Küçük bir çocuğun korkulu bakışları arasında yitirdim sabrımı.
Hayallerim tepe taklak, nedenler yanı başımda sözlerim ağır,
yüreğimde acı ..
Cevabı olmayan sorular biriktirdim sessizliğin koynunda
Yarını olmayan tozlu yollara saptım,
bir kelebeğin yaşamı kadar yaşam biçtim kendime.
Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör
sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur
ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır
gürültücü bir salağın anlattığı
ki yoktur hiçbir anlamı.
İçimde kalan tek ülkesiz şahidim olsun ki...
Sırf gözlerindeki bir damla umut adına...
Varlığını yok sayacam..!!
Ülkemi inşa edecem en yüksek tepelere...
Ş...
"önce dişlerimiz dökülmüştü, sonra saçlarımız..
ardından birer birer arkadaşlarımız..
şu canım dünyanın orta yerinde birbaşına, yapayalnız..
kırılmış kolumuz kanadımız..
tatlı canımızdan usanmışız.."
....
Benim ülkem,
Oyun oynamasını bilmeden oyunlara gelen
Taparcasına sevdiğini bir gecede silen
İnsanlarımın güzel ülkesinde pislenen tabiatın temizleyicileri
O güzel insanlar
Yeniden yeşermeden toprağın üzerinde
Anaların rahminde
Değişim, seline katıp götürecek bizleri
Tarihi kalıntılarda izleri bulunmayacak günlerimiz bu günlerimiz
Eğer hüzünlerimiz bir yerlerde saklanıp
Taşların arasında fosil olmuşsa
Anlaşılmamız mümkün olacak
Hüznün dili ortaktır çünkü
....
hayat akışta tende bedende
bütün bir güne
dolunay salkım saçak
sabaha karşı bir doğum
biri karşı kıyıya geçti
ve baba efkar cigarasında
bir erkek farkında farkındalıgının
dolunay iniyor tepeden ağır
kuş sesi cıvıldaşıyor ortalıga
köpek havlıyor
dallar şakırdıyor
çokşükür
ağaç yaprak dökmede
işten dönerken birkadın
yıldızlar koynunda
ve biri aşkın kanununu yazmada
yeniden yeniden sazının telinde
Ne zaman hüznüne dokunacak olsa
Rüzgarı sonsuz yapraklar gibi kırpışırdı gözleri
Yine de anılarına değerdi birer ikişer
Yine de yağmur olup sel giderdi içirtmeleri
Hele içindeki yolculukları sınamaya kalksa
Bütün garları trensiz bulurdu..
ve yolları yolculuklarda unutmak gibi belki kayan yıldızlar kadar kendine de uzaktı.
İnsan özgürdür çünkü kendi değildir, kendine karşı bulunmadır. Olduğu şey olan varlık özgür olamaz. Özgürlük tam da, insanın kalbinde olmuş olan ve insanın gerçeğini olmak yerine oluşmaya zorlayan hiçliktir. İnsan gerçeği için varolmak seçmektir: hiçbir şey, alabileceği veya kabul edebileceği, ne içeriden, ne de dışarıdan ona gelmemektedir. İnsan gerçeği, hiçbir türde hiçbir yardım olmadan, en küçük ayrıntıya kadar kendini oluşturmanın dayanılmaz zorunluluğuna tamamen terkedilmiştir. Böylece, özgürlük bir varlık değildir; insanın varlığıdır yani onun varolma hiçliğidir."