    Hırsız görmek isteyen POAŞ'ın nasıl alınıp satıldığına baksın...
    KPSS,
    Polislik,
    DİL SINAVI,
    Sorularının nasıl çalındığına baksın...
    İş Adamlarına şantaj yapıp haraç alanlara baksın...
    Milletin yatak odasını röntgenleyip kayıt eden namussuzlara baksın...
    MİT'e operasyon yapan HAİNLERE baksın...
    Deri,Kurban Bağışları toplayıp, müslüman kardeşi açlıktan ölürken, Yahudi ve ABD kuruluşlarına bağışlayanlara baksın...
    Anlamıyormusunuz..?
    Neden İngiliz Medyası,
    Alman medyası,
    İsrail medyası,
    Doğan medyası ve Cemaat Medyası topyekün Sn.Erdoğan'a saldırıyorlar?
    Hiç mi düşünmüyorsunuz?
    Bu ülke soyulurken,Hazinenin ve 26 Bankanın içi boşaltılırken,bu ülkeye çivi çakılmazken siz bu medyanın sesini çıkardığını duydunuz mu?
    Menderes alnı secdeli ve sizden biriydi, Halkın adamıydı,
    O'na 12 uçak dolusu ALTIN çalarken suç üstü yakalandı iftirasını attılar.
    Sonunda Menderesi asıp Ülkeyi soydular...
    Özal sizden biriydi,
    Alnı secdeli bir adamdı,
    Ona Diktatör dediler,tek adam dediler, zehirlediler ve ülkeyi soydular...
    Ve Türkiye'nin başına gelmiş en DİK DURAN,Alnı secdeli Cumhurbaşkan'ına aynı iftiraları atıyorlar,
    EŞŞEK BİLE AYNI YOLDA İKİ KERE ÇAMURA BATMAZKEN,
    Biz halen mi uyanmıyacaz...?
    Eskiden sosyal medya yoktu,
    Tv'lerde insanlara gerçekleri anlatmıyordu,
    Özal ve Menderesi yediler,
    Ya şimdi?
    Bütün Tv ve Gazeteler el altında yahudi ve İngiliz'lerin elinde bile olsa,
    Sosyal medya var...
    Hiç bir bahaneniz yok...
    Tezgaha gelmeyin...
    Önünüze atılan yemi yutmayın...
    Bu ülkede Tam rahat bir nefes almaya başlamışken,sahip çıkmazsak,son
    pişmanlık fayda vermez...
    Bu gün size dürüstlük nutukları atanlar varya; İşte onlar asıl namussuzların ta kendileridirler...
    Vesselam. .
    Sizleri ALLAH için seviyorum...
    Allah azze ve celleye emanet ediyorum.

    _ Furkan Bahadıroğlu
#17.08.2016 08:56 1 0 0
  • Keten tohumu lif yönünden çok zengin olduğu için kabızlığın önlenmesine ve bağırsakların temizlenmesine yardımcı olabilir. Ancak divertiküloziz hastalığınız varsa keten tohumundan uzak durmalısınız aksi taktirde rahatsızlık verebilir.

    Yulaf kadar popüler hale gelen bu süper gıdanın faydalarından daha önce defalarca bahsetmiştik. Ancak keten tohumunun diyet için seçebileceğiniz en sağlıklı ve besleyici gıdalardan biri olduğunu da biliyor muydunuz?


    Keten tohumu oldukça popülerdir ve aktarlarda olduğu kadar sıradan bakkal dükkanlarında da kolayca bulunabilir. Diyet posası yönünden oldukça zengin olan bu gıda aynı zamanda günlük Omega-3 asidi ihtiyacınızı karşılayan harika bir kaynaktır.
    Bugünkü makalemizde keten tohumunun nasıl tüketileceğini ve vücudunuza olan tüm faydalarını açıklıyoruz. Kesinlikle dikkatinizi vermelisiniz!

    Tohumları diyetinize eklemenin önemi
    tahıl taneleri

    Gün içerisinde ne tür tohumlar tüketirsiniz? Her ne kadar insanların çoğu buna alışık olmasa da bu tip gıdaları beslenme düzeninize eklemek sağlığınız için çok faydalıdır.

    Nedenlerini öğrenmeye hazır mısınız?
    Enerji verirler.
    İçerdikleri kompleks karbonhidratlar sayesinde barındırdıkları enerji vücudunuza yavaş yavaş geçer ve böylece kilo almanızı engelleyip kendinizi daha tok hissetmenizi sağlarlar.
    Vücudunuzdaki toksin ve atıklardan kurtulmanıza yardım ederler.
    Bitkisel protein içerirler.
    Doğal lif kaynağıdırlar.
    Bağırsak fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olurlar.
    Yüksek oranda antioksidan içerirler.
    Cilt sağlığına katkıda bulunurlar.
    Beyin fonksiyonlarını iyileştirirler.
    Düzenli olarak yenmesi gereken en iyi tohumlar hangileridir?
    Keten tohumu
    Horozibiği çiçeği tohumu (Amaranth)
    Chia tohumu
    Ayçiçeği çekirdeği
    Susam çekirdeği
    Kabak çekirdeği
    Nar çekirdeği
    Kimyon tohumu
    Kenevir tohumu
    Üzüm çekirdeği
    Keten tohumunun faydaları
    keten tohumu

