Ölüme mahkum edilmiş bir aşktan bu yazılanlar. Gecenin yanağından, savrulmuş yağmurlardan ve toprak kokusundan
Yaşama kafa tutarak geçiyorum gençliğimden.
Parmak uçlarımda, tüm mahçupluğuyla kalemim ayrılığı kusuyor.
Ama ben seni susuyorum dilimin döndüğünce.
Bütün anlamlarını çaldırıyor kelimeler, anlamsızlığımda.
Odama ayak bastığımda ilk önce ölüme mahkum edip kendimi, sonra siliyorum kendi kendimi, sayfa sayfa hayattan.
Sırf parmak uçları yanmış bir kağıttan ibaret değildir yazdıklarım.
Bazen devrilmiş kentlerde konuşur şairin sustuklarını.
...Ve bir acı daha eklendi ayrılık sayfasına
Bak ! yine aynı senaryo ...
Mutluluk dolu birkaç sözcük hüzün dolu bir son
Vurdum saatin yalnızlık çarkına yine sahte birkaç mutluluğun ardından
"Yıkıntı mutluluklar",acımasız sevmeler,dönüşü olmayan göz yaşları
Bak yine aynı senaryo oyun aynı oyuncular farklı
Bitiriyorum bir geceyi daha hüzünle ve bitişimle bu sondu son oyun
...Son senaryo
Unut tüm oyunları bitişimi izle bu sahnede.Vakur bir hayatın son replikleri
Son gülüşler ve son olan her şey
Alkışla kendini bir sonun başlangıcı oldun diye ...
İçime nasıl girdin,nasıl aktın yüreğimden gözlerimden böylesine
Oysa kurallarım vardı
Duvarım vardı kimsenin aşamayacağı
Sen her birini tek bir bakışla,tek bir gülücükle
Ve kocaman yüreğinle yıktın..
Aczimin külliyatında
tüm istikametlerim sana
hiçliğimin en hat safhasında
bir tek rotasın
bir tek seyir
bir tek seni zayi edemedim
içimin dehlizinde
kitabelerde biriken
figanımsın
gecenin kertiğine
büzüşmüş izbeliğimle
istifledim manasızlığımı
.
Hani buz gibi nehirlere bırakmak gibiydi seni düşlerde sevmek
Bir sokak lambasındaki ürkek ışık beyaz bir karanlık
Gözlerimi kapattıgımda ki görebildigim yegane güzelliktin sen
Say ki bir okyanusa rengini veren mavi
Güneşin güzelligindeki kızıldın sen
Ama nerden bilirdim ki gönlüme batıp da başka ellerde dogacagını
Hep seni sol yanımda incitmeden çıkarsızca sevmiştim
Saf ve katıksız gönlüme dogdugun gün
Dogum günümle ödüllendirmiştin kalbimi
Ben seni neden sevdigimi de bilmiyorum
Aşk bardagının bir kulpumuydu içimde sana yanan
Söndüremedi doldurulan meyler içimdeki yangını
Ve eritmedi ateşler içimdeki buz daglarını
Şimdi deseler ki tekrardan baglanır mısın o eşsiz güzellige
Yeniden can katar mısın o üç haneni yüregine
Cevabım hiç düşünmeden hayır olurdu
O kadar yara bere dolmuşken yüregime
Tekrardan sevmek bana ecel olurdu
Ve sırtını dönüp giderken cümlelerim sonuca dogru
Usulca fısıldadım geceye iki kelimeyi,buda son noktası oldu
Duyanlar duymayanlara anlattı
Gözyaşı yalan mıydı bilinmez ama sahiden aktı
Nerden bilirdim ki ben başıma dikilmiş taşın en sade
Ve anlamlı nakışı oldu
Bir düşde böyle hayal kırıklıgı ile son buldu
Zaten hangi mutlu bir film güzel sonla bitebilirdi ki
En acımasız sahneside buya zaten
Yaralı bir kalbin haykırışlarını dinledin sadece
Sonmuz ayrılık oldu
Cümle kapısında kalıyor bütün cevapsız sorular,
kuru bir dal gibi atıyorum kozasına eylül'ün
Bilseydim böylesi gelecek,ve içime dert olacak,
kapının eşiğine dökerdim tüm erimiş ruhumu,
sonra eşiğinde kalıp olurdu sevdam,
basıp basıp geçesin diye
Sözlerin mevsimi hüznün dallarına tutunmuş bir rüzgar gibi
çeşm ile topluyorum yaprakları,
katmerli güllerin boynu bükük,
bahçede lâl olmuş bülbül,
göçlerin kanatları intizam ile dizilmiş,
göğümdeki bulanıklık değil
Şimdi yüreğimle başbaşayım
Avuçuma yaralı bir kuş bıraktılar
Nasıl yaşatırım bilmiyorum
Kendimle,senle,yüreğimle savaşımın sonu
Yaralı bir kuş
Kanadı kolu kırık
Tek bir damla gözyaşı yeter son nefesini avucumda vermeye
Yaralıyım sevdiğim
Tek bir damla yetecek bu nefesimi vermeye
Ama bir sözüm var sana güçlü olup,savaşma-k
Ne zor biliyormusun?yüreğim bende ama atmıyor sanki
Zaman geçmek bilmiyor
İnsanlar kahkalar atıyor etrafda
Benimse gözlerim aktı akacak bir bulut var
Zor tutuyorum kendimi
Kanadı kırık bir kuş gibiyim
Gidemiyorum kanrevan içindeyim
"Peki resimlerle ilgili hedeflerin ne?"
