aşk, hiçliğe kapılmanın heyecanıyla teklemeye başlayan kalbin can havliyle akla savaş açması ve nihayetinde zaman kavramının katledilmesiyle beraber tek olgu olarak her şeyin merkezinde ve her şeyi içine çekmek suretiyle ortalığı kendine bulayan bir edebiyat biçimidir...
göreceli koyu bir hudut çekilmiş
kalbimin sen tarafına.
unutulmaya terkedilmişliğimin
arkasına gizlenmişliğim bile engel olamazdı
kurtarmaya sarılması gereken kollarına.
bakışlarının ufkundan aşk hüzmeleri yazılsa da;
başkasına da gülüyor gözlerin...
bana özel değildi paha biçilmez gülüşlerin...
oysa sana özel alıyordu her nefesini ciğerlerim;
sırf sana atıyordu dışı zifiri karanlık
içi rengarenk duvarlarla çevrili
kalbim...
aşk, hiçliğe kapılmanın heyecanıyla teklemeye başlayan kalbin can havliyle akla savaş açması ve nihayetinde zaman kavramının katledilmesiyle beraber tek olgu olarak her şeyin merkezinde ve her şeyi içine çekmek suretiyle ortalığı kendine bulayan bir edebiyat biçimidir...
Ask bu kadar zor, asik olmak bu kadar zahmetli, bu kadar karmakarisik ve bu kadar girdapli demek ha! Ben boyle kalsam mi acaba? Hic olmazsa kalbim saglam kalsin.
Yuregine saglik dus Hekimi, cok hosuma gitti bu sozun, cok anlamli ve guzel. Tebrik ederim.
sen hiç yaşamadın...
babam tutarken ellerimden
sana uzandım, var olmaya davrandım.
elimden tutanım, yüreğime dokunanım
yaratanıma imanım, inancım oldun.
sakin olmaya kalkışırken penceremde
duvarlarda rengi yankılananım
sustukça sesine boyadığım dünyamda
sen hiç yaşamadın...
parmaklarım arasında titrerken kalemim,
soğuğunda ellerini açıp yüreğimi alanım.
çığ düşerken sabaha karşı düşlerime,
gözlerimi kapayan gecelerimin
yaşamam için bakışlarımı serbest bırakıp
kan veren gözlerinden ömür aldığım sözlerimde
sen hiç yaşamadın...
hayat benim gözlerimden sana bakıp kaybolmaktı
sen benim gözlerimden kendine dalamadın
sen hiç yaşamadın.
Sabaha karşı uykuda kalmaya direnirken sabrım, yarı ölü halimle başladı hiçbir gerçeğe değişemeyeceğim hikayem. Henüz büyümemiş, henüz kirlenmemiş, henüz yüreğini kaybetmemiş çocukluğumla babamın elindeydi bir elim. İlk nefesinde düşümün, önceki hayatmışçasına gelirken bana doğru peşimden, döner gibi oldum bakılası yüzüne. Babam kapattı gözlerimi ve çevirdi başımı öne doğru. Fısıldadı kulağıma; "bak şimdi ne olacak". İlahi bir makas kesti nefesimi ve ciğerlerim durdu. Kan akışım, göz bebeklerimin büyüyüp küçülmesi, çocuksu düşlerim, çocuk düşlerim, üzerimdeki mavi ceketin verdiği sıcaklık ve kalp atışlarım durdu. Babam araladı ellerini, üçüncü bir el daha hala tutuyordu elimi. O zaman anladım ki tanrı kapatmış gözlerimi; ve o fısıldamıştı kulaklarıma sevgiyi. Işık huzmelerinin arasında göz bebeklerimin küçülmeyi unutmasıyla kamaştı gözlerim sandım; fakat güzel ama bana özel olmayan gülüşün ve umutsuzluğa inat bakışlarınla sen vardın karşımda. Tek elimin boşluğunda sendelerken ayaklarım, nefessiz takatimle fısıldadım. "Ne olur elimden tutanım ol". Nihayet biraz daha yaklaştın ve tanrı izin verdi konuşmama, nefes almama; atmasına izin verdi kalbimin. Krizlerim kadar yaklaştın yüreğime ve eğdin başını. Kulağına yaklaştım, fısıldadım; "Elimden tutanım ol" Adımlarımız güç buldu rüzgar ilahilerden ve başladık konuşturmaya ayak seslerimizi. Yürüdük bir yol boyu. Ben yüreğinden tuttum ve anlattım dünyayı sana. Gün ışığı hançer gibi saplandı ayaklarıma, "düş bitiyor" dedim "Sadece bir düş" dedin. Hayalin kaybolurken tekrar fısıldadım; "Elimden tutanım ol". Düşten sıyrıldığına pişman oldu bedenim. Gerçeğini gördüm gözlerinin ve gerçeğine maruz kaldım çok güzel ama bana özel olmayan gülüşlerinin
yine kayıptı bakışların.
adres soran nefes alışlarım,
bulamadılar elinin sıcaklığını,
hiçbir tene dokunamadılar...
her zaman anlatırlardı
yürek yanarsa ruhla birlikte yanar;
bakışın etten örtüleri erir,
akıl, sevilenin yokluğuna kanar.
boşvermiş gibi duruşu saçlarının
o kadar kutsal göründü ki gün batımında
cennetin kararlılığı,
cehennemin kızıllığı kadar...
derin ve ürkek, anlattı her bir teli
titrek dudakların kadar...
son sözümde daha yakın...
sen türkü söylerken, her duraksayışında
nefesim yüreğime, ruhum omuzlarıma
bilsen de bilmesen de; daha yakın.
sırtını bana dönüp bilmeden, yüzünü güneşe çevirişinde
o, bir daha geri dönüşünden umudunu kestiğim
çocukluğumun elmalı şekerleri gibi
dudaklarımdan, yanaklarımdan, parmaklarımdan
eksilen tatlı ve başkalarına verdiğinden çok
bana hayat veren gülücük
yüzüme daha yakın...
sustuğumda da dinleyemememiştim yine
içten içe özlediğim rüzgar sesi
artık duyuluyor, insanlığın gürültüsünde bile.
sen gülümsedin bana, içimdeki kayıp çocuğa...
sen bir cesaret adımı uzağımda;
henüz söyleyemedim ama aşk bana çok yakın...
bilsen de bilmesen de;
yüreğin bana, ellerim avuçlarına bir hayal kadar
ruhum allaha, yarattığı toprak kadar yakın.
malum, üşütür yaz da olsa;
elini cebinden, yüreğini yerinden alamazsın,
buz kesiğidir tek başınalığında ayaz.
direnmeye devam ettikçe
hissedersin yokluğunu sıcaklığın;
kavuşma umuduyla iç çektiğinde
nefes alışlarına yüklenirsin.
zayıflamaya başlayınca sesin,
istesen de duyuramazsın aklına.
sonun başlar ve anlarsın;
tek ihtiyacın sevgidir
bedenine ve ruhuna,
yüreğinin atışlarında duyarsın...
yine kayıptı bakışların.
adres soran nefes alışlarım,
bulamadılar elinin sıcaklığını,
hiçbir tene dokunamadılar...
Yine size yakisan siirler, ellerinize saglik. Tarzinizin disindaki o yaziya, bir baslik dusunulse idi, "elimden tutanim ol" olur du galiba? Cok guzel...