    1. Çok besleyicidir
    Keten tohumu Omega-3 (%75) ve Omega-6 (%25) gibi çoklu-doymamış yağ asitleri açısından çok zengindir.
    İçeriğinde sindirim enzimleri vardır.
    E ve B vitaminlerini içerir.
    Barındırdığı en önemli mineraller: İyot, demir, çinko, magnezyum, kalsiyum, fosfor, potasyum, mangan, silisyum ve hatta bakırdır.
    2. Keten tohumu sindirimi iyileştirir ve vücut ağırlığını dengelemeye yardımcı olur
    İçeriğindeki sindirim enzimleri sayesinde yiyecekleri daha iyi işlemenizi sağlar ve bağırsaktan geçişi kolaylaştırır.
    Keten tohumu ayrıca detoks etkisine de sahiptir. Bu özelliğiyle bağırsaklarınızı temizler ve vücudunuzun besinleri daha iyi özümsemesine yardımcı olur.
    İçeriğindeki yüksek orandaki çözünebilir lif sayesinde kendinizi daha tok hissedersiniz ve vücudunuzu ödem oluşumundan ve kabızlıktan korursunuz.
    Bunların hepsi detoks özelliğiyle birleştiği zaman, keten tohumu her türlü diyet için harika bir tamamlayıcı haline gelir.
    3. Kadın sağlığı için harika bir seçim
    Keten tohumu birçok diyet posası içerir ve bilinen en önemli Omega-3 yağ asidi kaynaklarından biridir.
    Buna ek olarak, keten tohumu içeriğindeki zayıf östrojen bileşenleri sayesinde vücudunuzun doğal östrojen deposunu güçlendirerek adet düzeninizin uzun yıllar daha devam etmesine yardımcı olur.
    Keten tohumu; göğüs, kolon ve akciğer kanserine karşı mücadele eden ve lignin olarak bilinen bir çeşit fitokimyasal açısından çok zengindir.
    4. Bağırsak sağlığına katkıda bulunur ve kabızlığı önler
    Daha önce de bahsettiğimiz gibi keten tohumu lif yönünden çok zengin olduğu için kabızlığa karşı çok etkilidir ve doğal bakteriyel floranızı korumak için bağırsakları zararlı atıklardan ve toksinlerden arındırmaya yardımcı olur.
    Ancak divertikülozis rahatsızlığınız varsa keten tohumu tüketiminin sizin için uygun olmadığını aklınızda bulundurmanız gerekir.
    Neden? Çünkü bu küçük tohumlar iltihaplanmış bağırsakta oluşan minik keseciklere takılarak size büyük problemler yaşatabilir.
    5. Cildiniz ve saçlarınız için daha iyi bir bakım
    Son olarak, eğer sedef hastalığı veya egzama gibi cilt sorunları yaşıyorsanız keten tohumu yağı çözüm için yardımcı olabilir. Her gece yatmadan önce cildinize uygulayın ve siz uyurken sihrin oluşmasını bekleyin.
    Kepek problemi mi yaşıyorsunuz? Endişe etmeyin. Keten tohumu yağı bu baş belası ve can sıkıcı durumu yok etmek için de size yardımcı olabilir. Saç derisine birkaç damla koyduktan sonra nazikçe dairesel masaj yaparak uygulayın.
    Keten tohumunu nasıl yemelisiniz?
    Öğütülmüş: Bir miktar keten tohumunu kahve öğütücüsüne koyun ve toz haline getirin. İdeal olanı ekmeğe, sandviçe, salataya, meyve sularına, yoğurda, çorbaya veya benzeri yemeklere bir yemek kaşığı (25 g) eklemektir.
    Tohumları ezmek de iyi bir fikirdir çünkü böylece dış kabuk kırılarak doğal faydalar ve enzimler dışarı çıkar.
    Keten tohumunu bir bardak suyun içinde kaynatarak da tüketebilirsiniz. Kaynayan suya bir yemek kaşığı ekledikten sonra suyu emmesi için bir kaç dakika bekleyin.
    Su bulanık hale geldiği zaman içeceğiniz hazırdır. Bunu her sabah içmek kabızlığa karşı korunmak için yardımcı olur.


    alıntıdır
#10.08.2016 11:05 1 0 0
  • Ciddi hastalıkların oluşmasını önlemek için kan pH’ının dengede durması gerektiğini biliyor muydunuz? Bunu göz ardı ediyor olsanız da, sağlığımızı etkileyen rahatsızlıkların çoğu fazla asitlik derecesi ile bağlantılıdır, bunun sebebi de kötü beslenme düzenidir.

    Maalesef günümüzde marketlerin çoğu asit üreten ve kalorilerle yüklenmiş olan yiyeceklerle doludur.

