Kardeşiyle sokaklarda hep
Bir örnek giydirilen sen
Nasıl sevmezsin eşitliği
Yürürken düşen çoraplarını
Aynı hizaya getirmek için
Annen değil miydi önünde diz çöken
Sunay AKIN
Ne demeli şimdi
Bir çiğdemin toprağı yırtışını seyredişim
Göğe mi dokunmalı, ucuna mi körpe filizin
Öyleyse karanlık sokaklarda koştuğumu düşün
Ay gene bir kadın gibi sarkıyorken denize
Dirseklerimle böğrüme gömdüğüm titremeyi düşün
Oradan göğsümü kaplayışını soğuk bir terin
İlk sözcüğü anlamla birleştiren çocuğu düşün
Onun kavradıkça derinleşen şarkısını
Vay perçemle günün huysuzluğu dolaşan kısrak
Vay acemi öpüşlerden gövdeme boşalan acımtırak haz
Telaş, kıvranış parıltılı gözlerdeki atılganlık
Ya görevin ne senin görevin
Oynaşmak değil mi içimdeki savaşmak duygusuyla
Ve benim nevresimim kararmışsa kirden, rutubetten
Sarhoşsam gülümseyişlerden ağlayışlardan
Ve kaynak sularıyla üstüme yağan aydınlık hulyaları
Senden gelen ısıyla koruyorsam
Ne demeli simdi
Ey serçelerin sabahlarla doluştuğu cıvıltı
Ey bir romanın olur olmaz yerinde dikkatti çeken hayal
Kalbimi çevreleyen sevda gözeneyi
Acıyış, şefkat, umursayış, hırçınlık seli
Beni düşün öyleyse
Beni hayretin ve karanlığın eşiğinde
Beni fitillerde başlayan bir fısıltı
Anında ilk satırı yazarken bir bildirinin
Kulaktan kulağa dolaşan haberlerin bağrında
Beni dar camlarda değil
Bir bulutun seyrinde düşün
"Burada ortasında sıçraya sıçraya kabaran alevlerin."
Nihat BEHRAM
"Özgürlüğüme" ihanetimdin,
Aşk olsun dedim..
Sol yanımı dinledim
Dinledim de bilemedim;
ben koşmayı öğret dedim daha yürüyemeden ben, bırakıp gittin..
sahi ben senin neyindim ki yar(!)
böyle kolay vazgeçebildin?
İnsanoğlu
yaşadığını
sanır,
Halbuki
bu yaşamak
değil.
Yelken
açmış
çıkar denizine,
Kıskançlık
rüzgarı ile
savrulur.
Bencillik
ateşi yakar
yüreğini,
Yüzsüzlük
yağmurunda ıslanır.
Sahtekarlık
ırmağında akıntıyla,
Duygusuzca
yol alır sonsuzluğa.
Kurduğum en güzel tümce
Düşünebildiğimce
Yani yüreğimce
Sen olasın diye
Pespaye dilenci elleri kurşuni,
Tuvaline benliği yoksun ressam,
Düş deviren azad ozanım.
Ve elbet sonsuzca
İzdihamlar örgütlenecek yüreğimde.
Bildiğim en güzel bilgi,
Gördüğüm en güzel görünüm,
Yaşamak sevmenin gururudur diye
Gözlerinin baktığı o ebruli.
Düşündükçe anlatılmaz sesler, renkler dergahı o ebruli
Bil bunu;
Aşkın celalisidir benliğim
Kutsal kitapların bir yanına tutuşturulmuş,
Ilık ilkyaz esintisinin beşeri tılsımıdır.
Ve kendimi bildikçe
seni bileceğim.
Esrarengiz bir mavi iklimlenmiştir artık
Düşüncelerimin başucundadır
Kurduğum en güzel tümce !
