Ergenekon nedir?
Geçen sene İstanbul Ümraniye Çakmak Mahallesi'nde bir evde 27 el bombasının ele geçirilmesinin ardından açılan soruşturma gitgide büyüdü.
Kısa sürede "Ergenekon Terör Soruşturması'na" dönüştü. Bugüne kadar aralarında gazeteci, yazar, çete lideri ve siyasilerin de bulunduğu 100'den fazla kişi gözaltına alındı.
Bugüne kadar Emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin, emekli astsubay Oktay Yıldırım, emekli astsubay Mahmut Öztürk, Kuvva-i Milliye Derneği Genel Başkanı Bekir Öztürk, Fuat Ermiş, İsmail Yıldız, yazar Ergün Poyraz'ın da aralarında bulunduğu 100 kişi gözaltına alınmış ve gözaltına alınan kişilerden 49'u tutuklanmıştı.
Soruşturma kapsamında aralarında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk da gözaltına alınmıştı.
Şüpheliler, "patlayıcı madde bulundurmak", "devletin gizli belgelerini ellerinde bulundurmak" "milleti hükümete karşı silahlı isyana teşvik etmek" gibi çeşitli suçlardan tutuklanmıştı.
Bu sabah da erken saatlerde Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, ATO Başkanı Sinan Aygün ve gazeteci Mustafa Balbay gözaltına alındı. Henüz kimliği belirsiz 3 kişinin daha gözaltına olduğu açıklandı.
Hükümet yanlısı yayınlarıyla dikkat çeken Sabah, Anıtkabir'e ziyaret sayısının düştüğünü bildiren haberinde bu düşüşü Ergenekon'la ilişkilendirip, Atatürk sevenleri Ergenekoncu ilan etmeyi başardı!
İŞTE O HABER:
Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde düzenlenen Cumhuriyet mitinglerinin de etkisiyle geçen yıl rekor kıran Anıtkabir ziyaretçi sayısı, Ergenekon soruşturmasının damgasını vurduğu 2008'de, son üç yıla göre en düşük seviyeye indi.
2006'nın ilk sekiz ayında 5 milyon 360 bin 95, 2007'nin ilk sekiz ayında 7 milyon 664 bin 476 kişi Anıtkabir'i ziyaret etmişti. 2008'de ise bu sayı 3 milyon 529 bin 33'e geriledi. Durumu değerlendiren Prof. Hasan Köni, "Bu düşüş Atatürk sevgisinin azalması gibi yorumlanamaz. Ergenekon soruşturmasının etkisiyle toplumda tedirginlik oluşmuş olabilir" dedi.
evet yani ne alakası var ergenekonla bu ziyaretlerin.
olayı yine yüzeysel görüyorsunuz ergenekon op. sanki Atatürkçülere mi yapıldı ki alaklandırdınız aslında mağdurların bazıları...neyse....
burada birkaç kişi var hala Düşünceleri Türkiye sınırlarını aşamadı çemberin içinde dönüp duruyorlar kırın şu çemberlerinizi açılın biraz pc nize yapıştırın bir dünya haritası belki o zaman dünya diye bir yerlerden haberiniz olur.
Bir seneyi aşan zaman dilimi içersinde Ergenekon ile yatıp Ergenekon ile kalkıyoruz. İlçemizde kendi çapımda bir araştırma yaptım. Halkımıza ''Nedir bu Ergenekon'' diye sordum. İnanın ki herkes bir şey söylüyor ama, büyük bir çoğunluk Ergenekon'un ne olduğunu henüz anlamış değil. Buradan yola çıkarak bir araştırma yaptım. Böyle kısa bir yazı ile Ergenekon'u anlatmak mümkün değil. Ancak, hiç yoktan iyidir.