    İnceltilmiş taneler, işlenmiş yiyecekler ve kırmızı et bu etkilere sebep olan gıdaların olduğu uzun bir listenin sadece küçük bir kısmıdır.
    Bir de bunların hepsine stres ve çevreye bırakılan toksik maddeleri de eklerseniz, zamanla daha çok insanın hasta olması veya sağlık problemleri yaşaması sürpriz değildir.

    Şanslıyız ki, alkali yiyecekler, antioksidan bakımından zengin ve yaşamsal besinler alarak, negatif etkileri önlemek için kanınızın pH’ını dengeleyebilirsiniz.

    Bunları beslenme düzeninize dahil etmeniz kesinlikle gereklidir, bu yüzden bugün sizinle aklınızda tutacağınız en iyi 6 yiyeceği paylaşacağız.

    1. Ispanak
    Besinsel açıdan çok zengin olan yiyeceklerden birisi ıspanaktır. İçinde vitamin, mineral, protein ve vücudun birçok temel fonksiyonuna yardımcı olan lif bulunur.

    Diğer yeşil gıdalar gibi, ıspanak da klorofil bakımından zengindir. Klorofil kana faydası olan, alkalileştirme özelliği bulunan bir maddedir.

    Ispanak yiyerek şunları alırsınız:

    Vitamin (A, C, B2, B9, E ve K)
    Mineral (Manganez, magnezyum, potasyum, kalsiyum ve demir)
    Besinsel lif
    2. Kara lahana
    Kara lahana turpgillere özgü alternatif tıpta vücuda detoks yapma ve kolesterolü azaltma yeteneğiyle öne çıkan bir sebzedir.

    Oksidatif zararı önleyen ve çeşitli kanser hücrelerinin oluşmasını engelleyen bir çok antioksidan barındırır.

    Diğer sebzeler kadar ünlü olmasa da, en iyi alkali yiyeceklerden birisidir.

    Genel olarak, kara lahana şunlar bakımından iyi bir kaynaktır:
    Vitamin (A, C ve K)
    Glukozinolatlar
    Klorofil
    Mineral (potasyum, çinko ve demir)
    3. Salatalık
    salatalık

    Salatalığın temel faydaları %95’inin su olmasından dolayı gelir. Bu sadece onu kalori bakımından en düşük sebzelerden biri yapmakla kalmaz, ayrıca doğadaki en alkali yiyeceklerden de birisidir.

    Salatalık, lignan gibi kronik hastalıkları önleme ile ilişkilendirilen antioksidanlardan önemli bir miktarda barındırır.

    Bunlarla ilgili en iyi kısım da şudur; o kadar çok yönlüdürler ki beslenme düzeninize birçok şekilde dahil edilebilirler. Bu da salatalığı alkali beslenme bakımından harika bir temel gıda haline getiriyor.

    İçindeki bazı besinler şunlardır:

    Vitamin (A, C, K, ve B kompleks)
    Mineral (magnezyum, selenyum, bakır, potasyum, demir ve çinko)
    4. Brokoli
    Beslenme ve sağlık için herkes beslenme düzenine haftada en az 4 porsiyon brokoli eklemelidir.

    Bu sebze klorofil, antioksidan ve besinsel lif bakımından çok zengindir ve bunlar da kan asitliğini azaltır ve fazla toksini uzaklaştırır.

    Kardiyovasküler sağlığı iyileştirmek, metabolik süreci desteklemek ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için de önerilmektedir.

    Şunlar bakımından iyi bir besin kaynağıdır:

    Vitamin (A, B2, B6, B9 ve K)
    Mineral (manganez, potasyum, magnezyum ve kalsiyum)
    Protein
    5. Avokado
    avokado

    Çoğu insan avokadoyu beslenmesine dahil etmez çünkü kalorisinin %85’i yağdan gelmektedir.

    Fakat bu yanlıştır, çünkü avokadonun içindeki yağlar kilo almaya katkısı olmayan sağlıklı yağlardır.

    Aksine, kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı olur ve yüksek yoğunluklu lipoproteinleri artırır.

    İçeriği vücudun asitliğini azaltır ve iltihapa neden olan süreçten kaynaklanan dengesizliklere karşı vücudu korur.

    Avokado şunları içerir:

    Besinsel lif
    Vitamin (B5, B6, B9, C ve K)
    Potasyum
    6. Limon
    Sitrik asit tadından dolayı, çoğu insan limonun aside sebep olan gıdalar grubunda olduğunu düşünür.

    Fakat bu yanlıştır. Aslında bu en alkali gıdalardan birisidir.

    Her limonun pH seviyesi 9.0’dır, bu da sindirim sırasında kanı alkalize etmeye yardımcı olur.

    Şunlar bakımından da harika bir kaynaktır:

    Vitamin (A, C ve E)
    Mineral (potasyum, demir, çinko ve magnezyum)
    Besinsel lif
    Antioksidanlar
    Burada listelenen gıdalar vücudunuzu alkalize etmeniz için gereken gıdalardan sadece bazılarıdır.

    Haftalık beslenmenize bunları bir çok kez eklemeyi deneyin. Bunları aside sebep olan diğer yiyecekleri dengelemek için kullanın.

    alıntıdır
#10.08.2016 10:59 1 0 0