şimdi gidiyorsun
git
oysa senden tek bir damla istemiştim
sana kocaman bir deniz sunmak için
şimdi gidiyorsun
git
ne zaman başladı bu hikaye
anımsamak zor
gençtim
hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
komazdı öyle üç-beş nöbetleri
geceler içimi acıtmazdı böyle
bir insan bu kadar eksilebilir mi
hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adamvardı
bu şehrin biryerlerinde
düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
o adam bendim unuttun mu
bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
seni unutamadı
işin kolayına kaçmadım
uğruna ölmedim yani
uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
sen bunu da bilmedin
ben bir bakışına bin anlam yükledim
sen aşka kestirmeden gittin
bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
şimdi gidiyorsun
git
bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
bütün ışıklarımı söndürüyorsun
bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
yazıklar olsun yazıklar olsun
susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
hani sen sevdiğini
yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin
uzun lafın kısası yoktur
anlatacağım çok şey var
hoyrat bir rüzgar gibi geldin
aklımı hayatımı dağıttın
şimdi gidiyorsun
git
daha ayrılığa bile çarpmadan
aşk bize döndü
bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
ama sana dokunmak da yasak bana
göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
sen var ya sen
allah kahretsin
yani şimdi
gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
yani şimdi başkaları mı sevecek seni
ben saçlarını okşadığım zaman
ellerin öksüz kalırdı
şimdi gidiyorsun git
söz duyarsam bir gün itin birinden
sökerim yüreğim göğsüm ipinden
korkum yok bilesin elin dilinden
işler bana kurşun gibi gülüşün
yüreğin söz olup düşsün dilinden
işler bana kurşun gibi susuşun
zaman sakalını uzatıyor yüzünde, kırlaşarak
iştahını etinde biliyor yalnızlık
karanlık üstüme üstüme geliyor
yüreğinde göç sesleri
bir göç niye kabuk bağlamaz
kanar ha kanar...
çok derinlerde gökyüzü yüreğin
uzanıp dokunamadığım
ateş dilidir sözlerin yorgun yüreğime
eşkıyayım ya
inmeye gözüm yemiyor düzüne
vuruldum her kezinde
kafamda mıh gibi taşıyorum
gözlerinin şafağını
ölçüp biçiyorum amed düşünü
umudumda koyacak yer bulamıyorum
yüreğine ayak bağı olmamak kalıyor geriye
bu eşkıya sevdayı yürek dağıma çekmek
kendi ikliminde yeşil kalmak
Zaman sadece gitme zamanımıyd?
Biz içine umudu mu katmamıştık özlemli eşkiya gecelerimizden
Çocukları sakın savaşa gönderme
Sen savaştın hayatla
Aşktın
Yoldaşlığımın en dokunaklı dalıydın
Yanıktı yüzünün öbür yarısı...gurbetimde..görüş günlerimde yaşadığından..
Sürgündü hayatın diğer yarısı...
Yarısı dünyanın yanıktı...ateşti..közdü...
Neyleyim
Hüznüme yine ağıtlar yaktım türkçesi bozuk sesinden...
annemin sesinde,
gül bahçesi oldu yüzün.
ve şimdi,
kuşlar tünemiş elektrik tellerine.
aslında kuşlar sevgilim,
kuşlar bize her mevsim
aşktan türemiş bir kelime.
"bir şeyden kaçıyorum bir şeyden,
kendimi bulamıyorum
dönüp gelip kendime
yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum,
kendime bir yer...
kafatasımın içini,
bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım
ölü ben'im kendini izlesin her yandan,
o tuhaf sır içinden!"
"Satırlarca sevdim seni, ve her dizende kurudu dudaklarım.
Senli hecelerin ünlemi olmak istedim deli gibi hemde,
ama her dizgide biraz daha kambur kaldım...
senden geçiyorum,
bıraktıgım bütün aldanmışlıklar ve kaçırdıgım randevularım,
birlikte izleyemediğimiz filmler veyahut sana söyleyemediğim onca şarkı...
aktı su,
aktı ömrüm,
zaman beni senden öteye attı!...
dizlerimdeki yaralar şahidimdir;
senden ayrı aldığım her nefes, mıhlarca beynime battı!...
senden geçerayak yol tutuşumda,bilemedim affet; içerim beni sende bıraktı..."