bu vazgeçiş kulübesinde karabasan besler
düşlerinde açmaz renkli çiçekler.
dayanaksız bir suç atılırken üstüne
ezilir sana muhtaçlığın aciziyetiyle bu nefesler.
uzak düşme bu olumsuzluğa bari;
bilmez misin nasıl da ipsiz düğümsüz gerçek
bulutlar gibi çöker üstüme sen yokken.
koru, gergin kanatlarının altında beklerken ben
medet ummadım senden başka hiçbir melekten
adressiz sancılarımın ruhumu sebepsiz satışları;
niçin bakmazsınız kemiklerimdeki yaraya?
resim koyu renkli ve savaş çirkef desenli.
huzuruma tecavüz etme bari bomba sesleriyle,
şu bahtsız düzenin lanetini tavaf etme..
saymaya cesaretin yetmiş miydi hiç
kaç kader bürüdü kana bu yalnız gezegeni?
tut kolundan, uzaktan bakma, susup dalma;
bari aşk olsun da geleceğe umut dolsun..
biliyorum sen de gideceksin.
avuçlarında bir tutam güneş,
diğer kanatsız melekler gibi gideceksin.
yüreğime parça parça batan
gözlerindeki yıldızların parıltısını da
beraberinde götüreceksin.
sessiz soluksuz uzaklaşacaksın gözlerimden,
büyük çığlıklarla gelen ayrılık zamanında
gözlerimin körlüğünde kulaklarımı sağır edeceksin.
ne ellerim kalacak bende ne dudaklarım
ne de sana hükümlü umutlarım.
burda gömülmeyi unutmuş bir bedenle
bekleyeceğim gelişini, sen gideceksin..
seyir halinde direnirken susuşlarım;
sabır halinde, dokunuşlarının hasretindeyim..
..
koru, gergin kanatlarının altında beklerken ben
medet ummadım senden başka hiçbir melekten
..
huzuruma tecavüz etme bari bomba sesleriyle,
şu bahtsız düzenin lanetini tavaf etme..
..
ne ellerim kalacak bende ne dudaklarım
ne de sana hükümlü umutlarım.
burda gömülmeyi unutmuş bir bedenle
bekleyeceğim gelişini, sen gideceksin..
Sabretmek susmakmıdır her daim...çağıramazmıyız sesimiz olabildiğince...
yettiğince gücümüz...
muhtaçlığına sebep olan melekten medet ummak...Hangi melek bu?...Ölümün diğer adı olan melek mi ?
Bir savaş gibi...yağmalanmak en saf halleri..öylece kalakalmak...umut beklemek...
Gidene bağlanan umutlar hükümsüz olmaya mahkumdur...Gidendir ölüme neden olan...
Şiirlerinizi böyle bölmekle ne kadar iyi ettim bilmiyorum...bütüyle güzeldi...
Bazı cümlelere söyleyeceğim vardı demek ki
Yüreğinize sağlık....
çerçevesiz kaldı geceler,
boş duvar yüzleriyle
asılı durdu yüzlerim dudaklarımda.
senden bir işaret bekledim,
bir koku, bir bakış veya bir nefes alış.
durdu duracak zamanın
yakamdan kopmasını bekledim
yalandan konuşurken yalandan insanlara..
seni bekledim, dağ gibi
dayanacağım günü bekledim
kucağın dünyaymışçasına.
göller gibi durulurken bedenim,
nehirler gibi akmak istedim sana doğru.
sabahlara kadar düşlere bakmak yetmiyor,
artık gecelere kadar da düşlerdeyim.
nefesim bitene kadar
sensiz günlerin tesellisindeyim;
gün ile hece arasında mahsur
bir düş döngüsünden ibaret olsa da..
sabrıma yapışkan duruşlarım kadar,
gitmeden önce son kez
dönüp bakmak kıyısında anlamsız görüşlerim var.
bir sen mi yoktun hayatımda eksikliğini çektiğim,
yokluğunu soluk soluk ciğerlerime çektiğim.
yaşanabilirliğini ölçmeye yeltenmedim anların,
ten kadar sarmışken et ile kemiği bu bırakılmışlık.