2001 Mart ayının hemen başında Fatih Cumhuriyet Savcılığına Tuncay Güney hakkında ''Sahte belge düzenlemek, nufuz kullanmak suretiyle teşekkül halinde dolandırıcılık yapmak'' ile ilgili olarak bir suç duyurusu yapıldı. Gözaltına alınan Tuncay Güney'in çok yönlü olarak ifadesi alındı. İfade alanlardan birisi de İstanbul Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi Müdürü Dr. Adil Serdar Saçan'dı. (A. S. Saçan 2008 de Ergenekon Terör örgütü zanlısı olarak tutuklandı!) Tuncay Güney'in ifadesinden yola çıkılarak (6 sene sonra) 12 Haziran 2007 de (Ümraniye 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2007/959 Kararı ile) Ümraniye de bir eve baskın yapıldı. Evde 27 adet el bombası bulundu. İşte her şey bundan sonra başladı. Farklı zamanlarda ve dalgalar halinde aralarında İlhan Selçuk, Veli Küçük, Doğu Perincek, Emin Gürses, Ergün Poyraz, Hurşit Tolon, Şener Eruygur, Sinan Aygün, Kemal Alemdaroğlu, Mustafa Balbay, Erol Mütercimler, Tuncay Özkan gibi isimlerinde bulunduğu yaklaşık 80 kişi göz altına alındı, sorgulandı ve yaklaşık 60 kişi tutuklandı. İşin en ilginç yanı ise göz altına alınan ve tutuklananların pek çoğu birbirlerini tanımayan, ilişkişkileri olmayan farklı kesimlerden insanlar olması. Tek ortak yönlerinin Ulusalcı ve AKP karşıtı olduğu dikkat çekicidir.
Saygı Öztürk'ün ''BELGELERLE ERGENEKON'' Vural Savaş'ın ''HUKUK İLE ALDATMAK'' Kitaplarını okudum. Internet ortamında araştırdım. 2500 sayfalık iddianame ve ekleri ile sonradan tutuklananların henüz hazırlanmayan iddianameleri ile karma karışık bir soruşturma olduğunu gördüm. Bazı hukukçulara göre iddianamede somut deliller ve herhangi bir eylem yok. Genel olarak telefon dinlemelerine ve bazı ilişkilendirilmelere bağlı olarak suç ve suçlu yaratılmaya çalışıldığı izlenimi veriyor. Emekli asker ve ülkemizin aydın insanları ile cezaevlerinde tutuklu ve adı mafya olaylarına karışmış kişiler birbiriyle irtibatlanmış. Şu ana kadar göz altına alınan ve tutuklananların hiç birisi suçlamaları kabul etmediği gibi bugün için Kanada'ya kaçan Tuncay Güney de ifadesini red ediyor ve ifadesini işkence altında verdiğini söylüyor.
Veli Küçük Ergenekon ile ilgili olarak ''At izi ile it izi birbirine karışmış'' diyor. Emin Çölaşan ''Üç beş yazar, emekli asker ve üniversite hocası el bombalarıyla milli iradeyi devirip darbe mi yapacak'' diyor. Kamer Genç ''Bu iddianamenin içinde bir tek İstanbul telefon rehberi yok'' diyor. Hukukçu Prof. Dr. Çetin Yetkin bilinen yönlerini bir kenara bırakarak soruşturmayı yürüten ve iddianameyi hazırlayan savcılara şöyle sesleniyor ''Bir kimsenin üzerine işlemediği bir suç atmak, suçtur'' Vural Savaş kitabında ''iddianame ekindeki 404 nolu klasörde yer alan belgeye göre; Avukatlar ve MİT görevlileri yanında azılı işkenceciler arasında , Fatih Ürek, Şener Şen, Kadir İnanır, Yeşim Salkım, Zuhal Olcay, Hülya Afşar, Müjde Ar, Emel Sayın ve daha pek çok sanatçı ismi sayılmış'' diyor. Mahiye Morgül ''Bir Eğitimci Gözüyle Ergenekon İddianamesi'' başlığı altında müthiş bir yorum yapmış. Bundan daha güzel açıklanamaz düşüncesi ile bu yorumu sizlerle paylaşmak istiyorum.
''Bu iddianame ile, toplumsal-tarihsel belleğimizde kaos yaratılmaktadır. İddianamenin bizzat kendisi bir tür zihinsel kaos yaratma silahıdır. Sadece tutuklananlar değil, toplum olarak hepimiz aynı zihinsel saldırı altındayız Bu iddianamede, bütünsel olarak hiçbir şey yoktur, parçalar orda burada uçuşuyor! Yani bütün iddialar, beyni dağıtmak üzere kurgulanmış!... İddianamedeki tutarsızlıklara düzgün bir mantıkla cevap vermek mümkün değildir. Parçaları asla diğeriyle yan yana gelmeyecek bir 'pazıl' konulmuştur önümüze ve acaba düzeltmeyi başarır mıyım diye oynadıkça, zihinde yaptığı tahribat derinleşecektir. Bence, bu bozuk 'pazıl' aylarca sürdürülerek, en zihni açık insanların bile bundan zarar görmesi, bu iddianamenin arkasındaki güçlerin isteğidir. Hedefleri, ne olup bittiğini anlamakta zorlanan bir toplum yaratmak''
İsterseniz Melih Aşık'ın bir fıkrası ile bitirelim.
