kolumda bir çizik,
sensizlik tarafından atılmış.
bir allah gibi, bir yüreğin yarattığı
bileklerimden kalbime uzanan
derin bir çizik...
senssizliğimden, yokluğumdan
en çok da yalnızlığımdan;
ayak parmaklarımdan
alnıma kadar bedenimi kaplayan
sensizliğimde, etimde, kemiklerimde
derin bir çizik...
göz bebeğimde unuttuğum
eski umutlu bakışlarım,
kendi gözlerimin içinde
seni arayışlarım, kayboluşlarım
üzerinden geçilmiş gibi
kaderimde bir çizik...
önümden geçip giderken zahirin,
avuçlarımdan döküldü nefes alışlarım
ruhumdan düştü kalp atışlarım...
içimi kaplayan, kanatan, kapatan
bakışlarından bir iz, bir çizik...
duruyorsun pencere kenarında.
gözün uzaklara bakıyor,
yüreğin çok daha uzaklara.
biliyorum, anlıyorum; bekliyorsun.
kulağımda her zamanki türkü,
dudağımda aynı titrek suskunluk,
geçiyorum arkandan;
bir yanım sana dönük,
bir yanım da kendime,
bir yanım allaha.
istiyorum aslında,
çok istiyorum yanına yaklaşmayı,
sol elini alıp yüreğime bastırmayı
gerçekliğimi duy diye,
kulağına eğilip sevdayı fısıldamayı...
ne yüzün dönüyor bana
ne de allah görüp halimi
meğlediyor nefesimi kutsamaya.
geçip gitdiyorum arkandan,
susup gidiyorum.
her yanım kendime dönük
koridorun sonundan dönerken kaderime;
son kez bakıyorum
son umut zerresiyle;
yoksun pencere kenarında...
tekrar kendime dönerken
boşluğa düşüyorum,
ben de yokum artık yaşamın kıyısında.
çaresiz Allah'a dönüyorum her yanımı
şuursuz kaçışlarda...
hayal,
ihtiyacın olduğunu düşündüğün şeylerin tanrı veya başka bir şey tarafından karşılan(a)maması sonucunda zaman ve mekan kavramını katleden gerek beyin fonksiyonlarının gerekse ruh diye tabir edilen genetik yapının ihtiyaç olarak hissedilen şeye meğlederek gerçek dışı ve nadiren gerçek olan bir takım sıradışılıkları algılaması ve yorumlamasıdır...
sabaha karşıydın yüreğimde.
en yaşanası duyguları barındırırken içinde,
sessizliğin patladı büyük bir çığlıkla hayallerimde.
henüz adını koymadığım, yerine koyamadığım
bir heyecan var hala içimde.
yalnızlığın girmiş koluma,
seni umarken boşluklarla dolu gözlerimde.
Un ufak olmuş hayaller arasında...bir parca heyecan kondu yüreğe..
Yalnızlığın verdiği şaşkınlık ve dostça bir yaklaşım..işte yalnızlığım yine seni hissettiriyordu bana ..hemende kanıyordum..yalnızlığı sen sanıyorum artık senden çok o yanımda...
ölümden vazgeçirebilecek kadar hayat dolu,
güneşi söndürecek kadar karanlık olsun;
sarı, mor ve soğuk olsun
tıpkı bir ölü gibi.
ve gözleri bembeyaz olsun
cennetten koparılıp getirilmiş
bakılması bile günah olan bir meyve gibi.
şeytan kadar gürültücü,
tanrı kadar suskun olsun.
kudretinin görüntüsünden oluşan evren,
bu şarkı söylenirken
kıyameti seyrettirsin
kitlenmiş sevgilerimize
aciz kutsal bedenlerimize.
her şey sussun,
sessizlik konuşsun...
bir şarkı söyle
ne olursun.
mesafe var arada, istersem gelebilirim.
sorabilirim sorularımı, cevaplarını bilsem de.
farkettirmeden kokundan cebime atabilirim
bir nefeslik...
sen konuşurken, içimden susturabilirim
dışımdaki sesleri;
sen duy diye kulağına eğilip
sevdiğimi söyleyebilirim.
bitebilirim sana kaçamak bakarken bakışlarım,
can havliyle oturduğum sıradan;
yıkılası bedenimi gözlerinin önüne serebilirim
titremeden.
sen şimdi uzaktan gülümsedin ya bana doğru,
aşkın imanıyla her an kutsanabilirim.
ama mesafe vardı bakışlarında da.
işte bu yüzden boğup hudutlarını
bakışlarının derinliğine intihar edebilirim..
seni sevebilirim...
sevebilirim...
sen konuşurken, içimden susturabilirim
dışımdaki sesleri;......
bitebilirim sana kaçamak bakarken bakışlarım,
can havliyle oturduğum sıradan;.......
işte bu yüzden boğup hudutlarını
bakışlarının derinliğine intihar edebilirim..
seni sevebilirim...
sevebilirim...
yürek dolusu kahkahaları vardı,
görülesi gözleri
siyah bir güneş gibi parıldardı çocukken.
"burdayım" dedi, "baksanıza."...
çiçekleri sayardı;
"karanfil kırmızı, papatya beyaz, menekşe morsa
neden sevmeyelim ki hayatı?"...
çok zamanlar susardı,
önümüzden geçerken bizi hiç duymazdı;
bir sevdiği vardı da
kim olduğunu kendi de bilmezdi.
"saat daha erken, fakat çok durmayın orda."...
titrek konuşurdu kimi zaman,
belliydi, aklında başka düşünceler vardı.
çaresizliğinden, biraz ayrılığa korkaklığından,
suskunluğundan, utangaçlığından
bahsetmezdi.
şimdi soğuk bedeni toprağa yolculuğunda
son dönemeçteyken
kimse duymasa da konuşuyor;
"ağlamayı kesin, burdayım işte.
tanrı hala var, dönsenize yüzünüzü,
dinleyin...
bir masal anlatıyor,
hayatlarımızı anlatıyor.
başkasından dinlemeyin,
tanrı anlatıyor...
neden duymuyorsunuz beni...
zaman geçiyor..."
duymuyorum etrafımı,
kapının önünden geçen insanlar,
boş hayatlar seyrindeyim.
kalem ellerimde yine;
yazmaya meğilli bir şekilde
parmaklarımın arasında
yüzüne bakmamı bekliyor...
ben yaşıyorum uzaktan nefesini
yaşamı her içine çekişinde
iç çekiyor umutlarım, hasretinle.
duymuyorum insanları.
sesine odaklanmış duyumsarlığım,
her heceni takipteyken
ölüm gibi tetikteyken.
bir gayret döndüm yüzüne
ecele çarpar gibi çarptı içime
yaşlanmış gözlerin, şaşkınlık içinde.
"ne oldu..." dedim
kalbime batmış sessizliğimi parçalayarak
"gülüyordum" dedin...
önüme döndüm
duymuyordum hiçbir şeyi;
kapının önünde geçen insanlar
içimde göz yaşlarım
"ağlıyordum..."
kapının önünden geçen insanlar,
boş hayatlar seyrindeyim.
kalem ellerimde yine;
yazmaya meğilli bir şekilde
parmaklarımın arasında
yüzüne bakmamı bekliyor...
ellerine sağlık inan bu durumu bilirim için dolar anlatamazsın gene ondan bahsetmek istersin ama artık o da canını sıkar en iyisi başka birşey yazıp onu kafandan atmak isterken tıkanırsın kalem sana sen kaleme bakar ve zaman geçer yine Onu yazarsın ...yani bana öyle oluyordu