kovalamadım hiçbir rengini bu gezegenin,
hangisini beğenirsen onu yüklersin diye omuzlarıma;
sorgusuz sualsiz içime taşırım seçtiğini
ve kendimi sana boyarım kusursuzca.
bağlanmışlığıma neden arama,
çiçeğin ışığa bakması kadar gereksiniyorum sana.
bir sen mi vardın hayatımdan zaman gibi geçen,
bir sen mi yoktun varlığına bu kadar muhtaçken.
aslında hiç anlamsız değildi durmak,
kalan olup gidenin ardından bakmak.
mantığını yargılamadım sevmenin,
medeniyete olan gözden uzaklığını
yaşanabilirliğine alet etmedim bilmeden.
böylesine hissetmiş miydim hiç
inanmış olmanın verdiği huzuru?
bildim mi mutlulukların peşinden koşmak yerine
durup acılara savaş açmanın onurunu?
damağına takılmışken var olmanın sarhoşluğu
nasıl da yağmur misali çöktü üstüme,
biraz aykırılık doluymuş bu sevda dedikleri.
söylememişlerdi mutluluğuna erişmek için
acısını bıçak bıçak sıyırmak gerektiğini.
bezgin karşılanmışken uykularım tarafından,
yalnızlığın koynunda bu mu sevda dedikleri..
kabuksuz yüzerken yalnızlığın koyu dehlizlerinde,
iki dudak arası duraksadık umarsızca bilinmeyene.
suçlu arıyoruz cevaplarımızın her kelimesinde,
zararların köşesinde kendimize sımsıkı tutunup
yanlışlardan çıkan bir yol bakınıyoruz şu kör halimizle.
bilmiyor muyuz kıvrandıran boşlukların verdiği
yapayalnızlık dediğimiz bedenle ruhun kavgasını;
dibine düşerken bile, sonuna varmadan önce
bir yerlere sarılıp içinden çıkmaya çırpınmasını?
sahi, ne zaman unutmuştuk ki beraber kalmayı;
beraber olup, zamanların içinden gökyüzüne dalmayı?
bir şeyler yanlış, bir şeyler yanmış ömürlerimizde
yokluğuna büründükten sonra yapacak bir şey kalmayınca
farkının son istasyonuna varıp da uyuyakaldığımız.
ya kapıları kendimizde arıyarak yapıyoruz en büyük hatayı
ya da başkasını bekleyerek yaşıyoruz en çıkmaz hayatı..
toprağa tohum kadar yakınsın,
canın ylanızlığa neden yakınsın?
olma bitme bir ömür sürerken beden,
boşluğun içindeki yıldızlar kadar uzakta
bitmez bir hasret çekimi kadar yakınsın.
suskunsun geceler boyu yansıman gibi
en muhtaç halimdeyken sana su gibi;
nereden geldiler suskunluğa ait perdeler;
kim dedi ki sözlerine kelepçeler takılsın?
neden bu dilindeki ağırlığın altındasın;
pranga dedikleri örtü kadar muammasın?
küstüren mi oldu çiçek yüzündeki mavi gülüşleri
yüzüm cehennem gibi mi ki ruhun yansın?
fısıltınla deme bana bensiz kalasın,
sensiz bu yürekte yok can atasım.
hesap bile soramazken yokluğuna
nasıl derim neden benden değil de
kıyıda duran tek başınalıktan yanasın?
sormaz mısın hiç yürürken ve dururken
insan olmak varken neden böyle yalnızsın?
ufuktan da uzaktayken bakışların,
gözlyaşların kadar gözlerime yakınsın.
tek başına insan olamazsın dedi.
yürümek sona yaklaşmaktan ibarettir dedi,
eğer yanında biri yoksa; varsa hayattir,
yettiği kadarınca varsa, akıl dolusu kardır.
su dedikleri nedir ki denizin ortasında yalnızsan?
varsa avuçlarından kana kana içtiğin,
dem pahasındadır şu su dedikleri, zehir gibi.
