kisa öz ve anlamli bir siir, "ve ve diyorum ki sen bu siire sansür yapmissin " cünkü bir cogumuzun yaptigi gibi bitisi baslangicina biraz yabanci kalmis, belkide yaniliyor olabilirim,,,bu elestiri degil ve bende yazdiklarimin bir cogunda sansür uygularim ama anlamli siirdi,,
yüregine saglik
adı "sansür" mü bilmem ama arasından kendi payıma ayırdıklarımı çıkarıyorum... bütünlük bozuluyor mu hiç dikkat etmiyorum ama yine de paylaşıyorum. yine de kendime ayırdıklarım, sizle paylaştıklarımdan pek farklı değildi... sadece daha özel şeyler var... isimler, tarihler, yerler gibi...
yok bütünlük bozulmuyor, eger siiri sindire sindire okursan eksiklikleri bulmak hicte zor olmuyor " kendi acimdan söylüyorum "
tabi ki bazi yerlerini cikarip paylastigimiz siirler yada yazilar var, bunlar olmali ve cok dogal, bende cok yaptigim icin paylasilanlari okurken cabuk farkina varabiliyorum ve icinden senin dedigin gibi özel olanlari sansürlerim yada makaslarim adina her ne deniliyorsa,,,
aciklik getirdigin icin tesekkür ederim
sansürle ama paylasmaktan kacinma
ellerine saglik
yeteri kadar cesur olabilseydi insanoğlu... hiçliğine müdahale edildiğinde ağıtlar yakardı bunu yapana... şükürlerle örtülmüş bir molayı bunca saçma şeyle doldurmasına gerek kalmazdı. ezeli ve ebedi aşk hüküm sürerdi sessizliğimizin içinde. biz bize yeterdik... ama yalnızlık başlattı oyunu... biz de oynamaya mahkum edilmiş varlıklardık; hiçliğimize susayan...
oyun..evet herbirimizin birer hatta birden fazla rolü var yaşamda..öyleki bazen kendimizi kaptırıp kendimiz olmak zorunda olduğumuz zamanlarda bile sıyrılamıyoruz bu rollerden ..emeğinize sağlık şiirleriniz çok güzel.
masumiyetine saklanmış sessizliğin
yaşamdan öncesine gidişe nazır
sisli yollarındaki yürek fırtınaları...
kurutmaya yetmiyor zaman
damağındaki hiçliğini sevdanın...
soramazsın bu kaçıncıdır diye
tek başına susuşlarının...
bitene dek anlamazsın...
başka bir yalnızlığa muhtaçtır;
yalnızlığın, varlığıda bir taştır...
çabasızlığında farkettim renklerini yaşamanın,
memnun edilememiş hiçlikten doyurganlığın;
imdat çağrılarına cevep verememiş,
dolgun doğurganlığı dudaklarının.
kanasa da suskunluk boylu sessizliğim,
cebinde kalan son takatiyle davrandı kalemine.
gördü, duydu, dokundu, ağladı tanrı
tek kurtuluş, tek yol ol diye...
defolamamış bir lanet,
dolanıyordu kan damarlarımda;
kurtarılmayı beklemeyi unutmuş
cümleler vardı parmaklarımda.
vurgun yer gibi döküldü tüm benliğim.
gardından vazgeçti hatıralar;
ne lanet kaldı,
ne de umutsuzluğa kıstırılmış beklentiler.
"neler oluyor tanrım?" derken...
üfledi karanlığa ve sen çıkıverdin ortaya...
karşımdasın son "artık"larda,
bir dokunman kaldı hayatıma...
dokun ve kurtar,
şuursuzca sana muhtaç bakışlarımı...
akşam olurken ellerimin arasında,
hayret edip gayretlere kırıldı suskunluğum.
günbatımı renkleri varken manzaramda,
seni yerleştirdim en umulmadık sahnelerine hikayemin.
meçhuliyetini savun sevilenin,
gafiliyete mahkumken kefaletin.
uykuya hazır beklemiş sefil ayak seslerin.
yok olma varlığım,
bu akşamın yorgunluğu boyunca, sabaha var...
daha nice yalnızlıkların koynunda
düşlere uyumak var...
Butun siirleriniz hakikaten cok guzel. Kisa olmasina ragmen cok anlamli ve ote siirler. Her satiri basli basina bir bir ustalik, bir hekimlik. Ve her dizede derin anlamlar. Birseyler yazip yorum yapmak o kadar zor ki.
Duslerinize, hekimliginize, kaleminize saglik. Tebrik ederim