Sıfırın arşına değdi başım tepe taklak;
ağrılar sarıldı, ağrıtan gibi yapmayıp.
Düz bir şerit çekildi, önünde ayaklarım;
uygun adım yürüdüm sensizliğin dibine.
Damla damla süzüldün bedenimden,
damla damla eridim yokluğuna dayanamayıp.
Daha direnip ne edeyim yüreğime?
Kolay sanıyorsan gel de sen dene
özümle gözüne kalıp susmayı...
Birkaç ağaç, bir okyanus
bir de gökyüzü yeter
bir müddet daha susmaya devam etmeme,
susup yüreğime ellerimle direniş göstermeme.
Sen konuş şiir yüzlü, sen anlat...
Gel de söz geçir yakınımdan,
yokluğundan bana bozulan şu aciz bedene...
Davranıp kutsa bakışlarımı varlığınla.
En dibe doğru yol alıyor başım, bırakma!
Yanımızda olması gereken ne varsa yokluğu seçiyor
Ne mi oluyor bize?
Yokluklardan kafayı buluyoruz iyice : )
yüreğine sağlık düşlerin hekimi...
ilk özel baskı çıktı (:
söz ettiğin kitap bu değil mi
artık bir kitabımız da oldu..
tebrik ederim ...
yolunuz böyle güzel şiirlerle ve açık olsun her daim...
ilk özel baskıda beklediğim tepkiyi alamadım... sanırım bu iş üstünde biraz daha düşünmeliyim... (: belki de yeterince yürekli değilimdir ya da yüreğimi yeterince ortaya koyamamışımdır... belki de değersizdir bir avuç yürek, bir insanı sevmeye kalkışınca..
Kaldır ayaklarını, yol uzun.
Bir istasyon var gidilecek;
bir istasyon var seni bana getirecek.
Düğümle bağcıklarını, sımsıkı...
Aman, bir aksilik çıkmasın gelirken;
yollar uzun, yollar tuzaklı.
Sor beni kendine,
kaldır gururunu yerden.
Başından yukarı koyma güneşi dahi.
İnanarak gel bana,
tanrının dünyayı yarattığı gibi.
Anla aşkın anlamını,
sunulduğu kadarını yüreğinle harmanla;
öyle gel bana.
Öyle içten, öyle çocuksu,
öyle sonsuz gel..
Kaldır gözlerini yerden,
utanacak ne var?
Bir istasyon bul yeter,
seni bana getiren...
ve yeterince ortaya koydun yüreğini bunu herkes biliyor benim gibi
...ve değersiz değil bir avuç büyüklüğündeki yürek..çünkü bir insanı sevmiş...yeterince güçlüymüş işte...
Ne olursa olsun ben hala çok seviniyorum bu kitap işine
Öyle içten, öyle çocuksu,
öyle sonsuz gel..
Kaldır gözlerini yerden,
utanacak ne var?
utanacak hiç bir şey yok
bu sefer yalın bir anlatım olmuş ilk okuyuşta anladım
yüreğine sağlık..
artık hep yalın oluyor... çünkü birine yazıyorum (: dahası da var cebimde... ama şimdilik internette paylaşmıyorum. kısmet olursa ilerleyen günlerde birkaçını sizlerle paylaşırım (:
Bizim düşlerin hekimi kendisine şiir yazdıracak birini bulmuş...ve artık şiirlerin sesini duyurabileceğin biri var..ne güzel demek onun için yalın oluyormuş...
kısmet olursa bizde okuyacaz
Nasıl yazdım seni parmaklarım,
sana dokunurcasına nasıl tuttu kalemi, bilmiyorum.
İlahi bir güç gibi kanımda dolaşmanı seyre daldım.
Güzeldin, evren seni taklit edercesine
güzelleşmeye başladı senden sonra.
Umut ve sabrı dokudum günlerime ve gecelerime.
Yüreğimdeki kanı boşaltıp senle doldurdum;
hayatı, hakkını vererek yaşamak için.