küle dönsen de kurtulmak isteyen yok ama,
ne yapsan da onsuz yaşayamaz hale getirir seni.
gün dediler; gün bile duvarlarının zifiri koyuluğunu
şah damarın kadar yakın da olsa silemez yüreğinden,
beraber nefes alınacak insanın yoksa derinden.
aldığın her soluğu ciğerlerine ileten gücü
sadece sana bakarak verebilen biri varsa başucunda
güneşi bile kıskandırabilirsin bazen.
sözler, günlük safsatalarından başka bir şey değiller
eğer sevmiyorsan ve hissetmiyorsan konuşmayı.
bedensel bir ihtiyaç gibi duyumsayıp
ellerini tutup bakışlarına dokunmadan susuyorsan
teninin sıcağına gömülüdür sözlerin en asili.
"bak" dedi, körmüşüm gibi ısrarla "bak" dedi.
kucağındaki şu yalnızlığın gözyaşlarını tecavüzüne bak!
yakışmıyor hiç sana tek başına olmak.
kadere her anında içinden küfretsende,
tek başına yok sana insan olmak.
bu, hiçliğin verdiği doygunluk hissi.
gerçekleşemeyen her zor istek
ve yerine gelmeyen anılar gibi
sualsiz şekilde yokluğa bürünmek.
bu, geleni gideni olmayan bir yolda
adımları sayamayıp kendine yürümek.
ne sona varmak ne de sonu olan bir yola..
sadece gitmek; hiçliğin içinden, hiçliğin içine...
varış umutlarından yoksun yaşama direnmek..
bir damardan ötekine akan kan kadar
yaşama tutunma sebebimdi seni sevmek..
lütfen, kalkma oturduğun yerden.
bak, sormadan karşına geldim;
kazara bakışlarımızın çarpışmasına
yüreğimden dualar ettim.
dur, gülerken biraz daha uzat gülüşlerini.
ihtiyacım vardı böylesine içtenliğe
uzun zamandır işlememişti kanıma
insan gözlerindeki yıldız takımları.
sabahki çocuk gibisin, şimdi hatırladım.
o da gülüyordu içimdeki karanlık bakışlara;
o da görüyordu ruhsuzluğumun perdesini..
kör gecelerde güneşi bekler gibi demiştim sevdaya.
sen duymamış olsan da bahsetmiştim umuttan
bu sabah, aslında karşımda olmayan bir insana.
ne güzel demiştim, ne güzel söylemiştim;
seni beklemeyi ne de güzel bilmiştim..
israfil üflemeyi böyle bekler miydi acaba?
yanmıyorum aslında, seviyor da değilim galiba.
gülüşüne ihtiyacım vardı sadece.
masumiyetine sığdırdığın olgun duruşun kadar
çocuksu gülüşüne tutulmuştum
ne olur kusuruma bakma.
benzetmiştim sanırım seni,
önceden karşımda beliriveren bir meleğe.
inancımın denge tahtına kurulmuşsun gülüşünle.
karşında duracağım sadece,
sen hiç rahatsız olma..
bu gün bir başka gibi, diğerlerine nazaran..
yeryüzüne yazıp sildiklerimin sayısı
aklımın karış karış yüksekliğinden bile fazla..
hep saçmaladım, hep sustum, hep kustum bu gece..
biraz meyve tadı biraz acı bu kanıma karışan sıvı.
koyu ve gittikçe koyulaşıyor anlamındaki gölgeler;
sen gittikçe derinleşiyor boğazımın düğümleri..
damarıma karıştıkça içki, aklıma karışıyorsun;
gözlerin bana bakıyor, ben ise bulanık gidişine..
karanlığa gömülüyorsun avuçlarımı başıma vurdukça
susuyorum, susuyorsun.. sokak lambası hala burda.
yarım kalmış bir satıra vuruyorsun boyanı.
kollarım başıma sığınaklık yaptıkça, üstüme vuruyorsun.
rahatsız mıyım, ölüyor muyum, sana mı bulaşıyorum?
aklım nefessiz kaldıkça kendimden geçiyorum,
yine de hiçbir zaman sana varamıyorum..