"Tek hedefim var. O da resim yapmak."
"Hedefler gelecekle ilgili olur sanıyordum?"
"Hmmm, gelecek..." diye mırıldandı Mathias. "Sevdiğim bir söz var: 'Zaman ileriye doğru akıp gittiği sürece, büyülendiğimiz 'gelecek' el değmemiş 'geçmiş'ten başka bir şey değildir."
Diana bir süre sessiz kaldıktan sonra, "Yani sen demek istiyorsun ki, gelecekteki bir gün, o günden bir sonraki günde geçmişte kalıyor... O bir sonraki gün de mutlaka geleceğine göre; çünkü zaman ileri akıyor; demek ki 'gelecek' diye gördüğümüz gün, gerçekte ertelenmiş bir 'geçmiş'ten başka bir şey değil. Ama henüz zamanın eli değmemiş bir geçmiş. Nasıl, doğru anlamış mıyım?"
"Daha iyi açıklayabilene rastlamadım."
"Ama bunlar çok felsefi ve bence pratik hayatta bir değeri yok."
"Ben sadece sorunu cevaplamaya çalıştım. Kısacası, ben hedeflerimi varolan tek zamanda, yani 'şimdi'de gerçekleştirmek istiyorum. İşte bu yüzden kendime hedef olarak sadece resim yapmayı seçtim."
"Yine de daha uzun vadeli planların olmalı?"
"Bir planım var tabi ki. San Francisco'dan, San Diego'da yaşadığım küçük kasabaya kadar uzanan sahil hattında resimler yapmayı planlıyorum. Yaz sonunda resimleri yaptığım yerlerden birinde bir sergi açacağım."
"Ve hatta," diye ekledi Mathias, "Serginin ismini bile planladım, 'California'nın Değişen Sahilleri' "
"Hoş isim."
"Ama bu resim projemi zamanında tamamlayabilir miyim, tamamlayamaz mıyım, bunu bilemiyorum. Bilemediğim başka şeyler de var. Projeyi tamamladığım zaman sergiyi açacak parayı denkleştirebilir miyim; denkleştirirsem, sergi için uygun bir yer bulabilir miyim; bulursam, belediyeden izin alabilir miyim; alırsam, sergiyi gerektiği gibi duyurabilir miyim; duyurursam, ilgi olur mu; ilgi olursa ne olur, her şey istediğim gibi gitse bile mutlu olabilir miyim; olursam, bu ne kadar sürer, uzun sürse bile, mutluluğumun bozulmasını engelleyebilir miyim; engellersem, o mutluluğu kaybetmenin korkusuyla başa çıkabilir miyim? Ve bilemediğim şeylerin listesi böylece sürüp gidiyor. İşte bu yüzden tek hedefim resim yapmak."
Unutmadan sevgili. Gözlerimi kapattım Hani her zaman sana dediğim gibi" bir gün gözlerine bir şey olur da bir göz gerekirse karanlıklarına. İşte bak yine gözlerimi sana verdim. Kapattım ışıklarımı. Annemin tülbentiyle perdeledim güneşi. Sağım- solum karanlık mı sanıyorsun şimdi. Tut ellerimi şimdi. Gözlerin ışığım, adımların adımlarım olsun.
Ne çok isterdin, değil mi — masanda, dingin, suskun, yalnız otururken, çevrende dizi dizi defterlerin, yazı dosyaların, kağıt zarfların, içiçe kalem kılıfların, gözlük kabın, yanında ayrı ayrı sıgara paketlerin, bira şişen, yarı dolu bardağın, yazdıklarını temize çektiğin daktilonun başında, kulağında derin bir müzik, bir an, yaptıklarını, yapamadıklarını, yapmakta olduklarını düşünerek dalmışken, dışarıda, karşındaki tülün örttüğü ışığın içinden, akşam yağan yaz yağmurunun berraklaştırdığı ılık havada, parlak öğle güneşi altında, Güney'den gelip birdenbire pencerenin pervazına konan, Poyraz'ın uçuşturduğu açık kahverengi, uçuk gökrengi tüyleriyle, orada, bir an aldırmazca duran, dönen, sonra, bir kez zıplayıp, başını çevirerek, yeniden kanat açıp, sanki kaygısız, tasasız, dertsiz, Kuzey'e doğru uçup giden o ufacık kuş, bir daha gelse — ama, bir seferliktir uçuşu; gelmez bir daha.
Ne zaman hüznüne dokunacak olsa
Rüzgarı sonsuz yapraklar gibi kırpışırdı gözleri
Yine de anılarına değerdi birer ikişer
Yine de yağmur olup sel giderdi içirtmeleri
Hele içindeki yolculukları sınamaya kalksa
Bütün garları trensiz bulurdu..
ve yolları yolculuklarda unutmak gibi belki kayan yıldızlar kadar kendine de uzaktı.