Ellerim kenetli inanmayı duvar gibi ördüm
bitmek bilmez mesafelerin karşısına,
direnip aramıza girmesinler diye.
Seni yazdım yıldızlarla gökyüzüne,
ahirete kadar her bakışımda karşıma çık diye.
Gözlerim kapalıyken zaten hayallerimdesin,
bir de gökyüzünden gülümse seni yarattığım şekilde.
İçe bükük kapıları var zamanın;
anahtar yüzü görmemiş kilitleri var.
Dayanana kadar devam et zorlamaya.
Sabrın bulutlara ulaşıncaya kadar devam et.
Yine hesap sorma,
bulaştırma şeytansı edaları bu aşka.
Kim bilir bu koyunun derinliğini?
Kim bilebilir bu kuyunun dibini?
Geçiş izni yok başkasına görüyorsun;
görüyorsun, sana engel yok...
Bu zincirleri kim taktı ki koynuma?
Harp etmeye lüzum yok sevgili,
zaman olmasa da bu aşk değer
zincirlerimin tüm anahtarlarına.
Gel, mecbur bırakılmışlığın dehlizlerinde
beraber dolandığımızı hayal edelim
dudak dudağa, yürek yüreğe...
Yaşamaya vakit olmasa da,
beraber bitelim kader namına...
Bir ömrün boşa geçmediğine işaret
tek bir gün yeter.
Aksın zaman dilediği kadar
deşip geçsin damarlarımdan.
Bir duaya sığınmışım,
tutunacak bir dal yeter.
Kendim vardım bulunduğum yere,
takatim yeter daha nice yerlere.
Bedenim ve yüreğimi taşıyıp
yollara düşmeye var mecalim.
Seyyah olmak kolay dost,
yola düşmeye bir "gel" yeter..
Diz çökmüş bir bedene
ne anlatırsın susarak;
ne beklersin durarak
kulak çınlatan bu sessizlikten?
Gülleri diriltmeye koyulmaya
yüzünle bir gül yeter...
Seni ararım kendimde,
soracak kimsem yok.
Varlığına kavuşmaya sabrım var da,
aşkına kavuşmama bir Allah yeter...
Sevdanı yaşayıp ömrümü adamama,
dünya yüzünde tek bir gün yeter.
Kayıp giden umutların ardından bakarken
gördüğümüz manzara bırakmayacakmış gibi
sımsıkı tutar insanın dilini, dinini...
Kendinden başka akacak yeri olmayan
yorgun bir nehir bu aslında,
döne dolaşa aynı yere çıkıyor yollar.
Sorumlusu yok mu bu suçun?
Suç olduğu da şüpheli zaten..
Önce duyabilme yetin kaybolur,
yavaş yavaş duymazdan gelirsin evreni.
Sonra göremezsin çiçeklerin açmaya başladığını,
veya ağaçların sonbahara hazırlanırken
yeryüzünü sarı ve turuncu renklere boyayışını.
İştahsız oturursun iftar sofrasına.
Bedenin can atarken yaşamalara
sen oturup bir köşede susmayı tercih edersin.
Aşktan uzakken işte böyle bitersin...
Bir duvarın dibinde bir can var
sırtını sorgusuz aşka dayayan.
Etrafında ne bir el var tutan
ne de bir ışık, karanlıktan uzanan.
Kesik kesik solumak gürültücü bir tavırla,
sevdanın odalarında yaşamak için
bir türkü aramak gibi gelir adama.
Kendinden başkasına nasıl anlatır
yalnızlığın kanına döktüğü zehri...
Buz tutmamaya direnen bu bakışlar
kimin sıcağına muhtaç ki yarindan başka?
Kalp atarken neden böyle sebep arasın ki;
yavaşlamamak için neden çarpmasın?
Karanlığa karanlığa neden çarpmasın
bir çocuğun bilinçli gülüşü gibi...
Ne olur yaklaş, bir diyeceği vardır...
Bir dinle, belki amaçsız ömürlere bir şifa verir.
Aşkı sırtlamış bu candan kime ne zarar gelir?