Ne zaman hüznüne dokunacak olsa
'Rüzgar'ı sonsuz yapraklar gibi kırpışırdı gözleri
Yine de anılarına değerdi birer ikişer
Yine de yağmur olup sel giderdi içirtmeleri
Hele içindeki yolculukları sınamaya kalksa
Bütün garları trensiz bulurdu..
Ve yolları yolculuklarda unutmak gibi...
Belki kayan yıldızlar kadar kendine de uzaktı.
Maviliklerle kaplı bir dünyam vardı
Ağlarına düşene kadar
Okyanuslar hayal ederdim
Küçüktüm daha küçücük
Büyüdümde ne oldu baksanıza
Tezgahtaki bir istavrit gibiyim
Çırpınsamda nafile
Maviliklere alışkın gözlerim öldü...
Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!
çok derinlerde gökyüzü yüreğin
uzanıp dokunamadığım
ateş dilidir sözlerin yorgun yüreğime
eşkıyayım ya
inmeye gözüm yemiyor düzüne
vuruldum her kezinde
kafamda mıh gibi taşıyorum
gözlerinin şafağını
ölçüp biçiyorum amed düşünü
umudumda koyacak yer bulamıyorum
yüreğine ayak bağı olmamak kalıyor geriye
bu eşkıya sevdayı yürek dağıma çekmek
kendi ikliminde yeşil kalmak
şewe
ayrı akan ırmaklarız
başımızı koyacak şahtularabımız da yok
sözlerin resmi kıyafetli eşkıyalığıma
oysa hani bakışlarında bir ara
leyli eşkıya parlar
şafak atar gözlerinde ya
ölürüm
yüreğim içer zeytin karası gözlerinin şevesini
şiir gözlerinin bakışlarına dizilişi olur o dem
meğer yoksul kalacakmışız dünyayla
doğmasaydın eğer
göğü yırtan dağ başı olursun
servi duruşunla ya
yüreğim olursun
seni kucakladığımda
bir kucak kara gül
ve bırakıp gidiyorsun
gitmekle iyi ediyorsun
kalırsan mahkumun olurum
suçlun biliyorsun
hala yangın yanlarım var kuytumda
kabuksuz yaram şeve
acılarım gözlerimde gülüyor
sustuğum her söz sinemde mezar kazıyor
ben baş taşına kesen bir yüzüm hala
karanlığa
gel gör ki artık
bir yara var elimin altında
yüreğimde tuttuğum
onulmaz
ömrümde öyle taze ve diri kalacaksın yüreğime
kavuşmamak gibi
..
DELİKLİ kalburda su durmaz Hayatımız delikli bir kalbur, bir süzgeç gibi Süzüp de geçmeliyiz. Güzel şeyler kalmalı geride, elimizde Tozundan, tortusundan arındırmalı hayatı, saflaştırmalı. Kolay mı bu? Elbette değil. Ama niçin buradayız, niçin yaşıyoruz? Başka çıkar yol ya da başka çare var mı? "Ya çaresizsiniz, ya çare sizsiniz."
Önümüze sunulan nimetlerden sadece burası için değil, öterlerde de istifade edecek yolları ara
" İki dirhem bir çekirdek hazırdı yüreğim , yüreğine misafir gelmeye !
En kırmızısından kuşanmıştı Aşk'ı . . .
Aşk ki dünyanın en uzun üç harfli kelimesiydi bildiğim bütün dillerde !
Bir sen diye başlasam mesela anlatmaya ,hiç konmayacak bir son nokta kalacaktı ellerimde , Ömürlük . . .
Sevmek gibi yani seni !
Bile bile. . . ;
Yetmeyecek bir Ömür seni sevmeye iç çekişiyle üstelik . . .
Havva dünde kalsa da Âdem onu hep bugünmüş gibi bildi.
Hiçbir şey giderek uzaklaşmadı. Hiç olmamış gibi olmadı.
Artık zaman vardı ve Âdem'in istemediği kadar çoktu. Lâkin Havva yoktu ve bir tek Havva'nın hasretinin üzerinden zaman geçmiyordu.
Yeryüzünün o zamanları bu zamanlarına uysaydı, Âdem'in kırk yıl ağladığı, seksen yıl beklediği, Havva'nın yüz yıl gelmediği bile söylenebilirdi. Ama mutlak olan sadece kalbin zamanı.
Kalbin zamanı: Cennet zamanı.
Canlıydı orada her hatıra. Onda unutuş yoktu.
Aşkın zamanı: Ân-ı ebedi: Bitimsiz şimdi.
Âdem kalbinin zamanında o kadar bekledi. Havva o kadar gelmedi...
Evet dostum,
Bu şiir senin için yazıldı..
Seni acılardan kurtarma operasyonumuz başladı..
Şimdi karşına çıksa?
Neden bizi kirletti diye sorarsın biliyorum..
Hayatımı,genç kızlığımı,küçüklüğümü,geçmişimi..
Sonra geri gelse diyorum..
O sende gittiği gün öldü..
Geri gelemez biliyorum..
Dostum O sende açılan en büyük yara..
Evet!
Büyüdün galiba..
Yaş 21.
Bu aşkta da hep böyleydi onun yüreğindeki koltuk sayısı..
2+1