Ormanın sevimli yaratığı tavşan kardeş büyük bir süratle kaçarken bir ağacın üzerinden onu izleyen maymun sormuş;
'Nereye böyle son sürat tavşan kardeş?...'
'Filleri yakalayıp hapse atıyorlarmış o yüzden kaçıyorum'
'Eee, sana ne bundan, sen fil değilsin ki'
'İyi de fil olmadığını kanıtlaman için aylar geçiyormuş...'
Ben sadece şimdilik ateş olmayan yerden duman çıkmaz demkle
yetiniyorum
Zamana bırakmak lazım 2500 sayfalık iddaname ufak bir olay değil Adalet yerini mutlaka bulacaktır Türk adaletine Güveniyorum
Birde merak ettim yukarıdaki araştırmayı siz Osman Eren Mi yaptınız?
susurluk faciası ortaya çıktığı zaman devlete kamyon çarpmıştı...herşey aydınlansın diye tencere kapaklarını birbirine vurduk,ışıkları yakıp yakıp söndürdük...şimdi onların da yargılandığı bir durum söz konusu.buna ister ergenokon deyin ister abdülrezzak...sonuç ecevitin dediği gibi devlet içindeki çözülemeyen bir güç.şimdi inşallah çözülür.ama gerçek suçluların serbest kalacağı düşüncesi içindeyim...on yıl sonra da bu gün ergonokonu yargılayanlar yargılanır..burası türkiye...insanın başına ne geleceği belli olmaz.
Bu araştırmayı kimin yaptığını soruyorsunuz.
Bu yazı şöyle yazılmıştır.
1. İkamet ettiğim yerde farklı kesimlerden onlarca kişiye ''Ergenekon sizce nedir?'' diye sorulmuştur.
2. Internet ortamında (bulunabildiği kadar) iddianame ve dava ile ilgili kaynaklar incelenmiştir.
3. Konu hakkında yazılmış kitap ve makaleler okunmuştur.
4. Konu hakkında hazırlanmış TV programları izlenmiştir.
5. İddianamede zanlı olarak yer alan bazı kişilerin geçmişleri araştırılmıştır.
Tüm bunlar yapıldıktan sonra bu yazı ben, yani Osman Eren tarafından yazılmıştır. Bu yazı burada yayınlanmak üzere değil mensubu bulunduğum bir yerel gazetenin bana ait köşesinde yayınlanmak üzere hazırlanmıştır.
Buraya eklenmesi konusuna gelirsek, MAIN-BOARD Ailesini çok önemsiyorum. Ben burada bir Türkiye mozayiği görüyorum. Burada her türlü görüş özgürce paylaşılmakta ve tartışılmaktadır. Sağlıklı, özgür ve hukukun üstün olduğu bir Türkiye için MAIN-BOARD bir boşluğu dolduruyor.
Elbette karşı çıkanlarda, destekleyenlerde olacaktır.
Benim demokrasi anlayışım da bu olup ülkemizi yakından ilgilendiren bir konunun burada da sorgulanması amaçlanmıştır.
Selam ve sevgilerimle...
Mesut Yılmaz:
'Tuncay Güney'in arkasındaki teşkilat ortaya çıkarılmadan Ergenekon çözülemez'
Bir ülkenin Başbakan'ı, ülkenin istihbarat teşkilatına güvenmiyorsa orada bir demokrasiden, hukuk devletinden, sağlıklı bir idareden söz edilebilir mi?
Geçen hafta Mesut Yılmaz, Kanal D Haber'den Işınsu Tezkan Tüz'e aynen şöyle dedi:
"MİT'in kendisinde olan bilgileri, amiri konumunda olan benimle, yani Başbakan'la tam olarak paylaştığını hiçbir zaman söyleyemem."
Bu laf hangi uygar ülkede söylense yer yerinden oynar.
Türkiye'de "normal" sayıldı.
Neden?
Daha önceki başbakanlar da aynı dertten mustaripti de ondan...
Zululular ve darbeciler
"12 Mart belgeseli"ni hazırlarken aynı şikâyeti Demirel'den dinlemiştik.
Şöyle demişti:
"İstihbarat teşkilatı, büyük meselelerde hükümete en son olacak işi söyleyememiştir. Mesela Angola'daki 2 kabile birbiriyle çarpışmış, şu kadar Zululu, bu kadar Mululu ölmüş. Onu size her sabah verir. Ama Ankara'da sizin altınızı oymuşlar, onu haber vermez."
Nitekim dönemin MİT Müsteşarı, Demirel'e darbeyi, tanklar Ankara'ya yürüdükten sonra haber vermişti.
Sivilleşme de çözmedi
O zamanlar denirdi ki, "MİT Müsteşarı'nın rütbesi korgeneral... Kendini Başbakan'a değil, komutanlarına bağlı hissediyor. O yüzden de darbe hazırlıklarını haber vermiyor."
Buna çare olarak MİT Müsteşarı sivilleştirildi.
Ancak bu sefer de siviller arası iç çatışma ve siyasi müdahaleler teşkilatı bir kurtlar sofrası haline getirdi.
Şimdi karşımıza çıkan tabloya bakın:
Devletin istihbarat teşkilatı, Jandarma'nın istihbarat teşkilatı içine ajan sokup bilgi almaya çalışıyor. Bu ortaya çıkınca devletin istihbarat teşkilatı, "O bizim ajanımız değil, bizim içimizde, tasfiye ettiğimiz bir ekibin ajanı" diye açıklama yapıyor.
Ve "derin devlet"i çözmesi umulan dava, bu iç çatışmanın sağladığı verilerle ve bu çatışmanın gürültüsüyle yürüyor.
'Kara kutular açılmalı'
Mesut Yılmaz'la görüştüm.
Kendi başbakanlığı döneminde teşhis ettiği zaafın, bugün de devam ettiğini, hatta giderek kangrenleştiğini, "derin devlet"in diğer kurumlarına da sirayet ettiğini söylüyor.
Ergenekon konusunda "Devletin kara kutusu sayılan kurumlar, ellerindeki tüm verileri yargıyla paylaşırlarsa olaylar ve sorumluları kısa sürede ortaya çıkar" diyor.
Nedir kastettiği?
"Bakın, Tuncay Güney diye birinin evinde Ergenekon örgütünü çözecek çok sayıda evrak bulundu. Bu adam o zaman 22 yaşında... ortaokul mezunu bir genç... Bu evrak kendisine komple teslim edilmiş. Amatör bir iş olmadığı belli... Bu, bir teşkilat işi... Teşkilat onu kullanmış, sonra bırakmış. Ona bu belgeleri veren teşkilat ortaya çıkarılmadan bu olay çözülemez. Mahkeme, bunun elde ediliş şekli üzerinde yoğunlaşırsa iş çözülebilir. Bu, aynı zamanda hükümet için de bir samimiyet sınavıdır.
Zor soru
Baştaki soruya dönelim:
Bir ülkenin Başbakan'ı, kendi istihbarat teşkilatına güvenmiyorsa, istihbarat teşkilatındaki zaafların derin devletin tüm kurumlarına yayılıp kangrenleştiğine inanıyorsa, o ülkenin yurttaşlarından o kurumlara, bu devlete ve süren davaya güven beklenebilir mi?
Ergenekon ve buna benze davalar bitmez,sonu gelmez,olsa olsa bir kaç küçük görevli bir kaç ay ceza alır,olur biter.Size örneğini vereyim.1970 li yıllar,Orduda öğretmenlik yapıyorum,Trabzonda jandarma yüzbaşısı bir yeğenim var,yeğen ikide bir Orduya geliyor,kapıdan hal hatır sorup gidiyor,hiç bir şey söylemiyor.Bir iki derken,bir gün bunu iyice sıkıştırdım ve konuştu.Bizim yeğenin komutasında bir ekip,büyük bir silah kaçakçılığını aydınlatmak için çalışıyormuş,hayli uğraştılar.Sonunda ne oldu biliyor musunuz? "Amca" dedi yeğenim "İşin ucu omuzu kalabalıklara dayandı,bizi görevden aldılar"
Ve bizim yeğen Kastamonuya tayin edildi,elemanlarının her biri bir başka yere verildi.Türkiyede yapılan her türlü yolsuzlukta,bakan,milletvekili,komutan,polis müdürü,müsteşar vb.yetkililerin haberi hatta yardımı vardır.Yoksa bu kadar yolsuzluk,bu kadar kolay yapılmaz.
Ergenekon operasyonu kapsamında
Yeni gözaltılar oldu bugün itibarıyla
Muhalefet iktidarı siyası intikam almakla suçladı
ilginç gelişmeler oluyor Allah sonumuzu hayırlı etsin